<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; TUĞBA İNCEOĞLU</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/TUĞBA-İNCEOĞLU</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; TUĞBA İNCEOĞLU</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Felsefe Hayatın Yolu, Bölüm 16 – Platon Kimdir?</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-16-platon-kimdir</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-16-platon-kimdir</guid>
<description><![CDATA[ Akademi&#039;nin kurucusu, ilk sistem filozofu büyük Platon... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202210/image_750x500_63413dc0ee9cf.jpg" length="39324" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 08 Oct 2022 12:22:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>felsefe, ilkçağ, platon, köle, devlet, savunma, ideal, idea, Akademi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Mağara Alegorisi&rsquo;nden sonra yaşam hik&acirc;yesine g&ouml;z atarak devam edelim b&uuml;y&uuml;k filozof Platon&rsquo;a. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Platon M.&Ouml;. 427 (veya 428) yılında Atina&lsquo;da doğdu. Soylu bir aileden gelen Platon&rsquo;un annesi Periktione&rsquo;nin soyu Solon&rsquo;a, babası Ariston&rsquo;un soyu ise Kodros&rsquo;a kadar gitmekteydi. Adeimantus ve Glaukon adında iki erkek kardeşiyle, Potone adında bir kız kardeşi vardı. Mağara Alegorisi&rsquo;nde olduğu gibi, Sokrates Glaukon ile konuşmaktaydı, yazmış olduğu diyaloglarda onların isimlerini de kullanmıştır. &Ccedil;ocukluğu ve gen&ccedil;liği bu aristokratik ortamda ge&ccedil;miştir ve pek tabi &ccedil;ocukluğundan itibaren edebiyat ve felsefe hayatının hep i&ccedil;inde olmuştur. Gen&ccedil;lik yıllarında beden eğitimi dersleri almış, jimnastikle uğraşmış, g&uuml;reş yapmıştır. Bazı kaynaklarda esas isminin &ldquo;Arictocles&rdquo; olduğu, g&ouml;ğs&uuml;n&uuml;n genişliğinden dolayı geniş anlamına gelen Platon takma adını aldığı s&ouml;ylenir. Gen&ccedil;liğinde sanatla da uğraşmıştır; lirik ve dramatik şiirler yazmış, ozan olmayı istemiş, doğa felsefesiyle meşgul olmuştur. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Platon&rsquo;un hayatının y&ouml;n&uuml;, Sokrates ile tanıştıktan sonra değişmiştir. Şiirlerinin hepsini yakmış, doğa felsefesine olan ilgisi y&ouml;n değiştirmiş, ailesinin diğer &uuml;yeleri gibi aktif siyasette yer alma isteğinden vazge&ccedil;miştir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Platon&rsquo;un &ccedil;ocukluk ve gen&ccedil;lik yıllarında Atina sıkıntılı d&ouml;nemden ge&ccedil;iyordu. Platon bunun sebebinin başta bulunan y&ouml;neticilerden kaynaklandığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu. &Ccedil;oğu cahildiler ve kendi &ccedil;ıkarlarının peşinde koşmaktaydılar. Hatta Sokrates gibi m&uuml;thiş bir filozofu idam etmişlerdi. Gen&ccedil; yaşlarından itibaren bu yaşadıkları ve tanık oldukları ve de &ouml;zellikle bu idam onu hayatı, evreni, erdemi, bilgiyi&hellip; sorgulamaya itmiştir. Bu sorgulamaları da yazmış olduğu eserlerindeki diyaloglarla yapmıştır. Esasında hocası Sokrates&rsquo;in kullandığı Sokratik Y&ouml;ntemi izlemiştir bilgiye ulaşabilmek i&ccedil;in. Diyaloglarının pek &ccedil;oğunun başkahramanı Sokrates&rsquo;tir. Sokrates&rsquo;in Savunması&rsquo;nda Sokrates&rsquo;in ağzından mahkemeyi anlatır. Devlet adlı eserinde yine başrolde Sokrates vardır. Konuştuğu insanlara sorular sorarak doğruyu bulmalarını sağlar. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sokrates idam edildikten sonra Atina&rsquo;da bulunan filozoflar tedirgin olmuşlardı. Hatırlarsınız Megaralı Euklides Atina&rsquo;da bulunan filozofları kendi emniyetleri a&ccedil;ısından yanına &ccedil;ağırmıştı. Platon&rsquo;un da onun yanına gittiği rivayet edilir. Ondan sonraki yıllarda da s&uuml;rekli seyahat etmiş Platon. Sokrates idam edildiğinde yirmi beş yaşında,<span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp; </span>Atina&rsquo;ya d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;nde ise kırklı yaşlarındaymış. Kuzey Afrika&rsquo;ya, Mısır&rsquo;a ve İtalya&rsquo;ya gittiği s&ouml;ylenir. Mısır&rsquo;da matematik bilgisini geliştirdiğinden, Musevi Dini hakkında bilgi sahibi olduğundan, İtalya&rsquo;da ise Pythagos&ccedil;ılarla tanıştığından bahsedilir. Bu d&ouml;nemde yazdığı diyaloglarla &uuml;nlenmiştir. I. Dionysius Syracuse&rsquo;a (Sicilya&rsquo;da) davet etmiş ancak aralarında anlaşmazlık &ccedil;ıkınca k&ouml;le olarak satmış Platon&rsquo;u. Bir arkadaşı (muhtemelen Anniceris) tarafından satın alınarak &ouml;zg&uuml;rleştirilmiş. Sonrasında bir defa daha gitmiş Sicilya&rsquo;ya Platon. I. Dionysios&rsquo;un yerine ge&ccedil;en Dion talep etmiş. Kendi yerine ge&ccedil;ecek olan II. Dionysos&rsquo;u filozof-kral olarak eğitmesini istemiş. Ancak başarılı olamamıştır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; II. Dionysos hırslı, aktif bir y&ouml;neticiymiş, Platon ise idealist bir ahlak&ccedil;ı, uyuşamamışlar. II. Dionysos Platon&rsquo;u alıkoymaya kalkmış fakat bu defa Platon ka&ccedil;abilmiş. <span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Platon&rsquo;dan bize &ouml;ğretileri dışında en b&uuml;y&uuml;k mirası bence tarihte ilk Akademi&rsquo;yi kurmasıdır. <span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span>Akademi yani bug&uuml;nk&uuml; &uuml;niversitelerin ilki. Kapısına da &ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">Geometri bilmeyen i&ccedil;eriye giremez</i>&rdquo; yazdırdı. Nasıl mı kurmuş? K&ouml;le olduğu zaman kurtulması i&ccedil;in fidye parasını &ouml;deyen arkadaşına parayı geri &ouml;demeye kalkar. O da kabul etmez. Platon&rsquo;da gidip o parayla yer satın alıp Akademi&rsquo;yi kurar. Platon, M.&Ouml;. 348 (veya 347) yılında &ouml;l&uuml;nceye kadar t&uuml;m &ccedil;alışmalarını işte bu Akademi&rsquo;de s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r; politikayla sadece teorik d&uuml;zeyde ilgilenmiş, eserlerini yazmış, Akademi&rsquo;de Aristoteles de dahil olmak &uuml;zere pek &ccedil;ok filozof yetiştirmiştir. Akademi&rsquo;yi kurmaktaki esas amacı ilim ve felsefe temelli bir politika eğitimi verip filozof-kralı yetiştirmekmiş. Platon&rsquo;un Akademisi&rsquo;nin varlığı M.S. 539 yılına kadar s&uuml;rd&uuml;. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gelelim eserlerine. Kaleme aldığı otuzdan fazla eseri g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar ulaşmıştır. Hepsini diyaloglar halinde yazmıştır. <span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span>Eserlerinin hepsi hem felsefi hem de edebi niteliktedir. <span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span>Platon&rsquo;un eserlerini, onun yaşamındaki d&ouml;nemlere g&ouml;re genel olarak &uuml;&ccedil; kategoriye ayırabiliriz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">İlki erken d&ouml;nem; bu eserlerinde bilgiyi ve inancın doğasını, ahlak ve erdemin kaynaklarını konu alır. Sokrates&rsquo;in Savunması (Apology), Charmides,&nbsp; Kriton, Euthyphro, Gorgias, </span><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Hippias I ve II, Ion, Laches, Lysis, Protagoras'ı sayabiliriz. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Orta d&ouml;nem eserleri ise Kratylos, Euthydemus, Meno, Parmenides, Phaidon, Phaidros, Devlet, Ş&ouml;len, Theaetetos&rsquo;tur. Genel olarak ilk ve ge&ccedil; d&ouml;nem arasındaki ge&ccedil;iş d&ouml;nemi eseridir. Daha &ouml;nceki eserlerinde Sokrates&rsquo;in etkisi &ccedil;ok y&uuml;ksektir. &Ouml;rneğin Meno&rsquo;da ilk defa kendi d&uuml;ş&uuml;ncelerini a&ccedil;ıklamaya başlar ve ilk defa y&ouml;ntem konusuna değinir. Kişinin bilgiye sahip olmasa da doğru y&ouml;ntemle &ouml;ğrenebileceğini ortaya koyar. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Ge&ccedil; d&ouml;nem eserlerini ise Critias, </span><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sofist, Devlet Adamı, Timaeus</span><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">,&nbsp;Philebus,&nbsp;Yasalar olarak sayabiliriz. Burada da daha &ccedil;ok bilgi, varlık, estetik konularında yazmıştır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Uzunca bir s&uuml;re kalacağız bu durağımızda. B&ouml;yle b&uuml;y&uuml;k bir filozofun g&ouml;r&uuml;şlerini tek tek incelemeye başlayacağız.<o:p></o:p></span></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe Hayatın Yolu, Bölüm 15 – Platon’un Mağara Alegorisi</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-15-platonun-magara-alegorisi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-15-platonun-magara-alegorisi</guid>
<description><![CDATA[ Platon, bu devlet ve yasalarını asla ütopya olarak görmez, gerçekçi hedef olarak görür. Yalnız, ona göre bu sistemi sağlayabilmenin koşulu... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202209/image_750x500_632976d09917c.jpg" length="81867" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 20 Sep 2022 11:25:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Platon, Mağara, Alegori, Sistem, Filozof, İlkçağ, Eğitim, Yönetici, Devlet, Cumhuriyet, İdea, İdealar Öğretisi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Yolumuz bu defa, &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k hatta felsefe tarihinin en b&uuml;y&uuml;k filozofu denilebilecek, Sokrates&rsquo;in &ouml;ğrencisi, Aristoteles&rsquo;in hocası olan <b style="mso-bidi-font-weight: normal;">Platon</b>&rsquo;la kesişiyor. Platon ilk sistem filozofudur. Felsefesinin merkezinde &ldquo;<b style="mso-bidi-font-weight: normal;">İdealar &Ouml;ğretisi</b>&rdquo; yer alır. O filozof kimliğinin dışında &ccedil;ok iyi bir edebiyat&ccedil;ıdır, otuzun &uuml;zerinde eser kaleme almıştır. Onun d&uuml;ş&uuml;ncelerini onaylamayabiliriz ancak felsefede a&ccedil;tığı &ccedil;ığırla insanlığın yolunu değiştirdiğini kabul etmemiz ka&ccedil;ınılmazdır. Alfred North Whitehead onun i&ccedil;in &ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">Avrupalı felsefi geleneğinin en genel &ouml;zelliği, onun Platon'a d&uuml;ş&uuml;lm&uuml;ş bir dizi dipnottan meydana gelmesidir</i>,&rdquo; demiştir.</p>
<p class="MsoNormal">Platon&rsquo;un g&ouml;r&uuml;şlerini anlayabilmenin en iyi başlangı&ccedil; noktası bence &ldquo;<b style="mso-bidi-font-weight: normal;">Devlet</b>&rdquo; adlı eserinde yer alan &ldquo;<b style="mso-bidi-font-weight: normal;">Mağara</b> <b style="mso-bidi-font-weight: normal;">Alegorisi</b>&rdquo;dir. Bu eserin orijinal adı &ldquo;Polite&iacute;a&rdquo;&rsquo;dır, İngilizce ismi &ldquo;Republica&rdquo; olup &uuml;lkemizdeki bazı kaynaklarda &ldquo;Cumhuriyet&rdquo; olarak anılır. Toplam on kitaptan oluşan bu eserin tamamını hocası Soktates&rsquo;in ağzından diyaloglarla yazılmıştır.</p>
<p class="MsoNormal">Mağara Alegorisi&rsquo;nin yer aldığı yedinci kitapta Sokrates, Platon&rsquo;un ağabeyi olan Glaukon ile konuşmaktadır. Başlamadan evvel s&ouml;ylemek isterim ki okuyacağınız metin t&uuml;m yedinci kitabı kapsadığı i&ccedil;in &ccedil;ok fazla bilgi ve detay i&ccedil;eriyor. Ancak Platon&rsquo;un felsefesi i&ccedil;in &ccedil;ok &ouml;nemli olduğundan hi&ccedil; kendi yorumu katmadan hemen hemen hi&ccedil;bir detayı da atlamadan hepsini kısaca aktarmak istedim.<span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></p>
<p class="MsoNormal">Sokrates&rsquo;in &ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">Şimdi bir grup insanın hi&ccedil; eğitim almamış olduklarını varsayalım. Hatta ş&ouml;yle bir benzetme yapalım</i>,&rdquo; s&ouml;z&uuml;yle başlar. Sonra mağara ve i&ccedil;inde yaşayan insanları tasvir etmesiyle devam eder.</p>
<p class="MsoNormal">Yeraltında mağarada yaşayan insanlar bulunur. Bu mağaranın girişi &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k ve mağaranın i&ccedil;i aşağıya doğru dik eğimlidir. Mağaranın aşağı doğru kısmında bir grup insan ta &ccedil;ocukluklarından beridir zincire vurulmuş olarak yaşamaktadırlar. &Ouml;yle sıkı zincirlenmişlerdir ki hareket edemezler ve hatta başlarını bile &ccedil;eviremezler. Mağaranın o kısmı &ccedil;ok karanlık. &Ouml;nlerindeki &ccedil;ok kısa bir mesafe dışında bir başka hi&ccedil;bir yeri g&ouml;rm&uuml;yorlar. Arkalarında al&ccedil;ak bir duvar &ouml;r&uuml;l&uuml;, zincirlenmiş insanlar sırtları duvara d&ouml;n&uuml;k olarak oturuyorlar. Bu duvarın ardında, yukarıdaki kısımda bir ateş yakılmış. Ateş, mağaradaki zincirlenmiş insanların arkasından yansıyor.</p>
<p class="MsoNormal">Al&ccedil;ak duvarın ardında da insanlar var. O insanlar ise taş, ahşap gibi malzemelerden yapılmış insan veya hayvan şeklindeki kuklaları taşıyorlar. Bu b&ouml;l&uuml;mdeki insanların bir kısmı konuşuyor bir kısmı da susuyor. Mağaranın i&ccedil;inde zincirlenmiş insanlar, arkadan gelen ateşin etkisiyle o insanlarla kuklaların sadece g&ouml;lgelerini g&ouml;rebiliyorlar ve onların uğultuları duyabiliyorlar.</p>
<p class="MsoNormal">Zincirlenmiş insanlar da kendi aralarında konuşuyorlar. G&ouml;rd&uuml;klerine isim veriyorlar ve isimlerle ger&ccedil;ek şeyleri anlattıklarını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorlar. Duydukları sesleri ise o g&ouml;rd&uuml;klerinin sesi zannediyorlar. Bu zincirlenmiş insanlar i&ccedil;in ger&ccedil;ek, esasında o nesnelerin g&ouml;lgeleri.</p>
<p class="MsoNormal">Sokrates bu tarifinden sonra &ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">Bu insanların zincirleri &ccedil;ıkarıldı ve her şeyi olduğu gibi g&ouml;rmeyi başladılar. Ne olacak</i>?&rdquo; diye sorar ve tek bir insan &uuml;zerinden konuşmaya devam eder.</p>
<p class="MsoNormal">İ&ccedil;lerinden birisini kurtarıp alalım, ayağa kaldıralım, kafasını &ccedil;evirip y&uuml;r&uuml;telim. Işığa baktığı zaman acı &ccedil;eker, g&ouml;zleri kamaşır. Yanından ge&ccedil;tiği bu nesnelerin ne olduğunu sorarsak şaşırır. Daha &ouml;nceden g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; şeylerin esasında g&ouml;lgeler olduğunu ve artık y&uuml;z&uuml;n&uuml;n ger&ccedil;eğe d&ouml;n&uuml;k ve ger&ccedil;eğe daha yakın olduğunu s&ouml;yleyelim. Eski g&ouml;rd&uuml;kleri yani g&ouml;lgeler ona daha ger&ccedil;ekmiş gibi gelir &ccedil;&uuml;nk&uuml; kendi g&ouml;zleriyle g&ouml;rd&uuml;kleri bizim g&ouml;sterdiklerimizden daha g&uuml;venilir gelir ona.</p>
<p class="MsoNormal">Bu kişiye dik ve zorlu yokuşu tırmandırmaya devam edelim ta ki mağaradan &ccedil;ıkıp g&uuml;n ışığı g&ouml;rmesini sağlayıncaya kadar. Kişi direnir &ccedil;&uuml;nk&uuml; &ccedil;ok canı yanıyordur. G&ouml;zleri de kamaştığı i&ccedil;in hi&ccedil;bir şey g&ouml;remez ve bizim ger&ccedil;ek diye adlandırdığımız nesnelere bakamaz.</p>
<p class="MsoNormal">Sonra Sokrates senaryoyu değiştirir; kişinin kendi iradesiyle yukarıya &ccedil;ıkma durumundan bahseder.</p>
<p class="MsoNormal">Eğer bu kişi kendisi yukarıya &ccedil;ıkmak isteyip ışığa alışarak yavaş yavaş &ccedil;ıkarsa &ouml;nce g&ouml;lgeleri g&ouml;r&uuml;r, ardından insanların sudaki yansımalarını ve daha sonra insanların kendilerini. (Su muhtemelen mağaranın dışında, metinde daha &ouml;nce hi&ccedil; sudan bahsetmemişti.) En son g&ouml;zlerini yukarıya &ccedil;evirip aya, g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne, yıldızlara bakar. Hepsinden sonra da g&ouml;zlerini g&uuml;neşe doğru &ccedil;evirir. Artık hedefi yansıması değildir. Sonrasında mevsimlerin, yılların ortaya &ccedil;ıkmasını sağlayan şeyin g&uuml;neş olduğunu anlar. Mağarada g&ouml;rd&uuml;kleri de d&acirc;hil olmak &uuml;zere, g&ouml;r&uuml;nen her şeyi g&uuml;neşin belirlediğini fark eder.<span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp; </span></p>
<p class="MsoNormal">T&uuml;m bu g&ouml;rd&uuml;klerinden sonra mağarayı ve mağaradaki zincirlenmiş arkadaşlarını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;nce kendi durumunun ne kadar iyi olduğunu fark eder. Onlar i&ccedil;in &uuml;z&uuml;l&uuml;r.</p>
<p class="MsoNormal">Mağaradayken bilgi durumlarına g&ouml;re (g&ouml;rd&uuml;kleri şeyleri bilme, hatırlama, tekrar ne zaman g&ouml;receklerine dair en iyi tahminde bulunma&hellip;) kendi aralarında kişilere değer veriyorlardı. O dışarıdaki i&ccedil;in artık bu değerlerin hi&ccedil;bir &ouml;nemi kalmaz, mağaradaki y&uuml;ksek değerde olan insanı kıskanmaz, tekrar onlar gibi olmak, orada yaşamak istemez. Ayrıca oraya d&ouml;necek olsa, hen&uuml;z daha g&ouml;zleri karanlığa alışmadan yeniden karanlığa dalsa, bu defa g&ouml;zleri g&ouml;lgeleri g&ouml;rmez. Mağaradaki insanlarda onunla dalga ge&ccedil;erler; mağaradan &ccedil;ıkmasının boşuna olduğunu ve g&ouml;zlerine de boşu boşuna zarar verdiğini s&ouml;ylerler. O ise onları kurtarıp dışarıya g&ouml;t&uuml;rmeye kalksa onu &ouml;ld&uuml;rmeye bile kalkabilirler.</p>
<p class="MsoNormal">Platon bundan sonra yine Sokrates&rsquo;in ağzından &ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">Glaukon! &Ouml;rneğimizi biraz &ouml;nce konuştuğumuz şeylere uyarlayalım</i>,&rdquo; diyerek tasarlamış olduklarını yorumlamaya başlar. Ancak bu yorumun doğruluğunun tartışılabileceğini ilave eder. Diyalogların bundan sonraki kısmını şu şekilde &ouml;zetleyebiliriz;</p>
<p class="MsoNormal">G&ouml;r&uuml;nen d&uuml;nya mağaradır. Mağaranın etrafındaki ateş de g&uuml;neştir. Mağaradan yukarıya &ccedil;ıkan yokuş ve yukarıda g&ouml;r&uuml;len şeyler ise ruhun d&uuml;ş&uuml;ncelerde y&uuml;kselişidir. (Dışarıdaki bu d&uuml;nyayı algılanır d&uuml;nya olarak adlandırmış.) Algılanır d&uuml;nyanın i&ccedil;inde iyi ideası vardır. İyi ve g&uuml;zel olan her şey ondan gelir. Algılanır d&uuml;nyadaki doğruluk ve kavrama, g&ouml;r&uuml;nen d&uuml;nyadaki ışığın dağılması da ondan gelir. İnsan, bunları kavradığı zaman kendi i&ccedil;inde ve dışında bilgece hareket etmeye başlar.</p>
<p class="MsoNormal">Buradan insanın iyi olma durumuna ge&ccedil;er. İyinin ne olduğunu anlayan insan, d&uuml;nyevi şeylerle pek ilgilenmez, hep bu iyinin yanında yer almak ister.</p>
<p class="MsoNormal">Bu kısımda aklıma Sokrates&rsquo;in s&ouml;ylediği &ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">İnsan bile bile yanlış yapmaz</i>,&rdquo; s&ouml;z&uuml; geldi. Ger&ccedil;ekten iyinin ne olduğunu &ouml;ğrendiğimizde k&ouml;t&uuml;den uzak duruyoruz galiba. Neyse metne geri d&ouml;nelim.</p>
<p class="MsoNormal">Eğer bir insan yukarıyı g&ouml;rm&uuml;şse ve tekrar diğer insanların yanına d&ouml;nd&uuml;yse &ouml;nce her şeyi muğl&acirc;k olarak algılar, karanlığa alışamaz. O insanlara esas doğruyu anlatmaya kalkarsa onlar tarafından garipsenir.</p>
<p class="MsoNormal">Akıllı insan, g&ouml;z&uuml;nde farklı iki sebepten bulanıklık &ccedil;ıkacağını bilir ya karanlıktan aydınlığa ya da aydınlıktan karanlığa ge&ccedil;miştir. S&ouml;z konusu d&uuml;ş&uuml;ncelerimiz de benzerdir. İnsan karşısındaki kişiye ya g&uuml;lebilir ya da eleştirebilir. O kişi ya aydınlıktan karanlığa gelmiştir ya da karanlıktan aydınlığa &ccedil;ıkıyordur. Bu durumlardan ilkinde o kişiye g&uuml;lebilir ancak aslında g&uuml;l&uuml;necek olan g&uuml;lendir, diğer durumda ise eleştirebilir.</p>
<p class="MsoNormal">İnsanın eğitimine ge&ccedil;er buradan. Der ki; &ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">İnsanlar eğitimin adeta k&ouml;r olan birine g&ouml;z vermek gibi, bilgiye sahip olmayan bir ruha bilgi vermek olduğunu zannediyorlar ama yanılıyorlar</i>.&rdquo; Ruhlar &ouml;ğrenme konusunda yeteneğe sahiptirler. Karanlıktan aydınlığa ge&ccedil;işte hem bedenin tamamında hem de ruhta değişiklik olur. Ruhun varlığa bakabilmesi i&ccedil;in sıradan şeyleri bırakması ve varlığın en aydınlık kısmı olan iyiye bakması gerekir. Ruhun iyiye d&ouml;nmesi i&ccedil;in en kolay y&ouml;ntem eğitimdir. Eğitimin amacı g&ouml;rme g&uuml;c&uuml;ne sahip olan ruhun doğru y&ouml;ne bakmasını &ouml;ğretmektir. Muhteşem değil mi?</p>
<p class="MsoNormal">D&uuml;ş&uuml;nme haricinde, ruh ile bedenin diğer g&uuml;&ccedil;leri birbirine denk olur. Başlangı&ccedil;ta denk değillerse bile &ccedil;abayla denk hale getirilebilir. D&uuml;ş&uuml;nme ise tanrısal bir g&uuml;&ccedil;t&uuml;r ve asla yok olmaz. Kendisine yol verildiği gibi iyi, k&ouml;t&uuml;, yararlı, zararlı şekillerle girer. B&uuml;y&uuml;k sıkıntılara yol a&ccedil;an insanların sorunu k&ouml;t&uuml; olmalarıdır. Esasında d&uuml;ş&uuml;nmeyi bilirler ve &ccedil;ok akılı da olabilirler. Hatta d&uuml;ş&uuml;nceleri geliştik&ccedil;e yapabilecekleri k&ouml;t&uuml;l&uuml;kler de artar. İşte b&ouml;yle bir ruha &ccedil;ocukluğundan itibaren verilecek eğitim ile doğru tarafa bakması sağlanabilir.</p>
<p class="MsoNormal">Platon, iyi bir y&ouml;netici ile mağara alegorisini bağladığı kısımlara ge&ccedil;iyor bundan sonra. Konuyu iyi bir y&ouml;neticinin &ouml;zelliklerine ve nasıl eğitilmesi gerektiğine getirmeden &ouml;nce toplumu oluşturan bireylerin yapması gerekenden bahseder. Doğası gereği iyi olan insanları doğru bilgiye y&ouml;nlendirerek karanlıktan aydınlığa &ccedil;ıkmalarının sağlanması gerektiğini; ancak tıpkı mağaranın dışına &ccedil;ıkmış kişi gibi yani yeterince iyiyi g&ouml;rm&uuml;ş olanlara ise dokunulmaması gerektiğini anlatır. Bunun da sebebinin toplumun ortak mutluluğa ulaşmasını sağlamak olduğunu s&ouml;yler.</p>
<p class="MsoNormal">Filozofların y&ouml;netici olmaları konusunda ise ş&ouml;yle bir ayrımda bulunur. Eğer filozof kendi kendisini yetiştirdiyse ondan y&ouml;netici olması talep edilmemelidir. Eğer filozofu devlet yetiştirdiyse o zaman topluma karşı sorumluluğu olduğu i&ccedil;in y&ouml;netici olması talep edilmelidir. Mağaradaki yansımaların ger&ccedil;eklerini &ccedil;ok daha iyi bildikleri i&ccedil;in bu filozoflar gerektiği zaman g&ouml;zlerini karanlığa alıştırarak o mağaraya d&ouml;nmelidirler. <span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal">&ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">Bir &uuml;lkede ne zaman ki y&ouml;netime bunu en az isteyen insanlar gelirlerse, o &uuml;lkede d&uuml;zen kurulur. Kurulu d&uuml;zen de en iyi d&uuml;zendir</i>.&rdquo; Bunun temel koşulu s&ouml;z konusu y&ouml;netimin filozoflara verilmesidir.</p>
<p class="MsoNormal">&ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">Bu &uuml;lkeyi y&ouml;neten insanlar zengindir, kastım akılları ve erdemleri olmasıdır. İnsanlar ancak b&ouml;yle zenginlikle mutlu olurlar. &Ouml;te yandan bir &uuml;lkede iktidara geldikleri zaman, ama&ccedil;ları kendilerini zenginleştirmek olan insanlar varsa o &uuml;lkede d&uuml;zen yoktur. Bu durumda herkes y&ouml;netici olmak isteyecek, iktidar i&ccedil;in m&uuml;cadele artacak ve sonu&ccedil; olarak bu m&uuml;cadele hem kişilere hem de devlete zarar verecektir</i>,&rdquo; diye a&ccedil;ıklamalarını s&uuml;rd&uuml;r&uuml;r. Bu y&ouml;neticilerin eğitiminin kolay olmadığını, bu eğitimin esasında ruhun karanlıktan aydınlığa ge&ccedil;mesi yani ger&ccedil;ek varlığa y&uuml;kselmesi ve bunun da ger&ccedil;ek felsefe olduğunu s&ouml;yler.</p>
<p class="MsoNormal">Platon t&uuml;m bunları bence bilerek diyaloglar halinde yazmış. &Ouml;ncelikle hocası Sokrates&rsquo;in y&ouml;ntemini kullanmak istemiş. İkincisi, insan okurken bu soruları &ouml;nce kendisi cevaplamaya &ccedil;alışıyor sonra okumaya devam ediyor. Kişi okurken uyumuyor, her daim okuduklarının i&ccedil;inde sorgulama yapıyor, zamanımızın post-modern romanları gibi bir nevi. Ayrıca Platon&rsquo;un bu t&uuml;r yazması sayesinde okuyucu, yazıdan, konudan kopmadan bu kadar yığılı bilgiye ulaşabiliyor.</p>
<p class="MsoNormal">Gelelim bu eğitimin hangi bilimleri i&ccedil;erdiği konusuna. Jimnastik ve m&uuml;zik. Bunlar bir askerin alması gereken eğitimlerdir. Sonra sayılar ve matematik. Matematiği &ouml;zellikle &ouml;ğrenme zorluğu &ccedil;ekenlere tavsiye eder &ccedil;&uuml;nk&uuml; ona g&ouml;re matematik bilimi &ouml;ğrenmiş olanların d&uuml;ş&uuml;nce g&uuml;&ccedil;leri artar. Akabinde geometri. Geometrinin ise değişmeyen bilgi olduğu i&ccedil;in, ruhumuzun &ouml;z&uuml;n&uuml; y&uuml;kseltmeye yaradığına, bilim sevgisini arttırdığına ve aşağıda kalmayı değil yukarıya &ccedil;ıkmayı sağladığına inanır. Ayrıca diğer bilimleri kolayca kavramayı sağlar. Sonra astronomi ve de en son olarak diyalektik yani mantık biliminin eğitimi verilmelidir.</p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span>&ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">Bir insan sadece akıl y&uuml;r&uuml;tme yoluyla ya da duyu organlarını kullanmadan nesnelerin &ouml;z&uuml;ne ulaşabilir ve ardından da iyinin &ouml;z&uuml;ne giderse, buna ulaşana kadar durmazsa o zaman g&ouml;r&uuml;lebilen d&uuml;nyanın sonuna gelmiştir, artık algılanan d&uuml;nya da sonlanır</i>.&rdquo; Başlangı&ccedil;taki alegorisine geri d&ouml;ner.</p>
<p class="MsoNormal">Diyaloglar burada bitmez ama az kaldı. Bilginin &ccedil;eşitlerine ge&ccedil;er. Ondan sonra hangi kişilik &ouml;zelliklerine sahip kişilerin, ka&ccedil; yaşlarında, hangi eğitimleri alması gerektiğini konuşurlar. Bu se&ccedil;imleri de yine mantık y&uuml;r&uuml;terek tespit ederler. En cesur, en kuvvetli, en g&uuml;zel, akıllı ve doğaları gereği iyi olmalarının yanında verilecek eğitime uygun insanlar olmalıdır. Anlatılanları kolayca akıllarında tutanlar, &ouml;ğretilenleri unutmayanlar, yorumlayabilenler ve t&uuml;m eğitimi almaya razı olanlar olmalıdır.</p>
<p class="MsoNormal">Matematik, geometri ve mantık dışındaki bilimlere &ccedil;ocukluktan itibaren başlanmalıdır. Ancak eğitim zorla yaptırılmamalıdır. Eğitimden &ccedil;ocuklar keyif almalıdır &ccedil;&uuml;nk&uuml; zorla &ouml;ğrenilen şey akılda kalmaz. Yaklaşık yirmi yaşına geldiklerinde i&ccedil;lerinden &uuml;st&uuml;n olanlar se&ccedil;ilip, tekrar eğitime tabi tutulmalıdır. Otuzlu yaşlarına geldiklerinde branşsal olarak nelere yatkın olduklarına bakılmalıdır. Ondan sonra diyalektik yani mantık verilmelidir. Erken yaşta asla diyalektik &ouml;ğretilmemelidir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu durumda &ouml;ğrenciler fikirleri &ccedil;&uuml;r&uuml;tmeyi oyun olarak g&ouml;r&uuml;rler. Ama&ccedil; doğruyu &ouml;ğrenmektense fikirlerin tam zıddını s&ouml;ylemek halini alır. Bu da belli bir s&uuml;re sonra onları inan&ccedil;sızlaştırır. Bunun sonucunda halkın g&ouml;z&uuml;nde hem kendileri hem de felsefe değerini yitirir. İnsan b&uuml;y&uuml;d&uuml;ğ&uuml; zaman ise diyalektiği oyun olarak g&ouml;rmez, doğruyu &ouml;ğrenmek i&ccedil;in kullanır beraberinde felsefe de değer kazanır.<span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp; </span>Mantık eğitimi de beş yıl s&uuml;rer. Sonrasında bu kişileri tekrar mağaraya sokmak gerekir. Orada onları g&ouml;zlemlemeliyiz. Yaklaşık on beş yıl sonra b&uuml;t&uuml;n konularda diğerlerinden &uuml;st&uuml;n olanların son kısım olan her şeyi aydınlatan varlığa bakmalarını sağlamalıyız. İyinin kendisini g&ouml;rd&uuml;kten sonra artık insanları d&uuml;zen i&ccedil;inde y&ouml;netebilen iyi bir y&ouml;netici olacaklardır. Yaşamlarının bundan sonrasında gerektiği zaman siyasetle uğraşıp geri kalan zamanlarında bol bol felsefeyle uğraşacaklardır. Ama&ccedil;ları ise kendileri i&ccedil;in şan ş&ouml;hret kazanmak değil, halkın ve devletin devamını sağlayabilmek i&ccedil;in kendileri gibi vatandaşlar yetiştirmek olacaktır. Bunları tamamladıktan sonra Mutlular Adası&rsquo;na (iyilerin &ouml;ld&uuml;kten sonraki mek&acirc;nı) gideceklerdir.</p>
<p class="MsoNormal">Bildiğiniz &uuml;zere eski Yunan&rsquo;da kadınların, &ccedil;ocukların, k&ouml;lelerin ve yurttaş olmayan erkeklerin y&ouml;netime katılma hakkı yoktu. Platon ise erkeklerle kadınları eşit kabul eder hem eğitim almaları hem de ilerleyen aşamada y&ouml;netime katılmaları konusunda ayrım yapmaz, &ldquo;&hellip; <i style="mso-bidi-font-style: normal;">belirttiğimiz doğaya sahip olan kadınlar da erkeklerle aynı durumda olacaktır</i>,&rdquo; der.</p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span>S&ouml;z konusu bu devlet ve yasalarını asla &uuml;topya olarak g&ouml;rmez, ger&ccedil;ek&ccedil;i hedef olarak g&ouml;r&uuml;r. Yalnız, ona g&ouml;re bu sistemi sağlayabilmenin koşulu devleti bir ya da birka&ccedil; filozofun y&ouml;netmesidir.</p>
<p class="MsoNormal">Platon&rsquo;un felsefesine başlangı&ccedil; yaptığımız b&ouml;l&uuml;m&uuml;n sonuna geldik. Daha sonraki b&ouml;l&uuml;mlerde onun yaşam &ouml;yk&uuml;s&uuml; ve varlık felsefesi başta olmak &uuml;zere t&uuml;m felsefelerini inceleyeceğiz.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türklerin Yaratılış Mitolojisi</title>
<link>https://edebiyatblog.com/turklerin-yaratilis-mitolojisi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/turklerin-yaratilis-mitolojisi</guid>
<description><![CDATA[ Daha hiçbir şey yokken sadece su varmış. Güneş, ay, toprak yokmuş. Tanrı yalnız başına suyun üstünde uçmaktaymış... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202209/image_750x500_631f4bdbb80cf.jpg" length="81757" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 12 Sep 2022 18:21:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>mitoloji, Türk, Mitolojisi, Kayra Han, Bay Ülgen, Vakvak, Ağacı, Albıs, Töröngöy, Edji, MayTere, ŞalJime</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: left;">Her T&uuml;rk topluluğunun, birbirine benzer &ouml;ğeler i&ccedil;eren evrenin yaratılışına ilişkin kendi mitolojileri bulunmaktadır. Bunlardan &ouml;n plana &ccedil;ıkan ise Altay T&uuml;rkleri&rsquo;nin efsaneleridir. İki b&uuml;y&uuml;k araştırmacı olan Radloff (Altay Yaratılış Efsanesi) ve Verbitsky&rsquo;nin (Altay Efsanesi) derlemiş olduğu metinlerden T&uuml;rk Mitolojisi hakkındaki temel bilgilere erişebiliyoruz. Sayın Hocamız Prof Dr. Yaşar &Ccedil;oruhlu&rsquo;nun &ldquo;T&uuml;rk Mitolojisinin Kısa Tarihi&rdquo; adlı eseri bana bu &ccedil;alışmamı yazarken yol g&ouml;sterdi, kendisine buradan saygılarımı sunuyorum.</p>
<p class="MsoNormal">Hadi başlayalım.</p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Daha hi&ccedil;bir şey yokken sadece su varmış. G&uuml;neş, ay, toprak yokmuş. Tanrı yalnız başına suyun &uuml;st&uuml;nde u&ccedil;maktaymış. (Tanrı bazı kaynaklarda Bay &Uuml;lgen, bazı kaynaklarda ise Kayra Han olarak anılıyor.) Tanrı u&ccedil;arken su dalgalanmış, Ak Ana (Ak-Ene) sudan &ccedil;ıkmış ve Tanrı&rsquo;ya &ldquo;Yarat!&rdquo; demiş ve yaratırken de &rsquo;Yaptım oldu!&rsquo; de, başka bir şey s&ouml;yleme! Hele yaratırken, &lsquo;Yaptım olmadı!&rsquo; deme,&rdquo; deyip tekrar suyun i&ccedil;ine d&ouml;nm&uuml;ş. Tanrı, Ak Ana&rsquo;nın s&ouml;z&uuml;n&uuml; tutmuş ve kendine benzer bir varlık yaratmış, adını &ldquo;Kişi (İnsan)&rdquo; koymuş. Tanrı ve Kişi siyah kazlar gibi suyun &uuml;st&uuml;nde u&ccedil;maya başlamışlar. Bir s&uuml;re sonra Kişi yaratanından daha y&uuml;ksekte olmak istemiş ancak y&uuml;kselmek yerine aşağıya, suya d&uuml;şm&uuml;ş. Boğulmak &uuml;zereyken Tanrı&rsquo;ya onu kurtarması i&ccedil;in yalvarmış. Tanrı &ldquo;Ey insan, sudan dışarı &ccedil;ık!&rdquo; emrini verince Kişi kurtulmuş. <o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Daha sonra Tanrı &ldquo;Sağlam bir taş olsun,&rdquo; demiş ve denizden sert bir taş dışarıya fırlamış, Kişi ile birlikte bu taşın &uuml;st&uuml;nde oturmuşlar. <o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Tanrı bu defa d&uuml;nyayı yaratmayı d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;ş ve Kişi&rsquo;ye suyun dibine dalıp toprak &ccedil;ıkarması emrini vermiş. Kişi suya dalmış avucuyla toprak getirmiş. Tanrı toprağı denizin &uuml;st&uuml;ne savururken &ldquo;Yery&uuml;z&uuml; olsun,&rdquo; demiş ve yery&uuml;z&uuml; oluşmuş. Tanrı tekrar toprak getirmesi emrini vermiş. Bu defa Kişi aşağı inince iki avu&ccedil; toprak almış. Birini Tanrı&rsquo;ya vermiş, diğerini kendisine yery&uuml;z&uuml; yapabilmek i&ccedil;in ağzında saklamış. Tanrı yine toprağı savurmuş ve toprak kalınlaşmış. Kişi&rsquo;nin ağzının i&ccedil;indeki toprak da kabarmış, boğazını tıkamış, neredeyse &ouml;l&uuml;yormuş. Kişi Tanrı&rsquo;dan ka&ccedil;mış, uzağa gittiğini d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; anda Tanrı&rsquo;yı yanında g&ouml;rm&uuml;ş. Boğulmak &uuml;zereyken Tanrı&rsquo;ya onu kurtarması i&ccedil;in yalvarmış. Tanrı&rsquo;ya yery&uuml;z&uuml; yapabilmek i&ccedil;in toprağı ağzında sakladığını itiraf etmiş. Tanrı&rsquo;nın emriyle toprağı ağzından t&uuml;k&uuml;rm&uuml;ş ve o topraktan yery&uuml;z&uuml;ndeki k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;amur tepecikleri oluşmuş. Tanrı Kişi&rsquo;ye demiş ki; &ldquo;Artık g&uuml;nahk&acirc;rsın, bana k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmayı d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;n, sana itaat eden halkın ruhu da aynı şekilde k&ouml;t&uuml; olacak. Bana itaat eden halkın ruhu kutsal olacak. Onlar g&uuml;neşi, ışığı g&ouml;recekler... Senin adın Erlik olsun. Kim g&uuml;nahlarını benden gizlerse o senin olsun. Senin g&uuml;nahlarından sakınan da benim olsun.&rdquo; <o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Sonrasında dalsız tek bir ağa&ccedil; b&uuml;y&uuml;m&uuml;ş. Tanrı onu g&ouml;rm&uuml;ş ve dalsız tek bir ağaca bakmayı hoş bulmamış. Tanrı bu ağacın dokuz dalı olsun, dokuz dalın ucunda dokuz insan oluşsun, her bir insandan dokuz halk oluşsun istemiş ve hepsi olmuş. (S&ouml;z konusu bu ağa&ccedil;tan insanlar yere d&uuml;şerken &ldquo;Vak vak,&rdquo; diye sesler &ccedil;ıkardıkları i&ccedil;in Vakvak Ağacı olarak anılır.)<o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Erlik bazı sesler duymuş ve bu seslerin nereden geldiğini Tanrı&rsquo;ya sormuş. Tanrı hem kendisinin hem de onun efendi olduklarını ve bu seslerin kendi halkından geldiğini s&ouml;ylemiş. Erlik halkını kendisi yaratabilecekken, Tanrı&rsquo;nın yarattığını istemiş. <o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">O halkı incelemek i&ccedil;in yanlarına gitmiş; insanları, hayvanları ve diğer t&uuml;m canlıları g&ouml;rm&uuml;ş. Fark etmiş ki halk sadece tek bir ağa&ccedil;tan ve o ağacın belli dallarında bulunan meyvelerden yiyorlar. Bunun sebebini sormuş. İnsanlardan biri, bu ağacın d&ouml;rt dalındaki meyveleri yememeleri gerektiğini sadece g&uuml;n doğduktan sonraki oluşacak olan beş dalındaki meyveleri yiyebilecekleri ve bunun Tanrı&rsquo;nın emri olduğunu s&ouml;ylemiş. Ayrıca Erlik&rsquo;i engellemek i&ccedil;in k&ouml;pek ve yılanı g&ouml;revlendirdiğini ilave etmiş, o yaklaşmaya kalkarsa k&ouml;pek onu yakalayacak, yılan da onu sokacakmış. <span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span><o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Erlik ağaca yaklaşmış, T&ouml;r&ouml;ng&ouml;y&rsquo;e (insanlardan birinin adı) Tanrı&rsquo;nın beş daldan yenilmesi, d&ouml;rt daldan yenilmemesi konusunda yalan s&ouml;ylediği, tam tersini yemeleri gerektiğini s&ouml;ylemiş. O sırada yılan uykuya dalmış. Şeytan Erlik, yılanın i&ccedil;ine girmiş ve ona ağaca &ccedil;ıkmasını s&ouml;ylemiş. Yılan ağaca &ccedil;ıkınca Tanrı&rsquo;nın yasakladığı meyvelerden yemiş. T&ouml;r&ouml;ng&ouml;y ve birlikte yaşadığı kadın Edji&rsquo;ye de yemelerini s&ouml;ylemiş. T&ouml;r&uuml;ng&ouml;y reddetmiş fakat Edji yemiş ve &ccedil;ok tatlı bulduğu i&ccedil;in meyveyi T&ouml;r&ouml;ng&ouml;y&rsquo;&uuml;n ağzına s&uuml;rm&uuml;ş. Anında her ikisinin de t&uuml;yleri d&ouml;k&uuml;lm&uuml;ş ve utandıkları i&ccedil;in birer ağacın arkasına saklanmışlar. O sırada Tanrı gelmiş. B&uuml;t&uuml;n halk ağa&ccedil;ların arkasına saklanmış. Tanrı neler olduğunu sormuş. Edji cevaplamış; yasakladığı meyveyi yediğini ve T&ouml;r&ouml;ng&ouml;y&rsquo;&uuml;n ağzına s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; s&ouml;ylemiş. Tanrı neden b&ouml;yle yaptığını sorunca da yılanın &ldquo;Ye,&rdquo; dediğini s&ouml;ylemiş. Yılana nedenini sorunca, o da i&ccedil;ine şeytan girdiğini, nasıl girdiği sorusuna ise uyuduğu i&ccedil;in girdiğini s&ouml;ylemiş. K&ouml;peğe neden şeytanı yakalamadığını sorunca o da şeytanı g&ouml;zlerinin g&ouml;rmediği s&ouml;ylemiş.<span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp; </span><span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span>. <o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Tanrı hepsini cezalandırmış. Yılana artık şeytan olduğunu, insanların ona d&uuml;şman olacaklarını, onu d&ouml;v&uuml;p &ouml;ld&uuml;receklerini bildirmiş. K&ouml;peğe ise insanların ona &ccedil;ok k&ouml;t&uuml; davranacaklarını s&ouml;ylemiş. Edji&rsquo;ye şeytana uyduğu i&ccedil;in artık &ouml;l&uuml;ml&uuml; olacağını, &ccedil;ocuk doğuracağını ve şiddetli ağrılar &ccedil;ekeceğini, T&ouml;r&ouml;ng&ouml;y&rsquo;e ise şeytanı dinlediği i&ccedil;in artık şeytanın adamı olduğunu, kendisine d&uuml;şman sayacağını, şeytana uyarak artık onun dengi olma fırsatını ka&ccedil;ırdığını s&ouml;ylemiş. Artık insan yaratmayacağını ve insanın kendi soyunu kendisinin &uuml;reteceğini eklemiş. Onların dokuz oğlu ve dokuz kızı olacağını belirtmiş.<o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Tanrı en son olarak Erlik&rsquo;e insanları neden kandırdığını sormuş. O da Tanrı&rsquo;dan halkını istediğini ama kendisine vermediğini s&ouml;ylemiş. İnsanlara nasıl k&ouml;t&uuml;l&uuml;k edeceğini, onları nasıl birbirine d&uuml;ş&uuml;receğini anlatmış.<span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp; </span><o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Tanrı son olarak, &ldquo;Sizi yerin &uuml;&ccedil; kat altına, G&uuml;neş&rsquo;i ve Ayı olmayan karanlıklar &uuml;lkesine atacağım, yiyeceğinizi de vermeyeceğim, kendi g&uuml;c&uuml;n&uuml;zle kendinizi doyurun, sizinle konuşmaya gelmeyeceğim, size May Tere&rsquo;yi g&ouml;ndereceğim, her şeyi o size &ouml;ğretsin,&rdquo; demiş ve kendisi i&ccedil;inde g&ouml;ğ&uuml;n on yedinci katında bir nur &acirc;lemi yaratarak oraya &ccedil;ekilmiş.<o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;"><span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span>May Tere, Tanrı&rsquo;nın emrettiği gibi Erlik&rsquo;e ve halka her şeyi &ouml;ğretmiş. Bir s&uuml;re sonra Erlik, May Tere&rsquo;den Tanrı&rsquo;ya onun katına &ccedil;ıkabilmesi i&ccedil;in yalvarmasını istemiş, May Tere&rsquo;nin altmış iki yıl dua etmesi sonucunda Tanrı, Erlik&rsquo;i g&ouml;ğe y&uuml;kseltmiş. Tanrı&rsquo;nın rızasıyla Erlik, g&ouml;kte kendi d&uuml;nyasını yaratmış. Erlik&rsquo;in yarattığı k&ouml;t&uuml; varlıklarla şeytanlar orada &ccedil;oğalmışlar. <span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span>Tanrı&rsquo;nın halkının yanında yaşayan Mandı Şire, Erlik&rsquo;in g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde rahat yaşamasından rahatsız olmuş. Tanrı&rsquo;ya kızdığı i&ccedil;in, Erlik ile tek başına savaşmaya gitmiş. G&uuml;c&uuml; onu yenmeye yetmemiş. Mandı Şire Tanrı&rsquo;ya Erlik&rsquo;in halkı ile yery&uuml;z&uuml;nde yaşayan halk arasındaki eşitsizliğini anlatmış, Erlik&rsquo;i g&ouml;ndermek i&ccedil;in savaş a&ccedil;tığını ve başarısız olduğunu s&ouml;ylemiş. Tanrı, kimsenin kendinden daha g&uuml;&ccedil;l&uuml; olmadığı belirterek şimdilik Mandı Şire&rsquo;nin Erlik&rsquo;ten daha g&uuml;&ccedil;s&uuml;z olduğunu s&ouml;ylemiş. Belli bir s&uuml;re sonra Mandı Şire&rsquo;nin Erlik&rsquo;ten daha g&uuml;&ccedil;l&uuml; olacağını, o zaman geldiğinde ona s&ouml;yleyeceğini ve işte o zaman Erlik&rsquo;i yeneceğini s&ouml;ylemiş.<span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp; </span><o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Uzun s&uuml;re ge&ccedil;miş. Mandı Şire zamanın geldiğini d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;ş. Tanrı&rsquo;nın yanına gitmiş ve onun rızasını alarak g&uuml;&ccedil;lenmiş. Silah istemiş, Tanrı ona cirit vermiş. Mandı Şire Erlik&rsquo;in g&ouml;kteki yerini par&ccedil;alamayı başarmış. Oradan d&uuml;nyaya d&uuml;şen par&ccedil;alar, o zamana kadar yery&uuml;z&uuml;nde olmayan taşları, kayaları, ağa&ccedil;lı dağları meydana getirmiş. Erlik&rsquo;e bağlı bulunanları da g&ouml;kten atmış, onlar yere &ccedil;arparak &ouml;lm&uuml;şler. <o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">G&ouml;kteki yerini kaybeden Erlik sırasıyla kendisine &ouml;nce bir tarlalık, sonra beş kula&ccedil;lık yer vermesi i&ccedil;in Tanrı&rsquo;ya yalvarmış. Ancak Tanrı reddetmiş. En sonunda Erlik elindeki sopayı yere batırmış ve sopanın ucu kadar yer vermesi i&ccedil;in yalvarmış. Tanrı bu defa kabul etmiş. Fakat Erlik toprağın &uuml;st&uuml;nde g&ouml;k yaratmaya &ccedil;alışınca Tanrı &ccedil;ok kızmış. Erlik&rsquo;i engellemiş. Erlik&rsquo;in yeraltına doğru d&uuml;nyasını yaratmasını emretmiş ve ona artık g&uuml;neş y&uuml;z&uuml; g&ouml;remeyeceğini bildirmiş. &Ccedil;ok sonra, d&uuml;nyanın sonu geldiğinde onu yargılayacağını s&ouml;ylemiş. Eğer o zaman k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten vazge&ccedil;miş olursa, Tanrı onun iyi biri olduğuna karar verirse ancak o zaman kendi katına alacağını s&ouml;ylemiş. Aksi takdirde tekrar uzaklaştıracağını belirtmiş. Erlik &ouml;l&uuml;leri yanına almak istemiş ama Tanrı kabul etmemiş. Erlik yalnız kalacağından şik&acirc;yet etmiş. Tanrı ona sahip olmak istediklerini kendisinin yaratmasını s&ouml;ylemiş. Tanrı&rsquo;nın rızasını aldığı i&ccedil;in Erlik bir k&ouml;r&uuml;k yapmış ve altına bir aksam yerleştirmiş. Yukarıdan &ccedil;eki&ccedil;le k&ouml;r&uuml;ğe vurduk&ccedil;a alttan bir şeyler beliriyormuş; bir kurbağa; bir yılan, bir ayı... B&ouml;ylece devam etmiş ta ki k&ouml;t&uuml; ruhlar olan Almıs ve Şulumıs&rsquo;ı yaratıncaya kadar. Tanrı kızmış Erlik&rsquo;in elindekileri ateşe atmış. Ateşe altılan k&ouml;r&uuml;kten bir kadın ve kıska&ccedil;la &ccedil;eki&ccedil;ten ise bir erkek ortaya &ccedil;ıkmış. Tanrı her ikisine de sırayla t&uuml;k&uuml;rm&uuml;ş. Kadına t&uuml;k&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;nde &ccedil;ok k&ouml;t&uuml; kokan bir balık&ccedil;ıla, erkeğe t&uuml;k&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;nde ise o da bir t&uuml;r sı&ccedil;ana d&ouml;n&uuml;şm&uuml;ş. <o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Sonra Tanrı yery&uuml;z&uuml;ndeki halkına d&ouml;nm&uuml;ş. Onlar i&ccedil;in gerekli her şeyi yarattığını s&ouml;ylemiş. Onlardan onun i&ccedil;in iyi şeyler yapmalarını istemiş. Artık uzaklara gideceğini ve uzun s&uuml;re gelmeyeceğini ancak d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;nde insanların iyilik ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerine bakıp yargılayacağını s&ouml;ylemiş. Ayrıca onları &ldquo;Şeytan sizden yemek isterse siz verin ama siz şeytanın yemeğini yemeyin &ccedil;&uuml;nk&uuml; o zaman onlardan olursunuz,&rdquo; diye &ouml;ğ&uuml;tlemiş. Kendisine ihtiya&ccedil; duymaları halinde &ccedil;ağırdıklarında onun yanına geleceklerini de eklemiş. <o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Gitmeden evvel bazı kişileri g&ouml;revlendirmiş; Japkara, Manda Şire, Şal Jime, Podo-S&uuml;nk&uuml;. <o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Podo-S&uuml;nk&uuml;&rsquo;ye g&uuml;neşi ve ayı y&ouml;r&uuml;ngesinde sabit tutması g&ouml;revini vermiş. Mandı Şire&rsquo;ye yery&uuml;z&uuml;n&uuml; ve g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml; beklemesini s&ouml;ylemiş. İnsanlara t&uuml;m iyilikleri &ouml;ğretmeye devam etmesini buyurmuş. Ayrıca insanlara yaşamaları i&ccedil;in gerekli olan işleri nasıl yapacaklarını da &ouml;ğretmesini istemiş. Japkara&rsquo;nın g&ouml;revi ise hep Erlik&rsquo;i izlemesiymiş. Erlik &ouml;l&uuml;leri almak isterse Manda Şire&rsquo;ye s&ouml;yleyecekmiş. Şal Jime&rsquo;ye her şeyin yavrusunu ile i&ccedil;ki i&ccedil;miş insanları korumasını g&ouml;revini vermiş. Ayrıca eceliyle veya Tanrı&rsquo;nın, beylerinin uğruna savaşıp &ouml;lenleri Tanrı&rsquo;nın yanına g&ouml;t&uuml;rmek g&ouml;revini de ona vermiş. Ancak intihar edenlerin, zenginden &ccedil;alanların ve başkasına d&uuml;şman olanların &ouml;l&uuml;s&uuml;n&uuml; almamalıymış. Bir g&ouml;revi de k&ouml;t&uuml; ruhları g&ouml;zetlemek ve eğer bu k&ouml;t&uuml; ruhlar yery&uuml;z&uuml;ne &ccedil;ıkmaya kalkarsa May Tere&rsquo;ye haber vermekmiş. May Tere&rsquo;nin g&ouml;revi ise k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; iyilikten uzak tutmakmış. Tanrı gitmiş. <span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span><o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Tanrı gittikten sonra Mandı Şire insanlara g&uuml;ndelik hayatlarında kullanacakları t&uuml;m iyilikleri &ouml;ğretmiş. İşini tamamladıktan sonra gitme zamanı gelmiş ve bir r&uuml;zg&acirc;rın oluşturduğu hortumla yery&uuml;z&uuml;nden ayrılmış. Japkara insanlara Mandı Şire&rsquo;nin Tanrı&rsquo;nın yanına gittiğini a&ccedil;ıklamış. Onu aramamalarını tembihlemiş. Kendisinin de Tanrı&rsquo;nın bir el&ccedil;isi olduğunu ve Tanrı&rsquo;nın yaşamasını s&ouml;ylediği &uuml;lkede yaşayacağını s&ouml;ylemiş. Son olarak insanların Tanrı&rsquo;dan &ouml;ğrendiklerinden sapmamalarını isteyerek kaybolup gitmiş.<o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Önlükten Kazağa</title>
<link>https://edebiyatblog.com/onlukten-kazaga</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/onlukten-kazaga</guid>
<description><![CDATA[ Bundan otuz sene önce bu oda, yine aynı manzarayla karşılaşmıştı... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202208/image_750x500_62ff40e95b3d6.jpg" length="47149" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 19 Aug 2022 10:50:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>hikaye, kurgu, sahte, anı, kız, erkek, çocuk, hafıza, okul</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-no-proof: yes;">Ahmet yine kuşluk vaktinde kalktı. Daha doğrusu annesi kaldırdı. &ldquo;Hadi oğul, sabah namazı vakti.&rdquo; Ahmet isteksizce g&ouml;zlerini a&ccedil;tı. B&uuml;t&uuml;n kardeşleri halen koyun koyuna uyuyorlardı. Ge&ccedil; yattığı gecelerin sabahında olduğu gibi &ldquo;Birazcık daha uyuyam be kız. Ne olur bırak be kız. Yatak sıcak be kız. Kız ana ya&hellip;&rdquo; demek istedi. O sabahlarda annesi bu laflara pes etmez kalkıncaya kadar d&uuml;rter dururdu onu. Bazen bu d&uuml;rtmeler işe yaramaz &ouml;nce babasının g&uuml;rleyen sesi duyulurdu kapının ardından. O da yetmezse babası Ahmet&rsquo;i tekme tokat d&ouml;şekten kaldırırdı. Korkuyla uyanan k&uuml;&ccedil;&uuml;k kardeşleri ağlamaya başlardı. Ahmet babasının g&uuml;rleme sesini duymadan fırlardı yataktan, h&acirc;l&acirc; sızlayan, acıyan etlerini hissederek. &Uuml;st&uuml;ne hırkasını ge&ccedil;irdi. Bah&ccedil;edeki hel&acirc;ya girdi. &Ccedil;ıkınca tuvaletin bir duvarına bitişik yapılmış yalakta ellerini yıkadı. Titreye titreye abdestini aldı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-no-proof: yes;">Odaya d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;nde kardeşlerinin hepsi kalkmış, annesi d&ouml;şekleri toplamış, babası namaza durmuştu. Dedesi evlerini inşa ederken bu odanın kapısının yerini Kıble&rsquo;ye g&ouml;re belirlemişti. Hatta t&uuml;m evi bu odanın kapısına g&ouml;re ayarlamıştı. O namaz kılarken biri &ouml;n&uuml;nden yanından ge&ccedil;mesin, kapıdan baksın arkasını g&ouml;rs&uuml;n, onun da namazı bozulmasın, ge&ccedil;en kişi de mekruh davranışta bulunmuş olmasın diye yapmıştı bunu. Ahmet seccadesini babasının arka &ccedil;aprazına serdi. Niyet edip &ldquo;Allah&uuml; Ekber&rdquo;&nbsp;deyip başladı namazına. Namazını kılarken aklında okulu vardı. D&uuml;n gece yorganın altında minik feneriyle tamamlamıştı matematik &ouml;devini. Okumak ne g&uuml;zel şey! &Ouml;ğretmenim &ccedil;ok sevinecek bitirdiğimi g&ouml;r&uuml;nce. Bug&uuml;n teneff&uuml;slerde kitabımın kalan sayfalarını okurum. Zati sonra bubam beni bekler. &Ccedil;ok taşıncak şey kaldıydı. Olsun be. Taşırım ben onları hemencik. Yarınki sınava da akşam gene yorgan altında &ccedil;alışırım. Ahmet secdeye vardı. Allah&rsquo;ım sen izin ver, b&uuml;y&uuml;y&uuml;nce &ouml;ğretmen olayım. Doğruldu. Seneye kasabadaki o &ouml;ğretmen okulunda okuyayım. Tekrar secdeye vardı. &Uuml;niversiteyi de Ankara&rsquo;da. Ayağa kalktı. Bubam gibi, onun bubası, hatta onunda bubası gibi bu k&ouml;y&uuml;n al-sat&ccedil;ısı olmayayım. Bu k&ouml;yden gideyim. Az kaldı, son sene. Lise, &uuml;niversite sonra başka k&ouml;yler belki başka kasabalar&hellip; Babası başını &ouml;nce sağa &ccedil;evirdi, o da &ldquo;Es Selamu Aleykum ve Rahmetullah&rdquo; sonra sola &ccedil;evirdiler, &ldquo;Es Selamu Aleykum ve Rahmetullah&rdquo;. Ahmet seccadesini yerden aldı, katladı, kenardaki hasır sepetin i&ccedil;ine koydu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-no-proof: yes;">&ldquo;Ne &ccedil;abuk bitirdin lan namazını?&rdquo; Babası ona bakıyordu. Hızlıca yanına gitti, eğilip yerden onun seccadesini alırken; <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-no-proof: yes;">&ldquo;Sen daha yeni başlarken geldim ben buba,&rdquo; diye cevapladı. &ldquo;Aynı zamanda başladık nirdeyse.&rdquo;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-no-proof: yes;">Annesi elinde tepsi, kolunun altına sıkıştırdığı &ouml;rt&uuml;yle i&ccedil;eriye girdi. &ldquo;Allah kabul etsin.&rdquo; <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-no-proof: yes;">Ahmet tahta yer sofrasını ortaya koydu, &ouml;rt&uuml;y&uuml; aldı, &uuml;st&uuml;ne serdi. Tepsiyi de onun &uuml;st&uuml;ne koydular. Kimse hadi demeden Ahmet&rsquo;in kardeşleri mahmur bakışlarıyla odaya gelip tepsinin &ccedil;evresine sıralandılar. Boy boy altı &ccedil;ocuk; d&ouml;rd&uuml; erkek, ikisi kız. En b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; on bir yaşında en k&uuml;&ccedil;&uuml;ğ&uuml; &uuml;&ccedil;. &Ouml;nce iki el kol başladı tepsinin &uuml;st&uuml;nde hareket etmeye, az sonra on d&ouml;rt el kol daha ilave oldu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-no-proof: yes;">&ldquo;Ana, sen neden yemiyon bu sabah?&rdquo; diye sordu Ahmet annesinin onları izlediğini g&ouml;r&uuml;nce.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-no-proof: yes;">&ldquo;Hi&ccedil;, canım istemidi.&rdquo; Eller durdu, y&uuml;zler kadına d&ouml;nd&uuml;. &ldquo;Midem bulanıyo...&rdquo; derken herkes yine yemeğe başlamıştı. &ldquo;Siz yiyin ben sonra yirim.&rdquo; S&ouml;zleri havada kaldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-no-proof: yes;">Hızla yaptıkları kahvaltıdan arta kalanları annesi hızla toparladı. Ahmet kapının arkasında asılı olan &ouml;nl&uuml;ğ&uuml;ne elini uzatırken babasının sesini duydu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-no-proof: yes;">&ldquo;Ulan Ahmet, bug&uuml;n benle işe geliyon.&rdquo;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-no-proof: yes;">&ldquo;Buba ama okul&hellip;&rdquo; <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-no-proof: yes;">Abbas Efendi t&uuml;m heybetiyle kapının aralığında durmuş oğluna bakıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-no-proof: yes;">&ldquo;Başlatma okuluna!&rdquo;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-no-proof: yes;">Ahmet bir an duraksadı. Ama. Ama okul! &ldquo;Ben okula gitmek istiyom, seninle gelmek değil,&rdquo; diye itiraz edemedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-no-proof: yes;"><span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span>&ldquo;&Ccedil;abuk giyin &ccedil;ıkcaz! Emin Ağa&rsquo;yı bekletmek olmaz.&rdquo;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-no-proof: yes;">Pantolonunu, kazağını giydi. Babasının peşine takıldı.<span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp; </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-no-proof: yes;">Bundan otuz sene &ouml;nce bu oda, yine aynı manzarayla karşılaşmıştı. Ahmet&rsquo;in babasının da eli &ouml;nl&uuml;ğ&uuml;ne giderken kendi babasının &ldquo;Bug&uuml;n benle işe geliyon!&rdquo; demesiyle kazağına ulaşmış, bir daha o &ouml;nl&uuml;k hi&ccedil; giyilmemişti. İnsan hafızası ne gariptir, yaşamımız boyunca edindiğimiz anılarımızın ka&ccedil;ı ger&ccedil;ek ka&ccedil;ı sahte anıdır bilemeyiz. Abbas Efendi bu anısını &ldquo;Bir g&uuml;n sabah bubam işe gidiyordu. &lsquo;Buba, bug&uuml;n ben senlen işe geleyim,&rsquo;&rdquo; diye anlatır durur.<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe Hayatın Yolu, Bölüm 14 &#45; Sokratik Okullar</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-14-sokratik-okullar</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-14-sokratik-okullar</guid>
<description><![CDATA[ Sokrates omuzlarına birçok irili ufaklı devi almış ve onlara yeni yollar açmaları için ilham kaynağı olmuş... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/07/image_750x500_62d652c37ec08.jpg" length="76237" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 19 Jul 2022 09:53:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, İlkçağ, Sokrates, Ahlak, Sokratik, Hedonizm, Eristik, İyi, Haz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&ldquo;<em>Eğer daha uzağı g&ouml;rebiliyorsam, benden &ouml;nceki devlerin omuzlarında durduğum i&ccedil;indir,&rdquo; </em>demişti &nbsp;Isaac Newton, hatırlarsınız. Felsefe yolunda karşımıza &ccedil;ıkan Sokrates&ccedil;i Okullar işte tam da bu s&ouml;z&uuml;n g&ouml;ndergesidir.</p>
<p>Sokrates&rsquo;in &ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n daha doğrusu idamının ardından takip&ccedil;ileri onun &ouml;ğretilerini devam ettirmişlerdir. O, &ccedil;ok renkli kişiliğe ve &ccedil;ok farklı d&uuml;ş&uuml;ncelere sahipti, fakat bunların hi&ccedil;birini tamamen bilin&ccedil;li olarak kaleme almamıştı.&nbsp; Sokrates&rsquo;in g&ouml;r&uuml;şlerinin bize iletilmesi ve geliştirilmesi ve de farklı d&uuml;ş&uuml;ncelerin doğması işte onun ardılları, onların da ardılları tarafından olmuştur. Muhteşem bir zincir&hellip;</p>
<p>Sokrates&rsquo;in ardılları pek &ccedil;ok okul kurmuşlardır. Bunları Sokratik (Sokrates&ccedil;i) Okullar olarak biliriz. Felsefe d&uuml;nyası a&ccedil;ısından onun en b&uuml;y&uuml;k ardılı Platon&rsquo;dur ve onun da &ouml;ğrencisi Aristoteles. Onların g&ouml;r&uuml;şlerini ilerleyen b&ouml;l&uuml;mlerde detaylı olarak inceleyeceğiz (az kaldı).</p>
<p>K&uuml;&ccedil;&uuml;k Sokratik Okullar olarak adlandırılanlar ise Megara, Elis-Eteria, Kinikler, Kirene okullarıdır.</p>
<p>&ldquo;<strong>Megara Okulu</strong>&rdquo; ile başlayalım. Kurucusu Megara&rsquo;lı Eukleides&rsquo;dir. Euclid, &Ouml;klid olarak da ge&ccedil;er ismi ancak Matematik&ccedil;i Oklid ile karıştırılmamalıdır. Bir rivayete g&ouml;re Eukleides Sokrates&rsquo;in idamını izlemiştir ve idamının akabinde korkan t&uuml;m felsefecileri Megara Şehrine davet etmiş orada onlara koruma sağlamıştır. Sokrates&rsquo;in iyinin tek olduğu d&uuml;ş&uuml;ncesinden etkilenerek &ldquo;<em>Bir olan iyidir</em>,&rdquo; demiştir. Bu d&uuml;ş&uuml;ncesinde Elea &ouml;ğretisinden etkilendiği de s&ouml;ylenmektedir.</p>
<p>Megara Okulu&rsquo;nun en &ouml;nemli &ouml;zelliği <strong>Eristik Sanatı</strong> geliştirmeleridir. Yunanca tartışma, kavga anlamına gelen &ldquo;Eris&rdquo; kelimesinden t&uuml;retilen &ldquo;Eristik&rdquo; didişim demektir.&nbsp; Eristik Felsefe&rsquo;de ise konuşma ve tartışma ama&ccedil;tır, i&ccedil;erik değil. Mantık&rsquo;ın geliştirilmesinde Eristik Sanat &ccedil;ok &ouml;nemli rol oynamıştır.</p>
<p>Eristik Sanat&rsquo;ın en temel &ouml;rnekleri Giritli, Kel, Boynuzlu&rsquo;dur. &ldquo;Boynuzlu&rdquo; &ouml;rneğini burada paylaşayım;</p>
<p>&ldquo;<em>Kaybetmediğimiz şeye sahibiz. Boynuzlarımızı kaybetmedik. O halde boynuzlarımız vardır</em>.&rdquo;</p>
<p>Gelelim <strong>Elis-Eretria Okulu</strong>&rsquo;na. Elisli Phaidon tarafından, Sokrates&rsquo;in ahlak felsefesi &uuml;zerine kurulmuştur. Sokrates&rsquo;in soylu hayatı ve bu yaşamından alınacak derslere odaklanmışlardır. Ama&ccedil;larından birisi de insan hayatında felsefenin yerini vurgulamaktır. Kurucusu Phaidon zamanında k&ouml;leymiş, Sokrates onu satın alarak &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;ne kavuşturmuş. Phaidon&rsquo;a g&ouml;re felsefe insanı ruhsal hastalıklarından kurtaran hakiki &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k veren bir kılavuz niteliğindedir.</p>
<p>Genel olarak daha bilinen diğer bir Sokratik Okul<strong> Kinikler</strong>&rsquo;dir. &nbsp;Kinikler ismini duyduğumuzda pek &ccedil;oğumuzun aklına ilk Diogenes ve onun B&uuml;y&uuml;k İskender&rsquo;e s&ouml;ylediği o meşhur s&ouml;z gelir; &ldquo;G&ouml;lge etme başka ihsan etmem!&rdquo; B&uuml;t&uuml;n toplumsal kurallara karşı olan Diogenes &ouml;mr&uuml;n&uuml; bir fı&ccedil;ı i&ccedil;inde yaşamıştır.</p>
<p>Kinik Okulu&rsquo;nun esas kurucusu Atinalı Antisthenes&rsquo;tir. Antisthenes &ouml;nce Sofist Gorgias&rsquo;ın &ouml;ğrencisi olmuştur ve sonra ise Sokrates&rsquo;in dostu. Kurmuş olduğu okul her iki filozofun d&uuml;ş&uuml;nlerinden de etkilenmiştir. Sofist Gorgias&rsquo;ın &ldquo;Var olan birdir&rdquo; olan birlik &ouml;ğretisinden izler taşır. Antisthenes&rsquo;e g&ouml;re ilk varlık tanımlanamaz ve ilk varlık dışındaki varlıklar hep birleşik şeylerdir. Tanımları ise birleşimlerini oluşturan par&ccedil;aların sayılmasından ibaret olacaktır. Ger&ccedil;ek bilgi, kendi i&ccedil;inde daha fazla par&ccedil;alanamayan nesneler hakkındaki bilgidir.&nbsp;</p>
<p>Diğer Sokratik Okullar gibi Kinik Okul&rsquo;un &ouml;ğretisi Sokrates&rsquo;in erdem &ouml;ğretisine dayanmaktadır. Onlar i&ccedil;in hayatın amacı mutlu olmaktır, buna da erdemli hayat yaşayanlar ulaşabilir. Erdem konusunda Soktares&rsquo;in hayat tarzından etkilendiklerini s&ouml;yleyebiliriz. B&uuml;t&uuml;n maddi unsurları reddederler; para, mal, m&uuml;lk, ş&ouml;hret&hellip; Toplumsal yaşama, evliliğe de karşıdırlar. Bu d&uuml;nyada yaşayan t&uuml;m insanlar din, dil, ırk, cinsiyet g&ouml;zetmeksizin eşittir. İdeal devlet anlayışlarında b&uuml;t&uuml;n insanlar bir s&uuml;r&uuml; gibi bir arada yaşarlar. Bir nevi d&uuml;nya vatandaşlığından bahsetmişler zamanında, resmen bir &uuml;topya.</p>
<p>K&uuml;&ccedil;&uuml;k Sokratik Okullardan <strong>Kirene Okulu</strong>&rsquo;na baktığımızda onların da Kinikler gibi bireyci olduklarını ve felsefelerini Sokrates&rsquo;in ahlak felsefesine dayandırdıklarını s&ouml;yleyebiliriz. Ancak aralarındaki en temel fark hazza bakış a&ccedil;ılarıdır, hatta taban tabana zıtlardır.</p>
<p>Kirene Okulu&rsquo;nun kurucusu Aristippos&rsquo;tur ve o tarihte &ldquo;<strong>Hedonizm</strong>&rdquo;in kurucusu kabul edilir. Hedonizm (hazcılık) nedir peki?</p>
<p>Hazcılık&nbsp;veya&nbsp;hedonizm, hazzın mutlak anlamda iyi olduğunu, insan eylemlerinin nihai anlamda haz sağlayacak bir bi&ccedil;imde planlanması gerektiğini, s&uuml;rekli haz verene y&ouml;nelmenin en uygun davranış bi&ccedil;imi olduğunu savunan felsefi g&ouml;r&uuml;ş (Vikipedi).</p>
<p>Aristippos hazzı iyi ile &ouml;zdeşleştirir. Hazzı sağlayan şey iyidir, acı veren şey k&ouml;t&uuml;d&uuml;r, ne haz almadığımız ne de acı duymadığımız matematik, fizik gibi şeyler anlamsız ve değersizdir. &Ouml;zellikle matematik &ccedil;alışırken acı &ccedil;eken veya &ccedil;ok zevk alan &ccedil;ocuklar ile tanışmamış her halde o. İşin şakası bir yana Aristippos hazzı iyi ile bağdaşlaştırmaktadır. Onun asıl kastettiği maddi hazlardır, Sokrates&rsquo;en ayrılan y&ouml;n&uuml; burasıdır. Hazları sınıflandırmış maddi hazları manevi hazlara &uuml;st&uuml;n tutmuştur. Hazza bakışında esasında Protagoras&rsquo;ın r&ouml;lativizminden etkilenmiştir. Ona g&ouml;re algılarımız bizim duyumlarımıza dair bilgiler verir, ne şeylerin doğasına ne de başka insanların duyumlarına dair bir şeyler s&ouml;ylemez. Algılarımız, algılanan nesne ile algılayan &ouml;znenin birbirini izleyen hareketlerinin &ccedil;atışmasının anlık sonucudur. İşte bu durumda hissettiğimiz nazik, zarif, hoş ise iyidir, bizde haz yaratır. Sonu&ccedil; olarak haz iyidir. Maddi hazlar anlık ve direkttir o y&uuml;zden manevi hazlara g&ouml;re daha &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. Şiddetli anlık olan hazlar en iyileridir. İşyerinizde terfi aldınız veya &ccedil;ok zor bir sınavı ge&ccedil;tiniz ya da Mısırda yaşayan &ccedil;ok uzak bir akrabanızdan y&uuml;kl&uuml;ce bir miras kalmış, ne hissedersiniz? Aklıma birden Marquis de Sade geldi, sadece paylaşmak istedim, bir şey ima etmiyorum.</p>
<p>Bireyselci bir yaklaşımla hazcılığı savundukları i&ccedil;in toplumu &ouml;nemsemezler yani bireyin mutluluğu toplumun mutluluğundan &ouml;nemlidir.&nbsp;</p>
<p>Kirene Okulu&rsquo;ndan hazcılık konusunda &ccedil;ok u&ccedil; fikirlere sahip filozoflar da &ccedil;ıkmıştır; Hegesias gibi.</p>
<p>Hegesias intiharı doğru bir eylem olarak g&ouml;r&uuml;p &ouml;ğrencilerine &ouml;nermiştir. Onun da dahil olduğu Kirene Okulu mensuplarına g&ouml;re hayatın amacı mutlu olmaktır. Onun k&ouml;t&uuml;mser d&uuml;nya g&ouml;r&uuml;şlerinin başında tam mutluluğun var olmaması yer alır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; beden pek &ccedil;ok acı ve kederle doludur, ruh da bu duruma eşlik eder. Herkesin kendi mutsuzluğu vardır, zengininki fakirinkine, k&ouml;leninki &ouml;zg&uuml;r insanınkine, aptalınki bilgeninkine benzemediği gibi. Ayrıca yaşam kadar &ouml;l&uuml;m de arzu edilesi bir durumdur. Bu hayatta mutlu olamıyorsak &ouml;lmeliyiz&hellip; İnanabiliyor musunuz bazı takip&ccedil;ileri bu s&ouml;zlere kanıp intihar etmişler ama kendisi seksen yaşına kadar yaşamış intihar falan etmemiş&hellip; Yaşadığı d&ouml;nemde sadece s&uuml;rg&uuml;ne yollanmış.</p>
<p>Sokrates omuzlarına bir&ccedil;ok irili ufaklı devi almış ve onlara yeni yollar a&ccedil;maları i&ccedil;in ilham kaynağı olmuş. Onlar da ta g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar uzanan dar, geniş &ccedil;eşit &ccedil;eşit yollar inşa etmişler. Tabii ki yollar burada bitmeyecek, bizler de gelecek kuşaklara a&ccedil;ılacak olan yeni yolların yapımında &ccedil;alışacağız.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 13, Sokrates</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-13-sokrates</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-13-sokrates</guid>
<description><![CDATA[ Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62b8662a796bb.jpg" length="51581" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Jun 2022 17:03:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, İlkçağ, Sokrates, Ahlak, Sokratik, bilgi, diyalektik</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&ldquo;<strong><em>Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değer olmayan bir hayattır</em></strong><em>.</em>&rdquo;</p>
<p>Biraz durup bu s&ouml;z&uuml; d&uuml;ş&uuml;nmenizi isterim. Ne kadar anlamlı değil mi? Bu s&ouml;z s&ouml;yleneli beri iki bin beş y&uuml;z yıldan uzun s&uuml;re ge&ccedil;miş. <strong>Sokrates</strong> bu s&ouml;z&uuml;yle halen bizi, bizlere dayatılmış olan dogmalardan sıyrılıp g&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml; a&ccedil;mamız konusunda uyarmaya devam ediyor.</p>
<p>Felsefe tarihi boyunca karşımıza &ccedil;ıkan en &ouml;nemli filozoflardan biridir Sokrates, hatta en başıdır diyebiliriz. Art arda gelen &uuml;&ccedil; b&uuml;y&uuml;k filozofun ilkidir; Sokrates, Platon, Aristoteles. O Platon&rsquo;un, Platon da Aristoteles&rsquo;in hocasıdır. Felsefe tarihinde ilk defa d&uuml;ş&uuml;nceleri sebebiyle idam edilen filozoftur. Felsefesiyle, yaşayış tarzıyla, Sokratik d&uuml;ş&uuml;nce bi&ccedil;imiyle yeni bir &ccedil;ığrın a&ccedil;ılmasına yol a&ccedil;mıştır.</p>
<p>Sokrates&rsquo;ten &ouml;nceki ilk &ccedil;ağ filozofları Pre-Sokratikler yani Sokrates &ouml;ncesi filozoflar olarak anılırlar. Onlar daha &ccedil;ok doğa meseleleri ile ilgilenmişlerdir, g&uuml;neşin yanan taş olduğunu, her şeyin atomlardan oluştuğunu&hellip; keşfetmişlerdir. Sokrates ise y&ouml;n&uuml;n&uuml; doğaya değil de insana, insanla ilgili meselelere ve ahlaka &ccedil;evirmiştir, akılcı i&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmeyi başlatmıştır. Romalı filozof Cicero onun i&ccedil;in &ldquo;O, felsefeyi g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nden d&uuml;nyaya indirip şehirlerde barındırdı. Felsefeyi evlere sokup insanları hayat ve t&ouml;reler, iyilik ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;k &uuml;zerine d&uuml;ş&uuml;nmeye zorladı,&rdquo; der.</p>
<p>Felsefede her yeni d&uuml;ş&uuml;nce başka birisinin d&uuml;ş&uuml;ncesiyle bağlantılı olarak adım adım ilerler. Hatırlayacağınız &uuml;zere B&ouml;l&uuml;m 7&rsquo;de bir rivayete g&ouml;re Sokrates&rsquo;in hen&uuml;z &ccedil;ok gen&ccedil;ken, Parmenides ile tanışmış ve ondan &ccedil;ok etkilenmiş olduğunu belirtmiştim. Parmenides&rsquo;in metafizik alana b&uuml;y&uuml;k katkısı olduğu ve aynı zamanda Yunan mantık ve diyalektiğinin kurucusu olduğu kabul edilmektedir. Sokrates&rsquo;in hem i&ccedil;inde bulunduğu tarihsel d&ouml;nemin etkisiyle, hem doğa filozoflarının &ouml;ne s&uuml;rd&uuml;kleri teorilerin ispatlanamaz &nbsp;ve ona g&ouml;re insanın hayatı i&ccedil;in yararsız bilgiler olmaları (o g&uuml;nk&uuml; koşullar altında) sebebiyle, hem de Parmenides&rsquo;in etkisiyle y&ouml;n&uuml;n&uuml; doğadan insanlık meselelerine kaydırmış olması ve Sokratik y&ouml;ntemi geliştirmesi olasılığı &ccedil;ok y&uuml;ksektir.</p>
<p>Sokrates M.&Ouml;. 469 yılında Atina&rsquo;da doğdu. Babası heykeltıraş, annesi ebeydi. Dik başlı, dobra, aklına uymayan şeylere itaat etmeyen, s&uuml;rekli sorgulayan bir yapısı varmış. Giyimine &ouml;zen g&ouml;stermez, d&uuml;nyevi ve bedensel hazlara pek ilgi duymazmış. Zamanın &ccedil;oğunu sokaklarda dolaşıp insanlarla konuşarak, daha doğrusu onları d&uuml;ş&uuml;ncesizliklerinden uyandırmaya &ccedil;alışarak vakit ge&ccedil;irirmiş.</p>
<p>Yaşadığı d&ouml;nemin Atina&rsquo;sına bakarsak; Perslerle olan savaşı kazanan Atina Kent Devleti &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve refah bir d&ouml;nem ge&ccedil;irmişti. Bu d&ouml;nem M.&Ouml;. 431 yılında Sparta ile yapılan Peloponnes Savaş&rsquo;ına kadar s&uuml;rd&uuml;. Fakat bu savaşta yenilince zor g&uuml;nler başladı. Atina her ne kadar kent devleti olarak kalsa da Sparta&rsquo;nın egemenliğini kabul etti. Akabinde başlayan veba ile n&uuml;fusunun &uuml;&ccedil;te biri yok oldu. Bu d&ouml;nemde hem Sokrates hem de Sofistler &ouml;n plana &ccedil;ıktılar. Soktates de Sofistler gibi retorik ustası ve ş&uuml;phecidir. Ama hem metot bakımından hem de doğru bilgiye ulaşma konusunda birbirlerinden ayrılırlar. Sofistlerin d&uuml;ş&uuml;nceleri r&ouml;lativisttir, her şey g&ouml;recelidir, onlara g&ouml;re tek bir doğru bilgi yoktur. Oysaki Sokrates&rsquo;e g&ouml;re tek bir doğru bilgiye ulaşmak m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Doğru bilgiye ulaşmak i&ccedil;in kendi geliştirdiği <strong>Sokratik Y&ouml;ntem</strong>i kullanır. T&uuml;mevarım y&ouml;ntemini izleyen diyalektik bir metottur. Başlangıcı &ldquo;<strong>Bilgisizlik bilinci</strong>&rdquo;dir.</p>
<p>&ldquo;<strong><em>Bildiğim tek şey hi&ccedil;bir şey bilmediğimdir</em></strong>.&rdquo;</p>
<p>Sokrates konuştuğu kişiye &ouml;nce onun bilgisizliğini g&ouml;stermek ister &ccedil;&uuml;nk&uuml; bir şey bildiğini d&uuml;ş&uuml;nen kişi bilgi edinmeye &ccedil;aba g&ouml;stermez. İki aşamalı bir y&ouml;ntem izler. İlki &ldquo;<strong>ironi</strong>&rdquo;dir; onun s&ouml;z konusu konu hakkında bildiklerine ilişkin ş&uuml;pheye g&ouml;t&uuml;recek, bilgilerinin doğruluğunu sorgulayıcı sorular sorar. Bu arada mutlaka kendisinin bildiği tek şeyin hi&ccedil;bir şey bilmediği olduğunu s&ouml;yler. İkinci aşama ise &ldquo;<strong>ebelik</strong>&rdquo;tir (annesinin mesleği olduğunu hatırlatırım). Tabii ki bu aşama bir d&uuml;ş&uuml;ncenin, fikrin doğuşudur. Sonucunda Sokrates tikel tanımlardan t&uuml;mel tanımlara ulaşmaya &ccedil;alışır. Tikel kavramını tek olarak, t&uuml;mel kavramını ise t&uuml;m&uuml;, b&uuml;t&uuml;n&uuml; olarak d&uuml;ş&uuml;nebilirsiniz. Yani tek tek kavramlardan evrensel olan kavrama ulaşma &ccedil;abasıdır.</p>
<p>Bu y&ouml;ntem bana zamanımızın ko&ccedil;luk y&ouml;ntemini &ccedil;ağrıştırdı. Onlarda da durum benzerdir. Ko&ccedil;lar asla cevabı vermezler, y&ouml;nlendirici soru sormazlar. Kişinin kendisinin ko&ccedil;un sorduğu sorularla cevabını bulmasını sağlarlar.&nbsp; &nbsp;</p>
<p>Tekrar Sokrates&rsquo;e bakarsak, onun evrensel bilgi ile kastettiği iyiliğin bilgisidir.</p>
<p>&ldquo;<em><strong>Bilgi erdemdir</strong></em>,&rdquo; der.</p>
<p>Erdem nedir peki?</p>
<p>O d&ouml;nemdeki Yunan&rsquo;da beş erdem kabul g&ouml;rmekteydi; adalet, &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;l&uuml;k, cesaret, dindarlık, bilgelik. Sokrates ise hepsinin temelinde iyiliğin olduğu d&uuml;ş&uuml;nmekteydi, hatta tek erdem iyilikti ona g&ouml;re. İnsan iyiyi se&ccedil;iyorsa savaş alanında cesur olurdu, mahkemede yargı&ccedil;ken adil, &uuml;lkeyi y&ouml;netirken bilge&hellip;</p>
<p>Atina Kent Devleti&rsquo;nde o d&ouml;nemde demokrasi vardı. Temsili demokrasi değildi, yurttaşlar direkt y&ouml;netimde ve mahkemelerde g&ouml;rev alıyorlardı. Sadece h&uuml;r erkekler yurttaş kabul ediliyorlardı. Kura ile parlamentoda g&ouml;rev alabiliyorlar, mahkemelerde yargı&ccedil; olabiliyorlardı. Sokrates bunda &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir sıkıntı olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu g&ouml;reve atanan o kişiler, o g&ouml;revleri yerine getirebilecek yetkinliğe sahip olmayabiliyorlardı. Bir kunduracı bile işi konusunda uzmanken, yasalardan ya da adaletten anlamayan birinin kent devletinde y&ouml;netici veya mahkeme de yargı&ccedil; olması toplumun geleceğini tehlikeye atıyordu. O y&uuml;zden t&uuml;m yurttaşların erdemli olması yani bilge olması yani evrensel iyinin bilgisine sahip olması gerekiyordu.</p>
<p>İyiliğin eğitim ile &ouml;ğrenilebileceğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu.&nbsp;</p>
<p>&ldquo;<em>Kimse bile bile yanlış yapmaz</em>.&rdquo;</p>
<p>Bir kişinin yanlış i&ccedil;ine d&uuml;şmesinin sebebini iyi olanı bilmemesi, g&ouml;rmemesi ve yanıltılması olarak g&ouml;rmekteydi. B&ouml;yle bir kişinin aydınlatılması, bilgisizlikten kurtarılması gerekiyordu. &nbsp;Sokratik metot işte burada devreye giriyordu. T&uuml;m kenti dolaşıyor, tek tek kişilerle konuşuyordu. Onları bilgisizliklerinden uyandırmak istiyordu.&nbsp; &Ouml;zellikle gen&ccedil;ler &ccedil;ok ilgi g&ouml;steriyorlardı Sokrates&rsquo;e. Zamanla bu y&ouml;netimin dikkatini &ccedil;ekti ve hakkında &ldquo;Devletin tanrılarını tanımamak, başka tanrılar getirmek ve gen&ccedil;lerin ahlakını bozmak&rdquo; su&ccedil;lamalarından dolayı dava a&ccedil;ıldı. Toplam beş y&uuml;z yargı&ccedil; tarafından yargılandı. &nbsp;</p>
<p>Sokrates&rsquo;ten bize kalan yazılı bir metin yoktur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o yazının d&uuml;ş&uuml;nceyi sınırlandırdığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yormuş, hi&ccedil;bir d&uuml;ş&uuml;ncesini kaleme almamış. Ondan bize kalan t&uuml;m bilgiler Platon gibi onun yanında yer alan filozofların yazdıkları ya da d&uuml;şmanlarının yazdıkları ile ulaşmış bulunuyor.</p>
<p>Hakkında a&ccedil;ılan davada yaptığı konuşmaya dair o meşhur &ldquo;Sokrates&rsquo;in Savunması&rdquo;nı Platon kaleme almıştır.</p>
<p>Savunmasındaki iki b&ouml;l&uuml;m &ccedil;ok ilgi &ccedil;ekicidir. Burada paylaşmak istiyorum.</p>
<p>&ldquo;<em>Bilgisiyle &uuml;n almış birisine gittim. Doğrusu ikimizin de iyi g&uuml;zel bir şey bildiğimiz yok ama gene ben ondan bilginim &ccedil;&uuml;nk&uuml; o hi&ccedil;bir şey bilmediği halde bildiğini sanıyor. Bense bilmiyorum ama bildiğimi de sanmıyorum. Demek ben ondan biraz bilgiliyim. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bilmediklerimi bilirim sanmıyorum</em>.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>Yavaş olan ve d&uuml;rt&uuml;lmesi gereken bir atı andıran bu devleti yerinden oynatmak i&ccedil;in Tanrının tebelleş ettiği benim gibi bir at sineğini kolay kolay bulamazsınız. Ben Tanrının devletinin başına tebelleş ettiği at sineğiyim: her g&uuml;n her yerde d&uuml;rt&uuml;yor, uyarıyor, azarlıyor, ardınızı bırakmıyorum. Benim gibi birini kolay kolay bulamayacaksını</em>z.&rdquo;</p>
<p>Bu savunma pek &ccedil;oklarını rahatsız ettiği i&ccedil;in onu baldıran zehri i&ccedil;erek &ouml;l&uuml;me mahkum ettiler. Sokrates doğru bildiklerinden, savunduklarından vazge&ccedil;medi; ondan &ouml;nceki filozofların yaptıkları gibi de ka&ccedil;madı. Zamanı geldiğinde zehri i&ccedil;ip &ouml;ld&uuml;.</p>
<p>Yazıyı burada kapatamıyorum &ccedil;&uuml;nk&uuml; onun diamonundan ve ahlak anlayışından hen&uuml;z bahsedemedim.</p>
<p>Sokrates i&ccedil;inde ona yol g&ouml;steren bir nevi tanrısal bir ses olduğundan bahseder ve ona &ldquo;Diamon&rdquo; der. Diamon, onun vicdanının sesi olarak da değerlendirilebilir, daha &ccedil;ok ahlaki tavsiyelerde bulunurmuş. Parmenides&rsquo;in de &ldquo;Doğruluk Tanrı&ccedil;ası&rdquo; vardı bilmem hatırlar mısınız?&nbsp;&nbsp;</p>
<p>Ahlak anlayışına baktığımızda, ona g&ouml;re hayatın amacı mutlu olmaktır, yani insanın ereği mutlu olmaktır. Mutlu olmak ise insanın kendi kendiyle uyumlu olmasıdır. Onun mutluluk anlayışı Demokritos&rsquo;unkine benzer, bedensel ve maddi hazları kastetmezler.</p>
<p>Sokrates insanın beden ve ruhunu ayırır.&nbsp; Ona g&ouml;re &ouml;nemli olan ruha &ouml;zen g&ouml;sterilmesidir, insan daha &ccedil;ok bedenine &ouml;zen g&ouml;sterir, maddi hazlara y&ouml;nelirse ruhu &ouml;zg&uuml;r olamaz. Ancak burada tamamen hazcılığa karşıt da değil. Bir nevi dengeye yakın bir durum olması gerektiği g&ouml;r&uuml;ş&uuml;nde. Ruha &ouml;zen g&ouml;stermek demek ruhun yetkinleştirilmesidir, o da insanın iyi olma hali yani erdem ile ilişkilidir.&nbsp; &ldquo;Bilgi erdemdir,&rdquo; s&ouml;z&uuml;ne &ccedil;ıkıyoruz tekrar.&nbsp;</p>
<p>Sanki b&uuml;t&uuml;n d&uuml;ş&uuml;nceleri bir d&ouml;ng&uuml;sellik i&ccedil;eriyor. Bilgi, erdem, iyilik, iyi olma hali&hellip;</p>
<p>Erdemli birisi başkasına k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmaz ona g&ouml;re. O kişi bilir ki başkasına k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmak esasında yapan kişinin ruhuna zarar verir. Belki de idamına karşı &ccedil;ıkmamasının sebeplerinden biri de budur; aslında ruhları zarar g&ouml;renler o kararı verenlerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 12, Sofistler</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-12-sofistler</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-12-sofistler</guid>
<description><![CDATA[ İnsan her şeyin ölçüsüdür... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62a4ae2cd7ac9.jpg" length="78330" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 11 Jun 2022 18:13:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Sofist, Sofistler, Protagoras, Gorgias, Kallikles, Thrasymachus, İlkçağ, Ahlak, Din, Hukuk, Siyaset, Eğitmen, Retorik</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yolumuza felsefede <strong>antropolojik d&ouml;nem</strong>i başlatan <strong>Sofistler</strong> ile devam ediyoruz. Hatırlarsanız onlardan &ouml;nceki d&ouml;nem Doğa Felsefesi d&ouml;nemiydi; Thales ile başlamış, Demokritos ile tamamlanmıştı. Antropolojik d&ouml;nemin felsefecileri veya filozofları doğaya değil, insan ve insanla ilgili meselelere odaklanmışlardır. Antropoloji Yunanca antrhropos (insan) ile logos (bilim) kelimelerinin birleşmesinden doğan &ldquo;İnsan-bilimi&rdquo; demektir. Antropolojik d&ouml;nemin ilk temsilcileri olan sofistler Pisagor gibi bir okul kurmamışlardır. Kendi aralarında fikir birliğine sahip değillerdi. Ortak bir felsefi g&ouml;r&uuml;ş &ccedil;izmeseler de onların g&ouml;r&uuml;şleri daha &ccedil;ok bilgi, ahlak, hukuk, siyaset, din alanlarındadır. Bilgi anlayışları genel olarak r&ouml;lativist (g&ouml;receli) ve ş&uuml;phecidir.</p>
<p>Sofistler ile felsefenin ilgisi neden doğadan insana kaymıştır? Tabii ki cevabı d&ouml;nemin sosyal, siyasal, ekonomik durumda gizlidir. M.&Ouml;. 5. y&uuml;zyılın ortalarına kadar Yunanlılarla Persler arasındaki savaş s&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r. T&uuml;m savaşların sonunda Persler&rsquo;i yenen Yunan koloni ve devletlerinden Atina Devleti olmuş ve olduk&ccedil;a g&uuml;&ccedil; kazanmıştır. Atina, parlamentosuyla katılımcı demokrasiye sahipti, ekonomik y&ouml;nden g&uuml;&ccedil;l&uuml;yd&uuml;. Toplumda bilgi sahibi olmak ve iyi konuşmak &ouml;nemliydi. Kişilerin hem parlamentoda g&uuml;&ccedil;l&uuml; olabilmeleri hem de varsa haklarında a&ccedil;ılan davaları kazanabilmeleri i&ccedil;in bu iki &ouml;zelliğe sahip olmaları gerekiyordu. Sofistler para karşılığında ihtiyacı olanlara eğitim veren gezgin &ouml;ğretmenler olarak o d&ouml;nemde karşımıza &ccedil;ıktılar. Sofist kelimesi Yunanca <em>sophistai</em> kavramında t&uuml;retilmiş olup &ldquo;<em>Bilgelik &ouml;ğreten kişi</em>&rdquo; anlamındadır. Siyasette yararlı olmayı &ouml;ğretmişler, retorik (s&ouml;z s&ouml;yleme sanatı) &uuml;st&uuml;ne dersler vermişlerdir. Onların felsefeye olan katkıları yadsınamaz olsa da bazı kaynaklar filozof oldukları konusunu tartışmaktadır. Sokrates, Aristoteles ve &ouml;zellikle Platon sofistleri işi oyuna getirdikleri, safsataya d&ouml;kt&uuml;kleri ve para karşılığında ders verdikleri i&ccedil;in eleştirmişlerdir. Onlara yapılan t&uuml;m eleştirilere rağmen Protagoras, Gorgias gibi sofistlerin g&ouml;r&uuml;şleri olduk&ccedil;a &ouml;nemlidir.</p>
<p>Felsefe tarihinde etki bırakan bazı sofistlerin g&ouml;r&uuml;şlerine bakmaya başlayalım.</p>
<p><strong>Protagoras ilk sofist </strong>olup M.&Ouml;. 481 yılında Abdera&rsquo;da doğmuştur. Hayatının bir kısmını Atina&rsquo;da ge&ccedil;irmiştir. M.&Ouml;. 411 yılında hakkında verilen idam cezasından gemiyle ka&ccedil;arken boğularak &ouml;lm&uuml;şt&uuml;r.</p>
<p>&ldquo;<em>İnsan her şeyin &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;d&uuml;r, var olanların varlıklarının da, var olmayanların var olmadıklarının da</em>.&rdquo; &nbsp;</p>
<p>Onun en bilinen fragmanıdır bu s&ouml;z ve r&ouml;lativizmini ortaya koyar. R&ouml;lativizm, g&ouml;recelik, olgu, olay ve kavramların mutlak olmayıp kişinin algısına, i&ccedil;inde yaşadığı toplum ve &ccedil;ağa g&ouml;re farklılık g&ouml;sterdiğini anlatmak i&ccedil;in kullanılan kavramdır. Protagoras bu s&ouml;z&uuml;yle hem b&uuml;t&uuml;n insanlığı kapsayan evrensel bir doğru olmadığını, hem de tek bir birey a&ccedil;ısından b&uuml;t&uuml;n eylemlerini kapsayan tek bir ilkenin olmadığını anlatmak ister.</p>
<p>Bu zamanın gen&ccedil;lerinin &ccedil;ok kullanmış olduğu bir s&ouml;z var &ldquo;Kime g&ouml;re, neye g&ouml;re&hellip;&rdquo; Bu s&ouml;z Protagoras&rsquo;ın g&ouml;receliğinin &ouml;zetidir bir nevi.</p>
<p>Hatırlarsanız Herakleitos evrendeki her şeyin her zaman değiştiği g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne sahipti. Protagoras onun bu d&uuml;ş&uuml;ncesinden etkilenmiş olup bu d&uuml;ş&uuml;nceyi bir adım &ouml;teye taşımış, bilgiye ulaşmanın imk&acirc;nsız olduğunu s&ouml;ylemiştir. Sayın Prof. Dr. Macit G&ouml;kberk Felsefe Tarihi adlı eserinde Protagoras&rsquo;ın g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; şu şeklide ifade eder; &ldquo;Duyumlar da duyumlayanın o andaki durumuna bağlıdır. Onun i&ccedil;in algı objeyi bize, ancak algılayanın algılama anındaki durumuna nasıl g&ouml;r&uuml;nm&uuml;şse &ouml;yle bildirir. Protagoras i&ccedil;in duyu algısı bundan doğan sanı (doksa) biricik bilgimizdir.&rdquo;</p>
<p>Peki, bilgi ile sanı arasındaki fark nedir? Sayın Prof. Dr. Teoman Duralı&rsquo;nın bir s&ouml;yleşisinde ifade ettiği gibi a&ccedil;ıklamak istiyorum; yaşarken karşılaştıklarımız &uuml;st&uuml;m&uuml;zde bir etki yaratır. O etkilerin değerlendirilme seviyeleri, dereceleri vardır. &Ccedil;ok kısıtlı değerlendirmeler bilginin en alt katmanını vermektedir. Buna sanı (zan, doksa) diyoruz. Sanı en alt seviyedeki bilme durumudur, &uuml;zerine bir d&uuml;ş&uuml;nme, tecr&uuml;be ger&ccedil;ekleşmemiş halidir. &nbsp;Bir resim olarak zihnimizde vardır. Bilgi ise bunun &ccedil;ok &ouml;tesindeki bir durumdur, d&uuml;ş&uuml;nme, tecr&uuml;be, deney&hellip; &nbsp;gerektirir.</p>
<p>Bilgi sofistlerde teorik merakı gidermek i&ccedil;in değildir, pratiğe katkısının ne olacağına bakarlar. Protagoras i&ccedil;in bilginin yararı &ouml;nemlidir; &ldquo;<em>Bir sanı bir başka sanıdan daha doğru olmayabilir ama daha iyi, daha yararlı olabilir. Daha iyi, daha yararlı sanıları olan kimse bilgilidir, bilgedir, dolayısıyla başkalarını bu daha iyi sanılar yetiştirebilecek durumdadır</em>.&rdquo;</p>
<p><strong>Gorgias</strong> ise bilginin imk&acirc;nsız olduğunu savunur.</p>
<p>&ldquo;<em>Hi&ccedil;bir şey yoktur, olsa da bilemezdik, bilsek de başkalarına aktaramazdık.&rdquo;</em></p>
<p>Sofistler i&ccedil;in <strong>erdem (arete)</strong> &ccedil;ok &ouml;nemlidir. Erdemli olmak ise bir yurttaş olarak &uuml;st&uuml;n ve yetkin olmaktır onlara g&ouml;re. Bu sebeple hepsi yurttaşları eğitmek i&ccedil;in ders vermişlerdir. Bu derslerde de daha &ouml;nce belirttiğimiz gibi retorik &ccedil;ok &ouml;nemlidir. Bilginin pratik değeri konusunda bir &ouml;rnek vermek isterim. O zamanın mahkemelerinde kişiler kendi savunmalarını kendileri yaparlarmış. O sebeple de yurttaşlar sofistlerden ders alırlarmış. Yalnız belirtmeden ge&ccedil;mek istemiyorum; ne kadar acı ki Atina Devleti&rsquo;ndeki yurttaş kavramına, kadınlar ve k&ouml;leler d&acirc;hil değildi. Bununla beraber kişinin kendi emeğiyle para kazanması k&uuml;&ccedil;&uuml;msenirmiş. Bazı filozofların sofistleri beğenmemelerinin sebebi de emekleri karşılığında para kazanmalarıymış.</p>
<p>Gelelim Protagoras&rsquo;ın ş&uuml;pheciliğine. Tanrı hakkındaki g&ouml;r&uuml;ş&uuml; ş&uuml;pheciliğinin temelini oluşturur ve idam cezasına &ccedil;arptırılmasının yolunu a&ccedil;mıştır. Onun tanrılar hakkındaki g&ouml;r&uuml;ş&uuml; agnostiktir. Agnostisizm (bilinemezcilik) en yaygın ve bilinen tanımıyla, tanrı veya tanrısal varlıkların bilinemez veya varlığı ile birlikte yokluğunun da kanıtlanamaz olduğunu savunan bir felsefi g&ouml;r&uuml;şt&uuml;r (Vikipedi). Tabii ki bu kelime o y&uuml;zyılda kullanılmıyordu. Protagoras, tanrıların var olup olmadıkları sorusu karşında &ccedil;aresiz olduğunu s&ouml;yler. İki sebep ileri s&uuml;rer; ilki tanrıların duyularla algılanamaması; ikincisi ise insan hayatının kısa olmasıdır.</p>
<p><strong>Kritias</strong> ise tanrıların t&uuml;m&uuml;yle keyfi olan, politik hesaplarla bulunmuş bir takım kuruntulardan başka bir şey olmadıklarını s&ouml;ylemiştir.</p>
<p>Protagoras&rsquo;a g&ouml;re her şeyin &uuml;zerine birbirine zıt iki s&ouml;z s&ouml;ylenebilir, her ikisi de kuvvet bakımından birbirine denktir. Bu g&ouml;r&uuml;ş&uuml;yle de ş&uuml;pheci yaklaşımını bir kez daha ortaya koymuştur. Retorik o sebeple &ccedil;ok &ouml;nemlidir &ccedil;&uuml;nk&uuml; doğru, yanlış veya haklı haksız yoktur. &Ouml;nemli olan karşı tarafı s&ouml;zlerle ikna etmektir.&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>
<p>Sofistlerin insanlığa katkılarının başında, felsefenin insanın psikolojik y&ouml;n&uuml;n&uuml; incelemeye başlaması gelir. Eğitim vermeleri sırasında ihtiya&ccedil; duydukları i&ccedil;in bu incelemeyi yaparmışlar. İlk olarak dilde &ccedil;alışmalar yapmışlar. Prodikos eşanlamlı s&ouml;zler, Hippios gramer, Gorgias stil ve Protagoras ise s&ouml;zc&uuml;klerin doğru kullanılması &uuml;zerine yoğunlaşmışlardır. Mantık &uuml;zerine de &ccedil;alışmalar yapmışlardır. Gorgias duygulanımları incelemiş ve sevin&ccedil;, acı, y&uuml;reklilik, korkuyu d&ouml;rt temel duygulanım olarak belirlemiştir.</p>
<p>Sofistlerin, devlet ve hukuk ile ilgili d&uuml;ş&uuml;nceleri birbirinden farklıdır. Protagoras bug&uuml;n kullandığımız şekliyle &ldquo;toplum s&ouml;zleşmesi&rdquo; ve t&uuml;m insanların eşit olduğu d&uuml;ş&uuml;ncesi &uuml;zerinde durmaktadır. (&ldquo;Toplum S&ouml;zleşmesi&rdquo;ni zamanı geldiğinde &ccedil;ok detaylı olarak konuşacağız.) Kallikles, Thrasymachus sert anlayışa sahiptirler. <strong>Thrasymachus</strong> adaletin yasalara uymak olduğunu, yasanın ise hakimlerin kendi iradelerinin yargıladıkları kişilere zorla kabul ettirmeleri olduğunu &ouml;ne s&uuml;rer. <strong>Kallikles&rsquo;e</strong> g&ouml;re insanlar ikiye ayrılır; zekiler ve aptallar. Zekiler kendi kurallarını aptallara dayatmanın yollarını bulurlar; bu yol bazen ahlak bazense din şeklindedir.</p>
<p>Sofistler, &ldquo;<strong>doğal olan</strong>&rdquo;la (physis-doğa), &ldquo;<strong>insan yapıtı</strong>&rdquo; (nomos-kanun) arasındaki farkı incelemişler, hukuk, ahlak ve din kuralları hakkındaki g&ouml;r&uuml;şlerini bu ayrım &uuml;zerinden ifade etmişlerdir.</p>
<p><strong>Antiphon</strong> g&ouml;r&uuml;şlerinde doğanın koyduğu kuralları se&ccedil;er. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; doğada her şey eşittir. İnsan yapıtı kanunlar gibi keyfilik yoktur. Mesela doğada insanlar arasındaki gibi bir soyluluk kavramı yoktur.</p>
<p><strong>Kallikles</strong> de tercihini doğadan yana yapsa da izlediği d&uuml;ş&uuml;nce sistemi tamamen farklıdır. Ona g&ouml;re toplumdaki kuralları &ccedil;oğunlukta olan zayıflar tanımlar. Ama&ccedil;ları da g&uuml;&ccedil;l&uuml; olanların g&uuml;c&uuml;n&uuml; engellemek i&ccedil;indir. &Ouml;rneğin &ldquo;istemeyi&rdquo; k&ouml;t&uuml; olarak tanımlamaktadırlar. Oysaki doğa da hırsları engellemek yoktur, onları m&uuml;mk&uuml;n olduğunca tatmin etmek vardır.</p>
<p>Sofistlerin toplumsal d&uuml;zen i&ccedil;in tehdit unsuru olarak g&ouml;r&uuml;lmesinin sebeplerinin başında, doğal hukuku, insanların koymuş olduğu (pozitif) hukuktan &uuml;st&uuml;n g&ouml;rmeleridir.</p>
<p>Felsefede tek bir doğru yoktur. &Ouml;nemli olan sorular sorarak olgu, olay ve durumlara farklı a&ccedil;ılardan bakmayı &ouml;ğrenip fikirleri genişletmektir. Sofistler bence bu en iyi yapan felsefecilerdendir. Sordukları sorularla, g&ouml;r&uuml;şleriyle toplumda istenmemiş, eleştirilmiş hatta idam edilmeye &ccedil;alışılmışlardır. Oysa ki temas ettikleri pek &ccedil;ok insanın d&uuml;ş&uuml;nce kalıplarını kırmalarını sağlamışlardır. Bug&uuml;n bile biz onları okurken, g&ouml;r&uuml;şleri &uuml;zerinde d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rken bu etkiyi hissedebiliyoruz.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 11, Demokritos</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-11-demokritos</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-11-demokritos</guid>
<description><![CDATA[ İnsan için önemli olan hayatı olabildiği kadar çok neşeyle ve olabildiği kadar az sıkıntıyla geçirmektir. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_6294c30f6f3ac.jpg" length="63359" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 30 May 2022 16:14:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Arke, Atom, Evren, İlkçağ, Demokritos, Ahlak, Etik, Mutluluk, İyi, Ölüm, Ruh</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&ldquo;<em>Ger&ccedil;ek, atomlar ve atomların hareketleridir</em>.&rdquo;</p>
<p>Bu s&ouml;z&uuml; <strong>Demokritos</strong> &nbsp;<strong>M.&Ouml;. 5. y&uuml;zyılda</strong> s&ouml;ylemiş, inanabiliyor musunuz?</p>
<p>Felsefe tarihinde o ve hocası Leukippos &ldquo;<strong>Atom Teorisi</strong>&rdquo;nin kurucu sayılırlar. Muhtemelen bilmeyen yoktur Atom Teorisi&rsquo;ni ama yine de Wikipedia&rsquo;daki tanımına bir bakalım:</p>
<p>&ldquo;Atom Teorisi; maddenin atom adı verilen s&uuml;reksiz ve ayrık yapılardan oluştuğunu belirten, maddenin doğası &uuml;zerine bir bilimsel teoridir. Antik Yunan&rsquo;da felsefi bir kavram olarak başlayan bu d&uuml;ş&uuml;nce, 19. yy başlarında kimya alanındaki keşiflerin de maddenin ger&ccedil;ekten atomlardan oluştuğunu destekleyen bulgularıyla kendisine ana akım bilimde yer edinmiştir.&rdquo;</p>
<p>Bundan 2500 yıl &ouml;nce, neyi, nasıl inceleyip bu teoriyi yaratmışlar insanın ger&ccedil;ekten dimağı tutuluyor. Bu fikre nasıl ulaştıkları bir yana, her ikisinin, &ouml;zellikle hocası Leukippos&rsquo;un yaşamı hakkında bile &ccedil;ok fazla bilgiye sahip değiliz. Mesel&acirc;, Demokritos&rsquo;un doğum yılı tahmin ediliyor, kesin bilgi mevcut değil; M.&Ouml;. 460 olduğuna inanılıyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Anaksagoras&rsquo;tan 40 yaş k&uuml;&ccedil;&uuml;km&uuml;ş. Doğum yeri ise kesin olmamakla beraber bazı kaynaklara g&ouml;re bug&uuml;nk&uuml; adıyla Sığacık (İzmir) yani Teos, bazı kaynaklara g&ouml;re ise &ouml;mr&uuml;n&uuml; ge&ccedil;irdiği yer olan Batı Trakya&rsquo;da bulunan Abdera. Bundan sonraki bilgiler biraz daha net. En &ccedil;ok seyahat eden filozofmuş; Yunanistan&rsquo;ı, Mısır&rsquo;ı, Anadolu&rsquo;yu, İran&rsquo;ı dolaşmış. Hi&ccedil; siyasetle uğraşmamış. Yaklaşık 100 yıl s&uuml;ren &ouml;mr&uuml; s&uuml;resince bilgin hayatı yaşamış. &ldquo;<em>Bir tanıt bulmayı Pers kralı olmaktan &uuml;st&uuml;n tutarım</em>,&rdquo; s&ouml;z&uuml; bunu kanıtlar niteliktedir.</p>
<p>Demokritos materyalist bir filozoftur. Atomculuğu t&uuml;m felsefesinin temeli oluşturur; arkeyi a&ccedil;ıklaması, evren tezah&uuml;r&uuml;, bilgi felsefesi ve hatta ahlak felsefesi. Detaylara girmeden evvel belirtmek isterim ki Demokritos İlk &Ccedil;ağ filozofları arasında felsefe yolumda karşıma &ccedil;ıkan en sevdiğim filozoftur. &Ouml;yle ki bir g&uuml;n zaman makinesi yapılsa, ge&ccedil;mişe gidip birisiyle tanışma fırsatım olsa, tanışmak i&ccedil;in Demokritos&rsquo;u se&ccedil;erdim. Ancak bir kadın olarak beni &ccedil;ok hoş karşılayacağını d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yorum. Maalesef ki o d&ouml;nemin pek &ccedil;ok filozofu gibi hakkında cinsiyet ayrımcığı yaptığı s&ouml;ylenmektir. Belki bu kadar ileri g&ouml;r&uuml;şl&uuml; birine anlatabilirim bu d&uuml;ş&uuml;ncelerinde haksız olduğunu.</p>
<p>Onun ve hocasının m&uuml;thiş atomculuğunun ayrıntılarına başlayabiliriz. Yalnız hangi d&uuml;ş&uuml;ncelerin onun, hangilerinin hocasına ait olduğunu net olmadığı i&ccedil;in pek &ccedil;ok kaynakta yer aldığı gibi ben de Demokritos&rsquo;un fikirleri olarak paylaşacağım sizlerle.</p>
<p>Ona g&ouml;re arke atomlardır. Her cisim kendisinden geriye gidilmeyecek k&uuml;&ccedil;&uuml;k par&ccedil;alara b&ouml;l&uuml;nebilir. İşte o par&ccedil;alara &ldquo;<strong>Atom</strong>&rdquo; der. Atomun Yunanca kelime anlamı &ldquo;B&ouml;l&uuml;nemez&rdquo;dir. &nbsp;Ona g&ouml;re, atomların dışında, atomların i&ccedil;inde hareket ettiği <strong>boş uzay </strong>vardır. Atomlar yaratılmamıştır, ezeli ve edebidirler. Sonsuz sayıdadırlar. Hareketlerinin sebebi ne Empedokles&rsquo;teki gibi sevgi ve nefrettir ne de Anaksagoras&rsquo;taki gibi Nous&rsquo;tur. Ona g&ouml;re atomların daimi hareketlerinin sebebi <strong>mekanik zorunluluk</strong>tur. Boş uzay sebebiyle atomlar hareket imk&acirc;nı kazanırlar.</p>
<p>Atomların hepsi cisimseldir, uzayda yer kaplar, ağırlıkları/hafiflikleri, yoğunlukları, sertlik dereceleri ve şekilleri vardır.&nbsp; Renk, sıcaklık/soğukluk, ses gibi nitelikleri yoktur. Onlardaki tek değişiklik boş uzayda yer değiştirmeleridir. İkinci olarak saymış olduğum nitelikler duyu yanılsamalarından kaynaklanır. Duyu bilgisi asıl ger&ccedil;eği g&ouml;rebilecek kadar kesin değildir, kesin bilgi akılla kavranabilir.</p>
<p>Evren tasarımı &ccedil;ok kesin bir mekanist g&ouml;r&uuml;şe sahiptir. Mekanizm, t&uuml;m olayları hareket ve hareket yasalarına dayanarak a&ccedil;ıklayan g&ouml;r&uuml;şt&uuml;r. Atomlar en başından beridir boş uzayda kendiliklerinden hareket ederler yani yer değiştirirler. Bu hareketleri ağırlıkları ile ilgili olarak yavaş ve hızlı olabilir. Hareket halindeki atomlar uzayın belli bir yerinde karşılaşınca bir &ccedil;evrinti oluşmuş. Bu &ccedil;evrintiyle ağır ve kaba olanlar ortada toplanıp&nbsp; toprağı meydana getirmiş, hızlı ve ince olanlar yukarıya itilip suyu, havayı ve ateşi oluşturmuş. G&ouml;k cisimleri de boşluğa fırlayıp tutuşmuş olan taşlardır. Hatırlarsınız Anaksagoras da az daha &ouml;l&uuml;m&uuml;ne yol a&ccedil;acak olan g&ouml;k cisimleri a&ccedil;ıklamasını benzer şekilde yapmıştı.&nbsp; &nbsp;</p>
<p>&ldquo;<em>Rastlantının s&ouml;z&uuml;n&uuml; etmemiz yalnız bilgisizliğimizden ileri gelir; bir olayın nedenini bilmedik mi, bunu rastlantıyla a&ccedil;ıklamaya kalkışırız</em>.&rdquo;</p>
<p>Yukarıdaki s&ouml;z&uuml;nden de anlaşılacağı gibi teleolojik a&ccedil;ıklamayı kabul etmez o. Mekanist g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n kurucusu Demokritos tamamen mekanik sebebi kabul eder. Mekanist g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n temel sorusu &ldquo;Olay hangi amaca yaradı?&rdquo; değil; &ldquo;Daha &ouml;nce hangi koşullar olaya yol a&ccedil;tı?&rdquo; sorusudur. İkinci sorunun cevabı bizi bilimsel bilgiye ulaştırır.</p>
<p>Bu ortaya koyduğu teorilerle yaşadığı d&ouml;nemin en &ouml;nemli doğa bilimcisidir Demokritos. Ama o sadece doğa bilimcisi değildir, aynı zamanda kendi d&ouml;neminin &ccedil;ok &ouml;nemli ahlak felsefecisidir. Ahlak konusundaki temel g&ouml;r&uuml;şleri halen ge&ccedil;erliğini korur.</p>
<p>Kendi değişiyle &ouml;nemli olan;</p>
<p>&ldquo;<em>Hayatı olabildiği kadar &ccedil;ok neşeyle ve olabildiği kadar az sıkıntıyla ge&ccedil;irmektir</em>.&rdquo;</p>
<p>İnsan s&uuml;rekli bir &ldquo;i&ccedil; dinginliğine&rdquo; (ataraksia) sahip olmalıdır. İnsan i&ccedil; dinginliğine sahip olursa &ldquo;iyi bir durumda olma/ruh iyiliği&rdquo; (euthymia) halinde olur ve mutlu bir yaşam s&uuml;rebilir. Ayrıca o mutluluğun gelip ge&ccedil;ici, bedensel hazlara y&ouml;nelik, y&uuml;zeysel bir duygu olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmez.</p>
<p>Euthymia hali i&ccedil;inse bazı &ouml;nerileri vardır; İlki, duygulanımları yenmektir. İkincisi ruhta hi&ccedil;bir korkuya (&ouml;l&uuml;m korkusu da dahil), boş kuruntuya, tutkuya yer vermemektir. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; ise &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml; ve dingin bir şekilde yaşamaktır. Bunları uygulayabilmek i&ccedil;in &ouml;zelikle en &ouml;nemlisi olan &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;l&uuml;k i&ccedil;in aklımız ve d&uuml;ş&uuml;nme g&uuml;c&uuml;m&uuml;z bizlere rehberlik edecektir. &nbsp;</p>
<p>Peki, atomculuğu ile ahlak felsefesinin bağlantısı nedir acaba diye sorabilirsiniz. Demokritos &ldquo;Tin&rdquo;in de (ruhun da) atomlardan oluştuğuna inanıyordu. &nbsp;</p>
<p>M&uuml;thiş bir s&ouml;z&uuml;yle ahlak felsefesine bakışını kapatayım. &ldquo;<em>B&uuml;y&uuml;k hazlar g&uuml;zel eserlerin temaşasından doğarlar</em>.&rdquo;</p>
<p>Felsefenin yolu, Atomcular (Leukippos ve Demokritos) ile bilimsel yola d&ouml;n&uuml;p &ccedil;ok ileriye taşınmıştır. Ancak bu yol uzunca bir s&uuml;re devam edememiştir. Sofistler, Sokrates, Platon ve Aristoteles ile başka bir a&ccedil;ılıma y&ouml;nelip (metafiziksel, dinsel&hellip;) bilimsel alan dışına &ccedil;ıkmıştır.</p>
<p>Bertrand Russell Batı Felsefe Tarihi isimli eserinde Demokritos&rsquo;tan sonraki felsefenin gidişatı ile ilgi olarak ş&ouml;yle yorumlamıştır. &ldquo;&Ouml;nceki, eşi g&ouml;r&uuml;lmemiş başarıya karşın, bu noktada, &ccedil;&ouml;k&uuml;ş&uuml;n ilk tohumları atılmış, ardından, aşama aşama bir gerileme başlamıştır. Demokritos&rsquo;tan sonra, en iyi felsefe bile yanlış olan, insan &uuml;zerinde, onu evrenle karşılaştırarak gereksiz yere durmaktadır.&rdquo;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 10, Anaksagoras</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-10-anaksagoras</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-10-anaksagoras</guid>
<description><![CDATA[ Yaşadığı dönemde cehaletin yok etmeye çalıştığı ancak başaramadığı filozofların ilki; Anaksagoras... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_627a538b3b1ed.jpg" length="75389" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 May 2022 15:01:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Arke, Sperma, Nous, İdam, Evren, Dünya, Doğa, Üzerine, Anaksagoras, Anaxogoras</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren cehalet her yerde ve her y&uuml;zyılda karşımıza &ccedil;ıkmaktadır. Hatta o &ouml;yle sarmal bir d&ouml;ng&uuml;d&uuml;r ki, bir başladı mı dolanmaya &ccedil;evresindeki her şeyi siler, s&uuml;p&uuml;r&uuml;r, yok eder. Yaşadığı d&ouml;nemde cehaletin yok etmeye &ccedil;alıştığı ancak başaramadığı filozoflardan birisi, hatta ilki diyebileceğimiz Anaksagoras&rsquo;tır. Bug&uuml;n yolumuz onunla kesişiyor. Anaksagoras&rsquo;ın başına ne gelmiş peki?</p>
<p>Anaksagoras M.&Ouml;. 500 yılında İyonya&rsquo;nın Klazomenai şehrinde doğmuş. Klazomenai bug&uuml;n İzmir Urla&rsquo;nın sınırları i&ccedil;erisinde bulunuyor. Otuzlu yaşlarının sonlarına doğru Atina&rsquo;ya yaşamak i&ccedil;in gitmiş ve hayatının otuz yılını orada ge&ccedil;irmiş. D&ouml;neminin en b&uuml;y&uuml;k doğa bilgini olarak Atina&rsquo;ya bilimi ve felsefeyi getirmiş. &nbsp;Atina&rsquo;nın soylularından, asker ve devlet adamı olan Perikles ile yakın dost olmuşlar. İşte bu dostluğu onun hayatını kurtarmış. Atina kentlileri alıştıkları, bildikleri şeylerin dışında konuşan bu adamı susturmak i&ccedil;in &ldquo;&rsquo;Y&uuml;ksekteki Şeyler&rsquo; ile ilgili kuramlar &uuml;retmeyi ve tapınmamayı yasaklayan yasa&rdquo; &ccedil;ıkarmışlar. Onların inanışına g&ouml;re g&uuml;neş bir tanrıydı. Oysa ki Anaksagoras g&uuml;neşin sıcaklıktan kıpkırmızı kesilmiş bir taş ve ayın ise toprak olduğunu s&ouml;ylemekteydi. Bu g&ouml;r&uuml;ş&uuml; sebebiyle yargılanmış ve ona &ouml;l&uuml;m cezası verilmiş. Anaksagoras, bu olayla tarihte fikirlerinden dolayı &ouml;l&uuml;m cezasına &ccedil;arptırılan ilk filozof olma namına sahip olmuş. Neyse ki o, tutsakların tutulduğu yerden Perikles&rsquo;in yardımıyla &ccedil;ıkarılmış ve b&ouml;ylece idamdan kurtulmuş. İyonya&rsquo;nın Lampsakos (bug&uuml;nk&uuml; Lapseki&rsquo;nin olduğu yer) şehrine s&uuml;rg&uuml;ne g&ouml;nderilmiştir.</p>
<p>Ona &ouml;l&uuml;m cezası verilmesine yol a&ccedil;an g&ouml;r&uuml;şleri, d&uuml;ş&uuml;nceleri, fikirlerinin ayrıntılarına bakalım biraz da.</p>
<p>Anaksagoras&rsquo;ın felsefesi mistik &ouml;ğelerden uzak salt bilimsel bir felsefedir. &ldquo;Doğa &Uuml;zerine&rdquo; adlı eserini d&uuml;z yazıyla (nesir)&nbsp; kaleme almıştır. Duyu algılarının insanları yanıltmadığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. Evren hakkındaki g&ouml;r&uuml;şleri teleolojiktir, hatta telos d&uuml;ş&uuml;ncesini felsefeye ilk o getirmiştir. Pl&uuml;ralist bir filozoftur. Monist filozoflar gibi arkenin canlı olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmez, aksine cansız olduğunu ve onu harekete ge&ccedil;irecek bir unsur bulunduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. İşte bu unsura &ldquo;<strong>Nous</strong>&rdquo; (ergi, zihin, akıl) demiştir. Nous evrendeki kaosun kozmosa d&ouml;n&uuml;şmesinin sebebidir. Ona g&ouml;re insan hayvanların en akıllısıdır &ccedil;&uuml;nk&uuml; Nous&rsquo;tan pay alır ve doğa akıllıca kullanabileceği i&ccedil;in insana alet olarak ellerini vermiştir.</p>
<p>Anaksagoras&rsquo;a g&ouml;re temel madde &ldquo;<strong>Sperma(Tohum)</strong>&rdquo;dır. &ldquo;<em>Ne kadar nesne varsa o kadar &ccedil;eşit de sperma var</em>,&rdquo; der. Ona g&ouml;re t&uuml;m nesneler, her &ccedil;eşit spermadan oluşur; ancak oranları farklıdır. &nbsp;Hangi &ccedil;eşit sperma ağır basıyorsa, nesneler o sperma &ccedil;eşidine g&ouml;re adlandırılır. Yani onun g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne g&ouml;re; &ldquo;Her şey her şeyden pay alır. Bununla birlikte her şey sadece bir şey olarak mevcuttur.&rdquo; Spermayla ilgili bu a&ccedil;ıklamaları sanki h&uuml;creyi andırıyor değil mi? Boşluk olmadığını, hava kanıtını &ouml;ne s&uuml;rerek a&ccedil;ıklar. &Ouml;rnek olarak, şişmiş bir tulumun i&ccedil;inde hava olduğunu verir.&nbsp;</p>
<p>Ayrıca var olma ve yok olma yoktur Anaksagoras&rsquo;a g&ouml;re. Var olma spermaların bir araya gelmesi ve yok olma ise dağılması olayıdır. Nesneler başka bir nesneye d&ouml;n&uuml;şemez; sadece değişirler. Bu değişimin nedeni ise nesnenin i&ccedil;erdiği sperma oranlarının değişmesidir; nesneye &ldquo;Ya yeni spermaların girmesi ya da ayrılmasıdır,&rdquo; der. Ona g&ouml;re bu hareketi veya değişimi sağlayan &ldquo;Nous&rdquo;tur. Nous&rsquo;u ise mistik bir unsur olarak g&ouml;rmez. Nous, maddi bir şeydir; b&uuml;t&uuml;n nesnelerin en incesi, en arınmışı, yalnız başına olabilen tek madde, diğer t&uuml;m nesneleri harekete ge&ccedil;iren madde! Bu harekete ge&ccedil;iş bir ama&ccedil; doğrultusunda olur.</p>
<p>Nous evrene egemen olan kuvvettir. Başlangı&ccedil;ta spermalar kaos i&ccedil;inde, karışık yığınlar halinde bulunuyorlardı, nesneler yoktu. Sonra Nous bir burga&ccedil; hareketi başlattı ve bu hareket her yeri sardı. Benzerleri bir araya toplanıp yeri oluşturdu. Yerin kenarından taşlar boşluğa fırladılar, akkor haline gelip yıldızları oluşturdular. D&uuml;nya d&uuml;zd&uuml;r, altı hava ile doludur. Depremler ise aşağıdaki havadan &ccedil;ıkan kabarcıklar sonucunda oluşur. Anaksagoras evrene ve d&uuml;nyaya ilişkin tasavvurunu b&ouml;yle a&ccedil;ıklamış.</p>
<p><em>&ldquo;Nasıl bir bal&ccedil;ık yığını kendiliğinden bir heykel olamazsa, bunun i&ccedil;in nasıl bir heykelcinin &ccedil;alışıp bu bal&ccedil;ık yığınına bir bi&ccedil;im kazandırması gerekirse, bunun gibi, sperma&rsquo;ların kaosu, kendiliğinden g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z d&uuml;zenli, belirli nesnelerin d&uuml;nyasını meydana getirmiş olamaz. Bunun i&ccedil;in, d&uuml;zenleyici, bi&ccedil;imlendirici bir kuvvet olan Nous&rsquo;un işe karışması gerekir.&rdquo;</em></p>
<p>Nous hareketleri rastgele değil, bir ama&ccedil; doğrultusunda yapmaktadır. Bu a&ccedil;ıklamasıyla Anaksagoras teleolojik a&ccedil;ıklamayı felsefeye adapte etmiştir. Teleoloji yani erek bilim evrendeki veya herhangi bir nesnedeki değişimin bir erek, bir ama&ccedil; doğrultusunda olduğunu ileri s&uuml;rer.</p>
<p>&nbsp;&ldquo;<em>Algılarımız bize evreni d&uuml;zen, ereği olan bir b&uuml;t&uuml;n olarak g&ouml;sterirler; dolayısıyla hareketi sağlayan kuvvet de, d&uuml;zenleyen bir ereğe (telos) g&ouml;re oluşturan bir kuvvet olacaktır.</em>&rdquo;</p>
<p>Ben de buradan esinlenerek diyebilirim ki &ldquo;Felsefe, Hayatın Yolu&rdquo; yazı serisi de esasında ereksellik taşıyor. Rastgele &uuml;st &uuml;ste yazılmış b&ouml;l&uuml;mler değildir. Ama&ccedil; felsefe tarihi boyunca birbirine eklenen d&uuml;ş&uuml;ncelerin bizi nereye g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ve g&ouml;t&uuml;rebileceğini keşfetmek.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 9, Empedokles</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum</guid>
<description><![CDATA[ Onun müthiş tasavvuru; maddi bir dünya, yüksek ruhların olduğu ikinci bir dünya, soyut bir Tanrı… ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_626b78c98d7c1.jpg" length="62464" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 29 Apr 2022 08:42:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Arke, Ateş, Hava, Su, Toprak, Sevgi Nefret, Doğa, Üzerine, Arınmalar, Empedokles</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yolumuza ilk defa bir pl&uuml;ralist &ccedil;ıkıyor; Empedokles, M.&Ouml;. 494 yılında Sicilya&rsquo;nın Agrigentum şehrinde doğmuştur. Soylu bir ailenin &ccedil;ocuğudur. Bir d&ouml;nem kendisine tiranlık &ouml;nerilmiş olsa da demokrasiyi savunduğu i&ccedil;in bu teklifi reddetmiştir. Empedokles filozof olmasının yanı sıra tıp alanında da uzmandır. Bir ara şehrinden uzaklaşıp başka &uuml;lkelere seyahat etmiştir, ancak bir rivayete g&ouml;re şehrinden uzaklaşmasının sebebi esasında s&uuml;rg&uuml;ne g&ouml;nderilmesinden kaynaklanmıştır. Bu seyahatler &ouml;ncesinde &ccedil;ok sert, ateşli bir insan iken d&ouml;n&uuml;ş&uuml;nde adeta bir peygamber gibi davranmaya başlamıştır. Ancak belli bir s&uuml;re sonra kendini Tanrı olarak g&ouml;rmeye başlamış ve &ouml;l&uuml;ms&uuml;z olduğunu ispat etmek i&ccedil;in Etna Yanardağı&rsquo;nın volkanlarına atlamış. 434 yılında bu şekilde hayatı son bulmuş. Tabii bunlar onun hakkındaki s&ouml;ylentilerdir.</p>
<p>Empedokles&rsquo;ten bize iki uzun şiirinden par&ccedil;alar kalmıştır. İlki &ldquo;Doğa &Uuml;zerine&rdquo;, diğeri ise &ldquo;Arınmalar&rdquo;dır. İlkinin bilimsel &ccedil;alışmaları, ikincisinin dinsel &ccedil;alışmaları olduğu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lse de birbirinin devamı olduğu şeklinde de yorumlanmaktadır.</p>
<p>Empedokles i&ccedil;in pl&uuml;ralist demiştik. Peki, pl&uuml;ralizm ne demek? &Ccedil;oğulculuk olarak da adlandırılır, Vikipedi&rsquo;deki tanımı &ldquo;Varlığın birbirine indirgemeyen bir&ccedil;ok t&ouml;zden oluştuğunu savunan bir felsefi yaklaşım&rdquo;dır.&nbsp; Pl&uuml;ralizmin Empedokles dışında başlıca temsilcileri Anaksagoras, Demokritos ve Leukippos&rsquo;tur.</p>
<p>Empedokles &ouml;ncesi Doğa Filozofları arkeyi belirlerken monist yaklaşım da bulunup tek bir madde olarak belirlemişlerdi;&nbsp; Thales&rsquo;in arkesinin &ldquo;Su&rdquo; olması gibi. Pl&uuml;ralist yaklaşıma sahip Empedokles ise evreni oluşturan d&ouml;rt unsur olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmektedir. Ona g&ouml;re varlık d&ouml;rt temel unsurun belli oranda karışımından oluşmaktadır, bir nevi bunları d&ouml;rt temel element olarak d&uuml;ş&uuml;nebiliriz. Hadi tahminlerinizi alayım. Ateş, su, toprak... İzleyenlerin aklına GORA filmi geldi değil mi? Tabii ki son element tahta değil. Empedokles&rsquo;e g&ouml;re bu d&ouml;rt temel unsur; &ldquo;H<strong>ava, su, ateş ve toprak&rdquo;tır. Onların karışması varlığı, karışımın ortadan kalkması ise yokluğu oluşturur</strong>. Bu d&ouml;rt unsur ezeli ve edebidir. Evrendeki miktarları artmaz da azalmaz da. Empedokles bu d&ouml;rt unsuru tanrısal varlık olarak kabul eder ve onları evrenin temeline yerleştirir. Onlar kendiliğinden harekete ge&ccedil;mez, birleştiren veya ayrıştıran iki hareket ettirici g&uuml;&ccedil; vardır; &ldquo;<strong>Sevgi</strong>&rdquo; ve &ldquo;<strong>Nefret</strong>&rdquo;. Sevgi ve nefret maddi olmadıkları i&ccedil;in ezeli ve ebedi değillerdir.</p>
<p>Evrenin oluşumunu da yine bu yolla a&ccedil;ıklıyor. Evren bu iki kuvvetin savaşından meydana gelmiştir. İlk d&ouml;nemde sevgi h&acirc;kimdir, sonra nefret sahneye &ccedil;ıkar, onu yine sevgi takip eder. Bu bir d&ouml;ng&uuml; şeklinde devam eder. Nefretin h&acirc;kim olduğu &ccedil;ağda şeyler dağılmış, sonra sevginin h&acirc;kim olduğu &ccedil;ağ gelmiş ve birleşmişlerdir. Evrenin sevgi hali kozmos, nefret hali ise kaostur.</p>
<p>Varlıkların oluşumu hakkındaki g&ouml;r&uuml;şlerine baktığımızda bir hiyerarşiyi izlediğini g&ouml;r&uuml;r&uuml;z. &Ouml;nce ilkel sonra gelişmiş canlılar oluşmuştur. &nbsp;Onları bitkiler, bitkileri hayvanlar, hayvanları insanlar izler. Cinsiyet olarak ise &ouml;nce hem erkek hem dişi olan canlılar sonra ise dişi ve erkek ayrı ayrı olan canlılar oluşmuştur.</p>
<p>Bu oluşumu a&ccedil;ıklarken &ccedil;ok fantastik bir teoride bulunmuş. Ş&ouml;yle ki varlıklar bir b&uuml;t&uuml;n olarak ortaya &ccedil;ıkmamıştır. &Ouml;nce kafa, kol gibi organlar oluşmuş ve tesad&uuml;fen bir araya gelip varlıklar oluşmuştur. G&ouml;z&uuml;n&uuml;zde canlandı mı bilemedim ama benim zihnimden ge&ccedil;en sahne ş&ouml;yle; bir kafa ortada yuvarlanıyor, sonra kendine v&uuml;cut buluyor, oradan kol ve bacaklar ekleniyor&hellip; Ne kadar acayip değil mi! Neyse onun d&uuml;ş&uuml;ncelerine devam edeyim, sonu&ccedil;ta bu bir korku filmi değil. Bu birleşmelerden uyum sağlayamayanlar ise ortadan kalkmış. Sanki &ldquo;Evrim Teorisi&rdquo;nin &ouml;ndeyişlerine benziyor bu yaklaşım. &Ouml;nce tek h&uuml;creliler, sonra bitkiler ardından hayvanlar ve de en son insanlar&hellip; Adaptasyon sağlamayan canlıların nesli t&uuml;kenir, doğal se&ccedil;ilim yani.</p>
<p>Empedokles t&uuml;m varlıklarda olduğu gibi insanlarda da bu d&ouml;rt temel unsurun mevcut olduğunu s&ouml;yl&uuml;yor. Et ve kemik toprak, kan sıvı y&ouml;n&uuml;, yani bedenin su kısmı, solunum hava, v&uuml;cudun sıcaklığını ise ateş ile &ouml;zdeşleştirmiş. Sağlık bunlar arasındaki uyumun yani sevginin h&acirc;kim olduğu evre, hastalık ise aralarındaki uyumun bozulması yani nefret g&uuml;c&uuml;n&uuml;n h&acirc;kim olmaya başladığı evredir.</p>
<p>Tıp hekimi olarak kanı insan hayatının ana taşıyıcısı ve d&uuml;ş&uuml;nmenin merkezi olarak g&ouml;r&uuml;r.&nbsp; Ayrıca kanda da b&uuml;t&uuml;n &ouml;ğelerin var olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r.</p>
<p>Ona g&ouml;re insan her şeyi bilebilir. Duyu algısının oluşmasını insanda bu d&ouml;rt unsurun var olması ile a&ccedil;ıklıyor. Tıpkı insandaki gibi &ccedil;evresindeki her şeyde bu d&ouml;rt unsur bulunur. &ldquo;<strong>Bir cinsten olan şeyler birbirini etkiler</strong>,&rdquo; der. G&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml;n yapısında ateş olduğu i&ccedil;in ışığı g&ouml;rebiliyoruz mesela. Evren hakkında ise bilgi sahibi olabiliriz &ccedil;&uuml;nk&uuml; evrenle aynı &ouml;zden oluşuyoruz. Esasında karışık gibi g&ouml;r&uuml;nse de biraz d&uuml;ş&uuml;n&uuml;nce, inanmasak bile anlayabiliyoruz. Aynı dili konuşmak gibi bir şey galiba bu durum. Her şey hava, su, toprak ve ateşten oluştuysa ve biz de keza aynı şekilde oluştuysak duyularımızla evreni algılayabiliriz.</p>
<p>Empedokles bilgiye ulaşmak i&ccedil;in sadece duyu algılarını kullanmamamız gerektiğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. Hem aklımızı hem de duyularımızı kullanmamız gerektiğini savunur. Onun felsefesinin temeli bir uzlaşım felsefesidir. Herakleitos&rsquo;un değişimi ile Parmenides&rsquo;in sabit fikirlerinin uzlaşımıdır.</p>
<p>&ldquo;Arınmalar&rdquo; adlı eserinde ise daha &ccedil;ok dini inancına ilişkin g&ouml;r&uuml;şleri yer alır. Platon&rsquo;un meşhur &ldquo;Mağara Alegorisi&rdquo;ni &ccedil;oğunuz bilirsiniz. Paylaşmak isterim ki onu da konuşmamıza az kaldı. S&ouml;z konusu bu teoriyi &ouml;nce Empedokles &ouml;ne s&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r. O da Orphik ve Pythagoras&ccedil;ı d&uuml;ş&uuml;nceden etkilenmiştir. Hadi başlayım. &Ouml;ncelikle ruh g&ouml;&ccedil;&uuml;ne yani reenkarnasyona inanır. Reenkarnasyon teorisine g&ouml;re maddi d&uuml;nyanın &ouml;tesinde, ikinci ve daha y&uuml;ksek ruhların olduğu bir d&uuml;nya daha vardır. Su&ccedil; işlemiş ruhlar s&uuml;rg&uuml;n i&ccedil;in maddi d&uuml;nyaya g&ouml;nderilirler (yani bizim d&uuml;nyamıza), tabii maddi d&uuml;nyada beden sahibi olup, sınırlanırlar. Bazen bitki, bazen hayvan bazen de insan olarak maddi d&uuml;nyaya doğarlar. Bedenlenirken eski bedenlerini unuturlar, Pythagoras hari&ccedil;miş, &ccedil;&uuml;nk&uuml; Pythagoras&rsquo;ın kendisi hatırladığını ifade ediyormuş. Bu yeniden doğuşun bir sınırı bulunmaz ta ki y&uuml;ksek ruhların seviyesine erişinceye kadar bu yeniden doğuş ger&ccedil;ekleşir. O da Orphik tarikattaki ve Pythagoras&ccedil;ılardaki gibi belli şeyleri ruh g&ouml;&ccedil;&uuml;nden dolayı yemezmiş; defne yaprağı, fasulye ve t&uuml;m hayvanlar gibi&hellip; Yine onlar gibi bu &ouml;ğretilerini &ouml;ğrencilerine gizlilik yeminiyle aktarırmış. &nbsp;&nbsp;</p>
<p>Son olarak Tanrı inancına bakalım. O antropomorfik tanrı inancına karşı &ccedil;ıkıyor. Onun tanrısı v&uuml;cuda sahip değil, soyut, evreni hızlı d&uuml;ş&uuml;nceleriyle dolaşan m&uuml;thiş bir zeka&hellip;</p>
<p>Onun m&uuml;thiş tasavvuru; maddi bir d&uuml;nya, y&uuml;ksek ruhların olduğu ikinci bir d&uuml;nya, soyut bir Tanrı&hellip;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 8, Zenon (Elealı Zenon)</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-8-zenon-eleali-zenon</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-8-zenon-eleali-zenon</guid>
<description><![CDATA[ Acaba Zenon kendisinden yaklaşık iki yüz yıl önce yaşamış Ezop’un masalını mı duymuştu da bize bu paradoksu yarattı?  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_6260f44b85a8b.jpg" length="77141" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 21 Apr 2022 09:14:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Permenides, Elea, İtalya, Sicilya, Varlık, Diyalektik, Bir, Mantık, Doksa, Kanı, Hakikat, Zenon, Paradoks</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Zenon ismini duyduğumuz anda ilk akla gelen onun paradokslarıdır; Akhilleus ve Kaplumbağa, Yarış&ccedil;ı, Ok, Hareketli Sıralar&hellip;</p>
<p>Elea Okulu filozoflarından olan Zenon, Parmenides&rsquo;in &ouml;ğrencisidir. M.&Ouml;. 490-430 yılları arasında yaşamıştır. Onun hakkındaki bilgilere Platon'un &ldquo;Parmenides&rdquo; diyalogu ve&nbsp; Aristoteles&rsquo;in &ldquo;Fizik&rdquo; adlı eserlerinden ulaşıyoruz.</p>
<p>Peki, neymiş bu meşhur paradoksları? Ve neden d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;ş bunları?</p>
<p>&Ouml;ncesinde tabii ki temel bir soru var; Paradoks nedir? TDK&rsquo;nin tanımı, &ldquo;D&uuml;ş&uuml;nceler arasında tartışmaya a&ccedil;ık, kesin bir yargı i&ccedil;ermeyen karşıtlık&rdquo;tır. T&uuml;rk&ccedil;ede yanıltma&ccedil;, &ccedil;atışkı, &ccedil;elişki olarak da ifade ediyoruz. &ldquo;Paradoks&rdquo; (paradoksos) doğru g&ouml;r&uuml;nmekle birlikte ger&ccedil;ekte &ccedil;elişki barındıran ya da sezgiye aykırı sonu&ccedil;lara yol a&ccedil;an ifade ya da ifadeler topluluğu olarak da tanımlanır.</p>
<p>Hatırlayacağımız &uuml;zere Parmenides varlığın Bir, b&uuml;t&uuml;n, değişemez, hareket edemez olduğunu s&ouml;ylemişti. Pythagoras&ccedil;ılar ise varlığın sonsuz sayıda k&uuml;&ccedil;&uuml;k par&ccedil;acığa b&ouml;l&uuml;nebileceğini ileri s&uuml;rm&uuml;şlerdi. Elea Okulu mensubu, mantık&ccedil;ı bir filozof olan Zenon, hocasının izinden gider ve onun g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; ispat etmek i&ccedil;in bu paradoksları o tasarlar. Bu sayede diyalektik d&uuml;ş&uuml;ncenin gelişmesine katkı sağlamıştır. &Ouml;zellikle değişim ve &ccedil;okluğun olanaksızlığını ispat etmeye &ccedil;alışır.</p>
<p>Paradoksları ilk duyduğumuz anda &ldquo;Ne yani soru bu muymuş?&rdquo; ya da &ldquo;Ben bu problemlerin benzerlerini okul hayatım boyunca &ccedil;ok &ccedil;&ouml;zd&uuml;m!&rdquo; gibi lafları i&ccedil;imizden ge&ccedil;irdiğimiz zamanlar olabilir. Hatta okumaya devam ettik&ccedil;e &ldquo;Zihni Sinir&rdquo;i anabiliriz. &nbsp;</p>
<p>Hadi bakalım &ouml;nce &ccedil;okluğun imk&acirc;nsızlığını anlattığı paradoksuyla başlayalım. Zenon&rsquo;a g&ouml;re bir cisim sonsuz sayıda par&ccedil;alara b&ouml;l&uuml;n&uuml;rse iki durum ortaya &ccedil;ıkar;</p>
<p>Birinci durumda bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k par&ccedil;alar uzayda yer kaplar. Onların toplamından sonsuz b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k oluşturacağı i&ccedil;in bu durum sa&ccedil;madır.</p>
<p>İkincisi ise bu par&ccedil;alar o kadar k&uuml;&ccedil;&uuml;kt&uuml;r ki uzayda yer kaplamaz. B&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml; olmayan şeylerin toplamının da b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml; olmayacağı i&ccedil;in toplam b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k hi&ccedil;bir zaman oluşmaz.</p>
<p>Her iki durumda t&uuml;m var olan cisimlerin sonsuz par&ccedil;acıktan meydana geldiği g&ouml;r&uuml;ş&uuml; Zenon&rsquo;a g&ouml;re sa&ccedil;maya d&uuml;şmeden kavranamaz. Yani ona g&ouml;re bu durum uzamın sonsuz b&ouml;l&uuml;nebilinirliğine karşı ispattır.</p>
<p>Zenon&rsquo;un hareketin var olmadığına y&ouml;nelik paradokslarından en meşhur olanı &ldquo;Akhilleus (Aşil) ve Kaplumbağa Paradoksu&rdquo;dur.</p>
<p>Yunan kahramanı Akhilleus&rsquo;un ve bir kaplumbağa ile yarıştığını hayal edelim. Tavşan ile kaplumbağanın masalı geldi hemen aklıma, sizinde &ouml;yle değil mi? Acaba Zenon kendisinden yaklaşık iki y&uuml;z yıl &ouml;nce yaşamış Ezop&rsquo;un masalını mı duymuştu da bize bu paradoksu yarattı? Neyse paradoksa geri d&ouml;nersek Zenon Akhilleus&rsquo;un kaplumbağaya hi&ccedil; yetişemeyeceğini savunur (Akhilleus uyuyakalmıyor, y&uuml;r&uuml;yor hep). Akhilleus, kaplumbağaya &ouml;nceden başlaması i&ccedil;in zaman tanır. Malum kaplumbağa yavaş y&uuml;r&uuml;yen bir hayvandır. Akhilleus ise hızlı koşar. Hepimiz biliyoruz ki koşmasa sadece y&uuml;r&uuml;se bile yakalayıp ge&ccedil;er, Zenon da aynı şeyi biliyordu. Ama onun ispatlamak istediği şey farklıdır. Akhilleus&rsquo;un kaplumbağaya yetişmesi i&ccedil;in zamana ihtiyacı vardır. Bu s&uuml;rede kaplumbağa da yol alacaktır.&nbsp; Akhilleus&rsquo;un yine yakalamak i&ccedil;in zamana ihtiyacı olacak ve kaplumbağa yine birazcık daha yol alacaktır. Bu durum sonsuza kadar b&ouml;yle s&uuml;r&uuml;p gider. Zenon&rsquo;a g&ouml;re zamanda sonsuz b&ouml;l&uuml;nemezdir. Asıl anlatmak istediği duyu bilgisinin yanıltıcı olduğudur. &nbsp;Asıl bilgi aklın &ccedil;elişkiye d&uuml;şmeden ulaştığı bilgidir.</p>
<p>Başka bir paradoks ile anlatmak isterim. Bir yere ulaşmak isteyen bir yolcu &ouml;nce yolun yarısını, sonra yarısının yarısını, sonra onunda yarısını gitmeli. Esasına bakarsanız en k&uuml;&ccedil;&uuml;k kalan yarısının bile yarısı vardır. Tamamını gitmek i&ccedil;in o son yarıyı aşmalı insan.&nbsp; Ama bu aşma durumda yarısını bitirmiş olduğumuzun kanıtı değil sadece o son yarıyı aştığımızın g&ouml;stergesidir. Teknik olarak hep bir yarım vardır.</p>
<p>Zenon&rsquo;un hareketin olanaksızlığını anlattığı diğer bir paradoksu olan &ldquo;Ok Paradoksu&rdquo;na da bir bakalım. Zenon&rsquo;a g&ouml;re hareket gibi g&ouml;r&uuml;nen şey, ger&ccedil;ekte zamanın bir anında bir yerdeki durgun cisimlerin toplamıdır. İzlediğimiz bir filmin bir sahnesini d&uuml;ş&uuml;nerek daha iyi anlaşılabiliyor bu paradoks. Mesela birinin bir bardağı alıp dudaklarına g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; sahneyi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n. O hareket tek bir kareden oluşmuyor, bir&ccedil;ok duran kareden oluşuyor esasında. Gelelim ok da durum nasıl oluyormuş? A noktasından B noktasına fırlatılan bir oku g&ouml;zlemlediğimizde, okun, &ccedil;izdiği rota boyunca her an bir noktada durduğunu fark ederiz. Bu anlarda ok uzayın belli noktasında olan, ancak diğer noktasında olmayan sabit bir konumdadır. Zenon&rsquo;a g&ouml;re bu durumda da yine duyularımız bize yanıltıcı bilgi verir, sanki oku hareket halinde algılarız.</p>
<p>Sonu&ccedil; olarak Zenon&rsquo;un paradokslarıyla anlatmak isteği şey &ccedil;elişkisiz, a&ccedil;ık/se&ccedil;ik ve kesin kavramlara ulaşmak &uuml;zere takip edilecek yolu g&ouml;steren &ouml;ğretisini doğrulamaktır. Yani akıl bize doğru bilgiyi verir, duyular değil.</p>
<p>Zenon felsefe yolunda karşımıza geniş d&uuml;ş&uuml;nce sistemiyle karşımıza &ccedil;ıkmasa da onun yaratmış olduğu bu t&uuml;r paradokslar iki bin yıldan fazla bir s&uuml;redir pek &ccedil;ok filozofun, matematik&ccedil;inin ve fizik&ccedil;inin ilgisini &ccedil;ekmiştir. Onları şaşırtmış, meydan okumuş, &ccedil;ileden &ccedil;ıkartmış, eğlendirmiş, etkilemiş ve ilham vermiş. Bunlar arasında Platon, Aristoteles, Hengry Bergson, Bertrand Russell gibi pek &ccedil;ok ismi sayabiliriz.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 7, Parmenides</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-7-parmenides</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-7-parmenides</guid>
<description><![CDATA[ Var olan meydana gelmiş bir şey olsaydı, varolmayan bir şeyden doğmuş olması gerekirdi. Böylece varolmayan gerçekten var olmuş olacaktı… ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/03/image_750x500_623b37054485e.jpg" length="70451" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 13 Apr 2022 16:48:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Permenides, Elea, İtalya, Sicilya, Varlık, Diyalektik, Bir, Mantık, Doksa, Kanı, Hakikat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Parmenides</strong> G&uuml;ney İtalya&rsquo;nın Sicilya b&ouml;lgesinde M.&Ouml;. 515-460 yılları arasında yaşamıştır. Elea Okulu&rsquo;nun kurucusudur. Yaşadığı Elea&rsquo;da yasa koyucu ve devlet adamıdır. Sokrates hen&uuml;z &ccedil;ok gen&ccedil;ken, Parmenides ise yaşamının son yıllarındayken tanıştıkları ve Sokrates &uuml;zerinde derin etkiler bıraktığı s&ouml;ylenir. Onun tarih a&ccedil;ısından &ouml;nemi metafizik alana dair bulmuş olduğu kanıttır. Hatta Platon&rsquo;dan Hegel&rsquo;e kadar uzanır onun metafizik g&ouml;r&uuml;şlerinin etkisi. <strong>Yunan mantık ve diyalektiğinin kurucusu</strong> olarak kabul edilir. Herakleitos&rsquo;a karşıt g&ouml;r&uuml;şleri ile d&ouml;neminde &ouml;n plana &ccedil;ıkmıştır.</p>
<p>Hadi biraz yakından bakalım onun g&ouml;r&uuml;şlerine.</p>
<p>Duyu tecr&uuml;besini g&uuml;venilir bulmaz. Ona g&ouml;re g&ouml;zlem hakikate ulaşmada bir y&ouml;ntem değildir. Ger&ccedil;ek bilgiye akıl ile ulaşılabileceğini savunur. Yani akıl y&uuml;r&uuml;tmelerle a&ccedil;ık ve kesin bilgiye ulaşabilir.</p>
<p>&ldquo;<strong>Doğa &Uuml;zerine</strong>&rdquo; isimli uzun şiirinde &ouml;ğretisini a&ccedil;ıklamıştır. Bu şiirdeki &ouml;ğretisini iki kısma ayırmıştır; &ldquo;<strong>Doğruya giden yol (doğruluk yolu)</strong>&rdquo; ve &ldquo;<strong>Sanrılara g&ouml;t&uuml;ren yol (kanı yolu)</strong>&rdquo;. Buradaki d&uuml;ş&uuml;nce yolculuğuna &ccedil;ıkarken duyduğu i&ccedil;sel sesi takip ederek başlar. Bu ses ise ona, onun tanımlamasıyla &ldquo;Doğruluk Tanrı&ccedil;ası&rdquo;&rsquo;ndan gelmiştir.</p>
<p>Birinci b&ouml;l&uuml;mde incelediği biricik doğru olan &ldquo;Bir, Varlık&rdquo;, ikinci b&ouml;l&uuml;mde incelediği ise kozmolojidir.</p>
<p>Tek ger&ccedil;ek, sonsuz ve b&ouml;l&uuml;nmez varlık &ldquo;Bir&rdquo;dir. Hatırlarsanız Herakleitos &ldquo;Bir&rdquo;in karşıtlardan oluştuğunu ileri s&uuml;rm&uuml;şt&uuml;. O bu g&ouml;r&uuml;şe karşı &ccedil;ıkar. Ayrıca Herakleitos&rsquo;un değişim g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne de karşı &ccedil;ıkar.</p>
<p>&ldquo;Esti gar einai&rdquo; der. &Ccedil;ok anlaşılır oldu değil mi?</p>
<p>Yani &ldquo;<em>Bir varlık vardır</em>&rdquo; der. <strong>Bir birliktir, kendi i&ccedil;ine kapalıdır, doğmamıştır, yok olmayacaktır, değişmez, b&ouml;l&uuml;nmez, hareket etmez, yoğunlaşmaz, seyrekleşmez.</strong> Yapmış olduğu bir a&ccedil;ıklamayı paylaşayım; Var olan meydana gelmiş bir şey olsaydı, varolmayan bir şeyden doğmuş olması gerekirdi. B&ouml;ylece varolmayan ger&ccedil;ekten var olmuş olacaktı&hellip;</p>
<p>Diğer bir a&ccedil;ıdan, &ldquo;Mantık&rdquo; a&ccedil;ısından &ouml;nermesine bakarsak;</p>
<p>&ldquo;Varlık vardır&rdquo; &ouml;nermesi &ldquo;A, A&rsquo;dır&rdquo; demektir.</p>
<p>&ldquo;Varlık yoktur&rdquo; demek ise &ldquo;A, A değildir&rdquo; demektir.</p>
<p>&ldquo;Varlık hem vardır, hem de yoktur&rdquo; demek ise &ldquo;A hem A&rsquo;dır, hem de A değildir&rdquo; demektir.</p>
<p>Akıl ise hi&ccedil;bir araştırmaya gerek duymadan, a&ccedil;ık ve kesin olarak, Parmenides&rsquo;in g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne g&ouml;re &ldquo;Varlık&nbsp; vardır&rdquo; &ouml;nermesini kabul eder. Yani doğru bilgi sadece akıl ile kavranabilir.&nbsp;</p>
<p>&ldquo;Varlık hem vardır, hem de yoktur&rdquo; &ouml;nermesinde akıl &ccedil;elişkiye d&uuml;şer. İşte bu durum doksalar (kanılar) d&uuml;nyasına aittir. Peki doksa (doxa) nedir? Ona g&ouml;re ger&ccedil;ekliğin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;ne veya genel olarak varlığa dair &ccedil;arpık ve yanlış kanaat demektir. Bu d&uuml;nyada duyular bize aldatıcı bilgi verir.</p>
<p>Bu noktada &ccedil;ok kritik bir yere ulaşmış oluyoruz. Bundan sonraki filozofların -&ouml;zelikle Platon&rsquo;un- &ccedil;ok &uuml;st&uuml;nde duracağı hakikatler ve g&ouml;r&uuml;şler d&uuml;nyası. G&ouml;r&uuml;şler d&uuml;nyası duyuların, doksaların (sanı, kanı) d&uuml;nyasıyken, hakikatler ise &ldquo;varlık&rdquo; alanıdır.</p>
<p>Unutmadan eklemek isterim ki, o da "Bir" dediği varlığı uzamlı ve maddi olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p k&uuml;re şeklinde bahseder.&nbsp;</p>
<p>"Doğruluk yolu" b&ouml;l&uuml;m&uuml;ndeki s&ouml;ylemlerinden bir ka&ccedil; tanesini de aşağıda paylaşıyorum;</p>
<p>&ldquo;<em>Bulunamayanı bilemezsin. Olanaksızdır bu. Dile getiremezsin. D&uuml;ş&uuml;n&uuml;lebilen ve olabilen aynıdır &ccedil;&uuml;nk&uuml;</em>.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>O halde var olan, gelecekte nasıl var olabiliyor? Ya da o nasıl var olabildi? Eğer ge&ccedil;mişte var olduysa yoktu. Gelecekte var olacaksa da yoktu. B&ouml;ylece var olan ortadan kalkmakta ve bir daha işitilmemek &uuml;zere g&ouml;zden yitip gitmektedir</em>.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>D&uuml;ş&uuml;n&uuml;lebilen ve uğruna d&uuml;ş&uuml;ncenin var olduğu şey aynıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; var olan ve hakkında d&uuml;ş&uuml;ncenin dile getirildiği bir şey olmaksızın d&uuml;ş&uuml;nce olmaz</em>.&rdquo;</p>
<p>Burada esasında değişimin olmayacağını anlatmaya &ccedil;alışmış. Bir şey şu anda ne ise odur. Başka bir anda başka bir şeye d&ouml;n&uuml;şmez demek istemiş, diye a&ccedil;ıklıyor pek &ccedil;ok felsefeci ve/veya filozof.</p>
<p>Ancak benim aklıma Wittgenstein&rsquo;ın "Tractatus" eserini getirdi. Ona g&ouml;re, insan dil tarafından sınırlanır ve ger&ccedil;eklik dil yoluyla ortaya koyulabilir. Wittgenstein eserinin son c&uuml;mlesinde &ldquo;<em>&Uuml;zerinde konuşulamayan konusunda susmalı</em>,&rdquo; der. Parmenides de &ldquo;..... <em>d&uuml;ş&uuml;ncenin dile getirdiği bir şey olmaksızın d&uuml;ş&uuml;nce olmaz</em>,&rdquo; der. Burada, uzun yıllar sonra ortaya &ccedil;ıkacak olan "Dil Felsefesi"ne bir girizg&acirc;h yapmış olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum.</p>
<p>Bir&rsquo;in, kendi i&ccedil;ine kapalıdır, hareket etmez vb gibi&hellip; tanımlamalarını da a&ccedil;ıklamıştır. T&uuml;m bu &ouml;nermelerinin aksi tabii ki ispatlanabilir, ancak &ouml;nemli olan yaşadığı d&ouml;nem i&ccedil;erisinde onun felsefede bize g&ouml;stermiş olduğu yoldur.</p>
<p>Pythagoras&rsquo;la&nbsp; uyanmaya başlayan &ldquo;Gizemli Felsefe&rdquo;, Parmenides ile ana hatlarıyla ortaya &ccedil;ıkar ve sonrasında &ldquo;Metafizik&rdquo;e d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r. Genel olarak baktığımızda ise felsefenin &ccedil;izgisi Parmenides&rsquo;le birlikte fizik alandan &ccedil;ıkıp metafizik alana kayar.</p>
<p>&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 6, Xenophanes</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-6-xenophanes</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-6-xenophanes</guid>
<description><![CDATA[ Xenophanes’le felsefe yolumuz çatallandı.  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/03/image_750x500_6229ce260d300.jpg" length="69363" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 10 Mar 2022 13:09:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Tarih, Epistemoloji, Metafizik, Din, Xenophanes, Ksenopfanes</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Xenophanes&rsquo;in (Ksenopfanes) ne zaman doğduğu tam olarak bilinmese de Pythagoras ve Herakleitos&rsquo;un ona yaptığı g&ouml;ndermeler ve Elea Okulu&rsquo;nun kurucusu olan Parmenides&rsquo;in &ouml;ğretmeni olması sebebiyle M.&Ouml;. 570-480 (M.&Ouml;. 569-477) yılları arasında yaşadığı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmektedir. Bug&uuml;nk&uuml; İzmir ile Efes arasında bulunan Kolophon&rsquo;da doğmuştur. Gen&ccedil; yaşlarında muhtemelen Perslerin saldırıları sebebiyle yurdunu terk etmiş, G&uuml;ney İtalya&rsquo;ya gitmiştir. Orada ise gezici ozan olarak yaşamını s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r. Onun d&uuml;ş&uuml;nce ve s&ouml;ylemleri daha <strong>teoloji (Tanrıbilim)</strong> alanındadır.&nbsp; &Ccedil;ağının Tanrı anlayışına iki b&uuml;y&uuml;k eleştiri getirmiştir;</p>
<p>İlki Homeros ve Hesiodos&rsquo;un anlattığı antropomorfik tanrı anlayışına karşıdır. İkincisi ise &ccedil;ok tanrıcılığa karşıdır.</p>
<p>Antropormofizm (İnsan bi&ccedil;imcilik), insani niteliklerin başka bir varlığa atfedilmesidir.&nbsp;</p>
<p><em>"İnsanlar tanrıların kendileri gibi doğmuş olduklarını ve kendininkilere benzeyen elbiseleri, sesleri ve bi&ccedil;imleri olduğunu sanmaktadırlar."</em></p>
<p><em>"Eğer &ouml;k&uuml;zlerin, atların ve aslanların elleri olsaydı ve onlar elleriyle insanlar gibi resim yapmasını ve sanat eserleri meydana getirmesini bilselerdi, atlar tanrıların bi&ccedil;imlerini atlarınkine, &ouml;k&uuml;zler &ouml;k&uuml;zlerinkine benzer &ccedil;izerlerdi ve onların her birine de kendi t&uuml;rlerine uygun bedenler verirlerdi." </em></p>
<p><em>"Habeşler </em><em>tanrıların kara ve basık burunlu, Trakyalılar</em><em>&nbsp;ise mavi g&ouml;zl&uuml; ve kızıl sa&ccedil;lı olduklarını s&ouml;ylerler." </em></p>
<p><em>"Homeros ve Hesiodos, &ccedil;alma, zina, dolandırıcılık gibi &ouml;l&uuml;ml&uuml;ler arasında utan&ccedil; verici ve aşağılayıcı b&uuml;t&uuml;n işleri tanrılara y&uuml;klemişlerdir."</em></p>
<p>Onun Tanrı konusundaki bu &ouml;zg&uuml;n d&uuml;ş&uuml;ncesini biraz irdeleyelim.</p>
<p>Xenophanes g&ouml;re Tanrı bir ve b&uuml;t&uuml;nd&uuml;r. O hareket etmez, d&uuml;ş&uuml;nce g&uuml;c&uuml;yle her şeyi yapabilir, her şeyi bilendir. O tek yetkin varlıktır.&nbsp;</p>
<p><em>&ldquo;Tek bir Tanrı, tanrılar ve insanlar arasında en ulu, ne kılık&ccedil;a insanlara benzeyen ne de d&uuml;ş&uuml;nmece, hep g&ouml;z, hep d&uuml;ş&uuml;nce, hep kulaktır o." </em></p>
<p><em>&ldquo;Hep aynı yerde kalır hi&ccedil; kımıldamadan, Yakışmaz ona bir oraya bir buraya gitmek, yorulmadan sarsar ruhun d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ş&uuml;yle b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyayı.&rdquo;</em></p>
<p>Onun Tanrı anlayışı tek tanrılı dinlerdeki gibi monist (Tek Tanrıcı) yaklaşım izlese de onlardan farklılığı vardır. Tek Tanrılı dinlerde Tanrı cisimsizdir ama onun Tanrı anlayışı ise cisimlidir.</p>
<p>&ldquo;<em>Tanrının &ouml;z&uuml; k&uuml;re bi&ccedil;imlidir</em>,&rdquo; demiştir. &nbsp;Yani Tanrı d&uuml;nyadır.&nbsp;</p>
<p>Sonu&ccedil; olarak onun Tanrı&rsquo;sı k&uuml;re bi&ccedil;imli olması y&ouml;n&uuml;yle yarı somut, zihin g&uuml;c&uuml;, bilgisi gibi tanımlamaları ile yarı soyut olarak ifade bulur.</p>
<p>Biraz da onun bilgi anlayışına bakalım.</p>
<p>Her şeyin bilgisine sahip olan tek varlığın Tanrı olduğuna inanır.&nbsp; İnsan bilgisi ise Tanrı&rsquo;nın bilgisi yanında sınırlı bilgidir ve insan tam bilgiye asla ulaşamaz, sadece yaklaşır. Bilgiye ulaşmaya &ccedil;alışan insan duyularına g&uuml;venmemeli, akıl yoluyla hareket etmelidir. İşte felsefenin en b&uuml;y&uuml;k dilemmalarından birisi daha; doğru bilgiye duyularla mı ulaşırız yoksa akıl yoluyla mı?</p>
<p>Onun g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne g&ouml;re, akıl yoluyla araştırıp keşfeden insan bilgiye ulaşabilme yolunda &ouml;nemli adımlar atar.</p>
<p><em>&ldquo;Doğru Tanrılar en baştan g&ouml;stermediler her şeyi insanlara</em></p>
<p><em>Ancak onlar araştırarak keşfedecekler zamanla.&rdquo; </em></p>
<p>Bilgi konusundaki bu d&uuml;ş&uuml;nceleri ileride Platon&rsquo;un doksalarının yolunu a&ccedil;acaktır. Şimdilik bu konulara girmiyorum, sadece ufak bir &ccedil;engel atayım istedim.</p>
<p>Xenophanes&rsquo;in evrenbilim konusundaki d&uuml;ş&uuml;nceleri biraz &ccedil;ağının gerisinde kalmıştır. &Ouml;rneğin her g&uuml;n yeni bir g&uuml;neşin doğduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. Bu yeni doğan g&uuml;neş havada bir doğru &ccedil;izer ve akşam olduğunda batıda bir &ccedil;ukura d&uuml;şer.&nbsp; Ertesi g&uuml;n yeni g&uuml;neş tekrar doğudan doğar.&nbsp; Yıldızları geceleri tutuştuklarında y&uuml;kselen, g&uuml;nd&uuml;zleri s&ouml;nd&uuml;klerinde d&uuml;şen k&ouml;m&uuml;r par&ccedil;alarına, k&ouml;zlere benzetir. D&uuml;nyanın alt yarısı toprak, &uuml;st yarısı havadan oluşur ve d&uuml;zd&uuml;r der. &nbsp;Ne kadar enteresan değil mi? Tanrı&rsquo;yı k&uuml;re şeklinde tanımlayıp, d&uuml;nyayı d&uuml;z olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor.</p>
<p>Ayrıca Pythagoras&ccedil;ıların ruh g&ouml;&ccedil;&uuml; kavramına da inanmıyor. Bertrand Russell&rsquo;ın aktardığına g&ouml;re bir g&uuml;n bir Pythagoras&ccedil;ının bir k&ouml;peğe k&ouml;t&uuml; davrandığını g&ouml;rm&uuml;ş ve ş&ouml;yle seslenmiş &ldquo;Dur. Vurma, bir arkadaşının tini var onda, sesini duyunca tanıdım.&rdquo;</p>
<p>Xenophanes, &ccedil;ağdaşı olan Doğa Filozoflarına g&ouml;re evren konusunda son derece kısır a&ccedil;ıklamalar yapmış olsa da Tanrı konusundaki &ouml;zg&uuml;n d&uuml;ş&uuml;ncesiyle Platon ve Aristoteles gibi &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k filozofların &ccedil;ığır a&ccedil;an d&uuml;ş&uuml;ncelerinin doğmasına yol a&ccedil;mıştır.</p>
<p>Xenophanes&rsquo;le felsefe yolumuz &ccedil;atallandı. Evren tasarımında geriye bir d&ouml;n&uuml;ş, metafizik alanında ise yeni b&uuml;y&uuml;k bir yol a&ccedil;ıldı.&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 5, Herakleitos</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-5-herakleitos</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-5-herakleitos</guid>
<description><![CDATA[ “Kendimi araştırdım,” demiş Herakleitos... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x500_6215ebab7022e.jpg" length="121395" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 23 Feb 2022 11:06:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Milet, Okulu, Miletos, İyonya, Arke, Ateş, Herakleitos, Doğa, Üzerine, Değişim, Irmak, Pantarhei</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Lisede okurken &ccedil;ok sevdiğim bir felsefe &ouml;ğretmenim vardı, y&uuml;z&uuml; g&ouml;z&uuml;m&uuml;n &ouml;n&uuml;nde ancak ismini maalesef hatırlamıyorum. &nbsp;G&uuml;z d&ouml;neminin başlarında bir g&uuml;n derse</p>
<p>&ldquo;<em>Aynı ırmağa iki kez girilmez</em>,&rdquo;</p>
<p>s&ouml;z&uuml;yle başlamıştı,</p>
<p>&ldquo;&Ccedil;&uuml;nk&uuml; aynı ırmağa aynı kişi girdiğinde, artık akan su da ve giren kişi de aynı değildir,&rdquo; diye a&ccedil;ıklamıştı. Hayattaki değişim bundan daha g&uuml;zel nasıl anlatılabilir ki?</p>
<p>Yolumuz bu defa felsefe d&uuml;nyasında ırmak metaforuyla hayattaki <strong>değişimi</strong> ilk defa ortaya koyan filozof <strong>Herakletios</strong>&rsquo;la kesişiyor.</p>
<p>Herakleitos, İyonya felsefesinin son filozofudur. &nbsp;M.&Ouml;. 540-480 (bazı kaynaklara g&ouml;re M.&Ouml;. 535- 475) yılları arasında yaşamıştır. Soylu ve k&ouml;kl&uuml; bir aileden gelmiştir. T&uuml;m yaşamını Efes&rsquo;te ge&ccedil;irmiştir.</p>
<p>Herakleitos&rsquo;u aksi karaktere sahip bir filozof olarak tanımlasam sanıyorum hataya d&uuml;şmem. O pek &ccedil;ok kişiyi k&uuml;&ccedil;&uuml;msermiş; onların arasında Homeros&rsquo;u, Hesiodos&rsquo;u, Pythagoras&rsquo;ı, Xenophanes&rsquo;i sayabiliriz. Sadece &ldquo;<em>İnsanların &ccedil;oğu k&ouml;t&uuml;d&uuml;r</em>,&rdquo; diyen Teutamos&rsquo;u severmiş.&nbsp; &Ccedil;okları k&ouml;t&uuml;, azları iyi olarak tanımlarmış. Yalnızlığı &ccedil;ok severmiş. Savaşın iyi bir şey olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rm&uuml;ş ve dermiş ki &ldquo;<em>Savaş, her şeyin babası ve kralıdır. Kimini tanrı, kimini insan olarak ortaya &ccedil;ıkarır, kimini tutsak, kimini &ouml;zg&uuml;r kılar</em>.&rdquo; Bazı filozoflar tarafından &ldquo;<strong>Karanlık Herakleitos</strong>&rdquo; olarak anılırmış. Yaşadığı d&ouml;nemin siyasal durumundan hoşlanmaz ve ge&ccedil;erli olan inan&ccedil;larının bir kısmını kendine g&ouml;re yorumlayıp bir kısmını da tamamen reddedermiş.</p>
<p>Okunması ve anlaşılması &ccedil;ok zor olan &ldquo;<strong>Doğa &Uuml;zerine</strong>&rdquo; isimli kitap yazmış. Bu kitap evren, siyaset ve teoloji olmak &uuml;zere &uuml;&ccedil; kısımdan oluşuyormuş. Herakleitos &ccedil;okların anlamaması i&ccedil;in bilerek zor bir kitap yazmış esasında. &Ccedil;oklar ona g&ouml;re aklını kullanmayan, kendilerine verilenle yetinen, d&uuml;ş&uuml;nmeyen, sorgulamayan insan kalabalığıdır yani ona g&ouml;re k&ouml;t&uuml;d&uuml;rler.</p>
<p>&ldquo;<em>Nedir ki onların anlayışı d&uuml;ş&uuml;ncesi? Halk ozanlarına inanıyorlar. &Ccedil;oğunluğun k&ouml;t&uuml;, azınlığın iyi olduğunu bilmeden yığını &ouml;ğretmen olarak kabul ediyorlar</em>.&rdquo;</p>
<p>Nietzche&rsquo;yi anımsatıyor &ccedil;oklarla ilgili d&uuml;ş&uuml;ncesi. Aralarında y&uuml;zyıllarca fark olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rsek Nietzche&rsquo;nin &ldquo;pek &ccedil;oklar&rdquo;, &ldquo;s&uuml;r&uuml; insanı&rdquo; terimlerini ondan esinlendiğini &ccedil;ıkarabiliriz. &Ccedil;okların okumaması i&ccedil;in &ldquo;Doğa &Uuml;zerine&rdquo; kitabını Artemis Tapınağı&rsquo;na bırakmış. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu tapınağa sadece aristokratlar girebiliyormuş. Zamanla bu kitap o kadar &uuml;nlenmiş ki Herakleitos&ccedil;ular t&uuml;remiş. Ancak onlar onun &ouml;ğretisini bozarak aktarmışlar. Bu ufak tanışmamızdan sonra onun d&uuml;ş&uuml;ncelerine ge&ccedil;elim.</p>
<p>Herakleitos da diğer Miletli filozoflar gibi arkenin ne olduğunu sorgulamış. Ona g&ouml;re arke sabit madde değildir, s&uuml;rekli değişken ve s&uuml;rekli değişimin ilk ilkesidir, <strong>arke</strong> &ldquo;<strong>ateş</strong>&rdquo;tir. Ateş, evrendeki değişimin ilkesidir. Sular ateş sayesinde buharlaşır, buhar y&uuml;kselir bulut olur, bulut soğur yağmura d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r&hellip; Toprak ateş sayesinde kuru kalır. Katı, sıvı ve gaz k&uuml;tlelerinin birinin azaldığı yerde diğeri &ccedil;oğalır, esasında b&uuml;t&uuml;n hep aynı kalır. D&uuml;nya hi&ccedil; s&ouml;nmeyen bir ateştir.</p>
<p>&ldquo;<em>&Ccedil;emberin &ccedil;evresinde başlangı&ccedil; ve son ortaktır</em>.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>B&uuml;t&uuml;n&uuml;n kendisi olan bu kozmosu ne bir tanrı ne bir insan meydana getirmiştir. O, daima belli &ouml;l&ccedil;&uuml;lere g&ouml;re yanan belli &ouml;l&ccedil;&uuml;lere g&ouml;re s&ouml;nen ezeli ve ebedi ateştir</em>.&rdquo;</p>
<p>Onun fragmanlarını ardı ardına okumak anlaşılması zor ve yorucu olabiliyor. Belki de yapmak istediği şey ger&ccedil;ekten buydu. Ben m&uuml;mk&uuml;n olduğunca bu fragmanları paylaşmaya &ccedil;alışacağım.</p>
<p>&nbsp;&ldquo;<em>Evren, boyuna akan bir s&uuml;re&ccedil;tir</em>,&rdquo; der. Bir başka deyişiyle &ldquo;<em>Aynı ırmaklara girenlerin &uuml;zerinden hep başka sular akar</em>.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>Panta-rhei</em>&rdquo; yani her şey akar.</p>
<p>Ona g&ouml;re değişim i&ccedil;erisinde aynı kalan hi&ccedil;bir şey yoktur sadece değişmeyen iki şey vardır. <strong>İlki arkenin miktarı</strong>, yani aynı an i&ccedil;erisinde bir yerde sular azalıyorsa, bir yerde &ccedil;oğalır. <strong>İkincisi değişimin ilkesi</strong>dir. Bu değişim ise belli d&uuml;zene, &ouml;l&ccedil;&uuml;ye g&ouml;re oluşur. Herakleitos her şeyin &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml; bir şekilde değişmesinin yasasına &ldquo;<strong><em>Logos</em></strong><em>&rdquo; </em>adını verir. Logosun Yunanca kelime anlamı akıl, d&uuml;ş&uuml;nme, &ouml;l&ccedil;&uuml;, orandır. Kozmosun ardında logos yatar. Logos bir yorumla kozmosun yasasıyken bir yorumla da insan aklıdır. Herakleitos&rsquo;a g&ouml;re logos evrenin d&uuml;zeniyle insan d&uuml;ş&uuml;ncesinin ortak yanıdır. Herakleitos buradan diyalektik mantığın ilk basamağını oluşturmuş. Nasıl mı?</p>
<p>Diyalektik mantığın temel olarak &uuml;&ccedil; basamağı vardır; tez, antitez, sentez. &Ccedil;ok basit&ccedil;e ifade edersem; &ouml;nce bir fikir &ouml;ne s&uuml;r&uuml;l&uuml;r, sonra onun karşıtı ortaya konulur, ikisinin değerlendirilmesinden de sentez ortaya &ccedil;ıkar. Bu ufak a&ccedil;ıklamadan sonra Herakleitos&rsquo;un bakış a&ccedil;ısına geri d&ouml;nelim.&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>
<p>Logos d&uuml;nyadaki &ccedil;okluğun ardındaki birliktir. Yani &ldquo;bir&rdquo; b&uuml;t&uuml;n&uuml;n i&ccedil;inde farklılaşır, &ldquo;bir&rdquo;in b&uuml;t&uuml;nleşmesiyle &ccedil;okluk oluşur. Bu b&uuml;t&uuml;nleşme eş zamanlı ve sonsuzdur.</p>
<p>&nbsp;&ldquo;<em>Bir, b&uuml;t&uuml;n şeylerden yapılmıştır, b&uuml;t&uuml;n şeyler bir&rsquo;den &ccedil;ıkar</em>.&rdquo;</p>
<p>&nbsp;Logos ile evrendeki karşıtlar s&uuml;rekli birbirlerine d&ouml;n&uuml;ş&uuml;rler. Esasında her karşıt &ccedil;ift s&uuml;rekli birbirleriyle savaşan birliktir. Yine onun deyişiyle;</p>
<p>&ldquo;<em>İnen yol ile &ccedil;ıkan yol aynıdır</em>.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>İyi ve k&ouml;t&uuml; bir ve aynı şeydir</em>.&rdquo;</p>
<p>Bu karşıtlar arasındaki savaşı d&uuml;zenleyen de yine logostur. Savaş karşıtların toplamıdır.</p>
<p>Herakleitos, insanın ruh ve bedenden oluşan ikili yapıya sahip olduğuna inanan filozoflardandır. Kozmostaki logosun insandaki karşılığı akıldır ona g&ouml;re. İnsan her nefeste kozmik ateşi i&ccedil;ine &ccedil;eker ve akıl sahibi olur. Ancak t&uuml;m insanlar aklını yeteri kadar kullanmaz. Duyularına g&uuml;venenler yanılabilirler, duyular ger&ccedil;ek bilgi vermez. Akıl ger&ccedil;ek bilgiyi verir. Kitle olarak &ccedil;okluk ise duyularına g&uuml;venen, aklını kullanmayan kişilerden oluşur diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r.</p>
<p>Ayrıca ona g&ouml;re insanlar ateş, su ve topraktan oluşmuştur. Bu &uuml;&ccedil; madde arasında da s&uuml;rekli d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m vardır.</p>
<p>&ldquo;<em>Ruhlar i&ccedil;in &ouml;l&uuml;m su olmaktır. Suyun &ouml;l&uuml;m&uuml; toprak olmaktır. Su topraktan meydana gelir, ruh da sudan</em>.&rdquo;</p>
<p>Ruhsal durumların en &uuml;st seviyesi sıcak ve kuru hava olmaktır. Su ve nem olmak ise en alt noktadır ki o da yeraltı tanrısı Hades&rsquo;in &ccedil;amurlu ve k&uuml;fl&uuml; yollarında son bulur.</p>
<p>Herakleitos dağa &ccedil;ıktığı bir yolculuk sonunda, tabii ki insanlardan ka&ccedil;mak i&ccedil;in, v&uuml;cudu &ouml;dem yaparak siteye geri d&ouml;ner. Bedenindeki &ouml;demi atmak i&ccedil;in kendisini g&uuml;breliğe g&ouml;mer. Amacı kendisini ısıyla kurutmaktır. Ama sonu&ccedil;ta bu olay hayatına mal olur. Yani Hades&rsquo;in &ccedil;amurlu ve k&uuml;fl&uuml; yollarına kavuşur.</p>
<p>Herakleitos g&ouml;relilik kuramına da değinmiştir.</p>
<p>"<em>İnsan tanrı tarafından k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ocuk olarak &ccedil;ağrılır, nasıl ki &ccedil;ocuk da yetişkin insan tarafından &ouml;yle &ccedil;ağrılırsa</em>."</p>
<p>"<em>En bilge insan, tanrıyla karşılaştırılırsa bilgelik, g&uuml;zellik ve b&uuml;t&uuml;n &ouml;teki şeyler bakımından bir maymundur</em>."</p>
<p>"<em>En g&uuml;zel maymun, insanla karşılaştırılırsa &ccedil;irkindir.</em>&rdquo;</p>
<p>Onun anlatmak istediği kullanmış olduğumuz kavramlarımızın esasında g&ouml;reli olduğudur.</p>
<p>&ldquo;<em>Adaletin adı bilinmezdi, bu şeyler olmasaydı</em>.&rdquo;</p>
<p>Yani adaletsizlik olmazsa adalet bilinmez; k&ouml;t&uuml;l&uuml;k olmazsa iyilik bilinmez&hellip;</p>
<p>&ldquo;<em>Kendimi araştırdım</em>,&rdquo; demiş Herakleitos. Onun bakış a&ccedil;ısından, insanın logostaki birlik olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rsek bunun ne kadar b&uuml;y&uuml;k bir s&ouml;z olduğunu g&ouml;r&uuml;r&uuml;z. Bu s&ouml;z&uuml;n bir ucu da onun ahlak felsefesine gider. T&uuml;m insanların logosa uygun davranması gerektiğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. &nbsp;</p>
<p>&nbsp;&ldquo;<em>Mutluluk bedensel hazlardan kaynaklanmış olsaydı, &ouml;k&uuml;zler yemek i&ccedil;in bur&ccedil;ak bulduklarında onlara mutlu varlıklar derdik</em>.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>Tutkulara karşı m&uuml;cadele etmek zordur. Arzu edilen şeyin bedelini ruh &ouml;der</em>.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>Ruhları nemlendiren haz ve &ouml;l&uuml;md&uuml;r. Biz onların &ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; yaşarız, onlar bizim &ouml;l&uuml;m&uuml;m&uuml;z&uuml;.</em>&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>Altın arayanlar &ccedil;ok fazla toprak kazarlar ve &ccedil;ok az bulurlar</em>.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>Bilgelik tektir, her şeyi her şeyle y&ouml;neten d&uuml;ş&uuml;nceyi bilmektir</em>.&rdquo;</p>
<p>Yukarıdaki fragmanlarından da anlaşılacağı gibi onun hayattaki en &uuml;st&uuml;n amacı bilgeliktir. Bedensel hazlar &ouml;nemli değildir. İnsan &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml; olup tutkularına karşı koyup doğruyu bulup ona uygun bir şekilde yaşadığında mutlu olabilir. B&ouml;yle yaşanmazsa bedelini bedenin &ouml;dediğini s&ouml;yler.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 4, Pythagoras</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-4-pythagoras</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-4-pythagoras</guid>
<description><![CDATA[ Jenga oyununu oynayanlar bilir, bazı taşların çekilmesi çok kritiktir. O taşları çektiğiniz anda yapı sallanır ve taşlar yere düşer, oyun biter... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x500_62026fd46fdcc.jpg" length="82047" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 08 Feb 2022 16:29:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Tarih, Epistemoloji, Varoluşçuluk, Metafizik, Dil, Din, Mantık, Mitoloji, İlkçağ, Pythagoras, Pisagor, Orpheusçuluk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yolumuzun bu kısmında karşımıza &ccedil;ok &ouml;nemli bir isim &ccedil;ıkıyor; <strong>Pythagoras</strong>. Pisagor teoremi desem, sanırım herkesin aklından &ldquo;<em>Bir dik &uuml;&ccedil;gende hipoten&uuml;s&uuml;n karesi diğer iki kenarın karelerinin toplamına eşittir</em>&rdquo; ifadesi ge&ccedil;ecektir. Eğitim hayatımızda &ouml;ğrendiğimiz en bilindik teoremlerden. Pythagoras yani Pisagor &ouml;yle b&uuml;y&uuml;k bir devdir ki Bertrand Russell &lsquo;<em>Batı Felsefesi Tarihi&rsquo;</em> eserinde ş&ouml;yle bir ifadede bulunur;</p>
<p>&ldquo;<em>Matematikle Tanrıbilimin Pythtagoras&rsquo;ta başlayan birleşimi, Yunanistan&rsquo;da orta&ccedil;ağlarda ve Kant&rsquo;a değin modern zamanlarda, din felsefesinin &ouml;z &ccedil;izgisini bi&ccedil;imler.</em>&rdquo;</p>
<p>Ne demektir bu peki? Yapmış olduğum araştırmaların bende kalan izlerini kalemim elverdiğince, haddimi aşmadan yazmaya &ccedil;alışayım.</p>
<p>Pythagoras&rsquo;ın yaşamı hakkında &ccedil;ok az bilgiye sahibiz. M.&Ouml;. 570 yılında Yunanistan&rsquo;ın Sisam Adası&rsquo;nda doğmuş. Bir ara Thales&rsquo;in &ouml;ğrencisi olduğu ve onun isteğiyle Mısır&rsquo;a gittiği matematiği orada &ouml;ğrendiği s&ouml;ylenir. D&ouml;n&uuml;ş&uuml;nde ise adasının bir tiranın baskısı altında y&ouml;netildiğini g&ouml;r&uuml;nce İtalya&rsquo;nın g&uuml;neyindeki Kroton&rsquo;a gider. Kroton&rsquo;da efsanevi şarkıcı Orpheus&rsquo;un kurduğu Orphik k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n &ccedil;ok etkisinde kalmıştır. Orpheus&ccedil;uluk tarikatındakiler ruh g&ouml;&ccedil;&uuml;ne ve doğuşların d&ouml;n&uuml;ş&uuml;ml&uuml; olduğuna inanırlarmış. Yani bir nevi reenkarnasyon olan bu durum, insanın hayatını nasıl yaşadığına g&ouml;re ruhu bedenden ayrılınca başka bir insanın bedenine mi yoksa bir hayvanın bedenine mi gireceğini belirlermiş. Bu sebeple hem et yemezlermiş hem de bu d&ouml;ng&uuml;den kurtulmak i&ccedil;in maddi zevklerden uzak, disiplinli bir hayat s&uuml;rerlermiş. Pythagoras da bu tarikattan &ccedil;ok etkilenmiş. Onlar gibi hatta daha da sıkı kuralları olan bir birlik kurmuş. Pythagoras&ccedil;ılık olarak adlandırılan bu birlik dini ve politik bir birlikmiş. Pythagoras Kroton&rsquo;da bir d&ouml;nem siyasal g&uuml;&ccedil; kazanmış ancak zaman i&ccedil;erisinde aristokratik &ouml;ğeler taşıyan y&ouml;netim şekli halkı ve diğer siyasal y&ouml;neticileri rahatsız ettiği i&ccedil;in Kroton&rsquo;dan ayrılmak zorunda kalmış. Bu arada değinmeden ge&ccedil;emeyeceğim Aristoteles Pythagoras&rsquo;tan direkt kalan bir eserden bahsetmez; &ldquo;<strong>Pythagoras&ccedil;ıların Felsefesi</strong>&rdquo; diye bahseder bu birliğin felsefesinden.</p>
<p>Siyasal erdemlerin &ouml;ğretildiği, ahlaksal bir eğitimin verildiği, okul diyebileceğimiz bu tarikatımsı yapıdaki birlikte, Pythagoras&ccedil;ılar sadece mistik veya dini alanda değil aynı zamanda bilim ve sanat alanlarında da &ccedil;alışmalar y&uuml;r&uuml;tm&uuml;şler. &Ouml;zellikle m&uuml;zik ve matematik ile &ccedil;ok uğraşmışlar, her ikisinin arasında &ccedil;ok sıkı bağlar olduğunu keşfetmişler. Astronomi alanında muazzam &ccedil;alışmalarda bulunmuşlar. Bu efsanevi &ccedil;alışmaları tek kişinin yapamayacağı ve kendisinin yazmış olduğu herhangi bir eser g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze gelmediği i&ccedil;in Pisagor&rsquo;un ger&ccedil;ekte yaşamadığı bile s&ouml;ylenir bazı kaynaklarda. Bazılarında ise Pythagoras&ccedil;ıların başındaki kişiye bu ismin verildiği de s&ouml;yleniyor. Bunlar tarihin sisli sayfaları. Şahsi fikrim ise onun ger&ccedil;ekten yaşadığı y&ouml;n&uuml;nde. &Ouml;nemli olan zaten Pythagoras&ccedil;ılığın olduğu ve t&uuml;m bu &ccedil;alışmaları yapmış olmalarıdır. Onların felsefesi teorikten daha &ccedil;ok pratik bir felsefedir. &ldquo;Uyum&rdquo; &ccedil;ok &ouml;nemlidir, &ldquo;Arınma&rdquo; &ccedil;ok &ouml;nemlidir yani ahlaksal olarak yaşamı nasıl yaşamamız gerektiği asıl meseleleridir. Gelelim yaptıkları muazzam &ccedil;alışmalara.</p>
<p>Pythagoras&rsquo;ın kendisi ses perdesi ile tel uzunluğu arasındaki bağlantıyı keşfetmiş b&ouml;ylece m&uuml;zikteki gamı bulmuş. Birliğindekiler ise bu bilginin devamında bug&uuml;n do, re, mi, fa, sol, la, si, do&hellip; diye kullandığımız notaların arasındaki uyumu keşfetmişler ve bunu matematikteki sayılar ile bağdaştırmış. Gamların uyumlu olduğunu &ccedil;&uuml;nk&uuml; aralarındaki ilişkinin basit ve kesin matematiksel oran olduğunu bulmuşlar. Bu matematiksel oran onlara g&ouml;re evrendeki matematiksel d&uuml;zenin ispat edilmesinin bir y&ouml;n&uuml;yd&uuml;. Hemen aklıma Galileo Galilei&rsquo;nin o m&uuml;thiş s&ouml;z&uuml; geldi; &ldquo;<em>Evrenin dili, matematiğin diliyle&nbsp;yazılmıştır</em>.&rdquo;</p>
<p>Pythagoras&ccedil;ılar kurdukları sistemle işte bu s&ouml;z&uuml;n temelini attılar. Tabii ki onlarınkisi materyalist bir yaklaşım sayılmazdı. Onlar i&ccedil;in sayılar &ccedil;ok &ouml;nemliydi, hatta onlara g&ouml;re <strong>arke</strong> &ldquo;<strong>Sayı&rdquo;</strong>dır yani sayılardır. Hatırlayacağınız &uuml;zere Miletoslu filozoflar arkeyi yani evrenin ana maddesini su, hava gibi maddelerle, yani maddi nedenle a&ccedil;ıklamaya &ccedil;alışmışlar, Pyhagoras&ccedil;ılar ise arkeyi sayılar olarak formel nedenle a&ccedil;ıklamışlardır. Pek &ccedil;ok şeyi sayılarla ifade etmeye &ccedil;alışmışlar. Mesela 1, 2,&nbsp; 3, 4 olan ilk d&ouml;rt sayıyı ele almalarına bakalım; başlangı&ccedil;ta nokta bulunur ve nokta 1&rsquo;dir, doğru 2&rsquo;dir &ccedil;&uuml;nk&uuml; iki noktanın yan yana gelmesinden oluşur, 3 &uuml;&ccedil;gendir, 4 ise hacimli cisim olan k&uuml;biktir. Geometriyi somutlaştırmışlardır. İrrasyonel sayılarda ise &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml; sonsuz b&uuml;y&uuml;k ve sonsuz k&uuml;&ccedil;&uuml;k kavramları ile &ccedil;&ouml;zm&uuml;şlerdir. Bu kısmı biraz &ouml;zet ge&ccedil;iyorum, yoksa bunları anlatmaya kelimeler yetmez.</p>
<p>Pyhtagoras&rsquo;a g&ouml;re her şeyin temeli &lsquo;Bir&rsquo;dir ve iki temel &ouml;ğenin birleşmesinden oluşur. &lsquo;Bir&rsquo;, sınırlı olan ile sınırsız olanın birleşmesinden oluşur. Sınırsız olan hava ile sınırlı olan ateşin birleşmesi &lsquo;Bir&rsquo;dir mesela. &lsquo;Bir&rsquo; kozmostaki her şeyin temelidir. Bu sebeple sınırlı- sınırsız &ccedil;ifti t&uuml;m kozmosta vardır. Evrendeki uyumu sağlayan on karşıt &ccedil;ift belirlemişlerdir; sınırlı-sınırsız, tek-&ccedil;ift, bir-&ccedil;ok, sağ-sol, erkek-dişi, s&uuml;kunette olan-harekette olan, doğru-eğri, aydınlık-karanlık, iyi-k&ouml;t&uuml;, kare-dikd&ouml;rtgen. Bunlardan ilk adı ge&ccedil;enler yetkinlik ve d&uuml;zen, ikincisi olarak ge&ccedil;enler ise tahmin edebileceğiniz gibi eksiklik ve d&uuml;zensizliği ifade eder. İşte kozmos da &lsquo;Bir&rsquo;lerden oluşur ve esasında bu karşıtlar arasındaki uyumdur.</p>
<p>On sayısının ise onlar i&ccedil;in ayrı bir &ouml;nemi vardır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ilk d&ouml;rt sayının toplamıdır ve sayıların b&uuml;t&uuml;n doğasını i&ccedil;inde barındırır, yani m&uuml;kemmel sayıdır.</p>
<p>Kopernik&rsquo;in keşfettiği g&uuml;neş merkezli evren sistemini ilk a&ccedil;ıklayan Pythagoras&ccedil;ılar olmuştur. Onlar hen&uuml;z g&uuml;neş demedikleri i&ccedil;in merkez ateş olarak isimlendirmişlerdi. S&ouml;z konusu merkez ateş de sınırlı ve sınırsızın birleşmesinden doğmuştu. Neymiş bu sistem; T&uuml;m g&ouml;k cisimleri merkezde bulunan merkez ateşe bir yay ile bağlıdır ve onun etrafında d&ouml;nerler. Sisteme &lsquo;Karşı Yer&rsquo; diye bir kavramı eklemişlerdir. Ş&ouml;yle ki, o zaman beş yıldız var diye biliniyordu; Sat&uuml;rn, J&uuml;piter, Mars, Merk&uuml;r, Ven&uuml;s. M&uuml;kemmel on sayısına ulaşabilmek i&ccedil;in on tane g&ouml;kcisminin olması lazımdı. D&uuml;nya, ay, g&uuml;neş ve diğer sabit yıldızlar ise g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml;n bir par&ccedil;ası kabul edildiği i&ccedil;in on sayısına dahil değillerdi. D&uuml;nyanın merkez ateşi değil de g&uuml;neşi g&ouml;rmesinin sebebi işte bu Karşı Yer&rsquo;in araya girmesiydi. Bu m&uuml;thiş bir a&ccedil;ıklama yaklaşık iki bin yıl boyunca g&ouml;z ardı edilmiş&hellip; &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Hıristiyan d&uuml;nya Aristoteles&rsquo;in evren sistemini benimsemiş. Ayrıca t&uuml;m g&ouml;k cisimlerini de k&uuml;re olarak tanımlamışlardır. Bu arada kare, k&uuml;p, k&uuml;re vs&hellip; bir&ccedil;ok geometrik şeklin ismini de onlara bor&ccedil;lu olduğumuzu belirtmek isterim.</p>
<p>T&uuml;m felsefe tarihi etkileyen, en &ouml;nemli tartışmalardan birisi olan; &ldquo;Beden ve ruh ayrı t&ouml;zler midir?&rdquo; sorusunu başlatan da Pythagoras&ccedil;ılardır. Daha &ouml;nce de belirttiğim gibi ruh g&ouml;&ccedil;&uuml; inanışları sebebince beden &ouml;l&uuml;nce ruh başka bir varlığa ge&ccedil;iyor. Yani beden ile ruhu ayrı kabul ediyorlar. Bu inanışın sonucu olarak da hayatı nasıl yaşamamız gerektiğini sorgulayarak etiksel ilkelerin konuşulmaya başlanmasını sağlamışlardır.</p>
<p>Onlar ni&ccedil;in felsefeyle uğraşmışlar? &Ccedil;&uuml;nk&uuml; arınmak istemişler, bilgiyle saflaşıp evrenle birleşmek istemişler. Hayatın merkezine ahlakı koymuşlar ve hayatın amacını ise ruhların kurtulması olarak g&ouml;rm&uuml;şlerdir. İşte onların bu metafizik d&uuml;ş&uuml;nceleri Parmenides, Platon gibi pek &ccedil;ok filozofu etkilemiştir.</p>
<p>Jenga oyununu oynayanlar bilir, bazı taşların &ccedil;ekilmesi &ccedil;ok kritiktir. O taşları &ccedil;ektiğiniz anda yapı sallanır ve taşlar yere d&uuml;şer, oyun biter. &Uuml;stten &ccedil;ekerseniz belki alt kısmı sağlam kalır ama aşağıdan &ccedil;ekerseniz eğer, yapı tamamen devrilir. Oyunun amacı da kuleyi devirmeden taşları &ccedil;ekmektir. Pythagoras&ccedil;ıların biz insanlığa katkıları da oyunun sağlam kalmasını sağlayan o en alttaki taşlar gibidir bence. Hem mistik felsefe, hem ahlak felsefesi, hem de bilimsel gelişmeler a&ccedil;ısından.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Lahza Sineması</title>
<link>https://edebiyatblog.com/lahza-sinemasi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/lahza-sinemasi</guid>
<description><![CDATA[ Polis arabasının uzaktan gelen siren sesini duydu. Hızlıca dolmuşa yürümeye başladı... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/01/image_750x500_61e50ef57d77e.jpg" length="71767" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 17 Jan 2022 09:44:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>hikaye, kurgu, yeni, dört, kız, erkek, çocuk, leke</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sedir ağacından yapılmış kutudan fotoğrafları &ccedil;ıkardı, masaya sa&ccedil;tı, &ccedil;ocukluk, gen&ccedil;lik, orta yaşlı halleri d&ouml;k&uuml;ld&uuml; &ouml;n&uuml;ne. Ayakta dururken elini gezdirdi &uuml;stlerinde, birka&ccedil;ını se&ccedil;ip baktı, geri bıraktı. Altta buldu, yaşadığı en g&uuml;zel &ccedil;ocukluk yazının tek karesini; siyah beyaz solmuş bir fotoğraf. Lahza Sineması&rsquo;nın girişinde &ccedil;ekilmiş; kardeşi Yunus, kuzeni Melek, aklından hi&ccedil; silemediği Bet&uuml;l ve kendisi yan yana durmuşlar.</p>
<p>Resimdeki kardeşinin y&uuml;z&uuml;ne baktı uzun uzun; siyah d&uuml;z sa&ccedil;ları alnını kapatmış, k&uuml;&ccedil;&uuml;k y&uuml;z&uuml;, minik burnu ve bi&ccedil;imli dudaklarıyla g&uuml;zel bir &ccedil;ocuktu Yunus, sol g&ouml;z&uuml;n&uuml;n altındaki doğum lekesi olmasa.</p>
<p>Dilan T&uuml;rk&uuml; Bar&rsquo;daki programı bitince dolmuşa y&uuml;r&uuml;d&uuml;. İstiklal Caddesi&rsquo;nin kalabalığının sesi ara sokağa geliyordu, hava &ccedil;ok soğuk. Taksim meydanına &ccedil;ıkan sokağın k&ouml;şesindeki lambanın altında bir berduş oturuyordu, &ouml;n&uuml;nde eski bir şapka. &Uuml;st&uuml;ne kat kat battaniyeler atmış, renkleri &ccedil;oktan solmuş, pis, yırtık pırtık. Altına kartonlar sermiş. Titreyerek konuşmadan dileniyordu. Ozan dayanamadı cebindeki bozukları &ccedil;ıkardı, koydu şapkaya. Omzuna astığı kayan saz &ccedil;antasının sapını d&uuml;zeltti. Adam kafasını kaldırdı, tinerden ruhu ka&ccedil;mış g&ouml;zleriyle belli belirsiz baktı Ozan&rsquo;a. Yılların &ouml;ncesinden silik bir bakış belirdi zihninde. Hızlıca uzaklaştı oradan. Dolmuşun sarsıntıları i&ccedil;erisinde ilerlerken adamın sol g&ouml;z&uuml;n&uuml;n altındaki y&uuml;z&uuml;n&uuml;n kiri mi yoksa leke mi olduğunu anlayamadığı karaltı geldi g&ouml;zlerinin &ouml;n&uuml;ne, gitmedi.</p>
<p>Sen miydin? Tekrar tekrar sordu zihni aynı soruyu yol boyunca.</p>
<p>Elindeki fotoğrafı masaya bıraktı, sandalyeyi &ccedil;ekip oturdu. Sudan zıplayan tombul balığa benzeyen Yunus&rsquo;un doğum lekesinin &uuml;st&uuml;ne elini gezdirdi.</p>
<p>Sinemaya &ouml;ğlen giderlerdi. Annesi tuvaletleri temizler, Melek ve o deterjanla k&ouml;p&uuml;k k&ouml;p&uuml;k yıkarlardı yerleri. Babası tahta sandalyeleri silerken, Yunus bir k&ouml;şede kırık oyuncak arabasıyla oynardı. Temiz zemine sandalyeleri sıraladılar mı akşam hazırlıkları biterdi. Hepsi yorulup buldukları kuytu bir k&ouml;şede dinlenirlerdi, telaş tekrar başlamadan. Ozan &ldquo;Hadi kapıdaki g&ouml;lgede oturalım,&rdquo; derdi hep. Yunus&rsquo;la Melek anlamazdı neden burayı istediğini ama o Bet&uuml;l&rsquo;&uuml;n babası Muhittin Amca&rsquo;nın elinden tutarak gelişini ka&ccedil;ırmak istemezdi. K&ouml;şeden d&ouml;n&uuml;şleri g&ouml;r&uuml;nce k&uuml;&ccedil;&uuml;k kalbi pıt pıt atardı. Koşup dolaptan frigoları getirir, d&ouml;rd&uuml; birlikte o g&ouml;lgede oturup yerken ya akşamki film hakkında konuşurlardı, ya da kim hangi aktrisi, şarkıcıyı seviyor diye. G&uuml;n&uuml;n en keyifli saatleriydi Ozan i&ccedil;in. Akşam yedi bu&ccedil;ukta a&ccedil;arlardı kapılarını sinemanın. Babası gişeye ge&ccedil;er, &ccedil;oluk &ccedil;ocuk gelen kalabalık ailelere bilet satar, annesi tertemiz yaptığı minderleri kiralardı. Saat sekiz olunca Muhittin Amca, yanında Bet&uuml;l başlatırlardı filmi. Ara verilmeden &ouml;nce babası onu d&uuml;rter &ldquo;Hadi,&rdquo; derdi, Ozan &ccedil;ok kızardı i&ccedil;inden hep filmin aynı dakikalarını g&ouml;remediği i&ccedil;in. Ekran kararıp, ışıklar a&ccedil;ılınca başlardı bağırmaya, elinde tahta kutu, &ldquo;Alaska Frigo&rdquo;,&nbsp; &ldquo;Yok mu buz gibi gazoz isteyen?&rdquo; Babasına parayı teslim edip kalan dondurmaları yerine yerleştirdikten sonra en arka sıradaki yerini alır, aklında Bet&uuml;l izlerdi kalanını. Film bitince aileler yavaş yavaş terk ederlerdi yazlık sinemayı. Yerler hep pislik i&ccedil;inde kuruyemiş kabukları, şişeler, kirli poşetler&hellip; G&ouml;zlerinden uyku aksa da uyumazdı Yunus gibi. Babasıyla birlikte &ccedil;&ouml;pleri toplar, yerleri s&uuml;p&uuml;r&uuml;r, sandalyeleri ters &ccedil;evirirdi. Bet&uuml;l&rsquo;&uuml;n babasıyla gidişini g&ouml;remezdi. Annesi b&uuml;y&uuml;k bez &ccedil;antasına minderleri doldurduktan sonra birleştirilmiş iki sandalye &uuml;st&uuml;nde yatan kardeşinin yanına gider, başını okşar, uyandırırken konuşurdu.</p>
<p>&ldquo;Yunus&rsquo;um, paşam benim, hadi kalk. Eve gitme zamanı geldi. Evde devam edersin.&rdquo;</p>
<p>Kardeşi mırıldanır a&ccedil;amazdı g&ouml;zlerini.</p>
<p>&ldquo;Paşam b&uuml;y&uuml;yecek, kocaman adam olacak. &ldquo;Lahza&rdquo; sineması ne ki yapacak en g&uuml;zelini bize. Bu şerefsizin yanında &ccedil;alışmayacağız o zaman, en &ouml;nde oturacağız, her gece başka filmler izleyeceğiz. Başkaları temizleyecek&hellip; Yunus&rsquo;um kara g&ouml;zl&uuml;m, hadi uyan.&rdquo; Uyanmazsa kardeşi, annesi kıyamaz alır sırtına eve kadar taşırdı.&nbsp;</p>
<p>Ozan hi&ccedil;bir şey demez uzaktan bakardı onlara. Anlayamazdı annesinin neden k&uuml;&ccedil;&uuml;ğ&uuml;n&uuml; o kadar &ccedil;ok sevdiğini.</p>
<p>Bir g&uuml;n dayanamadı Melek&rsquo;e dert yandı. Ondan iki yaş b&uuml;y&uuml;k kuzeni ailesiyle birlikte Almanya&rsquo;da yaşıyorlardı. Annesi her yaz tatilinde T&uuml;rkiye&rsquo;deki akrabalarının yanına g&ouml;nderirdi ta ki okullar a&ccedil;ılıncaya kadar. Melek sessizce dinledi, Ozan&rsquo;ın &uuml;zg&uuml;n haline dayanamadı, anlattı &ldquo;Annen &ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;k yaşta doğurmuş seni, baban askerdeymiş, &ccedil;ok &ccedil;ekmiş, ondandır herhalde.&rdquo; Şimdilerde adı gibi melek olan iyi kalpli kuzeni.</p>
<p>Fotoğraftaki Bet&uuml;l&rsquo;e bakınca i&ccedil;i aydınlandı, g&ouml;zleri g&uuml;ld&uuml;. O yazlık sinema g&uuml;nlerinde her akşam yorgun Ozan yatağında hep aynı hayali kurardı; koca adam olmuş ya &uuml;nl&uuml; bir şarkıcı ya da &uuml;nl&uuml; bir akt&ouml;r, &ccedil;ok para kazanıyor ve Bet&uuml;l ile evli, &ccedil;ok mutlular&hellip;</p>
<p>Yatak odasından eşi Nermin&rsquo;in sesi geldi &ldquo;Geldin mi Ozan?&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Geldim canım, geldim.&rdquo;</p>
<p>Ozan fotoğrafları kutusuna topladı, biri hari&ccedil;.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>***</p>
<p>Aynı berduş pis eski battaniyelere sarınmış, başı &ouml;nde aynı yerde oturuyordu. Şapkası &ouml;n&uuml;nde. Arada bir şapkaya ge&ccedil;enlerden birisi para atınca kafasını kaldırıp bakıyordu. Ozan az &ouml;tedeki sokak lambasının yanında durdu. Uzunca bir s&uuml;re izledi onu. Cebinden fotoğrafı &ccedil;ıkardı. Lambanın ışığına tuttu. Yunus&rsquo;un g&uuml;len g&ouml;zlerine, g&ouml;zlerinin altındaki doğum lekesine baktı. Bakışlarını karşıdaki adama &ccedil;evirdi. Bu mesafeden se&ccedil;emedi y&uuml;z&uuml;n&uuml;. Fotoğrafı cebine koyup yanına yaklaştı, &ouml;n&uuml;nde durdu. &Ccedil;&uuml;r&uuml;m&uuml;ş et kokusu yayıyordu &ccedil;evresine kir pas i&ccedil;indeki adam. Berduş yavaş&ccedil;a kaldırdı başını yerden. Y&uuml;z&uuml; o kadar kirliydi ki lekeyi se&ccedil;emedi. Ruhsuz g&ouml;zlerle g&ouml;z g&ouml;ze geldi.</p>
<p>&ldquo;Yunus?&rdquo;</p>
<p>Adam kolunu uzattı, titreyen avucunu a&ccedil;tı.</p>
<p>&ldquo;Yunus,&rdquo; dedi tekrar.</p>
<p>Ozan cebindeki k&acirc;ğıt elliği koydu şapkanın i&ccedil;ine. Berduş kıpırdandı, ellerini battaniyenin altından &ccedil;ıkarıp parayı kavradı. Bir Ozan&rsquo;a bir de paraya baktı. Y&uuml;z&uuml;ne belli belirsiz bir sırıtma yayıldı. Dudağının bir ucu yukarı yuvarlandı, aynı Yunus&rsquo;unki gibi. Kirlerin arasındaki sı&ccedil;rayan balığı se&ccedil;ebildi Ozan.</p>
<p>&ldquo;Yunus benim, ben Ozan.&rdquo;</p>
<p>Hi&ccedil; ses gelmedi karşısındakinden. Sağır, dilsiz gibi.&nbsp; Parayı alıp battaniyenin altına aldı kollarını, başını &ouml;n&uuml;ne eğdi.</p>
<p>&Ccedil;ekip gidemedi &ouml;n&uuml;nden, başka bir şey de s&ouml;yleyemedi. Meydanın sesleri azaldı. &Ouml;ylece durdu. Tek t&uuml;k ayak sesiyle bir iki sarhoşun kahkahası yankılandı boş sokaklarda.</p>
<p>&Ouml;n&uuml;ndeki tiner kokan dilenci huzursuz sesler &ccedil;ıkarmaya başladı. Kıpırdandı. Battaniyeler aralandı, ağır koku taştı i&ccedil;inden. Ozan bir şey diyemedi. Başını kaldırıp &ouml;fkeyle baktı Ozan&rsquo;a. Homurdandı, s&ouml;zleri anlaşılmaz. Ozan, berduşun elini yeniden &ccedil;ıktığını g&ouml;rd&uuml; pis battaniyelerin arasından. Parlak, ince bir metal ışıldadı. Geriye bir ka&ccedil; adım attı Ozan, kalbi k&uuml;t k&uuml;t atarken meydana ka&ccedil;tı. Polis arabasının uzaktan gelen siren sesini duydu. Hızlıca dolmuşa y&uuml;r&uuml;meye başladı. Meydanı ge&ccedil;ince cebindeki fotoğrafı aldı, bakmadan buruşturup yere fırlattı. Az sonra yanından ge&ccedil;en polis arabasının arka camından ona bakan kirli y&uuml;z&uuml; g&ouml;rd&uuml;. &nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>***</p>
<p>Dingile bak be! İki saattir dikildi kaldı &ouml;n&uuml;mde. &Ccedil;&ouml;p oldu gece. Şerefsiz. Kime benzettiyse. Bi &ccedil;ektirip gidemedi &ouml;n&uuml;mden. Dondum vallahi. Yarın yine gelmez inşallah. Nerde kaldı bunlar? Battaniyeler de battaniye değil elek m&uuml;barekler! Nerden bulmuşlar? Leş gibi kokuyorlar! &Uuml;st&uuml;me başıma sindi. Emine bırak yatağa almayı eve bile almayacak alimallah. Yunus, Melek, Ozan, Lahza Sineması ha! Maşallah bana. Ne hayal g&uuml;c&uuml; varmış bende de. Kartaloz kime benzettiyse beni Yunus deyiverdi. Hadi be hadi! Nerde kaldınız. G&ouml;t&uuml;m dondu! Elinde tuttuğu sazdan neler uydurdum. Polis yerine yazar olmalıymışım. Hah, bı&ccedil;ağı değil de benim beyliği g&ouml;sterseydim. Şaaaak d&uuml;ş&uuml;p yapışırdı yere dangoz. Ayıkla o zaman pirincin taşını! T&uuml;m operasyonu batırırdı d&uuml;d&uuml;k makarnası! Nihayet geldi ekip otosu! Toplayın bakayım şu donmuş Musti&rsquo;yi.</p>
<p>&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 3, Anaksimandros ve Anaksimenes</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-3</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-3</guid>
<description><![CDATA[ Himation giymiş beyaz uzun sakallı bir adam yerde uzanmış geceleri gökyüzünü inceliyor. İrili ufaklı uzak yakın pek çok yıldız gökyüzünde parıldıyor. Bir de ay düzenli olarak gün be gün tam daire olup sonra gün be gün azalıp kayboluyor, sonra yine aynı döngü. Güneş çıkınca hepsi görünmez oluyor… ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/01/image_750x500_61db24387d07a.jpg" length="33302" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 09 Jan 2022 21:23:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Milet, Okulu, Miletos, İyonya, Thales, Anaksimenes, Anaksimandros, Arke, Su, Aperion, Hava</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Miletos Okulu filozoflarından Thales&rsquo;in &ouml;ğrencisi olan Anaksimandros ile yola devam edelim. Anaksimandros m&uuml;thiş bir filozof; astronominin kurucusu, kozmoloji geliştirmiş, evrimci d&uuml;ş&uuml;ncenin &ouml;nc&uuml;s&uuml;, Platon&rsquo;un idealarının da bir nevi &ouml;nc&uuml;s&uuml;&hellip; Tabii ki o da hocası gibi arke sorunu ile ilgilenmiş, fakat &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml; hocasınınkinden farklı olarak monist bir yaklaşım değil, yani tek ve sınırlı bir madde olarak kabul etmemiş arkeyi. Hatırlayacağımız &uuml;zere Thales arkeyi su olarak belirlemişti.</p>
<p>Anaksimandros&rsquo;a g&ouml;re <strong>arke</strong> &ldquo;<strong>Apeiron&rdquo;</strong>dur. Peki &ldquo;Aperion&rdquo; nedir? Eski Yunancadaki s&ouml;zl&uuml;k anlamı &ldquo;Sınırlı olmayan&rdquo;dır. Anaksimandros g&ouml;re evreni oluşturan ilk madde, ilk ilke sınırsız ve sonsuzdur, doğmamış ve doğrulmamıştır yani &ldquo;Aperion&rdquo;dur. T&uuml;m zıtlıkları bir arada barındırır. Her şey aperiondan var olur ve yok oluşlarında da tekrar ona d&ouml;ner. Aynı zamanda evrendeki devinimin de sebebidir. T&uuml;m var olanların ondan nasıl bir hareket ile meydana geldiğini a&ccedil;ıklamaz. Duyularla algıladığımız d&uuml;nyanın &ouml;tesinde de var oluşlardan bahseder. Aperiondan sınırsız ve sonsuz olarak bahsetse de bir k&uuml;tlesi olduğuna inanır ama bu k&uuml;tlenin nerede olduğunu a&ccedil;ıklamaz. Hem sınırsız hem sonsuz hem de k&uuml;tlesi olan bir şey olması a&ccedil;ısından sanki biraz &ccedil;elişkili bir durumdur. M.&Ouml;. 610 ile M.&Ouml;. 546 yılları arasında yaşadığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rsek bu g&ouml;r&uuml;şleri yine de muazzamdır.</p>
<p>Astronominin kurucusu olan Anaksimandros&rsquo;u hep ş&ouml;yle hayal ettim; &nbsp;himation giymiş beyaz uzun sakallı bir adam yerde uzanmış geceleri g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml; inceliyor. İrili ufaklı uzak yakın pek &ccedil;ok yıldız g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde parıldıyor. Bir de ay d&uuml;zenli olarak g&uuml;n be g&uuml;n tam daire olup sonra g&uuml;n be g&uuml;n azalıp kayboluyor, sonra yine aynı d&ouml;ng&uuml;. G&uuml;neş &ccedil;ıkınca hepsi g&ouml;r&uuml;nmez oluyor&hellip; S&uuml;rekli g&ouml;zlem yapıp notlar alıyor, d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor, tekrar g&ouml;zlemliyor&hellip;</p>
<p>O d&uuml;nyayı eni boyundan b&uuml;y&uuml;k olan bir silindir şeklinde d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;ş ve insanları d&uuml;z alanında y&uuml;r&uuml;d&uuml;klerini belirtmiş. Ondan &ouml;nce Thales suyun &uuml;zerinde bir tepsi gibi duran d&uuml;nya olarak ifade etmişti. Bu silindir havada hi&ccedil;bir şeye yaslanmadan durur. Silindir şeklindeki d&uuml;nyayı kaplayan dokuz katman var. Bu da evren. Bu katmanlar i&ccedil;i ateş dolu dairelerdir ve d&ouml;nerler. Bu dairelerde oluşan &ccedil;atlaklardan g&uuml;neş, ay, gezegenler ve Samanyolu g&ouml;r&uuml;n&uuml;r. M&Ouml; 7. y&uuml;zyıl i&ccedil;in bu tasarım m&uuml;thiş değil mi?</p>
<p>Hi&ccedil; bir şeye dayanmadan duran silindir bi&ccedil;imindeki d&uuml;nya, ilk ayrım başladığında sularla kaplanır. Var olan t&uuml;m canlılar suda yaşayan canlılardan evrilerek meydana gelmişlerdir der. Bu g&ouml;r&uuml;ş&uuml; evrimci d&uuml;ş&uuml;ncenin &ouml;nc&uuml;s&uuml;d&uuml;r.</p>
<p>Bilim insanı olan Anaksimandros kozmoloji geliştirmiştir; yani evrenin bir b&uuml;t&uuml;n olarak incelenmesi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml;. O sadece g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml;n haritasını yapmaya &ccedil;alışmamış, d&uuml;nyanın haritasını da yapma girişiminde bulunmuştur. Ayrıca g&uuml;neş saatinin yapımında b&uuml;y&uuml;k katkısı vardır.</p>
<p>Ayrıca Anaksimandros tarihte &ouml;ğretilerini kaleme almış ilk filozof olarak ge&ccedil;er. Maalesef ki bu yapıtlar bize ulaşmıştır.</p>
<p>Anaksimandros&rsquo;dan sonra &ouml;ğrencisi <strong>Anaksimenes</strong> gelir. O M.&Ouml;. 585-525 yılları arasında yaşamış olan Miletos Okulu&rsquo;nun son filozofudur. Anaksimenes&rsquo;in d&uuml;ş&uuml;nceleri ilk &ccedil;ağda &ccedil;ok etkili olmuştur. Bunun sebebi Milet&rsquo;i Perslilerin alması sonucunda &ouml;ğrencilerinin d&uuml;nyaya dağılmış olmalarıdır.</p>
<p>İlk defa canlı-cansız ayrımını yapan filozoftur. Bu ayrımı yapmasının k&ouml;k sebebi &ldquo;Arke&rdquo; &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml;nden kaynaklanır. O da Thales gibi arkeyi monist bir yaklaşımla tek bir madde ile a&ccedil;ıklamıştır. Ona g&ouml;re <strong>Arke</strong> &ldquo;<strong>Hava</strong>&rdquo;dır. Bunun temel iki sebebi var. İlki hava sudan daha &ccedil;ok yer kaplar.</p>
<p>İkinci sebep ise Yunancada hava soluk anlamına da gelir. Soluk ise ruhtur, canlılıktır, yaşamdır. T&uuml;m canlıların ruhunun olduğunu kabul eder. Canlıları ayakta tutan ise ruhlarıdır. Buradaki ruh metafiziksel anlamda değildir, yani soludukları havadır.&nbsp; &Ouml;l&uuml;mle birlikte ruh bedeni terk eder.</p>
<p>Canlı cansız her şey havadan oluşur. O, oluşları havanın sıkışması veya seyrelmesi &uuml;zerinden a&ccedil;ıklar. Hava y&uuml;kseldik&ccedil;e seyrelir ve ateşi oluşturur, sıkılaştık&ccedil;a sırasıyla buhar, bulut, yağmur ve su oluşturur. Su sıkılaşınca toprak, sonra da taş oluşur. Nasıl bir d&uuml;ş&uuml;nce değil mi? O zamanın koşullarında, M.&Ouml;. 6. y&uuml;zyılda deney yapmadan (&Ccedil;&uuml;nk&uuml; bilimsel y&ouml;ntem olarak hen&uuml;z deney bilinmiyor, kullanılmıyordu) sadece g&ouml;zlem yaparak, mitoslara bağlanmadan aklını kullanarak yapmış t&uuml;m bu a&ccedil;ıklamaları.</p>
<p>O da diğer Miletos okulu filozofları gibi astronomiyle de ilgilenmiştir. Kristal k&uuml;relere &ccedil;akılı &ccedil;iviler olarak adlandırdığı sabit yıldızlar ile gezegenler arasında ilk ayrımı yapan odur. Tek ışık kaynağının g&uuml;neş olduğunu s&ouml;ylemiştir. Bu muhteşem bir keşif. Ay ve g&uuml;neş tutulmalarının tam zamanları hesaplamıştır.</p>
<p>Evet, şu ana kadar ilk &uuml;&ccedil; b&uuml;y&uuml;k dev ile tanıştık; Miletos Okulu&rsquo;nun bu &uuml;&ccedil; b&uuml;y&uuml;k filozofu &nbsp;Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes. Hayatta her şeyin bir sonu olduğu gibi bu okulun da sonu oldu, sebebi de Pers saldırıları. Bu okul dağılınca felsefe &ccedil;alışmaları G&uuml;ney İtalya&rsquo;da bulunan Yunan kentlerine ge&ccedil;ti. Bug&uuml;n i&ccedil;in bazı d&uuml;ş&uuml;nceleri &ccedil;ok garip veya sa&ccedil;ma gelebilir bize, ama o g&uuml;n&uuml;n koşulları altında d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde muhteşem fikirler, muhteşem buluşlardır hepsi. Bir kısmı keşfedilmeseydi şu anda insanlık olarak Mars&rsquo;ta yaşama hayalleri kuramazdık.</p>
<p>&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 2, Thales</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-2</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-2</guid>
<description><![CDATA[ Nasıl oldu da Thales bunları ve daha fazlasını keşfetti? Çünkü bakışlarını doğaya çevirdi. Artık mitlerle doğa olaylarının açıklanamayacağının farkına vardı. Gözlem yaptı... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61cd63b2ac6f8.jpg" length="127226" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 30 Dec 2021 11:02:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Milet, Okulu, Miletos, İyonya, Thales, Anaksimenes, Anaksimandros, Arke, Su</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&Ccedil;ok heyecanlıydım, &ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;n&uuml;mde beni bekleyen olduk&ccedil;a uzun bir yol vardı; M.&Ouml;. 7. y&uuml;zyılda başlayıp ta g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar devam eden, hem de &ouml;yle d&uuml;md&uuml;z uzayıp giden değil, &ccedil;etrefilli, bazen geri d&ouml;n&uuml;şl&uuml; bazen bir anda uzun bir atlayış gerektiren, bazen de ara sokaklarında kaybolunulan bir yol. İlk karşıma &ccedil;ıkanlar Miletos Okulu Filozofları oldu; yani tarihin ilk filozofu Thales ve &ouml;ğrencisi Anaksimandros ile Anaksimenes. İyonya Okulu olarak da anılan bu okul felsefe tarihinin ilk ekol&uuml;d&uuml;r. Mitostan logosa ge&ccedil;iş bu filozofların d&uuml;ş&uuml;nceleri sayesinde olmuştur.</p>
<p>Miletos Okulu ile başlayan Sokrates&rsquo;e kadar devam eden d&ouml;neme Naturalist D&ouml;nem, filozofları da Nat&uuml;ralist Filozoflar veya Pre-Sokratikler yani Sokrates &ouml;ncesi filozoflar olarak anılırlar. Bu d&ouml;nem filozoflarının ilgisi doğanın kendisinedir ve doğa ile ilgili t&uuml;m oluşumları yine doğa ile a&ccedil;ıklamaya &ccedil;alışırlar. Her şeyin kendisinden meydana geldiği ilk maddeyi bulmaya &ccedil;alışmışlardır. İşte bu ilk maddeye, ilk ilkeye &ldquo;<strong>Arke</strong>&rdquo; denir. Temel soruları da &ldquo;<strong>Arke nedir?</strong>&rdquo; olmuştur. Arkeyi arama d&uuml;ş&uuml;ncesinde ve bulmuş oldukları &ccedil;&ouml;z&uuml;mlerde mitolojinin etkisi yadırganamaz.</p>
<p>Onlardan &ouml;nce yani felsefi d&uuml;ş&uuml;nme başlamadan evvel insanlar kendilerini, &ccedil;evrelerini ve evreni anlamak i&ccedil;in mitolojik d&uuml;ş&uuml;nmeden faydalanıyorlardı. Ağa&ccedil;ların yapraklarını d&ouml;k&uuml;p &ccedil;ıplak kalmalarını ve havaların soğumaya başlamasını bereket tanrı&ccedil;ası Demeter&rsquo;in yeraltı tanrısı Hades&rsquo;in yanına inmiş olmasına bağlamaları gibi. Her şeyden evvel Khaus&rsquo;un olması gibi&hellip; Mitoslarla a&ccedil;ıklanan olaylar olduğu gibi kabul ediliyor, mitolojik d&uuml;ş&uuml;ncede nedensel sorgulama yapılmıyordu. Bu d&uuml;ş&uuml;nme şekli M.&Ouml;. 8. ile 5. y&uuml;zyıllar arasında g&uuml;c&uuml;n&uuml; yitirmeye başladı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insanlar artık bu kabullerden tatmin olmuyorlardı. Bunun başlıca sebepleri arasında değişen yaşam koşulları sayabiliriz; toprak sahibi aristokratların g&uuml;&ccedil; kaybetmeleri ve zanaatk&acirc;rların g&uuml;&ccedil; ve para kazanmaya başlaması gibi.</p>
<p>Peki, ilk felsefi d&uuml;ş&uuml;nme tarzı Eski Yunan da mı başlamıştır? Bu konuda kesin bir g&ouml;r&uuml;ş birliği mevcut değildir. Bazı kaynaklara g&ouml;re S&uuml;mer veya Mısır uygarlıklarına dayandırılıyor. Olabilir. Bu bilgiyi de &ccedil;antama koydum.</p>
<p>Filozofları ve felsefe ekollerini incelemeye başlamadan evvel bir sorum olacak; <strong>Felsefe nedir?</strong> Yani tanımı, kelime anlamı&hellip;</p>
<p>&nbsp;&ldquo;Philosophia&rdquo; yani &ldquo;Felsefe&rdquo; kelimesinin k&ouml;keni bize Arap&ccedil;a&rsquo;dan onlara da Yunanca&rsquo;dan ge&ccedil;miştir.</p>
<p>Philo + Sophia= Bilgelik + Sevgi</p>
<p>Yani &ldquo;Bilgeliksevgisi&rdquo;dir.</p>
<p>TDK&rsquo;nın s&ouml;zl&uuml;ğ&uuml;nde;</p>
<ol>
<li>Varlığın ve bilginin bilimsel olarak araştırılması.</li>
<li>Bir bilimin veya bilgi alanının temelini oluşturan ilkeler b&uuml;t&uuml;n&uuml;; Tarih felsefesi. Hukuk felsefesi,</li>
<li>Bir filozofun, bir felsefe okulunun, bir &ccedil;ağın &ouml;ğretisi;&nbsp;Sokrates felsefesi.</li>
<li>D&uuml;nya g&ouml;r&uuml;ş&uuml;,</li>
<li>Bir konuda soyut d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ş olarak tanımlanmıştır.</li>
</ol>
<p>Bu tanımları alt alta okunca &ccedil;ok sıkıcı oldu değil mi? Yine de bu tanımlar yolumuzu bilmemiz a&ccedil;ısından &ouml;nemli.</p>
<p>Aristoteles Metafizik adlı eserinde ilk filozof olarak Thales&rsquo;e işaret eder. Thales yaklaşık olarak M.&Ouml;. 640 ila M.&Ouml;. 550 yılları arasında Milet&rsquo;te yaşamıştır. Kendisi ilk filozof olmasının haricinde geometrinin kurucusudur. İkizkenar &uuml;&ccedil;genin taban a&ccedil;ılarının eşit olduğunu, birbirini kesen iki doğrunun ters a&ccedil;ılarının birbirine eşit olduğunu ve dairenin &ccedil;apla iki eşit par&ccedil;aya ayrıldığını g&ouml;stermiştir. Ayrıca fizik ve astronomi ile ilgilenmiştir. G&uuml;neş ve ayın b&uuml;y&uuml;kl&uuml;klerini hesaplamış, mevsimleri bulmuş, ayın son g&uuml;n&uuml;ne otuzuncu g&uuml;n adını takmıştır.&nbsp; M.&Ouml;. 585 yılında Lydia ile Media arasında yapılacak savaş sırasında olacak olan g&uuml;neş tutulmasını hesaplamıştır.</p>
<p>Nasıl oldu da Thales bunları ve daha fazlasını keşfetti? &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bakışlarını doğaya &ccedil;evirdi. Artık mitlerle doğa olaylarının a&ccedil;ıklanamayacağının farkına vardı. G&ouml;zlem yaptı, yani bilimsel y&ouml;ntem olarak g&ouml;zlemi kullandı. Diğer a&ccedil;ıdan bakarsak onun g&ouml;zlemi sayesinde ilk bilimsel &ccedil;alışmalar başlamış oldu. Ancak yaşadığı d&ouml;nemin mitolojik inancının etkisinden de tamamen kopamamıştır.</p>
<p>Yaptığı g&ouml;zlemler sonucunda doğada s&uuml;rekli bir değişimin olduğunu keşfetti. Bu değişimler ise evrende bir d&uuml;zenliliğe g&ouml;re oluyordu. Evrendeki bu d&uuml;zenin devam edebilmesi i&ccedil;in değişen şeylerin ardında değişmeyen şeyin bulunması gerektiğini d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. Yani o &nbsp;&ldquo;<strong>Arke</strong>&rdquo;nin &nbsp;&ldquo;<strong>Su</strong>&rdquo; olduğunu s&ouml;yledi. &Ccedil;evresinde baktığında her yerin su ile kaplı olması etkili olmuş olabilir. Yaşadığı yer ve diğer kara par&ccedil;aları hep su ile &ccedil;evriliydi. Diğer bir se&ccedil;enek ise buz, su, buhar d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml; olabilir. Ayrıca mitolojik &ouml;ğretide de yaratılışta sudan bahsediliyor olması da olabilir. Bu ihtimalleri &ccedil;oğaltmak m&uuml;mk&uuml;n. Maalesef ki bu a&ccedil;ıklamalar konusunda net bir bilgiye sahip değiliz. Bildiğimiz şey ona g&ouml;re <strong>su</strong> ana maddedir, ilk ilkedir, arkedir.</p>
<p>Thales&rsquo;in &ouml;ğrencisi olan Anaksimandros ve onun &ouml;ğrencisi Anaksimenes&rsquo;in arke sorununa getirmiş oldukları &ccedil;&ouml;z&uuml;m onunkiyle aynı değildir. Şimdi biraz burada, Thales&rsquo;te durayım. Onun g&ouml;zlerinden d&uuml;nyaya bakmak i&ccedil;in k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir mola vereyim &ccedil;&uuml;nk&uuml; başta dediğim bu gibi bu yol uzun bir yol, bir solukta gitmektense, keyfini &ccedil;ıkararak ilerleyeceğim, ilerleyeceğiz.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 1, Mitler</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-1</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-1</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Eğer daha uzağı görebiliyorsam, benden önceki devlerin omuzlarında durduğum içindir.”   
Isaac Newton ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61b4716db008f.jpg" length="58978" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 11 Dec 2021 12:39:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Tarih, Epistemoloji, Varoluşçuluk, Metafizik, Dil, Din, Mantık, Mitoloji</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Karl Jaspers&rsquo;ın dediği gibi &ldquo;<em>Felsefe yolda olmak</em>&rdquo; ise bence bu yoldaki başlangı&ccedil; durağı mitolojilerdir. Ben oradan başladım. Felsefe yapma etkinliğini ilk başlatan filozof olan Milet&rsquo;li Thales&rsquo;ten &ouml;nce insanlar evreni ve yaşamı a&ccedil;ıklamak i&ccedil;in mitolojilerden, destanlardan faydalanmışlardı. Bug&uuml;n bunları okurken ne kadar sa&ccedil;ma olduklarını d&uuml;ş&uuml;nebiliriz. Ancak o zamanlarda insanlığın elinde ne bilgi vardı ne de bilim. Felsefi sorgulama veya d&uuml;ş&uuml;nme tarzı başladıktan sonra bilgi ortaya &ccedil;ıktı, g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar &uuml;st &uuml;ste eklendi ve eklenmeye de devam ediyor. Isaac Newton&rsquo;ın muhteşem bir s&ouml;z&uuml; vardır; &ldquo;<em>Eğer daha uzağı g&ouml;rebiliyorsam, benden &ouml;nceki devlerin omuzlarında durduğum i&ccedil;indir.</em>&rdquo;&nbsp; Evet, ş&ouml;yle bir d&uuml;ş&uuml;n&uuml;nce ne kadar &ccedil;ok devimiz olduğunu g&ouml;rebiliriz; Thales, &nbsp;Epik&uuml;r, Heraklitos, Sokrates, Platon, Aristoteles, Descartes, Kant, Hegel, Marx, Nietzsche, Schopenhauer, Wittgenstein, Derrida&hellip; Devlerimizi incelemeye başlamadan evvel biraz mitolojilere bakalım.</p>
<p>Her topluluğun kendine ait mitolojileri bulunur; T&uuml;rk, Yunan, &Ccedil;in, Budist, Anglo-Sakson, Slav, Arap, Pers, Aztek, Mısır&hellip; Peki mitoloji nedir?. Vikipedi&rsquo;nin tanımına g&ouml;re; &ldquo;<em>Mitoloji, belirli bir din </em><em>veya k&uuml;lt&uuml;rdeki </em><em>insanlık ile evrenin yaratılış ve doğasını, geleneklere &ouml;zg&uuml; inan&ccedil; ve uygulamaların sebebini a&ccedil;ıklamaya y&ouml;nelik s&ouml;ylencelerin t&uuml;m&uuml;</em>&rdquo;d&uuml;r.&nbsp; İşte bu s&ouml;ylenceler evren ve yaratılışa veya tanrılara ve kahramanlara dair olabilir.</p>
<p>Mitoloji denilince aklımıza genellikle Yunan Mitolojisi gelir. Bence bunun sebepleri arasında Homeros&rsquo;un İlyada ve Odysseia&rsquo;sı ile Hesiodos&rsquo;un İşler G&uuml;nler ve Theogonia (Tanrıların Doğuşu) eserleridir. M.&Ouml;. 7 veya 8. y&uuml;zyılda yazmış oldukları d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len bu eserler sayesinde biz bug&uuml;n s&ouml;zl&uuml; gelenek dışında Yunan Mitolojilerine erişebiliyoruz.</p>
<p>Benim ilgimi en &ccedil;ok yaratılış mitleri veya destanları &ccedil;ekiyor, onların i&ccedil;inden de Altay T&uuml;rklerinin Yaratılış Destanı. Hadi &ccedil;ok kısaca bir bakalım. Altay T&uuml;rklerinin Yaratılış Destanına g&ouml;re her şeyin en başında sadece su varmış, g&ouml;k de yokmuş, yer de. Her yer su imiş. Tanrı &Uuml;lgen bu suların &uuml;st&uuml;nde u&ccedil;up duruyormuş. Bir yandan da konacak bir yer arıyormuş. G&ouml;nl&uuml;ne d&uuml;şen kutsal ilham ile duyduğu sesin buyruğuna uyup denizden &ccedil;ıkan bir taşı tutmuş ve o taşın &uuml;st&uuml;ne binmiş. Tanrı &Uuml;lgen rahatlamış ve bir d&uuml;nya yaratmak istemiş&hellip; Bu destanın birka&ccedil; versiyonu olduğunu s&ouml;ylemeliyim. Yaptığım incelemelerde temel olan, her şeyin başlangıcının hep su olduğuydu.</p>
<p>Gelelim en pop&uuml;ler, en bilinen mitlerin olduğu Antik Yunan Mitolojisine. En pop&uuml;ler tanrıları kim diye soracak olursam Zeus dediğinizi duyar gibi oluyorum. Peki ya Zeus&rsquo;tan &ouml;ncesi, en başında ne oldu? Bu evren, bu d&uuml;nya nasıl yaratıldı? Hadi ona da kısaca bakalım. Başlangı&ccedil;ta Khaos vardı yani sonsuz boşluk, hi&ccedil;lik. Birdenbire hi&ccedil;liğin ortasında Gaia yani Toprak Ana belirdi. Belirsiz olan Khaos&rsquo;un aksine, bi&ccedil;imli bir şekle sahip, her şeyi doğuran Gaia. Kendini saracak, eşi olan g&ouml;ky&uuml;z&uuml; Uranos&rsquo;u yarattı. Onlar ermiş muradına biz &ccedil;ıkalım kerevetine diye devam etmiyor tabii ki aşklarının sonu. &Ccedil;ok &ccedil;etrefilli, karışık, bol aksiyonlu, bol tanrılı ve bol kahramanlı devam ediyor.</p>
<p>G&uuml;nlerce, aylarca okudum &ccedil;eşitli toplulukların mitlerini ama hi&ccedil; sıkılmadım. Ancak yola &ccedil;ıkmam gerekiyordu. O y&uuml;zden ara sıra a&ccedil;ıp bakmak i&ccedil;in &ccedil;antama koydum onları ve yola &ccedil;ıktım.</p>
<p>.&nbsp; &nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Başlangıç</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu</guid>
<description><![CDATA[ “Felsefe yolda olmaktır.” 
Karl Jaspers ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61a73d6dd9b4f.jpg" length="112242" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 03 Dec 2021 00:00:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Tarih, Epistemoloji, Varoluşçuluk, Metafizik, Dil, Din, Mantık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>&ldquo;Felsefe yolda olmaktır.&rdquo;</em></p>
<p>Bu s&ouml;z&uuml; uzunca zaman evvel bir dergide okumuştum. Bir şekilde beni etkilemiş, ara sıra aklıma gelip d&uuml;ş&uuml;nmeme yol a&ccedil;mıştı. Oldum olası felsefeye ilgim vardı. Araştırıp okuyup &ouml;ğrenmek istediğim fakat hayatın yoğunluğu sırasında bir t&uuml;rl&uuml; vakit ayıramadığım, &ouml;ğrenince ne işime yarayacağını bilmediğim bir alan. Lise yıllarında ders alırken &ccedil;ok sevdiğim ancak hayattan kopuk, bulutların &ouml;tesinde, g&uuml;nl&uuml;k yaşamımız i&ccedil;erisinde yer almayan bir disiplin olarak bakıyordum galiba. Ta ki bu s&ouml;z ile karşılaşıncaya kadar&hellip; &Ouml;nce felsefe hakkında kitaplar aldım. Onları okuduk&ccedil;a daha da ilgimi &ccedil;ekti. Bir s&uuml;re sonra nereye gideceğimi şaşırdım. O zaman akademik olarak destek almaya karar verdim ve Anadolu &Uuml;niversitesi Felsefe B&ouml;l&uuml;m&uuml;ne yazıldım. Mezun oldum. Halen okumaya, araştırmaya devam ediyorum. Bu s&ouml;z&uuml;n sahibi Karl Jaspers&rsquo;ın dediği gibi felsefe ger&ccedil;ekten yolda olmak. &Ouml;yle bulutların &uuml;st&uuml;nden, hayata teğet ge&ccedil;en bir yol değil; hayatımızın, insanlığın yolu, insanın kendi yolu&hellip;&nbsp;&nbsp;</p>
<p>Ortaokul yıllarında ilk soru sormakla başlamışım. Bir ergen olarak o soruların &ldquo;Felsefenin B&uuml;y&uuml;k Soruları&rdquo; ile bağlantılı olduğunu bilmiyordum. Ben kimim? Bu d&uuml;nyaya neden geldim? Neden yaşıyoruz? Hayat neden bu kadar anlamsız? Mutluluk nedir? İnsan olmak ve bu hayatı nasıl yaşamakla ilgili pek &ccedil;ok soru&hellip;</p>
<p>T&uuml;rk Dil Kurumu&rsquo;nun s&ouml;zl&uuml;ğ&uuml;ne baktığımızda &ldquo;İnsan&rdquo;; &ldquo;<em>Toplum h&acirc;linde bir k&uuml;lt&uuml;r &ccedil;evresinde yaşayan, d&uuml;ş&uuml;nme ve konuşma yeteneği olan, evreni b&uuml;t&uuml;n olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve bi&ccedil;imlendirebilen canlı,&rdquo;</em> olarak tanımlanmıştır. Bu tanımdaki &ldquo;<em>değiştirebilen ve bi&ccedil;imlendirebilen&rdquo; </em>kısmının olabilmesi ve &ldquo;Felsefenin B&uuml;y&uuml;k Soruları&rdquo;nı sorabilmesi insanın doğuştan sahip olduğu merak duygusunun eseridir.</p>
<p>Evet, her şeyi merak ederiz. Bundan iki bin beş y&uuml;z yıl &ouml;nce yaşamış ilk filozoflar olarak kabul edilen Doğa Filozofları, &ccedil;evrelerindeki d&uuml;nyayı merak ettikleri i&ccedil;in insanlığa &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir kapı a&ccedil;mışlardır. Onlar evrenin d&uuml;zenini mitlerde değil de doğa olaylarında aramışlardır.</p>
<p>Ben bir bilim insanı veya filozof olmadığım i&ccedil;in kendi k&uuml;&ccedil;&uuml;k d&uuml;nyamın sorularının cevaplarını kendi &ccedil;evremde aradım. Bu araştırmaları yaparken karşıma bir dernek &ccedil;ıktı, spirit&uuml;alizm araştırmaları yapıyorlardı. O zamanlar bunu felsefe ile hi&ccedil; bağdaştırmamıştım ama felsefe konusunda eğitim alınca g&ouml;rd&uuml;m ki esasında felsefenin b&ouml;l&uuml;mlerinden olan Metafiziğin alt ayrımında bulunan araştırmalarla ilgileniyorlarmış&hellip;</p>
<p>Felsefe B&ouml;l&uuml;m&uuml;nde okurken aldığımız hemen hemen her derste, İlk &Ccedil;ağ, Orta &Ccedil;ağ, Modern ve &Ccedil;ağdaş Felsefe, Etik ve Ahlak Felsefesi, Metafizik, Varoluş&ccedil;uluk, Din Felsefesi, Dil Felsefesi, Epistemoloji vs&hellip; felsefenin ne kadar &ccedil;ok hayatın kendisi olduğunu anladım. Mantık dersi bile ilk bakışta kopuk ve zor gibi g&ouml;r&uuml;nse de doğru d&uuml;ş&uuml;nmenin yollarını &ouml;ğretiyor. Etik ve Ahlak Felsefesi doğru ve iyi bir insan olma konusunda bize yardımcı oluyor. &Ouml;zellikle beni bu alan &ouml;yle &ccedil;ok etkiledi ki ilk romanım &ldquo;Gece ve G&ouml;lgeler&rdquo;i Etik&rsquo;ten etkilenerek yazdım.</p>
<p>Esasında felsefe hayatımızın her alanında var. Bizler pek &ccedil;ok zaman ismini bilmiyoruz. Araştırıp &ouml;ğrendik&ccedil;e hayat yolumuzda daha bilin&ccedil;li olarak y&uuml;r&uuml;meye devam ediyoruz ve bu yol sonu olmayan bir s&uuml;re&ccedil;. Jaspers dediği gibi;</p>
<p><em>&ldquo;Felsefe, yolda olmaktır; hi&ccedil;bir yere yerleşmemektir, s&uuml;rekli bir maceradır. Felsefe yersizlik ve yurtsuzluktur; amansız bir g&ouml;&ccedil;ebeliktir. Felsefe, evine hi&ccedil;bir zaman ulaşamaz. Felsefe sadece aramaktır; aradığını bulamayacağını bile bile aramaktır. Felsefe, hakikate varamaz; o hep eksik olmakla yazgılıdır.&rdquo;</em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ali&amp;apos;nin Dolu Cebi</title>
<link>https://edebiyatblog.com/alinin-dolu-cebi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/alinin-dolu-cebi</guid>
<description><![CDATA[ Cebinden yırtılmış mendilin bir parçasını çıkardı. Ucu hâlâ sivriydi. Burnuna soktu, karıştırdı. Çıkardığında... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/11/image_750x500_619ff618a8b11.jpg" length="54303" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 25 Nov 2021 23:48:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Ali, misket, bilye, oyun, kardeş, futbol, maç, sokak, çocuk, kâğıt, mendil</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ali kaldırımın kenarına oturmuş elindeki k&acirc;ğıt mendile bakıyordu. Tam ortasından iki parmağıyla tuttu. Boşta kalan kenarlarını diğer eliyle tutup sağa doğru birka&ccedil; tur &ccedil;evirdi, bıraktı.&nbsp; Hah, kocaman &ccedil;i&ccedil;ek oldu. Ağabeyi Mustafa ve ma&ccedil; yapan arkadaşları fark etmesin diye &ccedil;i&ccedil;eği ikiye yırttı. Ayağa kalktı, par&ccedil;aları boş cebine soktu.</p>
<p>- Abi, beni ne zaman alacaksınız? Bağırdı ma&ccedil; yapanlara doğru.</p>
<p>Mustafa cevap veremeden &ouml;nce;</p>
<p>- Hi&ccedil;bir zaman, diye seslendi kaleci ve yere okkalı bir t&uuml;k&uuml;r&uuml;k fırlattı. Ma&ccedil; yapan &ccedil;ocuklar g&uuml;ld&uuml;ler.</p>
<p>Ali tekrar kaldırıma oturdu başı &ouml;n&uuml;ne d&uuml;şm&uuml;ş. Arada bir kafasını kaldırıp hararetle devam eden mahalle ma&ccedil;ına g&ouml;z atıyordu. İnşallah bir araba ge&ccedil;er. Ahanda şuraya park eder. Yola doğru t&uuml;k&uuml;rd&uuml;.</p>
<p>Cebinden yırtılmış mendilin bir par&ccedil;asını &ccedil;ıkardı. Ucu h&acirc;l&acirc; sivriydi. Burnuna soktu, karıştırdı. &Ccedil;ıkardığında ucundaki yeşil s&uuml;m&uuml;ğ&uuml; g&ouml;rd&uuml;. B&uuml;z&uuml;şt&uuml;r&uuml;p yere attı. Ayağa kalktı.</p>
<p>- Abiii, abiii, diye seslendi.</p>
<p>- Ne var lan! Bir ma&ccedil; yaptırmadın abi, abi, abi&hellip; Durdu Mustafa, kardeşine baktı. Topun peşinden koşmaya devam etti.</p>
<p>Ali sokağa arkasını d&ouml;n&uuml;p oturdu kaldırıma. Dolu cebi yere dayandı. Yanından k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir taş alıp elinde evirdi, &ccedil;evirdi. Sıkılıp fırlattı. Evin duvarına &ccedil;arpıp sekti taş. Mendilin kalan par&ccedil;asını da &ccedil;ıkardı diğer cebinden, d&uuml;zeltti, baktı. Bi bok yapılmaz bundan. Yine ikiye b&ouml;ld&uuml;. &Uuml;st &uuml;ste koydu par&ccedil;aları. Gemi yapmayı hayal etti. U&ccedil;ak yapmak geldi aklına. &Ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;k kalmış be! Par&ccedil;aların fazlalıklarını yırttı. Hah papatya oldu bu. &Ccedil;i&ccedil;eğine bakarken başının arkasına yediği şaplakla kafası sallandı, &ouml;fkeyle d&ouml;nd&uuml;.</p>
<p>- Ne o elindeki lan? Bi bırakmadın beni ma&ccedil; yapayım arkadaşlarla! Terler damlıyordu sa&ccedil;larından, alnından, y&uuml;z&uuml;nden Mustafa&rsquo;nın. Abii, abii,abiiii&hellip; Bebe misin sen?</p>
<p>- Yok be abi, sıkıldım da.</p>
<p>- &Ccedil;i&ccedil;ek mi yaptın yine lan!</p>
<p>- Yok ya, s&uuml;m&uuml;k yakalayıcı, dedi Ali. K&acirc;ğıdın ortasını sıkıştırdı, incecik yaptı yine, burnuna soktu g&uuml;lerek.</p>
<p>Ağabeyi de g&uuml;ld&uuml;. Ali&rsquo;nin sa&ccedil;larının arasına parmaklarını sokup karıştırdı.</p>
<p>- Pis s&uuml;m&uuml;kl&uuml;. Hadi at lan elindekini. Azıcık misket oynayalım senle.</p>
<p>Ali doğruldu. Diğerinden daha kısa olan bacağının &uuml;st&uuml;ne ağırlığını verdi, dolu olan cebinden reng&acirc;renk misketlerini &ccedil;ıkardı, yarısını abisine uzattı.</p>
<p>&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Siren Sesi</title>
<link>https://edebiyatblog.com/siren-sesi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/siren-sesi</guid>
<description><![CDATA[ Atatürk’ün kim olduğunu annemi babamı bildiğim gibi biliyorum ama ölüm kelimesi bana yabancı. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/11/image_750x500_618ae0523f6bd.jpg" length="36604" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 10 Nov 2021 09:05:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>10 Kasım, Atatürk, Siren, Gençliğe Hitabe, Ata</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Siren Sesi</p>
<p>Siren sesi etrafı sarıyor. Herkes durmuş. Annem, yoldaki diğer b&uuml;y&uuml;kler, yanlarındaki &ccedil;ocukları, arabalar bile. Hatta arabaların i&ccedil;indeki insanlar dışarıya &ccedil;ıkmış ayakta duruyorlar. Ben de duruyorum dimdik diğerleri gibi ama neden &ouml;yle durduğumuzu bilmiyorum. Siren susuyor, yolun karşısındaki ablamın okulundan İstiklal Marşı&rsquo;nın sesi geliyor. Ben hen&uuml;z s&ouml;zlerini bilmiyorum, s&ouml;ylemiyorum. Bitince insanlar bir anda hareketleniyor, şof&ouml;rler arabalarına biniyor, s&uuml;rmeye başlıyorlar. Anneme soruyorum;</p>
<p>&ldquo;Neden durduk &ouml;yle anne?&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Bug&uuml;n 10 Kasım yavrum, Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml; Anma g&uuml;n&uuml;. 10 Kasım 1938&rsquo;de Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml; kaybettik,&rdquo; diyerek bana bakıyor. S&ouml;ylediklerini anlamadığımı bakışlarımdan fark ediyor. &ldquo;Yani o g&uuml;n Atat&uuml;rk &ouml;ld&uuml;,&rdquo; diyor.</p>
<p>Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n kim olduğunu annemi babamı bildiğim gibi biliyorum ama &ouml;l&uuml;m kelimesi bana yabancı. Bilmek, &ouml;ğrenmek istemediğim bir s&ouml;zc&uuml;k.</p>
<p>&ldquo;Onun bedeni &ouml;lm&uuml;ş olabilir ama bizlerin i&ccedil;inde h&acirc;l&acirc; yaşıyor. Onu saygıyla anıyoruz bug&uuml;n.&rdquo;</p>
<p>Demek ger&ccedil;ekten &ouml;lmedi diye seviniyorum.</p>
<p>***</p>
<p>İlkokul birinci sınıftayım, b&uuml;t&uuml;n &ouml;ğrencilerle birlikte okul bah&ccedil;esinde siyah &ouml;nl&uuml;ğ&uuml;m &uuml;zerimde dimdik duruyorum. Siren sesini dinliyorum, g&uuml;nlerden 10 Kasım, saat 9&rsquo;u 5 ge&ccedil;iyor. Bitince t&uuml;m okul İstiklal Marşı&rsquo;nı s&ouml;yl&uuml;yoruz. Hen&uuml;z s&ouml;zlerini tam olarak ezberleyemedim. Bildiğim kısımlarını s&ouml;yleyip diğer kısımlarında dudaklarımı kıpırdatıyorum. B&uuml;y&uuml;k sınıflardan bir grup &ouml;ğrenci okulun girişindeki balkona &ccedil;ıkıyor. İ&ccedil;lerinden bir &ccedil;ocuk <em>Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n Gen&ccedil;liğe Hitabesi&rsquo;</em>ni okuyor g&uuml;r sesiyle. Sonra grup başlıyor <em>Gen&ccedil;liğin Atat&uuml;rk&rsquo;e Cevabı&rsquo;</em>nı okumaya. Hayranlıkla dinliyorum. T&ouml;ren başka &ccedil;ocukların şiirler okuyup, şarkı s&ouml;ylemeleriyle devam ediyor. En son ablam &ccedil;ıkıyor ve g&uuml;nlerdir evde bize s&ouml;ylediği Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n &ouml;zdeyişini s&ouml;yl&uuml;yor.</p>
<p><em>Beni g&ouml;rmek demek mutlaka y&uuml;z&uuml;m&uuml; g&ouml;rmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu k&acirc;fidir.</em></p>
<p>Akşam yemek yerken tekrar istiyorum Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n o &ouml;zdeyişini s&ouml;ylemesini. Hemen tekrarlıyor;</p>
<p><em>Beni g&ouml;rmek demek mutlaka y&uuml;z&uuml;m&uuml; g&ouml;rmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu k&acirc;fidir.</em></p>
<p>Anlamadığımı babam anlıyor. &ldquo;Ne demek istemiş olabilir sence?&rdquo; diye soruyor bana.</p>
<p>Annem &ldquo;Atat&uuml;rk &ouml;ld&uuml; m&uuml;? Yaşıyor mu?&rdquo; diye soruyor. Hemen aklıma geliyor şarkının s&ouml;z&uuml; &ldquo;Atat&uuml;rk &ouml;lmedi, y&uuml;reğimde yaşıyor&hellip;&rdquo; diyorum. Ablam hemen şarkıyı s&ouml;ylemeye başlıyor. Biz de eşlik ediyoruz ona.</p>
<p><em>Atat&uuml;rk &ouml;lmedi<br />Y&uuml;reğimde yaşıyor</em></p>
<p><em>Atat&uuml;rk &ouml;lmedi<br />Y&uuml;reğimde yaşıyor</em></p>
<p><em>Uygarlık savaşında<br />Bayrağı o taşıyor<br />Her g&uuml;c&uuml; o aşıyor</em></p>
<p><em>Uygarlık savaşında<br />Bayrağı o taşıyor<br />Her g&uuml;c&uuml; o aşıyor</em></p>
<p><em>T&uuml;rkl&uuml;ğ&uuml; g&uuml;&ccedil; veren devrimler senin<br />Yurduma &ccedil;izdiğin aydın yol senin<br />Gen&ccedil;lik senin<br />Sen gen&ccedil;liğimsin<br />&Ouml;lmedin, &ouml;lemezsin<br />&Ouml;lmedin, &ouml;lemezsin<br />&Ouml;lmedin, &ouml;lemezsin<br />&Ouml;lmedin, &ouml;lemezsin</em></p>
<p><em>T&uuml;rkl&uuml;ğ&uuml; g&uuml;&ccedil; veren devrimler senin<br />Gen&ccedil;lik senin<br />Sen gen&ccedil;liğimsin<br />&Ouml;lmedin, &ouml;lemezsin<br />&Ouml;lmedin, &ouml;lemezsin<br />&Ouml;lmedin, &ouml;lemezsin<br />&Ouml;lmedin, &ouml;lemezsin</em></p>
<p><em>Atat&uuml;rk &ouml;lmedi</em></p>
<p>Şarkı bitince ben &ldquo;10 Kasım 1938&rsquo;de hayata g&ouml;zlerini yumdu,&rdquo; diyorum &uuml;zg&uuml;n bir sesle.</p>
<p><em>&ldquo;Benim naciz v&uuml;cudum, bir g&uuml;n elbet toprak olacaktır. Fakat T&uuml;rkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır,&rdquo; </em>diyor babam.</p>
<p>Annem a&ccedil;ıklıyor bana;</p>
<p>&ldquo;Canım kızım onu kaybetmiş olabiliriz ama o bize &ouml;yle b&uuml;y&uuml;k bir &uuml;lke armağan etti ki bu &uuml;lkede yaşadığımız her g&uuml;n o da bizimle beraber yaşıyor. Sen bir kız &ccedil;ocuğu olarak diğer b&uuml;t&uuml;n uygar medeniyetlerdeki kızların haklarına sahipsin. Okuyorsun, istediğin kıyafeti giyiyorsun, on sekiz yaşını doldurunca oy kullanabileceksin, ileride istediğin işte &ccedil;alışacaksın&hellip; Yani baban gibi h&uuml;r bir erkek hangi haklara sahipse sen de aynı haklara sahipsin. İşte t&uuml;m bunlar onun devrimlerinin eseri!&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Hayatımızın her dakikasında onun izi var,&rdquo; diyerek babam lafı alıyor. &ldquo;En başta başka bir milletin esiri, k&ouml;lesi değiliz. Her T&uuml;rk vatandaşı olarak kadın erkek fark etmeksizin eşit haklara sahibiz&hellip;&rdquo;</p>
<p>***</p>
<p>Kızımı okula bıraktım, işe gidiyorum. Bug&uuml;n 10 Kasım. Son bir haftadır akşamları elimizde iki k&acirc;ğıtla dolaşıyoruz evin i&ccedil;inde.</p>
<p>Bir ben okuyorum k&acirc;ğıda bakmadan;</p>
<p><em>&ldquo;Ey T&uuml;rk gen&ccedil;liği! Birinci vazifen; T&uuml;rk istiklalini, T&uuml;rk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve m&uuml;dafaa etmektir.</em></p>
<p><em>&nbsp;Mevcudiyetinin ve istikbalinin yeg&acirc;ne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek d&acirc;hil&icirc; ve haric&icirc; bedhahların olacaktır. Bir g&uuml;n, istiklal ve cumhuriyeti m&uuml;dafaa mecburiyetine d&uuml;şersen, vazifeye atılmak i&ccedil;in i&ccedil;inde bulunacağın vaziyetin imk&acirc;n ve şeraitini d&uuml;ş&uuml;nmeyeceksin. Bu imk&acirc;n ve şerait, &ccedil;ok nam&uuml;sait bir mahiyette tezah&uuml;r edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek d&uuml;şmanlar, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyada emsali g&ouml;r&uuml;lmemiş bir galibiyetin m&uuml;messili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın b&uuml;t&uuml;n kaleleri zapt edilmiş, b&uuml;t&uuml;n tersanelerine girilmiş, b&uuml;t&uuml;n orduları dağıtılmış ve memleketin her k&ouml;şesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. B&uuml;t&uuml;n bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak &uuml;zere, memleketin d&acirc;hilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet i&ccedil;inde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini m&uuml;stevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret i&ccedil;inde harap ve bitap d&uuml;şm&uuml;ş olabilir.</em></p>
<p><em>Ey T&uuml;rk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait i&ccedil;inde dahi vazifen, T&uuml;rk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhta&ccedil; olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.&rdquo;</em></p>
<p><em>&nbsp;</em></p>
<p>Bir kızım okuyor k&acirc;ğıttan. Az kaldı, seneye o da bakmayacak.</p>
<p><em>&nbsp;</em></p>
<p><em>Ey B&uuml;y&uuml;k Ata,</em></p>
<p><em>Varlığımızın en kutsal temeli olan, T&uuml;rk İstikl&acirc;l ve Cumhuriyeti&rsquo;nin sonsuz bek&ccedil;isiyiz. Bu karar, değişmez irademizin ilk ve son anlatımıdır. İstikb&acirc;lde, hi&ccedil;bir kuvvet bizi yolumuzdan d&ouml;nd&uuml;rmeyecektir. Bizler, b&uuml;t&uuml;n hızımızı senden, ulusal tarihimizden ve ruhumuzdaki s&ouml;nmez inan&ccedil; ateşinden alıyoruz. Senin kurduğun g&uuml;&ccedil;l&uuml; temeller &uuml;zerinde attığımız her adım sağlam, yaptığımız her atılım bilin&ccedil;lidir. En kıymetli emanetimiz olan, T&uuml;rk İstikl&acirc;l ve Cumhuriyeti, varlığımızın esası olarak, eğilmez başların, b&uuml;k&uuml;lmez kolların, yenilmez T&uuml;rk evlatlarının elinde sonsuza dek yaşayacak ve nesillerden nesillere devredilecektir. İstikl&acirc;l ve Cumhuriyetimize kastedecek d&uuml;şmanlar, en modern silahlarla donanmış olarak, en kuvvetli ordularla &uuml;zerimize saldırsalar dahi, ulusal birliğimizi ve yenilmez T&uuml;rk g&uuml;c&uuml;n&uuml;n zerresini bile sarsamayacaktır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bu aziz vatanın toprakları &uuml;zerinde yetişen azimli ve inan&ccedil;lı T&uuml;rk gen&ccedil;liği, d&ouml;k&uuml;len temiz kanların ve Cumhuriyet devrimlerimizin aydın &uuml;r&uuml;nleridir. Vatanın ve milletin selameti i&ccedil;in her zorluğa iman dolu g&ouml;ğs&uuml;m&uuml;z&uuml; germek, ger&ccedil;ek amacımız olacaktır.</em></p>
<p><em>Ey T&uuml;rk&rsquo;&uuml;n b&uuml;y&uuml;k Ata&rsquo;sı !</em></p>
<p><em>İstikl&acirc;l ve Cumhuriyetimizi korumak gerektiği zaman, i&ccedil;inde bulunacağımız durumlar ve şartlar ne olursa olsun, kudret ve cesaretimizi damarlarımızdaki asil kandan alarak, b&uuml;t&uuml;n engelleri aşıp her g&uuml;&ccedil;l&uuml;ğ&uuml; yenmek azmindeyiz.</em></p>
<p><em>T&uuml;rk gen&ccedil;liği olarak &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n, bağımsızlığın, egemenliğin, cumhuriyet ve devrimlerin yılmaz bek&ccedil;ileriyiz. Her zaman, her yerde ve her durumda Atat&uuml;rk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, &ccedil;ağdaş uygarlığa ge&ccedil;mek i&ccedil;in b&uuml;t&uuml;n zorlukları yeneceğimize, namus ve şeref s&ouml;z&uuml; verir, kendimizi b&uuml;y&uuml;k T&uuml;rk ulusuna adarız.</em></p>
<p><strong><em>&nbsp;</em></strong></p>
<p>Arabayı sağa &ccedil;ektim t&uuml;m diğer şof&ouml;rler gibi, dışarıya &ccedil;ıktım. Dimdik ayakta duruyorum. Sirenler &ccedil;almaya başladı. Saat 9&rsquo;u 5 ge&ccedil;iyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Turuncu Saçlar</title>
<link>https://edebiyatblog.com/turuncu-saclar</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/turuncu-saclar</guid>
<description><![CDATA[ Eline makası aldı. Yüzünde gülümseme, makasın kulaklarına küçük parmaklarını geçirdi. Diğer eliyle bir  tutam saçından tuttu. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/11/image_750x500_618032dd4ebfc.jpg" length="64547" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 03 Nov 2021 00:32:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>hikaye, kurgu, yeni, kız, çocuk, saç, makas, elektra</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Nicedir sıkıldığı o uzun sevimsiz turuncu sa&ccedil;ları yaz sıcağının nemli havasıyla boğazına, y&uuml;z&uuml;ne yapışmıştı. Yatağında yatarken evi dinledi. Annesinin terlik sesi yavaşlamış ama kesilmemişti. Babasının uyku mırıltısı başlamıştı.</p>
<p>Sa&ccedil;larını &ouml;fkeyle ittirdi. Az biraz hareket eden sa&ccedil; telleri tekrar yeni yerlerine yapıştılar. &ldquo;Uff, &ccedil;ok sıcak!&rdquo; Kısık sesle s&ouml;ylendi. Bakışlarını penceresine &ccedil;evirdi. Kalın perdenin yanlarından odaya ışık sızıyordu. Annesi penceresini yukarıya doğru a&ccedil;ık bırakmıştı ancak bu aralık odaya yeterli hava girişine izin vermiyordu. Yan d&ouml;nd&uuml;. Sa&ccedil;ları tekrar hareketlenip alnına, y&uuml;z&uuml;ne, boğazına yapıştılar. Keşke kısacık olsalar! Eliyle ittirdi hepsini ama başarılı olamadı. Tekrar geri yapıştılar. Kapısının &ouml;n&uuml;nde yatan kedisi Mırıl, mırıltıları eşliğinde uyuyordu. &ldquo;Pist!&rdquo; diye seslenmeyi d&uuml;ş&uuml;nd&uuml; ama vazge&ccedil;ti. Artık uyku sesi sarmıştı evi.</p>
<p>Yavaş&ccedil;a kalktı. Mırıl g&ouml;z&uuml;n&uuml; a&ccedil;ıp ona baktı, arkasını d&ouml;n&uuml;p yattı. Duvarın &ouml;n&uuml;nde duran masasına gitti. &Uuml;st&uuml;ndeki minik plastik saksıya baktı. &Ouml;nce kuruluktan yer yer yarıklar a&ccedil;ılmış toprağını inceledi sonra da bitkisini. Y&uuml;z&uuml;n&uuml; yaklaştırdı, yeşil oval bitkinin &uuml;st&uuml;nde minik minik sarı dikenler zararsız gibi g&ouml;r&uuml;nseler de ellemedi. &nbsp;Azıcık eğildi, kakt&uuml;s&uuml;n duvara yansıyan g&ouml;vdesinin iri g&ouml;lgesine baktı. Doğruldu. Sırtına vuran pencereden sızan ışığın b&uuml;y&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; g&ouml;lgesinden bile uzun sa&ccedil;larını ayırt edilebiliyordu. Kesmem lazım! Kısacık.</p>
<p>Kapıya y&ouml;neldi. Mırıl başını kaldırmış ona bakıyordu. Minik parmaklarının ucuna basarak y&uuml;r&uuml;meye başladı. Şişt &ccedil;ekil ordan! Kedi isteksizce kalktı, eşikten uzaklaştı. Sessiz adımlarla koridora &ccedil;ıktı. İşaret parmağıyla duvarı takip ederek mutfağa ulaştı. Tabureyi alıp tırmandı. Misafir yemek takımlarının &uuml;st&uuml;nde duran b&uuml;y&uuml;k makası aldı. Sessizce odasına geri d&ouml;nd&uuml;. Işık vuran duvarın &ouml;n&uuml;ne sandalyesini &ccedil;ekti.&nbsp; Kakt&uuml;s&uuml;n yanına makası koydu. Minik elleriyle sa&ccedil;larını arkadan ikiye ayırdı, omuzlarına bıraktı. Makasla oynamak tehlikelidir! Annesinin sesi yankılandı kulaklarında, kıkırdadı. Yatağına &ccedil;ıkmış olan Mırıl kıvrılarak uyumaya başlamıştı. Evdeki uyku sesleri tıslamaya d&ouml;n&uuml;şt&uuml;. Eline makası aldı. Y&uuml;z&uuml;nde g&uuml;l&uuml;mseme, makasın kulaklarına k&uuml;&ccedil;&uuml;k parmaklarını ge&ccedil;irdi. Diğer eliyle bir&nbsp; tutam sa&ccedil;ından tuttu. A&ccedil;tı, kapadı, a&ccedil;tı, kapadı, a&ccedil;tı, kapadı... Kırt, kırt, kırt... Kalbinin g&uuml;mb&uuml;rt&uuml;s&uuml; odaya yayıldı. Mırıl d&ouml;nd&uuml;. Durdu, evi dinledi; uyku tıslamaları. Kırt, kırt, kırt... Mırıl gırladı. Kırt, kırt, kırt. Oh be! Makası bıraktı. Kafasını sağa sola salladı. Duvardaki yansıması hoşuna gitti, kıkırdadı. Ellerini attı sa&ccedil;larının arasına, sa&ccedil;ları hemencik kayıp gitti. B&uuml;t&uuml;n sa&ccedil;larını yokladı. Fazla gelen yerlerini tek tek kesti. Mutlulukla g&uuml;l&uuml;mserken masanın &uuml;st&uuml;ndeki makası fark etti. Ay burada kalmasın bu! Yanındaki komidinin &ccedil;ekmecesini a&ccedil;tı, makası i&ccedil;ine atıp kapattı.</p>
<p>Yere d&ouml;k&uuml;lm&uuml;ş sa&ccedil;larını avu&ccedil;ladı. Loş odada bakındı. Yastık! Kılıfın i&ccedil;ine saklamalıyım. G&ouml;t&uuml;r&uuml;p i&ccedil;ine koydu. Mırıl yataktan atladı. Miyavlayarak uzaklaştı. Evi dinledi; anne ve babasının tıslamaları devam ediyordu. Tekrar kılların olduğu yere gitti. Yine avu&ccedil;ladı, yine yastığın kılıfına soktu ta ki yerde kıl &ouml;beği kalmayıncaya kadar. İşi bitince ellerini, &uuml;st&uuml;n&uuml; silkeledi, kısa sa&ccedil;larına dokundu. Kalbi pır pır ederken yatağına uzandı. Bunları bulur mu burda? Endişeye kapıldı. Keşke, keşke saklayabileceğim başka bir yer olsaydı? Y&uuml;z&uuml;ne, boğazına yapışmayan kısa sa&ccedil;larını elledi. &Ccedil;ok g&uuml;zel oldu ya! G&uuml;l&uuml;mserken uykuya daldı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tam Yedi Tane</title>
<link>https://edebiyatblog.com/tam-yedi-tane</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/tam-yedi-tane</guid>
<description><![CDATA[ “Yedi tane istemem! İki tane olsun yeter; bir kız, bir erkek,” diyeceksin... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x500_6138f68acaab4.jpg" length="47817" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 08 Sep 2021 20:46:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>hikaye, kurgu, yeni, yedi, kız, erkek, çocuk, leke</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Az &ouml;nce bir dilek diledin, biliyorum. Ben arkam kapıya d&ouml;n&uuml;k, kanepede oturmuş sigaramı i&ccedil;iyorum, sense kapının eşiğinde duruyorsun. Parmaklarınla saydın, bileziklerinin şıkırtısından belli. Y&uuml;z&uuml;n&uuml; g&ouml;rm&uuml;yorum ama ışıltısını hissediyorum. İki saniye sonra bana seslenmek i&ccedil;in dudaklarını kımıldatacaksın ama bir şey diyemeden tekrar sayacaksın. Aklından yıllar &ouml;nce falcı kadının sana dedikleri ge&ccedil;ecek, &ldquo;Tam yedi tane &ccedil;ocuğun olacak, &uuml;&ccedil;&uuml; kız, diğerleri erkek ama erken olmayacaklar, başta &ccedil;ok uğraşacaksınız kocanla, umudunu kaybetme sonra peş peşe olacaklar.&rdquo; &ldquo;Yedi tane istemem! İki tane olsun yeter; bir kız, bir erkek,&rdquo; diyeceksin kadına&hellip; Sigaramdan bir nefes &ccedil;ektim, &uuml;fledim dumanı daireler &ccedil;izerek kayboldu. Sen bir adım attın i&ccedil;eriye doğru, vazge&ccedil;ip eşiğe geri d&ouml;nd&uuml;n. K&uuml;l tablasına bastırdım izmariti, ince cızırtılar &ccedil;ıktı, duydun.</p>
<p>&ldquo;L&uuml;tf&uuml; acıktın mı, yemeği hazırlayayım mı?&rdquo;</p>
<p>D&ouml;nd&uuml;m sana baktım: &ldquo;&Ccedil;ok iyi olur be Eminem. Ne yaptın bu akşam bizim i&ccedil;in?&rdquo; Daha bana sokak kapısını a&ccedil;madan &ouml;nce apartmandan duymuştum b&ouml;reğin kokusunu ama sana bir şey demedim, şaşırdığındaki y&uuml;z ifadeni seviyorum ben, sabah uyandığındaki mahmur bakışlarını, seviştikten sonra pembeleşen yanaklarını, g&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde ışıldayan y&uuml;z&uuml;n&uuml;&hellip;</p>
<p>&ldquo;Kıymalı b&ouml;rek.&rdquo; G&ouml;zlerini kocaman a&ccedil;arak s&ouml;ylemiyorsun, usulca bırakıyorsun s&ouml;zc&uuml;kleri salona.</p>
<p>&ldquo;Ellerine sağlık Eminem.&rdquo; Kocaman g&uuml;l&uuml;ms&uuml;yorum sana, g&ouml;zlerin ışıl ışıl. &ldquo;Yanına ayran mı yaptın, hoşaf mı?&rdquo; Biliyorum esasında ayran yapmazsın.</p>
<p>&ldquo;&Uuml;z&uuml;m hoşafı.&rdquo;</p>
<p>Yiyelim o zaman dememi beklemeden koşarak gidiyorsun mutfağa. Bir sigara daha yakıyorum ardından. Dumanlarını salıyorum odaya. Tabakları koydun masaya, &ccedil;atal bı&ccedil;akları, şimdi de kaseleri. Buzdolabının kapağını a&ccedil;tın, tencereyi &ccedil;ıkarttın, hoşafı kep&ccedil;eyle boşalttın cam kaselere, kaselerin &ccedil;evresi buğulandı. Sildin altlarını, masaya koydun. Sigaramı s&ouml;nd&uuml;r&uuml;p geleceğim yanına. Ocağın &uuml;st&uuml;ne koyduğun tepsinin &ouml;n&uuml;nde duruyor olacaksın.</p>
<p>&nbsp;&ldquo;Oh, nasıl da g&uuml;zel kokuyor, nasıl duymamışım bu kokuyu?&rdquo; diyeceğim sana; sen de bana g&uuml;l&uuml;mseyeceksin. Mutfağa gelmek, masaya oturmak, tabağımı sana uzatmak istemiyorum esasında. Ama oturacağım, tabağımı da uzatacağım. Koyacaksın tepsinin orta yerindeki par&ccedil;ayı, kendi tabağına da yanındakini. Ge&ccedil;ip karşıma oturacaksın. Bir lokma bile atmadan ağzına yine parmaklarınla tek tek sayacaksın.</p>
<p>&ldquo;Hadi sen de başla, ben dayanamıyorum.&rdquo; Kocaman bir par&ccedil;a kesip atarken ağzıma diyeceğim sana. Şapırdata şapırdata yiyeceğim. Benim iştahla yiyişimi seyretmek hoşuna gidecek, biliyorum. K&uuml;&ccedil;&uuml;k k&uuml;&ccedil;&uuml;k kesip yiyeceksin karşımda. Aceleyle bitirip kalkmak isteyeceğim, durmadan saydığını g&ouml;rmek istemeyeceğim. Bitirip tekrar tabağımı uzatacağım sana. H&ouml;p&uuml;rdeterek bitireceğim hoşafımı. Tekrar doldurmanı isteyeceğim. Konuşmana izin vermeyeceğim. &ldquo;B&ouml;rek yapmak aklına nereden geldi?&rdquo; Diye soracağım, sen tatlı tatlı anlatacaksın. Lafın bitince tekrar parmaklarınla saymaya devam edeceksin. Hızlıca i&ccedil;eceğim hoşafımı, tekrar uzatacağım kasemi, &ldquo;Bu son bak, başka koymam,&rdquo; diyeceksin hoşuna giderek. Sanki h&acirc;l&acirc; a&ccedil;mışım gibi iştahla devam edeceğim yemeye. Bitirince &ldquo;Yine d&ouml;kt&uuml;rm&uuml;şs&uuml;n Eminem,&rdquo; diyip hızla kalkacağım. Kapıdan &ccedil;ıkarken sesleneceksin ardımdan,</p>
<p>&ldquo;Tam yedi g&uuml;n oldu L&uuml;tf&uuml;. Yedi g&uuml;nd&uuml;r geciktim.&rdquo; Duymazdan gelmek isteyeceğim seni. Ka&ccedil;ıp gitmek, saklanmak. Sen eteğinin arkasındaki kırmızı lekeyi fark edip kabulleninceye kadar &ccedil;ıkmamak ve sonra yanına gelip sımsıkı sarılmak sana. Kulağına fısıldamak, senin hatan değil, ben biliyorum ama s&ouml;yleyemiyorum demek&hellip;</p>
<p>Tıkırtılar kesildi mutfaktan, bileziklerinin sesi uzaklaştı. Banyonun kapısı gıcırdayarak a&ccedil;ıldı, sert&ccedil;e kapandı. Kilitlendi. Sigaramı s&ouml;nd&uuml;rd&uuml;m. Paketime uzandım yine, i&ccedil;inden bir dal sigara daha aldım, i&ccedil;inde kalanları saydım, tam yedi tane.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tıkı Tıkı Tıklat</title>
<link>https://edebiyatblog.com/tiki-tiki-tiklat</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/tiki-tiki-tiklat</guid>
<description><![CDATA[ “Tövbe tövbe… Psikanaliz ne demekmiş? Saçmalama kız! Nerden çıktı şimdi?” Ay bu kız okuyup da ne olacak! Keşke vaktiyle dikişe yazdırsaydık bunu. “Sen kediyi mediyi boşver de dolaptan fasulyeyi getir ayıklayalım. Bak baban ile Ahmet’in gelmesine iki saat var.” ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_61288ad44ac38.jpg" length="41020" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 28 Aug 2021 09:00:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>kedi, klavye, yazar, yemek, kedi yavruları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ayşe koltukta oturmuş mırıl mırıl kitabını okuyordu. Annesi i&ccedil;eriye girdi.</p>
<p>&ldquo;Ne yapıyorsun &ouml;yle kız, kalk yemeği halledelim, akşama az kaldı.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Anne, dinle bak; <em>Masal dinlememiş &ccedil;ocuklar b&uuml;y&uuml;y&uuml;nce kedi resmini bile cetvelle &ccedil;izerler</em>.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;O ne &ouml;yle kız, nerden buldun bu lafı.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Laf değil anne ya, şiir bu şiir. Hem de Cemal S&uuml;reyya&rsquo;nın şiiri&hellip;&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Sana ne Cemal S&uuml;reyya&rsquo;dan, sen &ouml;nce kendi derslerini hallet! Hem ressam mı olucan sanki&hellip;&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Anne ya! Hi&ccedil; anlamıyorsun sen edebiyattan!&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Hah ya da edebiyat&ccedil;ı olup a&ccedil; mı kalıcan?&rdquo;</p>
<p>Ayşe g&ouml;zlerini devirdi yere, sonra hızla kaldırdı.</p>
<p>&ldquo;Hem biliyor musun psikanalizde &lsquo;kedi&rsquo; cinsellik demek.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;T&ouml;vbe t&ouml;vbe&hellip; Psikanaliz ne demekmiş? Sa&ccedil;malama kız! Nerden &ccedil;ıktı şimdi?&rdquo; Ay bu kız okuyup da ne olacak! Keşke vaktiyle dikişe yazdırsaydık bunu. &ldquo;Sen kediyi mediyi boşver de dolaptan fasulyeyi getir ayıklayalım. Bak baban ile Ahmet&rsquo;in gelmesine iki saat var.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;&Ouml;ff,&rdquo; diye s&ouml;ylendi Ayşe. İster istemez kalktı, mutfağa yollandı. Kadına bak, ben şiirler diyorum o fasulye diyor, pes. Kesin beni karıştırdılar. Sen yapmamışsındır Allah&rsquo;ım ama ya hastanedekiler&hellip; Dolabı a&ccedil;ıp fasulyeyi aldı, naylon leğeni de alıp annesinin yanına d&ouml;nd&uuml;. D&ouml;kt&uuml;ler masaya, başladılar ayıklamaya, televizyondaki yemek programını izlerken.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Durdu, kahvesinden bir yudum alıp Deep&rsquo;e baktı. Simsiyah t&uuml;ylerinin i&ccedil;ine g&ouml;m&uuml;lm&uuml;ş, kitaplığın rafında uyukluyordu. G&ouml;zlerini ekrana &ccedil;evirdi, okudu. &ldquo;Oluyor, evet.&rdquo; G&uuml;l&uuml;msedi.</p>
<p>&ldquo;Neresi oldu Yazar Hanım, bak kızımı ne duruma koymuşsun! Olmuşmuş&hellip;&rdquo;</p>
<p>Bu da ne vıdı vıdıcı &ccedil;ıktı. &nbsp;</p>
<p>&ldquo;Bak duyuyorum seni ha!&rdquo;</p>
<p>Ama o duymamazlıktan gelip tuşlara dokunmaya başladı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ayşe dolu leğeni lavabonun yanına bıraktı, mutfak masasında kitabını incelemeye başladı.</p>
<p>&ldquo;Bak daha soğanları doğramamış!&rdquo; Annesinin sesiyle irkildi. &ldquo;Hasbinallah! Ne diyorum ben, baban ağabeyin a&ccedil; gelecekler sen h&acirc;l&acirc; kitaba bak! &Ccedil;abuk &ccedil;ıkar bakayım soğanı, ben ona başlayım sen de domatesleri doğra. Hadi oyalanma!&rdquo;</p>
<p>Ayşe soğanı &ccedil;ıkarttı, tezg&acirc;ha koydu. Buzdolabının kapağını tekrar a&ccedil;arken, &ldquo;Anne biz ne zaman kedi alacağız eve?&rdquo; dedi.</p>
<p>Hadi buradan yak. Bizim kızın hi&ccedil; aklı yok valla! &ldquo;O nerden &ccedil;ıktı bakayım?&rdquo; dedi soğanın kabuğunu soyarken.</p>
<p>&ldquo;Hani ben k&uuml;&ccedil;&uuml;kken babam, ağabeyim, senle beraber g&ouml;le gitmiştik pikniğe. Yavru kedilerle oynamıştım b&uuml;t&uuml;n g&uuml;n. Babam da bir ara ş&ouml;yle bir şeyler demişti: &lsquo;&Ccedil;ok sevdiysen eve alalım birini.&rsquo; Sonra ne olduysa fikrini değiştirdi kalkarken, &lsquo;Ama sen daha k&uuml;&ccedil;&uuml;ks&uuml;n, bakamazsın ki ona, hem annelerine de ihtiya&ccedil;ları var. B&uuml;y&uuml;, bakabilecek duruma gel, alalım bir tane,&rsquo; demişti.&rdquo;</p>
<p>Eh be Muzaffer, zevzek adam! Bu kız unutur mu bu lafları. &ldquo;Ayşe, sen &ouml;nce şu tencerenin altını yak bi.&rdquo;</p>
<p>Ayşe domatesleri leğenin i&ccedil;ine bıraktı, ocağı yaktı, tencereye zeytinyağı d&ouml;kt&uuml;.</p>
<p>&ldquo;Anne yeter mi bu kadar?&rdquo; G&ouml;z ucuyla baktı Melahat Hanım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Buraya hanım yazılır mı? C&uuml;mlesini sesli okudu. Yok olmamış sileyim. Deep kafasını kaldırıp sahibine g&ouml;z attı, tekrar uykusuna geri d&ouml;nd&uuml;.</p>
<p>&ldquo;D&uuml;n Melahat Hanım&rsquo;dım bug&uuml;n ne oldu b&ouml;yle?&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Buraya b&ouml;ylesi uydu, uzatma Melahat, belki koyarım sonra hanımı isminin yanına.&rdquo;</p>
<p>Klavyenin tuşlarının tık tıkları duyuldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>G&ouml;z ucuyla baktı Melahat.</p>
<p>&ldquo;Evet, yeter.&rdquo; Soğanları attı, tahta kaşıkla karıştırdı.</p>
<p>&ldquo;Anne ya, sen tamam dersen babam kesin evet der, l&uuml;tfen!&rdquo;</p>
<p>Ayşe annesinin yanında dikilmiş ağzından &ccedil;ıkacak lafı bekliyordu.</p>
<p>&ldquo;Ayşe, hadi başla domatesleri doğramaya, oyalanma.&rdquo; D&ouml;n&uuml;p baktı kızına. &ldquo;Bunca yıl sonra nerden d&uuml;şt&uuml; aklına o kediler?&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Bizim sokağın k&ouml;şesinde duvarları sarmaşıkla kaplı tek katlı ev var ya, onun bah&ccedil;esinde bir kedi doğurmuş. &Ouml;yle tatlılar ki yavrular! Hem i&ccedil;lerinden bir tanesi aynı o g&ouml;ldeki kedi gibi, boynu, &ccedil;enesi, g&ouml;zlerinin altına kadar bembeyaz, sırtı da sarı beyaz &ccedil;izgili. G&ouml;zlerini hen&uuml;z tam g&ouml;remedim ama a&ccedil;ık yeşil olacak galiba. Bi de minnacık, yumuşacık patileri var!&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Senin ne işin var o evde?&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Ne işim olacak anne, ge&ccedil;erken ağlamalarını duyduk Emine&rsquo;yle. Zaten orası yıllardır boş, kapı da a&ccedil;ıktı gittik baktık hayrına. O koca demir kapının s&uuml;rg&uuml;s&uuml; kırılmış, herhalde pastan, ondan a&ccedil;ıkmış kapı. Neyse biz tam yavruların yanına varacaktık ki anneleri tıslayarak &ccedil;ıktı &ccedil;alının ardından, hemen ka&ccedil;tık.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Ka&ccedil;tıysanız patisini nasıl g&ouml;rd&uuml;n kedinin?&rdquo;</p>
<p>Ayşe başını eğdi. &ldquo;D&uuml;n okuldan d&ouml;nerken dayanamadım tekrar baktım ben. Anneleri yoktu ortalıkta. Bu kedicik kardeşlerinden uzakta duruyordu. Aldım sevdim. Hem o da beni sevdi biliyor musun?&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Sa&ccedil;malama Ayşe, nerden anladın seni sevdiğini! Hem ben sana ka&ccedil; kez dedim; o izbe eve gitme sakın!&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Anne g&uuml;nd&uuml;z vakti b&uuml;t&uuml;n sokak dışarıdaydı. Ah bir g&ouml;rsen &ouml;yle tatlı o yavrular, hele bu yavru&hellip;&rdquo; Ayşe&rsquo;nin sesi s&ouml;nd&uuml;, g&ouml;zleri buğulandı. Melahat soğandan yaşarmış g&ouml;zleriyle kızına baktı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ah şu soğan yakmasaydı beni, ben sana neler derdim neler. Kızımı neden &uuml;z&uuml;yon? Sen anca tıkı tıkı tıklat.! Ah bi de o siyah mendebur kedinle ilgilenen!</p>
<p>G&ouml;zlerini klavyeden &ccedil;ekip Deep&rsquo;e baktı. Kedi mırıl mırıl uyuyordu. Bakışları geri ekrana &ccedil;evirdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&ldquo;Kızım dolapta d&uuml;nden kalan s&uuml;t var, domatesleri doğrayınca g&ouml;t&uuml;r&uuml;ver de karınları doysun.&rdquo;</p>
<p>Domatesli elleriyle arkasından sarıldı Ayşe annesine.</p>
<p>&ldquo;Y&uuml;reği bal kaplı annem benim! Alırız di mi onu.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Bak ona s&ouml;z veremem. Şimdi k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k &ccedil;ok sevimli ama o b&uuml;y&uuml;yecek, &ouml;yle tatlılığı falan kalmayacak. Hem kedi bu eğitilmez ki, mutfağa girer, tezg&acirc;ha &ccedil;ıkar, yatağına, tuvalete...&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Bitti doğradım hepsini.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Eline sağlık g&uuml;zel kızım.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Ben şimdi bi koşu g&ouml;t&uuml;reyim şu s&uuml;t&uuml;, d&uuml;ş&uuml;ncen di mi anne. Belki alırız evimize ha!&rdquo;</p>
<p>&ldquo;&Ccedil;abuk git, &ccedil;abuk gel. Babanla&hellip;&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Tamam hemen bir koşu gidip gelicem.&rdquo; Kocaman &ouml;pt&uuml; annesini yanağından, fırladı.</p>
<p>Melahat&rsquo;ın da i&ccedil;i gitmemiş değildi hani ama kumuna &ccedil;işini yaptıktan sonra mutfağa giren, hatta tezg&acirc;ha zıplayıp &ouml;teberiyi d&uuml;ş&uuml;r&uuml;p d&ouml;ken, oradan masaya atlayan kediyi d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;, silkelendi. Domatesleri de ekleyip &ccedil;evirdi tahta kaşıkla.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Deep raftan bir anda masaya atladı, kahve bardağına &ccedil;arptı. Parmaklarını klavyeden &ccedil;ekti, sallanan bardağı yakaladı. Kızgın bir bakış attı kedisine, Deep umursamadan yere atladı. Siyah t&uuml;ylerini kabartarak odadan dışarı &ccedil;ıktı.</p>
<p>&ldquo;Bak nasıl &ccedil;ıkmış dolabın &uuml;st&uuml;ne. Tezg&acirc;ha da &ccedil;ıkar o! İstemem kedi medi, getirtme bizim eve onu.&rdquo; Parmakları tuşlara geri d&ouml;nd&uuml;, g&uuml;l&uuml;msedi.</p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p>Zil kesintisiz &ccedil;alıyordu. Melahat elini pirin&ccedil;leri yıkadığı kaptan &ccedil;ıkarıp duruladı. &ldquo;Ay bu kız, elim kirli, geldim, geldim...&rdquo;</p>
<p>Kapıyı a&ccedil;ınca Ayşe&rsquo;nin &uuml;zg&uuml;n suratıyla karşılaştı. Elinde s&uuml;t kutusu.</p>
<p>&ldquo;Ne oldu kızım?&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Yok, b&uuml;t&uuml;n kediler gitmiş. Her yeri aradım, baktım, bulamadım, bizim bakkala sordum.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Ne dedi Nejat Efendi?&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Yan sokakta bir kadın varmış, evde yedi kedisiyle yaşayan. O almış hepsini, evinde bakacakmış.&rdquo;</p>
<p>Annesi sarıldı Ayşe&rsquo;ye.</p>
<p>&ldquo;&Uuml;z&uuml;lme be kızım, başka kediler de var sokaklarda yaşayan. Hem bak daha biz tam karar verememiştik demi? Şanslı kedilermiş, artık evleri var.&rdquo;</p>
<p>Ayşe ayakkabısını &ccedil;ıkartıp eve girdi. Melahat kapıyı kapatırken Ayşe&rsquo;ye &ccedil;aktırmadan g&uuml;l&uuml;ms&uuml;yordu.</p>
<p></p>
<p>Deep&rsquo;in miyavlama sesiyle ellerini klavyeden &ccedil;ekti, d&ouml;n&uuml;p baktı. Kapının yanında durmuş onu s&uuml;z&uuml;yordu. Kalkıp mamasından kabına birazcık boşalttı. D&ouml;n&uuml;p masanın başına ge&ccedil;ti, klavyenin &uuml;st&uuml;ne parmaklarını bıraktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Üç Bin Yüz Elli</title>
<link>https://edebiyatblog.com/uc-bin-yuz-elli</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/uc-bin-yuz-elli</guid>
<description><![CDATA[ Bizim oralarda hiç iş yok biliyon mu? Belki dedim burası büyük şehir. Bir iş bulurum, garsonluk olur, bulaşıkçılık, komilik… Yani ne iş olsa yaparım ben Amirim.  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_611f9592de4f1.jpg" length="49175" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 20 Aug 2021 00:08:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Rousseau, Toplum Sözleşmesi, sokağa çıkma yasağı, iş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kuşların sesinin &ccedil;oğaldığı, insanların g&uuml;r&uuml;lt&uuml;lerinin azaldığı g&uuml;nlerdi. İlkbahar &ccedil;i&ccedil;ekleri a&ccedil;arken insanlar evlerine kapanmışlardı. Bazıları sessiz sedasız, bazıları kızılca kıyamet yaşıyordu o kapalı kapılar ardında. G&uuml;neş ışıkları yavaş yavaş şehre vurmaya başlayalı beri tek bir adamın topuk sesi yankılandı sokakta. Y&ouml;re halkının b&uuml;y&uuml;k bir kısmı sıcak yataklarında uyumaya devam ederken aksakallı, kamburu &ccedil;ıkmış İmam Ali cami avlusu kapısının kilidini yavaş yavaş a&ccedil;tı. Yaşlı dede ve nineler ile iki elin parmaklarını ge&ccedil;emeyecek kadar olan gen&ccedil;ler sabahın soğuk suyuyla yıkadılar y&uuml;zlerini.&nbsp; Seccadeleri serip y&uuml;zlerini kıbleye &ccedil;evirdiler. Euz&ucirc; besmelelerini &ccedil;ektiler. Hoparl&ouml;rden duydukları İmam Ali&rsquo;nin sesiyle beraber hep bir ağızdan &ldquo;Allah&uuml; ekber&rdquo; deyip kendi evlerinde secdeye vardılar.</p>
<p>&ldquo;L&acirc; il&acirc;he illall&acirc;h&rdquo; yankılandı boş sokaklarda. Abuzer yattığı taşın &uuml;st&uuml;nden kalktı, yerdeki gazete k&acirc;ğıtlarını toparladı. &Uuml;st&uuml;ndeki a&ccedil;ık kahverengi ceket sabahın serinliğinin i&ccedil;ine işlemesini engelleyememişti. Cadde boyunca y&uuml;r&uuml;y&uuml;p Ali Nacar Camii&rsquo;ne geldi. Kapıyı yokladı. Hasb&uuml;nallah yine kilitli. Cami kapalı da avlusunu neden kitlersin be adam! Biraz dolandı kapının &ouml;n&uuml;nde. Arkasını d&ouml;n&uuml;p kaleye doğru yollandı.</p>
<p>İmam Ali kaynamış suyu &ccedil;ay bardağına boşaltırken camdan baktı. Aynı delikanlı. Maşallah tam M&uuml;sl&uuml;man. Her g&uuml;n geliyor. Bir hafta olmuştur. Bak yasak masak dinlemiyor. Şeytan diyor kapıyı kilitleme girsin i&ccedil;eri, gariban &ccedil;ocuk kılsın namazını. T&ouml;vbe t&ouml;vbe&hellip; Melek diyor melek&hellip; Hi&ccedil; camilerde toplu namaz kılmak yasaklanır mı? Taş olacak bunlar taş. Yoook, &ouml;te &acirc;lemde cayır cayır yanacaklar. G&ouml;zle g&ouml;r&uuml;nmeyen k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k mikroptan korkuyorlar. Allah&rsquo;tan başkasından korkulmaz. Boyunları devrilesiceler&hellip; Ya başkaları da gelirse. Al başına belayı bu yaştan sonra... &Ccedil;aydanlığı ocağın &uuml;st&uuml;ne geri bıraktı. &Ccedil;ayını alıp masasına oturdu, peynir ve zeytinini yemeğe başladı.</p>
<p>Kalenin kimseyi g&ouml;rmeyen ıssız duvarına gelince fermuarını a&ccedil;ıp işedi Abuzer. &Ccedil;evresine tedirgin bakışlar attı, pantolonunu indirip &ccedil;&ouml;md&uuml;. İşini tamamlayınca doğruldu. Hızlı adımlarla şerbet&ccedil;i heykeli &ccedil;eşmesine gitti. Torbasından &ccedil;ıkardığı sabunla ellerini, y&uuml;z&uuml;n&uuml; yıkadı. Su i&ccedil;ti. Az &ouml;tedeki banka oturup yanındaki bazlamaların kalanını yedi. Anam, babam, Ayşe, uşaklar hepsi kahvaltıdadır şimdi. Ne zaman a&ccedil;arlar bu yolları? Bendeki de şans. Kalk Nizip&rsquo;ten gel. Ne o iş bulacakmışım. &ldquo;Memlekette iş mi var Abuzer, otur oturduğun yerde be adam!&rdquo; Ah Ayşe ah&hellip; Sıcak bir &ccedil;ay olsaydı keşke...</p>
<p>&Ccedil;ay bardağını, &ccedil;atalını yıkadı İmam Ali, tezg&acirc;ha koydu. Divana oturup rahleyi &ouml;n&uuml;ne &ccedil;ekti. Kuranı Kerim&rsquo;i okumaya başladı.</p>
<p>Abuzer toparlanıp kalktı, k&ouml;pr&uuml;n&uuml;n &uuml;st&uuml;ne gitti. Duvara yaslandı. Sokaklar her zamankinden daha boş g&ouml;r&uuml;n&uuml;yordu. Y&uuml;zlerine maske takmış azıcık insan bir yerlere gidiyordu. G&uuml;neşe d&ouml;nd&uuml; y&uuml;z&uuml;n&uuml;, g&ouml;zlerini kapadı, ısınmaya &ccedil;alıştı. Ahh ahhh&hellip; Nasıl d&ouml;ncem ben Nizip&rsquo;e. Otob&uuml;sler &ccedil;alışmıyor. Erzak da bitti! Ceplerini yokladı eliyle. İki k&acirc;ğıt parayı hissetti. Hepi topu on beş lira!</p>
<p>&ldquo;Selam&uuml;n aleyk&uuml;n kardaş.&rdquo;</p>
<p>G&ouml;zlerini a&ccedil;tı. Y&uuml;zlerinde maskelerini, ellerine eldivenlerini takmış iki zabıta memuruyla karşılaştı Abuzer.</p>
<p>&ldquo;Ve aleyk&uuml;m selam.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Hayırdır ne arıyorsun sokakta?&rdquo;</p>
<p>&ldquo;İş arıyorum. Nizip&rsquo;ten geldim ben.&rdquo;</p>
<p>Memur boş boş baktı Abuzer&rsquo;e.</p>
<p>&ldquo;Bizim oralarda hi&ccedil; iş yok biliyon mu? Belki dedim burası b&uuml;y&uuml;k şehir. Bir iş bulurum, garsonluk olur, bulaşık&ccedil;ılık, komilik&hellip; Yani ne iş olsa yaparım ben Amirim. Nizip&rsquo;te avradımı ve uşaklarımı babamın evine koydum a&ccedil;ta a&ccedil;ıkta kalmasınlar diye&hellip;&rdquo; Başı &ouml;n&uuml;ne d&uuml;şt&uuml;, daha fazla konuşamadı.</p>
<p>Aldık yine başımıza belayı. Maskenin &uuml;st&uuml;nden yanağını kaşıdı memur. Direnmese bari. Yanındaki diğer memur arkadaşına baktı. Ne zor bu insanların durumu da!</p>
<p>&ldquo;D&uuml;n akşam sokağa &ccedil;ıkma yasağı ilan edildi, duymadın mı sen?&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Yok Amirim, ben geldiğimden beridir sokakta yatıyorum. Duymadım.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Sokağa &ccedil;ıkma yasağında dışarıda olmanın cezası var, ben işlem yapmak zorundayım.&rdquo; Sanki &ouml;deyebilecek de gariban. Maskesini d&uuml;zeltti. Yazık, vallahi yazık!</p>
<p>Başı bir kez daha &ouml;n&uuml;ne d&uuml;şt&uuml; Abuzer&rsquo;in. Ne cezası! Hangi parayla &ouml;deyeceğim&hellip;</p>
<p>&ldquo;Al sen bu evrağı.&rdquo;</p>
<p>Abuzer k&acirc;ğıdı aldı. &Ccedil;&uuml;ş! &Uuml;&ccedil; bin y&uuml;z elli lira!</p>
<p>&ldquo;Amirim bir yanlışlık var galiba!&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Yok aslanım. 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu&rsquo;nun 282&rsquo;nci maddesi uyarınca &uuml;&ccedil; bin y&uuml;z elli lira idari para cezası kesmemiz gerekiyor.&rdquo;</p>
<p>Abuzer k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k oldu omuzlarının altında.</p>
<p>Zabıta memuru, &ldquo;Gel biz seni Gaziantep Belediyesi&rsquo;nin misafirhanesinde konaklatalım,&rdquo; dedi.</p>
<p>Abuzer kırık kırık g&uuml;l&uuml;msedi, zabıtanın peşine takıldı.</p>
<p>İmam Ali&rsquo;nin başı d&uuml;şt&uuml;. İ&ccedil;im ge&ccedil;miş. Yarı kapalı g&ouml;zlerle telefonunu &ccedil;ıkarttı cebinden, 09:58. Alarm kurdu &ouml;ğle vakti i&ccedil;in. Rahleyi yana &ccedil;ekip, divana yattı.</p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>11 Nisan 2020 Fox TV Ana Haber Kuşağı 36:50 ile 37:13 dakikaları arasındaki sokak r&ouml;portajı notları;</strong></p>
<p><strong>A&ccedil;ık kahverengi ceketli sokaktaki bir vatandaş &ldquo;Nizip&rsquo;ten il&ccedil;eden geldiğim i&ccedil;in Gaziantep&rsquo;e iş maksadıyla geldim,&rdquo; dedi kameraya.</strong></p>
<p><strong>&ldquo;Ben işlem yapmak zorundayım,&rdquo; diye devam etti Gaziantep B&uuml;y&uuml;kşehir zabıta memuru.</strong></p>
<p><strong>Spiker, &ldquo;Nizip&rsquo;ten Gaziantep&rsquo;e iş aramak i&ccedil;in gelmiş. Şehirlerarası yolculuk yasağı &ccedil;ıkınca sokakta yatmak zorunda kalmıştı. Haberi yoktu sokağa &ccedil;ıkma yasağından,&rdquo; diye a&ccedil;ıklama yaptı.</strong></p>
<p><strong>&ldquo;Yasak y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kte olduğu i&ccedil;in geri tekrar Nizip&rsquo;e gidemedim. Dışarıda uyudum,&rdquo; diye s&ouml;zlerine devam etti aynı vatandaş.</strong></p>
<p><strong>Spikerin, &ldquo;Mağdur vatandaşa ceza kesildi ama sokakta bırakılmadı. Gaziantep Belediyesi&rsquo;nin misafirhanesine yerleştirildi,&rdquo; notuyla haber sonlandı.&nbsp; </strong></p>
<p>Abuzer&rsquo;in, kendisinden yaklaşık iki bu&ccedil;uk asır &ouml;nce yaşamış olan J.J. Rousseau&rsquo;dan hi&ccedil; haberi yoktur. Oysa ki Rousseau zamanında toplumda eşit ve &ouml;zg&uuml;r olmayan, ezilen, zor durumda yaşayan, s&uuml;r&uuml;nen halk kitlelerini d&uuml;ş&uuml;nerek Toplum S&ouml;zleşmesi kuramını &ouml;ne s&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r, tıpkı doğa durumunda olduğu gibi yaşayabilmeleri i&ccedil;in. Bu kuram kısaca halkın kendi iradesiyle egemenlik hakkını kendilerinin kullanması veya &ldquo;Emredici Vek&acirc;let&rdquo; y&ouml;ntemiyle y&ouml;netilmelerinin sağlanmasıdır. Doğrudan demokrasinin y&uuml;r&uuml;t&uuml;lemeyeceği geniş halk kitlelerinin olduğu toplumlarda vatandaşlar kendi rızası ile egemenlik hakkını vekillerine verir. Yasaları onaylamak i&ccedil;in halk meclisleri kurulur, b&ouml;ylece halk yasama yetkisini elinde tutar. Ayrıca se&ccedil;menler vekillerine direktif verir, vekiller de bunları uygular. Direktifler yerine getirilmediği takdirde ise se&ccedil;menler vekilleri azledebilirler.</p>
<p>Vekiller &ccedil;eşitli sınıf veya toplulukların değil, doğrudan halkın vekili olmaları sayesinde hi&ccedil;bir grup veya sınıf kayırılmaz. B&ouml;ylece sınıf farksız eşit ve &ouml;zg&uuml;r halk zor durumda kalmaz. &Uuml;&ccedil; bin y&uuml;z elli lira &ouml;demek, akşam sokakta uyumak, iş bulabilmek i&ccedil;in şehre gitmek, ailesinden ayrı kalmak zorunda kalmaz.</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>