Gogol - Bir Delinin Hatıra Defteri

GOGOL'ün "Bir Delinin Hatıra Defteri" adlı eserinin kısa özeti, tahlili

Gogol - Bir Delinin Hatıra Defteri

Gogol tarafından kaleme alınan bir eserdir.

Gogol'un 1842 yılında yazdığı Bir Delinin Hatıra Defteri, çeşitli tiyatro toplulukları tarafından birçok kez sergilenmiş, tek perdelik, tek kişilik, seyirlik bir oyundur.

Ben Gogol'ü ilk defa Ölü Canlar eseriyle tanımıştım. Ardından Palto öyküsü ile daha bir ısındım. Hem hicivli hem esprili yanı beni çeken bir özellik oldu. 

Bu eserini de Ölü Canlar ile aynı dönemde yazmıştır ve diğerlerinde hissedilen devlet memurları ile memuriyet binalarının içinde bulunduğu ahlaki düzen yine burada da mizahi açıdan ele alınmış. 

Bu eserde; Gogol bize, Rus bürokrasinin işleyişini tüm gerçekliğiyle, hayata tutunmaya çalışan bir şizofreni hastası devlet memurunun gözünden anlatmaya çalışmıştır.

Baş kahramanımızın isminin, Palto'da olduğu gibi ismin veriliş hikayesi ile biraz üzerinde durularak bize sunulacağını düşünürken tam aksine kahramanımızın ismini hikayenin en sonunda, hastanede iken öğrendik. ( Axanti İvanovic) Bu bilinçli bir saklayış mıydı, yoksa bir unutuş muydu ? Bilemiyorum...

Hikayede kahramanımız bir devlet dairesinde memurdur. Yanında kendisine hizmet eden Mawra isimli kişi ile yaşar. Devlet dairesi ile evi arasında geçen bir yaşantıdır onun ki...Bu tek düze yaşam için, bir günlük tutmaktadır kahramanımız. Ve biz hikayeyi İvonaviç'in günlüğünden okuruz. Aslında tam bir günlük denmeyedebilir çünkü bazen aralıklar verilip bir kaç gün yazılmamışlardır ve sonlara doğru bu fark daha da artar. Ve başlıklar da özensizleşir.

Bunun bir sebebi de hikaye başlarında normal bir yaşantıya sahip, devlet dairesinde bir kaç memur ile içten içe çatışma yaşayan ve müdüre yakın olmak için onun hizmetini aksatmayan sıradan birini görürken; zamanla şizofreni izleri görülmeye başlar ve sona doğru bu durum sıklaşır.

Hep daha iyi ve zengin bir yaşamı yeğler. Bu yönüyle hayalleri güçlüdür. O da ilgi çeken, yüksek rütbeli ve emrinde olan insanların bulunduğu bir mevkiye elbet bir gün gelecektir !

Daire şefini hiç sevmezken; daire müdürünün peşinden hiç ayrılmaz. Belli zamanlarda masasında bulunması amacıyla odasına gider. Ve ona onlarca kalem ucu açar. Görevi budur. Ama şu ufak ayrıntı gibi görünen iş onun gözünde büyük bir yere sahiptir. Ve digerlerinden kendini ayırıyordur. O dakikalarda yaptıkları tek sohbet hava durumudur.

Biraz daha kalem ✏️ ??

Bu geliş gidişler de müdürün kızı dikkatini çeker. İsmi; Sophie'dir. Ona tutulur. İlk karşılaşmaları bir sokakta olur. Kız, köpeğiyle arabadan inmek ve daireye girmekle meşgulken; köpeği Meggy'nin yanına bir köpek daha gelir. Adı Fidel'dir. Ve iki köpek arasında bir konuşma geçer. Bu olaydan sonra kahramanımız bu işin peşini bırakmaz kendince hayali konuşma ve hikayeleri olur. Onun için bu durum ayrıcalıklı ve herkesin sahip olamayacağı bir durumdur.

Hastalığının daha da ilerlemeye başladığı bu aşamalarda bir gün müdürün evine gider ve kızın odasına girerek köpeğe yönelir. Ve kulübesinden birseyler alarak oradan çıkar ve eve gelir. Kendi hayal aleminde kurduğu bu köpek konuşmalarında iki köpeği birbirinin sevgilisi yapar ve kulübeden sözde aldığı mektupları okumaya ve müdür ve ev yaşantısına dair birşeyler bulmaya çalışır.

Bir sabah gazete de İspanya Kralının tahtını terk ettiği haberini okur ve bu kafasına takılır. Hastalığının son evresinde olan memurumuz artık kendini İspanya Kralı olarak görmektedir. Bir sabah bunu Mawra'ya söyleyip, çalıştığı daireye gitmemeye başlaması ve bunun üzerine bir de müdürün evini basıp kızın odasına girip; "herşey düzelecek hakkettigin yerde olacaksın " diyerek bir hışımla tekrar çıkışı son damla olmuştur.

Bu arada biz İvanovic' i sürekli hırslı, kıskanç ve yüksek makam isteğinde görürüz. Ve hakettiği yaşam hiçte bu değildir. Bu aşırı ustunce düşünüş ona şunu söyletecektir: "Bu gün muhteşem bir zafer günü. İspanya'nın kralı bulundu ve ben oyum. Bunu bugün farkettim bu gerçek bir şimşek gibi çaktı beynimde. Bir kalem memuru olduğumu nasıl becerdim anlamıyorum. Bu saçma fikir nasıl aklıma girebilmişti." der ve " şansıma bu kimsenin dikkatini çekmedi de beni akıl hastanesine kapatmadılar." diye, ekler.

Son hamleyle birlikte bir akıl hastanesine yatırılmak üzere yola çıkan İvonaviç, en sonunda İspanya'ya yola çıktığını sanmaktadır. Oraya vardığında ise biz gerçekte  bu hastanelerde barınan kişilere nasıl bir tutum sergilendiğini acı bir şekilde Ivanoviç ile birlikte yaşarız.

Çok keyif alarak okudum. Ancak sonu tam istediğim gibi bitmedi..yarım kaldı sanki ? Belki de bu yayınevinin eseri orijinalinden çevirirken esere verdiği kayıp oranındandır.

(İndigo yayınevi)

Keyifli okumalar dilerim...