<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; BYNGC</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/BYNGC</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; BYNGC</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Büyümek İsteyen Çocuk</title>
<link>https://edebiyatblog.com/buyumek-isteyen-cocuk-3066</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/buyumek-isteyen-cocuk-3066</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62b497981313f.jpg" length="20508" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 03 Jul 2022 00:30:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>BYNGC</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>K&uuml;&ccedil;&uuml;k kız dalından yeni kopardığı g&uuml;l&uuml; koşarak babasına g&ouml;t&uuml;rd&uuml;. "Bak baba, &ccedil;ok g&uuml;zel." Elindeki beyaz g&uuml;le hayran hayran bakıyordu. Babası el &ccedil;apasıyla toprağı &ccedil;apalamaya ara verip, kızına d&ouml;nd&uuml; ve g&uuml;l&uuml;mseyerek "Evet, kızım &ccedil;ok g&uuml;zel." diye onayladı k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızını.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>K&uuml;&ccedil;&uuml;k kız g&uuml;l&uuml; koklayarak etrafında d&ouml;nd&uuml;. D&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;nde u&ccedil;uş u&ccedil;uş olan beyaz elbisesi k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızı mutlu etmiş olacaktı ki k&uuml;&ccedil;&uuml;k kız kıkırdadı. D&ouml;nd&uuml;k&ccedil;e eteğine yapışmış toprak etrafa sa&ccedil;ılıyordu. Dizleri, ayakkabısı, beyaz dantelli &ccedil;orabı, hatta sa&ccedil;larının u&ccedil;larında bile toprak vardı. Bu hali ne k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızın ne de babanın umrunda değildi. İkisi de toprak ve &ccedil;amur i&ccedil;indelerdi ve bundan gayet memnundular.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Vakit g&uuml;zel bir ilkbahar ikindisiydi. Baba-kız evlerinin bah&ccedil;elerinde &ccedil;i&ccedil;ek ekiyorlardı. Daha &ccedil;ok baba &ccedil;i&ccedil;ek ekiyordu; kızı da etrafta koşuşturuyor, yaramazlık yapıyor ve g&uuml;l&uuml;c&uuml;kler sa&ccedil;ıyordu.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Baba, kendisine uzatılan g&uuml;l&uuml; alıp, kızının sarı sa&ccedil;larının arasından ge&ccedil;irerek kulak arkasına sıkıştırdı. "Ama &ccedil;i&ccedil;ekler dalında g&uuml;zeldir. Bir daha koparma onları, olur mu?" diyerek k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızı tatlı bir dille uyardı. K&uuml;&ccedil;&uuml;k kız, dudaklarını birbirine bastırıp başını olumlu anlamda salladı. "Tamam babacım."</p>
<p></p>
<p>Gen&ccedil; adam tebess&uuml;m ederek el &ccedil;apasıyla toprağı &ccedil;apalamaya devam etti. "Hadi seninle bir oyun oynayalım." dedi baba, kızının artık toprakla oynamaktan sıkıldığını fark ederek.</p>
<p></p>
<p>"Yaşasın!" diye zıpladı k&uuml;&ccedil;&uuml;k kız. "Olur, ne oyunu?" K&uuml;&ccedil;&uuml;k kız heyecanlanmıştı.</p>
<p></p>
<p>"Oyunun adı: Bin bir surat."</p>
<p></p>
<p>K&uuml;&ccedil;&uuml;k kız, "O nasıl bir oyun ki baba?" dedi merakla.</p>
<p></p>
<p>Baba, "Ben sana bir kelime s&ouml;yleyeceğim, sen de o kelimeyi y&uuml;z&uuml;nle anlatacaksın." diye oyunu a&ccedil;ıkladı. Gen&ccedil; adam biraz d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;kten sonra "mutlu" dedi. "Mutlu bir kız ol." K&uuml;&ccedil;&uuml;k kız y&uuml;z&uuml;ne b&uuml;y&uuml;k bir tebess&uuml;m iliştirdi. Baba, "aferin." dedi ve sonra da "şimdi de şaşkın ol." dedi. K&uuml;&ccedil;&uuml;k kız ağzını kocaman a&ccedil;ıp ellerini &ccedil;enesine dayadı. Babası bu haline g&uuml;l&uuml;msedi. "Peki, korkun&ccedil; ol." deyince de kızı y&uuml;z&uuml;n&uuml; ekşilterek cevap verdi. "Peki ya iyiler nasıl olur?" diye sorduğunda kızı g&uuml;l&uuml;mser bir ifade yerleştirdi y&uuml;z&uuml;ne. "K&ouml;t&uuml;ler nasıl olur?" dediğinde de y&uuml;z&uuml; ağlamaklı bir ifadeye d&ouml;nd&uuml;. Baba b&uuml;t&uuml;n cevaplara karşın tebess&uuml;m etti. "Aferin, hepsini doğru bildin." dedi yaptığı işe devam ederek.</p>
<p></p>
<p>"Baaak" dedi k&uuml;&ccedil;&uuml;k kız bilmiş bir edayla. "Hepsi doğru işte" diye &ouml;v&uuml;nd&uuml; kendisiyle &ouml;nce, sonra da "&Ccedil;&uuml;nk&uuml; ben b&uuml;y&uuml;d&uuml;m baba." dedi omzuna d&uuml;şen bir tutam sa&ccedil;ı eliyle arkaya doğru savurarak.</p>
<p></p>
<p>"Daha değil k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızım, daha değil." dedi baba, sesinde i&ccedil;ten gelen bir keder vardı. "Daha b&uuml;y&uuml;mene &ccedil;ok var."</p>
<p></p>
<p>"Nedenmiş o? B&uuml;t&uuml;n cevaplarım doğru. Hepsini bildim." K&uuml;&ccedil;&uuml;k kız kollarını g&ouml;ğs&uuml;nde birleştirip bir ayağını kızgınlıkla yere vurdu. Babasının bu cevabına bir anlam verememişti. Onu k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;rmesi hi&ccedil; hoşuna gitmemişti &uuml;stelik. Ayrıca b&uuml;t&uuml;n cevapları doğruysa neden b&uuml;y&uuml;memiş olsun ki?&nbsp;</p>
<p></p>
<p>K&uuml;&ccedil;&uuml;k kızı b&uuml;y&uuml;kmekte &ccedil;ok aceleciydi. Baba bunun farkındaydı. El &ccedil;apasını bir kenara bırakıp kızının &ouml;n&uuml;ne dizlerini &ccedil;&ouml;kerek oturdu. Topraklı elleriyle k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızının k&uuml;&ccedil;&uuml;k topraklı ellerini tuttu. Y&uuml;zleri aynı hizadaydı. K&uuml;&ccedil;&uuml;k kızın hayal kırklığı ve kızgınlık barındıran iri ela g&ouml;zlerinin tam i&ccedil;ine baktı.</p>
<p></p>
<p>Baba, "Bu d&uuml;nyada iyilerin ağladığını, k&ouml;t&uuml;lerin g&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; fark ettiğinde b&uuml;y&uuml;m&uuml;ş olacaksın." dedi ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızın eline bir &ouml;p&uuml;c&uuml;k kondurdu. "B&uuml;y&uuml;mek i&ccedil;in hi&ccedil; acele etme. Bir g&uuml;n istesen de istemesen de b&uuml;y&uuml;mek zorunda kalacaksın." K&uuml;&ccedil;&uuml;k kız, babasının ona ne demek istediğini o an anlamadı. Anlaması i&ccedil;in &ouml;nce b&uuml;y&uuml;mesi gerekiyordu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kapıların Ardındaki  Veda</title>
<link>https://edebiyatblog.com/iki-kapi-arasinda-veda</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/iki-kapi-arasinda-veda</guid>
<description><![CDATA[ Ölümüne iki saat kalmış bir dostunuza son sorunuz ne olurdu? ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/07/image_750x500_62bf6a7f791ac.jpg" length="44824" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 20:06:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>BYNGC</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kapı kapandı, bir kapı a&ccedil;ıldı. Kapının eşiğinden ge&ccedil;ti, ardından o kapı da kapandı. Ardı ardına ge&ccedil;ti b&uuml;t&uuml;n soğuk, hastane kapılarını. Artık karşısındaydı o son kapı. İ&ccedil;ten i&ccedil;e hi&ccedil; istemedi a&ccedil;ılmasını o kapının. &Ccedil;ok ge&ccedil;medi ki a&ccedil;ıldı o kapı da. Eşikten ge&ccedil;erken adımları daha da yavaşladı. Hi&ccedil; varmak istemediği bir yere vardı. Hi&ccedil; varacağını d&uuml;ş&uuml;nmediği bir yere vardı. Ve son kapı da ardından kapandı. Artık b&uuml;sb&uuml;t&uuml;n, olmak istemediği yere varmıştı. Soğuk, beyaz hastane odası... Karşısında &ccedil;ocukluğu...&nbsp;</p>
<p>Odaya girdiğinde b&uuml;t&uuml;n g&ouml;zler ona &ccedil;evrildi. Tek bir kişi... Tek bir kişi tebess&uuml;m etti ona. En ufak bir tebess&uuml;me bile en &ccedil;ok ihtiyacı olan o kişi... Soğuk oda kalabalıktı ama bir o kadar da sessiz... İnsanlar aralarında bir şeyler konuşuyordu ama hepsi birer uğultu...&nbsp;</p>
<p>Yavaş adımlarla y&uuml;r&uuml;d&uuml;, o hi&ccedil; varmak istemediği kişiye. Vardığı yer bir hastane yatağıydı. Bir &ouml;l&uuml;m d&ouml;şeği... &Uuml;st&uuml;nde yorgun mu yorgun zayıf bir beden... Ne garipti, insanın bir zamanlar dostum diye sarıldığı kişiyi &ouml;l&uuml;m d&ouml;şeğinde ziyaret etmek. &Uuml;stelik &ccedil;ok değil, iki saat sonra &ouml;leceğini bilmek...&nbsp;</p>
<p>Her şeye rağmen tebess&uuml;m&uuml;ne, tebess&uuml;mle karşılık verdi adam. Başıyla selamladı. &Ccedil;ıt &ccedil;ıkarmadı iki eski dostan hi&ccedil;biri. Oysaki ne &ccedil;ok konuşurlardı &ccedil;ocukken ne &ccedil;ok g&uuml;l&uuml;ş&uuml;rlerdi. B&uuml;y&uuml;mek miydi onları susturan? Yoksa iki saat sonra aralarına girecek olan &ouml;l&uuml;m m&uuml;yd&uuml; seslerini kesen? O meşhur &ouml;l&uuml;m sessizliği bu muydu? Daha iki saatleri yok muydu ebedi suskunluk i&ccedil;in?</p>
<p>Doktorların &ouml;ng&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; zaman buydu: 2 saat. "Akşamı g&ouml;rmez," demişlerdi ondan i&ccedil;in. Ne kolaydı zaman vermek. Halbuki saat gece yarısına yaklaşmıştı. "&Ouml;ld&uuml;rmeyen Allah, &ouml;ld&uuml;rm&uuml;yor işte." diye ge&ccedil;irdi i&ccedil;inden adam. Sonra hal&acirc; eski dostuyla hi&ccedil; konuşmadığını fark etti. Sadece birbirlerine baktılar uzun s&uuml;re. &Ouml;l&uuml;m d&ouml;şeğindeki adamın y&uuml;z&uuml; beyazdı. Hastane duvarlarına mı benzemişti teni? İnsan en &ccedil;ok neyi izlerse ona mı benzer? "Keşke hastanelerin hepsi denize, suya baksa; hi&ccedil; olmadı ormana, ağaca..." diye i&ccedil;inden ge&ccedil;irmişti ki adam son s&ouml;z&uuml;nden vazge&ccedil;ti. Ormana bakmasın hastaneler, ne ağaca ne toprağa... Toprak da &ouml;l&uuml;m demekti. Hastaneler biraz yaşam, biraz &ouml;l&uuml;m olsa da kimse &ouml;lmek i&ccedil;in girmezdi bu soğuk, d&ouml;rt duvar arasına... Denize baksın b&uuml;t&uuml;n hastaneler. Deniz gibi sonsuzluğu anlatsın. Mezarlığa baksın b&uuml;t&uuml;n saraylar. Mizan gibi adeleti anlatsın.</p>
<p>"Neden sessizsiniz, konuşsanıza." dedi yaşlı bir kadın.&nbsp;</p>
<p>Ne konuşacaktı adamlar?</p>
<p>Ne soracaktı adam?</p>
<p>&Ouml;l&uuml;m d&ouml;şeğindeki birine ne sorulurdu?</p>
<p>İki saat sonra &ouml;lecek birine ne sorulurdu, ne denirdi?</p>
<p>"Nasılsın?" mı, &ccedil;ok anlamsız. "Seni de iyi g&ouml;rd&uuml;m." m&uuml;, &ccedil;ok yalan. "Nasıl hissediyorsun?" mu, &ccedil;ok h&uuml;z&uuml;nl&uuml;.&nbsp;</p>
<p>"Korkuyor musun?" Adamın i&ccedil;i &uuml;rperdi. Elbette b&ouml;yle bir şey sormadı ama bir an sormak istedi. "&Ccedil;ok korkuyorum." dese ne yapardı? Sarılıp "ge&ccedil;ecek" mi deyecekti?</p>
<p>Adam bir şey fark etti. "O" an geldiğinde s&ouml;zler nasıl da anlamını yitirmişti b&ouml;yle?&nbsp;</p>
<p>"Susmak" aslında ne kadar da anlamlıymış. İnsan yaşarken hi&ccedil; fark etmiyormuş oysa.</p>
<p>Hasta adam, eski dostuna doğru elini uzattı. Y&uuml;z&uuml;nde zoraki bir tebess&uuml;m vardı ama bu "zoraki" tebess&uuml;m&uuml;n anlamı o kadar başkaydı ki... Kimsenin g&uuml;c&uuml;ne gitmedi. Eski dostu da uzattı elini. Birbirlerinin elini parmak u&ccedil;larından tuttular. Biri g&uuml;&ccedil; almak istedi, diğeri g&uuml;&ccedil; vermek... Kimse kimseye ne g&uuml;&ccedil; verdi ne de kimse kimseden g&uuml;&ccedil; aldı. Kısa bir anlığına g&ouml;zler de birbirine kenetlendi. İkisinin de kulağında yalnızca o ses vardı: İki &ccedil;ocuğun cıvıltılı kahkahası. Sıcak bir yaz akşamından s&uuml;z&uuml;len bu kahkaha r&uuml;zgarı, soğuk hastane duvarlarına &ccedil;arpıp tenlerini &uuml;rpertti ve usulca uğultuya d&ouml;n&uuml;şt&uuml;. Havada tutuşan soğuk eller birbirinden ayrıldı.</p>
<p>Yolcu yolunda gerekti.&nbsp;</p>
<p>İki taraf i&ccedil;in de...</p>
<p>Adam: "Hoş&ccedil;akal." dedi. Ne kadar anlamsız gelse de... Artık bir şey demeliydi. İki saat de olsa "Hoş&ccedil;a" -kalmasını istedi eski dostu. Hasta adam başını hafif&ccedil;e eğerek aldı eski dostunun vedasını.&nbsp;</p>
<p>Adam, arkasını d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;nde ister istemez dolmuştu g&ouml;zleri. Yaşla dolu g&ouml;zleri kapıyı buldu ve yavaş adımlarla y&uuml;r&uuml;d&uuml; kapıya doğru. Kim bilir ka&ccedil; vedaya şahit olmuştu şu tahta kapı... Ka&ccedil; mezar ge&ccedil;irmişti eşiğinden? Ka&ccedil; feryat duymuştu?&nbsp;</p>
<p>Sahi o kapının da &ouml;z&uuml; toprak değil miydi?</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Galata Yalnızlığında Bir Garip Eminönü İskelesi</title>
<link>https://edebiyatblog.com/galata-yalnizliginda-bir-garip-eminonu-iskelesi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/galata-yalnizliginda-bir-garip-eminonu-iskelesi</guid>
<description><![CDATA[ Eminönü iskelesinin Galata&#039;ya olan aşkını hiç duydunuz mu? ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62b9d889b9585.jpg" length="52039" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 27 Jun 2022 18:57:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>BYNGC</dc:creator>
<media:keywords>Galata, Kız Kulesi, Eminönü, yalnızlık, özlem</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih, Galata ile Kız Kulesi'nin sevdasını yazdı hep. Kimse Emin&ouml;n&uuml; iskelesinin Galata'ya olan &ouml;zlemini g&ouml;rmedi, duymadı, hissetmedi. Oysaki Emin&ouml;n&uuml; hep izledi Galata'yı umutsuz bir aşık gibi. Kalbinden gemiler y&uuml;zd&uuml; Galata'nın eteğine. G&ouml;zlerinden kuşlar u&ccedil;tu Galata'nın tepesine. Galata'dan bir Hazerfen u&ccedil;tu vakti zamanında. Kanadından bir t&uuml;y d&uuml;şt&uuml;. Emin&ouml;n&uuml; hal&acirc; kalbinde saklar bir mektup gibi o t&uuml;y&uuml;...</p>
<p></p>
<p style="text-align: center;">Sen Galata yalnızlığındasın.</p>
<p style="text-align: center;">Ben Emin&ouml;n&uuml; iskelesinde bir garip fotoğraf&ccedil;ı...</p>
<p style="text-align: center;">Galata'yı fotoğraflıyorum kare kare,</p>
<p style="text-align: center;">Senin Galata olduğunu bilmeden hemen &ouml;nce...</p>
<p style="text-align: center;">Aramızda koca bir deniz var.</p>
<p style="text-align: center;">Bir deniz kadar uzağımdasın.</p>
<p style="text-align: center;">Sana ulaşmak i&ccedil;in ka&ccedil; gemiyle yarışmalıyım?</p>
<p style="text-align: center;">Şu koca k&ouml;pr&uuml; yeter mi beni sana ulaştırmaya?</p>
<p style="text-align: center;"></p>
<p style="text-align: center;">Ya da &ccedil;irkin bir balık olsam,</p>
<p style="text-align: center;">Y&uuml;ze y&uuml;ze ge&ccedil;sem şu denizi,</p>
<p style="text-align: center;">Bir balık&ccedil;ının oltasına tutulsam,</p>
<p style="text-align: center;">O balık&ccedil;a sen olsan,</p>
<p style="text-align: center;">Kıyamasan bana,</p>
<p style="text-align: center;">Hep seninle,</p>
<p style="text-align: center;">Senin odanda,</p>
<p style="text-align: center;">Bir akvaryumun i&ccedil;inde yaşasam...</p>
<p style="text-align: center;">Ulaşmış olur muyum sana?</p>
<p style="text-align: center;"></p>
<p style="text-align: center;">Emin&ouml;n&uuml;'ndeyim ben.</p>
<p style="text-align: center;">Emin&ouml;n&uuml;'n&uuml;n ta kendisiyim.</p>
<p style="text-align: center;">Bir puslu hava var.</p>
<p style="text-align: center;">Yağmur yağdı yağacak...</p>
<p style="text-align: center;">G&ouml;z yaşım aktı akacak...</p>
<p style="text-align: center;">Y&uuml;reğim yandı yanacak...</p>
<p style="text-align: center;"></p>
<p style="text-align: center;">Sen Galata'sın.</p>
<p style="text-align: center;">Galata yalnızlığında...</p>
<p style="text-align: center;">Her g&uuml;n seni izlerim.</p>
<p style="text-align: center;">&Ouml;zlem var i&ccedil;imde.</p>
<p style="text-align: center;">Belki hal&acirc; kavuşamadık,</p>
<p style="text-align: center;">Kavuşmak var i&ccedil;imde.</p>
<p style="text-align: center;"></p>
<p style="text-align: center;">Sen Galata'sın.</p>
<p style="text-align: center;">Galata i&ccedil;imde,</p>
<p style="text-align: center;">Yalnızlık i&ccedil;imde,</p>
<p style="text-align: center;">Yalnızlığın i&ccedil;imde,</p>
<p style="text-align: center;">Sen i&ccedil;imdesin,</p>
<p style="text-align: center;">Geleceğin i&ccedil;imde...</p>
<p style="text-align: center;">Şimdilik yalnızsın,</p>
<p style="text-align: center;">İkimizin yerine de...</p>
<p></p>
<p>Halbuki Emin&ouml;n&uuml; daha yakındı Galata'ya. &Ccedil;ok değil. Bir boğaz kadar... Kalbi ile g&ouml;ğ&uuml;s kafesi kadar...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>O ve Bay Tin &#45; Esir Kuşlar</title>
<link>https://edebiyatblog.com/o-ve-bay-tin-esir-kuslar</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/o-ve-bay-tin-esir-kuslar</guid>
<description><![CDATA[ Bir kuşu nasıl esir edebilirsiniz? ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62acab7bf020a.jpg" length="71068" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 17 Jun 2022 13:18:33 +0300</pubDate>
<dc:creator>BYNGC</dc:creator>
<media:keywords>Kuş, esir, hikaye, soru, diyalog, umut, kafes, özgürlük, esaret</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>O, ucuna ip bağladığı kırmızı oyuncak yelkenlisini &ccedil;eke &ccedil;eke sahil boyu y&uuml;r&uuml;d&uuml;. Hava pusuluydu o g&uuml;n. Saat &ouml;ğlen olmasına rağmen kapalı, biraz da esiyordu. Ne de olsa yaz bitiyordu. O, yazın bitmesini istemiyordu. Hep yaz olsun, okul tatil olsun, o da sahilde denizi seyretsin istiyordu. &Uuml;stelik denizi seyrederken hi&ccedil; yalnız olmazdı. Bay Tin de mutlaka ona eşlik ederdi. Hatta O, Bay Tin'e eşlik ederdi.</p>
<p>Bay Tin, O'nun en yakın arkadaşıydı. Hemen sahilin bitiminde eski bir barakada yaşardı. &Ccedil;oğu zaman da g&uuml;nlerini sahilde ge&ccedil;irirdi. Balık tutardı, kuşları beslerdi, bankta oturup gazetesini okurdu ya da uyuklardı. Hava &ccedil;ok soğuk olduğunda bir ateş yakar ısıtırdı kendini. O, Bay Tin'i &ccedil;ok severdi. &Ouml;zellikle de hikayelerini...</p>
<p>Kimileri Bay Tin i&ccedil;in deli derdi. Hikayeleri uydurma, kendisi b&uuml;y&uuml;k bir yalancı, ge&ccedil;mişinde de b&uuml;y&uuml;k su&ccedil;lar işlediği i&ccedil;in şimdi de kimi kimsesi yoktu. Yani onu tanımayanlar &ouml;yle derdi. O, buna inanmazdı. Hi&ccedil; inanmadı. Ona g&ouml;re Bay Tin, b&uuml;y&uuml;k bir kahramandı. Bay Tin'in kendini adlandırdığı gibi: "Hayat Kahramanı".</p>
<p>"Ge&ccedil; kaldın." dedi Bay Tin, O'ya bakmadan. Oyuncak yelkenlisinin zeminde &ccedil;ıkardığı rahatsız takırtıdan anlamıştı, O'nun geldiğini. Bay Tin, o sırada &ccedil;&ouml;melmiş kuşlara yem atıyordu.</p>
<p>"&Ouml;ğretmen yine &ccedil;ok &ouml;dev verdi." O da, Bay Tin'in yanına &ccedil;&ouml;kt&uuml;. "Annem de yapmadan &ccedil;ıkamazsın, dedi. Anca gelebildim." O, yine hayıflanıyordu. Bay Tin hi&ccedil; şaşırmadı. O'nun her zamanki haliydi.</p>
<p>O, dirseklerini dizlerinin &uuml;zerine dayayıp, yanaklarını iki yumruğunun arasına sıkıştırıp Bay Tin'i izlemeye koyuldu.&nbsp;</p>
<p>Aralarında kısa bir sessizlik oldu. Bay Tin, bu sessizliği bilirdi. O, yine tuhaf sorularından birini sormaya hazırlanıyordu. Yaşlı adam kuşlara yem atmaya devam etti.</p>
<p>"Bay Tin," diye sorusuna giriş yaptı O. "Bu kuşlar sizin mi? Sizinse diğer kuşlardan onları nasıl ayırıyorsunuz? Hi&ccedil;, bir başkasının kuşunu beslediniz mi? Eğer sizin kuşlarınızsa neden &ouml;zg&uuml;r bırakıyorsunuz? Ya ka&ccedil;arlarsa ya sizi terk ederlerse korkmuyor musunuz?" O, hi&ccedil; nefes almadan b&uuml;t&uuml;n sorularını bir solukta sıraladı. Ama tuhaftır ki O, soru sorarken yorulsa bile Bay Tin dinlemekten yorulmuyordu. Hatta tam tersi her soruda daha fazla dikkat kesiliyordu. Bu saygısıydı zaten O'yu, ona bağlayan.&nbsp;</p>
<p>Bay Tin tebess&uuml;m etti.&nbsp;</p>
<p>O, Bay Tin'in tam yanında durduğu i&ccedil;in yaşlı adamın sadece kırışık y&uuml;z&uuml;n&uuml;n yarısını g&ouml;r&uuml;yordu. O, gayriihtiyari yaşlı adamın alnındaki &ccedil;izgileri saymaya &ccedil;alıştı. Eski bir sorusu geldi aklına: "Ka&ccedil; kırışık &ccedil;izginiz var, Bay Tin? Onları seviyor musunuz, annem sevmiyor da." O, bu hatırasının &uuml;zerine kıkırdadı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Bay Tin, bu sorusunun &uuml;zerine ona, "Bilmem, hi&ccedil; &uuml;t&uuml;lemeye &ccedil;alışmadım, hi&ccedil; de beceremem" demişti. Sonra O'nun, onu anlamadığını fark ettiğinde yine b&ouml;yle tebess&uuml;m edip sorusunu cevaplamıştı. "&Ccedil;ok şey yaşadım, O. Koca bir hayat, koca bir &ouml;m&uuml;r... B&uuml;t&uuml;n hatıralarımı sayabilseydim, onların da sayısını bilmiş olurdum. Hatıraları g&uuml;zel yapan &ccedil;okluğudur, &ccedil;izgilerim de &ccedil;ok olduk&ccedil;a g&uuml;zel."&nbsp;</p>
<p>Elbette O, Bay Tin'i her zaman anlamıyordu. Hatta &ccedil;oğu zaman hi&ccedil; anlamıyordu. Yine de Bay Tin'e soru sormak g&uuml;zeldi. Bay Tin'i dinlemek g&uuml;zeldi. Bay Tin'le konuşmak g&uuml;zeldi.</p>
<p>O, eski hatırasından kopup şu ana d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;nde, Bay Tin kuşlara yem atmayı kesmişti. Başını hafif&ccedil;e g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne kaldırıp, taze deniz havasını kokladı. O sırada O da g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne kaldırdı kafasını. &Ccedil;ok bulut vardı, hem de &ccedil;ok... Ama O'nun g&ouml;zlerine takılan kuş s&uuml;r&uuml;s&uuml; oldu. Kuşlar ahenk i&ccedil;inde s&uuml;z&uuml;l&uuml;yordu g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde. O, cevabını almakta sabırsızlanmıştı. Ama biliyordu ki Bay Tin, ge&ccedil; cevap verse de mutlaka bir cevap verirdi.</p>
<p>Ve yine &ouml;yle oldu.</p>
<p>"Bir kuşu esir etmenin &uuml;&ccedil; yolu vardır, O." diye s&ouml;ze girdiğinde Bay Tin, O dikkat kesilmişti &ccedil;oktan. Şimdi dikkatle dinlemenin sırası O'daydı. "Birincisi, onu kafese koymaktır. Orada seninle sonsuza denk kalabilir ama g&ouml;z&uuml; hep g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde, &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kte kalır." İkisi de sanki s&ouml;zleşmişler gibi g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne baktılar kısaca. Sonra Bay Tin devam etti s&ouml;z&uuml;ne: "İkincisi, daha acımasızca..." Burada Bay Tin'in sesi katılaştı. "Onun kanadını kırarsın." Sesi tekrar eski haline geldi. "B&ouml;ylelikle senden başka kimsesi olmayacağını bildiğinden, e tabii g&uuml;c&uuml; de olmadığından sana muhta&ccedil; kalır ama garip bir şekilde minnettar da olur, sanki kanadını kıran sen değilmişsin gibi..."</p>
<p>"Nefret etmez mi?" diye atıldı O, iki s&ouml;z&uuml;n arasına merakla.</p>
<p>"Eder. Etmez olur mu? İ&ccedil;ten i&ccedil;e nefret eder ama hep muhta&ccedil; olduğu taraf ağır basar da susar."</p>
<p>"Peki ya &uuml;&ccedil;? &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; se&ccedil;enek ne?" O, iyice iştahlanmıştı. Kocaman g&ouml;zleriyle yaşlı adamın y&uuml;z&uuml;n&uuml;n yarısını arşınlıyordu.</p>
<p>Bay Tin, k&uuml;&ccedil;&uuml;k dostunu daha fazla meraklandırmadan s&ouml;z&uuml;ne devam etti: "Onu u&ccedil;amayacağına inandırırsın..."</p>
<p>O'nun kafası karışmıştı. O da ne demekti? Kuş, hi&ccedil; bir şeye inanır mıydı? Kuşlar d&uuml;ş&uuml;nmezdi ki inansınlar. O hemen bunu da sormak istedi ama duraksadı. Biliyordu ki Bay Tin, bu soruya hemen cevap vermezdi. Son bir soru hakkı kalmıştı, O'nun. İ&ccedil;ten i&ccedil;e bunu biliyordu. Bay Tin'in s&ouml;zlerini bir kez daha tarttı aklından. Tekrar tekrar d&uuml;ş&uuml;nd&uuml; cevapları. Bir Bay Tin'e baktı, bir de yerdeki yemlenen kuşlara... Ne kafeste esirlerdi ne de kanatları kırık... &Ouml;yleyse Bay Tin, onları nasıl esir etmişti kendine? Nasıl olur da u&ccedil;up gitmeden &ouml;ylece dururlardı?&nbsp;</p>
<p>O, sorusunu bulmuştu: "Bay Tin, bu kuşlar ne kafesteler ne de kanatları kırık, yine de burada sizinleler. O zaman geriye tek bir se&ccedil;enek kalıyor: U&ccedil;amayacaklarına inanmışlar. Peki ya nasıl, nasıl inandırdınız bunu onlara?"</p>
<p>Bay Tin, derin bir nefes aldı ve hafif&ccedil;e başını O'ya doğru eğdi. Sanki bir sır veriyormuş gibi sağ elinin tersini, dudağının sol kenarına dayadı. Gizli bir sır... Kuşlardan bile gizlediği bir sır... Sol avucunu biraz aralıyarak, elindeki yemleri g&ouml;sterdi ve cevabı fısıldadı, O'nun kulağına: "Onlara umut verdim."&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ölüler Üzülmez</title>
<link>https://edebiyatblog.com/oluler-uzulmez</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/oluler-uzulmez</guid>
<description><![CDATA[ Ben vazgeçtikten sonra da çal kapımı. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_6297afbf9cd52.jpg" length="72493" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 04 Jun 2022 13:20:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>BYNGC</dc:creator>
<media:keywords>Şiir, vazgeçmek, pişmanlık, kapı, ölüm</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Ben vazge&ccedil;tikten sonra da &ccedil;al kapımı.</p>
<p style="text-align: center;">Merak etme,</p>
<p style="text-align: center;">Sana ne kaybettiğini g&ouml;stermem.</p>
<p style="text-align: center;">&Uuml;z&uuml;l&uuml;rs&uuml;n.</p>
<p style="text-align: center;">G&ouml;rmek isterim sadece,</p>
<p style="text-align: center;">Kapı arasından ka&ccedil;ırdığım yılları,</p>
<p style="text-align: center;">Bir de sen pişmanken...</p>
<p style="text-align: center;">Merak etme,</p>
<p style="text-align: center;">&Uuml;z&uuml;lmem ben.</p>
<p style="text-align: center;">Hi&ccedil; g&ouml;rmedim,</p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-align: center;">&Ouml;l&uuml;leri &uuml;zg&uuml;nken...</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İnsanlı Şapka ve Evsiz Adam</title>
<link>https://edebiyatblog.com/insanli-sapka-ve-evsiz-adam</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/insanli-sapka-ve-evsiz-adam</guid>
<description><![CDATA[ Bir şapka ne kadar değerli olabilir? ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_629b75cf80591.jpg" length="63290" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 31 May 2022 14:31:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>BYNGC</dc:creator>
<media:keywords>Evsiz, sınıf farkı, açlık, saygı, sevgi, hikaye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Evsiz adam, hızla karıştırdığı &ccedil;&ouml;plerin arasından, elini zafer kazanmış gibi g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne kaldırdı. Kararmış parmaklarının arasında tuttuğu, birka&ccedil; ısırık alınmış ekmek par&ccedil;asına bir m&uuml;cevher bulmuş gibi baktı. Gibisi fazlaydı, &ccedil;&uuml;nk&uuml; o ekmek par&ccedil;ası, onun i&ccedil;in m&uuml;cevherin ta kendisiydi. Hemen yan tarafta duran tahta banklardan birine oturdu. Onu hi&ccedil; yalnız bırakmayan t&uuml;yl&uuml; arkadaşı da hemen yanında bitti. Evsiz adam hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmeden ekmeği ikiye b&ouml;ld&uuml; ve en yakın arkadaşına ikram etti. Evsiz adam b&uuml;y&uuml;k bir a&ccedil;lıkla biraz bayatlamış ekmeği iştahla yemeğe başladı. Ekmeğinden bir par&ccedil;a kalmıştı ki yemekten vazge&ccedil;ti. Yıpranmış, her yeri yama yapılmış pantolonun cebinden bir mendil &ccedil;ıkardı ve son ekmek par&ccedil;asını, mendili ile sardı. Arkadaşının karnı doymamış olacaktı ki o son par&ccedil;ayı dilenircesine g&ouml;zlerinin i&ccedil;ine bakıyordu. Evsiz adam ekmeği ceketinin cebine attı. Geceyi d&uuml;ş&uuml;nmesi gerekiyordu, her zaman bu kadar tazesini bulamıyordu, hatta bazen hi&ccedil; bulamıyordu, kimi geceleri a&ccedil; uykuya dalıyordu. Arkadaşının başını okşadı. Evsiz adam başını olumsuz bir şekilde salladı. Hayır, diyemedi. Dilsizdi evsiz adam. Arkadaşı anlayışla karşıladı. Evsiz adamın en yakın arkadaşı sadık bir k&ouml;pekti. Evsiz adam biraz daha dinlenmek i&ccedil;in bankta oturmaya devam etti. Bir &ccedil;ocuk parkındaydı. Daha &ouml;nce buraya kadar gelmemişti. Rutinlerinden uzaklaşmak ona iyi gelmiyordu. Bir s&uuml;re bankta oturup etrafı izledi, parkta oynayan &ccedil;ocuklara baktı, onların neşesine hayran kalmıştı. En son ne zaman &ccedil;ocuk olmuştu? Hatırlayamadı. Belki de hi&ccedil; &ccedil;ocuk olmamıştı. Evsiz adam yaşlıydı. Beyaz, uzun arka sa&ccedil;ları vardı, başının &ouml;n&uuml; keldi, toplansa &uuml;&ccedil; tel sa&ccedil; anca vardı. Beyaz sakalları g&uuml;rd&uuml; ama bir o kadar da uzun... Sa&ccedil;ı sakalına karışmıştı. Yanında bir hareketlilik hissettiğinde kısa bir zaman &ouml;nce yanından usulca ayrılan dostunun geri geldiğini fark etti. Bu sefer dostu yalnız değildi. İri dişlerinin arasında tuttuğu, siyah, b&uuml;y&uuml;k bir f&ouml;tr şapka vardı. Evsiz adam şaşırmamıştı. Yaramaz dostu ona hep k&uuml;&ccedil;&uuml;k hediyeler bulup getirirdi. O da peşinden gelen bir sahibi varsa geri verir, yoksa hediyesini kabul ederdi. Evsiz adam g&uuml;l&uuml;mseyerek şapkayı aldı ve başına &ouml;zenle ge&ccedil;irdi. G&uuml;zel bir şapkaydı. Bununla kendini asil hissetti, birka&ccedil; saniyeliğine. K&ouml;peği birka&ccedil; kez havladı. İkisi de g&uuml;zel bulmuştu.&nbsp;</p>
<p>Evsiz adam biraz daha dinlendikten sonra kalktı yerinden, farklı bir yerdeydi tanımak istedi. Evler bir farklıydı bu mahallede. Eski ama bir o kadar g&ouml;sterişliydi. Neredeyim acaba, diye bir d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. Dip dibe inşaa edilmiş barok tarzı binalar, s&uuml;s su havuzları, heykeller... Burası evsiz adamın geldiği mahalleye hi&ccedil; benzemiyordu. Binaların &ouml;n&uuml;nden ge&ccedil;erken k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir pastanenin &ouml;n&uuml;nde duraksadı. Evsiz adam, pastanenin vitrinine dizilmiş pastaları, kekleri, şekerlemeleri izlemeye koyuldu. G&ouml;z&uuml;, hemen en ortadaki &ccedil;ikolatalı pastaya ilişti. Zihni, &ccedil;ocukluğunda annesinin yaptığı &ccedil;ikolatalı pastalara gitti. Tadını hayal meyal hatırlasa da annesin o sıcak g&uuml;l&uuml;msemesi g&ouml;z&uuml;n&uuml;n &ouml;n&uuml;nden hi&ccedil; gitmiyordu. Evsiz adamın yıllardır hayali, koca bir dilim &ccedil;ikolatalı pasta yemekti. Belki tadını da hatırlamak istiyordu ama asıl y&acirc;d etmek istediği annesinin hatıralarıydı. İşte b&ouml;yleydi hayat, ne kadar yaş alırsak alınsın hep bir anne hatırası aratırdı, dokunduğun bir &ccedil;i&ccedil;ekte, yediğin bir yemekte, sarıldığın bir kedide, tutunduğun bir hayalde...&nbsp;</p>
<p>"Efendim, buyrun i&ccedil;eriye, kapıda beklemeyin." diye sıraladı, pastanenin i&ccedil;inden &ccedil;ıkan bir adam. Beyaz iş &uuml;niforması, siyah mutfak &ouml;nl&uuml;ğ&uuml; ve b&uuml;y&uuml;k, komik beyaz şapkası... "Fırından yeni &ccedil;ıkmış, tam ağzınıza layık bir cevizli kekim var, bayılacaksınız." Pastane &ccedil;alışanı ısrarla evsiz adamı i&ccedil;eri davet ediyordu. Evsiz adam ise kaşları yukarı kalkmış, alnı kırış kırış olmuş bir şekilde şaşkınlıkla adamın onu i&ccedil;eri davet ediş sebebini anlamaya &ccedil;alışıyordu. Daha &ouml;nce hi&ccedil; b&ouml;yle bir muamele g&ouml;rmemişti. Genelde vitrinlerine bile bakmalarından rahatsız olurlardı ve onu hi&ccedil; hoş olmayacak şekilde kovarlardı. Şimdi ise bir de d&uuml;kkana davet ediyorlardı.&nbsp;</p>
<p>Evsiz adam, dilsiz olduğu i&ccedil;in "Benim hi&ccedil; param yok." diyemedi, sessiz sedasız d&uuml;kkanın &ouml;n&uuml;nden &ccedil;ekilmeye &ccedil;alıştı ama pastane &ccedil;alışanı gitmesine hi&ccedil; izin verecekmiş gibi durmuyordu. Evsiz adamın koluna yapıştığı gibi i&ccedil;eri &ccedil;ekti, bin bir ısrar ile.</p>
<p>Evsiz adam daha ne olduğunu anlamadan kendini pastanenin cam k&ouml;şesinde otururken buldu. Pastaların biri gidiyordu, biri geliyordu. &Uuml;stelik b&uuml;t&uuml;n &ccedil;alışanlar ona h&uuml;rmet ediyordu. Evsiz adam daha &ouml;nce hi&ccedil; b&ouml;yle bir saygıyla karşılaşmamıştı ve sebebini aşırı merak etse de aldığı ilgiden ve &ouml;n&uuml;ne koyulan pasta dilimlerinden aşırı memnundu. "Sanırım Tanrı'nın ikramı" diye d&uuml;ş&uuml;nerek anın tadını &ccedil;ıkarmaya karar verdi, daha doğrusu &ccedil;eşit &ccedil;eşit pastaların...&nbsp;</p>
<p>Evsiz adam karnı tıka basa doymuş bir şekilde i&ccedil;eceğini yudumlarken, pastane &ccedil;alışanlarının onun hakkında aralarında konuştuklarını fark etti. "Kıyafetine baksana yırtık pırtık sanki buralı gibi değil." dedi garson bir kız. "Kokusu da bir ağır, kim bilir hangi parf&uuml;m markasını kullanıyor, tabii bizim burnumuz alışık değil." diye devam ettirdi başka bir garson. "Ama şu şapkasına bir baksana. Sence buralı olmasa &ouml;yle &ouml;zel tasarım, pahalı bir şapka takabilir mi?"</p>
<p>Evsiz adam şimdi anlamıştı her şeyi. B&uuml;t&uuml;n bu saygının, değerin, h&uuml;rmetin sahibi o değil, kendine bile ait olmayan şapkasıydı. Evsiz adam artık gitmesi gerektiğini fark etti. Yerinden usulca kalktı. Karnı şiş, sırtı ağırdı. Yıllardır hi&ccedil; doymadığı kadar doymuş, doğduğundan beri hi&ccedil; saygı g&ouml;rmediği kadar sayılmıştı ama aslında bir şapka kadar değeri olmadığını fark etmişti. Sahi &ouml;yleydi değil mi? Şapkası olmasa bu d&uuml;kkanda bırak saygı g&ouml;rmeyi, d&uuml;kkana adımını dahi atmasına izin vermezlerdi. &Ccedil;alışanlar biraz sonra alacakları y&uuml;kl&uuml; bahşişin hayaliyle "insanlı şapka"nın g&ouml;zlerinin i&ccedil;ine bakıyorlardı. "Afiyet olsun, efendim. Umarım memnun kalmışsınızdır, efendim..." diye son h&uuml;rmetlerini g&ouml;stermeye devam ettiler ama onların sandıklarının aksine evsiz adamın onlara şapkasından başka verecek değerli hi&ccedil;bir şeyi yoktu. Evsiz adam da &ouml;yle yapacaktı zaten. Elini şapkasına doğru g&ouml;t&uuml;rd&uuml;, birka&ccedil; saat i&ccedil;inde varlığına &ccedil;ok alışmış olsa da ondan vazge&ccedil;mesi gerektiğinin farkındaydı. Eli tam f&ouml;tr şapkasının kenarını kavramıştı ki duyduğu bir &ccedil;ocuk sesiyle eli havada asılı kaldı. "Aaa baba bak! Senin kayıp şapkan!" Evsiz adam iri iri olmuş, yaşlı g&ouml;zleriyle başını pastanenin kapısına doğru &ccedil;evirdi. Kapıda iki k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ocuk ve anne ile babaları duruyordu. Kısa bir an g&ouml;z g&ouml;ze geldiler, kısa bir sessizlik oldu, her şey kısacık s&uuml;rd&uuml;. Lakin evsiz adam i&ccedil;in iyi bir hayat dersi geliyordu.&nbsp;</p>
<p>"Seni hırsız seni!" diyerek i&ccedil;eri girdi kadın. "Bey bak, bu senin şapkan! Demek ki k&ouml;peğini ona bir şeyler &ccedil;alsın, diye eğitmiş. Bu ne rezillik?!" Kadın işaret parmağını sallaya sallaya bağırıyordu evsiz adama.&nbsp;</p>
<p>Pastane &ccedil;alışanı araya girdi. "Aman efendim ne oluyor?" Onlar da şakındı bu duruma. Her şey kısa bir anda ger&ccedil;ekleşmişti. Kısacık bir anda...&nbsp;</p>
<p>Kadın kibirli bir bakışla &ccedil;alışana baktı. "Bu hırsız, k&ouml;pekleri eğitip kendine &ccedil;ete kurmuş. Belli ki siz de bunun gibileri pastanenize alıp destekliyorsunuz. Bir daha adımımı atmam ben buraya."&nbsp;</p>
<p>"Hanım gel, &ouml;nemli değil. Şapkayı geri alacak değiliz." dedi şapkanın asıl sahibi adam. Pastane &ccedil;alışanlarına geri d&ouml;n&uuml;p "siz de m&uuml;şterilerinize dikkat edin, b&ouml;yle işletme olmaz." diyerek karısının kolundan tutup dışarıya doğru &ccedil;ekti. Kadın, evsiz adama tiksinircesine bakıp pastaneden &ccedil;ıktı ve s&ouml;ylene s&ouml;ylene sokağı terk etti.</p>
<p>Evsiz adam mahcuptu. Aslında bir su&ccedil;u yoktu. Ne şapkayı o &ccedil;almıştı ne de bu pastaneye kendi isteğiyle girmişti. B&uuml;t&uuml;n su&ccedil;lar onun &uuml;st&uuml;ne kalmamış gibi, pastane &ccedil;alışanları da ona tiksinircesine bakıyordu. Pastane sahibi elini uzattı. Artık hi&ccedil; saygısı kalmadığı g&ouml;zlerinden belliydi. Evsiz adam başı &ouml;ne eğik şapkasını &ccedil;ıkardı ve pastane sahibine doğru uzattı. Artık hi&ccedil; kimse tenezz&uuml;l edip onun y&uuml;z&uuml;ne bile bakmıyordu. Pastane sahibi eliyle kapıyı g&ouml;sterdi. "Defol! Buradan bir daha ge&ccedil;tiğini bile g&ouml;rmeyeceğim." Evsiz adamı itekleyerek pastanenin dışına attı.&nbsp;</p>
<p>Evsiz adam, az &ouml;nce yaşadıklarının şaşkınlığını dahi &uuml;zerinden atamadan evi gibi g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; mahallesinin yolunu tuttu. Evsiz adam yeniden insan olmuştu, zaten "insanlı şapka" olmak ona kısacık bir zaman da olsa ağır gelmişti.&nbsp;</p>
<p>Bir anda, bir şapkaya sahip olmuştu adam. O mu şapkaya sahipti, şapka mı ona?.. Bilemedi. Şapkayı bıraktığında &ouml;zg&uuml;rleşmişti. &Ouml;yleyse şapkayı taktığı anda, o artık şapkanın esiriydi. Evsiz adam cevabı buldu. Şapka bir insana sahip değildi, insanlara sahipti. Şapka kiminse en insan oydu.&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sevgili Düşamanım: Tümör</title>
<link>https://edebiyatblog.com/sevgili-dusamanim-tumor</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/sevgili-dusamanim-tumor</guid>
<description><![CDATA[ Bir intihar mektubu... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_62929a333c0b9.jpg" length="22351" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 29 May 2022 00:55:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>BYNGC</dc:creator>
<media:keywords>Tümör, hastalık, günbatımı, vazgeçmek, intihar mektubu, çaresizlik</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto" style="text-align: center;">Sevgili D&uuml;şmanım: T&uuml;m&ouml;r</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">İnsanın i&ccedil;inde b&uuml;y&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; bir par&ccedil;anın ona d&uuml;şman olması ne kadar da acı bir durummuş.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">G&uuml;n ge&ccedil;tik&ccedil;e beni mahvediyorsun ama ben, sana dokunamıyorum bile.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Seni &ouml;ğreneli birka&ccedil; ay oldu.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Halbuki sen i&ccedil;imde b&uuml;y&uuml;meye başlayalı &ccedil;ok olmuşsun.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">&Ccedil;ok ge&ccedil; kalmışım seni fark etmekte.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Seni beynimin i&ccedil;inden s&ouml;k&uuml;p atmayı &ccedil;ok istedim ama olmadı.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Vazge&ccedil;tim ben de.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Savaşmayacağım artık seninle.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Sakın senden korktuğumu sanma!&nbsp;</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Pes ettim sadece.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Birka&ccedil; kişi var şimdi hayatımda.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">G&uuml;ya &uuml;z&uuml;l&uuml;yorlarmış benim i&ccedil;in.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Ben b&uuml;t&uuml;n bir d&uuml;nyayı başıma dert edinirken neredelermiş?</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Sitemim sana da değil.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Senin en b&uuml;y&uuml;k su&ccedil;lun benim.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">En b&uuml;y&uuml;k kızgınlığım kendime.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Biraz da hayata kırgınım.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">En &ccedil;ok da peşinden koşmadığım hayallerime k&uuml;sk&uuml;n&uuml;m.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Boşa ge&ccedil;miş bir hayatın &ouml;l&uuml; toprağı var &uuml;st&uuml;mde.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Hatıralarım semer gibi sırtımda, ağırlığı omuzlarımda bir y&uuml;k...</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">İnanır mısın, korkularım komik geliyor artık.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">En b&uuml;y&uuml;k korkum, sevdiklerimi kaybetmekti.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Meğer ben, kimseyi kendimden daha &ccedil;ok sevmemişim ki.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">G&uuml;n ge&ccedil;tik&ccedil;e biraz daha yıpranıyorum.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Her g&uuml;n&uuml;m, &ouml;l&uuml;m&uuml;me bir g&uuml;n daha yakın.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">G&uuml;n batımında i&ccedil;im bir nahoş olurdu hep.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Sadece sebepsizce sevmezdim g&uuml;n batımlarını.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Herkes fotoğrafını yakalamaya &ccedil;alışıyor şimdilerde.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Bense sadece h&uuml;z&uuml;nle bakıyorum.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Neden h&uuml;z&uuml;nlenmeyeyim ki hayatımdan bir takvim yaprağı daha s&ouml;k&uuml;l&uuml;rken?</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Artık g&uuml;neşin anlamı bambaşka bende.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">&Ccedil;&uuml;nk&uuml; seni g&uuml;neşin olmadığı bir g&uuml;nde &ouml;ğrendim.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Ve seni g&uuml;neşin olmadığı bir vakitte terk edeceğim.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Şu an saat, gece yarısını on ge&ccedil;e...</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Hadi gel vedalaşalım.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">&Ouml;yle uzağımda durma da yaklaş.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Bir sarılayım sana ş&ouml;yle sımsıkı.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;">Belki birlikte yanarız.</div>
<div dir="auto" style="text-align: center;"></div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gökyüzümdeki Milyonlarca Yıldız</title>
<link>https://edebiyatblog.com/gokyuzumdeki-milyonlarca-yildiz</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/gokyuzumdeki-milyonlarca-yildiz</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_6288ec4b18c9d.jpg" length="76506" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 21 May 2022 16:43:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>BYNGC</dc:creator>
<media:keywords>Yıldız, şiir, güneş, gökyüzü, yalnız, aramak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">D&uuml;n gece ne fark ettim,</p>
<p style="text-align: center;">Biliyor musun G&uuml;neş?</p>
<p style="text-align: center;">G&ouml;ky&uuml;z&uuml;mdeki milyonlarca yıldızı g&ouml;rmeme engel,</p>
<p style="text-align: center;">Senin varlığın...</p>
<p style="text-align: center;">Aslında sen bir &ccedil;ekilsen g&ouml;ky&uuml;z&uuml;mden,&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;">G&ouml;receğim milyonlarca yıldız...</p>
<p style="text-align: center;">Belki karanlıkta kalacağım,</p>
<p style="text-align: center;">Ama kalmayacağım yalnız.</p>
<p style="text-align: center;">En az milyonlarca yıldız,</p>
<p style="text-align: center;">Işık olacak bana,</p>
<p style="text-align: center;">Yine seni ararken yapayalnız...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tanrı İle Sözleşme</title>
<link>https://edebiyatblog.com/tanri-ile-sozlesme</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/tanri-ile-sozlesme</guid>
<description><![CDATA[ Tanrı ile sözleşme olur mu? ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_6286762e4e380.jpg" length="114743" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 19 May 2022 19:55:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>BYNGC</dc:creator>
<media:keywords>Tanrı, dua, aşk, hayal, beklenmedik, hikaye, hayal</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir g&uuml;n Tanrı ile s&ouml;zleştim. Yani ben s&ouml;z verdim, O&rsquo;da duydu. Birine bir iyilik yapacaktım. Kime yaptığım, ne yaptığım &ouml;nemli değildi. Birine karşılıksız iyilik yapacaktım ve karşılığını yalnızca Tanrı'dan bekleyecektim. Bir isteğim vardı Tanrı'dan. Yıllarca hayalini kurduğum, bir t&uuml;rl&uuml; ger&ccedil;ekleştiremediğim bir h&uuml;lya&hellip; Ne yaptıysam olmadı, kime gittiysem y&uuml;z &ccedil;evirdi; aradım, taradım&hellip; Bir diyar diyar gezmediğim kalmıştı. İlk gitmem gereken yere en son ulaştım. Dayandım Tanrı'nın y&uuml;ce kapısına. &Ccedil;ok methini duydum, yana yakıla gelen kullarını geri &ccedil;evirmez imiş. Kulu, O&rsquo;na y&uuml;r&uuml;rse; O, kuluna koşar imiş. Temizlendim, paklandım; başladım, el a&ccedil;ıp dua etmeye, usul&uuml; buymuş. Dedim ya hep hayalini kurduğum bir şey vardı. Bir tek onu istedim. Dahasını istesem zor gelmezmiş elbet ama benim de g&ouml;z&uuml;m bu hayalden gayrısını g&ouml;rmez idi. Tek şartım vardı, o da hayalim en kısa zamanda ger&ccedil;ekleşsin. Daha sabredecek g&uuml;c&uuml;m kalmamıştı. Yeni yetme bir kuldum o zamanlar, nereden bilecektim Tanrı'ya zaman verilmeyeceğini? Ellerimi y&uuml;z&uuml;me kapadım, işe koyuldum.</p>
<p>Bir iyilik yapmalıydım. Birinin hayatına dokunmalıydım. O biri beni &ouml;yle &ccedil;ok sevmeliydi ki birdenbire, &ldquo;Seni karşıma Tanrı &ccedil;ıkardı&rdquo; demeliydi. Desin ki Tanrı dostu olduğumu kanıtlayabileyim. Sonu&ccedil;ta dost, dosta verdiği s&ouml;z&uuml; tutar, değil mi? &Ccedil;arşı pazar gezdim. Nerede yaşlı g&ouml;rsem yardımına koştum, elini &ouml;pt&uuml;m; &ccedil;ocuk g&ouml;rd&uuml;ysem başını okşadım, şeker verdim ama bana yetmedi. Daha b&uuml;y&uuml;k bir şey yapmalıydım, yani kendimce b&uuml;y&uuml;k. B&uuml;y&uuml;k iyiliğin, hediyesi de b&uuml;y&uuml;k olurdu. Aradım, taradım; bulduğum b&uuml;y&uuml;k iyiliklere ne param yetti, ne yaşım&hellip; Bırakmalıydım belki de, vazge&ccedil;meliydim bu sevdadan. Hem Tanrı ile s&ouml;zleşme mi olurmuş? O isterse zaten verirdi, benim iyiliğime mi ihtiyacı vardı? Gen&ccedil; aklım işte, bir umut aradım kendimce.</p>
<p>Bir ara pişman oldum. Ya s&ouml;z&uuml;m&uuml; ben tutamazsam ya Tanrı'nın hoşuna gidecek bir iyilikte bulunamazsam&hellip; Olur da b&uuml;sb&uuml;t&uuml;n kaybedersem&hellip; Hayalim hep hayal olarak kalırsa&hellip; Delirecek gibiydim. Gibisi fazla, belki de farkında değildim ama delirmiştim &ccedil;oktan. G&ouml;z&uuml;m&uuml; karartmıştım artık, bir iyilik bulacaktım ve s&ouml;z&uuml;m&uuml; tutacaktım.</p>
<p>Bizim evin orada bir inşaat vardı. Arada sırada yevmiye i&ccedil;in &ccedil;alışmaya giderdim. Malum hayat zordu, hasta bir anam vardı. El mahkum ne iş bulursam yapardım, bazen g&uuml;nde birka&ccedil; işte &ccedil;alışırdım, akşam eve d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;mde sevindirirdim anamı. Yine bir g&uuml;n inşaattayım. Sırtımda siz deyin 10 kilo, ben deyim 20 kilo bir &ccedil;uval&hellip; Bir oraya gidiyordum, bir buraya; birini bırakıyordum, &ouml;b&uuml;r&uuml;n&uuml; alıyordum. Omuzlarımda &ccedil;ıkan nasırlar nasıl sızlıyordu, anlatamam. Bir an canıma tak etti ve git gide ağırlaşan &ccedil;uvalı bir kenara hoyrat&ccedil;a savurdum. Alnımdan aşağı s&uuml;z&uuml;len boncuk boncuk terleri elimin tersiyle silerken, kurumuş boğazımdaki gıcığı &ouml;ks&uuml;rerek gidereceğim sırada onu g&ouml;rd&uuml;m. Bir damla t&uuml;k&uuml;r&uuml;k genzimde &ouml;ylece kalakaldı. Hani insan yeri geldi mi okyanusları ge&ccedil;ebilecek kadar g&uuml;&ccedil;l&uuml; ama bir kaşık suda boğulabilecek kadar da acizmiş ya, işte tam da onu yaşadım. &Ouml;lsem &ouml;lemiyorum, yaşasam buna yaşamak denmezdi. Resmen boğuluyordum.</p>
<p>&Ouml;yle bir y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml; vardı ki, ceylan gibi. Sa&ccedil;ları &ouml;yle g&uuml;zel, &ouml;yle bakımlıydı ki, sanki ipek b&ouml;cekleri &ouml;zenerek &ouml;rm&uuml;ş gibi. Hele ya o g&ouml;zleri&hellip; Ah kendine gel oğlum, &ouml;yle bakma! Anlayacaktı, k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;recekti beni. Beline kadar uzanan sa&ccedil;larını savurarak g&ouml;zlerimin &ouml;n&uuml;nden y&uuml;r&uuml;y&uuml;p ge&ccedil;ti. O ge&ccedil;ti, ben de kendimden ge&ccedil;tim. Kısa bir an g&ouml;zleri g&ouml;zlerime değdi sanki, belki de değmedi, ben &ouml;yle sandım. Hayalimi ger&ccedil;ek, ger&ccedil;eğimi hayal yapmıştı bu kız. Tek duamdı o benim. Tek hayalim. Tek isteyim. Ahu&hellip; Adı gibi g&uuml;zel ve zarif. Enseme yediğim şaplak beni i&ccedil;ine s&uuml;r&uuml;klendiğim hayal d&uuml;nyamdan &ccedil;ekip &ccedil;ıkardı. Bana orada da rahat yoktu zaten. &ldquo;Ne dikilip duruyorsun oğlum boş boş, daha tonla &ccedil;uval taşınacak. Ustabaşına s&ouml;yleyeceğim senin bu hallerini.&rdquo; Aman s&ouml;yle, s&ouml;ylemezsen hatrım kalır. Aldım &ccedil;uvalı tekrar nasır tutmuş omuzlarımın &uuml;zerine. Sanki canım yoktu benim. Sanki insan değildim ben. Ne sevmeye hakkım vardı ne de sevilmeye&hellip; Ne yerdeki ottan ne de havada u&ccedil;uşan toz tanelerinden bir farkım yoktu benim.</p>
<p>İnşaattan eve d&ouml;nerken uzun ve dar bir yol vardı. Bu yol i&ccedil;imi kasvete boğsa da kestirme diye ge&ccedil;erdim hep. O g&uuml;n yine ge&ccedil;iyordum bu yoldan. Yolun sonuna geldiğimde yerde boylu boyunca uzanmış bir adamla karşılaştım. &Ouml;nce bir korkmadım değil. Sarhoş olup sızmış mıydı, -Allah ge&ccedil;inden versin- &ouml;lm&uuml;ş m&uuml;yd&uuml;, hi&ccedil; belli değildi. Temkinli adımlarla yaklaştım yanına, hareketsizce yattığını sandığım adam aslında elini g&ouml;ğs&uuml;ne koymuş bir şeyler sayıklıyordu. O an anladım, adam kalp krizi ge&ccedil;iriyordu. &Ccedil;ok mu ge&ccedil; kalmıştım bilmiyordum ama bir şeyler yapmam gerekiyordu. Hi&ccedil; de anlamazdım bu ilk yardım işlerinden. Filmlerden g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m kadarıyla birka&ccedil; şey yapmaya &ccedil;alıştım. Boynuna kadar iliklenmiş d&uuml;ğmeleri a&ccedil;tım &ouml;nce, sonra ellerimi birleştirip birka&ccedil; kez g&ouml;ğs&uuml;ne bastırdım. Cahilceydi belki yardımım, belki de destek olmak isterken k&ouml;stek oluyordum. Bilmiyordum. Sadece bir şeyler yapmak istedim. Adamı sırtıma aldığım gibi ana caddeye &ccedil;ıktım. Bir taksi &ccedil;evirdim koyuldum hastane yoluna. Hastaneye ulaştıktan sonrası kolaydı. Pek bekleyemedim zaten. Anam ge&ccedil; kalırsam korkar, endişelenirdi. &Uuml;st&uuml;me d&uuml;şen g&ouml;revi yerine getirdiğimi umut ederek oradan uzaklaştım ve evimin yolunu tuttum.</p>
<p>G&uuml;nler g&uuml;nleri kovaladı. Evden işe, işten eve&hellip; G&uuml;nlerim bu d&ouml;ng&uuml;den ibaretti. Anamın hastalığı g&uuml;nden g&uuml;ne artmıştı. Acı &ccedil;ekiyordu, ses etmese bile g&ouml;zlerinde g&ouml;r&uuml;yordum o kederi. &Ccedil;ok canı yanıyordu. &Ccedil;aresi de yoktu &uuml;stelik. Belki &ccedil;are vardı da biz ulaşamıyorduk. Sorsan her şeyin başı sağlıktır derler, parası olmayana sağlık bile vermezler. Vermediler. Bir kış g&uuml;n&uuml; tek dayanağım anamı da toprağın altına uğurladım. Bundan b&ouml;yle kışlar da benim d&uuml;şmanımdı. Ben hayalime kavuşmak i&ccedil;in dua ederken ne hayalim ger&ccedil;ek oldu ne de ger&ccedil;eğim benimle kaldı. Yapayalnız hissediyordum kendimi. Bu koca d&uuml;nya da bir başına yalnız ve yorgun&hellip; Ne kadar kendime engel olmaya &ccedil;alışsam da -Allah affetsin- kalbim isyan i&ccedil;indeydi. Bir g&uuml;nde sahip olduğum her şeyimi kaybetmiştim. Anamı ve hayallerimin ger&ccedil;ek olacağına dair umudumu&hellip;</p>
<p>Sağ olsunlar, konu komşu taziyeye geldi bir s&uuml;re. Başım kalabalıkken ne kadar yalnız olduğumu bir s&uuml;re algılayamadım, anlamadım daha doğrusu. Birer birer eksilirken insanlar evimden, başımdan, i&ccedil;imden&hellip; Sorguladım kendimi. Ben kimim, neyim? Eskiden sorsalardı &ldquo;anamın oğluyum&rdquo; derdim. O gitti. Peki ben şimdi kimim? Cevabı boş, boyası akmış duvarlardan bekledim. Vermediler. Cevabı yoksa bu sorunun, yoksa ben kimse miyim?</p>
<p>Kapı &ccedil;aldı.</p>
<p>Taziye i&ccedil;in gelmiştir. Bir kişi daha kaldıramazdı yorgun başım. G&uuml;n batmak &uuml;zereydi. Neden bu kadar ge&ccedil; gelirlerdi ki sanki? Yarın olsaydı ya. &Ccedil;alar &ccedil;alar giderdi.</p>
<p>A&ccedil;madım kapıyı.</p>
<p>Yine &ccedil;aldı kapı.</p>
<p>Duymazlıktan geldim.</p>
<p>Git artık git.</p>
<p>Israrla bir daha &ccedil;aldı.</p>
<p>Pes etmiş bir şekilde y&uuml;r&uuml;d&uuml;m kapıya doğru. Ben ileriye gittik&ccedil;e sanki ayaklarım geri &ccedil;ekiyordu beni. &Ccedil;ok yorgundum. Bu misafir gitsin koyup başımı uyuyacaktım. Ya da en azından başımı yastığa koymuş olacaktım. Y&uuml;z&uuml;mdeki bıkkın ifadeyi hi&ccedil; değiştirmeye zorlamadan a&ccedil;tım kapıyı. Cenaze evine alacaklı mı gelmişti?</p>
<p>Kapı a&ccedil;ıldı ama ben mi a&ccedil;tım, ilahi bir g&uuml;&ccedil; m&uuml; a&ccedil;tı hi&ccedil; bilemedim. Kapıyı a&ccedil;mamla &ouml;ylece donup kalmam bir olmuştu. Y&uuml;z&uuml;mde ne bıkkınlık ne korku ne de başka bir duygu kalmıştı. Tutuk bir dille, donuk bakışlarla kapının ardında kalmıştım.</p>
<p>&ldquo;Başınız sağ olsun, demeye geldik babamla.&rdquo; G&ouml;zlerimi kırpıştırdım. &ldquo;Hıı&hellip;&rdquo; Karşımdaki kız elindeki tepsiyi tutmam i&ccedil;in bana uzattı. &ldquo;Sizin i&ccedil;in yaptı annem bu yemeği. Bizim oranın adetidir de.&rdquo; Bir tepsiye baktım, bir de kıza. &ldquo;Hıı&hellip;&rdquo; Ahu&hellip; Bu o muydu? G&ouml;zlerim fazla yorgunluktan hayaller g&ouml;rd&uuml;rm&uuml;yordu bana değil mi? &ldquo;Oğlum almayacak mısın bizi i&ccedil;eri?&rdquo; Başımı yana &ccedil;evirdim. Karşımdaki adam benim i&ccedil;in daha b&uuml;y&uuml;k bir şaşkınlıktı. Karşımda duran kızın babası&hellip; Ahu&rsquo;mun babası bir akşam vakti hastaneye yetiştirdiğim adamdı.</p>
<p>&ldquo;Bu&hellip; buyurun.&rdquo; Onlar yanımdan usulca ge&ccedil;erken boşluğa dalıp gittim. İnsan kış soğuğunda terler mi? Terlemek ne kelime, yanıyordum. Yandım anam! Allah&rsquo;ım sen yakma beni.</p>
<p>&ldquo;Gelsene oğlum i&ccedil;eri, buz kesti ev!&rdquo;</p>
<p>*</p>
<p>Bir mucize olmuştu. Olmuştu işte. Duam kabul olmuştu. Ben s&ouml;z&uuml;m&uuml; tutmuştum. Tanrı da tutmuştu. Hem de en beklemediğim, en muhta&ccedil; olduğum anda ger&ccedil;ekleşmişti dileğim. Hayalim ger&ccedil;ekleşmekte o kadar ge&ccedil; kalmıştı ki bana g&ouml;re. Hi&ccedil; olmaz sanmıştım. Tanrı beni sevmiyor sanmıştım. Meğersem tanrıya zaman verilmezmiş. En iyisini hep o bilirmiş. Benim en b&uuml;y&uuml;k hayalim, tek duam; her şeyimi kaybettiğimi sandığım anda birdenbire ger&ccedil;ekleşivermişti. Şimdi karım ve iki &ccedil;ocuğumla anamın mezarının yanı başındayım. Kimsesiz değildim artık, hi&ccedil; olmamıştım.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bağıra Çağıra Susmak</title>
<link>https://edebiyatblog.com/bagira-cagira-susmak</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/bagira-cagira-susmak</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Bağıra çağıra susmak&quot; diye bir deyim olmalı. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_62867075f0523.jpg" length="87341" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 19 May 2022 19:32:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>BYNGC</dc:creator>
<media:keywords>Şiir, söz</media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kapımı Taşlama!</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kapimi-taslama</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kapimi-taslama</guid>
<description><![CDATA[ Kapımı Taşlama ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_6297ad3665076.jpg" length="19819" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 May 2022 11:54:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>BYNGC</dc:creator>
<media:keywords>Kapı, çocuk, şiir, aşk, sevgi</media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eski dostluklar</title>
<link>https://edebiyatblog.com/eski-dostluklar</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/eski-dostluklar</guid>
<description><![CDATA[ Dostlarınız birer birer hayatınızdan çıktığında geriye yalnızca anılar kalır. Bazı dostluklar ölür, anılar baki kalır. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_62631e653ff53.jpg" length="71495" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 23 Apr 2022 00:31:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>BYNGC</dc:creator>
<media:keywords>Dost, yalnız, yabancı, hikaye, kurgu, yabancılaşmak, sır, kıskançlık, hüzün</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>"Eee daha daha nasılsınız?"<br />"İyiyiz işte yuvarlanıp gidiyoruz." Beklediğim cevap bu değildi. Aslında beklediğim bir cevap da yoktu. Sadece artık konuşacak bir konumuz olsun istiyordum. "Anladım." diyip masa &ouml;rt&uuml;s&uuml;n&uuml; incelemeye devam ettim.<br />"Senin &ccedil;oluk &ccedil;ocuk ne yapıyor? B&uuml;y&uuml;m&uuml;şlerdir." Bu soruyu &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; kez sormuştu. Son bir saatte bir değişiklik olmadığını d&uuml;ş&uuml;nerek, "B&uuml;y&uuml;d&uuml;ler." diye ge&ccedil;iştirdim. Karşılığında yapmacık bir g&uuml;l&uuml;mse ortaya koydu ve başını telefonuna &ccedil;evirdi.<br />"Şekerim sa&ccedil;ların ne kadar g&uuml;zel. Ne yaptın b&ouml;yle, sırrı ne?" Yapmacık g&uuml;l&uuml;msemesi anında ger&ccedil;ek, hoşnut bir sırıtmaya d&ouml;nd&uuml; ve sorunun sahibine iştahlı iştahlı &ccedil;ok pahalıya aldığı, bilmem ne marka kremini anlatmaya başladı.<br />Şuradan almış, b&ouml;yle bir &ouml;zelliği varmış, s&ouml;ylemesi ayıpmış ama şu kadar paraya almış... O hi&ccedil; değişmemişti ama biz değişmiştik.<br />Biz eski lise arkadaşlarıydık. En yakın d&ouml;rt arkadaş... Okul bitti ve biz &ccedil;il yavruları gibi dağılmıştık. Sonra bulduk işte bir şekilde birbirimizi. Bulduk bulmasına ama... Eski dostluğumuzdan eser yoktu artık. Eskiden sabahtan akşama kadar konuşur, hi&ccedil; susmazdık. Hep konuşacak bir konumuz olurdu. Şimdi ise... İki kelimeyi bir araya getiremez olmuşuz. Kendi hayatlarımıza adapte olup, birbirimizi tanımaz olmuşuz. Oysaki biz &ccedil;ok iyi dostlardık. Bilmezdik birbirimize paramızla hava atmayı. Birimizin durumu k&ouml;t&uuml;yse hepimiz fakir taklidi yapar, incitmezdik birbirimizi.<br />"Eyl&uuml;l," adımın seslenildiğini duyduğumda uzun bir uykudan uyanmış gibi sersemledim. "Daldın gittin."<br />Başımı kaldırıp bir zamanlar en yakın dostum olan kişiye baktım. "&Ouml;yle mi, farkında değildim."<br />Hadi sor, neyim olduğunu, ne yaşadığımı, neye &uuml;z&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;m&uuml; sor. Cevap vermezsem, &uuml;stele, s&ouml;ylemezsem k&uuml;seceğini s&ouml;yle. Beni d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, beni merak ettiğini belli et. L&uuml;tfen benim, senin aldığın takıya, edindiğin mevkiye merakım yok. Beni sen ilgilendirirsin. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ben seni, sen olduğun i&ccedil;in sevmiştim. Beni, senin sahip oldukların değil, sahip olurken ne yaşadıkların ilgilendirir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ger&ccedil;ek dostlar bununla ilgilenir.<br />Ya da bilmiyorum. Belki de ger&ccedil;ek bir dost hi&ccedil; edinmemişimdir.<br />"Anladım tatlım."<br />"O hep b&ouml;yleydi zaten. Hi&ccedil; konuşmazdı." diyip kıkırdadı biri oradan.<br />Komik olan neydi?<br />Yaz ayında, buz gibi olan masada bir telefon sesi duyuldu. "Ah, eşim arıyor." "Canım, geldin mi?" Kısaca etrafına bakındı. Kafenin &ouml;n&uuml;ne bir araba yanaştığında el salladı. Y&uuml;z&uuml;nde kocaman bir g&uuml;l&uuml;mseme belirdi. "Geliyorum." diyip telefonu kapattı. Yarım yamalak birer bakış atıp her birimize, ceketini ve &ccedil;antasını alıp hışımla kalktı. "Hepinize kocaman &ouml;p&uuml;c&uuml;kler atıyorum. Bir daha mutlaka buluşmalıyız. Bana da beklerim tabii." İ&ccedil;ten olmasa bile, bir sarılma bekliyordu insan tabii.<br />Ardından bakarken, "Ay g&ouml;rg&uuml;s&uuml;z, bir de g&ouml;z&uuml;m&uuml;ze sok istersen. Yok şunu aldım, yok bunu yaptım. Vır vır konuştu. Ben eskiden de sevmezdim onu zaten."<br />Bazı bağlar kopar ama siz koptuğunu &ccedil;ok ge&ccedil; anlarsınız ya, bizimki de &ouml;yle bir şeydi demek ki. Koptuğunu yeniden birleştiğimizde anlamıştım. Biz bitmiştik. Aramızda ne var ne yoksa kaybetmiştik. Geriye baktığımda g&uuml;zel anılarım vardı. Şimdi ise &ouml;n&uuml;mde kocaman bir boşluk duruyordu. Ve belliydi, bu boşluk dolamayacak kadar b&uuml;y&uuml;k ve k&uuml;stahtı.<br />Onun gidişini aratmayacak kadar bir hışımla ben de kalktım masadan.<br />Meraklı bakışların odağına girdiğimde g&ouml;zlerimdeki hayal kırıklığını saklamaya &ccedil;alışıyordum. "Ben de gideyim o zaman."<br />"Sen nereye, ne g&uuml;zel oturuyorduk."<br />G&uuml;zel?<br />"Kaybettiğim bir şeyleri arayacağım. İzninizle.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zorba ve Irk</title>
<link>https://edebiyatblog.com/zorba-ve-irk</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/zorba-ve-irk</guid>
<description><![CDATA[ Hiç bir başkasının sırrını ölesiye merak ettiniz mi? Zaman zaman öyle bir istek gelse de, özel deyip geçiyoruzdur muhtemelen... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62ae18c9bf176.jpg" length="40449" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 04 Mar 2022 22:32:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>BYNGC</dc:creator>
<media:keywords>Zorbalık, ırkçılık, günlük, öfke, kızgınlık, psikoloji, kıskançlık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hi&ccedil;bir başkasının sırrını &ouml;lesiye merak ettiniz mi? Zaman zaman &ouml;yle bir istek gelse de, &ouml;zel deyip ge&ccedil;iyoruzdur muhtemelen. Sanki kendimizde sakladığımız onlarca sır yokmuş gibi. Bazen sırlarımız a&ccedil;ığa &ccedil;ıkacak diye &ouml;d&uuml;m&uuml;z kopuyor. Belki komik, belki h&uuml;z&uuml;nl&uuml; sırlarımız var. Gizli kalması gereken, delillerini &ccedil;oktan yok ettiğimiz bu sırlar, bir bir ortaya &ccedil;ıksaydı ne hissederdiniz? Utan&ccedil;? Korkun&ccedil;? Aptal? H&uuml;z&uuml;n?..</p>
<p>&nbsp; Elbette hepimizin olmuştur ortaya sa&ccedil;ılmış birka&ccedil; sırrı. Hadi itiraf edelim, hepimiz o meşhur 'yerin dibini' g&ouml;rm&uuml;ş&uuml;zd&uuml;r.</p>
<p>*</p>
<p>&nbsp; Soğuk duvarlarla &ccedil;evrili bir odanın i&ccedil;erisindeydiler. Birka&ccedil; arkadaş, birka&ccedil; kendini bilmez ve o.</p>
<p>&nbsp; O, iyi birisiydi. Yani galiba... Kimse tanımak istemedi onu. Belki de tanımaktan korktular.&nbsp; Kimseye k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; dokunmamıştı, en azından. Bu d&ouml;rt duvar arasındaki hi&ccedil; kimseye...</p>
<p>&nbsp; "Allah'ım &ccedil;ok mutsuzum ben burada." Kısa g&uuml;l&uuml;şmeler... "Kimse sevmiyor beni. Hep dışlanıyorum. Kimse beni arasına kabul etmiyor." Birka&ccedil; kıkırdama ve mah&ccedil;up g&ouml;zler... "Tek bir arkadaşım vardı, o da gitti, kimse kalmadı yanımda. Kimse konuşmuyor, dalga ge&ccedil;iyorlar benimle."&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mah&ccedil;up g&ouml;zlerin sahibi kızıyordu. G&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; yabancı ellerden almaya yelteniyordu ama nafile...&nbsp;</p>
<p>&nbsp; Kız, g&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; alay ederek okumaya devam etti. Eski, yıpranmış defteri, sanki kendine ait bir şeymiş gibi avu&ccedil;larının arasında sımsıkı tutuyordu.</p>
<p>&nbsp; O, yeniden g&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; almaya yeltendi. "Dalga ge&ccedil;men bittiyse artık geri verir misin?"</p>
<p>&nbsp; Alaycı kız dudaklarını b&uuml;z&uuml;p arkasını d&ouml;nd&uuml;. Defterin bir sayfasını &ccedil;evirdi hoyrat&ccedil;a. G&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; okumaya devam etti. "Aşık oldum." Alaycı kızın y&uuml;z&uuml;nde sinsi bir g&uuml;l&uuml;mse peydahlandı. B&uuml;t&uuml;n g&ouml;zler g&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n sahibine &ccedil;evrildi. Elinde olsaydı yerin dibine girmek isterdi. Kıpkırmızıydı ve g&ouml;zlerini utan&ccedil;la ka&ccedil;ırıyordu. Ve evet, aşık olduğu kişi şu an, bu d&ouml;rt duvar arasındaydı.</p>
<p>&nbsp; "Ah işte en merak ettiğim kısım başladı." Kız sabırsızlıkla yerinde kıpırdandı ve okumaya devam edeceği sırada, odanın kapısı a&ccedil;ıldı ve i&ccedil;eriye giren orta yaşlı kadın ile bug&uuml;nk&uuml; zorbalığın sonuna geldi. Utanmaktan kıpkırmızı olmuş y&uuml;z&uuml;yle defteri ilk fırsatta eline alıp yerine oturdu.</p>
<p>&nbsp; Bu uğradığı ilk zorbalık değildi. Son da olmadı. Belkş de bilinen bilinmeyen, &ccedil;ok fazla haksızlığa uğradı.</p>
<p>&nbsp; Bir sebebi var mıydı, peki?</p>
<p>&nbsp; Hayır...</p>
<p>&nbsp; Etnik k&ouml;keni farklıydı. Hakkında tek bilinen buydu. Aynı &ccedil;atının altında, aynı g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne farklı pencerelerden bakmak dışında, kimsenin ondan bir farkı yoktu. Varsa bile nereden bilsinler ki? Kimse ona hi&ccedil; kendini tanıtma fırsatı vermemişti. Bu da bir zorbalıktı aslında. O zamanlar ona bakmıştı herkes sadece, g&ouml;rmek kimsenin aklına gelmemişti. Nasıl kırıldığını, nasıl &uuml;z&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, kendini nasıl yalnız hissetiğini g&ouml;rmemişti kimse.</p>
<p>&nbsp; Belki de g&uuml;n geldi, aynı pencereden, aynı g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne baktı, o d&ouml;rt duvar arasındaki herkes ama artık farklı &ccedil;atılar altındaydılar.</p>
<p>&nbsp;&Ccedil;&uuml;nk&uuml; bir g&uuml;n mutlaka, herkes kendi kalbinin ekmeğini yer.</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>