KIRMIZI SAAT

Karmaşık ama bir o kadarda kendiniz için anlamlar çıkarabileceğiniz bir yazı. Hislerinizi harcamanız gereken insanlar gibi, anlayabilene bu hikâye.

KIRMIZI SAAT
Bazen uyuşturucu dışarıda bir satıcıda değil, kalbinin tam ortasında dikilmiş bir çift gözdedir...

"Yaşıyor." diyor doktor saklambaç oyununu kazanmış bir çocuk edasıyla. İlk önce beyaz duvarların dibinde turuncu koltukta oturan İnci'yi süzüyor. "Yaşıyor." diye yineliyor sözünü İnci'den tepki beklerken. İnci sağ elinde tuttuğu kırmızı saati diğer eliyle de kavrıyor ve bu vesileyle iki eli de gözlerinde ki bakış gibi sarıyor saati. Yüzünde bir tepki yok. Kalbi sadece atıyor bu kızın. Simsiyah gözleri ilk önce duvarda ki saatte duruyor. Saat 11.45 ardından gözleri bütün boşluğu ile Doktor Bey'e dönüyor. "Tam otuz dakikadır." Diyor İnci buz gibi sesiyle. Doktor endişesini gizlediğini düşünürken küçük terler akıtıyor ve İnci gülümsüyor.

"Korkmayın lütfen." diyor kız. Doktor başını sallıyor onaylarcasına. İnci gözlerini ebelenmekten korkan Doktordan ebe olan Burak'a çeviriyor. Bembeyaz yatakta uzanan, yüzünde bir hareket bile olmayan, yaşama ihtimali sıfır olan Burak şu an bu yatakta nefes alarak uyuyor. Şefkat ile gülümsüyor İnci ancak farkında değil ki kalbi şefkat için kapalı. "Yaşamamalı." diyor İnci elinde ki saati sıkarken. "Yaşamamalı." diye tekrar ediyor. Kırmızı çelik saatin arkasını çeviriyor. 'ON/OFF' yazan düğmeyi 'ON' moduna getiriyor ve saat ayarlarını otuz beş dakika öncesine alıyor. "Yaşamamalı." diye yeniliyor sözünü. "Otuz beş dakika." diye ekliyor İnci. 

Kırmızı saatin kulak delici alarm sesi duyulduğunda İnci oturduğu tekli koltuktan kalkarak etrafına bakınıyor. Duvarda duran saate bakıyor yeniden İnci. Saat tam olarak 11.10. Zaferle gülümsüyor. Yatakta az önce büyük zarafeti ile uyuyan Burak şimdi kanlar içerisinde komaya giriyor. İçeriye giren Doktor kapıda duruyor ve birkaç salise sonra İnci'nin daha önce hiç duymadığı isimleri çağırıyor odaya. "Doktor." diyor İnci bütün sakinliğini koruyarak. Doktorun kalp atışlarını inceliyor istemsizce. Hızlı ritmini koruyan kalp atışları İnci'ye zevk veriyor ve zihninde ki kan kokusunu gerçeğe dönüştürmek için Burak'a bakıyor. "Kanaması var!" diye sesleniyor doktor. "Doktor." Diye yeniliyor lafını zafer gülüşüyle İnci. "Gelecek halinizde bir ölüsünüz." diye fısıldıyor kendi halinde. "Ancak ölmek için ilk önce yaşamanız gerekir." Diye fısıldıyor inci yeniden. Ruhunda hissettiği mükemmel haz duygusunu bastıramıyor ve kahkaha atıyor İnci. Doktor ise ruhuna fısıldanmış sözler eşliğinde duruyor. 

"Ölmek için yaşamak zorundayım." diye tekrar ediyor robotlaşmış sözüyle. Ağlıyor, kimsenin sesini duymadığını bildiği için ağlıyor isyankâr bir yapıda. Doktor her şeyi hissedebiliyor, bütün duyguların ondan söküldüğünü biliyor. Bunun farkında olmak onu çürütüyor. Hislerini kaybeden ruhu ilk önce acı duygusunu yok ediyor. Doktor elinde hissettiği sıcak sıvı ile yere çöküyor. Oda da bulunan diğer insanlar onu göremiyor, duyamıyor ve bu Doktoru yavaş yavaş öldürüyor. İnci oda boşaldığında kapıyı usulca kapatıyor ve yavaş adımlar ile birlikte Burak'ın yatağının yanında cenin pozisyonunu almış kanlar içerisinde yatan doktora doğru yaklaşıyor. Kan içinde kalmış yatakta uzanan Burak'ın yanına oturuyor ve elini onun elinin üzerine koyuyor. Doktor acısız bir şekilde yavaşça ölürken, ruhunun ruhuna eklendiğini hissediyor İnci. 

Gülümsüyor, doktorun ve Burak'ın mezarı olan bu odaya son kez bakıyor. Burak'ın başına bir öpücük bırakıyor ardından ayağa kalkıyor. Burak onun duygusuz hayatının duygusu olmasına rağmen ölümün acı vermediğini biliyor İnci. Burak ölmesi gerektiğini çok önceden söylemişti ona. Burak'a sonsuz bir güven taşıyor kalbinde ölü olmasına rağmen. Elinde duran kırmızı saati iyice kavrıyor ve dışarıda ki kimsenin duymayacağını bildiği halde Burak'a fısıldıyor zihninden. 

"Söz verdiğim gibi, ruhunu ruhuma kattım."