Bir Dünya Dert

Bir Dünya Dert

Dünya telaşının büyüklüğü ve küçüklüğü olur mu?, demeyin. Olur elbet. İnsanların içindeki bulundukları durum ve şartlar onların edindikleri derdi belirler. Bir dert insana göre değişkenlik arz eden, oldukça öznel bir yapıya dönüşür. Dert var dert var, tabiri de elbet böyle ortaya çıkar.

Kendinden büyük derdi olanları görenler, şükür mü çeker yoksa onların daha büyük dertler altında sapasağlam duruşuna mı imrenir bilemem. Ama küçük dertlere dert diyenleri görenler elbet şükür çekmez de, onların dertlerine kesin imrenir.

Dünya karşısında sapasağlam durabilmenin yolu derdin geçmesinden değil, sende bıraktığı etkiyi senin nasıl değerlendirdiğinde yatar. Sende mutlaka bir iz bıraktığının bilincinde olman, değişmen, aynı kalmaman ve kırasıya mücadele etmen gerekir. 

Çocuğa niye koşuyorsun, konuşuyorsun, gülüyorsun? demeyi ve bunu hata kabul etmenin asıl hata olduğunu anladıysan ve bunu dert olarak görmeye başladıysan "Ben neden yaşıyor, surat asıyor, şikayet ediyor ve bu dünyaya gelmiş ve burada çocukların sesini duymaya değer bir görevdeysem elbet bir sebebi vardır düşüncesini de idrak etmeye başlıyorsun demektir."

Öylesine ve boşuna olabilir mi? Hayat hep eksilerle tamam olabilir mi? Bu dünyaya bir artı koyamaz, bir çözüm üretemez, ve gerçekten bir kere de olsun" Bardağın yarısı dolu!" diyemez misin?

Ben güneşin adaletinden utanırım. Her gün şu suçlu, şu kötü, şu sokak hırsız doluu demiyor ve doğuyorsa sen de tüm ışığını yaymak adına daha istekli olmalısın. Senin işin bu. Işığını fark et ve kimsenin ışığını da söndürmeye hakkın olmadığını kabul et.