<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; marfrancesniko</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/Hana</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; marfrancesniko</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Kadın Neden Kırmızıyı Severdi Ki?</title>
<link>https://edebiyatblog.com/2-kadin-neden-kirmiziyi-severdi-ki</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/2-kadin-neden-kirmiziyi-severdi-ki</guid>
<description><![CDATA[ Not: Kırmızı Şemsiyeli Kadın giriş ve 1. bölümünün ardından 2. Bölümüdür. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202209/image_750x500_6327915579f49.jpg" length="77053" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 19 Sep 2022 00:46:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>marfrancesniko</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yanındaki kadının evine gelmişlerdi sonunda. Kadın</em>&nbsp;<em>binaya girerken arkasını d&ouml;n&uuml;p g&uuml;l&uuml;msedi ve kapı kapandı. Kadının g&ouml;receğini bilerek o da g&uuml;l&uuml;msedi. Ardından sokağın sonundaki k&ouml;şeden sağa d&ouml;nd&uuml;. Koşmaya başladı. Boğazının yandığını hissedebiliyordu. Dudakları titriyordu. Evine kadar koştu. İlk defa bir şey i&ccedil;in acele etmiş, ilk defa bir şey i&ccedil;in koşmuştu. Dairenin kapısını a&ccedil;arken g&ouml;zleri de buğulanmaya başlamıştı. Girer girmez dizlerinin bağı &ccedil;&ouml;z&uuml;ld&uuml;. Kapattığı kapıya dayadı sırtını. Kapının yanındaki sehpadan zarfı aldı. Kartı a&ccedil;ar a&ccedil;maz tuttuğu yaşlar y&uuml;z&uuml;ne boca etti. Kabullenmek istemediği ger&ccedil;eklik y&uuml;z&uuml;ne soğuk su gibi &ccedil;arpmışt</em>ı.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>****</p>
<p></p>
<p>Kırmızı tuğlalı binaların tablo gibi manzaralarına alışmış da olsa izlemekten alıkoyamadı kendisini. Kırmızı tuğlalı binaların yağmur sonrası nemli kokusu taze kahve kokusu ile karışırken işe odaklanması m&uuml;mk&uuml;n değildi. Sandalyedeki paltosunu &uuml;zerine ge&ccedil;irdi ve dolabını kilitleyerek dışarı &ccedil;ıktı. Kırmızı tuğlalı binalar, yağmur sonrası nemli kokusu bir şey anımsatıyordu. Ancak eksik bir şeyler vardı. Yıllardır her yağmur kokusunda aradığı, her kahvecide tanıdık gelen bir şey. Cevap uzak olduğu kadar yakındı.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>"Hakan Bey hepinizi toplantı i&ccedil;in odasına &ccedil;ağırıyor."</p>
<p></p>
<p>Aklında kendisinden bağımsız ilerleyen olaylar dizisi, masasındaki telefondan gelen tiz ses ile b&ouml;l&uuml;nm&uuml;şt&uuml;. Asla aşağı inmediğini kanıtlarcasına kuru olan kahverengi paltosu, d&uuml;zenlediği son yazıların yanında sessizliğini koruyordu. Paltosu ve &ccedil;antası ile birlikte mavi dosyadaki yazıları da alarak hemen &uuml;st kattaki edit&ouml;r&uuml;n odasına gitti.</p>
<p></p>
<p>Ekip arkadaşlarının hepsi oradaydı, edit&ouml;r dışında.</p>
<p></p>
<p>Masanın u&ccedil; tarafındaki sandalyesine yerleştikten sonra camdan bakınmaya başladı. Kırmızı tuğlalı binalar, yağmur sonrası nemli koku ve- Ve ne vardı? Eksik par&ccedil;a neydi? Kahve kokusunu anımsatıyordu.</p>
<p></p>
<p>"Sen ne dersin?"</p>
<p></p>
<p>Yine kendisine hitap edilmesiyle d&uuml;ş&uuml;nceleri b&ouml;l&uuml;nm&uuml;şt&uuml;.</p>
<p></p>
<p>"Konu neydi?"</p>
<p></p>
<p>"Derginin yeni sayısı satış rekorunu kırdı ya onu kutlamak i&ccedil;in yemeğe gideceğiz yarın. Sen ne dersin?"</p>
<p></p>
<p>Dergi satış rekoru mu kırmıştı? Rekoru kırmak kutlanacak bir şey miydi? Sahi en son ne zaman katkısı olduğu 70 sayfalık b&uuml;y&uuml;k puntolu kitapları okumuştu?&nbsp;</p>
<p></p>
<p>"&Uuml;zg&uuml;n&uuml;m gelemeyeceğim."</p>
<p></p>
<p>"Mızık&ccedil;ılık yapma ama. Ne zaman kutlama yemeği olsa her seferinde bahane buluyorsun."</p>
<p></p>
<p>Sarışın kadına anlam veremedi. Mızık&ccedil;ılık mı yapıyordu ger&ccedil;ekten? Her seferinde mi? Gitmek zorunda hissettiği i&ccedil;in gideceği bir yere gitmek istemiyordu. Yapmacık g&uuml;l&uuml;şlerin altında derme &ccedil;atma &ccedil;atı katlarına sakladıkları gizli kıskan&ccedil;lığın kahkahalarına katlanmak istemiyordu. Sarışın kadına başını anlamsızca sallayarak saatine baktı. 17.40. Edit&ouml;r her zamanki gibi 10 dakika ge&ccedil; kalmıştı.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>"Ge&ccedil; kaldığım i&ccedil;in &uuml;zg&uuml;n&uuml;m arkadaşlar direkt konuya giriyorum."</p>
<p></p>
<p>Her hafta sonu toplantısının klasik giriş c&uuml;mlesini tekrarlamıştı kır sa&ccedil;lı adam. Hemen bitirip evine gitmek istiyordu ancak kır sa&ccedil;lı edit&ouml;rleri lafa tuttuk&ccedil;a tutuyordu. Saat 17.55 olmuştu.</p>
<p></p>
<p>"Evet arkadaşlar gelecek haftanın başında Eyl&uuml;l ayı programının ortalarına girmiş olacağız kendinizi ona g&ouml;re hazırlayın."</p>
<p></p>
<p>Eyl&uuml;l ayı. Eyl&uuml;l'de bir şeyler olduğunu hatırlıyordu. Tekrar yağmur ve kırmızı tuğlalı binalar.</p>
<p></p>
<p>"Hakan Bey, Bazı arkadaşlarımızı yemeğe gelmeye ikna edemiyoruz. Siz bir el atsanız iyi olur."</p>
<p></p>
<p>Aklı Eyl&uuml;l ayındayken sarışın kadının hala onu kolundan tutup yemeğe s&uuml;r&uuml;klemeye &ccedil;alışmasını d&uuml;ş&uuml;nmek istemiyordu.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>"Arkadaşlar hepiniz yarın gelmek zorundasınız, yarın ekibimize yeni katılan yazarlarımız&nbsp; da bizimle olacak. L&uuml;tfen gelin ve m&uuml;mk&uuml;nse normal davranın."</p>
<p></p>
<p>Başını saklamakla yetindi. Normal davranmak. Neye g&ouml;re normal davranacaktı ki? Herkesin kabul edip yaptıkları ger&ccedil;ekten normal miydi? Kahverengi paltosu onu anlıyordu.</p>
<p></p>
<p>Herkes gibi ayaklanıp paltosunu giydi ve mavi dosyalı belgelerini &ccedil;antasına attı. Yorulmuştu. D&uuml;ş&uuml;nceleri onu yoruyordu.</p>
<p></p>
<p>"Ha arkadaşlar, yarın akşama kadar metinlerinizi mail adresime g&ouml;nderin. Genel m&uuml;d&uuml;re sunacağım."</p>
<p></p>
<p>İsteyeceği son şey bile değildi &ouml;yk&uuml;lerine zorla yazmak. Her seferinde eksikliğini hissettiği bir duygu ile yazmak istemiyordu. Hikayesi k&ouml;t&uuml; bir hikaye değildi ancak diğerleri kadar oturmamıştı. Hala kahve kokusu eksikti. Hala bir şey eksikti. Ama edit&ouml;r asla anlamayacaktı. Ekip de asla anlamayacaktı. Başını sallamakla yetindi.</p>
<p></p>
<p>K&uuml;&ccedil;&uuml;k demir kapının yanındaki kutudan isminin yazılı olduğu kırmızı şemsiyeyi aldı. Yağmur yağıyordu hala. Kırmızı tuğlalı binaların rengi koyulaşmıştı. Daha az &ouml;nce tozlu turuncu değil miydi?</p>
<p></p>
<p>Sadece y&uuml;r&uuml;d&uuml;. Aklını boşaltabildiği kadar boşalttı ve hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmeden kontrol&uuml; elden bıraktı. Kahve kokusunun onu g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; yere gitmek istiyordu. Eve gitmesi gerektiğini, yazması gereken yazıları her şeyi silip atmak istiyordu. Uzun zamandır aklını kurcalayan kahve kokusunu bulmak istiyordu. Eksik par&ccedil;ayı, kahve ve yağmur sonrası toprak kokusunu, kırmızı tuğlalı binaları. Sadece aramak istiyordu. Bulmak ile bulmamak arasında kalmak belki, belki de sadece kafasını kurcalayan şeyi &ccedil;&ouml;zmek. Kim bilir tam ulaşacağı an kaybedeceği bir par&ccedil;asını arıyordu belki de. Yağmurun onu g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; yeri takip etti sadece. Kahverengi paltosu ıslandığında eve girmişti.</p>
<p></p>
<p>&Ccedil;antasını ve paltosunu askıya astıktan sonra kendini koltuklardan birine attı. Yorulmuştu. Yağmur yağdığı i&ccedil;in bacakları da ağrıyordu. G&ouml;zlerini kapatsa sabaha kadar uyuyacak uykusu olmasına rağmen uyuyamıyordu. Kahve kokusunu &ouml;zlemişti.</p>
<p></p>
<p>"Kahve kokusunu bulamadın mı?"</p>
<p></p>
<p>Başını kaldırıp tekli koltukta oturan adama baktı. Kahve kokusunu anlayan tek kişi oydu.</p>
<p></p>
<p>"Bulmam mı gerekiyordu?"</p>
<p></p>
<p>"Soruyu değiştirelim biraz. Bulmak i&ccedil;in mi arıyorsun yoksa aramayı sevdiğin i&ccedil;in mi bulmuyorsun?"</p>
<p></p>
<p>İsterse bulabilirdi mesela. Sadece bulmamayı tercih ediyordu.</p>
<p></p>
<p>"Her ikisi de diyemez miyiz?"</p>
<p></p>
<p>"Evet mi hayır mı sorusuna hem evet hem hayır diyebilir misin?"&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Diyebilir miydi? Diyemezdi. Belki diyebilirdi. Ama diyemeyeceğini karşısındaki adam da kendisi kadar iyi biliyordu. Soruyu cevapsız bırakmakla yetindi.</p>
<p></p>
<p>"Balık aldım gelirken."</p>
<p></p>
<p>*****</p>
<p></p>
<p>"Yani kısaca adam kadının gizemini &ccedil;&ouml;zmeye &ccedil;alışıyor, &ccedil;&ouml;zmeye &ccedil;alıştık&ccedil;a merakı artıyor ve bu merak da aşka d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor, değil mi?"</p>
<p></p>
<p>Kadın elindeki bardağa biraz daha su koydu ve başını salladı. Kırmızı Şemsiyeli Kadın i&ccedil;in başka bir g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n de fikrini alması gerekiyordu. Edit&ouml;r veya sarışın kadın gibi insanlara ihtiyacı yoktu.</p>
<p></p>
<p>"Ve kadın, adam ona soru sorduğu zaman g&uuml;l&uuml;mseyerek arkasını d&ouml;n&uuml;p gidiyor, doğru mu?"</p>
<p></p>
<p>Başını tekrar salladı. Sanırım bilinci onu terk ediyordu.</p>
<p></p>
<p>"Ancak yanlış bir şeyler var."</p>
<p></p>
<p>Yanlış bir şey mi? Dalıp gitmeye hazırlanan bakışları, yanlış s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml; duyunca p&uuml;r dikkat kesilmişti. Yanlış bir şeyler olma ihtimali yoktu. Doğru yazmıştı. Doğru yazmıştı, değil mi? Sorgulayan g&ouml;zleri, &ouml;nce şaşkınlıkla sonra tekrar sorgulayan bir ifadeyle baktı karşısındaki adama.</p>
<p></p>
<p>"Farkındasın değil mi?"</p>
<p></p>
<p>"Neyin?"</p>
<p></p>
<p>"Yanlış giden şeyin. Hayır, eksik olan şeyin."&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Kadın sustu. Tartışmak istemiyordu. Eksik şeyi bulabilseydi ona sormak zorunda kalmazdı. Doğru hissi aramaktan yorulmuştu. Adamın elindeki kibrite uzandı.</p>
<p></p>
<p>"Buyrunuz matmazel."</p>
<p></p>
<p>Kendi kibritini &ccedil;akar &ccedil;akmaz adama da uzattı elindeki ateşi. Daha sonra pencere kenarına gidip kendini zehirleyen dumanı hissetmek istercesine yavaş yavaş i&ccedil;ine &ccedil;ekti. Zehrin rahatlatan y&uuml;z&uuml;yd&uuml;. G&uuml;l&uuml;msedi. Zehrin rahatlatan y&uuml;z&uuml;ne yakışan, acının tatlı tebess&uuml;m&uuml;yd&uuml;.</p>
<p></p>
<p>"Bug&uuml;n sana bir mektup geldi."</p>
<p></p>
<p>Başını pencereden kaldırıp adama &ccedil;evirdi. Elindeki mektubu sehpaya bırakıp tabakları toplamaya başlamıştı adam. Adamı g&ouml;rmezden gelerek sehpadaki mektuba izmaritini bastı. Mektubun ucunu yırtarak a&ccedil;mayı denedi ama zarf tamamen parampar&ccedil;a olmuştu. Yırtmayı denedik&ccedil;e elleri daha da uyuşuyordu. G&ouml;z kapaklarının yavaş yavaş kapanmaya başladığını fark etti. Bir yere sızıp kalacaktı kesin yine. G&ouml;zleri kapanmıştı bile.</p>
<p></p>
<p>"Yatağına g&ouml;t&uuml;relim artık seni."</p>
<p></p>
<p>G&ouml;zlerini a&ccedil;tı o sırada gen&ccedil; kadın. Sehpanın yanına oturup uyuyakalmıştı yine. Karşısındaki adamın onu kaldırmasına izin verdi ve yine ona tutunarak odasına gitti. Kapısı kapandığında artık tek başınaydı.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>*****</p>
<p><em>Kadının arkasından bakakaldı adam. Aklındaki sorular her zamanki gibi tatlı bir tebess&uuml;mle cevapsız kalmıştı. Ancak bu seferkinin farklı olduğunu i&ccedil;ten i&ccedil;e hissedebiliyordu gen&ccedil; adam. Kadının y&uuml;z&uuml;ndeki tebess&uuml;m, hayal kırıklığı ve k&uuml;&ccedil;&uuml;mseme dolu g&ouml;zlerle her zamankinden farklı bir anlam kazanmıştı. Onu ilk g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; yerde, yine aynı elbise ve aynı şemsiye ile yine yağmurun altında aynı bakışı sunmuştu. Biliyordu gen&ccedil; adam. Kadının zamanının geldiğini i&ccedil;ten i&ccedil;e hissediyordu ancak kabullenemiyordu. Sanki onunla hayata başlamış ve yine onunla bitirecekmişcesine yaşıyordu. Ama zihninin en derinlerinde bastırmaya &ccedil;alıştığı o ses kendisine fısıldıyordu. Gidecekti. Hayatını adayacağı kadın gidecekti. Kırmızı Şemsiyeli Kadın. Sahi Kadın kırmızıyı &ccedil;ok severdi. Neden severdi ki? Bunu da soramamıştı. Belki de sormuştu. Hatırlayamıyordu. Kadına o kadar &ccedil;ok soru sormuştu ki... Ancak hatırladığı tek şey hi&ccedil;bir sorusuna cevap alamadığıydı. Her seferinde g&uuml;l&uuml;mser ve giderdi.</em></p>
<p><em>Kırmızı şemsiyesini hava durumuna bakmaksızın yanında taşırdı. Yağmuru beklerdi Kadın. Kırmızıya ulaşmak i&ccedil;in varması gereken griyi beklerdi yağmurda. Ama adam anlayamamıştı. Adam zaten hi&ccedil;bir zaman anlamazdı. Sadece sorular sorardı. Hoş, zaten g&ouml;rse anlayacağı sorulardan hi&ccedil; vazge&ccedil;memişti. Kendisine bakardı gen&ccedil; adam. S&uuml;rekli izlerdi ama g&ouml;rmezdi. Belki de sorular sormak yerine g&ouml;rmeyi &ouml;ğrenseydi farklı olacaktı. Kadına ihtiyacı da kalmayacaktı. Kadın biliyordu. Gen&ccedil; adam i&ccedil;in kendisi sadece cevaplara ulaşmak istediği bir ara&ccedil;tı. Cevaplar... Cevaplar ayrılık demekti. Bu y&uuml;zden hi&ccedil; sevmezdi Kadın cevaplamayı. Aramak yerine direkt ulaşmayı isteyen bu gen&ccedil; adamın cevapları aldığında kendisine ihtiya&ccedil; duymayacağını biliyordu. Adını bile hatırlamayacaktı belki de Kadının. İstediği bu değildi. Hayatından gelip ge&ccedil;miş biri olmak istemiyordu. Hayatına anlam veren kişi olmak istiyordu. Fakat olmuyordu. Gen&ccedil; kadın ne kadar uğraşırsa uğraşsın adam g&ouml;rm&uuml;yordu. G&ouml;rmeye k&ouml;r birine daha fazla etrafını anlatmak istemiyordu. Gitmeliydi. Belki yeniden başlamalıydı. Sahi en başta nasıl başlamışlardı?</em></p>
<p><em>"Kimsiniz?" Diye sormuştu gen&ccedil; adam. Sevdiği kadına ilk rastladığı o yağmurlu akşamda, onu ilk g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; yerde, sorduğu ilk soru bu olmuştu. Ve yine ilk g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; yerde, son g&ouml;r&uuml;ş&uuml;nde sorduğu son soru da bu olmuştu. "Kimsiniz?" Kimdi bu kadın? Sevdiği kadın, hakkında hi&ccedil;bir şey bilmediği, hi&ccedil;bir zaman tanımadığı, asla tanıyamayacağı, Kırmızı Şemsiyeli Kadın. Kimdi ki Kırmızı Şemsiyeli Kadın? Sahi, Kadın neden kırmızıyı severdi ki?</em></p>
<p><em></em></p>
<p>"Kadın neden kırmızıyı severdi?"</p>
<p></p>
<p>"Bilmem neden severdi ki?"</p>
<p></p>
<p>Kırmızıyı neden severdi ki Kadın? Kim bilebilirdi ki sebebini? Basit insanlara derin bir kadını anlatmaya &ccedil;alışıyordu. Kadın kimdi ki? Neden yağmurda kırmızı arardı?</p>
<p>"Sen neden kırmızıyı seviyorsun?"</p>
<p></p>
<p>"Bilmem neden seviyorum ki?"</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kırmızı Şemsiyeli Kadın</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kirmizi-semsiyeli-kadin</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kirmizi-semsiyeli-kadin</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202209/image_750x500_631ce953a4f6c.jpg" length="65264" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 10 Sep 2022 22:46:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>marfrancesniko</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kadının arkasından bakakaldı adam. Aklındaki sorular her zamanki gibi tatlı bir tebess&uuml;mle cevapsız kalmıştı. Ancak bu seferkinin farklı olduğunu i&ccedil;ten i&ccedil;e hissedebiliyordu gen&ccedil; adam. Kadının y&uuml;z&uuml;ndeki tebess&uuml;m, hayal kırıklığı ve k&uuml;&ccedil;&uuml;mseme dolu g&ouml;zlerle her zamankinden farklı bir anlam kazanmıştı. Onu ilk g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; yerde, yine aynı elbise ve aynı şemsiye ile yine yağmurun altında aynı bakışı sunmuştu. Biliyordu gen&ccedil; adam. Kadının zamanının geldiğini i&ccedil;ten i&ccedil;e hissediyordu ancak kabullenemiyordu. Sanki onunla hayata başlamış ve yine onunla bitirecekmişcesine yaşıyordu. Ama zihninin en derinlerinde bastırmaya &ccedil;alıştığı o ses kendisine fısıldıyordu. Gidecekti. Hayatını adayacağı kadın gidecekti. Kırmızı Şemsiyeli Kadın. Sahi Kadın kırmızıyı &ccedil;ok severdi. Neden severdi ki? Bunu da soramamıştı. Belki de sormuştu. Hatırlayamıyordu. Kadına o kadar &ccedil;ok soru sormuştu ki... Ancak hatırladığı tek şey hi&ccedil;bir sorusuna cevap alamadığıydı. Her seferinde g&uuml;l&uuml;mser ve giderdi.</p>
<p></p>
<p>Kırmızı şemsiyesini hava durumuna bakmaksızın yanında taşırdı. Yağmuru beklerdi Kadın. Kırmızıya ulaşmak i&ccedil;in varması gereken griyi beklerdi yağmurda. Ama adam anlayamamıştı. Adam zaten hi&ccedil;bir zaman anlamazdı. Sadece sorular sorardı. Hoş, zaten g&ouml;rse anlayacağı sorulardan hi&ccedil; vazge&ccedil;memişti. Kendisine bakardı gen&ccedil; adam. S&uuml;rekli izlerdi ama g&ouml;rmezdi. Belki de sorular sormak yerine g&ouml;rmeyi &ouml;ğrenseydi farklı olacaktı. Kadına ihtiyacı da kalmayacaktı. Kadın biliyordu. Gen&ccedil; adam i&ccedil;in kendisi sadece cevaplara ulaşmak istediği bir ara&ccedil;tı. Cevaplar... Cevaplar ayrılık demekti. Bu y&uuml;zden hi&ccedil; sevmezdi Kadın cevaplamayı. Aramak yerine direkt ulaşmayı isteyen bu gen&ccedil; adamın cevapları aldığında kendisine ihtiya&ccedil; duymayacağını biliyordu. Adını bile hatırlamayacaktı belki de Kadının. İstediği bu değildi. Hayatından gelip ge&ccedil;miş biri olmak istemiyordu. Hayatına anlam veren kişi olmak istiyordu. Fakat olmuyordu. Gen&ccedil; kadın ne kadar uğraşırsa uğraşsın adam g&ouml;rm&uuml;yordu. G&ouml;rmeye k&ouml;r birine daha fazla etrafını anlatmak istemiyordu. Gitmeliydi. Belki yeniden başlamalıydı. Sahi en başta nasıl başlamışlardı?</p>
<p></p>
<p>"Kimsiniz?" Diye sormuştu gen&ccedil; adam. Sevdiği kadına ilk rastladığı o yağmurlu akşamda, onu ilk g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; yerde, sorduğu ilk soru bu olmuştu. Ve yine ilk g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; yerde, son g&ouml;r&uuml;ş&uuml;nde sorduğu son soru da bu olmuştu. "Kimsiniz?" Kimdi bu kadın? Sevdiği kadın, hakkında hi&ccedil;bir şey bilmediği, hi&ccedil;bir zaman tanımadığı, asla tanıyamayacağı, Kırmızı Şemsiyeli Kadın. Kimdi ki Kırmızı Şemsiyeli Kadın? Sahi, Kadın neden kırmızıyı severdi ki?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ruhumun Ait Olduğu Yer Karanlık &#45; 1</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ruhumun-ait-oldugu-yer-karanlik-1</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ruhumun-ait-oldugu-yer-karanlik-1</guid>
<description><![CDATA[ Bedenler öldüğünde topraktan mezarlara gömülür. Peki ruhlar öldüğünde ne olur? ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/01/image_750x500_61f1ae2431efb.jpg" length="32137" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 18 Jan 2022 12:26:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>marfrancesniko</dc:creator>
<media:keywords>ruh, beden, ölü, karanlık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bedenler &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;nde topraktan mezarlara g&ouml;m&uuml;l&uuml;r. Peki ruhlar &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;nde ne olur? &Ouml;l&uuml; Ruhlar Mezarlığı diye bir yere mi g&ouml;m&uuml;l&uuml;rler? Yoksa boşluktan hi&ccedil;liğe mi s&uuml;r&uuml;klenirler?</p>
<p></p>
<p>Hep merak etmişimdir beden &ouml;lmeden de &ouml;l&uuml;n&uuml;r m&uuml; diye. &Ouml;l&uuml;n&uuml;yormuş. Ruh denen varlığı &ouml;ld&uuml;rebiliyormuşuz. Bilekler kesilmeden de kanayabiliyormuş ruh. İnsanoğlu sonu&ccedil;ta, en b&uuml;y&uuml;k zararı kendine veriyor. Hislerle yapmaz mı zaten?</p>
<p></p>
<p>Hisler iki ucu keskin bir bı&ccedil;ak gibidir. Hangi ucunu tutarsan tut yara almadan acı &ccedil;ekmeden kurtulmak m&uuml;mk&uuml;n olmayacaktır. Ne gereksiz duruyor değil mi? Kendine zarar verecek bir şey. Neden bunlara ihtiya&ccedil; duyasın ki? Ancak bu hisleri yaşayan insanlar i&ccedil;in bağımlılık gibidir. A&ccedil; bir yırtıcının pen&ccedil;esine d&uuml;şm&uuml;ş av gibi bu hislerin pen&ccedil;esine d&uuml;şer insan. Yavaş yavaş boğulur. Kurtulmak i&ccedil;in &ccedil;ırpındık&ccedil;a daha fazla boğulur ve en sonunda &ouml;l&uuml;m&uuml;n acı tadına varır. Benzer şeyler değil mi?</p>
<p></p>
<p>İnsan da ruhunu, hislerinin pen&ccedil;esine kaptırır ve yavaş yavaş ruhunu &ouml;ld&uuml;r&uuml;r. Karanlığa g&ouml;mer aslında ruhunu. Bir kere karanlığa kapılan ruhu geri almak şeytanla anlaşma yapmaya benzer.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Fakat karanlığı bırakmak isteyen bir ruh var mıdır?</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kırmızıyı Arayan Kadınlar</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kirmiziyi-arayan-kadinlar</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kirmiziyi-arayan-kadinlar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202209/image_750x500_632053736c024.jpg" length="112429" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 13 Jan 2022 12:55:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>marfrancesniko</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Yağmurlarda kırmızı ne arardı? Kadın neden yağmurlarda kırmızı arardı?</p>
<p></p>
<p>Kırmızıyı arayan Kadın'ı yazmıştı Kadın. Sahip olduğu eksikliğini arama arzusunu paylaşmıştı Kırmızı Şemsiyeli Kadın ile. Kahveyi arayan kadın yazmıştı Kırmızıyı arayan Kadın'ı. Neyi arardı ki bu iki kadın?</p>
<p></p>
<p>Sahi bir de hi&ccedil;bir şeyi anlamayan gen&ccedil; adamlar vardı. G&ouml;rmezdi ikisi de kadınları. Bakarlardı sadece, g&ouml;remezlerdi. Kadının g&ouml;zleri bağırırdı oysa adama. Yağmurlardaki kırmızı sendin, kırmızı tuğlalı binalardaki kahve kokusu sendin, aradığım eksik his sendin.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Ama onlar anlamazdı ki kadınları. Basit adamlar i&ccedil;in fazla karmaşık bir problemdi iki kadın da. Basit d&uuml;ş&uuml;nen adamlar i&ccedil;in fazla derin kadınlardı. Yazar kendi hikayesini mi yazmıştı? Kim bilir, belki de yazmıştı. Eksik par&ccedil;asını arayan Kadın, kendini kırmızı yazmıştı.</p>
<p></p>
<p>Kadını anlamak kırmızıyı anlamak demekti. Kırmızıyı anlayan Kadının hikayesini de anlardı. Ama herkes Kırmızıyı anlar mıydı ki? Basit d&uuml;ş&uuml;nen insanlar i&ccedil;in derin bir konuydu Kırmızı. Basit ruhların anlayamayacağı kadar karmaşıktı Kadın. Kadının kendisi de basit bir insandı. K&uuml;&ccedil;&uuml;k bir insan. Ancak ona basit insan demek diğerlerinin değerini d&uuml;ş&uuml;rmek demekti. Ancak zaten değeri d&uuml;ş&uuml;k insanları basitleştirerek y&uuml;celtmiş olmuyor muydu?</p>
<p></p>
<p>Kırmızı Şemsiyeli Kadının hikayesini yazan Kadındı o. Kırmızı Şemsiyesini eksik par&ccedil;asıyla b&uuml;t&uuml;nleştiren, aradığı o eksik hisse kırmızı diyen Kadın. Eksik par&ccedil;asını tamamlamak i&ccedil;in basit bir adamı arayan derin bir kadındı.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Basit bir adamı sevmek derin bir kadın i&ccedil;in meşakatli bir işti. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; basit adamlar derin kadınları hep yanlış anlardı. Belki de bu y&uuml;zdendi Kırmızı kadınların sevgilerinin anlaşılmaması.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Makber &#45; 1</title>
<link>https://edebiyatblog.com/makber-1</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/makber-1</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/01/image_750x500_61e0c300deafa.jpg" length="68589" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 13 Jan 2022 12:33:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>marfrancesniko</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Sen mi bana imkansızdın yoksa ben mi bir hayali sevdim?</p>
<p>Yine uyku tutmayan bir gece sabah ezanıyla biterken doğruldum masanın başından. Camiye gider, sonra da biraz dolaşırdım.</p>
<p>G&ouml;zlerim kapının yanındaki aynaya takıldı. &Ouml;l&uuml; gibi solmuş iyice s&uuml;z&uuml;lm&uuml;şt&uuml;m. Annem olsaydı kızardı 'Hi&ccedil;bir şey yemiyorsun' diye. Sonra da bulduğunu yedirmeye &ccedil;alışırdı.</p>
<p>Onun yokluğunda yaşayamadığımı nerden bilsin ki?</p>
<p></p>
<p>"Hayat bazen her olasılığı eleyip imkansız olanı karşımıza &ccedil;ıkarır" demişti fak&uuml;lteden bir hocam.</p>
<p>Belki de imkansız gibi g&ouml;r&uuml;nen şeyler olma ihtimali en y&uuml;ksek şeylerdir.</p>
<p>Bu s&ouml;z&uuml; ona s&ouml;ylediğimde sessiz kalmıştı. &Ccedil;ok d&uuml;ş&uuml;nceliydi. İmkansızı tatmıştı besbelli.&nbsp;</p>
<p>Bir s&uuml;re elindeki &ccedil;aya bakmış, sonra da başını kaldırıp g&ouml;zlerini g&ouml;zlerime dikmişti.&nbsp;</p>
<p>"Bazı şeyler imkansızdır Makber. &Ouml;yle de kalması gerekir. &Ccedil;ok zorlamamalısın bazı şeyler i&ccedil;in."</p>
<p>Her ne kadar onu anlamaya &ccedil;alışsam da biraz i&ccedil;erlemiştim. imkansızdan kastı ben miydim?</p>
<p>"Neden b&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;n ki? Bence bir şey i&ccedil;in sonuna kadar uğraşmalıyız" dedim ve fısıltıyla ekledim "imkansız g&ouml;r&uuml;nseler bile."</p>
<p>Yine susmuştu. Derinlere dalmıştı yine. Bazen bu i&ccedil;e d&ouml;nmelerden onu hi&ccedil; &ccedil;eviremeyeceğimi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rd&uuml;m.</p>
<p>"İmkansızlar i&ccedil;in uğraşmak sadece vakit kaybıdır Makber. İmkansızı değil g&ouml;zlerinin &ouml;n&uuml;ndeki ger&ccedil;eği se&ccedil;melisin. İmkansızlar sadece can acıtır. İncinmeni istemem."</p>
<p></p>
<p>Ama incindim Ihlamur. Yokluğunda &ccedil;ok incindim.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Maviye Tutunmak</title>
<link>https://edebiyatblog.com/maviye-tutunmak</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/maviye-tutunmak</guid>
<description><![CDATA[ Gerçekleşmesini dilediği hayallerin bir bir yıkılması her zamanki gibi yıkmıştı onu. Her zaman aynısı olmuyor muydu zaten? ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/01/image_750x500_61dbc313da000.jpg" length="77682" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 10 Jan 2022 00:03:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>marfrancesniko</dc:creator>
<media:keywords>mavi, umut, barış, son, karanlık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ger&ccedil;ekleşmesini dilediği hayallerin bir bir yıkılması her zamanki gibi yıkmıştı onu. Her zaman aynısı olmuyor muydu zaten? Neden hayal kırıklığına uğrayacağını bile bile vazge&ccedil;emiyordu? Bakışlarını g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne &ccedil;evirdi. Mavi kadar &ouml;zg&uuml;r olmak vardı. Umudun rengi barışın sembol&uuml;. Oysa ne kadar da yanlıştı. Mavi umudun rengi değildi. Mavi barış getirmiyordu. Her g&uuml;zel şeyin bir sonu olduğu gibi mavinin de karanlığa s&uuml;rg&uuml;n edildiği bir sonu vardı.&nbsp;</p>
<p>Zaman kavramını yitirmişti bile. Saatler ge&ccedil;miş ama oturduğu yerden kalkmamıştı. Ger&ccedil;ekten kaybettiği şeyler arasına zamanı da mı eklemişti? Belki de zamanı kaybetmesi gerekiyordu aslında.&nbsp;</p>
<p>Yerinden kalktı. Zamanı tamamen kaybetmeye gidiyordu. Zamandan kurtulup boşluğa bırakacaktı kendini. Koştu, koştu ve koştu. Nereye geldiğini umursamadı bile. Sadece g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; ilk boşluğa bıraktı kendini. Belki de &ouml;l&uuml;m&uuml; selamlamalıydı. Boşluğa seslenmesi gerekiyordu. Son d&uuml;ş&uuml;ncelerini ge&ccedil;irdi aklından. Karanlığa bıraktı kendini.</p>
<p>Hayallerinden koparıp &ouml;zg&uuml;r olmasını isteyen herkesin en b&uuml;y&uuml;k şaheserini g&ouml;remeyecek olması b&uuml;y&uuml;k kayıptı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>