<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Elif Can</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/Yazar-Elif-Can</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Elif Can</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Aktüalite</title>
<link>https://edebiyatblog.com/aktualite</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/aktualite</guid>
<description><![CDATA[ Herkesin bir gün bitecek kum saatinde ki taneleri, kumları mavide olsa pembede olsa... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202210/image_750x500_633b391c124b9.jpg" length="26958" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 03 Oct 2022 22:34:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>(Akt&uuml;alite: kelime anlamı g&uuml;ncellik, g&uuml;n&uuml;n konusu demektir.)</p>
<p></p>
<p></p>
<p>İnsan olarak yaratıldık hepimiz. Bir bitki bir kelebek olarak değil... An be an g&uuml;n g&uuml;n ilerlemek zorundayız akt&uuml;aletik bir s&uuml;re&ccedil; ge&ccedil;irebilmek i&ccedil;in. Ne zaman ki ilerlemesin o zaman acı &ccedil;ekmeye başlar beden. Bedenden ziyade d&uuml;ş&uuml;ncelerin acı &ccedil;ekmesidir bu sancı. Kendi bilgilerimizin mutlak doğruluk konusunda ısrarcı olmamalıyız hi&ccedil;bir zaman. G&uuml;ncellik ısrarı ve tekrarı barındırmaz b&uuml;nyesinde. Yeni ve yenileyicidir her daim. Yenilik ve akt&uuml;alite ise kişinin kendi i&ccedil;indedir aslında. Kendinde olan yolculukta kişi hemencecik buluverir gel g&ouml;r ki sen bir kendine yolculuk ediverirsin. Ne demişler; "Evvela &ouml;nce kendime, sonra yine kendime, en son yeniden kendime, hasıl-ı kelam hep kendinden kendime." İnsanın g&uuml;ncel konusu ; ş&ouml;hret, magazin, siyaset değildir. İnsanın g&uuml;ncel konusu kendisinden başka değil ta kendisidir. Bu yolculukta sadakata doğru yol almalı er kişi. Ama bu akt&uuml;alitik bir sadakat olmasın. B&ouml;yle Lale devri'nden kalan sadakatlardan...</p>
<p>G&uuml;n&uuml;m&uuml;ze sadakatine sadaket delilmez &ccedil;&uuml;nk&uuml;. Kardeş i&ccedil;inde birbirimizi sarabilen bir toplum olmak varken, hepimiz ayrı bir k&ouml;şede medeniyetiz. Dayanışma i&ccedil;inde kardeş&ccedil;e y&uuml;r&uuml;mektir sadakat. O i&ccedil;imizin yolunu dışımızın yolu yapabilmektir. Yolunu y&ouml;n&uuml;n&uuml; ve kum taneni bilmektir. Evet evet yanlış okumadınız kum tanesi... Kıymetini kaybetmeden kum taneleri, değeri inmeden yerlere bulalım bizde o i&ccedil;imizdeki bir yerlerdeki sadakati.</p>
<p>Herkesin bir g&uuml;n bitecek kum saatinde ki taneleri, kumları mavide olsa pembede olsa...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İçtimai</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ictimai</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ictimai</guid>
<description><![CDATA[ İçtimai hayat bizi hem dış tabiattan hem de kendi varlığımızdan uzaklaştırır ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202209/image_750x500_6334c601e1718.jpg" length="54975" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 29 Sep 2022 01:09:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 17px;">(İ&ccedil;timai: kelime anlamı toplumsal demek)</span><br /><br /><br /><span style="font-size: 17px;">Her şeyden &ouml;nce sanatın ve d&uuml;ş&uuml;ncenin i&ccedil;timai birer fonksiyon olduğu fikri ile sanat ve d&uuml;ş&uuml;nceyi toplumsal bir gelişim kabuğuna koymak istiyorum. Kabuğunun i&ccedil;inde bin bir sancısı ile istiridye misali incisini verebilmesi adına. İhtişamlı bir kabuğu olmasına gerek yok &ccedil;&uuml;nk&uuml; ihtişamlı bir i&ccedil;i ve d&uuml;ş&uuml;ncesi var. İ&ccedil;timai bir İhtişam i&ccedil;in yapısal bir d&uuml;ş&uuml;nce gerekli. Kalfalık yapmalı evirip &ccedil;evirip yıllarını vererek yapılaştırmalı, yapı taşları ile yapılaştırılmalı sanat. Elinde olanlar ile sanat yapabilmek &ouml;nemli olan. Malzeme aramak değil mesele... İ&ccedil;timai bir refahı ancak bu şekilde elde edebiliriz. İ&ccedil;tenlikle. En kaliteli boyalar, en g&uuml;zel mekanlar ; bunlardan ziyade bir elma atığı &ccedil;ekirdeğinden sanat yapabilecek veyahut eskiyen bir eşyanızı sanata &ccedil;evirmek en &ouml;nemlisi ve en g&uuml;zeli de konuşma ve dinleme sanatı yapabilmektir. Malzemeye ihtiya&ccedil; olmadan hemde. G&uuml;zel dinlemek daha ağır basacaktır eminim. D&uuml;şsel ve kurgusal olgularımızı arttıracaktır. Bu uzun yolculuğumuzda i&ccedil;imizdeki kendimizi keşfedebilmektir sanat..</span> <br /><br /><span style="font-size: 17px;"><b>İ&ccedil;timai hayat bizi hem dış tabiattan hem de kendi varlığımızdan uzaklaştırır</b></span><span style="font-size: 17px;">. Dıştan uzak olmak i&ccedil;e yakın olmak demektir. Yolu bulmak..&nbsp;</span><!--/data/user/0/com.samsung.android.app.notes/files/clipdata/clipdata_bodytext_220929_010639_979.sdocx--></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Salahiyet</title>
<link>https://edebiyatblog.com/salahiyet</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/salahiyet</guid>
<description><![CDATA[ Bu ıssızlığın, sessizliğin içinde kendini yeniden bulmuşsun ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202209/image_750x500_632b73c23d12e.jpg" length="48887" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 21 Sep 2022 23:28:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 17px;">(Salahiyet: Kelime anlamı yetki demek)</span><br /><br /><br /><span style="font-size: 17px;">Her acı g&uuml;n&uuml;n birinde şehvetin dikenine d&ouml;n&uuml;şecek. Bu bizim salahiyetimizde olmayan bir durum mesela g&uuml;neş ışınları bir şehvet g&uuml;neşin batması ile karanlığın ortamı ele alması şehvetin dikeni. Demem o ki her g&uuml;zel şeyin bir sonu vardır ya tam tersi her g&uuml;zel şeyin acı bir başı vardır. Her iki durumda da diken bize batıyor bu ka&ccedil;ınılmaz. Bu durumda batan dikeni &ccedil;ıkartmak i&ccedil;in daha &ccedil;ok &ccedil;aba sarfetmeye başlıyoruz. Sarfettiğimiz &ccedil;abalarımız bizim gelişimimiz bir &uuml;st kademeye &ccedil;ıkmamız i&ccedil;in zeminimiz oluyor. Salahiyetlerimizi i&ccedil;tenlikle s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z &ccedil;abalarımızla arttırıyoruz. Emek, &ccedil;aba yolunda y&uuml;r&uuml;mek yeniden dirilmek gibidir. Eski benliğinden bi haber... Yepyeni bir sen olmuşsun. Sancılı bir s&uuml;re&ccedil;le yeniden bir sen doğmuşsun. Bu ıssızlığın, sessizliğin i&ccedil;inde kendini yeniden bulmuşsun. A</span><span style="font-size: 17px;">nlamsızlığı,i&ccedil;inde yaşadığımız d&uuml;nyanın ve yaşamın anlamı olmayışını zihnimizde taşıdığımız t&uuml;m h&uuml;crelerimize kadar hissettiğimiz bir ağırlık olarak g&ouml;rmekten vazge&ccedil;ip anlamsızlığın hafifliğine kendini bırakabilmek ve bu anlamsızlıktan zevk alır hale gelmek ulaşılması gereken aşırı derecede zor ve zaman gerektiren anlamlı bir hakikat. Bu hakikatte salahiyetli olabilene ne mutlu...</span><br /><!--/data/user/0/com.samsung.android.app.notes/files/clipdata/clipdata_bodytext_220921_232600_128.sdocx--></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hayatın Riyazesi</title>
<link>https://edebiyatblog.com/hayatin-riyazesi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/hayatin-riyazesi</guid>
<description><![CDATA[ Bizi ne kralın tacı, ne de kısa günün kazancı kurtaracak formaliteden bunların hepsi. Asıl olan formaliteler değil formüllerdir... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202209/image_750x500_631dfe2f601a6.jpg" length="60916" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 11 Sep 2022 18:26:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Riyaze: Kelime anlamı olarak matematik demek.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Peki ya hayatın matematiğine ne dersiniz?</p>
<p>(2s + 2g = Hayat) F&ouml;rm&uuml;l! Hayatın f&ouml;rm&uuml;l&uuml;..</p>
<p>Sevgi, saygız g&ouml;z ve g&ouml;n&uuml;l. Sevgi saygıyla g&ouml;rebilirsen g&ouml;nl&uuml;n aslında senin hayatın olur. Bu riyaze i&ccedil;inde kaybolmak durmaksızın geliştirir ruhumuzu. Bir dar kafes avu&ccedil; i&ccedil;i kadar olan yer denklemin aslı. Sonrasında ise b&uuml;t&uuml;n denklemlerimizin &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml; doğrudan elimizde. Mesken tutmuş saygı i&ccedil;imin odalarına kırmak incitmeye misafirperver değil bu odalar. Saygı sevgiye misafir hem de yatılı misafir. Zamanın memuru olsam hi&ccedil; doymaz ama her şeye adil bir &ccedil;izgi &ccedil;izerim. Zengin, fakir, b&uuml;y&uuml;k, k&uuml;&ccedil;&uuml;k hepsini yerleştiririm o &ccedil;izgime memurluğumdan olmak adına. Derler sonra adı kader. Bende ise keder. Korkudan mıdır ya da değişmez kadim Tabu mudur bu?&nbsp; Her şeye rağmen yalansız dolansız d&ouml;rt b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;&nbsp; denklemimdeki d&ouml;rt noktaya yerleştiririm. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bug&uuml;n&uuml;n yalanı yarın kişisinin bir ger&ccedil;eğe ulaşmasını engelleyecek. Bu da sistematik b&uuml;y&uuml;k bir bozukluk. Şirazesi kayar evrenin h&uuml;k&uuml;ms&uuml;z y&ouml;ns&uuml;z tertemiz kayar. D&uuml;ş&uuml;nebiliyor musunuz her şey olup bitince ışık g&ouml;ren tavşan gibi kitlenip izleriz. Ufacık bir yalan da olsa ne kadar yerler oynatır. S&ouml;zlerle ağır y&uuml;kler vermenizi istemem sizlerden ama bir umut bir telaş i&ccedil;in de karşılanmasını isterim hayatın. Bu durumda form&uuml;l&uuml;m&uuml;z&uuml;n sağlamasından doğru yola ulaşacağımızı umuyorum. Gelir ge&ccedil;er zamanda ne gerek vardı b&ouml;yle ezbere demiş olmalısınız. Bizi ne kralın tacı, ne de kısa g&uuml;n&uuml;n kazancı kurtaracak formaliteden bunların hepsi. Asıl olan formaliteler değil form&uuml;llerdir...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>EHVEN &#45; İ &#45; ŞER</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ehven-i-ser</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ehven-i-ser</guid>
<description><![CDATA[ Yüzyıllardan kalma bir hasretle hepimiz eski yaşantılara özlem duyarız ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202209/image_750x500_631dfd07a7124.jpg" length="47677" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 11 Sep 2022 18:21:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ehvenişer: G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde bu kelime k&ouml;t&uuml;n&uuml;n iyisi olarak kullanılır. K&ouml;t&uuml; şeyler arasında se&ccedil;im yaptığımızda daha az k&ouml;t&uuml;, arasında daha hafif olandır.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Y&uuml;zyıllardan kalma bit hasretler hepimiz eski yaşantılara &ouml;zlem duyarız. Eskilerde yaşamak tarihte g&ouml;m&uuml;lmek ister ruh. Eskilerden yadigar kalan bir &ccedil;ok yapıyı hakkıyla koruyamıyoruz. Dilde korumak bizimkilerin hepsi. &Ccedil;izdiğimiz mutluluk resminin ehvenişer bir k&ouml;şesine yerleştirelim dilde koruma kelimelerimizi.</p>
<p>İnsan duyduğunu değil g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; yaparmış. Mutlu bir resim gibi g&ouml;r&uuml;p yapabilmek adına enazından. Kumdan kaleler alın birer birer karşınıza &ccedil;arptırmamak i&ccedil;in dalgaya sarfettiğimiz &ccedil;aba misali taştan kalelere de &ccedil;aba verin. Bu ehvenişer se&ccedil;imlerin olduğu bir yaşamda kapılar ardında ka&ccedil;tığım zamanlar boş vermiştim. Zırhı paslanmıs bir kahramandan sıyrılıp ka&ccedil;arcasına &ccedil;ıktım h&uuml;crelerimden,&nbsp; koruyup kollayabilmek adına. Ne yazık ki koruyabilmek i&ccedil;in se&ccedil;imler yapmakta koruyucu yerine daha yıkıcı olabiliyor. &Ouml;mr&uuml;m&uuml;n takvimine yazı oldu bu kavram, &uuml;retebilmek, &ccedil;abalayabilmek, yılmadan birşeyleri korumaya &ccedil;alışmak, değerlere sahip &ccedil;ıkmak &ccedil;ok yorucu olabiliyor bu y&uuml;zyılda. Kendini kurutmuş bir nehir makamından sıyrılıp, karanlık &ccedil;&ouml;kmeden yola koyulmak lazım. &Ouml;nce yere d&uuml;şen bir eser taşını yerine yerleştirmek lazım, sonra her gece kendimize n&ouml;bet yazıp mesai alıp onları korumata almak... Daha sonra ise aynı toprakta yetişen ayrı dalların &ccedil;i&ccedil;ekleri gibi a&ccedil;mak lazım, &ccedil;evreye g&uuml;zel kokular yayabilmek...&nbsp; En sonunda ise yağmurdan d&ouml;k&uuml;len, dağlardan s&uuml;z&uuml;len, denizde can veren nehirler gibi, aynı hayale kapılmış, aynı ormanda kaybolmuş &ccedil;i&ccedil;ekler gibi olalım. Unutmayalım ki b&uuml;t&uuml;n se&ccedil;imlerde ehvenişer tabii tutuyor kendini bize...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ay Yeli</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ay-yeli</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ay-yeli</guid>
<description><![CDATA[ Bu cümleler en sessiz değil en sensiz yanımdan.. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202208/image_750x500_6306510777d8e.jpg" length="96750" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 24 Aug 2022 19:26:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords>Şiir şiirgünü heray24</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Geceler karanlık, keskin bir ayaz</p>
<p>Soğuyor y&uuml;reğim i&ccedil;imde muğlak bırakmaz</p>
<p>Şakağımda bir gaflet hatıra oturmuş kalkmaz&nbsp;</p>
<p>Aklım zindan s&ouml;zler susuyor halden anlamaz</p>
<p></p>
<p>Titriyor c&uuml;mlelerim noktalamasız devrik</p>
<p>Kuralsız hayatım dağınık serik serpik</p>
<p>Derya deniz kalemim, yazmaya yenik</p>
<p>D&uuml;şmeyeg&ouml;r şimdi d&uuml;şlerim eriyik</p>
<p></p>
<p>Yetişemiyorum ardından</p>
<p>Bilmiyorum neyi aradığımdan</p>
<p>Kopuyor kıyametler g&ouml;zlerindeki uzaklardan</p>
<p>Bu c&uuml;mleler en sessiz değil en sensiz yanımdan...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Muhayyel</title>
<link>https://edebiyatblog.com/muhayyel</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/muhayyel</guid>
<description><![CDATA[ Gözler az gördüğü, kulaklar az duyduğu ölçüde muhayyel gücü artar. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202208/image_750x500_63029023db45c.jpg" length="30707" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 21 Aug 2022 23:04:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 17px;">(Muhayyel : Kelime anlamı hayal g&uuml;c&uuml;yle yaratılan hayal edilen..)</span> <br /><br /><span style="font-size: 17px;">Bu d&uuml;nyada seyr&uuml;sefer ederken hi&ccedil;bir zaman yalnız sayılmayız. Hayal kahramanlarımız ballı zehirden dişleriyle her zaman yanı başımızda.. O asi baş her bir hayale boyun eğer koşar da koşar başarabilmek uğruna. Mahkemesiz mahkumlarıyız bu &ouml;mr&uuml;n ha yerde ha g&ouml;kte her vakit bir muhayyel i&ccedil;erisin de bu beden. Her şeyi ge&ccedil;tim bir g&ouml;l kıyısına &ccedil;ıkavarıyor insan aynada g&ouml;remediği o halini bir suda yaşlanmış olarak g&ouml;r&uuml;yor. Ne de tatlı şimdi zihnimizin oyunları.. Her rol&uuml; &uuml;sleniriz muhayyel ile. Tepede bir kuyu yağmursuz kuru, bah&ccedil;ede bir &ccedil;i&ccedil;ek solmuş kurumuş soğukmuş susuzmuş, satırları kendine yol etmiş bir kayak&ccedil;ı ve daha bir &ccedil;ok şey. Bu kadar g&uuml;mb&uuml;rt&uuml;l&uuml;yken muhayyelin nedendir yalnızlık &ccedil;ekişin. &Ccedil;ık dolaş kafanda hayalin kadar. K&ouml;şe bucak gez tanı tanıt s&uuml;r&uuml; s&uuml;r&uuml;kle. Zorla sınırları, genişlet hudutları. Misafirperverlikten usansın beyin. O kadar hayali ağırlamaktan yorulsun.&nbsp; B&ouml;ylelikle hayatı kendi g&ouml;z&uuml;nden g&ouml;r ilk defa. Bakınca g&ouml;rebiliyormuşum demek ne kadar g&uuml;zel olsa gerek.. O anki ellerinden d&ouml;k&uuml;lecek şiirler, y&uuml;reğinden kelimeler kim bilir kimlere dokunacak. Hayal kahramanların kimlere yoldaş arkadaş olacak.. Muhayyel bir hayatta tekrardan yaşama tutunmak...</span><br /><span style="font-size: 17px;">&Ccedil;abalamak bal&ccedil;ıklardan kurtulana dek </span><br /><span style="font-size: 17px;">&ouml;mr-i muhhayel misali.. Ne demişler hem </span><br /><span style="font-size: 17px;">G&ouml;zler az g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;, kulaklar az duyduğu &ouml;l&ccedil;&uuml;de&nbsp;</span><span style="font-size: 17px;"><b>muhayyel </b></span><span style="font-size: 17px;">g&uuml;c&uuml; artar.</span><br /><!--/data/user/0/com.samsung.android.app.notes/files/clipdata/clipdata_bodytext_220821_230243_713.sdocx--></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Güliçe</title>
<link>https://edebiyatblog.com/gulice</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/gulice</guid>
<description><![CDATA[ Savur savrul gönlüm bu son elveda ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202208/image_750x500_63025e51b51db.jpg" length="72915" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 21 Aug 2022 19:33:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>G&uuml;nd&uuml;z olmasın doğmasın g&uuml;neş</p>
<p>G&ouml;rmeyelim hi&ccedil;bir yeri zihnimizde olup bitsin hepsi</p>
<p>Yeni yaşamlar yeni kırgınlıklar olmasın</p>
<p>Hep gecelerdeki gibi sessiz sakin olsun d&uuml;nya</p>
<p>Pek bir g&uuml;r&uuml;lt&uuml;l&uuml; d&uuml;nya</p>
<p>Ben zihindeki g&uuml;r&uuml;lteleri kaldıramazken &ccedil;ok ağır geliyor</p>
<p>Hepsi &ccedil;ok yorucu oluyor..</p>
<p>Savur savrul g&ouml;nl&uuml;m bu sen elveda</p>
<p>Yor yorul g&ouml;nl&uuml;m bu son veda.</p>
<p>Her şeyin bir sonunun olması</p>
<p>Bizim bir sorunumuzun olması</p>
<p>Bir son olması ne de &ccedil;ok anlamlı şimdi...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ağır Ve Ağrılı</title>
<link>https://edebiyatblog.com/agir-ve-agrili</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/agir-ve-agrili</guid>
<description><![CDATA[ Oysaki daha bir gümbürtülü sessizlik ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202208/image_750x500_63025d62126b8.jpg" length="51218" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 21 Aug 2022 19:29:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Son g&uuml;nlerde ve zor g&uuml;nlerde bedenim</p>
<p>Her bir zerrem hissizleşmiş her bir zerrem donuk</p>
<p>Kırık hevesim &ccedil;ok kırık...</p>
<p>Parampar&ccedil;a ruhum tuz buz olmuş</p>
<p>Yalnız kaldık&ccedil;a daha bir hasret yalnızlığa</p>
<p>Yalnızlıkta ezberler insan sessizliğin seslerini</p>
<p>Oysaki daha bir g&uuml;mb&uuml;rt&uuml;rl&uuml;d&uuml;r sessizlik</p>
<p>Daha bir &ccedil;ekilmez daha bir ağırdır ağrılıdır sessizlik</p>
<p>Daha bir meşakkatli daha bir unutulmaz hissizlik..</p>
<p>Her birinden daha birdir</p>
<p>Hayat bu g&uuml;nlerde yorucu kırıcı pek bir ağrılı işte</p>
<p>Sen s&ouml;yle evet evet siz s&ouml;yleyin</p>
<p>B&ouml;ylesi bu denli bir yaşama hayat demek doğru mudur?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hacerü&amp;apos;l Esved</title>
<link>https://edebiyatblog.com/hacerul-esved</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/hacerul-esved</guid>
<description><![CDATA[ Melamet hırkasını uzatanlara ben bu soğukta sıcakladım diyebilmek asıl mesele.. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202208/image_750x500_62fbf0735bf56.jpg" length="113159" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 16 Aug 2022 22:31:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Esved anlamca siyah taş demektir. Hacer&uuml;'l Esved Kabe'de bulunan semavi bir taştır. Rivayetlere dayanarak s&ouml;ylemek gerekirse; Hazreti İbrahim Kabe'yi yapmak i&ccedil;in Hz İsmail'den bir taş istemiştir fakat Hz İsmail taş bulamadığı i&ccedil;in geriye boş d&ouml;nm&uuml;şt&uuml;r. Hz İbrahim'e Cebrail tarafından bir taş verilir bu taş cennetten geldiği s&ouml;yleniyor ve d&uuml;nyaya geldiğinde s&uuml;tten bile beyazdır. Sonralarda Ademoğullarının hatalarıyla g&uuml;nahlarıyla karardığı s&ouml;yleniyor. Nuh tufana sırasında Kabe sular altında kalınca bu taş Ebu Kubeys dağında mevcudiyetini s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; izah edilir. Bu taşın siyah olarak kalması bir ibretlik halidir yani işlenen g&uuml;nahlar cennetten gelen bir taşı karartırsa insan kalbini ne hale sokar. Kur'an'da ge&ccedil;tiği gibi insan kendi şeytan ile baş başa kalmamalı. Sevda da anlamca siyah kara demektir. Kara Sevda da buradan gelir bağdaştıracak olursak insan d&uuml;nyevi tutkularıyla taş gibi kalbini karartmamalı bir nesneye maddeye tutkuyla bağlanmak insanı, daha doğrusu terbiyesiz olan bu nefsi yoldan &ccedil;ıkarır. Bundan dolayı nefsin &ccedil;ıktığı yolda kararır. D&uuml;nyevi işlere dozunda kendini vermeli insan kalbinin yolunu ikinci bir d&uuml;nyasını karartmak i&ccedil;in kendini aklayıp paklamalı. Kelimelere s&uuml;zge&ccedil;ten ge&ccedil;irilmesi hayatsal kurallara riyakat edilmesi hepsini ge&ccedil;tim nefsimize karşı biraz sağır olmak bile yeterli olacaktır. Melamet hırkasını uzatanlara ben bu soğukta sıcakladım diyebilmek asıl mesele..</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sevdazede</title>
<link>https://edebiyatblog.com/sevdazede</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/sevdazede</guid>
<description><![CDATA[ Var mıdır gönlü gül açan ? 
Var mıdır yüreği gonca olan ? ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202208/image_750x500_62f54fcab11cb.jpg" length="38467" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 11 Aug 2022 21:52:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Aynı sevdanın y&uuml;rekleri</p>
<p>Farklı yolların yolcuları</p>
<p>Ey! Bu d&uuml;nyanın sevda zede hayatları</p>
<p>Var mıdır g&ouml;nl&uuml; g&uuml;l a&ccedil;an ?&nbsp;</p>
<p>Var mıdır y&uuml;reği gonca olan ?</p>
<p>Goncasında bir damla yaş</p>
<p>Sevdasına yaslanan o dertli baş</p>
<p>Dert değil bu dert değil</p>
<p>Bir rutin olmuş bize bu gamlı yas</p>
<p>Her g&uuml;ne yayılan bir hobi olmuş</p>
<p>Y&uuml;z&uuml;m&uuml;z g&ouml;z yaşıyla</p>
<p>Zihnimiz sevda aşıyla yıkanır olmuş..</p>
<p>Olan ile yoran her şey</p>
<p>Kalan ile biten tek şey</p>
<p>Ezer ge&ccedil;er vefasızca o her şeyle bir şey...</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Veda Makamı</title>
<link>https://edebiyatblog.com/veda-makami</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/veda-makami</guid>
<description><![CDATA[ iliklerimde sevdalar yangılar yanılgılar var ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202208/image_750x500_62ee5829404ac.jpg" length="52271" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 06 Aug 2022 15:02:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords>Sevgi ask yurek aci</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;">Y&uuml;reğim b&uuml;y&uuml;yor;</span><br style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;" /><span style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;">eşsiz ve sessiz bir anda durmadan hem de</span><br style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;" /><span style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;">Zihnim zayıflıyor;</span><br style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;" /><span style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;">d&uuml;ş&uuml;nceler kelimeler yakıyor n&ouml;ronlarımı..</span><br style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;" /><span style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;">Her bir uzvum şiir olmuş</span><br style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;" /><span style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;">Her bir noktam okunmayan tozlu bir roman</span><br style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;" /><span style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;">Saman sarısı 70'lerden kalma bir kağıt par&ccedil;ası gibiyim tutsan un ufak olacak</span><br style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;" /><span style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;">Kemiklerim eriyor sanki;</span><br style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;" /><span style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;">iliklerimde sevdalar yangılar yanılgılar var</span><br style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;" /><span style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;">Dilim dolaşıyor;</span><br style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;" /><span style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;">&ouml;znesi y&uuml;klemi kaybolmuş c&uuml;mlelerimin</span><br style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;" /><span style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;">Ayaklarım y&uuml;r&uuml;m&uuml;yor;</span><br style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;" /><span style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;">Nereye gideceksin diyor nereye y&uuml;r&uuml;yelim Bulamıyorum y&uuml;r&uuml;meye yol, yaşamaya zaman bulamıyorum</span><br style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;" /><span style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;">Parmaklarım tutmuyor;</span><br style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;" /><span style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;">bu y&uuml;zdendir sırtımdaki ağrılar, kelimelerin y&uuml;k&uuml;ndendir Apağır bir y&uuml;k bu hammalcasına taşıyorum o y&uuml;kleri</span><br style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;" /><span style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;">Ben &ouml;l&uuml;yorum;</span><br style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;" /><span style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;">y&ouml;netemiyor bu ruh bu bedeni</span><br style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;" /><span style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;">t&uuml;ketiyor keder acımasızca bu &ouml;mr&uuml;</span><br style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;" /><span style="color: #121e30; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 16px; background-color: #ffffff;">t&uuml;ketiyorum kalmayana kadar t&uuml;keniyorum...</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Rivayet Anlatan</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rivayet-anlatan</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/rivayet-anlatan</guid>
<description><![CDATA[ Hektar hektar yanmış bu yürek.
Dekar dekar kül olmuş ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202208/image_750x500_62eceba5cd278.jpg" length="81395" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 05 Aug 2022 13:06:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords>Siir, aşk, yangı, yanılgı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sessizliği iple &ccedil;ekerken</p>
<p>Buram buram yalnızlık her dem</p>
<p>Sordum hep bu y&uuml;rek yoksunluğu neden</p>
<p>Yoksa bu kalanlar bitmiş t&uuml;kenmişliğimde mi senden&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Kalemim yastığım kağıdım yorganım olmuş</p>
<p>S&ouml;yle bana ey gafil belli ki bu hayat seni de yormuş</p>
<p>Belli ki bu dert uykudan alıkoyacak kadar zormuş</p>
<p>Belki de zandımızca olan bir kormuş&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Hektar hektar yanmış bu y&uuml;rek</p>
<p>Dekar dekar k&uuml;l olmuş</p>
<p>Ağız da buruk bir tat bu hayat k&ouml;m&uuml;r olmuş</p>
<p>Ne burukluk ne tat olamayacak bir iş olmuş</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Hikayesi:</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Olmuş yada olacak ge&ccedil;mişle gelecek arasında ezilen bir beden bu. Beden dilimin sesi şiir olmuş, y&uuml;reğimin yarası t&uuml;rk&uuml;...</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İstihfaf</title>
<link>https://edebiyatblog.com/istihfaf</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/istihfaf</guid>
<description><![CDATA[ Yol aynı yön aynı.. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/08/image_750x500_62e7c3258fe7f.jpg" length="66452" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 01 Aug 2022 15:13:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords>Umut, sevgi, saygı, hoşgörü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>(İstihfaf : kelime anlamı horg&ouml;r&uuml; k&uuml;&ccedil;&uuml;mseme)&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Şu fani d&uuml;nyada nedendir insanın kendini hep b&uuml;y&uuml;klemesi ben merkez yapması. Canlı olarak bir bitkiyi bile hafifsemek ne kadar doğru olabilirki. Yer aynı mekan aynı ağa&ccedil;ta asılı canlı yapraklı bir dal veyahut yere d&uuml;şm&uuml;ş kurumuş bir par&ccedil;adan ne kadar farklıyız. Aynı gayedeyiz nede olsa. Yaşarız hastalanırız d&uuml;şeriz bizlerde bir dal misali. Yol desen aynı son desen aynı... G&uuml;n gelir ufacık incir &ccedil;ekirdeği kadar da olsa o k&uuml;&ccedil;&uuml;msediğimiz varlık en b&uuml;y&uuml;k &ccedil;aremiz en g&uuml;&ccedil;l&uuml; dermanımız olur.İstihfaf ettiği, kendisinden zayıf bulduğu mahlukların mahk&ucirc;mu olmak &ccedil;ok harap edici bir şey. D&ouml;n&uuml;p dolaşıp k&uuml;&ccedil;&uuml;msediğimiz varlığa muhta&ccedil; oluyoruz ya bir g&uuml;n, işte o g&uuml;n gelmeden kıymet bilmeli. Yokken değil var olunca muhta&ccedil; olmayı &ouml;ğrenmeli bu insanoğlu. Yokluğun değil varlığın kıymetini bilmeli. &Ouml;l&uuml;m&uuml;zl&uuml;ğ&uuml; değil yaşamayı &ouml;ğrenmeliyiz &ouml;nce. İstihfaf etmeden hafife almadan gayette ağır olan bir hayat hafife almak delilik işi olsa gerek. Ağıra alalım bu hayatı, ince ince sorgu sorgu yapalım. Bu durumda kelimenin sadece s&ouml;zl&uuml;k anlamı bilmiş oluruz. Uygulamalı olmasına ne hacet...</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Perde Perde Solmakta</title>
<link>https://edebiyatblog.com/perde-perde-solmakta</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/perde-perde-solmakta</guid>
<description><![CDATA[ Derde mahkum bu ömür derde ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/07/image_750x500_62dfe3e1005bf.jpg" length="53259" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 26 Jul 2022 15:54:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords>Şiir, güfte, efkar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ben bu kalemi hep dik tutmayı &ouml;ğrenmişim</p>
<p>Alışkanlık &ouml;tesi bir tutuş bu</p>
<p>Salaş tutup resim &ccedil;izemem mesela</p>
<p>Yazı yazmaya meyilli ruhum</p>
<p>Acı &ccedil;ekmeye hasret y&uuml;reğim</p>
<p>Ağrımaya mahkum başım</p>
<p>Derde mahkum bu &ouml;m&uuml;r derde.</p>
<p>Zincirlere vurulmuş&ccedil;asına</p>
<p>Soğuk odalarda olmaya</p>
<p>Karanlıklara sokulmaya</p>
<p>y&uuml;reğe tuz basmaya mahkum artık...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hilkat</title>
<link>https://edebiyatblog.com/hilkat</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/hilkat</guid>
<description><![CDATA[ Son sözüm ön sözüm olacak olursa; o günden beri yoktur hilkatimde karanlık , güneş gibi girmişim hakikatin koynuna... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/07/image_750x500_62dd81c1cf090.jpg" length="25349" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 24 Jul 2022 22:30:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>(Hilkat: Kelime anlamı yaradılış, fıtrat demektir.)&nbsp;</p>
<p>Her insanin hilkatinde iyilik ve merhamet vardır. Nasıl bir akrep eğtim durumunda sokağısını kullanmasa da bir baskı altında kaldığında fıtratı gereği kullanıcaktır. Bu misal insanın fıtratında ne kadar iyilik olursa olsun &ccedil;evresel fakt&ouml;r denen etmenin rol&uuml; bunu bastırmakta &uuml;st&uuml;n. Cazip geleni se&ccedil;meye meyilli insan. Toz pembe hayatlar, g&ouml;kkuşağı yaşamlar istercesine koşarlar. Ama g&uuml;zellikler aceleye gelemez. Hilkatimiz doğrultusunda g&uuml;zele ulaşıcaktır ruh ve beden. Ee nede olsa en g&uuml;&ccedil;l&uuml; kişi g&uuml;&ccedil;l&uuml;kten gelendir. Boyun eğmeden yakınmadan g&uuml;zele ulaşmaktır. Ulaşıcaksak eğer bir makam mevkiye d&uuml;zenbazlık, vurdumduymazlık yerine bilakis &ouml;nem arz ederek y&uuml;rekten&nbsp;yapmak olsun. En azından d&ouml;n&uuml;p dolaşıp hilkatimiz gereği g&uuml;zelini yapalım. Su misali d&ouml;n&uuml;p dolaşalım her mevsim yer g&ouml;k yitirmiş&ccedil;esine. Onca şeye rağmen bulamamışken kendimizi bir bitkiye can olmakta buluverelim. Son s&ouml;z&uuml;m &ouml;n s&ouml;z&uuml;m olacak olursa; o g&uuml;nden beri yoktur hilkatimde karanlık , g&uuml;neş gibi girmişim hakikatin koynuna...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mugayir</title>
<link>https://edebiyatblog.com/mugayir</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/mugayir</guid>
<description><![CDATA[ Tırmanmadıktan sonra parmaklarınla, kirlenmedikten sonra tırnakların neye yarar mürekkepte kağıtta.  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/07/image_750x500_62ca700f16873.jpg" length="73979" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 10 Jul 2022 09:22:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords>Edebiyat teknoloji nostalji degisim gelişim</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>(Mugayir: kelime anlamı aykırı demek)&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Kurmaca bir oyunun i&ccedil;inde akla mugayir yaşıyoruz. Gardiyansız bir h&uuml;crede kapalı ruhumuz. Akşam beş gevrekleri, iki lafın beli, &uuml;&ccedil; elin yeli doyurmuyor ruhu. Akşam&uuml;st&uuml; g&uuml;neşinde doyum noktamız. Kızıl&ouml;tesi bir ışıkta işte. Akla mugayir kıldığımız şeyleri ahlaka da mugayir kılıyoruz. Oysaki yaşamın tam ortasında olmak değil mi mugayirliğimiz. Sorarsan buldun mu doğru heceyi, fenerle tararsın kara geceyi, ararsın &ouml;mr&uuml;n boyunca mugayriliği. Yelkenin nasıl yapılmış? Denize mi? Havuza mı a&ccedil;ılmış? Bilemezsin. Bu hayatın sular ortasında kalmış mugayirliğini anlayamazsın. Aykırı işte insan. Yaşama kurala... Bu insan hayata aykırı. Buluşları, icatları, sanatları, zanaatlarıyla her şeyiyle aykırı insan d&uuml;nyaya. İster sebep de ister sonu&ccedil; bu yaşam bizim yaşamımız olamaz. Anlaşılmayan konuşulmayan bu mekan mekan bizim mekanımız olamaz. Akşam vakti bir dergide, bir kitapta, bir gazetede buluşamıyorsak eğer tamamen b&uuml;t&uuml;n benliğimizle mugayiriz. Hem yalan kolay gelir, g&uuml;n&uuml;m ge&ccedil;mez dediğin an giderse elin bir kumanda tuşuna seyir defterin ağır gelir. Tırmanmadıktan sonra parmaklarınla, kirlenmedikten sonra tırnakların neye yarar m&uuml;rekkepte kağıtta. Bu mugayirliğin karşısına me&ccedil;hul bir faille &ccedil;ıkılır mı şimdi. M&uuml;rekkepsiz kağıtsız bir tuşla ait olunur mu bu d&uuml;nyaya. Sanatsız zanaatsız kalınır mı bu mekanda? Soru işareti olmayan c&uuml;mle de sorudur belki. D&uuml;ş&uuml;nmek lazım hayatı ger&ccedil;eği sorulmayan bir şeyi... Sadece d&uuml;ş&uuml;nmek...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mefhum</title>
<link>https://edebiyatblog.com/mefhum</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/mefhum</guid>
<description><![CDATA[ Her ölüm erken derken ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62bb3f7dd8d5e.jpg" length="63989" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 28 Jun 2022 20:51:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kader sinen de bekleyemem ki</p>
<p>İki &ccedil;ift lafımı s&ouml;yleyemem ki</p>
<p>&Ccedil;ok yordun beni kalkıp da gidemem ki</p>
<p>Derman kalmadı &ouml;l&uuml;me direnemem ki&nbsp;</p>
<p></p>
<p>İnandım yalanına&nbsp;</p>
<p>Şu &ouml;mr&uuml;n kalanına</p>
<p>Ge&ccedil;ti artık zamanı da&nbsp;</p>
<p>Bu gaflet hazana&nbsp;</p>
<p></p>
<p>G&uuml;lbenzim soldu</p>
<p>G&uuml;len g&ouml;zlerim k&ouml;r oldu</p>
<p>Sandım yaşam burda sondu</p>
<p>Son nefeste kan da dondu&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Her &ouml;l&uuml;m erken derken</p>
<p>Gidenlere &ouml;ylece bakarken</p>
<p>Aynı yolun yolcusu olmuşum bu erken</p>
<p>Anlarsın korkarsın bu gidiş y&uuml;rekten</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Amansız Zaman</title>
<link>https://edebiyatblog.com/amansiz-zaman</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/amansiz-zaman</guid>
<description><![CDATA[ Zamansız, amansız ve ansız olmasın şu üç günlük dünyadaki ömrümüz ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62baab58ac727.jpg" length="55954" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 28 Jun 2022 10:19:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Gelir ge&ccedil;er zaman ge&ccedil; kalamam hi&ccedil;bir işe ge&ccedil; kalmayı affetmez zaman. Sen ş&ouml;ylesin bu durumdasın biraz akmayayım demez asla. Su misali akar da akar. Bazen her derde devadır zaman bazen de her derdin ta kendisidir. Yanlış harcandığında telafisi m&uuml;mk&uuml;n olmayan tek şey belki de zamandır. Yaratıcımızın bile bize tanıdığı bir zaman vardır bu yalan d&uuml;nyada. Biz kim olarak zamanı hi&ccedil;e sayıyoruz anlamlandıramıyorum. Başını zamanın g&ouml;ğs&uuml;ne yasla, dinle akan saniyeleri,ge&ccedil;en akıp giden o vakitler vicdanın olsun.&nbsp; Zaman ge&ccedil;irmek i&ccedil;in değil se&ccedil;ilmek i&ccedil;in vardır. G&uuml;zelinle doğrununla, emeğinle en bir mertebede, olmak i&ccedil;in vardır. Bir kahvehane k&ouml;şesinde, bir &ccedil;ekirdek masasında ge&ccedil;irmek i&ccedil;in değildir zaman.Sorulmaz mı sonra nedendir bu israfın diye. Sonra yarınlar g&uuml;zeldir diye bug&uuml;nleri yaşayamazsın, yenilir huzurun sevinir kusurun belki dertle dostta olursun bu durumda. K&ouml;r zamana bir g&ouml;z olmak y&uuml;reğe bir s&ouml;z olmak asıl mesele. Bir g&ouml;zle bir s&ouml;z olamadıktan sonra gerisi neye yarar. Boşa ge&ccedil;miş bir hayat tekd&uuml;ze d&ouml;nm&uuml;ş Bir d&uuml;nya kalıyor elimizde. Zamansız, amansız ve ansız olmasın şu &uuml;&ccedil; g&uuml;nl&uuml;k d&uuml;nyadaki &ouml;mr&uuml;m&uuml;z. G&uuml;n&uuml;n&uuml;z g&uuml;zel, zamanınız bol, bolluğunuz bereket olsun.&nbsp;</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hemhal</title>
<link>https://edebiyatblog.com/hemhal</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/hemhal</guid>
<description><![CDATA[ Son nokta cümle içimde olmayan bir tümcem gerisi teferruat... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62af755b6d12f.jpg" length="70347" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 19 Jun 2022 22:13:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords>Yazar, acı, yalnızlık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun bir inziva sonucu yazarların hemhalde olduğu kanısına vardım. Yerlisinden tut yabancısına hepsi aynı yolun yolcusu.</p>
<p>Hemen hemen bir&ccedil;ok yazarın &ouml;l&uuml;m yaşları elinin altında. &Ouml;mer Seyfettin (36), Şinasi (45), Orhan Veli Kanık (36),&nbsp; ve daha satırlara sığmayan bir&ccedil;ok yazar... Bir&ccedil;oğu da zihinsel d&uuml;ş&uuml;ncenin getirdiği hastalıklarla ; kanser, t&uuml;m&ouml;rler, diyabet vs. Bile bile bir şekilde d&uuml;ş&uuml;ncelerimizle kendimizi zehirliyoruz normal insanlar da yani siz okurlarımız bunu eser sanıyor. Dostoyevsi'nin satırlarından &ouml;rnek verecek olursam; "gittik&ccedil;e halden d&uuml;ş&uuml;yorum hayalciliğim beni kuvvetsiz bırakıyor sağlığım b&uuml;sb&uuml;t&uuml;n bozuluyor" bu halin gayet de farkında olunarak kendi kendini yok ediyor yazar. Bu tıp alanının &uuml;zerine d&uuml;şmediği teşhis edilemeyen ciddi bir hastalık bence. Ama ve lakin bu eser olarak biliniyor. Kocaman şehirlerde yaşıyoruz,&nbsp; ailelerimiz kalabalık, okul kalabalık, iş yerleri d&uuml;nya kalabalık ama biz yapayalnızız. Başımızın i&ccedil;indeki kalabalıkta yapayalnızız hep bir yalnız hissetme hastalığına tutulmuşuz. Yani yalnızlık sevdiklerimiz olup olmamakla alakalı değil. &Ccedil;ok arkadaşın olup olmamasıyla da anlatılmayan tarifi olmayan bir şey. Kursağına oturan hep yanında taşıdığın O merettir belki de yalnızlık. Etrafı duymayacak kadar sağırlaştıran, g&uuml;zellikleri g&ouml;rmeyecek kadar k&ouml;rleştiren, hayatın tadını almayacak kadar tatsızlaştıran o şeydir... Belki de yaratıcının bize bir armağanı olan ilham kaynağıdır. İnsan yazmak i&ccedil;in kendini zora sokar mı hi&ccedil;? Oluyor işte &ccedil;ekmecesinde elma &ccedil;&uuml;r&uuml;t&uuml;p kokusundan ilham alan Balzac, kendini kafeine boğan bir başkası, ayakta durarak yazabilen &ouml;tekisi ve t&uuml;ts&uuml;lerle yazan ben normal insanlar olmak isterdik. Bizlerde hayatta g&uuml;nl&uuml;k rutinleri olan &ccedil;evresi i&ccedil;inde mutlu olan birisi olabilirdik. Tercih meselesi o konular pek de &ccedil;ekici gelmiyor doğruyu s&ouml;ylemek gerekirse. Ve ger&ccedil;ekten doğru ise olmayan kahramanlarımla yapılan sohbetler en g&uuml;zeli. Boş bir masada bir romanın kişilikleri ile konuşmak ger&ccedil;ek olan. Yazsak da yazmasak da bir okuyucudan daha gevezeyiz orası kesin. Son nokta c&uuml;mlem i&ccedil;imde olmayan bir t&uuml;mcem. Gerisi teferruat...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zilzal Yağmurum</title>
<link>https://edebiyatblog.com/zilzal-yagmurum</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/zilzal-yagmurum</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62ab9d7b1cfdc.jpg" length="24906" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 17 Jun 2022 00:15:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Siyah ve derin yani g&ouml;zlerin</p>
<p>Yakar insanı y&uuml;rekteki s&ouml;zlerin</p>
<p>Yanmak ateşe mahsus değil ki g&uuml;zelim</p>
<p>Yok mu bu sana sonsuz &ouml;zlemin&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Yol yordam bilmiyorum</p>
<p>Kelep kelep eriyorum</p>
<p>Kamerli bir gecede sana bakıyorum</p>
<p>G&uuml;n ge&ccedil;tik&ccedil;e yavaş yavaş eriyorum&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Deli deli boranlarda&nbsp;</p>
<p>Arıyorum seni soranlarda</p>
<p>Var tabi yoranlarda</p>
<p>Derdimin &ccedil;aresi yok ki onlarda&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Olsa konuşsa y&uuml;rek dilim</p>
<p>Gitmiyor telefona elim</p>
<p>Her gece inliyorum inim inim</p>
<p>Ge&ccedil;miyor y&uuml;reğimdeki sızım derin</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hamdım Piştim Yandım</title>
<link>https://edebiyatblog.com/hamdim-pistim-yandim</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/hamdim-pistim-yandim</guid>
<description><![CDATA[ Ölür ise beden ölür canlar değil ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62ab7a58b2112.jpg" length="68049" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 16 Jun 2022 21:46:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords>Mevlana, aşk, Allah, vuslat, gönül, iman</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>"Gel ne olursan ol gel "diyor Mevlana. mevlası yolunda bir &ccedil;ağrı veriyor insanlığa. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; yoldan sapmış da olsa, nefis boşluğa d&uuml;şm&uuml;ş de olsa ge&ccedil;miş değil gelecek &ouml;nemlidir. Ge&ccedil;mişi ge&ccedil;irmek &ouml;nemlidir geleceğe y&ouml;nelmektir asıl olan. İncitmediysen bir karıncayı, tutmadıysan bir kuşu kafeste, Sen o zaman sen olmuşsundur. Belki de o zaman g&ouml;n&uuml;lden bağlanmışsındır Rabbine hakkını vererek. İbadetlerin en g&uuml;zelidir incitmemek. Nefse koyarsan ince y&uuml;rekliliği farz ibadetlerde doğrudan gelecektir. Şu evrenin sesini dinlesek az hepsini haber veriyor gelecekten karga &ouml;l&uuml;m&uuml; &ccedil;ağırıyor, ser&ccedil;e ibadeti daha bir&ccedil;ok can bir&ccedil;ok &ccedil;ağrım yapıyor. Dinle! Hz Mevlana dinle diyerek başlıyor mesneviye. Neyin haykırışını dinle, bu ayrılığı hasreti dinle der. Eğer can kulağıyla dinlersen onu kendi hikayeni hatırlarsın der. Neyin feryadı bizim &ccedil;ok kadim zamanlarda başlayan insanlık mecramızı anlatır. Hen&uuml;z seyr-u sul&ucirc;k yolunda iken hamdır insan. Daha sonra nefsini terbiye ederek fenafillaha erişir. Tasavvufta fenafillah mertebesine erişen kul kendi benliğini Allah'ın zatında yok eder. Hani t&uuml;m ruhların yaratıldığı ebed&icirc; &acirc;lemde Yaratan&rsquo;ın bizden aldığı bir misak vardı. &ldquo;Ben sizin Rabbiniz değil miyim?&rdquo; diye sorduğunda hep beraber kabul ettik ve &ldquo;Sen bizim Rabbimizsin.&rdquo; dedik. Bu verdiğimiz s&ouml;zle bağlandık. O ezel ve ebet Sultanına. Sonra unuttuk, hem s&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml; hem de ruhumuzun ait olduğu ezel ve ebet &acirc;lemini. Ama her dem O&rsquo;na ve geldiğimiz o yere m&uuml;ştakız ve esas ıstırabımız da oradan ayrı kalmak.Ne ki unuttuğumuzu yeniden hatırlatacak uyarıcılara ihtiya&ccedil; duyarız. Y&uuml;ce Yaradan afakta ve enf&uuml;ste nice ayetlerle hatırlatır bu s&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml; bize. Kitap g&ouml;nderir, Peygamber g&ouml;nderir ki son ilah&icirc; hitap olan Kur&rsquo;an-ı Kerim hatırlatan &ldquo;Zikir&rdquo;&rsquo;dir,&nbsp; son Peygamber Hz. Muhammed'de hatırlatıcı yani &ldquo;M&uuml;zekkir&rdquo;dir.&nbsp;&nbsp;Bilmek bulmak ve olmakdır insanın &ouml;z&uuml;. İnsanın d&ouml;rt unsurdan meydana geldiği s&ouml;ylenir. İnsanın maddi varlığı toprak ve sudan teşekk&uuml;l ederken manevi varlığı ise hava ve ateşle ifade edilir. Her şey aslına r&uuml;cu ettiğinde toprak olan beden yine toprağa karışır, ruh ise fizik d&uuml;nyanın &ouml;telerine, maveraya kanatlanır. Ten fanidir, ge&ccedil;ici olandır, aslolan ruhtur ki o, baki olan Yaradan&rsquo;dan gelen ilah&icirc; nefhadır. İnsanı insan yapan da &ouml;lmekle, toprağa verilmekle &ccedil;&uuml;r&uuml;meyecek olan ruhu ve g&ouml;nl&uuml;d&uuml;r. Yunus Emre'nin tabiri "&ouml;l&uuml;r ise beden &ouml;l&uuml;r canlar değil.&rdquo; Herşey g&ouml;n&uuml;l denilen yakın ama bir o kadarda gurbet olan yerde bitiyor. Sınanmak korkutmasın g&ouml;nl&uuml;. Her bir bağa g&uuml;&ccedil; veren p&uuml;f noktadır sınanmak ve sınav.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Megalomaniye</title>
<link>https://edebiyatblog.com/megalomaniye</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/megalomaniye</guid>
<description><![CDATA[ Umutlar papatya gibidir çabuk solar. Unutmakı papatyalar ölünce kokar.. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62a97cf37646e.jpg" length="61963" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 15 Jun 2022 09:30:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords>Umut, sevgi, saygı, papatya</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir tarif mi? Yoksa bir muhalif midir? Umut. Derdin dermanını esen r&uuml;zgarla anlatmak mıdır? Ya da&nbsp; ne biliyim yosun tutmuş bir d&uuml;ş&uuml;nceye kafa tutmak mıdır? Sahi sizce nedir? Herkes kendinden bir nokta &ccedil;eker anlamlandırır bu d&ouml;rt harf bir kelimeyi. T&uuml;rk edebiyatının işi s&ouml;zl&uuml;k anlamıyla ilgilenmek değil. Bir mum ışığı gibi dans etmeli adeta. Her seferinde farklı anlamlara &ccedil;ıkıp varmalı ucu. Bazen umut bir ananın askere uğurladığı can par&ccedil;ası k&ouml;rpe kuzusudur. Bazen gidilen yollardır, bazen bir sevda hecesidir. G&uuml;ld&uuml;r dikendir ama her şeyiyle &ccedil;i&ccedil;ektir. Belki de Lev&acirc;'nın kanser hikayesidir. Bir &ccedil;ağ yangınıdır bu, b&uuml;t&uuml;n. Hikayeler, karakterler, yerler, zamanlar farklı olur belki ama sonu&ccedil; hep aynıya &ccedil;ıkar varır. Umut edersin, g&uuml;lersin,.ağlarsın merhamet edersin, kinlenirsin, korkarsın... Olumlu olumsuz tezatlıklarıyla hep aynı şeyleri hissederiz ama. Yaşanmış g&ouml;r&uuml;l&uuml;p duyulan şeylere varır hep ucu. Hangi birimiz duyduk şimdiye kadar farklı bir hikaye. Hep yaşanmışlıkları tekrarlıyoruz. Tarih teler&uuml;r ediyor. Peki sorguladık mı hi&ccedil; farklı duygular hissiyatlar yok mudur? Olmayacak mıdır? Metahafıza inan&ccedil;larımız dahilinde olası bir durum olmaz mı? Değişen yaşam bi&ccedil;imleri, akıl erdiremediğimiz yeni &uuml;retimler, topraktan &ccedil;ıkıp gelmeyen binbir gıda... Eminim ki bizler de aynı kalmayız. Paytır Light hi&ccedil; bir anlamı olmayan random kelimeler. Belkide geleceğin duygularıdır kendileri. Bambaşka bir hayat olur ufak bir yazılımla ge&ccedil;miş bile unutulur. Hatta gerek yok insanlar uyutularak unutturuluyor değerler. Ama umudun U'sundan başlayacak olursak; y&uuml;kseklerden bir d&uuml;ş&uuml;ş yaşayıp sonra tekrar y&uuml;kselebiliriz. M' siden devam edersek; al&ccedil;aklardan başlayıp inişli &ccedil;ıkışlı bir yaşamda s&uuml;rebiliriz. T' sine gelirsek d&uuml;z bir &ccedil;izgide ilerleyebiliriz. Bu kadar basit aslında umut her şeyi barındırıyor i&ccedil;inde. Hayat inişli &ccedil;ıkışlı olduğu s&uuml;rece ancak y&uuml;kselişe ge&ccedil;eriz. Yani edebice umut ettiğimiz s&uuml;rece. Hayatta hi&ccedil;bir şeyi y&uuml;ks&uuml;nmeyelim. Hatırlatırım ki umutlar papatya gibidir &ccedil;abuk solar ve unutma ki papatyalar &ouml;l&uuml;nce kokar.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kendini Bul</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kendini-bul-2660</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kendini-bul-2660</guid>
<description><![CDATA[ Önce kendinin zıttı olur insan sonra kendisi olur ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_628deac3b09ab.jpg" length="46073" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 May 2022 20:20:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ben olabilmek ne kadar zor bir işlev g&uuml;n&uuml;m&uuml;z şartlarında. İnsanın kendini tanımadan yeni insanları tanıması zaten apayrı bir konu. Mesela oturup sorguladık mı hi&ccedil; ; Ben neyim? Nasıl biriyim? Neredeyim? Nerede olmam gerekiyor? Bir de bu y&ouml;nden bakabilsek &ccedil;ok g&uuml;zel olacak bu d&uuml;nya. Ama maalesef bu işlevi ger&ccedil;ekleştiremiyoruz. Hepimiz tartışmaya a&ccedil;ık bırakmışız &ccedil;ayın altını. Doğru ya insan kendisini tanıması i&ccedil;in &ouml;nce kendi olmayanı tanımalı ki kendini tanıyabilsin. Kendi yaşantımıza sahte parantezler a&ccedil;mışız, ger&ccedil;ekleri yazmaktan ka&ccedil;ınmışız hep. Uzayın dışında aramışız kendimizi dibimize bakmadan hep &ouml;telerde aramışız. Oysa ki insan kendini kendinde bulur. Ahlaksız bir kargaşa ortasında kayboluyoruz. Kendimizi bir k&ouml;şede bir sineye &ccedil;ekmek şart &ccedil;oğu zaman. Bu ne c&uuml;ret diyecek sadakatin şeytanı. Yaprak Ekim'den kurtulamıyor işte , illaki işitilecek&nbsp; olumsuz insani notaları. Başladığımız yerde olmamak i&ccedil;in de en sonunda yeniden kalkacağız. Yeniden yeniden derken yenileyeceğiz kendimizi. Bir g&ouml;k g&uuml;r&uuml;lt&uuml;s&uuml;nde, bir yağmur damlasında, bir &ccedil;i&ccedil;ek kokusunda, bir doğa gezintisinde bulunacağız kendimizi. Kendimizi bulduğumuzda daha bir m&uuml;tevazi, daha bir tatlı dilli, daha bir d&uuml;ş&uuml;nceli olacağız yaşama karşı. Konuştuğumuzun iki nesli dinlesek daha kolaylaşır bu arayışı bulmak. Bulmaktan &ouml;te duruyoruz &ccedil;oğu zaman o bizi bulsun ben neden yorulayım ki diyoruz. Ah bir alabilsek şu sessizlikle kendimizi dinlemenin tadını, g&ouml;n&uuml;lde olmaz ki karşılıkla kargaşada. &Ouml;nemli olan b&uuml;t&uuml;n sesleri değil de bir tek kendi sesimizi duyabilmek. Şu bunu neden yapmış? Bu olay neden b&ouml;yle olmuş? Onda neden &ouml;yle bir malzeme kullanmış? Benim takımım neden &ouml;tekinden eksik kalmış? O niye o lafın altında kalmış?... Bunları sorana kadar kendimize ; Ben nerede nasıl oldum koptum da zihniyetimi bunlarla doldurdum? diye sormak, en azından soruya ihanet olmaz. Sorunun bile sorulabilmesi i&ccedil;in hakkını verebilmemiz lazım bazen. &Ouml;mr&uuml;m geri kalanını T&uuml;rk'&uuml;n ana vatanı bu g&uuml;zel &uuml;lkeyi cennetten bir k&ouml;şe yapabilmek adına ; bir kitabın sayfasına, bir gitarın teline, bir bilginin yerine, melodinin bir notasına kapılıp gidelim. Dere yatağında suya kapılan bir taş par&ccedil;ası gibi sonrası me&ccedil;hul. Ya kendimizi denizde buluruz ya da okyanusta ya da&nbsp; bulunduğumuz yerden daha k&ouml;t&uuml; bir konumda... Ama o &ccedil;abanın, o emeğin yorgunluğu bile &ccedil;ok g&uuml;zeldir. En fazla bahanesiyle rahat bir uyku &ccedil;ekeriz başka ne olabilir ki. &Ccedil;abalamak bir yerden başlamak ne kadar batırabilir ki bizi. Battığımız yerde uyuduğumuzda g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z r&uuml;yada belki kendimiz &ccedil;ıkagelir karşımıza. G&uuml;zel olan her şeyin yolu zordur. Zıtlıklar beraberliği doğurur. &ouml;nce kendinin zıttı olur&nbsp; insan sonra kendisi olur.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Nedret &amp;amp; Nilrafya</title>
<link>https://edebiyatblog.com/nedret-nilrafya</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/nedret-nilrafya</guid>
<description><![CDATA[ Dünyayı iyilik kurtarcak ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_628941ad38026.jpg" length="43022" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 21 May 2022 22:47:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords>İyilik</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hır&ccedil;ın dalgalara kafa tutmuş ince y&uuml;rekli zarif bir kaptan Nedret amca. Yıllarca sevmiş sevdirmiş, hep bir anlam aramış mutlaka bir nedeni olmalı boşu boşuna olmamıştır diye&nbsp; hep bir arayış i&ccedil;inde olmuş.Tabi herkes gibi azınlıkta bir konumda olunca baş edemeyip kendi kabuğuna &ccedil;ekilmiş. Uzun bir sefer d&ouml;n&uuml;ş&uuml; rıhtıma yaklaşmaktaydı Nedret kaptan. Gemiyi g&ouml;ren&nbsp; Nilrafya hemen limana koştu. &Ccedil;ok &ouml;zlemişti Nedret amcayı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; uzun zamandır yoktu &ouml;zletmişti kendini. Başından ge&ccedil;enleri anlatmaya başladı Nilrafya.Ge&ccedil;enlerde dere kenarında oturuyordum g&ouml;z&uuml;me bir tane balık s&uuml;r&uuml;s&uuml; &ccedil;arptı. Uzun s&uuml;re izledim onları tabi orada oldukları i&ccedil;in şaşırdım biraz. &Uuml;st &uuml;ste her g&uuml;n gittim farklı gelmişlerdi bana s&uuml;r&uuml;den ayrılanlar olmuş belli ki sayılar azalmıştı. Her ge&ccedil;en g&uuml;n daha da azalarak sadece bir tane kalmıştı geriye. Sonra uzun s&uuml;re gidemedim.Yine bir g&uuml;n yolum d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;nde kalan tek balıkta yoktu. Yerinde kocaman bir kurbağa vardı. Acaba kurbağa balıkları yiyor muydu anlam veremedim bir t&uuml;rl&uuml; Nedret amca. Ah Nilrafya onlar balık değil iribaş kurbağaların yavrusu yani zamanla değişip d&ouml;n&uuml;ş&uuml;rler. Bak g&uuml;zel kızım sen sen ol bir şeyi d&ouml;rt mevsimde g&ouml;rmeden yorumlama. Bir ağa&ccedil; d&uuml;ş&uuml;n mesela aynı ağa&ccedil; ilkbaharda g&ouml;rm&uuml;ş birine g&ouml;re mis kokulu &ccedil;i&ccedil;ekli olur ; sonbaharda g&ouml;rm&uuml;ş birine g&ouml;re kurumuş, hayat faaliyetlerini kaybetmiş,cansız g&ouml;r&uuml;n&uuml;r ama ağa&ccedil; aynı ağa&ccedil;tır de mi Nilrafya? Kurbağa da bu misal belli bir d&ouml;nem balık g&ouml;rd&uuml;n belli bir d&ouml;nem kurbağa.Oysa ki her d&ouml;neminde g&ouml;rsen bu karmaşada kalmazdın. Aynı mahkeme, farklı konu, farklı karar. İnsanlık i&ccedil;in de aynısı s&ouml;z konusu Nilrafya. Bir kişiyi her anında bilmeden eleştiremeyiz. Belli bir konuya g&ouml;re o iyidir bu k&ouml;t&uuml;d&uuml;r diyemeyiz. Bu y&uuml;zden &ccedil;ok g&uuml;zel bir &ouml;rnekle geldin g&uuml;zel kızım. Bu kadar k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir olay bu kadar derin anlamlar i&ccedil;erebiliyormuş ben de bunu &ouml;ğrenmiş oldum. Peki Nedret amca artık şu esrarengiz yanlarını anlatmanın zamanı gelmedi mi ? Niye d&uuml;nyadan, insanlardan en &ouml;nemlisi de kendinden koşar adım ka&ccedil;ıyorsun ? Bu u&ccedil;suz bucaksız sulara niye kendini bırakıyorsun ? İnsanlardan ka&ccedil;tım Nilrafya. K&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden, somurtkan y&uuml;zlerden, hayatı sorgulamadan yaşayanlardan ka&ccedil;tım. Değiştirmeye &ccedil;alıştım onları baktım onlar beni değiştiriyor ben de oradan uzaklaştım. Bilmem okyanusta bir damla bıraktımı hikayem&nbsp; ama inan &ccedil;ok &ccedil;abaladım ve sonra anladım ki şu senin kurbağalar misali; iribaş bile kurbağaya d&ouml;n&uuml;ş&uuml;rken değişir ama ruh aynı ruh, kalp aynı kalp. İ&ccedil; değişmedikten sonra dışının y&uuml;zbin kere değişmesine ne hacet.Ben de bıraktım &ccedil;abalamayı ka&ccedil;tım ka&ccedil;tım sadece ka&ccedil;tım. Bilin&ccedil;li bir kişi kaybetmez Nedret kaptan ; ya kazanır ya ders ders alır. Gittik&ccedil;e daha da kayıtsız kalırsak d&uuml;zen bize değil de biz d&uuml;zene uyarsak nasıl yol kathediceğiz. Ufak da olsa olmazlara k&ouml;t&uuml;l&uuml;klere karşı koymazsak iyilik nasıl kurtaracak bu d&uuml;nyayı ? Toplumu bu kadar k&ouml;rleştiren&nbsp; herkesin kabuğuna &ccedil;ekilmesinden değilmidir zaten. Belki de bir &ccedil;ocuğun başını okşasaydık, bir&nbsp; sokak hayvanı ile dolaşıp k&ouml;şebaşı bir kaldırımda beraber iki lokma yeseydik, bir tenhada bir mısrada bir romanın sonunda bir teyzem g&uuml;l&uuml;ş&uuml;nde bir amcanın ağlayışını birlik olsaydık d&uuml;nyayı işte o zaman kurtarırdı iyilik. Bence iyiliği bir sahaftan bir &ccedil;i&ccedil;ekciden bir yazardan hayatın y&uuml;k&uuml;n&uuml; sırtlanmış bir kimseden &ouml;ğrenmeliyiz. Bunları yapsak ger&ccedil;ekten d&uuml;nya daha da hızlı d&ouml;necek Nedret amca. Gel &ccedil;ık o kabuğundan ben de sana bildiğim &ccedil;ok g&uuml;zel bir hikaye ile &ouml;rnekleyebilirim bu durumu Nedret amca. Bu hikaye tırtılın kelebeğe d&ouml;n&uuml;ş&uuml;me hikayesi.Tırtıllar &ccedil;ok yemekten b&uuml;y&uuml;y&uuml;p ve şişiyorlar aynı zamanda v&uuml;cutlarında bir sıvı&nbsp; birikiyor. Bu da onları yavaş yavaş &ouml;ld&uuml;r&uuml;yor. Bazı tırtıllar ise bu olumsuz durumla savaşabilen h&uuml;creler bulunduyor daha dogrusu hayal g&uuml;&ccedil;leriyle kendileri &uuml;retebiliyor. Bu h&uuml;crelere hayalci h&uuml;creler diyorlar. Kelebeğe d&ouml;n&uuml;şebilen her tırtılda bulunan bir h&uuml;cre. Bu hayalci h&uuml;creler tırtılın farklı kısımlarında k&uuml;meleniyorlar. Tırtılın &ouml;len h&uuml;creler ile beslenip kendilerini yenileyip başka bir hayata hazırlıyorlar. Yani kelebek olmaya. Anlatacağım şu ki her bir &ccedil;&ouml;k&uuml;ş&uuml;n sonunda bizde hayalci h&uuml;crelerimizi kullanıp bir kelebeğe d&ouml;n&uuml;şebilmeliyiz. Kendimizce inanmayarak yapamayacağımızı d&uuml;ş&uuml;nerek tarihten silinip gitmenin hi&ccedil;bir anlamı yok. D&uuml;ş&uuml;nceler bulaşıcıdır Nedret amca. Sabah sokağa&nbsp; &ccedil;ıktığımızda mesela g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z kişilere selam verip g&uuml;l&uuml;msersek onlarda pozitif başlamazmı g&uuml;ne? Sen&nbsp; hayata ne nispette gidersen hayatta sana o nispette gelir. Sebepsiz yere yakınlarımıza sevdiğimizi s&ouml;ylersek mutlu olmazlarmı bu da iyilik değil midir ? İyi olmak &ccedil;ok kolay Nilrafya kızım &ouml;nemli olan davranabilmek. Tamam haklısın Ben kabuğumdan &ccedil;ıkmam gerek d&uuml;ş&uuml;nce yapımı değiştirdim diyelim hayatı bir şeye bağlanmadan g&uuml;n&uuml;birlik yaşayan &ccedil;oğunluklara neyi nasıl &ouml;ğretebilirsin ki. Bir insan bence bir şeye bağlanırsa iyilik yayılabilir , hi&ccedil;bir şeye anlam vermeden anlamaya &ccedil;alışmadan nefsin yazdığı oyunlarda oynanırsa iyiliğe dair &ccedil;okta duygu barınmaz bence o bedende. İyiliğe bağlı kalsınlar demiyorum ki ben Nedret Kaptan normal işleri gibi iyiliği de g&uuml;n&uuml;birlik yapsınlar. Mesela hayvanlar i&ccedil;in bir su kabı koymak sokağa, oraya buraya &ccedil;&ouml;p atarak &ccedil;evreyi kirletmemek, hadi hi&ccedil;bir canlı i&ccedil;in hi&ccedil;bir şey yapılmasın elimizdeki nimetleri&nbsp; israf etmemekte bir iyilik&nbsp; değilmidir. Hep bug&uuml;n de bekliyorken ben başka yarındayım ben başka zamandayım. Hayatımın zamlandığı&nbsp; d&ouml;nemlerdeyim. Nedret kaptan yine uzun bir yolculuğa &ccedil;ıkıp aylarca gelmedi.Oysaki iki ay kadar bir s&uuml;rede gelirdi hep. Nilrafya &ccedil;ok bekledi ama bir g&uuml;n kara haberi geldi. Okyanusun derin sularında geminin battığı ve i&ccedil;indekilerin arama &ccedil;alışmalarının s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; ama hi&ccedil; bir gelişme olmadığı ortaya &ccedil;ıktı. Nilrafya anın şaşkınlığı ve &uuml;z&uuml;nt&uuml;s&uuml; ile sokaklarda dalgın dalgın y&uuml;r&uuml;yordu. Bir an g&ouml;z&uuml;ne k&ouml;şe başındaki lokanta &ccedil;arptı maddi durumu olmayıp sokakta yaşayan birka&ccedil; kişiye her vakit yemek veren iş yeri şimdi onları yaka pa&ccedil;a kovuyordu. Bir sokak ileride yine bu duruma benzer bir olaya tanık oldu. Sokak hayvanlarına et veren kasabın bug&uuml;nlerde onları kapının &ouml;n&uuml;nden şiddetle kovduğunu g&ouml;rd&uuml;. Kapı &ouml;n&uuml;nde kendi aralarında konuşan teyzelerden durumun neden b&ouml;yle olduğunu &ouml;ğrendi Nilrafya. Nedret Kaptan kazancının bir kısmını belirli aralıklarda bu esnaflara verip her g&uuml;n o masumların&nbsp; doyurulmasını istemiş. Nedret Kaptan &ouml;l&uuml;ncede hemen y&uuml;z değiştirip ger&ccedil;ek y&uuml;zleri ortaya &ccedil;ıkmıştı. Nedret amca hep derdi iyiliğin şartı beştir evlat diye; tez olmalı, gizli olmalı, g&ouml;zde b&uuml;y&uuml;t&uuml;lmeli, s&uuml;rekli olmalı ve yerini bulmalı. O zaman anlamalıydım. Ama şu an anlıyorum ki topluma karışmadan uzaktan yapılan iyilikler d&ouml;n&uuml;p arakaya bakmayı gerektiriyormuş. Sen insanlara değil de insanların&nbsp; seni değiştirdiği noktada olgunlaşılıyormuş. İşte o zaman olmazlara inat daha da iyilikle kucaklamak gerekiyormuş d&uuml;nyayı.&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Roman değil kitapsız bir gerçek</title>
<link>https://edebiyatblog.com/roman-degil-kitapsiz-bir-gercek</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/roman-degil-kitapsiz-bir-gercek</guid>
<description><![CDATA[ Neden bir kitap yazmak istediniz?.. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_62802e1241c2d.jpg" length="68676" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 15 May 2022 01:33:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords>kişiselblog, röportaj, kitap</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>◇Neden bir kitap yazmak istediniz?</p>
<p>Adını koymadan romanlarım son bulmasın,yaşandıktan sonra adı konulan değilde yeni doğmuş bir bebek gibi adı konulduktan sonra yaşayan olmak i&ccedil;in. Hayat hikayemin bittiği değilde yeniden başladığı bir mertebe olması dileğiyle istedim. Hem ne demiş felsefi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r ; sanat sanat i&ccedil;indir..&nbsp;</p>
<p></p>
<p>◇Hayat yolculuğunu nasıl tamamlarsınız ve bu yolculuğun sonunda hedefleriniz nelerdir?&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&Ouml;ns&ouml;z ile sons&ouml;z arası olup biten herşey yani bir kitap kadar b&uuml;t&uuml;n yaşam h&uuml;km&uuml;m.Masal olsa mutlu sonla biteceğini kesin olarak s&ouml;yleyebilirdim.Belirsizlik her zaman olayların s&uuml;rekliliğini getirir.İnişli &ccedil;ıkışlı bir atan kalp grafiği gibi evren beni nasıl kurguladı yaşayıp g&ouml;r&uuml;p yazıcağım. Taki o inişli &ccedil;ıkışlı &ccedil;izgi d&uuml;z &ccedil;izgi olana kadar..&nbsp;</p>
<p></p>
<p>◇Yazmaya ne i&ccedil;in başladınız hangi&nbsp;</p>
<p>duygular i&ccedil;erisinde yazıyorsunuz?&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Ben var bir benden gayrı elim kalme değilde divite gidiyor, klavye değilde m&uuml;rekkep haz veriyor.Kan gibi akışkan olduğundandır belki bu kadar &ccedil;ekiciliği.Hangi duygularla yazdığımı bilsem bu konumda olamazdım diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum.Bilmeden kendimi sayfa sonu bir c&uuml;mlenin noktasında buluyorum.Pardon pardon o satırlarda ben bulamadığım kendimi arıyorum.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>◇Kitaplarla olan ilişkinizi nasıl tanımlarsınız, hangi t&uuml;r kitaplar ve hangi yazarlar daha fazla ilgi alanınızda?&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Kitapların sarjı birmiyor mesela, ansızın yok olup gitmiyorlar, bulduk&ccedil;a kaybettiğim y&uuml;r&uuml;d&uuml;k&ccedil;e uzayan yolum bu ser&uuml;ven. Başlı başına bir kitap olan ben, t&uuml;r t&uuml;r&uuml; sevmezmi yahu.Oğuz Atay , Z&uuml;lf&uuml;&nbsp; Livaneli , Nazan Bekiroğlu &uuml;&ccedil;&uuml;bir aradam.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>◇Hayat hikayeniz ile yazdıklarınızın ilişkisi nasıldır?&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Değerli okuyanlar az ve &ouml;z anlatmak gerekirse ben roman yazmıyorum roman yaşıyorum.Hayal gibi bir ger&ccedil;ek yaşanılanlar.Kurgulasan bile bu kadar olamazdı dedirten t&uuml;rden bir hikayem var. Bir rumuze ile a&ccedil;ıklanırsa kendi hikayemin Manolyasıyım ben.Hikayesinin kahramanını bulan değilde , hikayesinin kahramnı olanım.Nasılmı? Şu satırlarla anlatıyım sizlere ; senki s&uuml;mb&uuml;ls&uuml;n leylaklaştın ama haklı olarak Manolya olmayı her zaman yatsıdın Elifsin&nbsp;</p>
<p>sen anısın ve geliceksin, ger&ccedil;eksin ve d&uuml;ş, şiirin takma adı devrimin ağa&ccedil; altısın...</p>
<p>Kısacası b&ouml;yle başlıyor hikayem romanımı tamamlayıp sizlere sunucağım en kısa s&uuml;rede.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>◇Bir kelime veya birer c&uuml;mlelik tanımlar eşliğinde; en sevdiğiniz eşyanız, sizi en mutlu etcek şey, keşke tekrar yaşasaydım dediğiniz olay?&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Benim i&ccedil;in hi&ccedil;bir zaman en olmadı.Tek hayatım var ve tek se&ccedil;imim.Bu y&uuml;zden en sevdiğim hayat yok yani gizemli d&uuml;nyamda tesad&uuml;flerle yaşamımı s&uuml;rd&uuml;rğ&uuml;m b&uuml;y&uuml;k şaşkınlıklar ama ufak mutluluklarda kendini arayan bir benliğim.Yine rumuze olarak Maria Magdelena (ger&ccedil;ek dost demek) Megaloman (&uuml;st d&uuml;zey kişilik demek) kendileri en b&uuml;y&uuml;k ilham kaynağım oldu M serim &ccedil;ıktığı zaman kendileriyle tanışmıs olucaksınız.Her yazının kurgudan değilde bir kilim misali harf harf hece hece g&ouml;zyaşı g&ouml;zyaşı dokumaktır anlamı. Bir yazar i&ccedil;in roman dokumak g&uuml;zel bir tabir olsa gerek.Keşkeler b&uuml;y&uuml;k pişmanlıklar getirir .Getirenin g&ouml;t&uuml;rmemesi i&ccedil;in keşkelere yer vermemek en doğrusu olacak.Tavsiye ederim sizlerede...</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Şiir Gibi Bir Ülke</title>
<link>https://edebiyatblog.com/siir-gibi-bir-ulke</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/siir-gibi-bir-ulke</guid>
<description><![CDATA[ 15 Mayıs 1919&#039;da Milli iktisadımızın Canevi olan İzmir&#039;in Yunanlıların işgal ettiğini 16 Mayıs 1919&#039;da haber aldık.. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_62802b8d095ea.jpg" length="62032" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 15 May 2022 01:22:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords>şiir, ülke, izmir, mayıs, işgal, kurtuluş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>15 Mayıs 1919'da Milli iktisadımızın Canevi olan İzmir'in Yunanlıların işgal ettiğini 16 Mayıs 1919'da haber aldık. Anadolu Sevr'e g&ouml;re değil, Mondros'a g&ouml;re işgale uğramış. Mondros'tan (30 Ekim 1918) sonra d&uuml;şman işgaline başlamış. 15 Mayıs Yunan İzmir'i işgal etmiş Mustafa Kemal 16 Mayıs'ta yola &ccedil;ıkmış. 19 Mayıs 1919 Samsun'a ulaşmış. Yardımeli bir gemi, gemiden yeniden doğan bir g&uuml;neş, inmiş. Tabii hayat biraz da yormuş. Ama işte g&ouml;r&uuml;yoruz ki sonu g&uuml;zel olmuş. Mustafa Kemal her zamanki kararlı tavrını takınarak atılmış cepheye. Manzara pek parlak olmasa da vatanı i&ccedil;in uykusuz geceler yorucu cepheler ge&ccedil;irmiş. Her şeye rağmen pes etmeden, yılmadan başarmış. Zaten bu t&uuml;r kavramlar atamızın doğasına bile ters d&uuml;şer. Emek verilen her şey &ccedil;ok g&uuml;zel olur. Tıpkı &uuml;lkemiz gibi fark yaratarak şiir gibi bir &uuml;lkede yaşıyoruz. Ama maalesef bu yaşantının hakkını veremiyoruz. Atamız onca emeğe karşı bug&uuml;n i&ccedil;in şu s&ouml;zleri s&ouml;yler ; doğum tarihini Atat&uuml;rk bile bilmezmiş. Cumhuriyet devrinde doğum yıl d&ouml;n&uuml;m&uuml; kutlamak i&ccedil;in kendisine m&uuml;racaat edenlere&nbsp; "itiraf ederim ki ben de bilmiyorum, eğer l&uuml;tfedip bir g&uuml;n yapmak istiyorsanız en m&uuml;nasibi 19 mayıs'tır." dediğini hatırlatırım. 19 Mayıs T&uuml;rk'&uuml;n ve Atat&uuml;rk'&uuml;n tarihte en mesut olayının cereyan ettiği g&uuml;nd&uuml;r ve bu &ouml;zel g&uuml;n&uuml; fikri olarak gen&ccedil;lere armağan etmiştir. Bedenen ve yaş&ccedil;a bir gen&ccedil;lik arka planıdır. &Uuml;lkeyi ayakta tutacak olan g&uuml;n&uuml;m&uuml;z şartlarına beden g&uuml;c&uuml;nden ziyade zihinsel g&uuml;&ccedil;t&uuml;r. &Ouml;zg&uuml;r ve h&uuml;r d&uuml;ş&uuml;nce yapımızda bu s&uuml;re&ccedil;te en iyi şekilde rol almalıyız. Şiir gibi d&uuml;ş&uuml;ne d&uuml;ş&uuml;ne , hece hece , mısra mısra yazılıp &ccedil;izilen bu &uuml;lkeyi bir m&uuml;svedde gibi buruşturup &ccedil;&ouml;pe atmak şanımıza yakışmaz. Bu g&uuml;n&uuml; kutlamak ve artık kendinizi toplamak yakışır şu saatten sonra bize...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kıymet Üzerine</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kiymet-uzerine</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kiymet-uzerine</guid>
<description><![CDATA[ Hiçbir şeyin değeri kalmadığı günlerde yaşamaktayız... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_627e257b9ce6f.jpg" length="61641" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 May 2022 21:21:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords>kıymet, üzerine, kişiselblog</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hi&ccedil;bir şeyin değeri kalmadığı g&uuml;nlerde yaşamaktayız. Sahi değersiz bir yaşama yaşamak diyebilir miyiz?&nbsp; Elimizdekilerin kıymetini anlamak i&ccedil;in daha ne kadar s&uuml;renin ge&ccedil;mesi lazım? Ya da ger&ccedil;ekten bir şey ge&ccedil;mesi mi lazım? &Uuml;zerimizden bir fırtınanın, bir tufanın ge&ccedil;mesi mi lazım? Veyahut bu saatin, bu g&uuml;n&uuml;n bu mevsimin, bu yılın ge&ccedil;mesi mi lazım? Hayır hayır hi&ccedil;bir şey lazım değil. İnsanın kendine kendi lazım.Bir nesneyi bulamayınca değil varken sevelim, mevsim ilkbaharken değil sonbaharken sevelim, biri &ouml;l&uuml;nce değil hayattayken sevelim, giderken değil kalırken sevelim. Yani ge&ccedil; kalmadan sevelim, kıymet bilelim. Zamanım bile israfı yakışmaz bizlere şu d&ouml;nemde israfa ka&ccedil;madan sevelim, zamanı ziyan etmeden&nbsp; sevelim. Velfecir de taşına uğramadan sevelim. Şairin bir s&ouml;z&uuml; var; "birşeyi sevmeye nereden başlanır bilir misin?" diye ve ardından "birşeyi sevmeye yokluğundan başlanır." Yani bir t&uuml;r azken kıymete biner. İnsanın fıtratında var kaybedince değer bilmek. Bu durumda nasıl başaracağız biz bunu diyebilirsiniz. D&uuml;nyevi işler kadar zor değil emin olun i&ccedil;ten yapmak y&uuml;rekten gelerek yapmak ger&ccedil;ekten zor değil. Sebepsizce bir &ccedil;ocuğa şeker verin mesela, sebepsizce yerde yatan bir k&ouml;peği , kediyi sevin, sebepsizce yardımda bulunun insanlara... Şu saatten sonra&nbsp; zamanında nesnenin de hayatında en değere bindiği an iyilikle sarılmamızdır , yaşama d&uuml;nyayı iyilikle kucaklamamız. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kıymet israftan ka&ccedil;arak iyiliğe koşmaktır. Bu maratonda yer belirlemek size kalmış artık...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Beyin &amp;amp; Kalp Hanım 1</title>
<link>https://edebiyatblog.com/beyin-kalp-hanim-1</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/beyin-kalp-hanim-1</guid>
<description><![CDATA[ Bi aralar aklımda nadirendin bu aralar aklımda badiremsin.. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_627e24305f610.jpg" length="49613" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 11 May 2022 20:23:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords>beyin, kalp, hanım</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bi aralar aklımda nadirendin bu aralar aklımda badiremsin. Sahi nerelerdesin şimdi Megaloman ne yapıyorsun mesela? Ne yaptığını biliyorum eskiden g&ouml;r&uuml;yordum ama şimdi biliyorum sadece biliyorum işte..</p>
<p>Kalanlarla pardon yalanlarla avutuyorum kendimi.Zihnimde bir sızı, sızıda bir sen, sende bir ben,biz olsaydık diyorum. Mutluluğumuzun şerefine koysaydık diyorum Megaloman sadece diyorum. Sende sadece susuyorsun. Hani &ccedil;ok mutlu olcaktın ben gidince hani &ouml;yle anlaşmıştık niye anlaşmayı bozdun şimdi. Daha dahada susmuşsun dahada k&uuml;sm&uuml;şs&uuml;n hayata. G&ouml;zlerin nemli nemli bu aralar pek bi tasız yaşamın. Neden diye sormayacağım. Yaşanılanlar nedensiz &ccedil;&uuml;nk&uuml; g&uuml;zellikler nedensiz olduğu i&ccedil;in g&uuml;zel. Bırakalım &ouml;yle kalsın susalım. G&ouml;rene g&uuml;zel g&ouml;remeyene &ouml;zel kalsın. S&ouml;yleyecek s&ouml;z&uuml;m ve verilecek s&ouml;z&uuml;m hep yarıda kaldı. Belki de o kadardı onun i&ccedil;in asla tamamlamayacağım. Her şey gibi bırakalım buda yarım kalsın..</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yaşamsal Sorun</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yasamsal-sorun</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yasamsal-sorun</guid>
<description><![CDATA[ İnsan kulağından zehirlenir.. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_627bb70da823f.jpg" length="49333" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 11 May 2022 16:13:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords>yaşam, sorun, kulak, doğruluk, kişiselblog</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ne g&uuml;zel s&ouml;ylemiş değil mi atalarımız "insan kulağında zehirlenir her duyduğuna inanma."Ger&ccedil;ekten de &ccedil;ok yerinde bir s&ouml;z. Her duyulana gereğinden fazla değer vermek kişinin kendi değerini kaybetmesine sebebiyet verir. "G&ouml;rd&uuml;klerimizin dahi yarısına duyduklarınızın hi&ccedil;birine inanmamak olmalı" hayat felsefemiz. Ancak refaha, g&ouml;n&uuml;l refahına b&ouml;yle erişilebilir. İnsan G&ouml;r&uuml;b&uuml;ş de hepimiz s&ouml;zlerimize inanıyor ve g&uuml;veniyoruz. Onların dayandığı ger&ccedil;eklerden ş&uuml;phe etmiyoruz ne s&ouml;ylersek s&ouml;ylediğimizde sonuna kadar samimiyiz , ne zaman b&ouml;yle hissetmeye başladık bu kadar anlaşılmazlık kafa karışıklığı itiş kalkış tefrika ve fitne var hepimiz ayağımızı ger&ccedil;ek demire bu kadar g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve sağlam şekilde basıyorsak neden hi&ccedil;bir ortak nokta da buluşamıyoruz? aynı fikirde değil &ouml;l&ccedil;&uuml; alacağımız kerteriz sayacağımız bir ortak noktada niye birleşemiyoruz ? &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ortak bir ger&ccedil;eğe inanmıyoruz. &Ouml;l&ccedil;&uuml; alacağımız tartışılmaz kaidelere sahip değiliz. Hepimiz kulaktan dolma bilgilerle g&uuml;n kurtarıyoruz. Herkes g&ouml;rmek istediğini g&ouml;r&uuml;p duymak istediğini duyuyor artık eğrinin yerine doğruyu koyan kalmamış. Ummadıkları noktalarda buluyor insanlar kendini hikayenin sonunda. Neden mi ? Bu yalan dolan &ccedil;ığına bir anlam verilemiyor &ccedil;&uuml;nk&uuml;. Geriye kalan &ccedil;aresizce bir y&uuml;rek &ccedil;arpıntısı oluyor. Onun i&ccedil;in bilip de s&ouml;ylek , s&ouml;yleyip de dinlememek en b&uuml;y&uuml;k dil kirliliği olsa gerek g&uuml;n&uuml;m&uuml;z yaşantısında..</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkülerin Münakaşası</title>
<link>https://edebiyatblog.com/turkulerin-munakasasi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/turkulerin-munakasasi</guid>
<description><![CDATA[ Ne saçları sarıydı nede adı Mihriban... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_6273b97aa8eea.jpg" length="23816" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 05 May 2022 13:34:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords>Türkü, münakaşa, mihriban</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ne sa&ccedil;ları sarıydı ne de adı Mihriban. Herkes bir Mihriban kurar hayalinde, bir Mihriban besteler, bir Mihriban s&ouml;yler ve onunla yaşar, ona yakıştırdıklarıyla. Sarı sa&ccedil;larına deli g&ouml;nl&uuml;m&uuml; bağlamışım &ccedil;&ouml;z&uuml;lm&uuml;yor diyor Musa Eroğlu. Unutursun kolay mı deme unutursun Mihriban'ım diyor Selda Bağcan. Arından devam ediyor Eroğlu ayrılıktan zor belleme &ouml;l&uuml;m&uuml; g&ouml;rmeyince sezilmiyor Mihriban. Ekliyor Bağcan oğlun kızın olsun hele unutursun unutursun Mihriban'ım. Susar mı Eroğlu devam ediyor bestesine. Yar deyince kalem elden d&uuml;ş&uuml;yor g&ouml;zlerim g&ouml;rm&uuml;yor aklım şaşıyor, lambada titreyen alev &uuml;ş&uuml;yor aşk kağıda yazılmıyor Mihriban. Karşılık veriyor Bağcan zaman erir kelep kelep, meyve dalda kalmıyor hep unutturur bir&ccedil;ok sebep unutursun Mihriban'ım. Ve Eroğlu son d&ouml;rtl&uuml;kleri seslendiriyor. Tabiplerde ila&ccedil; yoktur yarama, aşk deyince &ouml;tesini arama her nesnenin bir bitimi var ama, aşka hudut &ccedil;izilmiyor Mihriban. Selda Bağcan bu sonsuz susuşa uzun uzun haykırır b&uuml;t&uuml;n nağmeleri. Yıllar sinene yaslanır, hatıraların paslanır, bu deli g&ouml;n&uuml;l uslanır unutursun Mihriban'ım. S&uuml;t emerdin g&uuml;nd&uuml;z gece unuttun ya b&uuml;y&uuml;y&uuml;nce ha işte tıpkı &ouml;yle unutursun Mihriban'ım. Yanıt alamayınca Bağcan s&ouml;zlerine daha daha da vurur sazın tellerine. G&uuml;n ge&ccedil;er azalır sevgi, değişir herşeyin rengi, bug&uuml;n değil yarın belki unutursun Mihriban'ım. Belki de aşkına derinlere g&ouml;m&uuml;p acısını sırtlanıp bilinmezliklere sır tuttu Eroğlu. Selda Bağcan da ekliyor gayrı sonu. D&uuml;zen b&ouml;yle bu gemide, eskilerde yiter yenide, beni değil sen seni de unutursun Mihriban'ım. Bağcan ısrarıyla Eroğlu Feryadı ile t&uuml;ketti besteleri. Bizler dinlemeyelimde kim dinlesin bu besteleri. Kim hatırlasın? kim hatırlatsın? G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde unutulmaya y&uuml;z tutmuş bu kıymetleri, kimler arayıp araştırsın? kimler kulak verip alkışlasın kimler...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Yanım Nostalji</title>
<link>https://edebiyatblog.com/bir-yanim-nostalji</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/bir-yanim-nostalji</guid>
<description><![CDATA[ Geldim gördüm dünya büyük yalanmış... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_6271954501a39.jpg" length="79824" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 03 May 2022 21:14:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>Elif Can</dc:creator>
<media:keywords>Giden gitti, yan ateş böceği, şarkını söyle sazını çal</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Geldim g&ouml;rd&uuml;m d&uuml;nya b&uuml;y&uuml;k yalanmış. Sararmış solmuş b&uuml;t&uuml;n fotoğraflar. Eskiye dair her şey yok olmuş. 90'lardan kalma bir gazete, 80'lerin saman sarısı takvimi, derme &ccedil;atma bir kumaşla &ouml;rt&uuml;len pencereden sızan g&uuml;neş ışınları y&uuml;z&uuml;mden ge&ccedil;erek o tarihi testilerin olduğu g&ouml;mme dolaba ulaşıyor. Ka&ccedil; nesil geldi ge&ccedil;ti kim bilir ka&ccedil; hikaye yazıldı , ka&ccedil; bağ kazıldı o testilerle. Bu y&uuml;zden hi&ccedil; hakkım yok şikayete bile bile lades. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bile bile kendi ellerimizle teslim ettik b&uuml;y&uuml;k bir yok oluşa bu değerleri. Bir tarih geldi ge&ccedil;ti. Sorun da bu ya ge&ccedil;ti işte kalıcı kalamadık. Plakta bir melodide , kartpostalda bir fotoğrafta postada bir pulda, tipografi bir sanatta kalamadık. Geliştik mi değiştik mi bilemiyorum. Her şeyde olduğu gibi değerlerimizede sahip &ccedil;ıkamadık. avuntularımızla, kendimize yalanlarımızla d&ouml;nd&uuml;rd&uuml;k bu yalan d&uuml;nyayı. Eskiler eskiden g&uuml;zeldi &ouml;zlemek değil bu ,hasret kaldık hasret. Bir eşya veyahut bir nesnede takılı kalmadık sadece. Eskilerin kokusu eskilerin tadı yok şu hayatta. Akşam &ouml;ten cırcır b&ouml;cekleri, mesela sabahları baharın habercisi guguk kuşları nerededirler&nbsp;</p>
<p>şimdi ? Eskiden ayrı bir g&uuml;zellik;&nbsp; yazları g&ouml;kkubbe altında dolaşırdık sokak sokak. Edebiyat sokağımız olurdu orta oyunları sergilenen. Sanat sokağımız olurdu sınırsız hayalg&uuml;&ccedil;lerinin konuştuğu, bir de o kimsesiz sessiz sessiz sakin karanlık k&ouml;şede u&ccedil;uşan ateş b&ouml;cekleri olurdu. Neredesiniz şimdi ateş b&ouml;cekleri? Bulamıyorum sizleri. Bak vakitlerden akşam, durumlardan yalnızlık, gecenin bilmem ka&ccedil;ı ufak bir dokunuşla yine g&ouml;klere u&ccedil;arak aydınlatır mısınız bu karanlığımı? En &uuml;cra k&ouml;şeme ge&ccedil;tim yine bekliyorum sizleri. Giden gitti yan ateş b&ouml;ceği, şarkını s&ouml;yle sazını &ccedil;al...</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>