ACISI YARIM KALMIŞ KISA ÖYKÜLER - 3 (İNCE SIZI)

Birbirini tamamlayarak devam eden kısa ve zincirleme hikayeler

ACISI YARIM KALMIŞ KISA ÖYKÜLER - 3 (İNCE SIZI)

6.KISIM

İnsan onun yüzüne bakınca yılların karmaşasını sezebiliyor. Küçük bir çocukken okuldan eve koşuşu, annesinin zorla sırtına bezi sokuşturması, kardeşleri ile yaramazlıkları ve o sobanın yanındaki Pazar akşamları...Onunda yüzüne bir zamanlar soğuk kış gecelerinin birinde soba başındayken kızılın rengi vurmuştur. Peki ya şimdi diyor insan alnındaki ince işçilikle döşenmiş izlere bakarken...

Ellerini boyuna sokuşturuyor paltosunun ceplerine ama gizleyemiyor soğuktan kıpkırmızı kesilmiş kulaklarını, delik kundurası içindeki yuvasız ayaklarını, paltosunun içinden sızan ince soğuğu..ve en çokta feri sönmüş gözlerindeki yalnızlığın soğukluğunu gizleyemiyor. Her hareketi, bakışı, sözleri derininde her gün üşüyen o çocuğu gizleyemiyor...

7.KISIM

O terk edilmiş değildi! Yalnız, kimsesiz hele hiç diyemezlerdi! Hem kanıtı da vardı. Yüzünü öpmelere doyamadığı çocuğunun kokusu henüz bağrındaydı. Uzun gecelerine yoldaş olan eşinin gözleri hala hatrındaydı. Kimse cüret edemezdi "Hayır!" alışmayacaktı "Hayır!" kabullenmeyecekti bu durumu..Yalandı hepsinin sözleri...Hem ocaktan henüz alınmış dumanı tüten -eşi olsa ne de severdi hele fıstıklarını onun için ayırıp verirdi- helvaya açlıktan ölmüş gibi saldıran onlar değil miydi? 

Acı içinde bağrım, derinlerde kıvrılmış ve dizlerini göğsünde toplamış o çocuğu gizleyemiyorum. -Fark ediyorlar mıdır? Sanmıyorum...şu helvaya kaşık atışlarına bak nasılda iştahlı. Halbuki 40 düğüm oldu boğazım. -Acaba görüyorlar mıdır?  Nefesim kesiliyor soluk aldıkça...

-Çokta gençti yavrucak toparlak yüzü pak. Genç yaşta dul kaldı ya sen ona bak! Vah vah hele bu cılızlıkla nasıl yapacak? dediler, diyorlar, susmuyorlar, her helvaya kaşık atışlarında üzerime kırk kat toprak atanlar...

8.KISIM

Gaz lambasını hafif kıstı. Bütün kışı burada geçirmek zorundaydı. Kalemin mürekkebi kağıda damladıkça aklına yaşanmışlıkların hüznü çöküyordu. Çözüme kavuşturulması gereken onlarca problemi bir köşeye çekip usulca titreyen ellerinin sakinleşmesini bekliyordu. Nefesi kesiliyordu bu soğuk kış gecelerinde..geceyi, eskiyi, annesini ve pamuk elleriyle uzattığı mandalinaların kokusunu anımsıyordu.
Yan taraftan bir kurtarıcı el bekledi. İstediki sözlerinin hükmü geçecek bir şefkat abidesi tek bir hamle ile geçirsin tüm geçmişin silinmeyen izlerini. Yarına kalmasın heveslerin zerresi.
Sorguladı. Her anı. Şimdiyi ve geçmişi. Gücü yetse geleceği bile sorgulardı. Takvime baktı yıl 1957. Zavallı elleri 78, gözleri 88, kendisi ise takvimde 52 yaşındaydı. Kalbine sorsalar 30. Bitmiyordu telaşı. Yaşı, yası takvimde ki gerçeğe yetişemiyordu.