Felsefe, Hayatın Yolu - Bölüm 3, Anaksimandros ve Anaksimenes

Himation giymiş beyaz uzun sakallı bir adam yerde uzanmış geceleri gökyüzünü inceliyor. İrili ufaklı uzak yakın pek çok yıldız gökyüzünde parıldıyor. Bir de ay düzenli olarak gün be gün tam daire olup sonra gün be gün azalıp kayboluyor, sonra yine aynı döngü. Güneş çıkınca hepsi görünmez oluyor…

Felsefe, Hayatın Yolu - Bölüm 3, Anaksimandros ve Anaksimenes

Miletos Okulu filozoflarından Thales’in öğrencisi olan Anaksimandros ile yola devam edelim. Anaksimandros müthiş bir filozof; astronominin kurucusu, kozmoloji geliştirmiş, evrimci düşüncenin öncüsü, Platon’un idealarının da bir nevi öncüsü… Tabii ki o da hocası gibi arke sorunu ile ilgilenmiş, fakat çözümü hocasınınkinden farklı olarak monist bir yaklaşım değil, yani tek ve sınırlı bir madde olarak kabul etmemiş arkeyi. Hatırlayacağımız üzere Thales arkeyi su olarak belirlemişti.

Anaksimandros’a göre arkeApeiron”dur. Peki “Aperion” nedir? Eski Yunancadaki sözlük anlamı “Sınırlı olmayan”dır. Anaksimandros göre evreni oluşturan ilk madde, ilk ilke sınırsız ve sonsuzdur, doğmamış ve doğrulmamıştır yani “Aperion”dur. Tüm zıtlıkları bir arada barındırır. Her şey aperiondan var olur ve yok oluşlarında da tekrar ona döner. Aynı zamanda evrendeki devinimin de sebebidir. Tüm var olanların ondan nasıl bir hareket ile meydana geldiğini açıklamaz. Duyularla algıladığımız dünyanın ötesinde de var oluşlardan bahseder. Aperiondan sınırsız ve sonsuz olarak bahsetse de bir kütlesi olduğuna inanır ama bu kütlenin nerede olduğunu açıklamaz. Hem sınırsız hem sonsuz hem de kütlesi olan bir şey olması açısından sanki biraz çelişkili bir durumdur. M.Ö. 610 ile M.Ö. 546 yılları arasında yaşadığını düşünürsek bu görüşleri yine de muazzamdır.

Astronominin kurucusu olan Anaksimandros’u hep şöyle hayal ettim;  himation giymiş beyaz uzun sakallı bir adam yerde uzanmış geceleri gökyüzünü inceliyor. İrili ufaklı uzak yakın pek çok yıldız gökyüzünde parıldıyor. Bir de ay düzenli olarak gün be gün tam daire olup sonra gün be gün azalıp kayboluyor, sonra yine aynı döngü. Güneş çıkınca hepsi görünmez oluyor… Sürekli gözlem yapıp notlar alıyor, düşünüyor, tekrar gözlemliyor…

O dünyayı eni boyundan büyük olan bir silindir şeklinde düşünmüş ve insanları düz alanında yürüdüklerini belirtmiş. Ondan önce Thales suyun üzerinde bir tepsi gibi duran dünya olarak ifade etmişti. Bu silindir havada hiçbir şeye yaslanmadan durur. Silindir şeklindeki dünyayı kaplayan dokuz katman var. Bu da evren. Bu katmanlar içi ateş dolu dairelerdir ve dönerler. Bu dairelerde oluşan çatlaklardan güneş, ay, gezegenler ve Samanyolu görünür. MÖ 7. yüzyıl için bu tasarım müthiş değil mi?

Hiç bir şeye dayanmadan duran silindir biçimindeki dünya, ilk ayrım başladığında sularla kaplanır. Var olan tüm canlılar suda yaşayan canlılardan evrilerek meydana gelmişlerdir der. Bu görüşü evrimci düşüncenin öncüsüdür.

Bilim insanı olan Anaksimandros kozmoloji geliştirmiştir; yani evrenin bir bütün olarak incelenmesi görüşünü. O sadece gökyüzünün haritasını yapmaya çalışmamış, dünyanın haritasını da yapma girişiminde bulunmuştur. Ayrıca güneş saatinin yapımında büyük katkısı vardır.

Ayrıca Anaksimandros tarihte öğretilerini kaleme almış ilk filozof olarak geçer. Maalesef ki bu yapıtlar bize ulaşmıştır.

Anaksimandros’dan sonra öğrencisi Anaksimenes gelir. O M.Ö. 585-525 yılları arasında yaşamış olan Miletos Okulu’nun son filozofudur. Anaksimenes’in düşünceleri ilk çağda çok etkili olmuştur. Bunun sebebi Milet’i Perslilerin alması sonucunda öğrencilerinin dünyaya dağılmış olmalarıdır.

İlk defa canlı-cansız ayrımını yapan filozoftur. Bu ayrımı yapmasının kök sebebi “Arke” çözümünden kaynaklanır. O da Thales gibi arkeyi monist bir yaklaşımla tek bir madde ile açıklamıştır. Ona göre ArkeHava”dır. Bunun temel iki sebebi var. İlki hava sudan daha çok yer kaplar.

İkinci sebep ise Yunancada hava soluk anlamına da gelir. Soluk ise ruhtur, canlılıktır, yaşamdır. Tüm canlıların ruhunun olduğunu kabul eder. Canlıları ayakta tutan ise ruhlarıdır. Buradaki ruh metafiziksel anlamda değildir, yani soludukları havadır.  Ölümle birlikte ruh bedeni terk eder.

Canlı cansız her şey havadan oluşur. O, oluşları havanın sıkışması veya seyrelmesi üzerinden açıklar. Hava yükseldikçe seyrelir ve ateşi oluşturur, sıkılaştıkça sırasıyla buhar, bulut, yağmur ve su oluşturur. Su sıkılaşınca toprak, sonra da taş oluşur. Nasıl bir düşünce değil mi? O zamanın koşullarında, M.Ö. 6. yüzyılda deney yapmadan (Çünkü bilimsel yöntem olarak henüz deney bilinmiyor, kullanılmıyordu) sadece gözlem yaparak, mitoslara bağlanmadan aklını kullanarak yapmış tüm bu açıklamaları.

O da diğer Miletos okulu filozofları gibi astronomiyle de ilgilenmiştir. Kristal kürelere çakılı çiviler olarak adlandırdığı sabit yıldızlar ile gezegenler arasında ilk ayrımı yapan odur. Tek ışık kaynağının güneş olduğunu söylemiştir. Bu muhteşem bir keşif. Ay ve güneş tutulmalarının tam zamanları hesaplamıştır.

Evet, şu ana kadar ilk üç büyük dev ile tanıştık; Miletos Okulu’nun bu üç büyük filozofu  Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes. Hayatta her şeyin bir sonu olduğu gibi bu okulun da sonu oldu, sebebi de Pers saldırıları. Bu okul dağılınca felsefe çalışmaları Güney İtalya’da bulunan Yunan kentlerine geçti. Bugün için bazı düşünceleri çok garip veya saçma gelebilir bize, ama o günün koşulları altında düşünüldüğünde muhteşem fikirler, muhteşem buluşlardır hepsi. Bir kısmı keşfedilmeseydi şu anda insanlık olarak Mars’ta yaşama hayalleri kuramazdık.