Kadrajdaki Dünyalar | 13. Kare: Bir Fotoğraf Karesinde

Kadrajdaki Dünyalar'ın 13. Bölümü | Çocukluğundan beri fotoğrafçılıkla uğraşan ve bu alanda lisans eğitimi alan Göksel'in çektiği fotoğrafları paylaştığı "kadrajdakidunyalar" isimli bir sosyal medya hesabı vardır. Genç fotoğrafçı bir gün fotoğraf çekimi için gittiği Kadıköy'de eve dönmeden önce bir kafeye oturur, bu kafede sahne alan gencin fotoğraflarını çeker ve sonrasında bir tanesini hesabında paylaşmaya karar verir. Fotoğrafı paylaştığı günün akşamında mesaj kutusuna düşen bir mesaj her şeyi değiştirmek üzeredir.

Kadrajdaki Dünyalar | 13. Kare: Bir Fotoğraf Karesinde

Ertesi gün Göksel için temizlik günüydü. Genç kadının kahvaltı ettikten sonraki planı oturup dizi izlemek ve akşama doğru da akşam yemeğini pişirmekti fakat etrafı dağınık ve biraz da tozlu görünce kendisini temizlik yaparken buldu. Temizlik yapmak ona iyi hissettiriyordu, temizlik yaparken müzik dinlemek de ona güç veriyor ve bu işi eğlenceli hâle dönüştürüyordu. O da yüksek sesle çalan şarkıları dinleyerek salonu, mutfağı ve koridoru süpürüp sildi, etrafı tertemiz yaptı.

İşi bittiğinde saat altıyı geçiyordu. Sıcaktan kan ter içinde kalan genç kadın kendisini duşa atıp ılık suyla duş aldıktan sonra bornozuyla birlikte yatağına uzandı.

Yemek yapmaya hâli kalmamıştı.

“Bu akşam dışarıdan söyleyebiliriz,” diye düşündü. “Birazdan annemi arayıp haber veririm.”

Telefonunu eline alıp sosyal medya hesabına girdi ve ana sayfasında gezinmeye başladı. Takip ettiği fotoğrafçılar, video grafikerler ve arkadaşları öğleden bu yana yeni gönderiler ve hikayeler paylaşmıştı; hepsine baktı. Sinem’in attığı hikayeden arkadaşının hâlâ Ankara’da, annesinin yanında olduğunu gördü. Genç kadın temmuz başından beri Ankara’daydı ve anlaşılan bu yaz da uzun bir süre orada annesiyle beraber kalacaktı. Akın’ın attığı hikayeden genç fotoğrafçının önceki hafta sonu gerçekleştirdiği fotoğraf çekiminin düzenlemelerini yaptığını gördü. Bu yaz Akın’ın işlerinin yoğun olduğu ortadaydı, bu da genç adamın çok severek yaptığı bu işten daha çok para kazandığı anlamına geliyordu ve Göksel arkadaşı adına çok mutluydu. Bu cumartesi günü ona eşlik etmek, onunla beraber çalışmak için sabırsızlanıyordu. Akın ona fotoğraf ve video konusunda çok şey öğrettiği için onu hocası olarak görüyor ve ortaya çıkardığı eserlere gıpta ediyordu.

Ana sayfasındaki yeni paylaşımların hepsine bakan Göksel annesini aradı. Birkaç saniyelik bekleyişin ardından Güzin telefonu açtı.

“Efendim bebeğim?”

“Ne yapıyorsun?”

“Servisteyim, eve geliyorum; sen ne yapıyorsun?”

“Duş aldım, uzanıyorum ben de öyle. Bugün temizlik yaptığım için yemek yapamadım, akşam için dışarıdan bir şeyler söyleyelim mi?”

“Nereleri temizledin? Bu sıcakta yormasaydın kendini.”

“Salonu, mutfağı ve koridoru pırıl pırıl ettim. Planım dizi izlemekti fakat kendimi süpürge yaparken buldum işte.”

Güzin kıkırdayarak, “Deli kız,” dedi. “Peki ne söyleyelim akşam yemeğine?”

“Dürüm olabilir, Urfa kebabı. Canım çekiyor.”

“Senin canın et mi çekiyor? İşte bu epey nadir görülen bir şey.”

“İştahıma geldi.”

“Tamam, sen üçümüze de dürüm söyle o zaman. Anca gelir zaten, yoğun oluyor bu saatlerde.”

“Aynen, o zaman üç dürüm söyleyeceğim. İçecek var mı?”

“Dolapta bir sürü içecek var, baban dün almış.”

“Tamam, o zaman kapatıyorum ben. Evde görüşürüz canım.”

“Görüşürüz bebeğim.”

Göksel aramayı sonlandırdıktan sonra bir uygulamadan üç Urfa dürüm siparişi verdi. Oturdukları semte hizmet veren güzel bir kebapçı vardı ve bunun gibi akşamlarda oradan sipariş verirlerdi.

Siparişi verdikten sonra yataktan kalkıp üstüne kıyafetlerini giydi. Kısa kollu bol bir tişörtle şortunu giyip saçlarını da taradı ve kendi hâlinde kurumaya bıraktı. Sıcak yaz aylarında makineyle saç kurutmak tam bir işkenceye dönüştüğü için genç kadın makine kullanmayı tercih etmiyordu.

Mutfağa girip dürümlerin yanında yemek için salata hazırladı. Genç kadının etle arası çok yoktu fakat meyve ve sebzeleri sever, sık sık tüketirdi. Taze sebzeleri kullanarak bu akşam için güzel bir salata hazırladı.

Saatler yediyi birkaç dakika geçerken evin zili çaldı. Sipariş ettiği dürümler gelmişti. Siparişlerini kapıdan teslim aldıktan sonra eve girdi. Dürümler müthiş kokuyordu. Annesiyle babasının bir an önce işten dönmesini umdu.

Dakikalar sonra evin kapısı açıldığında Göksel bir video izliyordu. Videoyu kapatıp salondan çıktığında annesiyle babasının birlikte geldiğini gördü.

“Hoş geldiniz,” dedi onların yanına ilerleyip. “Sokakta mı karşılaştınız?”

“Hoş bulduk bebeğim,” dedi annesi. “Evet, apartmanın önünde denk geldik.”

“Hoş bulduk güzelim,” diyen Engin onun saçlarını öptü. “Bu kebap kokusu da ne böyle?”

“Urfa dürüm sipariş ettim,” dedi Göksel. “Temizlik yaptığım için yemeğe hâlim kalmadı, ben de dışarıdan söyledim.”

“Urfa dürüm mü? Bayılırım. Karnım da kazınıyor, ellerimi yıkayıp hemen geliyorum.”

İki dakika sonra hep beraber sofrada oturuyorlardı. Göksel soğumaması için havluya sardığı dürümleri çıkarıp herkesin önüne koydu, Güzin de kolaları bardaklara doldurdu.

“Gününüz nasıl geçti?” diye sordu Göksel.

“Çok yoğundum,” diye cevap veren ilk kişi Güzin oldu. “İki toplantıya girdim, işe almayı düşündüğümüz yeni personelle de bir iş görüşmesi gerçekleştirdim.”

“Sonuç?”

“Yüksek ihtimalle işe alacağız. Kriterlerimizi karşılıyor, kendisinden hoşlandım da.” Eşine döndü. “Sen neler yaptın hayatım?”

“Benim için rahat bir gündü,” dedi Engin. “Öğlen patron geldi, onunla öğle yemeği yedik; onun dışında hiçbir değişiklik yoktu hatta bilgisayarda bol bol oyun oynadım.”

Güzin ve Göksel gülüştü.

“Sen neler yaptın bebeğim?” diye sordu Güzin.

“Temizlik,” dedi Göksel. “Etrafı pis görünce temizlemeye giriştim, öğlen başlayıp akşama doğru anca bitirdim.”

“Her yer tertemiz olmuş, ellerine sağlık.”

“Ben de mutfak mermeri ve fayansları neden parlıyor diye düşünüyordum,” dedi Engin. “Oradan bir Göksel geçmiş.”

Göksel kıkırdadı. “İkinize de teşekkür ederim.”

Yemek genel olarak sessiz geçti. Üçünün de karnı çok açtı ve karınlarını doyurmaya odaklandılar. Güzin ve Engin işte öğle yemeği yese de gün içinde yine acıkıyorlardı, Göksel de saatlerce temizlik yaptığı için çok acıkmıştı.

“Salata enfes olmuştu,” dedi Engin ağzını silerken. “Ellerine sağlık.”

“Afiyet olsun,” dedi Göksel gülümseyerek. “Anneciğim senin de kesene bereket.”

Göksel’in henüz kendisine ait bir banka kartı yoktu, annesinin verdiği kredi kartını kullanıyordu.

“Hepimize afiyet bal şeker olsun.”

Masayı el birliğiyle kaldıran aile üyeleri salona geçti. Engin bir koltuğa uzanırken Güzin de diğer büyük koltuğa ayaklarını uzatarak oturdu, Göksel de tekli koltukların birine oturdu. Genç kadın annesiyle babasının keyfinin yerinde olduğundan emin olunca konuşmak istediği konuyu açmak için boğazını temizledi.

“Cumartesi günü Akın’la fotoğraf çekimine gideceğimi biliyorsunuz,” dedi. Bunu önceki hafta ailesine haber vermişti. “Pazar günü de Gökhan arkadaşlarıyla bir yerde sahne alacakmış, beni de davet etti. Gidebilir miyim?”

Göksel’in bu cümlesi Engin’i uzandığı yerden kaldırdı. Orta yaşlı adam sırtını koltuğun arkasına yaslarken kızına baktı.

“Nerede, saat kaçta sahne alacakmış?” diye sordu.

“Kadıköy’de bir mekânda akşam 9’da sahneye çıkacaklarmış. Üç arkadaşının bir müzik grubu varmış zaten, o da pazar gecesi grubun arka vokali ve gitaristi olacakmış.”

“Hangi mekânmış bu?”

Sahne* diye bir eğlence mekânı. Alkollüymüş ama bugün araştırma yaptığımda çok güzel yorumlar gördüm, herkes temiz bir yer olduğundan bahsetmiş.”

[*Parça Kafe gibi bu mekân da tamamen kurmacadır ve gerçek bir işletmeyle ilgisi yoktur. (Yazar notu)]

Engin bir süre konuşmadığında Göksel destek bulmak istercesine annesine baktı fakat annesi de babası gibi bu konuya biraz mesafeyle yaklaştığını yüz ifadesinden belli ediyordu.

“Tam konumu nerede?” diye sordu Engin saniyeler sonra.

“Fenerbahçe’de,” diye cevapladı Göksel. “Zühtüpaşa’ya yakın.”

“Konumu güzelmiş, nezih yerler oralar. Kaça kadar sahnede olacaklarmış? Geçe kalırlar.”

“Gece yarısına kadar. Evet, geç olduğunu biliyorum ama arabayı alsam sıkıntı çıkmaz değil mi?”

Engin, Güzin’e döndüğünde eşi de ona baktı.

“Sen ne dersin hayatım?” diye sordu Engin.

“Konumu gerçekten iyiymiş,” dedi Güzin. “Alkollü olması da şu yönden sıkıntı,” derken Göksel’e döndü. “Kimse edebiyle içmediği için sarhoş olup tatsızlık çıkarıyor, sorun yaratıyor yoksa senden yana herhangi bir sıkıntı olmadığını biliyoruz. Gençsin, içmek isteyip içersin ama sınırını bilirsin, sarhoş olup kendini de kimseyi de kötü duruma düşürmezsin. Diğerleri böyle değil.”

“Farkındayım,” dedi Göksel başını sallayarak. “Bu yüzden öyle ortamlara girdiğimde ekstra dikkatli davranıyorum. Gökhan sahne aldığı arkadaşlarının kız arkadaşlarının da izlemeye geleceğini söyledi, eğer gidersem masada onlarla beraber olacağım.”

“Gökhan’ın arkadaşları hep erkek mi?” dedi Engin.

“Evet, biri mezun ikisi öğrenci üç mühendis arkadaşıyla sahne alacak. İki tanesinin kız arkadaşı da izlemek için orada olacakmış.”

“Okuldan mı tanışıyorlarmış?” diye sordu Güzin.

“Evet, arkadaşları Cerrahpaşadan.”

“Sen gitmeyi istiyor musun?” diye sordu Engin kızına bakarak. “Sorduğuna göre istiyorsun tabii de çok mu istiyorsun?”

“Gitmek isterim,” dedi Göksel biraz utanarak. “Eğlenceli vakit geçireceğimi düşünüyorum. Gökhan iyi biri, arkadaşlarının da düzgün olduğunu düşünüyorum.”

Engin ve Güzin bir süre bakıştılar. Göksel genç bir kadındı ve onun gençliğini doya doya yaşamasını istiyorlardı fakat bunu yaparken onu dışarıdaki olası tehlikelerden de korumak zorundaydılar.

“Her şeyin farkında olan aklı başında, bilinçli ve olgun bir kız olduğunu biliyoruz,” diye konuştu annesi. “Sana bu konuda güvenimiz sonsuz ama ebeveynlerin olarak seninle konuşmak zorundayız. Gitmek istiyorsan gidebilirsin, dediğin gibi arabayı da alırsın çünkü o saatte karşıya geçmek sıkıntı oluyor biliyorsun; arabaya binip sağ salim eve dönersin.”

“Akşam boyunca telefonun seslide olsun,” diye ekledi babası. “Aradığımız an sana ulaşalım, yine bize ara sıra durum güncellemesi yapıp bizi merakta bırakmazsın. Araba süreceksin, yani alkolü unut küçük hanım. Yavaşça içmek şartıyla bir bira içebilirsin ama fazlası yok, seni çarptığını biliyorsun.”

“Kendime dikkat edeceğim,” dedi Göksel. İzin aldığı için çok mutluydu fakat belli etmedi. “Bir biradan fazlasını içmeyeceğim, sizi de asla merakta bırakmayacağım.”

“Ortamda hoşuna gitmeyen en ufak bir şey bile olursa arabaya atlayıp evine dön,” dedi annesi. “Seni rahatsız eden hiçbir ortamda, hiçbir insanın yanında durmak zorunda değilsin.”

“Biliyorum. Rahatsız hissedersem çantamı alır çıkarım, merak etmeyin.”

“Gel bakalım buraya,” diyen Engin onu yanına çağırdı. Göksel oturduğu koltuktan kalkıp babasının yanına oturdu ve ona sarıldı. “Gezip tozmanı, eğlenmeni, gençliğinin tadını çıkarmanı biz de çok istiyoruz fakat yaşadığımız dönemin ne kadar sıkıntılı olduğunu belki de bizden iyi biliyorsun kızım ve annenle baban olarak sana bunları söylemek zorundayız. Gökhan’a bir güven duyduğun belli, güvenini kazandıysa kötü bir hareketini görmemişsindir ama sen yine de çok dikkatli ol, gardını asla indirme. Bu ailesiyle görüşmeme olayı zaten canımı sıkıyor, konservatuvar okumak istediği için onlarla iletişimi koparıp İstanbul’a gelmesi içime sinmeyen noktalara sahip.”

Göksel başını babasının göğsünden kaldırıp yüzüne baktı. “Yaşadıklarını bilmiyorsun,” dedi genç kadın. “Bu mesele yüzünden ailesiyle çok kötü olaylar yaşamış ve kendi hayatını istediği şekilde yaşayabilmek için İstanbul’a tek başına gelmek zorunda kalmış. Hiç kimse durduk yere ailesiyle bağları koparıp on sekiz yaşında cebinde az bir parayla İstanbul gibi bir şehre gelmez. Gökhan’ın öncesinde yaşadığı olaylar çok kırıcı.”

Duydukları karşısında annesi de babası da şaşırdı.

“Neler yaşamış?” diye sordu Güzin.

“Bunları anlatmak bana kalmadı ama gerçekten üzücü ve bir çocuk için travmatik olaylar olduğunu bilin. Bu konuda içine sinmeyen noktalar olmasın baba, Gökhan bu konuda yalan söylemiyor ya da bir şeyleri gizlemiyor.”

“Bundan emin olamayız,” dedi Engin. “Bizzat şahitlik etmediğin olayları yalnızca sana anlatıldığı kadarıyla bilirsin.”

“Olaylara bizzat şahit olmamış olabilirim ama Gökhan olayları anlatırken ne kadar kötü hissettiğine şahit oldum, yaşadıklarının onu nasıl paramparça ettiğini kendi gözlerimle gördüm.”

“Ailesiyle kavga mı etmiş?”

“Sana fotoğrafçılıkla ilgili bir bölüm okumak ve fotoğrafçı olmak istediğimi söylediğimde fotoğraf makinemi kırdığını düşün. Bu yeterli bir cevap olacaktır.”

Engin kaşlarını çatarken Güzin’se kaşlarını büzdü. Karı koca arasında yine bir bakışma geçti.

“Oldu,” dedi Engin kızının saçlarını okşayarak. Onun başını yeniden göğsüne yasladı. “O hâlde bu hafta sonu senin için dolu dolu geçecek.”

“Evet,” diye onayladı Göksel. “Öyle olacak.”

Bir süre ailesiyle oturan Göksel saatler sekiz buçuğa yaklaşırken odasına çekildi. Telefonunu eline alıp yatağına oturduktan sonra Gökhan’a mesaj attı.

Selam

Benimkilerle konuştum, pazar günü geliyorum

Güzel haberi genç adama verdiğinde gülümsüyordu. Gökhan’ın arkadaşlarıyla tanışacağı için gergindi ama onları merak da ediyordu ve Gökhan sahne alırken onu seyretmeyi çok istiyordu. Genç müzisyeni elektro gitar çalarken ilk kez görecekti ve performansı için sabırsızlanıyordu.

Gökhan üç dakika sonra çevrim içi olup onun mesajını gördü.

Selam

İzin verdiler mi? İşte bu be! Çok sevindim, çok eğleneceğimizden eminim

Onun bu mesajını okuyan Göksel gülmesini durduramadı.

Evet, verdiler. Pazarı sabırsızlıkla bekliyorum

Mesajı anında görüldü. Gökhan işten dönmüş, akşam yemeği için hızlıca hazır çorba ve makarna pişirmişti; onları yiyip karnını doyurduktan sonra da salondaki koltuğa uzanıp dinlenme moduna geçmişti. Göksel’in bu mesajıyla yorgunluğunu unutan genç adam neşelenmişti.

Ben de iple çekiyorum. Ne yapıyorsun şimdi?

Göksel başını yastığa koyup, telefonunu da yüz hizasında yukarı kaldırarak onun mesajına cevap yazdı.

Odama geldim, uzanıyorum öyle. Sen ne yapıyorsun?

Genç adam kendisine cevap yazarken Gökhan isminin altında beliren “yazıyor...” yazısını seyretti.

Ben de salonda uzanıyorum. Yemek yiyip kendimi koltuğa attım, yorucu bir gündü

Onun bu mesajını okuyunca Göksel’in yüzünde anlayışlı bir ifade belirdi. Genç kadın daha önce hiç çalışmamıştı fakat ebeveynlerinden ötürü iş hayatının ne kadar yorucu olduğunu biliyordu. Babası bir mağazada müdür olduğu için bir mağazada olanlara hâkimdi, Gökhan da çalıştığı müzik mağazasında her şeye koşturuyor olmalıydı.

İstersen kendine bir yorgunluk kahvesi yapıp bir şeyler izle, hem dinlenirsin hem de kafan dağılır

Ona küçük bir öneride bulundu.

Koltuktan kalkmaya üşeniyorum, uzanmaya devam etsem daha iyi

Bugün benim için sıradan bir iş günüydü, sen neler yaptın?

Gökhan’ın gün içinde neler yaptığını merak etmesi, ona sıradan ama kendisini umursadığını belli eden bu tarz sorular sorması Göksel’in çok hoşuna gidiyordu. Güzel olan her şey farklı ve benzersiz olmak zorunda değildi, bazen güzellik sıradan olanda saklıydı.

Aslında güne başlarken aklımda dizi izlemek vardı fakat bir anda temizlik yapmaya giriştim ve salonu, mutfağı, koridoru temizledim. Evin yarısı ama ayrıntılı bir temizlik yaptığım ve hava da çok sıcak olduğu için çok yoruldum. Bir duş alıp kendime geldikten sonra dışarıdan yemek sipariş ettim -doğal olarak yemek yapmaya hâlim kalmadı- ve benimkiler işten dönünce hep birlikte yedik

Gününden uzunca bahsettiği bu mesajı Gökhan’a gönderdi. Gökhan’ın çoğu şeyden ayrıntılarla bahsetmesi Göksel’i de bahsetmeye itmişti. Gökhan’ın olanları ayrıntılarla anlatması Göksel’e duyduğu yakınlığı gösterme şekliydi, Göksel de bu yakınlığı aynı şekilde gösteriyordu.

Sıcak havalarda temizlik yapmak normalden iki üç kat daha zor ama bir noktada yapmak da gerekiyor. Uzanıyormuşsun zaten, sen de dinlenmene bak

Göksel gülümseyerek ekrana baktı.

Öyle yapıyorum, şimdi bir de sakin ve rahatlatıcı şarkılar açıp gevşerim

Seni de Spotify’dan geri takip edeyim, gün yoğun geçince aklımdan çıkmış

Göksel kulaklıklarını takıp Spotify’a girerken telefonun ucundaki Gökhan gülümsüyordu. Dün Göksel’le ayrıldıktan sonra onun profilindeki çalma listelerinin altından girip üstünden çıkmıştı. Göksel’in herkese açık üç çalma listesi vardı. Bir tanesinde sadece yabancı müzisyenler yer alıyordu ve çalma listesinin adında yıldız emojisi vardı. The Weeknd, Cigarettes After Sex, The Neighbourhood, Lana Del Rey, Taylor Swift, Adele, Lorde, Tamino, Meg Myers’ın ağırlıkta olduğu bir çalma listesiydi. Gökhan bu isimlerin çoğuna yabancı olmasa da dinlediği isimler değildi fakat dinlemeye başlayacaktı. İkinci çalma listesinin adında hilal emojisi vardı ve liste tamamen yerli müzisyenlerden oluşuyordu. Bu çalma listesindeki isimlerin büyük çoğunluğunu Gökhan da severek dinliyordu ve bu isimleri görmek genç adamı çok sevindirdi. Duman, mor ve ötesi, maNga, Pinhani, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Yaşlı Amca, Son Feci Bisiklet, Dolu Kadehi Ters Tut; Teoman, Salman Tin, Şebnem Ferah, Sertab Erener, Can Koç ve genç kadının adaşı Göksel bu çalma listesinde ağırlıklı olarak yer alan isimlerdi. Üçüncü ve son çalma listesinin adında Güneş emojisi vardı ve liste tamamen klasik müziklerden, günümüz bestecilerinin bestelerinden oluşuyordu. Listede Mozart, Beethoven, Bach gibi efsane isimlerin yanında Toshifimu Hinata, Evgeny Grinko gibi günümüzün popüler isimleri de vardı. Göksel’in müzik zevkini ayrıntısıyla gören Gökhan ona olan ilgisinin ve hayranlığının zirveye taşındığını hissetti. Genç kadın her seferinde kendisini şaşırtmayı başarıyordu.

Göksel Spotify’daki takipçilerinin arasında Gökhan’ın profilini hemen buldu. Genç adamın profilinde kendi profilinde olduğu gibi Gök yazıyordu –bu ayrıntı genç kadını genişçe gülümsetti–, profil fotoğrafında gitar çalarken çekilmiş başka bir fotoğrafı yer alıyordu ve herkese açık sekiz çalma listesi vardı. Göksel’i asıl şaşırtan şeyse 589 takipçisi olmasıydı. İlk defa bu kadar fazla takipçisi olan bir Spotify profili görüyordu. Gökhan’ın gerçekten de çevresi aşırı geniş biri olduğunu bu vesileyle hatırlamış oldu. Yüksek takipçili bu profil toplamda 472 hesabı da takip ediyordu.

Gökhan’ı takip ettiğinde onun 590’ıncı takipçisi olduktan sonra onunla olan mesajlaşmasına geri döndü. Genç adam kendisine cevap vermişti.

Et bakalım

Sakin ve rahatlatıcı şarkılar dinlemek de muhteşem bir fikir, her zaman işe yarar

Uzun parmaklarını klavyede gezdirip ona cevap verdi.

Ettim. Bayağı popüler bir profilin varmış

Gökhan onun mesajını anında gördü.

Müzisyen olunca ve çevrem de müzisyenlerle çevrili olunca öyle oldu. Diğer müzisyen arkadaşlarımın profilleri de benzer şekilde

Genç adamın söylediğini mantıklı buldu. Müzikle iç içe olan birinin Spotify profilinin bu kadar takipçiye sahip olması normaldi.

Düşününce haklısın. Aktif olarak kullandığın bir uygulama olmalı

Gökhan mesajına cevap yazarken o da şarkının sesini yükseltti. Kulaklıklarından Cigarettes After Sex’in bir şarkısının sesi yükseliyordu. Bu grubun sakin tarzını seviyor ve şimdi olduğu gibi rahatlamak istediğinde açıyordu.

Evet, müzik dinlemeden bir günüm geçmez ve sık sık diğer çalma listelerine bakıp yeni şarkılar, sanatçılar dinleyip keşifler yapıyorum. Günün sonunda dönüp dolaşıp birkaç aynı ismi dinlesem de eser ve sanatçı bilgimi geniş tutmaya çalışıyorum

Sol tarafına dönen genç kadın sağ eliyle tuttuğu telefona bakıp Gökhan’ın mesajını okudu.

İyi yapıyorsun. Genç bir müzisyen olarak keşfetmek ihtiyacın olan temel şeylerden biri

Bu hafta sonu neler çalmayı düşünüyorsunuz?

Gökhan ona cevap yazarken Göksel esnedi. Saat henüz erkendi ama onun için oldukça yorucu bir gün olduğu için uykusu gelmişti.

Arkadaşlarımın üçü de rock dinliyor, kendi yaptıkları şarkılar da bu türde ve sahne alırken de yine bu türde söyleyen çoğunlukla yerli, bazen de yabancı grupların şarkılarını çalıp söylüyorlar. Yarından itibaren provalara başlayacağız, şarkı listesi yarın kesinleşecek

Kısılmış gözleriyle Gökhan’ın bu uzun mesajını okuduğunda şarkı listesinin Gökhan’ın kafede çaldığı şarkılara benzer olacağını düşündü. Birlikte sahne alacak kadar yakın arkadaş olduklarına göre müzik zevkleri de benzer olmalıydı ve bu da Gökhan’ın da çaldığı isimlerden parçalar seslendirecekleri anlamına geliyordu.

Anladım. Şarkı listesi sürpriz olsun o zaman, neler çalacağınızı pazar bizzat dinleyeyim

Pazara henüz beş gün vardı fakat Göksel bu beş günün hemencecik geçeceğini biliyordu. O da yarından itibaren dolabını karıştırmaya başlamalı ve ne giyeceğine karar vermeliydi.

Olur, işin içine biraz da heyecan katılır

Gökhan ona bu mesajı göndermişti ki ekranın üstünde Barış’tan gelen çağrının bildirimi belirdi. Telefonu açmadan önce Göksel’e haber verdi.

Gruptan biri arıyor, sana döneceğim

Bu mesajı da ona gönderdikten sonra Barış’ın aramasını yanıtladı. Gökhan’ın mesajlarını okuyan Göksel ona tek kelimelik bir cevap verdi.

Tamam

Barış, Gökhan’ı yarın başlayacak provalar hakkında konuşmak için aramıştı. Barış’ın yanında Kuzey de vardı ve üç arkadaş upuzun bir konuşma gerçekleştirdi. Konuşmanın bir saatini sesli arama, bir saatini de görüntülü arama şeklinde yaptılar. İki saatin sonunda nihayet bir şeyleri netleştiren taraflar aramayı sonlandırdığında saatler gece on bire yaklaşıyordu. Görüşmenin bu kadar uzun süreceğini beklemeyen Gökhan biraz çekinerek Göksel’le olan konuşmasına girdi. Genç kadının son görülmesi bir buçuk saat önceydi.

Telefonu az önce kapattım, beklediğimden çok daha uzun süren bir görüşme oldu. Sana da döneceğim dedim fakat artık geç oldu, kusura bakma

Mesajı ona gönderdiğinde mesajın yanında iki tik belirdi, genç kadının dönebileceğini düşünüp bekledi fakat aradan geçen on beş dakikada cevap alamadı.

Sanırım uyumuşsun, zaten yorgun olduğunu söylemiştin

İyi geceler Gök

Bu iki mesajın bildirimi Göksel’in komodininin üstünde duran telefonuna art arda geldi. Genç kadınsa Gökhan’ın da tahmin ettiği gibi komodinin hemen yanındaki yatağında mışıl mışıl uyuyordu. Bir saat önce iyice uykusu gelince ve Gökhan da geri dönmeyince telefonu bırakıp uykuya dalmıştı.

Başını koltuğun arkasına yaslayan Gökhan bakışlarını tavana dikti. Hayal etti, Göksel’i uyurken düşündü. Genç kadının sarı saçlarının karıştığını, yanaklarının pembeleştiğini; dolgun dudaklarının biraz aralık durduğunu, küçük burnundan içeri sessiz nefesler aldığını ve göğsünün düzenli bir ritimle inip kalktığını gözlerinin önünde canlandırdı.

İzlenecek muhteşem bir manzara olmalıydı.

Gülümsedi.

***

Cumartesi

Güneşin parıl parıl parladığı gökyüzü bulutsuz ve masmaviydi. Sahilde hafif bir esinti vardı, kıyıya vuran dalgaların huzurlu sesi çevredeki tek sesti. Arabadan inen Akın ve Göksel hemen önlerindeki araçtan inen nişanlı çifte doğru ilerlediler.

“Merhaba,” diyen Akın ikisiyle birden tokalaştı. “Göksel bugün çekimde bize eşlik edecek fotoğrafçı arkadaşım. Size bahsetmiştim.”

“Merhaba,” dedi yirmilerinin ikinci yarısındaki genç adam. Füme renkli kumaş pantolon ve beyaz gömlek giymişti; yüzü tıraşlıydı, geriye taradığı siyah saçlarına özenle şekil vermişti, tek aksesuarı da sol bileğine taktığı saatiydi. “Evet, hatırlıyoruz.” Göksel’e döndü. “Siz de hoş geldiniz.”

“Hoş buldum,” dedi Göksel başını biraz eğerek.

“Siz çekime hazır mısınız?” diye sordu Akın.

“Hazırız,” dedi müstakbel gelin. Dantel detaylı beyaz elbisenin içindeki kadın oldukça zarif görünüyordu; uzun kahverengi saçları topluydu, açık gerdanını şık bir kolye süslüyordu, yüzünde de hafif bir makyaj vardı. “Çekime geçebiliriz.”

“Tamam,” dedi Akın başını sallayarak. “Biz gerekli ekipmanı araçtan alalım, siz de sahile geçebilirsiniz.”

El ele tutuşan çift sahile yürürken, genç fotoğrafçılar da Göksellerin arabasına dönüp Akın’ın ekipmanlarını çıkardılar. İki profesyonel fotoğraf makinesiyle iki tripodu aldılar.

“Sen kameraları tut,” dedi Akın. “Tripodları ben taşırım.”

“Tamam,” diyen Göksel makineleri aldı. “Hadi gidelim.”

Akın ve Göksel de sahile ilerleyip genç çiftin yanına gitti. Akın bir tripodu yere sabitlerken Göksel de çiftle sohbet etti.

“Akın Bey’le beraber mi çalışıyorsunuz?” diye sordu kadın.

“Hayır,” dedi Göksel. “Bu çekime özel ona ve size yardımcı olmak için buradayım.”

“Nereden tanışıyorsunuz?”

“Sınıf arkadaşıyız. Ben de Fotoğraf ve Video öğrencisiyim.”

“Ne güzel. Siz çekimler yapmıyorsunuz sanırım?”

“Hayır, yapmıyorum. İş hayatına atılmak için mezun olmayı bekliyorum, şimdilik öğrenciliğin tadını çıkarıyorum diyeyim.”

“En güzeli,” diye araya girdi adam. “Öğrencilik kıymeti bilinmesi gereken bir dönem.”

“Bence de öyle,” dedi Göksel gülümseyerek.

“Başlayabiliriz,” diyen Akın’ın sesiyle üçü de dikkatini ona verdi. “Konuştuğumuz gibi ilk grupta deniz arkanızda olacak.”

“Nasıl görünüyorum?” diyen genç kadın Göksel’e döndü. “Tipim nasıl?”

“Güzel görünüyorsunuz,” dedi Göksel. Tebessüm etti. Genç kadının heyecanını anlayabiliyordu. “İsterseniz birkaç minik dokunuş yapabilirim.”

“Lütfen yapın.”

Göksel, genç kadının salık bırakılan perçemlerini her iki gözünü de kapatmayacak şekilde kenara çekti, elbisesinin askılarını düzeltip biraz yukarı çıkan yaka kısmını da normal hâline getirdi. Bunlar kendisinin de söylediği gibi çok minik dokunuşlardı fakat fotoğraflarda büyük fark yaratacaktı.

“İşte bu kadar,” dedi işi bittiğinde. “Artık çekime tamamen hazırsınız.”

“Teşekkür ederim,” dedi genç kadın gülümseyerek.

 Çift kameranın karşısına geçerken Göksel de kameranın arkasına, Akın’ın yanına ilerledi. Çift Akın’ın komutlarıyla poz vermeye başladığında fotoğrafçı da onların fotoğraflarını çekmeye başladı. Masmavi gökyüzünün ve beyaz köpüklerle süslenen mavi denizin önündeki açık renkler giyinmiş çift çok güzel görünüyordu. Akın müstakbel damadın da açık renkli kıyafetler giymesini isteyerek iyi bir karar vermişti, genç adam fotoğraflarda son derece iyi çıkıyordu.

“Hanımefendi önde dururken siz iki adım arkasında durun,” diye onları yönlendirdi Akın. “El ele tutuşmaya devam ederken, birbirinize bakarak gülmenizi istiyorum. Doğal bir gülüş olsun, sanki bir espriye gülüyormuşsunuz gibi.”

Akın’ın fotoğraf ve video çekimini yaptığı insanlarla iletişimi oldukça resmî, konuşması teklifliydi. Karakteri gereği ciddi bir yapıya sahip olan genç adam yakın çevresi hariç herkese mesafeli bir yaklaşım sergilerdi ve bu yaklaşımı profesyonel hayatında doruk noktasına ulaşıyordu.

“Beyefendi biraz daha sola gelin,” dedi Akın.  “Sol ayağınız adım atıyormuşsunuz gibi önde dursun.”

“Böyle mi?” diye sordu genç adam.

“Evet,” dedi Akın yüzünü kameraya yaklaştırarak. “Hiç bozmayın.”

Akın onlara birkaç poz daha verdirip bunları da çektikten sonra makineden uzaklaştı. “Şimdi biraz yer ve açı değişikliği yapacağız,” dedi. “Sağ tarafa doğru ilerleyelim.” Göksel’e döndü. “Diğer kameraya geçeceğim.”

Göksel omzundaki çantadan ikinci kamerayı çıkarıp Akın’a uzatırken, “Al bakalım,” dedi.  “Sen çekimi yaparken ben de çektiğin fotoğraflara bakabilir miyim?”

“Elbette bakabilirsin,” diyen Akın kamerayı aldı. “Yorumlarını duymak isterim.”

Genç fotoğrafçı Göksel’e göz kırpıp, çiftin peşinden birkaç metre sağa ilerlerken Göksel onun arkasından gülümsedi ve tripodla yere sabitlenen kameraya yaklaştı. Göksel galeriye girip Akın’ın çektiği fotoğrafları incelemeye girişti. Fotoğraflar Göksel’in tam da beklediği gibi gerek açı gerek ışık gerekse odak olarak çok başarılıydı ve Akın çiftin tatlı heyecanını, mutluluğunu ve gözlerindeki aşkı ustaca yakalayıp fotoğraflara başarıyla yansıtmıştı.

Fotoğrafları inceleyen Göksel diğerlerinin yanına ilerledi. Çift yüzleri denize dönük bir şekilde arka arkaya duruyordu, adam kadının belinden tutuyordu ve onların arka çaprazında olan Akın da fotoğraflarını çekiyordu.

“Başınızı beyefendinin omzuna yaslamanızı istiyorum,” diye onları yönlendirdi Akın. “Gözlerinizi kapatıp gülümseyin, başınız biraz yukarıda dursun ama çok az.”

Kadın Akın’ın istediği şekilde duramayınca Göksel, “Ben yardımcı olayım,” deyip kadına yaklaştı. Kadının başını Akın’ın istediği açıya getirirken saçlarını da düzeltip profilini ortaya çıkardı. “İşte böyle çok daha iyi.”

“Teşekkür ederim,” dedi Akın ona gülümseyerek. “Evet, hiç bozmayın; çekiyorum.”

Akın başını kameraya yaklaştırıp onların kadrajdaki görüntüsüne baktı. “Çok iyisiniz,” dedi. Deklanşöre bastı. “İşte bu kadar.”

Sonraki fotoğraflar için çift yüzleri karşı karşıya gelecek şekilde durdu. Bu sefer burunlarını ve alınlarını birbirine yaslayan çiftin verdikleri pozlar daha romantikti. İkisini kadrajın tam ortasına alan Akın hem yakın hem de uzak açılardan birçok fotoğraf çekti. Bulutsuz masmavi gökyüzü ve çarşaf gibi deniz fotoğraflara çok güzel arka plan oluyor, açık renkli giyinen çift de bu arka plana büyük uyum sağlıyordu.

“Nasıl oldular?” diye sordu genç kadın. “Bakabilir miyiz?”

“Elbette,” dedi Akın. “Göstereyim.”

Akın çifte çektiği fotoğrafları gösterirken Göksel araya girmeden kenarda beklemeye devam etti. Çift, genç fotoğrafının çektiği fotoğraflara hayranlıkla baktı.

“Mükemmel olmuşlar,” dedi adam. “Ellerinize sağlık.”

“Ben de çok beğendim,” dedi kadın. “Harikasınız.”

“Teşekkür ederim,” diyen Akın aldığı iltifatlar sayesinde gülümsüyordu. “Beğenmenize sevindim. İsterseniz şimdi şu ağaçlara doğru ilerleyip çekime orada devam edelim.”

“Olur, siz nasıl isterseniz.”

Çift önden ilerlemeye başladığında Akın, Göksel’e döndü. “Sen bu kamerayı ve çantaları al,” dedi. “Ben de tripodu taşıyayım.”

“Tamam,” diyen Göksel kamerayı aldı. “Çektiklerine ben de bakacağım.”

“Bak bakalım.”

Akın tripodu alıp çiftin peşinden yürüdü, Göksel de çantaları omzuna astıktan sonra Akın’ın çektiği fotoğraflara bakarak yavaşça arkadaşının peşinden ilerledi. Akın’ın fotoğraflardaki ışık ayarlamaları olağanüstüydü, odak konusunda da muhteşem işler çıkarmıştı. Fotoğrafların ham hâli bile bu kadar güzelken Akın onları düzenledikten sonra neye dönüşeceklerini Göksel tahmin bile edemiyordu.

Akın çiftin ağaçların önünde fotoğraflarını da çekmeye başladı. Denizden sonra yeşil ağaçlar da güzel bir arka plandı. Akın daha çekimi yaparken bile bu fotoğraflara daha sıcak tonlarda düzenlemeler yapacağını kafasında tasarlıyordu, deniz kenarında olanları daha soğuk tonlarda düzenlemeyi düşünüyordu.

Dakikalarca süren çekimden sonra, “Bu kadar yeterli,” dedi Akın. “Biraz dinlenelim.”

Çekime biraz ara verdiklerinde Akın, Göksel’e dönüp, “Çok sessizsin,” dedi. “Hiç yorum yapmıyorsun.”

“Senin gibi bir profesyonele yorum yapmak benim haddime değil,” dedi Göksel. “Çekim kusursuz ilerliyor. Ortaya çıkacak eserin kalitesini tahmin edebiliyorum.”

“Hadi oradan,” diyen Akın yavaşça onun omzuna dokundu. “Bana yorum yapmak senin gibi bir profesyonelin haddine değilse kimin haddine olacaktı pardon? Muhteşem bir fotoğrafçısın. Hadi çektiklerime bak.”

“Bunları senden duymak göğsümü kabartıyor,” dedi Göksel gülümseyerek. Ona yaklaştı. “Göster bakalım.”

İki genç fotoğrafçı Akın’ın çektiği fotoğrafları inceledi. Bu fotoğraflar da deniz kenarındakiler kadar güzel ve teknik olarak oldukça başarılı fotoğraflardı.

“Kusursuz,” diye bir yorumda bulundu Göksel. “Hepsi mükemmel ve bunlar sadece ham hâlleri. Düzenleme sonrası olağanüstü görünecekler.”

“Teşekkür ederim,” diyen Akın onun yanağından makas aldı. “Bunları senden duymak da benim göğsümü kabartıyor. Hadi biraz dinlenelim.”

Genç fotoğrafçılar ve genç çift araçlarına doğru ilerledi. Göksel buraya gelirken evden içecek ve atıştırmalıklar getirmişti. Çekimin uzun süreceğini bildiği ve hava da oldukça sıcak olduğu için bir şeyler yiyip içmeye ihtiyacı olacaklarını biliyordu.

“Yanımızda kola getirdik,” dedi Göksel. “Atıştırma olarak krakerle gofret de var. Bir şeyler yiyip içmek ister misiniz?”

“Kola soğuksa çok iyi olurdu aslında,” dedi genç adam. “Hava epey sıcak, çekim de yapınca hâliyle terledik.”

“Soğuk. O zaman hepimize birer bardak dolduracağım.”

Göksel Akın’ın da yardımıyla kolayı yanlarında getirdikleri karton bardaklara doldurdu.

“Teşekkür ederiz,” dedi genç kadın. “Bunları iyi düşünmüşsünüz. Biz yalnızca su almıştık.”

“Çekim yapmaya alışkınız,” dedi Akın gülümseyerek. “Size çektiğim fotoğrafları göstereyim.”

Çiftin arabasının yanındaki Akın onlara fotoğrafları gösterirken Göksel de kendi arabalarında oturup kolasını içiyordu. Diğerlerini beklerken telefonunu çıkarıp internete bağlandı. Herhangi bir mesaj bildirimi olmasa da mesajlaşma uygulamasına girdi. Gökhan’la olan konuşması en yukarıda duruyordu. Dün gece saatler 1’i geçene kadar konuşmuşlardı. Gökhan iş çıkışı arkadaşlarının yanına gidip prova yaptığı için evine ancak gece 11’den sonra dönebilmişti, eve döndükten sonra da Göksel’e mesaj atıp onunla sohbet etmişti. Gökhan bugünü de arkadaşlarının yanında prova yaparak geçireceğinden bahsetmişti, Göksel de öğleden sonra Akın’la beraber fotoğraf çekimine gideceğini söylemişti. Bugün ikisi için de yoğun bir gün oluyordu, bunu bildikleri için dün biraz sohbet edip bugünü arkadaşlarına ve yapacakları işlere ayırmayı tercih etmişlerdi.

Gökhan’la olan konuşmasına girip genç adamın son görülmesine baktı. Gökhan uygulamaya en son 13.24’te, üç saat önce girmişti.

Şu an arkadaşlarının yanında olmalı, diye düşündü. Gökhan dün gece ona öğleden sonrasını arkadaşlarıyla prova yaparak geçireceğini, akşama da kafede sahne alacağını söylemişti. Gökhan pazar günü çalıştığı ve iş yerinden izin almak istemediği için son büyük provalarını bugün izin gününde yapacaklardı, yarın akşam da dokuzda sahnede olacaklardı.

Göksel sosyal medya hesabına girdiğinde yukarıdaki hikayeler arasında Gökhan’ın hesabını gördü. Meraklanan genç kadın hikayeye dokunup hikayeyi açtı. Gökhan’ın paylaştığı hikayede Marshall marka siyah bir amfinin ve amfiye yaslanan beyaz Fender’ın karşıdan çekilmiş fotoğrafı vardı. Güzel bir fotoğraftı, açısı Göksel’in hoşuna gitti ve genç fotoğrafçı ekranın sağ alt köşesindeki kalbe dokunarak Gökhan’ın hikayesini beğendi.

Diğer paylaşılanlara da baktı. Hafta sonu olduğu için paylaşımlar çoktu. İnsanlar hafta sonlarını, özellikle de cumartesi günlerini dışarı çıkıp gezerek geçirdiği için hesaplarına da gittikleri yerlerden fotoğraflar atıyorlardı. Tüm yeni paylaşılanlara baktıktan sonra uygulamadan çıktı ve kamerayı açtı. Sahili, denizi ve gökyüzünü kadraja alıp ışığı biraz kıstıktan sonra deklanşöre basarak fotoğraf çekti. Başını arabanın kapısından uzatıp kamerayı sağ tarafa çevirip yolu da kadraja alarak bir fotoğraf daha çekti. Bu çevreyi sevmişti ve fotoğraflarını hatıra olarak saklayacaktı.

Birkaç dakika sonra çekime kaldıkları yerden devam ettiler. Çift kıyıda dururken Akın’la Göksel de onların karşısına geçti. Bu sefer arka planda sahil vardı, deniz kadrajın sağındayken kıyı da sol taraftaydı. Akın ilk fotoğraflarda çifti boydan çekti. El ele tutuşarak yürüyen çift birbirine bakıyor, gülümsüyor ve bazı fotoğraflarda da neşeyle gülüyordu. İkinci grup fotoğraflarda adam kadını kucağına aldı ve ortaya daha hareketli fotoğraflar çıktı. Üçüncü grupta da Akın’ın yönlendirmeleriyle çift sanki dans ediyormuş gibi hareketler sergiledi ve Akın da onları çekti.

“Şimdi belden yukarınızı çekeceğim,” dedi Akın. Genç fotoğrafçı çifte ilerlerken Göksel arkada kaldı. “Karşı karşıya durmanızı istiyorum. Yine alınlarınızı ve burunlarınızı birbirine yaslayacaksınız fakat bu sefer ellerinizi de fotoğraflara dahil edeceğim. İlk grupta hanımefendi sizin yüzünüze, omuzlarınıza, göğsünüze ellerini koysun; ikinci grupta da siz onun yüzüne, beline, kollarına dokunursunuz. Hem gözleriniz kapalı hem de açık şekilde çekeceğim. Gözleriniz açıkken başlayalım. Hanımefendi siz partnerinizin yanaklarına ellerinizi koyup alnınızı da alnına yaslayabilirsiniz, ben gözlerinizi kapatmanızı isteyene kadar göz temasında olalım lütfen.”

Çift, Akın’ın yönlendirmeleriyle poz verince genç fotoğrafçı çifti çekmeye başladı. Bu anın ölümsüzleştirilmeyi hak ettiğini düşünen Göksel ise cebindeki telefonunu çıkarıp onları çekti. Çift poz vermekle, Akın da fotoğraf çekmekle fazlasıyla meşgul olduğu için Göksel’in kendilerini çektiğini fark etmediler.

Çektiği fotoğrafa bakan Göksel gülümsedi. Alınları birbirine yaslanan çift çok tatlı çıkmıştı, kamera başında yüzündeki büyük ciddiyetle işine odaklanan Akın’sa havalı görünüyordu.

Göksel bu fotoğrafı hikayesine atmaya karar verdi.

Sosyal medya hesabına giren genç kadın hikaye kısmını açıp bu fotoğrafı seçti. Akın ve çiftin olmadığı fotoğrafın üst kısmına çekim günlükleri yazdı, Akın’ın hesabını etiketledi ve fotoğrafı paylaştı.

O Gökhan’ın ne yaptığını görmüştü, şimdi Gökhan da onun ne yaptığını görebilirdi.

Akın onlarca fotoğraf çektikten sonra kamerasını yüzünden uzaklaştırdı. “Bu kadar yeterli bence,” dedi. “Başka pozlara geçmeden önce çektiklerimi inceleyin isterseniz.”

“Bakalım,” dedi kadın. “Poz vermek de ne kadar yorucu bir işmiş. Hayatımda ilk defa çekim yapıyorum ve çok yoruldum.”

“Çekimler hem kameranın arkasındakiler hem de önündekiler için yorucu oluyor,” dedi Akın anlayışlı bir sesle. “Fakat ortaya çıkan sonuç güzel olacağı için tüm bu yorgunluğa değiyor.”

Akın çifte fotoğrafları gösterirken Göksel de kenardan baktı. Bu fotoğraflar da önceki fotoğraflar gibi muhteşemdi. Dip dibe ve temas hâlinde olan çiftin verdikleri pozlar romantikti.

“Çok güzel olmuşlar,” dedi adam. “Gerçekte olduğumuzdan daha iyi görünüyoruz.”

“Gerçekten öyle,” diye ona katıldı nişanlısı. “Çok yetenekli ve başarılısınız. Ellerinize sağlık.”

“Teşekkür ederim,” dedi Akın gülümseyerek. “Beğenmenize sevindim. O hâlde şimdi ayaklarınızın suda olduğu pozlara geçebiliriz.”

“Tamam.”

Çift ayakkabılarını çıkarırken Akın ve Göksel sohbet etti.

“Sen de yoruldun mu?” diye sordu Akın.

“Yo,” dedi Göksel başını iki yana sallayarak. “Benim bir şey yaptığım söylenemez ki, sadece size eşlik ediyorum. Asıl sen yoruldun mu?”

“Yoruldum ama çekimden çok keyif alıyorum. Tatlı bir çift, onlarla çekim yapmaktan hoşlandım.”

“Gerçekten öyleler.”

“Su içindekiler son fotoğraflar olacak. Söylediğim gibi çok büyük bir çekim yapmayacağız, çift küçük ve doğal bir çekim istediğini belirtmişti. Nişan çekimi zaten, asıl çekimi evlendiklerinde yaparlar.”

“Belki çekimi yine sen yaparsın.”

“Eğer isterlerse neden olmasın? Seneye yazın evleneceklerini söylediler, o zamana mezun olmuş olacağım ve bir aksilik çıkmazsa stüdyomu açacağım. Yanımda işinin uzmanı birkaç kişi olduktan sonra düğün gibi büyük prodüksiyon gerektiren çekimler de yapabilirim. Fiyatları şimdiye göre tuzlu olur ama bu işler de böyle.”

Göksel kıkırdadı. “Haklısın. Kamera ekipmanları çok pahalı; stüdyonun giderleri, vergisi, kârı vesaire derken de fiyatlar alıp başını gidiyor.”

“Herhâlde canım. Profesyonel kameralar beş haneli fiyatlara satılırken aksi mümkün değil.”

Çift ayakkabılarını çıkarınca Akın da çıkardı ve hepsi ayak bileklerinden aşağısı suda olacak şekilde suya girdi.

“Su çok güzel,” dedi Akın, Göksel’e şakayla karışık. “Sen de gel istersen.”

“Ben böyle iyiyim,” dedi Göksel gülerek. “Teklifin için yine de teşekkür ederim.”

“Sen bilirsin,” diyen Akın çifte döndü. “Yürüyerek başlayabiliriz. Yine el ele tutuşun, birbirinize bakıp gülümseyebilirsiniz.”

Ekip suyun içinde çekime başladığında Göksel birkaç adım uzaktan onları izliyordu. Çift yavaş adımlarla ileri yürürken Akın da eş zamanlı olarak geriye yürüyor ve çifti çekiyordu. Çiftin ilk pozları birbirine baktıkları ve gülümsedikleri pozlar oldu, ardından Akın'ın yönlendirmesiyle adam kadını kucakladı ve Akın bu pozları da çekti. Bir süre sonra çift gülüşmeye başladığında bu içten hâlleri de Akın tarafından başarıyla yakalanıp ölümsüzleştirildi. Adam kadını belinden iyice kavrayıp havaya kaldırdığında kadın onun boynuna sarılıp gülmeye devam etti.

“Sakın bozmayın,” dedi Akın. “Çekiyorum.”

Onların bu tatlı anlarını yakalamak için genç fotoğrafçı onların etrafında resmen dört dönerek her açıdan fotoğraflarını çekti. Otuz iki diş sırıtan çift fotoğraflarda çok şirin çıktı.

“Tamam mı?” diye sordu adam. “Bırakayım mı?”

“Bırakabilirsiniz,” dedi Akın kamerasını indirerek. “Çok güzel pozlar yakaladım.”

“Görebilir miyiz?” diye sordu kadın.

“Elbette.”

Akın onlara çektiği son fotoğrafları gösterdi.

“Çok tatlı çıkmışız,” dedi kadın ince bir sesle. “Anı yakalama beceriniz takdire şayan.”

“Teşekkür ederim,” dedi Akın. “Hadi devam edelim.”

“Saçlarım biraz dağıldı,” diyen kadın Göksel’e baktı. “Yardımcı olabilir misiniz?”

“Tabii ki,” diye cevap verdi Göksel.

Göksel ayağındaki ayakkabılarla suya giremeyeceği için kadın ona yaklaştı. Göksel onun dağılan saçlarını düzeltmeye girişirken ciddi bir yüz ifadesi takındı.

“Çok hareket edince saçlar dağıldı,” dedi kadın, alttan Göksel’e bakarken. Kafasının en tepesi Göksel’in burun ucu hizasındaydı. “Ama ortaya çıkan fotoğraflara bakınca buna değdiğini rahatlıkla söyleyebilirim.”

“Saçlarınız çok dağılmış sayılmaz,” dedi Göksel onun kahverengi gözlerine bakarak. Kadının perçemlerini iki yana ayırıp yüzünü ortaya çıkardı. “Düzelttim bile.”

“Elbisem nasıl görünüyor?”

“Yakanızı düzeltsem yeter.”

Göksel onun yakasını da düzelttiğinde kadın çekime devam etmeye hazırdı.

“Çok teşekkür ederim. Bugün iyi ki buradasınız, çok yardımcı oldunuz.”

“Rica ederim.”

Sıradaki fotoğraflar çiftin arkadan çekilecek fotoğraflarıydı. İkili sahil boyunca ayaklarına vuran dalgalar eşliğinde el ele yürürken Akın da onları çekmeye kaldığı yerden devam etti.

“Birbirinize bakabilirsiniz,” dedi Akın. “Gülümsemeden bakışın. Gülümsediğiniz pozları da bunlardan sonra çekerim.”

Çift Akın’ın söylediği gibi gülümsemeden, birbirlerine sadece aşk dolu bakarken poz verdikten sonra fotoğrafçının seslenmesiyle gülümseyerek ve gülerek de poz verdiler. İlk kez kendisinin fotoğrafçı olmadığı bir çift çekiminde bulunan Göksel ise –genç kadın geçen sene ağabeyiyle eşinin düğün çekimini yapmıştı ve bu onun ilk çift çekimiydi– gülümseyerek çifti izledi. Çiftin birbirine âşık olduğu bakışlarından anlaşılıyordu ve onları izlemek içini sıcacık yapmıştı.

“Birbirinize yaklaşarak poz vermeye ne dersiniz?” dedi Göksel. Tüm bakışlar ona döndü. “Hanımefendi size yaslanırken siz de onun belini kavrayabilirsiniz ve yine birbirinize bakarak poz verebilirsiniz. Ortaya romantik kareler çıkacağını düşünüyorum.”

Akın arkadaşının işin içine dahil olmasından keyif aldığını belli eden bir gülümseme takınırken çiftse kendi arasında bakıştı.

“Olabilir,” dedi adam. “Nasıl poz verebiliriz mesela? Bizi yönlendirir misiniz?”

“Elbette,” diyen Göksel onlara biraz yaklaştı. “Gövdelerinizi birbirinize yaslayın. Aynen, tıpkı bu şekilde. Şimdi nişanlınızın beline kolunuzu sarın ve başlarınızı birbirinize çevirip bakışın. Gerisini Akın halledecektir.”

“Muhteşem bir poz önerisi,” dedi Akın gülümseyerek. Arkadaşına göz kırptı. “Evet, yüz ifadelerinizi ayarlayınca çekmeye başlayacağım.”

Akın’ın çiftin yeni pozlarını çekmeye başladığı esnada Göksel’in telefonuna bir bildirim geldi. Genç kadın şortunun cebindeki telefonunu çıkarıp ekranını açtığında bildirimin sosyal medya hesabından geldiğini gördü.

Gökhan Uygur hikayene yanıt verdi.

Yüzüne merakla karışık bir gülümseme yayılırken ekranı açtı fakat bildirime dokunup mesajı açmak yerine mesajı bildirim penceresinden okumayı tercih etti.

Muhteşem bir çekim yeriymiş, kolay gelsin

Alt dudağını dişleyerek güldü ve telefonunu cebine soktu. Genç adama biraz zaman geçtikten sonra cevap verebilirdi.

Dikkatini yeniden diğerlerine odakladı. “Elinizi hanımefendinin belinde biraz daha aşağı koyabilirsiniz,” diye bir öneride bulundu. “Hanımefendi de biraz dik durursa daha güzel olacak.”

“Böyle nasıl?” dedi Göksel’in dediğini yapan adam. Eli artık nişanlısının bel boşluğundaydı.

“Daha iyi.”

Akın çiftin fotoğrafını çektikten sonra gülümseyerek arkadaşına baktı. “İşin içine dahil olmadan duramayacağını biliyordum,” dedi. Bundan rahatsız olmadığı, tam aksine çok hoşuna gittiği belliydi. “Pozlar konusunda çok takıntılısın.”

“Farkındayım,” dedi Göksel. Omuzlarını zarif bir hareketle kaldırıp indirdi. “İnsanları çekerken verilen pozun fotoğraftaki en kritik şey olduğuna inanıyorum.”

“Haksız da sayılmazsın,” diyen Akın sonraki cümleyi çifte hitaben söyledi: “Aranızda yoğun bir bakışma olmasını istiyorum. Bu şekilde birkaç poz çekelim.”

“Hiç sıkıntı değil,” dedi adam nişanlısına bakarak. “Bu yüze ömür boyu yoğun duygularla bakacağım.”

Duyduğu bu ani romantik cümle karşısında şaşıran kadın kaşlarını kaldırıp gözlerini büyüttü, onun bu ifadesini yakalayan Akın kadının bir saniye sonraki gülümsemesini ve uzanıp nişanlısını yanağından öpüşünü de başarıyla yakaladı.

“Bu bir çekimde duyduğum en romantik cümleydi,” dedi Akın.

“Benim hayatım boyunca duyduğum en romantik cümleydi,” dedi kadın bakışlarını nişanlısının gözlerinden ayırmadan. “Muhtemelen şu an istediğiniz yoğun bakışmayı yapıyoruz.”

“Aynen öyle yapıyorsunuz. Sakın bozmayın.”

Akın onları çekerken bir elini gerdanına koyan Göksel ise gülümseyerek çifte bakıyordu. Adamın söylediği cümle çok hoşuna gitmişti. Birbirini böylesine seven insanları görmek onun içini sıcacık yapıyor, tatlı bir huzurla dolduruyordu. Bunda annesiyle babasının gerçek aşkına şahitlik ederek büyümesinin etkisi büyüktü. Kendisinin aşk konusunda başarılı deneyimleri olmasa da bir yerlerde gerçek aşkı yaşayan, ruh eşini bulan insanlar olduğunu biliyordu ve bu onun kalbini ısıtıyordu.

Belki bir gün o da ruh eşiyle tanışabilir, gerçek aşkı bulabilirdi.

Akın bu pozlardan sonra çiftin son fotoğraflarını çekti. Son fotoğraflar en hareketli ve en eğlenceli olanlardı. Fotoğraflarda çift el ele bir şekilde koşuyor, neşeyle gülüyordu; adam kadını belinden tutup yere eğiyor, sonraki karede kalçalarından tutup havaya kaldırıyordu; kadın bir fotoğrafta onun boynuna sarılırken birinde kollarını iki yana açıp yukarı bakarak gülüyordu; son karedeyse çift gözleri kapalı bir şekilde öpüşüyordu.

Akın bu fotoğrafların enerjisini çok sevdi. Fotoğraflar üzerinde çalışmak için sabırsızlanıyordu.

“Çok teşekkür ederiz,” dedi kadın çekim bittikten sonra. “Bizim için çok ama çok eğlenceli bir çekim oldu. Fotoğrafları dört gözle bekliyoruz.”

“Asıl ben teşekkür ederim,” dedi Akın gülümseyerek. “Benim için de eğlenceli bir çekim oldu.” Adama döndü. “Fotoğrafları bana mesaj attığınız e-posta adresine göndereceğim. Adreste herhangi bir değişiklik yok değil mi?”

“Hayır, yok,” dedi adam başını iki yana sallayarak. “O hesaba gönderebilirsiniz.”

“Tamam. Bir şey olursa sizinle iletişime geçerim zaten.”

“Çok teşekkür ederiz,” deyip elini uzattı adam. “Çok keyifli vakit geçirdik. Unutamayacağımız güzel bir gün oldu.”

“O keyif bana ait,” diyen Akın adamın elini tutup onunla tokalaştı. “Tekrardan tebrik eder ve bir ömür boyu mutluluklar dilerim.”

“Teşekkür ederiz.”

“Size de çok teşekkür ederiz,” dedi kadın. Muhatabı Göksel’di. “Bugün bize çok yardımcı oldunuz. Sağ olun.”

“Rica ederim,” dedi Göksel gülümseyerek. “Benim için keyifli bir gündü. Sizi de tebrik eder, mutluluklar dilerim.”

“Teşekkür ederiz.”

Akın ve Göksel çiftle vedalaştıktan sonra çift arabalarına binip yola koyuldu. Yolun kenarında durup onların arkasından bakan Akın ve Göksel sahilde yalnız kaldı.

“Biz de fotoğraf çekelim,” dedi Akın arkadaşına dönüp. “Senin kadrajına girmek istediğimi söylediğim anı hatırlıyor musun? Bence o an tam olarak şu an.”

“Sen nasıl istersen,” diyen Göksel eliyle etrafı gösterdi. “Burası fotoğraf çekmek için muhteşem bir yer.”

“Kesinlikle öyle. Hadi işe koyulalım.”

İkili yeniden kıyıya ilerledi.

“Biraz eğlenceli ama havalı pozlar vermek istiyorum,” dedi Akın. “Hesabımda paylaşırım.”

“Bu işin uzmanısın,” dedi Göksel. “İstediğin pozları ver, ben hepsini çekiyor olacağım.”

Ağaçları arka planına alan Akın havalı ve karizmatik pozlar verdi. Zaten yakışıklı bir genç olduğu için bunu yapmakta zorlanmadı. Birkaç fotoğrafta ciddi bir ifadeyle kameraya bakarken birkaç tanesinde de gülümsedi.

“Nasıl çıkıyorum?” diye sordu genç adam.

“Gayet iyi,” diyen Göksel yüzünü kameradan uzaklaştırdı. “Şimdi kıyıda, denizi arkana aldığın birkaç fotoğraf çekelim.”

Akın’ın kıyıda verdiği pozların hepsi eğlenceliydi. Genç adam yürürken, koşarken, ayağıyla kumları tekmeleyip havaya fırlatırken, kollarını zarifçe yukarı kaldırırken, gülerken Göksel onu çekip tüm bu anları ölümsüzleştirdi.

Akın en sonunda kendini kumların üstüne atıp derin bir nefes aldı. “Yoruldum be,” diye söylendi. “Poz vermek de ne zor işmiş.”

Göksel onun yanına gelip dizlerinin üstünde yere oturdu. “Böyle de çekelim,” dedi. “Hazır kuma bulanmışsın, bu fırsatı değerlendirelim.”

Akın yüz üstü dönüp çenesini koluna yasladı. “Böyle poz vereyim o zaman,” dedi. “Biraz da seksi bakarsam tamamdır bu iş.”

Akın çekici bir ifadeyle kameraya baktığında Göksel onun fotoğrafını çekti. Genç adam hemen ardından karşıya baktı ve Göksel onu sağ profilden de çekti. Akın’ın düzgün bir burnu, şekilli bir çene yapısı vardı ve profilden çekilen fotoğrafları çok iyi çıkıyordu.

“Çektin mi?” diye sordu Göksel’e.

“Evet,” dedi Göksel. “Yeni bir poz verebilirsin.”

Akın duruşunu değiştirmeden sadece gözlerini kapattığında Göksel bu pozunu da çekti.

“Fotoğraflar efsane oldu,” dedi genç kadın. “Bu kadar fotojenik olduğunu bilmiyordum.”

Akın yerden kalkıp Göksel gibi oturma pozisyonuna geçti. Elleriyle yüzündeki kumları temizlerken konuşmaya başladı: “Benim de birkaç numaram var. Uzun seneler fotoğraf çekince poz verme konusunda da uzmanlaşıyorsun. Beni çektik, şimdi sıra sende. Fotoğrafının çekilmesinden nefret ettiğini bilsem de birkaç fotoğrafını çekmek istiyorum.”

“Arkadaşlarım olarak fotoğraflarımı çekmeye neden bu kadar meraklı olduğunuzu anlamıyorum.”

“Anlamayacak bir şey yok, çok güzelsin ve bu güzelliği kameranın arkasında bırakmanı haksızlık olarak değerlendiriyoruz.”

“Ha?”

“Hadi kalk ve en iyi pozlarını ver.”

Akın onun elinden fotoğraf makinesini alarak ayağa kalktığında Göksel de pembeleşmiş yanaklarıyla yerden kalkıp üstünü silkeledi.

“Önce şu şapkadan kurtulalım,” deyip onun kafasındaki şapkayı aldı Akın ve kendi kafasına taktı. “Ha şöyle yüzün gözün açılsın. Nasıl poz vermen gerektiğini söyleyerek seni sıkmayacağım. Sen nasıl istersen öyle poz ver.”

Göksel kıyıya geçip denizi arkasına aldı, üstünü başını düzelttikten sonra çekingen bir tavırla Akın’a baktı. “Nasıl görünüyorum?” diye sordu.

“Mükemmel,” dedi Akın. “Sen pozunu ver, gerisini bana bırak.”

Göksel ilk fotoğrafta gülümseyerek kameraya baktı, ikincisinde sol eliyle önüne gelen saç tutamlarını kulağının arkasına sıkıştırırken sağ tarafa bakarak poz verdi.

“Pozlara bak pozlara,” dedi Akın. “Ana karnında mı öğrendin kızım bunları?”

Göksel güldüğünde Akın hemen deklanşöre bastı.

“Akın!” diye bağırdı Göksel. “Bilerek yaptın.”

“Elbette bilerek yaptım ve çok da güzel çıktın. Hadi şimdi arkanı dönüp denize bak, ben de yan taraftan seni çekeceğim.”

“Profilden mi? Hayatta olmaz.”

“Bal gibi de olur.”

Akın Göksel’in tüm itirazlarına rağmen onu denize doğru döndürüp yan tarafına geçti.

“Ne yapacağım şimdi?” diye sordu Göksel. “Biraz kaba bir tabir olacak ama andaval gibi denize mi bakacağım?”

Akın bir kahkaha patlattı. “Tabii ki hayır,” dedi. “Saçlarınla fotoğrafa hareket katacağız. Zaten esiyor, sen de elinle saçlarını arkaya atarsan muhteşem bir fotoğraf çekeceğimi düşünüyorum.”

Rüzgârın yardımıyla Akın tam da istediği gibi bir fotoğraf çekti. Göksel’in dalgalı sarı saçları fotoğrafın can alıcı noktası olmuştu.

“Yeter bu kadar,” dedi Göksel. “Akşam oluyor, dönelim artık.”

Göksel arabaya doğru yürümeye başladığında Akın yeniden makinesini kaldırıp onun fotoğrafını çekti. Denizden kıyıya doğru esen rüzgâr genç kadının saçlarını sağa doğru savurmuştu, üstüne giydiği askılı bluzla şort vücuduna oturduğu için onlarda bir dalgalanma olmamıştı ve bu durgun fotoğrafta uçuşan saçları fotoğrafa güzel bir hareketlilik katmıştı.

Akın kendi kendine gülümsedikten sonra arkadaşının peşine takıldı.

Göksel arabaya yürürken cebinden telefonunu çıkardı. Yoğunluktan Gökhan’a cevap verememişti, birazdan da araba sürmeye başlayacağı için öncesinde ona cevap yazmak istedi. Mesaj bildirimine dokunduğunda konuşma sayfası açıldı.

Muhteşem bir çekim yeriymiş, kolay gelsin

Onun mesajını bir kez daha okuduktan sonra ona cevap yazdı.

Teşekkür ederiz

Gerçekten de çok güzel bir yerdi, mükemmel bir çekim yaptık

Mesajları gönderip telefonunu yeniden cebine soktu. Omzunun üstünden arkaya baktığında Akın’ın peşinden geldiğini gördü. Fotoğraf makinesi hâlâ elindeydi, içi boş olan çanta da omzundaydı.

“Diğer kamerayı da tripodla beraber bagaja mı koyduk?” diye sordu Akın.

“Sanırım,” dedi Göksel. Anahtarla bagajın kapısını açtı. “Bak bakalım.”

Akın bagajı açtığında makinesinin çantasını orada buldu. İkinci kamerayı ve bilgisayar çantasını bagajdan aldıktan sonra bagaj kapısını kapattı.

“Düzenlemeye hemen yolda mı başlayacaksın?” diye sordu Göksel şaşkınlıkla.

“Hayır,” dedi Akın. “Fotoğrafları bilgisayarıma atacağım, geniş ekranda görüp nasıl düzenleme yapacağımı tasarlarım.”

“İyi bakalım. Atla hadi.”

Göksel şoför koltuğuna otururken Akın da ön koltuğa geçti. Araba saatlerdir güneşin altında durduğu için ısınmıştı. Göksel camların hepsini açtı. İçerisi biraz havalandıktan sonra klimaları açabilirdi.

Akın bilgisayarını açıp kamerayı bilgisayara bağlamaya hazırlanırken Göksel de aracı çalıştırdı.

“Emniyet kemeri,” diye hatırlattı Göksel. “Takmayı unutmayalım lütfen.”

“Ah pardon,” diyen Akın emniyet kemerine uzandı. “Direkt bilgisayara sarıldığım için aklımdan çıktı.”

Akın da emniyet kemerini taktıktan sonra Göksel gaza basıp arabayı sahilden çıkardı. Asfalt yola çıktıklarında hızını biraz daha artırdı ama her zamanki gibi ipin ucunu kaçırmadı. Genç kadın kurallara uyan, gaz pedalına hiçbir zaman aşırı yüklenmeyen bilinçli bir şofördü.

Göksel telefonunu arabaya bağlayıp sevdiği tarzda bir şarkı açtı. İlk birkaç dakika ikisi de konuşmadı. Göksel çalan şarkıyı dinleyerek arabayı sürerken Akın da fotoğraflarla ilgileniyordu. Dakikalar sonra ilk konuşan kişi Akın oldu:

“Senin fotoğrafların muhteşem olmuş,” dedi. “Düzenlemeye ihtiyaçları bile yok aslında, ışık ve renkle oynasam yeterli olacak.”

Göksel bilgisayar ekranına kısa bir bakış attı. Gülümsediği fotoğraf ekrandaydı. Hoş bir fotoğraftı, genç kadın sevimli çıkmıştı ama farklı bir özelliği yoktu; son derece klasik bir fotoğraftı.

“Ellerine sağlık,” dedi arkadaşına. “Bana da atarsın artık.”

“Düzenledikten sonra atarım.”

Araç usulca güneye doğru ilerliyor, şehir merkezine doğru yol alıyordu. Şehrin bu kısımları yeşil ve sakin yerlerdi, Göksel bu tarafları seviyor ve şimdi olduğu gibi buralarda araba yolculuğu yapmaktan hoşlanıyordu. Burada şehir merkezindeki yoğun trafik yoktu, aralarından geçip gittiği beton yığınları yoktu; sadece tadını çıkarabileceği doğa vardı.

“Fotoğraflar için teşekkür ederim,” dedi Akın. “Ellerine sağlık. Bugün bana eşlik ettiğin için de çok teşekkür ederim. Şehre vardığımızda sana akşam yemeği ısmarlayayım.”

“Rica ederim,” dedi Göksel ona bakarak. “Çok keyifli bir gündü. Akşam yemeği de muhteşem bir fikir, ikimiz için de uzun bir gün oldu ve karnımızı doyurmayı hak ettik.”

“Kesinlikle hak ettik. Karnım kazınıyor.”

“Ben de acıktım. Ne yiyelim?”

“Ne istersin? İstediğin şeyi ısmarlayayım.”

 “Düşüneyim,” diyen Göksel daha uygun fiyatlı yemekleri düşündü. Arkadaşına yük olmak istemiyordu. “Çıtır tavuk yiyelim mi? Yanında patates kızartması ve içecekle.”

“Bol kalorili,” dedi Akın işaret ve başparmağıyla L harfi oluşturduğu elini arkadaşına doğrultarak. “En sevdiğim.”

İki yakın arkadaş gülüştü.

“Yiyelim,” dedi Akın sonra. “Güzel bir yer biliyorum.”

“Nerede?” diye sordu Göksel.

“Beşiktaş’ta. Yaklaşınca tarif ederim.”

Uzun bir yolculuğun ardından şehir merkezine vardılar. Cumartesi akşamı trafiği korkunçtu, Akın’ın tarif ettiği yere varabildiklerinde hava kararmaya başlamıştı. Göksel aracı iki sokak öteye park ettiğinde araçtan indiler.

“Bu şehir beni kanser edecek,” diye söylendi Akın. “İki kilometre yolu bir saatte geldik.”

“İstanbul’da sıradan bir akşam,” dedi Göksel kaşlarını biraz kaldırarak. “Hadi gidelim.”

İşletmeye vardılar. İçerisi oldukça genişti ve modern bir tasarıma sahipti. Göksel meraklı gözlerle etrafı incelediğinde başını memnun kaldığını belli eden bir ifadeyle salladı.

“Güzel yermiş,” dedi arkadaşına bakarak. “Çok da güzel kokuyor.”

“Açlıktan bayılmak üzereyim,” dedi Akın. “Hemen siparişlerimizi verelim.”

Bir kova dolusu çıtır tavuk, iki patates kızartması ve iki kola siparişi verdiler. Sadece dakikalar sonra duvar kenarındaki bir masada oturmuş yemeklerini yiyorlardı. Kahvaltıdan sonra hiçbir şey yemeyen iki genç de oldukça aç olduğu için ağızları yalnızca yemek için çalışıyordu.

Yemeği ilk bitiren kişi Akın oldu. Karnı doyduğu için mutlu olan genç adam keyifle kolasının kalanını yudumluyordu, Göksel de ondan biraz sonra yemeğini bitirdi.

“Kesene bereket,” dedi Göksel. “Yemek için teşekkür ederim. Tavuklar gerçekten çok lezzetliydi.”

“Afiyet olsun Gök. Doydun değil mi?”

“Hem de tıka basa.”

Ellerini ıslak mendille temizleyen Göksel telefonunu çıkardı. Yoldayken annesine çekimin bittiğine ve Akın’la birlikte Beşiktaş’ta bir yerde akşam yemeği yemeye gittiklerine, eve de bundan sonra döneceğine dair bir mesaj atmıştı. Annesiyse ona 15 dakika önce cevap vermişti:

Tamam bebeğim, afiyet olsun. Akın’a da selamlarımı ilet

“Annemin selamı var,” dedi Göksel gözlerini kaldırıp karşısında oturan arkadaşına bakarak.

“Aleykümselam,” dedi Akın. “Sen de selam söyle.”

“Başüstüne.”

Göksel annesine cevap yazdı: Teşekkür ederiz. Akın da selam söylüyor

Annesinin mesajından sonra Gökhan’ın bir buçuk saat önce gönderdiği mesaja baktı. Şoför koltuğunda oturduğu ve İstanbul trafiğiyle uğraştığı için onun mesajına bakacak fırsatı olmamıştı.

Senin arkadaşın olan bir fotoğrafçının muhteşem işler ortaya çıkardığına dair hiç şüphem yok zaten

Onun mesajını okuyunca bir gülümseme yüzüne yayıldı ve gülümseme yüzünü süslemeye devam ederken ona cevap yazdı.

Teşekkür ederim ama benim arkadaşım olmasından bağımsız Akın muhteşem bir fotoğrafçı ve video grafikerdir

Siz ne yaptınız?

Saatler akşam sekizi geçiyordu, bu da Gökhan’ın sahnede olduğunu ve onun mesajını ancak akşamın sonunda göreceği anlamına geliyordu.

Göksel telefonunun ekranını kapatıp kenara koydu. “Haftaya yine mi çekimin vardı?” diye sordu.

“Evet,” diye onayladı Akın. “Yeni açılan bir işletme için video çekimi yapacağım.”

“Çok güzel. Bu yaz senin için dolu dolu geçiyor.”

“Öyle oluyor ve bu durumdan memnunum. Hem sevdiğim işi yapıyorum hem de para kazanıyorum. Gönül isterdi ki daha çok çekim yapabileyim ama hem tanınmış biri olmadığım için talep az hem de tek çalıştığım için haftada ancak bir çekimle ilgilenebiliyorum.”

“Bence böylesi daha iyi, bu şekilde kendine de vakit ayırabiliyorsun. Okul dönemi oldukça yorucu geçiyor, en azından yaz tatilinde dinlenmeye bak.”

“Yani, haksız sayılmazsın. Ağustos için tatil planlarımı yaptım bile. Kendi paranla tatile çıkmak gibisi yok.”

“Bak sen, yolculuk nereye?”

“İki arkadaşımla beraber Marmaris’e gideceğiz. Üç günlük kısa bir tatil olacak ama çok iyi geleceğinden eminim. Duruma göre sezon sonuna doğru küçük bir tatile daha çıkabilirim, onu o zaman düşüneceğim.”

“Ne güzel, adına sevindim.”

“Sen ne yapacaksın? Planlar var mı?”

“Fethiye’ye dedemlerin yanına gideceğiz. Ağabeyim de eşiyle beraber gelecek ve ailecek zaman geçireceğiz. Annemle babam bu ay sonuna doğru izne ayrılacak.”

“Çok iyi. İkimizi de güzel bir tatil bekliyor gibi.”

“Evet, öyle görünüyor.”

Kısa süren bir sessizlik yaşandı.

“Kalkalım mı artık?” diye sordu Göksel. “Yolumuz uzun.”

“Kalkalım,” diye onayladı Akın. “İkimiz de yorulduk, evlerimize dönüp dinlenmemize bakalım.”

Ayaklanan iki arkadaş işletmeden çıktılar. Hava tamamen kararmıştı, cumartesi akşamını dışarıda geçirecek olanlar da zaten kalabalık olan sokakları daha da kalabalıklaştırmışlardı. Yan yana yürüyen Akın ve Göksel kalabalığın arasına karışıp iki sokak ötedeki araca yürüdüler.

“Dehşet bir kalabalık var,” dedi Akın. “Yolların hâlini tahmin edebiliyorum.”

“Eve varmamız saatler sürecek,” diyen Göksel anahtarla kapıları açtı. “Seni Sirkeci’de mi bırakayım?”

“Caddede bırakırsın, ben oradan istasyona yürürüm.”

“Tamam. Galata Köprüsü’nden giderim, seni de Eminönü’nde bırakırım.”

“Olur, sen de oradan evine geçersin.”

İkili arabaya binip yola koyuldu. Göksel korkunç İstanbul trafiğinde onlara eşlik etmesi için hemen bir şarkı açtı. Çoğu zaman müzik bu işkenceyi biraz da olsa azaltıyordu.

Göksel aracı kullanırken Akın da bilgisayarını yeniden açtı. Tüm fotoğrafları bilgisayarına atmıştı, birkaç tanesinde minik düzenlemeler yapmaya bile başlamıştı. Çiftin deniz kıyısındaki bir fotoğrafını düzenlemeye kaldığı yerden devam etti.

“Fotoğrafları düzenleyip müşterilere atman kaç gün sürüyor?” diye sordu Göksel.

“En az dört gün,” dedi Akın. “Çok iyi bildiğin üzere düzenleme kısmı da çekim kısmı kadar meşakkatli.”

“Söz konusu video düzenlemesi olduğunda düzenleme kısmı çekim kısmından çok daha zor bence.”

“Haklısın. Video çekmeyi seviyorum fakat düzenleme kısmı çok yoruyor.”

“Bu yüzden çok az video çekiyorum.”

“Çektiğin zaman da bunu layıkıyla yapıyorsun. Hesabında paylaştığın İstanbul videosu enfesti, arada açıp izliyorum.”

Onun bu cümlesi Göksel’i şaşırttı. Genç kadın Akın’a bakarken, “Ciddi misin?” diye sordu.

“Ciddiyim tabii,” dedi Akın gülümseyerek. O da başını bilgisayar ekranından kaldırmış arkadaşına bakıyordu. “Çok başarılı bir videoydu. Umuyorum ki başka videolar da paylaşırsın.”

“Çok teşekkür ederim,” diyen Göksel sırıtıyordu. “Bir şeyler çekiyorum, kısa vadede paylaşmam ama orta vadede yeni bir video gelebilir.”

“Bak sen, merakla bekliyorum.”

“Desteğin çok kıymetli, böyle konuşarak beni inanılmaz motive ediyorsun. Teşekkür ederim, gerçekten.”

“Senin gibi muhteşem bir sanatçıya destek olmak hem bir diğer sanatçı hem de yakın arkadaşın olarak boynumun borcu. Lafı bile olmaz Gök.”

Göksel uzanıp onun kolunu sıvazladığında ikisi de birbirine gülümsedi.

Trafiğin içinde minik minik ilerledikleri yarım saat sessiz geçti. Araçtan yükselen tek ses radyodan çalan şarkılardı. Göksel bu trafikte canları biraz daha az sıkılsın diye hareketli pop şarkıları açmıştı ama bu şarkılar bile şu anki trafiğin korkunçluğunu biraz da olsa azaltmaya yeterli gelmiyordu.

“Bakar mısın?” diye sordu Akın. “Farklı arka planda çektiğimiz birkaç fotoğrafı düzenledim, sence nasıl görünüyorlar?”

Araba zaten durduğu için Göksel dikkatini rahatça bilgisayar ekranına verebildi. Akın’ın gösterdiği düzenlenmiş dört fotoğrafın hepsini bir uzmanın gözünden dikkatlice inceledi.

“Kusursuz görünüyorlar,” dedi biraz sonra. “Filtre seçimleri çok iyi olmuş, diğer ayarlar da muhteşem olmuş.”

“Şöyle olsaydı daha iyi olurdu dediğin herhangi bir şey var mı?”

“Hayır, bence her şey mükemmel.”

“Peki, diğer ayarları da bunlar gibi yaparım o zaman. Teşekkür ederim.”

“Ne demek.”

Yoğun trafiği atlatan iki arkadaş saatler akşam onu geçerken Galata Köprüsü’nden çıkıp Eminönü’ne vardılar.

“Bu kadar yükle buradan istasyona kadar yürüyebilecek misin?” diye sordu Göksel.

“Yürürüm,” dedi Akın. “Bir şey olmaz.”

“Bir sürü pahalı ekipmanın var, istasyona kadar bırakacağım.”

“Hiç zahmet etme, gerçekten.”

“Zahmet etmeyeceğim, sadece şuradan şuraya süreceğim.”

“Tamam o zaman. Teşekkür ederim.”

Göksel istasyona doğru dönüp Sirkeci Garı’na sürdü. Aracı garın giriş kapısında durdurdu. Akın bilgisayar çantasına bilgisayarıyla bir kameranın çantasını koyup sırtına taktı, diğer kamera çantasını da omzundan çapraz şekilde astı.

“Sen hiç inme,” dedi Göksel’e. “Bagajdan tripodları alıp giderim ben. Bugün için tekrardan çok teşekkür ederim.”

“Rica ederim, ne demek,” dedi Göksel. “Dikkatli ol. Eve varınca da haberdar et.”

“Tamam, ederim. Sen de dikkatli sür ve eve gittiğinde haber ver.”

“Veririm. Görüşürüz.”

“Görüşürüz Gök.”

Akın arabadan inip bagajdan tripodlarını da aldı. Göksel’e el sallayan genç adam gara doğru ilerlediğinde Göksel de yeniden gaza basıp evine doğru yola koyuldu. Fatih’i avcunun içi gibi bilirdi, trafikten olabildiğince kaçıp evine en kısa sürede varacağı güzergâhı da biliyordu.

Genç kadın dakikalar sonra oturduğu sokağa vardı. Aracı apartmandan birkaç metre uzaktaki boş park yerine park edip çantasını da alarak araçtan indi. Sokak boş ve etraf sessizdi. İnsanlar ya evinde ya da eğlenmek için dışarıda olduğu için bu saatlerde etraf tenha oluyordu.

Evine anahtarıyla girdi. Salonun lambası yanıyordu.

“Göksel?” diye seslendi babası.

“Ben geldim,” diye cevap verdi. Ayakkabılarını çıkarıp eve girdikten sonra salona ilerledi. Annesiyle babası koltukta yan yana oturuyordu.

“Merhaba,” diye selamladı onları.

“Merhaba,” diye karşılık verdiler.

“Günün nasıldı?” diye sordu annesi.

“Çekim çok keyifliydi ama trafik beni mahvetti.”

“Cumartesi trafiği,” dedi babası. “Çok yormuştur.”

“Hem de nasıl,” deyip kendini tekli koltuğa attı. “Akın’ın çekimini yaptığı çift inanılmaz tatlıydı. Akın muhteşem kareler yakaladı, ben de birkaç kare için poz önerisinde bulundum ve müstakbel geline dış görünüşü konusunda yardımcı oldum.”

“İyi yapmışsın,” dedi annesi gülümseyerek. “Yemeği de Akın’la yedin.”

“Evet, çıtır tavukla patates kızartması ısmarladı. Yevmiye olarak güzel bir akşam yemeği aldım.”

Ebeveynleri gülüştü.

“Ne güzel düşünmüş,” dedi babası. “Hem vakit de geçirmiş olmuşsunuz.”

Aynen,” dedi Göksel. “Trafikte çok daha fazla zaman geçirdik ama o kısma hiç girmeyeceğim.” Ayağa kalktı. “Şimdi izninizle elimi yüzümü yıkayıp pijamalarımı giyeceğim ve kendimi yatağa atacağım.”

“Dinlen,” dedi annesi. “Ne kadar yorulduğun gözlerinden okunuyor.”

Göksel annesiyle babasının yanaklarını öptükten sonra salondan çıktı. Banyoda eliyle yüzünü yıkayıp günün tüm kirinden arındı, ardından odasına girdi. Üstüne artık ağırlık yapan kıyafetlerini çıkarıp rahat mı rahat pijama takımını giydi. Yatağa atlamadan önce son saniyede telefonunu aldı ve kendini yumuşacık yatağına bıraktı.

İşte bu iyi gelmişti.

Telefonunun ekranını açıp internete bağlandığında beklediği mesaj bildirimi geldi. Gökhan ona cevap vermişti. Bildirimin üstüne dokunup konuşmalarını açtı.

Sen ve şu mütevazılığın…

Biz de son provamızı yaptık, yarına tam olarak hazırız. Büyük gün geldi çattı

Gökhan’ın ilk mesajının sonundaki üç nokta Göksel’in dikkatini çekti. Genç adam ilk kez bir mesajının sonuna üç nokta koyuyordu. Bunun kötü bir anlama gelmediğini biliyordu. Eğer genç adam karşısında olsaydı bu cümleyi yüzünde bir gülümsemeyle başını iki yana sallayarak söylediğini hayal etti.

Tüm hazırlıklar tamam demek, sevindim. Şarkı listenizi ve performansınızı merakla bekliyorum

Yazdığı mesajı Gökhan’a gönderdi. Saat on bire yaklaşıyordu, genç adam eve dönüş yolunda olmalıydı; bu da her an mesajını görebileceği anlamına geliyordu. Onun cevap vermesini beklerken yeni paylaşımlara bakmaya karar verdi.

Birkaç dakika sonra Gökhan beklediği gibi kendisine cevap verdiğinde konuşmaya girdi.

Yarın bu vakitlerde dinliyor ve izliyor olacaksın

Eve vardın mı?

Genç adamın kendisini merak etmesi gülümsetti.

Evet, vardım. Sen neredesin?

Gökhan gönderdiği mesajı saniyesinde gördü. Genç adamın mesaj sayfasında beklediğini fark edince gülümsemesi sırıtışa dönüştü.

Ben de otobüsteyim, eve dönüyorum

Günün nasıldı?

Ona cevap yazdı.

Çok keyifli, bir o kadar da yorucuydu. Arkadaşım mükemmel bir çekim yaptı, çift de biz de büyük keyif aldık. Çekim sonrası arkadaşım bana yemek ısmarladı, geri kalan zamanlar da trafik içinde geçen işkence dolu saatlerdi

Gününden kısaca bahsettiği bu mesajı ona gönderdiğinde Gökhan bunu da hemen gördü. Genç adam yine bir yere oturmuş olmalıydı.

Sen de çekime dahil oldun mu yoksa seyretmekle mi yetindin?

Cumartesi trafiği çok fena, biz de trafik içinde can çekişiyoruz şu an

Kadıköy de trafiği korkunç olan yerlerden biriydi. Göksel içten içe Gökhan’a acıdı. Onun da evine varması çok uzun sürecekti. Günün önemli bölümünü trafik içinde harcamak başta İstanbul olmak üzere büyükşehirlerde yaşayan herkesin kaderiydi.

Kadıköy’ün cumartesi trafiği adam öldürür, bol şans. Şu an şarkı dinleyip trafiği biraz da olsa katlanır kılıyorsundur muhtemelen

Birkaç poz önerisi vermek ve kadının yardım istediği konularda ona yardımcı olmak dışında dahil olmadım. İş yaparken birinin bana karışması hoşuma gitmediği için ben de kimseye karışmıyorum ve Akın da başkalarının yönlendirmelerine ihtiyaç duymayan profesyonel bir fotoğrafçı

Gökhan mesajını gördü fakat cevap yazmadı. Kısa süren bir durgunluktan sonra genç adamdan yeni bir mesaj geldi fakat bu bir fotoğraf mesajıydı.

Göksel heyecanlandığını hissetti. Gökhan kendisine ilk kez fotoğraf atıyordu. Küt küt çarpan kalbiyle birlikte fotoğrafa dokunduğunda fotoğraf açıldı. Gökhan’ın yüzünü görmeyi beklerken genç adamın gövdesini gördü. Üstünde mor bir tişört olan Gökhan’ın beyaz kablolu kulaklarını hemen fark etti. Genç adam fotoğraf üzerine şöyle de bir not düşmüştü:

Elbette şarkı dinliyorum

Gökhan’ın yüzünü göremediği için hayal kırıklığı yaşayan Göksel fotoğrafı kapattı. Gökhan ona ikinci bir mesaj göndermişti.

Güzel bir bakış açısı. Nasıl poz önerilerinde bulunduğunu merak ettim

Önce fotoğrafını sonra da ikinci mesajını alıntılayıp ona sırasıyla şu mesajları gönderdi:

Müzik konusunda seni iyi tanıyorum

Adamın kadının belini koluyla sarmalamasını ve birbirlerine bakarak poz vermelerini önerdim, tam da beklediğim gibi çok romantik kareler ortaya çıktı

Göksel yatakta sağa dönüp bacaklarını karnına çekti ve cenin pozisyonunu aldı. Bu pozisyonda yatmayı rahatlatıcı buluyordu.

Evet, tanıyorsun

Bak sen, gerçekten de romantik pozlar ortaya çıkmış olmalı. Güzel bir öneri yapmışsın, arkadaşının usta elleri de anı muhteşem yakalamıştır

Akın anı yakalama becerisi çok gelişmiş bir fotoğrafçıydı ve çiftin bu romantik pozları da onun becerikli ellerinden kaçmamıştı.

Evet, yakaladı

Yarınla ilgili birkaç soru sorup yatacağım. Siz oraya kaçta gideceksiniz ve ben kaçta geleyim?

Gökhan kendisine cevap yazarken ekranda beliren ve hareket eden üç noktayı izledi. Genç adam beklediği gibi uzun bir cevap verdi.

Mekân altıda açılıyor, biz de altıda orada olacağız ve dokuza kadar sahneyle enstrümanları hazırlamakla uğraşacağız. Senin bu kadar erken gelmene gerek yok, sekizden sonra gelebilirsin. Barış ve Sarp’ın kız arkadaşları da orada olacak, üçünüz için sahne önündeki masayı ayırttık; yani adına rezervasyon yaptırdığım için yer bulamama sıkıntın olmayacak. Akşam yemeğini yiyip çıkarsın. Sahneye çıkmadan önce de seni bizimkilerle tanıştırırım, olur mu?

Bu uzun mesajı okuduktan sonra onu cevapladı.

Olur, dediğin gibi akşam yemeğini yedikten sonra çıkarım

Yarın yine haberleşiriz zaten, evden çıkarken sana haber veririm

Kalbi heyecanla çarpıyordu. Yarın düşündüğünden de yakındı.

Haberleşiriz elbette. Mekâna yaklaştığında ararsın, seni karşılamaya kapıya çıkarım

Gökhan’ın bu düşünceli davranışları genç adamın kendisini en çok etkileyen davranışlarıydı. Ailesi ve arkadaş çevresi hep kibar, düşünceli ve zarif insanlarla çevriliydi; Gökhan’ın da böyle biri olması onunla yakınlaşmaları konusunda büyük role sahipti.

Tamamdır, haberleşiriz. Ben şimdi yatıyorum, sana iyi yolculuklar ve iyi akşamlar dilerim. Yarın görüşmek üzere

Yataktan kalkıp pikesini kaldırdı, lambayı kapattı ve yeniden yatağa yatıp pikesini göğsüne kadar çekti.

İyi geceler Gök, görüşürüz

Gülümseyerek telefonunu komodine bıraktı. Bakışlarını tavana dikip yarını düşünmeye başladı. Gökhan’ın arkadaşlarıyla tanışacağı için inanılmaz heyecanlıydı. Sürekli olarak nasıl insanlar olduklarını, onlarla anlaşıp anlaşamayacağını düşünüyordu. Onu sevecekler miydi? Gökhan’a kendisi hakkında neler söyleyeceklerdi? Kendi aralarında ondan nasıl bahsedeceklerdi? Tüm bunlar hafta boyunca kafasını kurcalamıştı. Onlarla anlaşabilmeyi ve yarının sorunsuz bir şekilde geçmesini umarak uykuya daldı.

***

Ertesi gün Dinçerler için tipik bir pazardı. Öğlene doğru ailecek kahvaltı eden aile üyeleri günün kalanını yine beraber geçirdi. Hep beraber bir film izlediler. Film bittikten sonra Göksel akşam için hazırlanmaya başladı. İlk iş olarak duşa giren genç kadın duştan çıktıktan sonra gözeneklerinin temizlenmesi için yüzüne maske yaptı. Cilt bakımına önem veren biriydi ve bu akşam da cildi her zamankinden iyi görünmeliydi.

Saçlarına yine köpük sürerek dalgalarını ortaya çıkardıktan sonra saçlarını kendi hâlinde kurumaya bıraktı ve odasından çıktı. Bezelye ve pilavın kokusu bütün evi sarmıştı.

“Yemekler pişti mi?” diye sordu mutfağa girdiğinde. Annesi lavabonun başında birkaç parça bulaşığı yıkıyordu.

“Pişti,” dedi kızına bakarak. “Yiyecek misin?”

“Evet. Saat altıya geliyor, yemeği yiyip hazırlanmaya başlayacağım.”

“İyi bakalım, ye.”

Göksel aynı tabağın içine bezelye ve pilavı yan yana koyduktan sonra masaya oturdu. Onun yemeğe başladığı esnada annesi de bulaşıkları yıkamayı bitirip kızının karşısına oturdu.

“Saçlarına köpük mü sürdün?” diye sordu. Kızının saçlarındaki değişimi hemen fark etmişti.

“Hı hı,” dedi Göksel başını sallayarak. “Dalgalarını ortaya çıkarıyor ve daha şekilli gösteriyor.”

“İyi yapmışsın. Heyecan var mı?”

“Yani, var tabii. Arkadaşlarıyla buluşacağım.”

“Bu aranızdaki şeyi bir adım öteye götürmek, biliyorsun değil mi?”

“Biliyorum,” dedi Göksel biraz utanarak. “Bunun için heyecanlıyım zaten.”

“Tatlı heyecanlar bunlar.”

Göksel yemeğini bitirdikten sonra hazırlanmak için odasına girdi. Akşam için askılı pembe elbisesini seçmişti, ayağına kısa topuklu beyaz sandaletlerini giyecek ve omzuna beyaz çantasını takacaktı.

Elbisesini giymişti ki telefonu çalmaya başlayınca yatağın üstünde duran telefonuna ilerledi. Arayan kişi Gökhan’dı.

“Efendim?” diye açtı telefonu.

“Selam,” dedi Gökhan. “Ne yapıyorsun?”

“Hazırlanıyorum, sen ne yapıyorsun?”

“Bizimkilerle mekâna geldik, onlar sahneyi hazırlamaya girişirken ben de bir seni arayayım dedim. Ne zaman çıkacaksın?”

“Buçuktan sonra çıkmayı planlıyorum.”

“Yemek yedin mi?”

“Yedim. Masadan kalkıp hazırlanmak için odama geçtim az önce.”

“Hazırlanmaya daha yeni başladın yani? O zaman ben seni tutmayayım.”

“Tamam.”

Kısa bir sessizlik yaşandı.

“Arabayı dikkatli sür,” dedi Gökhan birkaç saniye sonra. “Evden çıkarken de yazmayı unutma lütfen. Buraya yaklaşınca da haber ver ki söylediğim gibi seni karşılayayım. İçeri beraber gireriz.”

“Sürerim,” dedi Göksel gülümseyerek. “Haber de veririm.”

“Tamam. O zaman görüşürüz.”

“Görüşürüz.”

Göksel telefonu kapattıktan sonra makyajını yapmak için ayna karşısına ilerledi. Gökhan da kendi kendine gülümsedikten sonra arkadaşlarının yanına ilerledi. Barış ve Sarp gitarları amfiye bağlarken Kuzey de ışıklarla ilgileniyordu, kızlar da sahnenin yanında durmuş kendi arasında sohbet ediyordu.

“Ben ne yapayım?” diye sordu Gökhan.

“Mikrofon bağlantılarını kontrol edebilirsin,” dedi Barış. “Ses kontrollerini yapalım.”

Gökhan da mikrofonlarla ilgilenmeye başladı.

Göksel makyajını elbisesiyle uyumlu olması adına pembe tonlarında yaptı. Gözleri, yanakları ve dudaklarındaki pembe tonları birbiriyle ve elbisesiyle büyük bir uyum içindeydi. Onun doğal güzelliğini ortaya çıkaran hafif bir makyaj olmuştu.

Kulaklarına altın rengindeki küçük halka küpelerini, gerdanına güneş kolyesini ve üç parmağına da yine altın renginde ince yüzüklerini taktı. Tırnaklarında da parıltılı pembe ojeler vardı ve yüzükler de eklenince elleri her zamankinden zarif görünüyordu.

Saatin 18.35 olduğunu görünce telaşlandı. Geç kalıyordu.

Beyaz omuz çantasına cüzdanını, naneli şekerini ve tazelemek için rujunu attıktan sonra Ahsen’i görüntülü aradı.

“Birazdan evden çıkmam gerek,” diye konuya daldı Ahsen cevaplayınca. “Nasıl olmuşum?”

Yüzünü kameraya yaklaştırıp makyajını gösterdi.

“Makyajın çok tatlı olmuş,” dedi Ahsen. “Doğal ve sade.”

“Elbise nasıl?” diye sorup telefonu masasının üstüne koydu ve biraz uzaklaşıp vücudunu kadraja soktu. Kendi etrafında yavaşça dönerken, “Yakışmış mı?” diye sordu.

“Bu da soru mu? Taş gibi olmuşsun. Çok güzel görünüyorsun.”

“Saçlarım nasıl? Henüz kurumadılar ama yolda giderken kururlar.”

“Saçların da güzel. Dalgaları ortaya çıkmış.”

“Çok teşekkür ederim,” deyip telefonu eline aldı. “Benim şimdi çıkmam lazım. Annemle babama veda edip hemen yola çıkacağım. Bana şans dile.”

“Bol şans bebeğim. Umarım çok eğlenceli ve keyifli bir akşam geçirirsin. Seni seviyorum.”

“Teşekkür ederim. Ben de seni seviyorum ve çok öpüyorum.”

“Ben de öpüyorum. Görüşürüz.”

“Görüşürüz.”

Göksel aramayı sonlandırdı. Parfümünü ve telefonunu da çantasına attıktan sonra içinde fotoğraf makinesinin olduğu kamera çantasını da aldı ve odasından çıktı.

Annesiyle babası salondaydı.

“Ben çıkıyorum,” dedi salona girdiğinde.

Annesiyle babası ona döndü ve onu süzdüler.

“Bu ne güzellik?” dedi annesi gülümseyerek. “Göz kamaştırıyorsun bebeğim.”

“Teşekkür ederim,” dedi Göksel.

“Söylediklerimizi unutma,” diyen babası ayaklandı ve ona yaklaştı. “Telefonun seslide ve her an yanında olacak, seni aradığımızda ulaşabileceğiz. Hoşuna gitmeyen herhangi bir durum olursa hemen oradan ayrılacak ve arabaya atlayıp eve döneceksin.”

“Hepsini aklıma yazdım. Sizi meraklandırıp telaşlandırmayacağım, söz veriyorum.”

“Yanında yeterli nakit var mı? Kartı aldın mı?”

“Kartı aldım, yeterli nakidim de var. Kimliğimle ehliyetim de cüzdanımda.”

“Sarhoş olmak yok,” dedi annesi. “Ne olursa olsun bir eğlence mekânına gidiyorsun ve araba kullanacaksın.”

“Biliyorum, elbette sarhoş falan olmayacağım. En fazla bir bira içerim, onu da gece sonuna bırakmam zaten.”

“Kendine dikkat et,” dedi Engin. “Aklımız sende kalmasın.”

“Edeceğim, siz beni merak etmeyin. Benim için eğlenceli bir akşam olacağını umuyorum, siz de keyfinize bakın.”

Engin onu kendine çekip alnını öptü. “Süslenip püslenmişsin de,” dedi. “Gökhan sahnedeyken gözlerini senden alabilirse iyi.”

“Baba! Sen beni utandırmadan ben gitsem iyi olacak, geç bile kaldım.”

Göksel annesi ve babasıyla vedalaştıktan sonra evden çıktı. Arabaya binince ilk iş olarak telefonunu eline alıp Gökhan’a yola çıktığına dair mesaj attı. Telefonu telefon tutucusuna yerleştirip gaza bastı ve yola koyuldu.

Ana caddeye çıktığında Gökhan’dan cevap geldi. Hızını yavaşlatıp ekranda beliren mesajı okudu.

Dikkatli sür lütfen, iyi yolculuklar

Kendi kendine gülümseyen genç kadın gaza basarken radyonun sesini de yükseltti. Fatih’ten Kadıköy’e yaptığı bu uzun yolculukta hareketli yabancı pop şarkıları dinleyip, direksiyon başında şarkılara eşlik ederek dans etti. Güzel bir sesi yoktu fakat Gökhan’ın da dediği gibi tek başınayken ve duyan kimse yokken şarkı söylemek bir tür terapiydi; Göksel de bunu çok sık yapıyordu.

Köprü trafiğini atlattıktan sonra Kadıköy’e doğru devam etti. Köprü çıkışında navigasyonu açmıştı ve oradaki rotayı takip ediyordu. Evinden köprüye gidiş güzergâhını çok iyi bilse de şehrin bu kısmında navigasyon olmadan gideceği yeri bulması çok zordu ve o da navigasyondan faydalanıyordu.

Fenerbahçe’ye vardığında ve gideceği yere sadece birkaç yüz metre kaldığında Gökhan’ı aradı. Telefon 10 saniye çaldıktan sonra açıldı.

“Geldin mi?” diye sordu Gökhan.

“Gelmek üzereyim,” dedi Göksel. “Son 300 metre.”

“Çok yaklaşmışsın. Kapıya çıkayım.”

“Tamam,” diyen Göksel caddenin aşağısına doğru devam etti. “Mekânın olduğu sokağa dönüyorum şimdi.”

“Ben de çıkıyorum. Mekânın turuncu bir tabelası var, üstünde kocaman Sahne yazıyor.”

“Tamam. Orada görüşürüz.”

“Görüşürüz.”

Gökhan telefonu kapattıktan sonra sahneden indi. “Gelmiş,” dedi arkadaşlarına. “Karşılamaya çıkıyorum.”

“Çık tabii,” dedi Elçin gülümseyerek. “Karşıla kızı.”

Gökhan kapıya ilerlerken diğerleri birbirine baktı.

“Kızı aşırı merak ediyorum,” dedi Kuzey.

“Tanışmak üzereyiz,” dedi Sarp. “Bakalım kimmiş bu Göksel?”

Göksel mekânın olduğu sokağa döndüğünde sağ taraftaki turuncu tabelayı hemen park etti. Hızını iyice yavaşlatırken dikiz aynasını kullanarak rujunu tazeledi ve parfümünü sıktı.

İyi görünüyordu ve güzel kokuyordu.

Mekânın içindeki aynaların birinde üst baş düzeltmesi yapan Gökhan yan kapıdan dışarı çıktı. Yola baktığında Hyundai marka beyaz arabayı gördü ve arabayı tanıdı. Bu araba Göksellerin arabasıydı.

Aynı saniyelerde Göksel de kapının önüne çıkan Gökhan’ı fark etti. Genç adamla ilgili gözüne çarpan ilk şey Gökhan’ın yüzünde ilk defa gördüğü kirli sakal oldu. Bu zamana kadar sinekkaydı tıraşlı gördüğü Gökhan’ın sakalları vardı ve bu kirli sakal genç adama inanılmaz yakışmış, ona karizmatik bir hava katmıştı.

Göksel frene basıp arabayı mekânın yanında durdurdu. Gökhan’la göz göze geldiğinde genç adamın yüzüne bir gülümseme yayıldı, genç kadın da gülümsedi. Gökhan arabaya yaklaşırken Göksel camı indirdi.

“Hoş geldin,” dedi Gökhan başını eğip camdan içeri bakarak. Onu hızlıca süzdüğünde bakışları yoğunlaştı. Genç kadın baş döndürücü görünüyordu.

“Hoş buldum,” dedi Göksel. Onun yüzüne yakından bakınca kirli sakalın ona gerçekten de yakıştığından emin oldu. “Park yeri bulayım, içeri öyle geçelim.”

“İleride var,” dedi Gökhan yan sokağı işaret ederek. “Arkadaşın ağabeyi bizi bıraktıktan sonra gitti, başkası park etmesin diye mekânın dubasını koyduk.”

Sokağa bakan Göksel onun dediği boş park yerini fark etti. “Oraya park edeyim o zaman,” dedi Gökhan’a dönerek.

“Sen sür,” dedi Gökhan. “Ben de dubayı kaldırayım.”

Gökhan boş park yerine yürürken Göksel de oraya sürdü. Genç adam dubayı kaldırıp kenara geçtiğinde Göksel park yerine girdi.

“Gel,” dedi onu yönlendiren Gökhan. “Yer var daha.”

Göksel geri giderken aynalardan da arkayı kontrol ediyordu.

“Gel gel,” dedi Gökhan elini kendine çekerek. Göksel biraz daha geriye gitti. “Tamam, dur.”

Göksel kontağı kapatırken Gökhan da aracın önüne yaklaştı. Genç kadın kamerasını kendi çantasından çıkarıp omuz çantasına soktu. Bu akşam fotoğraf çekmek için çok uygun bir akşamdı.

“Şak diye park ettin,” dedi camdan içeri bakan Gökhan. “Helal olsun.”

Göksel ona dönüp, “Teşekkür ederim,” dedi. “Fena bir şoför değilimdir.”

“Orası belli oluyor.”

Göksel kapı koluna uzandığında Gökhan kapıyı dışarıdan açıp kenara çekildi. Araçtan inen Göksel kapıları kilitledikten sonra Gökhan’a baktı. Genç adam üstüne kısa kollu siyah bir gömlek giymişti, gömleğin bağlanmayan üst düğmelerinin açıkta bıraktığı gerdanı kılsızdı ve boynundan aşağı gümüş renkli iki kolye sarkıyordu; gömleğin eteklerini uzun, ince bacaklarını saran boru paça mavi kot pantolonun içine sokmuş, beline de gümüş tokalı siyah bir kemer takmıştı. Ayağında beyaz spor ayakkabıları vardı, şu an üstündekilerle uyumlu görünmese de sahnede beyaz Fender’ıyla uyumu yakalayacaktı; parmaklarını ve kulaklarını süsleyen yine gümüş tonlarındaki aksesuarları da her zamanki gibi yerindeydi.

Yanaklarını birbirine değdirerek selamlaştılar.

“N’aber?” diye sordu Gökhan. “Yolculuk nasıldı?”

“İyiyim,” dedi Göksel. “Yolculuk da fena değildi. Sen nasılsın?”

“Çok iyiyim ve heyecanlıyım.”

“Haklı olarak.”

“Yani,” dedi Gökhan. “Hadi içeri geçelim.”

“Geçelim.”

Yan yana mekânın girişine doğru yürümeye başladılar. Birbirlerine attıkları kaçamak bakışlardan sonra ilk konuşan Gökhan oldu:

“Çok güzel görünüyorsun. Pembe çok yakışmış.”

“Teşekkür ederim,” dedi Göksel gülümseyerek. “Sen de çok hoş olmuşsun. Sakal yakışmış.”

“Ha?” dedi Gökhan şaşırarak. Yanağına dokundu. “Beğendin mi?” deyip gülümsedi. “Değişiklik olsun istedim.”

“Güzel bir değişiklik olmuş.”

“Teşekkür ederim.”

Gökhan kocaman sırıtırken Göksel de gülümsedi.

“Sadece kızlar mı var?” diye sordu Göksel. “Arkadaşlarının sevgilileri?”

“Evet,” diye onayladı Gökhan. “Elçin ve Lale var. Kuzey’in ağabeyinin işi çıktığı için katılamadı, bizi bırakıp gitti; çıkışta da almaya gelecek.”

“Anladım.”

Mekânın girişine geldiler.

“Akşam başlıyor,” dedi Gökhan ona bakarak. “Hadi girelim.”

Göksel’in kalbi küt küt çarpıyor, heyecandan içi titriyordu. Gökhan’ın arkadaşlarıyla tanışma fikri onu pazartesinden beri heyecanlandırıyordu fakat şimdi mekâna gelmişken, sadece saniyeler sonra arkadaşlarını görüp onlarla tanışacakken hissettiği heyecan duygusu zirveye ulaşmıştı. Bu kadar heyecanlı olduğunda hissettiği kaçma duygusunu yeniden hissetti ama bu hissi göz ardı edip, Gökhan’ın varlığından da güç alarak Gökhan’ın geçmesi için öncelik verdiği kapıya ilerledi.

İkili peş peşe kapıdan içeri girdi.