Hokus Pokus Final!

Final Bölümü!!

Aralık 3, 2022 - 15:17
Aralık 3, 2022 - 13:09
 0
Hokus Pokus Final!

Ve Son.


Bölüm müzikleri:

Hakan Kurtaş- Hokus Pokus ( nakarat favorim:))

Cem çınar- Hokus Pokus kendisi şarkıyı kaldırmıştır fakat hikaye yazım aşamasındayken izin alınıp şarkıyı kitap için kullanmamda bir mahzur görmemiştir. :) Youtube tanıtımda bulabilirsiniz:)

İyi okumalar♡

-

''İki uçurum arasında kalırsan ortaya atla. En azından birinin değil ikisinin uğruna öldüğünü anlasınlar...''


''Afiyet olsun size.'' Arel gitmişti.

Derin bir iç çektim. Omuzlarım bedenime ağır gelirken sırtımı sandalyeye yaslayıp başımı geriye attım. Hatırlamak... Hatırlanmak. ikisi de aşırı yorucu eylemlerdi. Gülümsedim. Gülümseyişim aptal bir sırıtışa dönerken söylediklerimin ağırlığını tarttım. Bu kez terazi benden yanaydı. Haklıydım fakat haklı olmak tatmin etmiyordu. Kalbim Arel'in buruk gülümseyişinin altında eziliyor uçmaya çalışan kanatlarım zeminde debeleniyordu. Önümdeki bardaktan bir yudum su içip ayağa kalktım.

Yıkılmış bir köprü işlev görmezdi. Molozların altında ezilmek yerine köprüyü tekrardan inşa etmek istiyordum. Arel'in geçerli bir sebebi olmasaydı böyle büyük bir yalanın içinde yaşamama müsaade etmezdi. Sanırım onun hakkında emin olduğum ilk şey buydu. Güven.

Arel'e karşı hissettiğim duygular en başından beri kırgınlıkla doluydu. Kaçamak bakışları, tartışırken bile seviyesini bilip ve hatta çoğu zaman geride durması yalnızca benim anlayacağım şeylerdi. İşin kötü tarafı o da bunun farkındaydı ve tam şu an benden kaçıyordu.

''Arel'i nerede bulabilirim?'' deyip ortaya karışık sordum.

Gazel ceketini giyerken ''ben götürürüm seni.'' dediğinde itiraz etmedim.

Bu onun dilinde konuşmamız gerek demenin farklı bir yoluydu. Ceren'e gülümseyerek çıkarken Pars'ın stabil ses tonu duraksamama sebep oldu.

''Alacağın karar aldandığın anları tartabilecekse tuttuğun eli bırakma.''

Başımı geriye attım. ''Ya tartmazsa?''

''O zaman otur oturduğun yerde.'' deyip sandalyeyi işaret etti.

''Daha çok beklersin.'' dediğimde Gazel'in önünden yürümeye başladım.

Yola çıktığımızdan beri ölüm sessizliği vardı sanki. Ensemde hissettiğim ürperti gereğinden fazla gerdiğinde camı açıp soğuk havanın tenime nüksetmesine izin verdim. Gazel buğulu gözlerle yola dikkat kesilmişti. Araç yavaşladığında sahil kenarına gelmiştik.

''Geldik mi?'' Başıyla onayladı.

Arel banka oturmuş durgun denizi seyrediyordu. Elime tutuşturulan hırkayla şaşkınlıkla Gazel'e baktım.

''Bunu Arel'e götürür müsün?'' resmiyete geçmişti fakat çocuksu tını yerini koruyordu.

Elinden hırkayı alıp ağır adımlarla banka yanaştım. Arel stresle ellerini ovuyor bacağını sallıyordu. Omuzlarına hırkayı bıraktığımda irkildi.

''Kaçan kovalanır.'' dedim yanına otururken.

''O halde rolleri değişmemiz gerekmez mi?'' diye burukça sordu.

''Roller gayet iyi dağıtılmış durumda.'' deyip denize doğru baktım.

İkimizde birbirimize bakmıyorduk. Daha doğrusu bakamıyorduk... Sanki bıçak sırtındaymış gibi hissettiriyordu.

''Sana anlatmak istediğim çok şey var fakat...'' sesi çatallaşmış, göz altları hafif kızarıktı. ''Ne anlatırsam anlatayım inanacaksın, biliyorum.''

''İnanmak?'' diye sorguladım.

Başıyla onayladı. ''Evet inanmak.'' diye yineledi. ''Buraya geldin çünkü hala bana şans veriyorsun.''

Buruk bir tebessüm dudaklarımda yer edindi. Belli belirsiz çillerine gözlerim takılırken beni ne kadar iyi tanıdığını bir kez daha fark ettim. Sessizliğim onu germişti galiba. Stresle ellerini birbirine sürtüyor ara sıra ensesini ovuyordu. Öne doğru eğilmiş göz temasına asla dahil olmuyordu.

''İnanmak değil aslında.'' dediğimde sırtını banka yasladı. ''Sanki ne yaparsan yap en doğru olan oymuş gibi hissediyorum. Daha doğrusu derinlerde bir yerde haklı olmanı diliyorum.''

''Haklı olsam dahi seni incittiğim gerçeğini hiçbir şey değiştiremez. Kaldı ki haklı bile değilim...''

''Kime göre neye göre?'' sırtımı yasladığımda bakışlarından sezmiştim ki etraf yine sessizliğe bürünecekti.

Öylede oldu. Dakikalar geçmişti... Kafamın içinde dönüp duran çarklar ilk defa zihnimi boş bırakmıştı. Dünya hareket etmeye devam ediyordu fakat soyutlanmıştık sanki. Oturduğumuz hafif nemli ve eski bank tüm dünyaya karşı bizi yalnızlaştırmıştı.

Sessizliği delip geçen ses şaşırtıcı bir biçimde Arel'e ait oldu.

''Sanırım insanlar en çok bundan yıpratıyor sevdiğini. Onu korumak kollamak istiyorsun...'' ellerini tekrardan ovmaya başladı.

''Sevdiğin birini korumak adına bile isteye cahillik havuzuna mı itersin? '' sırtımı banka yaslayıp kollarımı birbirine kavuşturdum.

''İterim.'' Hiç düşünmeden cevap vermişti. ''Benim sırt sırta savaşacak gücüm yok.''

Güldüm. Nedense buna inanasım hiç gelmiyordu.

''Boş yere kulaç atmaya devam edecek... ufuklara kulaç atmak isteyecek fakat denizde olmadığını anladığında hayli yıkılacak. Ve daha kötüsü o yüzdüm sanırken aslında boğulmuş olacak.'' derin bir nefes verdim. Nefesim buhar gibi etrafa yayılırken ''cevabın hala aynı mı?'' dedim.

Başıyla onayladı. ''Nedense buna hiç inanasım gelmiyor Arel...'' dediğimde omuzları gerildi. Başını sağa yatırdığında gözlerimiz kesişti.

Yüzündeki çiller çocukken daha belirgindi sanki. Şimdiyse daha çok güneş izi gibi belli belirsizdi. Gözleri durgun bir denizi andırsa da ufak dalgalar maskesinin ardından göz kırpıyordu.

''İnanç sana kalmış bir şey fakat hayatın renksiz bir hayaletken seni hayal etmeye zorlayan o kişiyi de kaybetmek istemiyorsun.'' dedi açıklamaya çalışarak.

İkimizde birbirimizi tanıyorduk. Bütün benliğimizle yaptığımız yanlışları karşılıklı silmeye razıydık. Fakat yan yana olmaya cesaretimiz yoktu. Hafif bir esintide çökecek dal gibi zar zor tutunuyorduk ağaca. Yani birbirimize.

''Dönüşme sakın renksiz bir hayalete.'' deyip lili şarkısına atıf yaptım.

''Çünkü hayatın en güzel resmi senin içinde.'' deyip içtenlikle gülümsemişti.

Şarkının sözlerini yinelemek ikimizin de duymak istediği tek şeymiş gibi mutlu etmişti bizi. Rüzgar tenimizi okşarken belki de uzun zaman sonra ilk defa huzurlu hissetmiştim. Arel'in söylediği her bir kelime zihnimdeki pusu dağıtıp kısık gelen melodiyi belirginleştiriyordu.

Adım sesleri aramızdaki tuhaf sessizliği dağıtıp atarken tam önümüzde durdu.

''Yediğimiz en güzel yemek hep beraber yaptığımız mozaik kekti.'' buruk gülümsemeyle sol tarafıma oturdu Gazel. ikisinin tam ortasında kalmıştım. Geri gelmesine şaşırmışken Arel'in yeni yeni parıltılar ekilen tohum gözleri tekrardan çorak bir araziye döndü. Donuk bakıyordu Gazel'e ve bu durum daha çok şaşırma sebebimdi.

''Kabul tatlıydı ama biz ona yemek demeyi tercih etmiştik.'' gözünden bir damla yaş süzüldü. ''Üstelik tencerenin dibini parmaklamak en güzel kısımdı.''

Arel araya girecek gibi oldu fakat Gazel'in göz yaşlarını gördüğünde duraksadı. Duyduklarım karşısında ister istemez gerilmiştim. Gazel geçmişi konuşuyordu. Maskesini çıkartan ilk kişi Gazel Özbey olmuştu.

''Cihan Sözen bizi yanında 2 yıl boyunca eğittikten sonra ailesiyle tanıştırdı bizi. ve biz seninle tahminimizden öte bir bağ kurduk. Sen benim tek arkadaşımdın. Aynı zamanda kız kardeşim. Fazlasıyla saf iyi niyetliydin. ve birde hayalperest! bizse her gün kod yazılımı yapar strateji çalışır dövüş sanatları dersi alırdık. Aslında sen olması gerekendin ve biz yabandık. İki farklı dünyadan kopmuşuz gibiydik fakat ona rağmen üçümüz birlikte tüm dünyayı dize getirecek güçteydik. Çünkü mutluyduk.''

Arel sustu. Anılar gözümden şerit gibi geçti. Gözlerimden yaşlar akarken Gazel'in sıcak elleri soğuk ellerimi alev gibi yakıyordu. O anlattıkça zihnimdeki prangalar birer birer özgür kılıyordu ruhumu.

''Fakat Cihan abi bir süre sonra değişti. Senide aramıza alıp aynı eğitimleri vermeye kalkıştı. Annen hiçbir şey bilmiyordu tabii.''

''Neden değişti?''

''Baban en başından beri intikam istiyordu. Faris hakkında olur olmadık bilgileri bağlantıları vardı. 10 yıla yakın intikam planından bahsediyoruz. Her şeyiyle en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Arel ve ben onun gözünde piyondan başka bir şey değildik. Ne isterse yaptık ama tek bir şeyi yapamadık.''

''Seni Vuslat olarak kabul etmedik.'' diye dalgın sesle konuştu.

''Çünkü sen Vera Sözen'din. Bizim tanıdığımız o küçük kız çocuğuydun ve senin de bizim gibi yaşlı bir hayalet olmanı istemedik. Aslında bunu söylemek istemiyordum fakat baban seni çok seviyordu. Her şeyden... herkesten fazla ve onu bir anda değiştiren şey bizi ürkütüyordu. 10 yıl boyunca yaptığı planı bir kenara attı. Hem de bir hiçmiş gibi... Ve seni önümüze koydu. Tıpkı şah gibi.'' dediğinde ellerimi tutup denize doğru baktı.

Aylardır sis altında yürüdüğüm yol güneşe çıkmıştı fakat ısıtmıyordu. Gördüğüm sanrılar tahmin ettiğim gibi anılarımdan ibaretti. Gördüğüm küçük çocuk Arel'di ve araya karışan sarı saçlar Gazel'e aitti. Uyandığımda unuttuğum uyanıkken de aklımdan çıkaramadığım görüntüler yapbozun parçaları misali birleşiyordu. Babam Arel ve Gazel'i ateşe atmıştı. Sadece bir kere gördüğüm adamların karşısında hissettiğim korku onlar için hiçbir şeydi.

''Babamın intikam sebebini söyler misiniz?'' dedim gözlerimden yaşlar süzülürken.

Onlara kızmak yersizdi çünkü herkes kendi doğrularının kurbanı olmuştu.

''Toprak Sözen kaçırıldıktan sonra annen ve baban sakin bir hayat sürmek istedikleri İstanbul'dan ayrıldalar. Bir süre aileleriyle de görüşmediler.'' derin bir nefes verdi. ''Birkaç sene sonra eline bir dosya ulaştı. Kimin gönderdiği hala bilinmiyor... Dosyada kanıtlarıyla birlikte Toprak Sözen'i Faris'in kaçırdığı ve...''

Duraksadığında ''Ve?'' diye sordum.

Arel iç çekip yüzünü sıvazladı. Gazel kızarmış gözleriyle bana doğru döndü. Yeşil gözleri koyulaşmıştı. ''Annen ile Faris arasında ilişki olduğunu belirten resim, ses kayıtları vs. vardı.''

Arel ellerini ovmaya başladığında gerildiğini anlamıştım. Duyduklarım karşısında adeta şok olmuştum. Annem babamı en yakın arkadaşıyla kardeşim dediği insanla aldatmıştı.

''Bunu yapmış olamaz'' dedim kendi kendime.

Kalbim deli gibi atıyordu. Nefes almak güçleşmişti. Ayağa kalkıp yürümeye çalıştım. Birkaç adım attıktan sonra sendeledim. Arel kollarımdan tutup düşmemi engelledi.

''Bırak!'' diye farkında olmadan bağırdım. ''Bana yalan söylediniz! hemde aylarca...''

Gazel ağlıyordu. Ellerini birbirine kenetlemiş gözümün içine bakıyordu. Arel ise göz göze gelmekten kaçıyor fakat beni bir an olsun bırakmıyordu. Gerçi... Bıraksaydı yere düşerdim.

''Özür dilerim...'' dedi Gazel.

''Oyuna girmek için seçim şansı sundunuz ve bende kabul ettim. Ama siz asla dürüst olmadınız.''

''Sana annenle Faris'in ilişkisini anlatmadık sadece.'' dediğinde hışımla Arel'e baktım.

''Sizi tanıyor muyum? diye sorduğumda birkaç kere denk geldiğimizi ama yakın olduğumuzu söylemediniz. Beni tüm o karanlıkta tek başıma bıraktınız.''

''Elinden tutsaydık bu kadar güçlü olabilir miydin?'' diye hızlıca cevap verdi Arel.

''Siz gücü karanlıkta yalnız başına kalmak sanıyorsanız çok yanılmışsınız. Kaldı ki... İkinizde diğeri olmadan yapamayacağını defalarca söylemişken.'' ellerini ittirip birkaç adım geriledim. ''Bari yaptıklarınızla söyledikleriniz bir olsun.''

''Eğer anlatmazsak oyuna girmezsin sandım.'' diye durağan bir tonda konuştu Arel.

Kahve gözlerindeki parıltılar tekrardan yerine gelmişti. Sanki gökteki yıldızlar ait olduğu yere dönmüştü.

''Sanrılar ve sanmalar işte tüm mesele bu...'' diye mırıldandım. ''Ben suçlu aramıyorum Arel. Ben yanımda olacak insanlar istiyorum. Sonu görünmeyen kabuslarımdan uyandığımda sarılacak birini istiyorum. ama siz bunu yapmadınız.

''Yapamazdık çünkü tek başına hayatta kalmayı öğrenmen gerekiyordu. Ailen vefat ettiğinde nasıl darmaduman olduğunu gören bizdik aynaya bile bakmayan sen değil.''

Boğazım düğümlendi. Ağlamamak için zor duruyordum.

''Seninde dediğin gibi bahsettiğiniz o karanlığı yok edecek gücüm yok benim.'' midem bulanıyordu.

''Gücün var.'' diye araya girdi Gazel. Elinin tersiyle göz yaşlarını siliyordu. ''Bak bu kez dağılmadın. Yalnız başına hayatta kalmayı öğrendin.''

Histerik gülmeye başladım. Hayatta kalmayı öğrendiğimi sanıyordu fakat her gün gözlerinin içine nasıl baktığımı görmüyordu.

"Geçmişimde olduğunuzu söylemeliydiniz." sağ elimi mideme bastırdım. Mide bulantım giderek artıyordu. ''Çünkü ben hayatta kalmaktansa hayatı yaşamayı tercih ederim.''

''Korktum.'' diye itiraf etti Arel. ''Canımın tekrardan yanmasından korktum. Belki de bencillik ettim ama ben senden sonra en çok ruhuma acı çektirdim. Canım o kadar yanıyordu ki kendimi bile tanımıyordum. Kanatlarım kırılmış çaresizce yerde çırpınıyordum. Tüm bu yaşananları bir kez daha yaşamaktan korktum. Ancak sen bana daha doğrusu bize yine aynısını yaptın. ve biz şimdi burada gerçekleri itiraf ediyoruz.''

''Ben size ne yaptım?''

''Sevgi Vera.. Sen bana içimdeki gökkuşağını bir kez daha gösterdin. Unuttun mu çocuk adamın kalbi Vera'nın yüreğiyle atıyor.'' nefesini verip etrafta birkaç adım atıp yürürken ''Sana resimler videolar vs. gösterseydim bizi hatırlardın ve aramızdaki bağ daha yakın olurdu. Ancak bunu istemedim. İstememin sebebi ise gerçek benliğini kimseye bağlı kalmadan bulabilmendi. Ve kendimi senden uzak tutmak istememdi.'' deyip başını sola doğru yatırdı. Böylelikle göz göze geldik. ''Ki hala uzak durmak zorundayım. Oyunun sonunda canı en çok yanan sen olacaksın diye boşuna demedim. Hesaplar görüldüğünde çocuk adam Arel olarak yanında olursam eğer o gün canını bende yakacağım. ''

Yüzümü ovup sinirle oflamaya başladım. Sinirlerim gevşemişti. Ara sıra gülüyor boğazımdaki yumru giderek büyüyordu. Bir tarafım deli gibi ağlamak isterken öteki tarafım gülmek kahkahalarda boğulmak istiyordu. Sanırım delirmiştim..

Sessizliğim onları bıçak gibi keserken Arel bana doğru yürümeye başladı. ''Duygular insanın canını yakar. Bunu istesen de inkar edemezsin. Etsen bile inandırıcı olmaz. Çünkü sen hafızandan ziyade duygularını hissetmediğim için karanlıktasın.''

''Arel ileri gidiyorsun.'' deyip öne atıldı Gazel.

''Daima ileri gitmek gerek Gazel çünkü geriye bakarsan ayağının altındaki cesetler peşine dolanır kabusun olur. Hayatta kalmak güçken hayatı yaşama umudun bile elinden alınır.'' Kolunu Gazel'den çekip ağır aksak dibimden geçti. ''Madem gerçekleri öğrendin o zaman karar ver kelebek. Bizimle misin değil misin?''

Cevabımı beklemeden gitti. Cevabımı uzun zaman önce vermiştim zaten. Artık istesem de vazgeçemezdim. Faris Gevheriyle karşı karşıya gelmekten korkmuyordum. 5'te 5'i kaybetmekten korkuyordum.

''Ne fark ettim biliyor musun?'' deyip Arel'in uzaklaşan sırtına baktım.

Gazel meraklı gözlerle bana bakıyordu. ''neyi?''

''Geçmişiyle yaşayamayan ben değil sizsiniz. Geçmişte Vera Sözen olduğum zamanlarda mutluyduk. Çünkü ben size neşe saçıyordum.'' Başımı sağa yatırdım. Gazel'in dudakları yukarı doğru kıvrıldı. Sevimli görünüyordu. ''Siz tekrardan neşeli günlere dönmekten korkuyorsunuz. Karanlıkta yaşamaya alışmışsınız ve aydınlıkta ne yapacağınızı bilmiyorsunuz.''

''Sende karanlıkta ne yapacağını bilmiyorsun.'' deyip omuz silkti.

''Bilmiyordum ama öğrendim. Şimdi sıra sizde. Aydınlıkta yaşamayı öğrenmelisiniz.'' ellerini tuttum. ''Ancak böyle birbirimizi tamamlayabiliriz. Karanlık olmazsa ışık bir işe yaramaz öyle değil mi?''

Beni kendine çekip sıkıca sarıldı. Buna o kadar ihtiyacım varmış ki kollarımı hızla doladım. Karanlık insanların maskelerini bir kenara bıraktıkları bütün gerçeklikleriyle korkularını tekrar hatırladıkları ve gerçek kişiliklerine büründükleri o vakitti. Ancak aydınlık olmazsa karanlıkta bir işe yaramayacaktı. Arel, Gazel ve ben birbirimizin farklı yönlerine rağmen yan yana durmayı öğrenmeliydik. Sevgimiz bir şansı daha hak ediyordu ve ben onlara bunu verecektim.

-

"Daha ne kadar peşinden koşacağım... bekle lütfe!" Diye yüksek sesle bağırdım. Gazel'i sahil kenarında yalnız başına bırakmıştım. ''Sizinleyim! pes etmeyeceğim.''

Arel'in adımları durduğunda nefes alışverişlerim birbirine giriyordu. Omuzları gevşedi. Elleriyle saçlarını dağıtırken geriye doğru baktı. Gözlerimiz buluştuğunda kahvelerine zıt giden kızarıklık yüreğime ağırlık yaptı. Kalbim onun bu halini görmeye dayanamamıştı hemde hiç... içimdeki Vera ıstırap çekiyordu.

"Ben seni hep bekledim. Ben seni beklediğim kadar kimseyi beklemedim. " histerik güldü. Dudakları çarpık bir hal aldığında, "ama ölen birini beklemeyezsin ki..." dedi acı dolu sesle.

Dişlerimle dudaklarımı sıkarken tırnaklarımı avuç içlerime geçirmiştim. Derimi yüzmek üzeredeydim sanki. O denli sinirli ve öfkeliydim.

"Ben ölmedim." Diye yineledim.

"Vera öldü sen değil. O yüzden oyuna devam edeceksen Vera'yı unut.'' Diye diretti.

"Beni ölü yerine koyan sensin Arel..." yavaş hareketlerle yanına doğru yanaştım. Aramızda bir adımlık mesafe kalmıştı.

"Seni ölü yerine koymuyorum. Seni öldüren benim zaten." Öfkeyle bağırdı. Kalbine doğru vurmuştu. Defalarca. "Ben seni öldürdüm."

Sessiz kaldırıma göz yaşlarım teker teker düşerken kulaklarımda yalnızca Arel'in sözleri yankılanıyordu.

"Bunun yükünü alabilecek misin Arel? Sen bir katil olabilir misin?" Ellerini tutmak istedim geri kaçtı. Aramıza giren 3 adımlık mesafe kilometrelerce gibi gelmişti.

Karşımda gördüğüm adam benimle konuşmuyordu. İçindeki bozuk melodiyi dışa vuruyordu. Ondandı bu çaresizliği ondandı bu kalp tırmalayışı...

"Olmasaydım şayet aramızda mesafe olur muydu?" Deyip ikna etmeye çalıştı.

"O zaman beni neden peşinden gelmem için zorladın!"

"Ne!" parmağını savurdu. "Ben öyle bir şey yapmadım."

Yanaklarından tutup kendime çektim gözleri irice açıldı.

"Sen tam da öyle bir şey yaptın." Başımı sağa doğru yatırdım. Artık karşılıklı ağlaşıyorduk. Bu da sevmekti değil mi? En azından birini sevmek beraber ağlamayı da gerektiriyordu değil mi? Ben unutmuştum fakat kalbim sorularıma evet diye çentik atıyordu.

"Geçmişin izlerine basıp yürümeme izin vermeseydin gelemezdimki peşinden. Hatırlamazdımki seni." Hıçkırıklarım firar ettiğinde Arel dudaklarını birbirine bastırıp gözlerini kaçırdı. Yüzü kızarmıştı. Gözleriyse çaresiz... Işık karanlığa yem olmuştu. "Bizi hatırlamazdım Arel. Unuttun mu?" Sol elimle yanağını okşarken sağ elim kalbine indi. Kalbi deli gibi atıyordu. Sanki uzansam ellerime alabilirmişim gibi. "Çocuk adamın kalbi," Sözümü kesti " Vera'da atıyor. Vuslat'ta değil." Deyip kendini geri çekti.

Elinin tersiyle göz yaşlarını sildi oysaki benim kendi göz yaşlarını silecek gücüm bile yoktu.

"Sen Vera'nın değil Glen'in katilisin Arel Özbey. " öfke vücuduma hücum etmişti. Onu incitmemek için ağzıma taktığım süzgeci bir çırpıda söktüm. Yoksa Arel beni asla ama asla dinlemeyecekti. Çünkü o kendiyle konuşuyor kendi kendini ikna ediyordu.

Arel donmuştu. Tepkisi fazla donuk fazla durgundu.

"Kalbindeki mezara Vera'yı gömdüğünü sanıyorsun ama her gün her an bana nasıl baktığını görmüyorsun. Sen Arel Özbey, Vera'yı yaşatmak Glen'i öldürmek istiyorsun. Çünkü yalnızca Glen Vera'yla olabilir." Derin bir nefes verdim. "Ancak bilmiyorsunki Vera, Arel'i de Glen'i de birbirinden ayırt etmiyor. Ayırt eden yalnızca sensin. Ve senden başkası değil."

Sözlerim havayı öylesine germişti ki ellerimde bir bıçak tutuyor olsaydım gergin havayı kesebilirdim. O denli sertti. Arel'in aydınlık tarafıda Glen'di.

"Sen..." diye mırıldandı.

"Ben Vera Sözen. Cihan Sözenin kızı ve Faris Gevheri'nin bitirmek istediği ailenin son domino taşı Vuslat Sözen'im. Ben her ikisiyim. Peki ya sen gerçekten kimsin Arel?"

Bakışlarını kaçırdı. Soğuk hava tenimi yutarken ellerim titremeye başlamıştı. Fakat ruhum rüzgara rağmen dimdik ayaktaydı. Ve en başından beri dimdik duran ulu agac ilk defa köklerinden kırılmıştı. O ağaç areldi ve onun rüzgârı bendim.

Dudaklarını birkaç kere araladı titrek nefesini verdiğinde konuşmakta güçlük çekiyordu.

"Arel de Glen de benim için bir. İkimizde aynıyız. Hatta Pars, Gazel ve Ceren onlarda senin gibi. Benim gibi. Oturduğumuz kumar masasında zaaflarını saklamak için kendilerine yeni bir kimlik seçtiler. Ben benimkini seçemedim. Bana bu adı babam verdi ancak anlamının yükünü taşımamda da sen yardımcı oldun. Şimdide ben sana yardım etmek istiyorum. Arel Özbey dürüst insan demek değil mi? Tıpkı sevgiliye kavuşan vuslat gibi... bırak bu kez ben senin yükünü sırtlanayım."

Başını iki yana sallarken "Ellerimdeki kanı temizleyebilir misin? Her gün her an elimdeki kana yeni bir damlanın bulaşmasını engelleyebilir misin? Bunu daha öncede denedin ama bak ben yine olduğum yerdeyim ve sen giderek bana dönüşüyorsun." Dedi.

"Ben kelebek oluyorum Arel. Tıpkı dediğin gibi kelebek..."

"Kelebekler gökyüzüne aittir. Karanlığa değil."

"Kesin yargılara varmaktan vazgeç. Burası dünya ve herkes kendi hayatının başrolü. Senaryoyu sen yazamazsın Arel. Beni sahne arkasına atıp kötü karakteri oynayamazsın." Diye direttim.

Bariton desiyle "Bunu daha öncede yaptın başaramadın." Derken hecelemişti.

"Çocuktuk Arel!" Ani çıkışımı beklememiş olacakki afalladı. "Sende bende çocuktuk! Bunun neden farkında değilsin? Çocuklar anne ve babalarını taklit ederler. Sen ve ben ikimizde Cihan Sözen'i örnek aldık! Onun acısını, nefretini... Bu lanet intikam oyununa katılmak istedik. Çünkü bize göre bu doğruydu. Bize bunun doğru olduğu söylenmişti."

"Ben çocuk değildim ve sen hep çocuk kalmalıydın." Deyip iç geçirdi.

"Dünya toz pembe değil ve bende pembeye düşkün değilim. Senin gözünde Vera nasıl bir yerde bunu bilemem. Lanet olsun ki bana her şeyi hatırlayamıyorum ama şunu çok iyi biliyorum." Bir anda sustum. Ona itiraf edemezdim. En azından bu kadar açık olamazdım.

Ağır ağır yaklaştı. Bu kez mesafeyi o kapattı. Açanda kendisiydi kapatan da... elleri yanaklarıma dokunduğunda kuruyan göz yaşlarımı sildi. Geç kalmıştı. Akan damlalarım kuruduktan sonra silmesi ne kadar önemliydi ki?

"Neyi? Neyi biliyorsun Vera..." diye mırıldandı.

Önemliymiş. Onun Vera deyişi her şeyden önemliymiş. Vera... hiçbir şeymiş gibi rahatlıkla söyledi. Az öncekinin tam aksine.

"Kalbimin senin için deli olduğunu çok iyi biliyorum Glen." Diyebildim sonunda.

Söylememekte kararlıydım ancak omuzlarımdaki ağırlık yüzünden kambur olmuştum. Artık birinin beni duymasını istiyordum. Kanatlarımı özgürce çırpmak istiyordum. Ben her şeyden önce Arel'in yanımda olmasını istiyordum. Karşımda olmasını değil.

Alnını alnıma yasladı. Gözleri kapanırken omuzları küçülmüştü. Belimden kavrayıp kendine çektiğinde sıkıca sarıldı.

"Korkak herifin tekiyim ben..."

Başım omzuna düştüğünde o da başını boynuma gömdü. Nefesi kesik kesik geliyordu.

"Duygularını bile itiraf edemeyen aptalın tekiyim." Dediğinde alayla kıkırdadım. "ama ben yine de seni sevebilirim değil mi?"

"Yalnız kalmaktan korkuyorsun. Glen olursan güçsüz olmaktan korkuyorsun." Saçlarını okşamaya başladım. Kollarını sıkıca kenetledi. Zar zor nefes alabiliyordum. "Ve sen sevilmeyi hak ediyorsun Arel. Hem de çok hak ediyorsun..."

"Yalnız kalmaktan değil senin olmadığın bir dünyada yaşamaktan korkuyorum ben. " diye itiraf etti.

"O yüzden mi Vera öldü deyip duruyorsun."

"Ama öldü. Ölmedi mi?" Çocuk gibi soruyordu.

Vücudu titriyordu. Birbirimizden ayrıldığımız ilk anda yere düşecekti emindim.

"Başa döndük sanırım. Vera burada seninle Arel."

"Özür dilerim... Ama ben bunu yapamam kelebek." Geri çekilmek istedi izin vermedim.

"Neden?"

"Bir kez ölmüş birini hayata döndürürsen ve o tekrardan ölürse bu onu sevenler için cehenneme atlamak demektir."

Geçmişinin kanları geleceğinde de oluşmuştu. Arel Özbey'in tarihi tekerrür ediyordu. Döngüsünü ise ben bozacaktım. Çünkü ben Arel'in geçmişinin kanı geleceğinin yarasıydım.

"O şarkı... hani balkonda dinlediğimiz."

Kolları sıkıca belimi kavrarken "lili," dedi boğuk sesle.

"Lili.. Herkesin bir lilisi vardır ve lili kişinin kendisine özeldir. Kalbinin yuvası aklının mola verdiği yer, kişidir." Başını kaldırdı. Gözlerimiz buluştuğunda artık ikimizinde yüzünde buruk bir tebessüm hakimdi.

"Lilisini kaybetmiş bir insan artık insan olamaz. Yaşayan bir ölüden farksız olur." Deyip cümlemin sonunu beklemeden kestirip attı. "Benim dediğim gibi cehenneme atlamak demek bu. Hem de gözü kapalı."

Sözlerini umursamayıp "Ve sen bana ölümü yakıştıramazsın. Bu yüzden ölmeye razı değilim. Daha biriktireceğimiz bir sürü anı olacak. Örgütü devirecek ve sonrasında kendi hayatımıza döneceğiz. Gerçek bir çocuk olacağız Arel." Dedim.

Histerik güldü. Hatta daha çok alayla.

"Örgütü devirmek çok kolay bir şeymiş gibi konuşuyorsun! O iş öyle kolay değil. Ucunda ölüm bile var. Her şey bittiğinde sonumuz ne olacak belli bile değil."

Haklıydı fakat haklı olması söylediklerimden vazgeçmem için yeterli değildi. "Sende kendini çok hafife alıyorsun. Pars'ı öne sürüyorsun fakat esas senin tilkilerin zehir saçıyor. Kurallardan bahseden Pars fakat kuralları koyan sensin. Söylesene böylesine zekiyken kendini hafife alman ne kadar doğru?"

"Kurallar... biliyorsun." Diye şaşkınca baktı. Gözlerimi devirdim.

"Pars gibi bir insan kurallarla yaşamaz. Değil yaşamak kendini kurallarla sınırlandırmaz. Daha en başından belliydi o kurallarda bir bokluk olduğu."

Gülmeye başladı. Bu kez içtendi. Gözlerindeki karanlık sahneden inmişti. Ressamın sergisindeki en güzel şaheser onun gözlerinde saklıydı ve o bunu göremiyordu.

Gülüşünü durdurup "Bana çok güveniyorsun fakat ben her zaman yanında olamam arkanı kollamalısın.'' Dedi.

"Yanımda değilsen arkan boştur ve bir sırta ihtiyacın vardır. O zamanda ben sana sırt olurum. Olmaz mı?"

"Olmaz." Deyip kendini geri çekti. "En azından şimdilik olmaz."

"Neden Arel? Neden?" Diye öfkeyle sordum.

"Bir nedeni yok." Kestirip atmıştı.

"Ne demek yok?"

"Benimde bilmediğim karar veremediğim şeyler olabiliyor. Bende insanım sonuçta. Benimde canım yanabiliyor. Bendim de kalbim kırılabiliyor. Geçmişinde olduğumuzu söylemeden önce açıkçası ne yapacağımı bilmiyordum. Çünkü beni, bizi unutmuştun. Bu canımı nasıl yaktı anlayamazsın."

Kollarını ayırdı sendeleyip zorlukla toparlandı. İlgiyle sözünün bitmesini bekledim.

"Gözlerinde ise hiçbir duygu yoktu. Feri gitmiş gibiydi. O an anlamıştım anılar gidince duygularda yok oluyormuş."

"Korkmuştum çünkü! Çaresizdim ve ne yapacağımı bilmiyordum. Fakat sizi gördüğüm o ilk andan itibaren Gazel ve sana karşı tarif edemediğim hisler vardı içimde."

Hislerini itiraf etmem onu ister istemez mutlu etmişti.

"Sen eğitime başladığında Pars'tan her gün her an bilgi aldım. Her konu için ama bütün yaptıklarım boşunaydı çünkü sen yine ve yeniden kararlıydın. Savaşmak istiyordun ve ben önüne geçemezdim. İnan bana dünyada en çok istediğim şey senin bu savaşa dahil olmamandı. Sana inatla Vera dememin sebebi de buydu.

Şakaklarımı sertçe ovdum. İçimdeki ateşi körüklüyordu ve parçacıklarını savurduğu arazi benden ibaretti. Kasıp kavurduğu şeyse ruhumdan ibaretti.

"Son ailemi de kaybetmiştim ve bedenim ölü bir bedenden başka bir şey değildi. Ama sonra bir şey oldu. Duvarlarımı sana yıktım. Farkında olmadan sana çekildim. Çünkü o enkazın altında bir umut ordasındır diye aradım. Ben seni seviyordum kelebeğim ama yaşamlar el vermedi."

Sevmek... boğazıma oturan yumruyla eş zamanla kalbime hançer battı. o beni sevmisti. Benim onu sevdiğim gibi o da beni sevmişti. Bunu duymak bile içimde el ele tutuşmuş Vera ve çocuk adamı mutlu etmeye yetmişti.

"Ben 2. Yasama aitken sen 1. Yaşamdaydın. Ben 1. Yasama geçtiğimde sen 2. yaşama geçmiştin. Zaman bizi kodlamayı bırakmış seçimlerimiz ellerimizden kayıp gitmiş 2 tutsak ruh olmuştuk. Ve ben tekrardan o cehenneme düşmek istemiyorum. Üzgünüm bu kadar güçlü olamadığım için."

Ve o an aramızda derin bir sessizlik oluştu. Artık Arel Özbey yanımda değildi. Tam karşımdaydı ve yerini koruyacaktı. Hatırladığımı bilmesi hiç bir şeyi değistirmemisti. Ben yine o yalnızlıkta kordum. Kör olmuştum.

"Bir adam içeri girip aynadan yüzüne bakıp..." yabancı ses ve bir o kadar tanıdık gelen ses.

Arel ve benim arama gölge gibi düşen ses.

"Şaşkın bir ruh haliyle" siyah irisleri Arel'i bulmuştu. Bıçak gibi keskindi. Sarhoşun tekiydi fakat bakışları bizden ayıktı.

"Herkesi uyandırır..." deyip elindeki içki kutusunu kafasına dikti. ''Uyan abicim uyan!'' Kendi ekseni etrafında dans ederek dönerken işaret parmağıyla beni işaret etti. ''Oyun son bulduğunda kafalar karışmasın.''

Arel'in öfkeyle adımladığını gördüğümde anında kolundan tuttum. Benim yüzümden başka biriyle kavga etmesine gerek yoktu. Bana sınırlıydı.

"Ne demiş atalarımız..." elini şıklattı. "Ben bu oyunu izledim Hokusu Pokusu yok bunun!" Deyip ellerini havada gezdirip dönerek ilerledi. Elindeki alkol kutusunu ayağımızın dibine atıp kahkaha atmaya başladı. Deli gibi gülüyordu. Başındaki siyah bereyi geriye doğru kıvırdı.

"Sözüme geliyorsun ey tanrım!"

Tekrardan güldü.

"Seçimler ve sonuçlar işte tüm mesele bu!" deyip tekrardan şarkıya döndü.

Ve işte o an anılarımdaki kayıp yapboz parçası rayına oturdu.

Sarhoşun kelimeleri hayatımın kırılma anıydı. Gözlerimin önüne düşen kaza anıydı...

"Arel Özbey mi yoksa ağabeyin Toprak Sözen'i mi seçeceksin küçük kardeşim."

-

#Vusrel

Fikirlerinizi, nasıl hissettiğinizi yorumlarda belirgin lütfen ♡♡

Tepkiniz nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Edanuryd "Her şey burada bir masal gibi ya da yine kafam iyi."