Hokus Pokus 29.Bölüm

Finale son 2!

Kasım 25, 2022 - 15:00
Kasım 25, 2022 - 15:32
 0
Hokus Pokus 29.Bölüm

#Vusrel

İyi Okumalar♡

Finale son 1!
-

"Uçurumun tam ortasında elleri ellerimdeydi."

3 Gün Sonra

Gazel, "kafe açacağım dediğinde sıfırdan başlarsın sanmıştım." diyerek etrafta gezinmeye başladı.

"Aslında size sürpriz yapmak istemiştim fakat dayanamayıp söyledim." dediğinde naif bir gülümseme dudaklarında yer edinmişti Ceren'in.

"Bize yardım edecek bir şey kaldı mı?" Pars'ın alaylı sorusu Ceren'i güldürdü.

"Aslında var..." sesi düşünceliydi.

"Ne gibi?" dediğimde başımı Pars'ın omzundan kaldırıp bar sandalyesine oturdum.

"İlk hanginizi söyleyeyim?" diyerek elini şaklattı Ceren.

"Pars'ı söyle!" Gazel'in sesi nidalı çıkmıştı. "Malûm yardım etmeye çok meraklı kendisi."

Pars, Gazel'e gözlerini kısarak baktığında Gazel omuz silkip Ceren'e döndü.

"Aslında en sona Pars'ı bırakmayı düşünmüştüm."

Pars tek kaşını kaldırıp kısık gözlerini mümkünmüş gibi daha çok kıstı. Böylelikle iri gözleri kaybolmuştu.

"Hm..." kollarını önüne bağlayıp yavaş adımlarla Pars'a yaklaştı Gazel. "O zaman en son söylersin." dediğinde Pars'ın sağa eğilmiş başını yukarı iteledi.

"Ne yapıyorsun?" diye sordu Pars.

"Göz zevkimi bozuyordun bende düzelttim."

"Sen benimkini bozduğunda ben sana dokunuyor muyum?"

"Sana dokunma diyen yok, dokunmayan sensin.''

Aralarındaki hızlı diyaloglara Pars'ın şaşkın ifadesi eklendiğinde Ceren'le aynı anda gülmeye başladık. Geldiğimizden beri sessizce bizi dinleyen Arel bile onlara gülmüştü.

"Ne gülüyorsunuz?" diye sorarken Pars'ın şaşkınlıkla açılan ağzını kapattı Gazel.

"Her neyse!" deyip ellerini çırptı Ceren. Gözlerini olabildiğince ikisine değindirmemeye çalışıyordu. Bu hâli onlardan daha komikti! "Vuslat ve Arel siz ikiniz şu köşedeki duvara resim çizeceksiniz. Kelebek figürü çizmenizi istiyorum. Nasıl şekillendireceğinizi kendiniz bulun."

"Ama ben nasıl resim çizeyim!" diye hayıflandım. ''Arel çizsin bana başka görev ver, lütfen...''

Arel kahverengi gözlerini hızla bana çevirdi. Birbirimize bakarken dudaklarını içe doğru katladı. Yüzündeki alaycı tavırla "denemeden bilemezsin." dediğinde ellerimden tutup çizeceğimiz duvara doğru ilerledi.

Duvarın önünde durduğumuzda "denemeye gerek yok ki..." diye mırıldandım.

''denemeden bunu bilemezsin denedikçe gereğini anlarsın kelebek.''

''Arel,'' dediğimde eş zamanla konuşmaya başladı.

"Üzerine boya damlaları dökülse sorun olur mu?" deyip konuyu kapattı.

Ceren neşeyle ellerini çırpıp bize kolay gelsin dedikten sonra Gazel ve Pars'ı kollarının arasına alıp mutfağa yöneldi.

Derin bir nefes verip, "olmaz!" dediğimde gülerek yerdeki tulumu kenara itti.

"Güzel o zaman." Yerdeki kalemlikten 2 tane kurşun kalem ve silgi çıkarıp birini bana uzattı.

Kalemi elinden alırken gözlerimle yerdeki tulumu işaret edip "sen neden giymiyorsun?" dedim.

"Resimle bütünleşmek istiyorsan birkaç damla boyaya razı olmalısın kelebek."

"Ya ya ne demezsin." Deyip yanına geçtim.

Kıvırcık saçlarım gözümün önüne düştüğünde geriye iteleyip kulağımın arasına sıkıştırdım. Arel ciddiyetle taslağı çizmeye başlamıştı.

Aniden kalemime vurdu. Gözlerimi kırpıştırıp "ya! ne yapıyorsun?" dedim.

"Düzgün çiz."

"Çiziyorum."

Çenemi tutup duvarı gösterdi. "Bu şekilde mi?" Sırıtıyordu. ''düşünmeden çiziyorsun.''

Elini iteleyip sinirle vurdum. "Evet bu şekilde. Hem düşünmeme izin verdin mi ki?''

Kaşları havalandı. Dudaklarını büküp, ''düşünmene gerek var mı ki? zaten ne çizeceğimizi biliyorsun.''

''Biliyor muyum...'' mırıldanırken Arel beklentiyle başını duvara yasladı. Koyu kahve hareleri güneşin yansımasıyla açılırken dikkatimi toparlamama hiç de yardımcı olmuyordu. Aniden aklıma gelen düşünceyle gözlerim irice açıldı. Aynı anda Arel gülümsemeye başladığında yüksek sesle, ''defter!'' dedim.

Elleriyle alkış tutarak tebrik ettiğini bildirdi.

''Bir an için bulamayacaksın sandım.''

''Yalancı! adın gibi biliyordun.''

Gözlerine kara bulutlar düştüğünde, ''ben sana yalan söylemem.'' kendini toparlayıp nefesini verdi.

Tek kaşımı kaldırıp aramızdaki mesafeyi kapattım. ''Yalan söylemek için hayatın çok kısa kelebek.'' dediğimde yutkundu. "Fakat rol yapmak için çok uzun."

Gözleri güneşe inat koyulaşırken alayla tebessüm ettim. Kelebek olan sadece ben değildim. O da kelebekti. Hem de yaşamaya en heveslisinden. Ben sadece görünen taraftım. Herkes tarafından kelebek olduğuna inandırılan kısımdım. Fakat Arel gerçek bir kelebekti ve kimse görmüyordu onu. Gerçi... görmesini de istemezdim.

''Madem hatırladın çizelim o halde.''

''Çizelim.'' deyip gülümsedim.

Arel saçlarını karıştırıp dağıtırken duvara ihtirasla bakıyordu. Kalemi elinde heyecanla birkaç defa çevirip dudaklarını dişledi. Bu haliyle çılgın bir ressama benziyordu. Birkaç adım geri attım. Arel dış dünyaya tamamen kendini kapatmış olmalıydı aksi taktirde beni fark ederdi. Yaklaşık 5 dakikadır duvara koza resmini çiziyordu. Onun çizdiği yerlerin üzerinden hafifçe geçiyordum yoksa işi berbat edebilirdim.

Düşünmeden çizdiğimi söylemişti ancak kendisi de düşünmüyordu, hissediyordu. Hissederek çiziyordu ve işin kötü tarafı Arel bunun farkında değildi.

Elleri havada asılı kalırken başını sağa yatırdı. Yere çömelmiştik. Göz göze geldiğimizde bakışlarımı duvara çevirip çizmeye devam ettim.

"Daha ne kadar öyle bakacaktın?"

Duyumsamazlıktan gelip çizmeye devam ettim. Arel tekrardan kalemime vurdu. İrkildim.

"Hey, sana diyorum."

Dalgınlığa vurup "bir şey mi dedin?" dediğimde gülmeye başladı.

"Yok demedim demedim de" deyip başını duvara yasladı. Beklentiyle baktığımda sırıtmaya başladı. ''Böyle dalman hoşuma gitmedi değil.''

Saç diplerime kadar gerildiğimde elimdeki kalemin titrememesi için dua ediyordum. Yanak içlerimi ısırıp gözlerimi duvara kenetledim.

''Güzel olmuş mu?'' dediğinde zorlanarak yüzümü ona çevirdim.

Kıvırcık saçlarımın olmasına belki de ilk defa şükür ediyordum çünkü yüzümü yarı yarıya kapamıştı.

Başımla onaylarken ağacın gövdesini bitirdim. Resim bitmişti. Bir tek boyanması kalmıştı.

''İlham perim sağ olsun güzel oldu.'' gözlerini kırpıp boya kutularını getirdi.

Boya kutularını aramıza koyup açmaya başladığında ona katıldım ancak Arel'in bakışları halâ üzerimdeydi.

"Bakmayı keser misin?"

"Hayır, kesmeyeceğim."

Kaşlarımı çattım. "Ne demek hayır? Rahatsız ediyorsun beni."

"Hayır, hayır demek nesini anlamadın?" Alayla gülümsüyordu. "Ayrıca tam 6 dakika 22 saniye boyunca beni izleyip durdun." Ayaklarımdan tutup aramızdaki mesafeyi kısalttı. "Borcunu ödemen gerekmiyor mu?"

"Yuh! Öyle bir şey yapmadım." deyip ittirdim onu. Kımıldamamıştı bile.

"Yaptın."

"Yapmadım." dediğimde nefesimi yüzüne üfleyip geri çekildim.

"Yalan söyleme kelebek." deyip saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdı.

"Söylemiyorum sen yanlış anlamışsın."

Dudaklarını büzüp haylazca baktı. "Sen kafanda kurmuşsun de bari de tam olsun."

"Yok demem onu da..." mırıldanırken ekledim. "Vallahi bakmadım."

Arel gür bir kahkahayı patlattığında yerimde sıçradım. Keyfi oldukça yerine gelmişti. Resmen durağan halinden eser kalmamıştı.

"Ne gülüyorsun komik bir şey mi dedim?"

Gülüşünü bastırıp "sanki bakman suçmuş gibi davranıyorsun." dediğinde ellerimi birbirine kavuşturdum. "hayır bir de çocuk gibi inkar etmen yok mu?"

"Dalga geçmeyi bırak artık."

"Biliyorum çok göz alıcıyım ondan bu dikkat dağınıklığın." Deyip yanağımdan makas alıp geri duvara yasladı başını.

Gözlerimi devirdim. "Sen mi göz alıcısın?"

"Değil miyim?"

"Değilsin." deyip omuz silktim.

Bozulur sanmıştım fakat tam aksine daha çok keyiflendi. "Bundan beter yalan duymamıştım."

"1 dakika ya sen o gün demedin mi esas oğlan ben değilim diye."

"Evet dedim ama bunun onunla ne ilgisi var?"

"İlgisi şu kelebek, esas oğlanlar her zaman yakışıklı olur fakat sen esas oğlan değilsin."

Gözleri durgunlaştığında iç çekip elini şaklattı. Zoraki gülümsemeyle "aynen öyle değilim." dedi. "Hadi devam edelim."

Ayağa kalkıp fırçasını mor boyaya daldırdı. Fırçayı uzatıp kelebeğin kanatlarını işaret etti. Elinden alıp boyamaya başladığımda o da siyah boyayla şeritlerin etrafından geçiyordu.

Resim bitmişti. Artık kuruması gerekiyordu. Koyu yeşil kozada mor kanadı çıkmak üzere olan kelebek vardı. Mor kanadında minik beyaz damlalar ve siyah lekeleri vardı. Büyülenmiştim sanki. Arel ile resme uzun uzun bakarken Gazel seslendi. Ağır adımlarda mutfağa ilerledim.

Mutfağa nefis kokular yayılmıştı. Arel alaylı bakışlarla kapı pervazına yaslandı. Gördüğüm manzara karşısında adeta büyülenmiştim. Gazel masayı kuruyordu ve Pars beyaz bir aşçı önlüğüyle tabaklara sunum yapıyordu.

"Bu gerçek mi?" dedim Arel'e dönüp.

"Hem de ne gerçek." Yanağımdan makas alıp Pars'a doğru ilerlemeye başladı. Yüksek sesle "vay vay vay! Koçuma bak. " dedi gür sesle. Eliyle de Pars'ın sırtına vurmayı ihmal etmemişti.

Pars gözlerini devirerek omzuna dokunan Arel'i iteledi. "Siktir git dalganı başka yerde geç."

Arel dudaklarını büküp nıçlamaya başladı. "Hiç yakıştıramadım size beyefendi. Ahlaksızlık diz boyu." Kollarını önünde bağlayıp mutfak ortasındaki adaya yaslandı.

"Başlama yine!" Pars'ın sesi uyarıcıydı fakat takan yoktu.

Gülerek kollarımı tıpkı Arel gibi bağlayıp yanına gittim.

"İzle şimdi." diye kulağıma fısıldadı.

Anlamaz gözlerle ona baktığımda göz kırptı.

"Bu tavuğu kaç derecede pişirdiniz şefim."

"200." Elindeki tavayı ocağa bıraktı. Derin bir nefes verip başını iki yana salladı Pars.

"Harcına ne koydunuz?" diye ciddiyetle sordu Arel.

"Salça, yağ, tuz..." Pars elindeki havluyu tezgaha attı. "Ulan seni varya!" Diyerek hızlı adımlarla bize doğru yürüdüğünde Arel anında arkama geçti.

Ben gülmeye başlarken Pars'ın hazır cevap olmasını beklemiyordum! O sırada Gazel sandalyeye yaslanmış sessizce ikisini izliyordu.

"Hop hop yavaş gel aslanım." deyip beni kendine çekti Arel.

Pars burnundan soluyordu. Arel ise tam tersi keyifle gülüyordu ve bende Arel'e uyuyordum.

Pars başını ovarken "adam mısın lan sen? Saklanmasana kızın arkasına" dediğinde kendimi daha fazla tutamamıştım. Hiddetle gülerken elimi yüzüne kapaklandım. Pars bir anda mahalledeki dayılara dönmüştü!

"Bak güzel kardeşim."

Pars, Arel'in sözünü kesti. "Kardeşim deme bana."

"Kalbimi kırıyorsun." diye mırıldandı Arel.

"Arel! Sabrımı mı sınıyorsun oğlum?"

"Sabır?" dedi soru sorar gibi. Kahve tonundaki hareleri Gazel'i işaret ettiğinde "sendeki sabır taşta olsa çatlardı." Deyip göz kırptı.

Gülmeyi kesip şaşkınlıkla Arel'e baktım. Tahminlerimde yanılmamıştım. Ve bunu fark eden tek kişi ben değildim.

"Sen ciddi misin?" Dedim zorla konuşarak.

Elini omzuma attı. Bir eline bir ona bakarken "biliyor musun kelebek, kız abisi olmak hiç kolay değil..." dedi.

Pars'a döndüğümde munzurcca sırıtıyordu. Kaşlarım havalandı. Doğrusunu söylemek gerekirse bu tepkiyi beklememiştim.

Arel'in kolunu itip beni kendine çekti. "Aynen kardeşim kız abisi olmak" vurguladı. "Hiç kolay değil. "

Arel'in alaylı ifadesi donuklaşırken Pars beni tezgaha döndürüp elime tabakları verdi. Neden böyle bir şey dediğini anlamamıştım. İma yapmıştı ama neden? Kalbim istemsizce hızlandığında gereksiz yere Arel'e bakmamaya çalıştım. Sanki bakarsam sorumun cevabını alabilirmişim gibiydi.

"Sen bana laf mı soktun." Dedi Arel birkaç dakikanın ardından.

Pars önlüğünü çıkartıp başıyla onayladı. Gazel mutfaktan çıkmış üst katta süsleri yerleştiren Ceren'i çağırmaya gitmişti.

"Yalnız buna dağdan gelir bağdakini kovmak denir." deyip karşımdaki sandalyeye oturdu Arel.

"Sen o bağı çürüteli aylar oldu."

Arel'in bakışları beni buldu. İfadesiz yüzüme renk gelirken gözlerimin içine bakıyordu. Bakışlarındaki yoğunluktan ürperdiğimde kalbimin sesini duymasından korkmuştum.

"Kendimi kandırmışım. İnsan bir kere bağlandı mi tekrardan çiçek açabiliyormuş meğer."

Pars yanıma oturdu. Elini sandalyeme koyup tek kaşını kaldırdı. Gözlerimi kaçırırken Arel hala bana bakıyordu.

"Cidden kız abisi olmak kolay değilmiş. " diye mırıldandı.

Anlamıştım. Bunu anlamamak için aptal olmak gerekirdi. Ve ben aptal olmak istiyordum. Hiç bir şeyi anlamadan plânlarımla devam etmek istiyordum. Fakat öyle değildi. Arel dolaylı yoldan beni halâ sevdiğini söylüyordu. Her ne kadar Vera olan beni silse de vuslat olan beni de sevmişti. Her ikisi de bendim. Ve o bunu küçük bir çocuk gibi yeni anlıyordu. Kendini, hislerini ve aramızdaki bağı...

Ceren ve Gazel gülerek geldiler. Ceren masa başına otururken gazelde Arel'in yanına oturdu.

"Ellerine sağlık şefim!" Dedi Ceren musmutlu gülerek.

Gazel gülümseyerek Ceren'i onaylandığında üçü arasında muhabbet dönmeye başladı. Arel'e baktım. Dışarıya bakıyordu. Anılarımı hatırlamasaydım eğer hislerini anlamam uzun sürebilirdi. Arel dengesizdi. Soğuk bakıyordu ve soğuk konuşuyordu. Gazel'inde dediği gibi Arel'e dokunursan soğuğu hissedersin ancak onunla savaşırsan sıcağı hissedersin. Ben Vera olarak soğukluğunu kutuplara götürmüştüm. Vuslat olarak ise o sıcaklıkta yanıyordum. Ona kızmak bağırmak neden diye sormak geliyordu içimden ama susuyordum çünkü susmak hançeri en keskin bıçaktı. Anlamak istiyordum onu. Gazel'i ve geçmişimde olduğum kişiyi. Yani Vera'yı.

Arel ve ben bir satranç tahtasında şah ve mat yapan ayrı ayrı piyonlardık. İkimizde içten içe birbirimizi duyuyorduk ama bir o kadar da bir birimize sağırdık.
Gözlerimiz buluştu. Dalmışım... yutkundu. Yutkundum. Ateş yanaklarıma hücum ederken Arel gözlerini kaçırdı. İlk defa gözlerini bile isteye çekti. Ardından alışık olduğum soğuk bakışlarını yöneltti. Gözlerimi kapattım. Bunu hak edecek ne yapmıştım?

"Beğenmedin mi?" dedi Gazel önündeki tabağı işaret ederek.

Gözlerimi açtım. " Lavaboya gidip geleceğim." dedim dalgınlıkla.

Pars'ın gözleri önce beni ardından Arel'i süzdü. Ceren başıyla beni onaylayıp yeri gösterdi. Ve ardından gazelin bakışları da Arel'e döndü.

İkisi de her şeyi biliyordu ve yalnızca susuyorlardı. Susmak ve konuşamamak ikisi de insanı ayrı uç noktalara götürüyordu. Çünkü her iki kelimenin arasında ince bir fark vardı. Biri kendi tercihi öteki zorunda kalmışlıktı. Fakat her ikisi de ana rahminde aynı günaha sebep doğuruyordu. Bu gerçek henüz değişmeyecekti ve beni en çok kahreden de buydu.

Elimi yüzümü yıkayıp yanaklarıma hafifçe vurdum. Kendime gelmeliydim. Kalbim sıkışıyordu. Sakinleşmek için derin nefesler aldım. Zihnimdeki sorular ve kalbimdeki empati duygusuyla darmaduman olmuştum.

Masaya döndüğümde gülümsüyordum. Rol yapıyorlarsa ayak uyduracaktım. Bana nasıl gelirlerse aynı şekilde karşılık alacaklardı. İyiye iyi. Kötüye kötü. Başka yolu yoktu bu işin.

"İyi misin?" dedi Ceren endişeli sesiyle.

"İyiyim de ne bu kasvet?" Dedim ortamı neşelendirmek adına.

"Aynısını bende dedim ama tiplere bak." diye konuştu Arel. Alayla gülüyordu. Ani değişen ruh hali beklenmedikti. Gerçekten iyi rol yapıyordu. "harca başka bir şey katmadığına emin miyiz"

Pars ayağıyla Arel'i masanın altından dürtükledi.

"Görüyorsunuz anlatmaya gerek yok." Ceren'e bakıyordu. "Çok edepsiz. "

Gazel gülmeye başladı. Gözleri kısılmıştı. saçlarından geçirdi. "Birinizden emin olmasam birbirinize aşık falan olduğunuzu sanacağım." deyip gülüşünü bastırdı. Yüzü kızarmıştı yine.

Ceren ile beraber gülerken Arel, Gazel'e yanaştı. "Umarım emin olduğun kişi benimdir."

Gazel ile bakıştığımızda Arel'e döndü. "Allah'a şükür henüz Pars'tan gol yemedik."

Ceren öne atıldı. "Allah'a şükür?" diye merakla sorduğunda Gazel bakışlarını kaçırdı.

Pars suskunlukla yemeğini yiyordu. Arel, masanın altından Pars'ın bacağına vurduğunda "bu kıyağımı da unutma." deyip göz kırptı.

Gözlerim irice açıldı. Arel'le göz göze geldiğimizde sırıtmaya başladı. Gazel ya çok saftı ya da aptallığı yeğliyordu.

Pars dudaklarını içe katlayıp "yemeğini ye." diye düz bir sesle konuştu.

"Birbirinize bulaşmadan yapamıyorsunuz resmen." deyip noktayı koydu Ceren.

"En büyük aşklar nefretle başlar Cerenim. " dedi Gazel kolunu dürtüp.

"Eline sağlık, çok güzel olmuş" deyip Pars'a döndüm.

"Daha tatmadın bile." diye laf attı Arel.

"Pars yapmışsa güzel olmuştur." dedim kendimden emin bir sesle.

Arel göz devirdi. "O kadar emin olma."

"Neden?" deyip yemeye başladım. Gerçekten lezizdi!

"Daha iyilerini de gördük."

"Daha iyisini tadana dek en iyisi Pars benim için."

"Gördük dedim zaten. Gördüm değil." Arel ciddiydi.

Gazel'in lokması boğazında kalırken öksürmeye başladı. Ceren suyu uzatırken Pars peçeteyi veriyordu.

"Bundan neden benim haberim yok?" dediğimde oyununa ayak uydurdum.

Gazel öksürüğünü durdurmuştu. Üçü birden dikkatle Arel'e bakıyordu. Gazel'in gözleri parıldarken Pars duygusuzdu. Sert bir ifadesi vardı. Bunu beklemedikleri apaçıktı.

"Unuttun çünkü." dedi acımasızca. "Şimdi bir düşününce sözümü geri alıyorum." Kaşlarımı çattım. Yine sert davranıyordu. Acımasızca konuşuyordu. İşin kötü tarafı dalga geçer gibi bir hali vardı. "Pars en iyisi senmişsin kardeşim. Aksi taktirde unutmazdı."

Alayla güldüm. Bu kez iç içe girmeyecektim. "En azından ben kaza sonucu unuttum."

Elindeki çatalı bıraktı. "Ne demek istiyorsun?"

Ellerimi önüme bağladım. Masada ona yaklaşırken. "Demek istediğim bilerek geçmişimi çöpe atmadım. Sanki hiç yaşanmamış gibi davranmadım. Ben bile isteye kimseyi unutmadım. Senin aksine!"

Arel'in gözleri büyüdü. Kahve gözleri koyulaşırken gülümsedi. İçten bir gülümsemeydi bu. Ve bu beni şaşırttı. Hem de çok şaşırtı...

"Kimsenin kimseyi unuttuğu yok."

"Öyle mi?" deyip iddiamı korudum.

"Öyle." diye diretti.

"Kanıtla." dedim doğrudan gözlerine bakarken. Sırtımı sandalyeye yaslamıştım.

Gerçi bu zamana kadar yaptıkları kanıt niteliğinde ama açık oynayacaksak oynardım. Aramızdaki durum yüzleşmeye illaki bağlanacaktı. Ne kadar kısa o kadar iyi ve ne kadar kısa o kadar özdü.

"Kanıtlamam gereken bir şey yok."

"Kelime oyunu yapma."

"Yapmıyorum."

"Yapıyorsun."

"Yapsaydım hiç bir şey anlamazdın."

"Bu kadar emin olma. Kendini fazla zeki sanıyorsun Arel. Fakat benim karşımda kelimelerin hep devrik. Senin hatanda bu."

Gözleri büyüdü. Bakışları kısıldı. Masadakiler diken üstünde bizi seyrediyordu.

"Hatırladığını neden söylemedin?"

"Hatırladığımı söylemedim."

"Bana diyorsun fakat senin de bana karşı cümlelerin çok titiz yoksa kurallı mı demeliyim?" Masaya yaklaştı. Elleri birbirine kenetlenirken oldukça rahat bir yüz ifadesine sahipti. "Hatırladığını anlamamam için ayrı bir özen gösteriyormuş gibisin."

"Hatırlıyorum dediğimi hatırlamıyorum."

Alkışladı beni.

"Madem kartları açıyoruz açalım." deyip yumuşak tonda konuştu.

"Başlatan sendin." dedim uyarıcı sesle.

"Bunu isteyende sendin."

"Neden yalan söyledin." Dedim hayal kırıklığıyla.

"Ben sana yalan söylemem. "

Sözünü kestim. "Bana söylemezsin ama Vera'ya söylersin. Hatta belki de söyledin bile ve en çokta kendine yalan söylersin. Hâline baksana. Kendini kandırıyorsun. "

Dondu. Tam anlamıyla Arel'in gözlerindeki korkuyu iliklerime kadar hissettim. Saniyenin onda biri gibi geçen süre zarfında Vera ismi onu dağıtmaya yetmişti. Gözü seğirdi ve kavuşturduğu elleri yavaşça çözüldü.

"Sen.." dedi Gazel şaşkınlıkla. "Sen gerçekten hatırlıyorsun."

"Tıpkı bu zamana kadar yaptığın gibi araya girme." dedim sertçe.

"Vuslat..."

"Sana araya girme dedim." diye hiddetle bağırdım. Gazel dudaklarını birbirine şaşkınlıkla bastırdığında. "Bu zamana kadar nasıl sustuysan şimdide sus. Nasıl olsa Arel ne derse onu yapacaksın."

Ağzını açacak gibi oldu fakat bu kez Pars el işaretiyle durdurdu. Ceren'in elleri Gazel'in elini ovarken destek vermeye çalışıyordu. Fakat bu gülünç bir hareketti. Herkes her hareketinden kendi sorumluydu. Onlar en az Arel kadar suçluydu. Arel hiç bir şeyi söylememeyi tercih etmişti ve onlarda Arel'e uymaya. Bu tıpkı bir suça tanık olduktan sonra susmak gibiydi. Masum birinin ahını almak gibiydi.

"Vera..." diye acı dolu bir ses döküldü Arel'in dudaklarından. Onun sesi sert çehremi darmaduman etti. Gözlerini masaya dikmişti. "Sen hatırlamıyorsun. Bizi deniyorsun. Vera hatırlasaydı böyle davranmazdı."

"Vera benim Arel." dedim doğrudan.

Gözleri bıçak gibi kesti.

"Vera öldü Vuslat."

Güldüm. Bu sefer alayla değil içten.

"Vera benim Arel." dedim direterek. "Çocuk gibi diretiyorsun. Beni bu hale getiren sizsiniz. Adımı, geçmişimi anlatan sizdiniz. Geçmişte tanışıklıktan öte ilişkimiz olmadığını söyleyen de sizdiniz. Ve soruyorum sana sen kimsin. Sen gerçekten Arel misin?"

Gülmeye başladı. Başını sıvazlarken. Önündeki tabağı iteledi.

"Vera bensem sende Glen, Arel Özbey'sin." Sesim boğuk çıkmıştı. Her şey çok hızlı ilerliyordu. "Sizi hatırlamıyorum. Sadece birkaç anı... Ama buna rağmen gördüm ki geçmişi unutan ben değilmişim. Senmişsin, ikinizmişsiniz."

"Düzgün konuş! Benim Vera'yla geçirdiğim anıların yerini hiçbir şey tutamaz. Unutmam, unutamam onu ben. "

"Beni kullandın Arel. Sen beni kullanıp kendine yeni bir sayfa açtın. Ve buna Gazel'i de sürükledin. Hatta hiç tanımadığım Ceren'i, Pars'ı, Bulut takımını hepsini sürükledin. İşin kötü tarafı. Ben bu insanlarla güldüm, eğlendim, ağladım."

"Bilmiyorsun. Hem de hiç bir şey."

"Ben intihar ettim Arel. Bunun ötesi var mı. Beni sen değil Geçmişimde olmayan yeni hayatımda tanıdığım kişi kurtardı."

Arel'in etrafta dolanan gözleri anında bana döndü. Gözlerinde iç içe geçmiş duygular ezip geçmişti adeta kalbimi. Dudakları, elleri titriyordu. Sinirle elindeki bardağı sıkıyordu. Anında Pars'a döndü. Göz pınarları kızarmıştı. Sinirden.

"Bana bunu neden söylemedin?"

"Kendin söyledin. Ben onun hakkında hiçbir şeyi bilmek istemiyorum diye."

"Pars!" diye hiddetle bağırdı Arel. Elindeki bardak patladı. Anında sıçradığımda "ölebilirdi. O ölebilirdi."

"Ölmedi ama." diye omuz silkti Pars.

"Bir şeylerden haberdar olmayan tek ben değilmişim." deyip masada dolandırdım gözlerimi. ''Zaten ölmüş birini öldüremezsin. Neyin öfkesini saçıyorsun Pars'a?''

Kahkaha atmaya başladı Arel. Sol elinden kanlar akıyordu. "Sen... Hatırlıyorsun ve bana hiçbir şey demedin." dedi. ''Neden?''

''Şunu açıklığa kavuşturalım..." diye araya girdim. "olayı büyütmeye gerek yok. Siz benim adıma yeni bir sayfa açtınız ve bende buna uymak zorunda kaldım."

Arel ayağa kalktı. Elinden kanlar akmaya devam ediyordu. Ceren ilk yardım kutusunu getirmişti. Arel elinin tersiyle iteledi onu. Başımı umarsızca iki yana sallayıp Ceren'in elinden kutuyu aldım.

Ellerinden tuttum. "dokunma bana." hızla geri çekti.

"Çocukluk yapma." Sol elini avuçlarımın arasına aldım. "hatırladığımı söyleseydim ne değişecekti?"

"Ben değişecektim." diye mırıldandı.

Kıkırdadım. "Zaten değiştin."

"Değiştiren sensin."

Gülmeyi kestim. Bandajı eline sararken gözlerimi gözlerine diktim. "Glen," göz pınarlarındaki kızarıklık arttı. Ellerinin titrekliğiyle şaşırdım. Arel Özbey sandığımdan çok daha fazla değer veriyordu bana. Ondandı bu çaresizliği. "Değişmeyen tek şey değişimdir. Sen bir seçim yaptın. Bu zamana kadar nasıl oynadıysan öyle devam et. Çünkü senin de dediğin gibi Vera öldü. Glen ise Arel olmayı tercih etti. "

"Ne zamandan beri hatırlıyorsun."

"Seninleyken her şey berraklaşıyor Arel. Zamanın önemi kalmıyor." Dudaklarında buruk bir tebessüm oluştu. "ama anılar zihnime dolduğunda yin yang gibi karanlıklar beliriyor."

Bandajı sardım. Malzemeleri kutuya bırakıp Ceren'e geri verdim. Kömür karası gözlerinde şaşkınlık ve endişe iç içe girmişti. Tekrardan Arel'e döndüğümde dudakları düz bir çizgi haline bürünmüştü.

"Benden özür mü bekliyorsun?"

"Sorduğuna göre dilemek gibi bir niyetin yok."

Dudaklarını birbirine bastırdı. Başını onaylayarak sallarken "yine olsa aynı seçimi yapardım." dedi

"Yapma diyen yok."

"Sen... neden kızmıyorsun?" Diye usulca sordu Gazel.

"Ne değişecek?" diye bıkkınlıkla yerime oturdum.

Arel hala ayaktaydı. Gözleri ise ellerinde.

"Kural 9." deyip Pars'a baktım. "İnsanlardan ümidini kes. Kimseye güvenme. Kendine bile."

Pars alkışlamaya başladı. Öne doğru bedenini kıvırdı. Boğazındaki hırıltıyı yok edip "ressamın sergisindeki baş şaheser tablo işte karşında. Tablo vuslat ve ressam sensin kardeşim."

"Pars," dedi Arel uyaran sesiyle. "İleri gidiyorsun."

Pars gülerek yemek yemeye devam etti. "Yolun başındayken sana vazgeç demiştim. "

"Sırf dediğin için onunla böyle konuşamazsın." dediğimde Pars lokmasını yutup bana doğru döndü. Meraklı gözleri alaylı yüzümle karşı karşıya geldiğinde elindeki bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı. "Yolun en basında her şeyin farkındayken onu engelleyebilirdin ama yapmadın."

Pars tek kaşını kaldırıp sırıttı. "Arel'i durdurabilirmişim gibi konuştun." Ağzını peçeteyle silerken "onu kimse durduramaz. Sen bile."

Sesli güldüm. Delice bir kahkahaydı belki de... "insanların acı çekmesinden zevk mi alıyorsun?" Gülüşüm iç çekişlere dönerken "Sen gerçekten onu durdurmak isteseydin durdururdun. Bunu biliyorum ve sende bilmezlikten geliyorsun."

Ceren'in şaşkınlıkla dökülen nidaları araya girerken Pars ağzını açacak gibi oldu ama tıpkı onun Gazel'e yaptığı gibi elimle durdurdum. "Ya da şöyle mi demeliyim... zehrini akıttığın ilk insan Arel'di ve sen onun tükenmesini istedin."

Pars büyük bir alkış tufanına tuttu beni. Gözlerimi devirdim. Rahat davranmaya çalışıyordu ki üzerindeki etkim azalsın. Fakat bu sefer avlanan kendisiydi.

"Ben Arel'e neden bunu yapayım?"

"Orası sizin bileceğiniz bir iş." deyip durağan tonda konuştum. ''ne de olsa ikili oynayan sizsiniz.''

-

Bölüm sonu... kemerleri çıkartabilirsiniz demek isterdim fakat bir süre daha böyle seyahat etmemiz gerek:) en azından finale kadar... idare edin yahu!

Bu bölümde yüzleşmenin başlangıcını yaptık sanki;) güzel bir çatırdama oldu sanki...

Sizce?

Bölüm hakkındaki görüşler?

Soruları buraya alayım? ^^

Final çok yakındır dostlarım;(

Hoşça kalın ♥️

Tepkiniz nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Edanuryd "Her şey burada bir masal gibi ya da yine kafam iyi."