<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Yazarelifguler</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/Yazarelifguler</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Yazarelifguler</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>GERİYE KALAN</title>
<link>https://edebiyatblog.com/geriye-kalan</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/geriye-kalan</guid>
<description><![CDATA[ GERİYE KALAN 

Yaşamın kıyısındayım, ne içinde ne dışında 
Ne vazgeçebilirim herşeyden ne karışabilirim kalabalığa 
Yok hükmündeyim bazı, suretim sanki görünmez 
Sesim içime hapsolur, bu beden bana kafes 

Kimi zaman dalgaların ortasında kürek çeker 
Varlığımı hissederim uzanıyorsa bir el
Asılırım o an hayata, açılır gonca güller 
Bir şenlik alanı olur bulunduğum her yer 

Yalnızlığa, unutulmaya gark edilirsem eğer 
Kararır kalbim, benliğimdeki umut söner 
Zararım kendime olur, içimdeki çocuğu gömer 
El çekerim bu hayattan, ömrüm sona erer 

Hayat yolu ağır geldi, çok savunmasız kaldım 
Başıma taç ettiklerim için özelim sandım 
Herkes kendini düşünürken, ben feragattaydım
Rol yapmayı bilmem ki, ayak uyduramadım 

Benden geriye kalan bir kalem bir kağıt olsun
Sevincimi, kederimi onlara döktüm kaydolsun
Seven de sevmeyen de hepsinin canı sağolsun 
Benim ardımdan umarım şiirlerim can bulsun ]]></description>
<enclosure url="" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 24 Aug 2022 14:53:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yazarelifguler</dc:creator>
<media:keywords>Şiir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/11/image_750x_61802c8935fc1.jpg" alt="" /></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çul Çürüten</title>
<link>https://edebiyatblog.com/cul-curuten</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/cul-curuten</guid>
<description><![CDATA[ Öykü ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_6272a7e2db772.jpg" length="81237" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 04 May 2022 19:22:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yazarelifguler</dc:creator>
<media:keywords>Öykü, hikaye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&Ccedil;UL &Ccedil;&Uuml;R&Uuml;TEN&nbsp;</p>
<p>&ldquo;Ne ehlikeyf adamsın be! D&uuml;nya yansa bir bardak su d&ouml;kmezsin &uuml;st&uuml;ne. Dert yok, tasa yok. Ekmek elden, su g&ouml;lden yaşa bakalım beyzadem.&rdquo; dedi Celal yine haset dolu bakışlarıyla.&nbsp;<br />&ldquo;Namıdiğer &ccedil;ul &ccedil;&uuml;r&uuml;ten o. Bilmiyorsan tanıştırayım. Anası bunu bir &ccedil;ulun &uuml;st&uuml;nde d&uuml;nyaya getirmiş, o g&uuml;n bug&uuml;nd&uuml;r de kimse kaldıramamış beyzademizi o &ccedil;ulun &uuml;st&uuml;nden. Orada onu unutmuşlar zahar. Baksana ne anası ilgilenir, baba desen bunun y&uuml;z&uuml;nden &ccedil;ulsuz kalınca terk-i diyar etmiş zaten.&rdquo; diye gevrek gevrek g&uuml;ld&uuml; adının hakkını veremeyen Rahim.<br />&ldquo;Sus ulan mahşer midillisi. Anasını babasını karıştırma.&rdquo; deyip iyi bir fır&ccedil;a &ccedil;ekti Celal Rahim'e. L&acirc;kin Rahim bunu anlayacak kapasitede değildi. Girdiği her ortamda patavatsızlığıyla, ondan daha da beteri hakarete varan acımasız eleştirileriyle nam salmıştı.<br />Sabri her zamanki tavrıyla kulakları dış d&uuml;nyaya kapalı, ağzından tek kelime &ccedil;ıkmaz, mimikleri kıpırtısız h&acirc;lde elinde misvağıyla uğraşır dururdu. Sanırdınız misvakla doğmuş. Ondan başka dostu yok. Kimselerle muhabbet etmeyen Sabri'nin i&ccedil;ine hapsettiği c&uuml;mleler, herg&uuml;n ucunu a&ccedil;tığı, soyduğu, kesip yonttuğu, liflerini eliyle taradığı şu misvağın i&ccedil;inde mi can buluyordu kimbilir, misvak gitgide daha da bir parlıyor, g&uuml;zelleşiyordu. Birg&uuml;n Sabri'nin yerine o dile gelirse şaşmamalıydı.<br />Sabri kendisine y&ouml;neltilen lafları umursamıyordu ki. Arsız bir sinek gibi vızıldasa da kulağının dibinde bu s&ouml;ylenenler, elini kaldırıp kovalamaya bile tenezz&uuml;l etmezdi. &ldquo;S&ouml;yleyene değil, s&ouml;yletene bak.&rdquo; dedirtir, herkesi u&ccedil;suz bucaksız sabrı ve metanetiyle ağzı a&ccedil;ık izlemeye sevk ederdi. Bir tiyatro oyunu gibi herg&uuml;n k&ouml;y kahvesinde canlandırılan seyirlik bir g&ouml;steriye d&ouml;n&uuml;şm&uuml;şt&uuml; bu s&uuml;rgit konuşmalar. Sabri dışında herkes aktifti bu oyunda. Seyirciler bile hayret nidalarıyla katılıyor, kimisi laf atıyor ortaya, kimi de başını iki yana sallıyor, oyuna hareket getiriyorlardı. Durağan olan tek şey Sabri&rsquo;nin kendisiydi. Herg&uuml;n heyecan ve merak eşliğinde bir tepki bekleseler de Sabri'den, yine heybeleri boş d&ouml;n&uuml;yorlardı oyundan.<br />Korunmaya ihtiyacı yoktu Sabri'nin ama Kahveci Mehmet Amca epey &uuml;z&uuml;l&uuml;r bu duruma, i&ccedil;i Sabri'yi sahiplenme i&ccedil;g&uuml;d&uuml;s&uuml;yle dolarak bozmaya &ccedil;alışırdı oynanan oyunu. Hele ki Sabri'nin babasızlığını, kollayanı olmadığını bildiğinden yaşanan bu trajik sahnelere m&uuml;dahil olur, savardı herkesi Sabri'nin başından. Savardı savmasına da, ertesi g&uuml;n yine aynı hadisenin tekerr&uuml;r etmesine mani olamazdı. &ldquo;Ah be &ccedil;ocuk,&rdquo; derdi i&ccedil;inden &ldquo;ne derdin var bu kadar? Nasıl kapattın kendini d&uuml;nyaya tek bir kel&acirc;m etmeyecek kadar?&rdquo; diye s&ouml;ylenip dururdu kendi kendine. Sabri dile gelmeyince, zamanında anasıyla dedesiyle konuşmaya &ccedil;alışmıştı elbet Kahveci, olayın i&ccedil; y&uuml;z&uuml;n&uuml; &ouml;ğrenmek, Sabri'ye yardım eli uzatmak i&ccedil;in. Ama &ouml;yle ketum insanlardı ki ailesi. Kendileri hakkında ser verip sır vermezler, k&ouml;y ahalisinin arasına karışıp hasbihal etmeye niyetleri bile olmazdı hi&ccedil;. Birka&ccedil; yıl olmuştu başka bir yerden bu k&ouml;ye g&ouml;&ccedil;eli. Ama kimseler nereden geldiklerini tam olarak bilmezdi. &nbsp;Bu aile kendi ıssızlığında yaşamayı se&ccedil;mişti. Mecburi h&acirc;ller dışında ne anası, ne dedesi iletişim kurardı k&ouml;yl&uuml;yle. O y&uuml;zden bu ailenin hikayesi maalesef s&ouml;ylenti şeklinde dilden dile dolaşırdı k&ouml;yde. Yok kan davasından ka&ccedil;mışlar, yok kıtlıktan ka&ccedil;mışlar, yok efendim birg&uuml;n patlak verecek gizli bir plan i&ccedil;in buraya konuşlanmışlar. Rivayetler b&ouml;yle s&uuml;r&uuml;p gidiyordu. İşin aslına astarına vakıf olamayanlar bu y&uuml;zden gemi azıya alıp bi&ccedil;are Sabri'ye y&uuml;kleniyorlardı.<br />Sabri &ouml;ğleden ikindi vaktine kadar kahvede elinden ve ağzından d&uuml;ş&uuml;rmediği misvakı ile, akşam&uuml;st&uuml; oldu mu iner dere kenarına, başlar t&uuml;rk&uuml;ler s&ouml;ylemeye. B&uuml;t&uuml;n derdini, kederini bu t&uuml;rk&uuml;lerle nehire akıttığı i&ccedil;in belki de gamsız olmuştu kimbilir. Canı sıkıldı mı tepelere &ccedil;ıkar, &ccedil;oban misali gezinir dururdu dağ bayır. Neyse ki, kahvede huzurunu ka&ccedil;ırmaya &ccedil;alışanlar buralarda musallat olmazdı ona. Yalnızlığı ile başbaşa dolaşırken dili a&ccedil;ılır, mimikleri harekete ge&ccedil;erdi. O da b&ouml;yle tutunuyordu hayata.<br />Ne anası doğru d&uuml;r&uuml;st y&uuml;z&uuml;ne bakar, ne dedesi kol kanat gererdi. İkisi de t&uuml;m g&uuml;n tarlada tapanda, herkesten uzak sadece &ccedil;alışmaya adarlardı kendilerini. Sabri hep bir işin ucundan tutmak istemiş, onların sevgisine, ilgisine mazhar olabilmek i&ccedil;in &ccedil;ok uğraşmıştı yıllarca. Ama her defasında &ldquo;ayak altından &ccedil;ekil&rdquo; diyen bakışlarına maruz kalmış dedesinin ve annesinden de beklediği şefkati g&ouml;remeyince uğramaz olmuştu yanlarına. Akşamdan akşama sofrada bir tas &ccedil;orba i&ccedil;mek tek ortak paydası olmuştu onlarla. Babası da birka&ccedil; yıl &ouml;nce &ccedil;ekip gidene kadar aynı miza&ccedil;la yaklaşmıştı Sabri'ye. Hi&ccedil;bir yaptığını beğenmez, onu s&uuml;rekli hor g&ouml;r&uuml;r, karşısındaki insan değil de bir pa&ccedil;avraymış gibi ayaklar altına alırdı her s&ouml;z&uuml;, her hareketiyle.&nbsp;<br />Sabri sorgulamadı mı, sorguladı elbet. L&acirc;kin, anası a&ccedil;madı ağzını, g&ouml;z&uuml;n&uuml; devirdi yere; dedesi y&uuml;z&uuml;n&uuml; &ccedil;evirdi, uzaklaştı yanından; babası desen bir tokat aşketti ki y&uuml;z&uuml;ne, daha Sabri'de ne soracak cesaret kaldı, ne konuşmaya hacet. Konu a&ccedil;ılamadan kapandı y&uuml;z&uuml;ne taş duvarlar ardında. Bir daha da kurcalamadı. Ne babasının gidişine dair sual etti, ne de bunca yıl zindan ettikleri hayatın hesabını sordu geride kalanlara. &Ouml;ğrense ne fark ederdi, h&uuml;km&uuml;n&uuml; yitirmişti herşey. Aile olmanın miadı dolmuştu. O da tepkisiz kalmayı se&ccedil;ti hayata, insanlara karşı. &Ouml;ylece kabullendi kendisine dayatılan herşeyi.<br />&nbsp;Misvak onun tek &ccedil;aresiydi. Onu ilmek ilmek işlerken sabır tohumlarını ekiyordu aynı anda kalbine. Bu sayede sessiz kalabiliyordu kendisine dadananlara. Onu sık sık ağzına g&ouml;t&uuml;r&uuml;yordu ki bu şekilde ağzını a&ccedil;ıp k&ouml;t&uuml; bir kel&acirc;m etmiyordu, ondan her daim bunu bekleyenlere karşı. Hoş, sadece k&ouml;t&uuml; s&ouml;ze değil, iyi s&ouml;ze de engeldi ağzının kilidi. Zira, yanında y&ouml;resindeki insanların &ccedil;oğu dedikodu d&uuml;şk&uuml;n&uuml;yd&uuml;, dalavereciydi, muhatabının kusurunu &ouml;rtmek yerine a&ccedil;ığa &ccedil;ıkarmak i&ccedil;in binbir d&uuml;zen kuran karaktere sahiptiler. İyi niyetliler de tek t&uuml;k se&ccedil;iliyordu ama Sabri k&uuml;sm&uuml;şt&uuml; bir kere insanlığa. Onların iyi niyetleri derya denizde bir damla suydu. Ne kendilerine hayırları olurdu, ne Sabri'ye cansuyu verebilirlerdi. Dert insana anlatılmazdı. Akıp giden suya, aman vermez dağlara anlatılırdı.<br />Herşeyden şikayet&ccedil;iydi buradaki ahalinin &ccedil;oğu. &Ccedil;ay a&ccedil;ık olmuş, k&ouml;p&uuml;r&uuml;rd&uuml; kimisi hemen. Tavlada hile yapılmış, cıngar &ccedil;ıkarırlardı. Aylarca bor&ccedil;larını &ouml;demez, bakkal veresiyeyi kesince kapısına dayanırlardı. &ldquo;Senin horozun, senin ke&ccedil;in bağıma, bah&ccedil;eme girdi" deyip taşlı sopalı kavgaya tutuşurlardı. Karşı k&ouml;yden bir kıza aşık olan gen&ccedil;ler o k&ouml;y&uuml;n delikanlılarından veto yiyince hazmedemez, maiyetini toplayıp baskına giderlerdi. &Ccedil;oğu kez de ava giden avlanırdı. Herkes b&ouml;yle olacak değildi ya; iyi niyetliler, sakin miza&ccedil;lılar da vardı elbet, vardı da etkisiz eleman olmuşlardı bunca hırsın, g&ouml;z&uuml; d&ouml;nm&uuml;şl&uuml;ğ&uuml;n, katakullinin i&ccedil;erisinde. Sabri etliye s&uuml;tl&uuml;ye karışmaz, &ldquo;&ccedil;ul &ccedil;&uuml;r&uuml;ten&rdquo; pozisyonunu korumaya devam ederdi t&uuml;m bu hareketliliğin i&ccedil;inde.<br />İşte bir g&uuml;n yine bir vaka ile k&ouml;y meydanı yıkılıyordu. K&ouml;y&uuml;n gen&ccedil;lerinden biri, kavgalı oldukları karşı k&ouml;yden bir kızı ka&ccedil;ırdı sonunda, &uuml;stelik de nişanlı bir kızı. B&ouml;yle bir olay olur da, ortalık yangın yerine d&ouml;nmez mi? Eli sopalı, tırpanlı kız tarafı vardı k&ouml;y meydanına. Ahali sindi, ses seda kesildi. Kahvedekiler dağıldı. &Ccedil;ul &ccedil;&uuml;r&uuml;ten Sabri ile Mehmet Amca'dan başka kimse kalmadı ortalıkta. Sabri yine tepkisiz, kılını kıpırdatmadan oturuyor, arada misvağını yontuyor. Mehmet Amca &ccedil;ok yalvardı: &ldquo;Oğlum, gir kahveye. Bunlar seni mazlum g&ouml;r&uuml;p, hın&ccedil;larını senden &ccedil;ıkarırlar. Gel, etme&rdquo; dese de nafile. Sabri kendi d&uuml;nyasında yine sus pus, elini eteğini &ccedil;ekmiş herşeyden, mıh gibi &ccedil;akılı oturduğu yere. Ta ki k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir kız &ccedil;ocuğu meydanda g&ouml;r&uuml;n&uuml;p de &ouml;&ccedil; almaya gelen gen&ccedil;lerin eline ge&ccedil;ene dek. Ağlayan kızı kollarından &ccedil;ekiştirip kaldırıyorlar havaya, sesleniyorlar: &ldquo;Kızımıza g&ouml;z diken hain, neredeysen &ccedil;ık karşımıza, getir kızı bu &ccedil;ocuğu diyet olarak alıp gitmemizi istemiyorsan.&rdquo; &Ccedil;ocuğun anası d&ouml;v&uuml;n&uuml;yor: &ldquo;Yok mu yavrumu kurtaracak bir yiğit? El kadar bebemi yem etmeyin bu zalimlere" diyor ama duyan yok, ses eden yok.&nbsp;<br />Onca yıl dili bağlanmış, eli ayağı adeta nadasa &ccedil;ekilmiş Sabri vicdanını, yiğitliğini hayata k&uuml;st&uuml;rmemiş olacak ki &ouml;yle bir &ccedil;ıkıyor ki er meydanına, hepsinin hakkından geliyor. Kızcağızın burnu bile kanamadan ellerinden &ccedil;ekip alıveriyor. Ortalık s&uuml;tliman olmuş, kapı pencere ardına gizlenen başlar &ccedil;ıkıveriyor ortaya birer birer. Kahveci Mehmet Efendi bir nutuk &ccedil;ekiyor k&ouml;yl&uuml;ye: &ldquo;&Ccedil;ul &ccedil;&uuml;r&uuml;ten dediğiniz adamın tek su&ccedil;u &ccedil;ul &ccedil;&uuml;r&uuml;tmek olsun. Sizin vicdanınızın, merhametinizin, insanlığınızın &ccedil;&uuml;r&uuml;m&uuml;şl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n yanında onunki ne ki?&rdquo;<br />O olaydan sonra Sabri kendi ger&ccedil;ekliğiyle y&uuml;zleşti. Kahramanlığını g&ouml;ren dedesiyle anası daha fazla y&uuml;z &ccedil;eviremez oldular ondan. Kilitli sandıklar a&ccedil;ıldı, gizlenen t&uuml;m mazi ortaya d&ouml;k&uuml;ld&uuml; ve bir bomba gibi d&uuml;şt&uuml; Sabri'nin kucağına. Babası bildiği adam &ouml;z babası değildi. Kardeşinin yaptığı hatanın cezasını t&ouml;re gereği elleriyle kestikten sonra babasıyla, karısıyla ve istenmeyen bir &ccedil;ocukla bu k&ouml;ye sığınmışlardı. Sabri'yi g&ouml;zden &ccedil;ıkarmıştı annesi de, amcası da. Ancak dedesi kıyamadı, engel oldu yaşanacaklara. Bu y&uuml;zdendi anne baba sevgisini, şefkatini hi&ccedil; tatmamış olması Sabri'nin. Babası bildiği amcası da bu y&uuml;k&uuml; daha fazla sırtlanmak istemeyince sırra kadem basmıştı. Demek dedesinin hep y&uuml;z&uuml;n&uuml; &ccedil;evirmesi, uzaklaşması; annesinin g&ouml;z&uuml;n&uuml; yere devirmesi hep bu acıyı dile getirememektenmiş.<br />Sabri artık ne bu olaydan sonra ne de &ouml;ğrendiği acı hakikatten &ouml;t&uuml;r&uuml; buralarda kalamazdı. Artık &ccedil;&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; &ccedil;uldan kurtulmanın, yeni hayatına b&uuml;r&uuml;nmenin zamanı gelmişti. Topladı tası tarağı. Zaten tek dostu, sakinleştiricisi misvakından başka pek de birşeyi yoktu ya. Bir g&uuml;n sessizce &ccedil;ulun &uuml;st&uuml;nden kalktı; &ccedil;&uuml;r&uuml;memiş, kokuşmamış bir yaşam bulmak &uuml;midiyle yola revan oldu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>EMANET</title>
<link>https://edebiyatblog.com/emanet</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/emanet</guid>
<description><![CDATA[ Aşk kokan polisiye bir kurgu ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/07/image_750x500_60f1f9bb684b4.jpg" length="74609" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 01 Nov 2021 21:06:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yazarelifguler</dc:creator>
<media:keywords>Hikaye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><br />Meğerse hayatım boyunca hep bir mağdur edebiyatı ile beslemişim ruhumu. Kendime yetememişim de, hep bir beyaz atlı prens hayali kurmuşum. Geldi mi gelecek mi diye diye k&ouml;şe bucak onu aramışım. Sonunda bulmuşum dizgin vuramadığı atı y&uuml;reğinde şahlanıp duran, prens g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml;n&uuml; asaletinden, nezaketinden, altın kalbinden alan masal kahramanımı. Evet, ger&ccedil;ek olamayacak kadar masalsıydı. Peki, her masal mutlu sonla biter miydi...<br />Baskıcı bir ailede b&uuml;y&uuml;menin etkileri insanın neredeyse b&uuml;t&uuml;n hayatına mal olabiliyor. Aileler eskiden &ccedil;ocukları &uuml;zerinde otorite kurmayı, onlara yasaklar sunmayı &ccedil;ocuğu terbiye etme olarak addederdi. Aileme kızamıyorum, onların da tek g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;, bildiği şey buydu. Ben de onlardan kuralcı olmayı, sınırlarımı &ccedil;izmeyi &ouml;ğrendim hayata karşı. Bu zaman zaman yordu tabii beni. İnsan ortam değiştirdik&ccedil;e, yaş aldık&ccedil;a sınırlarını g&uuml;n&uuml;n şartlarına g&ouml;re d&uuml;zenleyebilmeli ya da esnetebilmeli. Katı bir disiplinle b&uuml;y&uuml;d&uuml;ğ&uuml;m i&ccedil;in &ccedil;ok zorlandım okul hayatımın bitişiyle. Mesela erkeklerle g&ouml;z teması kurmak bir tabuydu benim i&ccedil;in. Nitekim, iş yaşamımda da sıkıntılarını tecr&uuml;be ettim. Şefim sık sık konuşurken neden g&ouml;zlerinin i&ccedil;ine bakmadığımı sorgulardı. Ge&ccedil;iştirirdim, farkında olmadığımı s&ouml;ylerdim. Bir de &ccedil;ocukluk-gen&ccedil;lik d&ouml;neminde &ldquo;sen k&uuml;&ccedil;&uuml;ks&uuml;n, yapamazsın.&rdquo; &ldquo;bu senin eline yakışmaz&rdquo; &ldquo;sen bırak, annen yapsın&rdquo; deniliyorsa vay halinize. İşte o zaman hayata yenik başlıyorsunuz, &ouml;zg&uuml;veniniz sizi terk ediyor. Kendinize yetemediğiniz gibi kimseye de faydalı olamayacağınızı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsunuz. Mesela &ldquo;hayır&rdquo; demek de &ouml;ğretilmemişti bize. O y&uuml;zden &ccedil;oktur katlandıklarımız, metazori yaptıklarımız. Bilmezdim benim i&ccedil;in birg&uuml;n bunların tersine d&ouml;neceğini. &ldquo;oh be, d&uuml;nya varmış &ldquo; derler ya. &ldquo;Oh be, şu koca d&uuml;nyanın i&ccedil;inde benim de yaşamaya değer bir d&uuml;nyam varmış.&rdquo; dedirtti sevdiğim adam bana sonunda.<br />&nbsp;10 yıl &ouml;nceydi. Ilık bir nisan ayı, &ccedil;i&ccedil;ekler boy vermiş, ağa&ccedil;lar yapraklarıyla salına salına bahara &ldquo;hoşgeldin&rdquo; merasimi d&uuml;zenlemekte. T&uuml;m canlıların kanı kaynıyor adeta. Bahar bu, g&uuml;zel haberlerin m&uuml;jdecisi. Ne kadar da canım sıkkın olsa baharın kıpırtılarını, adım adım yaklaşan o g&uuml;zel seslerini duyup , kokusunu i&ccedil;ime &ccedil;ektik&ccedil;e &ldquo;g&uuml;zel g&uuml;nler kapıda &ldquo; derim hep kendi kendime. Kalbimin sanki son &ccedil;ırpınışlarıydı, acımasız terk edilmişlikler vardı &uuml;zerimde; tekrar sevmek, g&uuml;venmek, bağlanmak gibi olgular h&uuml;k&uuml;ms&uuml;zd&uuml; artık g&ouml;z&uuml;mde. Ama ufacık da olsa uğultulu bir ses yankılanıyordu derinlerimde. Kimbilir belki de d&uuml;şmemek i&ccedil;in &nbsp;sığındığım son avuntuydu. &ldquo;bir yol daha var" diyordu bu ses. Uzun muydu, meşakkatli miydi, yakında mı, uzakta mı? Hangi y&ouml;ne &ccedil;evirmeliydim kendimi? Bunları hi&ccedil; sormuyordum o zaman kendime. Sadece inanıyordum o yolu er ge&ccedil; bulacağıma ve akışa bırakmak istiyordum kendimi. B&uuml;y&uuml;kler der &ldquo;cahil cesareti" , bizler deriz &ldquo;anı yaşamak&rdquo;. Evet toydum, i&ccedil;ime kapanıktım, korkularım vardı, ge&ccedil;mişim yakamı bırakmıyordu ama varlığını hissettiğim o belki de son yoldan da ge&ccedil;mek isteyecek kadar deli akıyordu kanım. Bir 8 ay daha beklemem gerekiyormuş doğru yola kavuşana dek. Bu bekleme s&uuml;recini i&ccedil;imdeki yangınları s&ouml;nd&uuml;rmeye &ccedil;alışmakla, ge&ccedil;mişimle d&uuml;şmanlığı bırakıp onu affetmeye uğraşmakla ge&ccedil;irdim ve bu yalnız g&uuml;nlerimi i&ccedil;imdeki o masum &ccedil;ocukla hasbihal etme fırsatı olarak g&ouml;rd&uuml;m. Herşey kendiliğinden oluveriyordu sanki. Bunca yıl kendimle ve se&ccedil;imlerimle y&uuml;zleşememişken şimdi arenaya &ccedil;ıkmıştım ve ilk defa kendimi nedensiz, şartsız seviyordum. Evet nedensiz diyorum &ccedil;&uuml;nk&uuml; o yaşıma kadar hep bir neden aramıştım kendime sevilebilmek, hayatta kalabilmek adına. Azimli olduğum i&ccedil;in, al&ccedil;akg&ouml;n&uuml;ll&uuml;, uyumlu biri olduğum i&ccedil;in vs. Bu liste b&ouml;yle uzar giderdi ama nasıl; kendimden , i&ccedil;imdeki asıl benden verdiğim &ouml;d&uuml;nlerle. Meğer gelmekte olan sevgilinin kendinden &ouml;nce bana ulaşan enerjisiymiş i&ccedil;imdeki bu değişimin sebebi. O gelmeden &ldquo;sevmek, yaşamak&rdquo; kelimelerini t&uuml;retiyordum, inşa ediyordum i&ccedil;imde. O gelince bu s&ouml;zc&uuml;kler v&uuml;cut buldu bende, eyleme ge&ccedil;ti.<br />T&uuml;m hafta sınav i&ccedil;in hazırlanmanın neticesinde sersem bir haldeydim; okuldan &ccedil;ıkmış aniden bastıran Nisan yağmuruna yakalanmıştım, biran &ouml;nce eve d&ouml;n&uuml;p uyuma hevesiyle motora bindim. O kısacık mesafede hava şartları &ouml;yle bir değişime uğradı ki, bir mevsimden diğer mevsime ge&ccedil;tik sandım. Fırtınanın kuvvetiyle motor sarsılmaktaydı. İşte o an g&ouml;z g&ouml;ze geldik. &ldquo;korkma, ge&ccedil;ecek dinecek fırtına birazdan" diyordu bakışlarıyla &ouml;mr&uuml;mde başka bir fırtınaya yol a&ccedil;acağını bilmeden.<br />Fırtına ge&ccedil;ti, yağmur dindi. Şimdiyse i&ccedil;imizde tatlı bir meltem esmekte, aşk yağmuru serpişmekteydi &uuml;zerimize. &Ccedil;ok farklı bir d&uuml;nyaya a&ccedil;ıldı kapılarım varlığıyla. &nbsp;T&uuml;m imkansızlıklar m&uuml;mk&uuml;n h&acirc;le geldi sevgisiyle. Aklı bir karış havada aşıklar değildik, ayaklarımız tam manasıyla yere basıyordu. Eğitimimde, iş hayatımda onun bana olan desteği, inancı &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k rol oynadı. Yeni bir kimlik oluşturmuştum adeta. O ise bende zaten var olan hasletlerin g&uuml;n y&uuml;z&uuml;ne &ccedil;ıkması i&ccedil;in yardımcı olduğunu s&ouml;ylerdi. &ldquo;İ&ccedil;inde ne cevherler varmış meğer, bin pırlantaya bedel" derdi. Bir &ouml;zl&uuml; s&ouml;z, ger&ccedil;ekten insanın &ouml;z&uuml;nden gelerek s&ouml;ylendiğinde karanlıklar aydınlığa kavuşuyormuş. Aydınlandım, g&uuml;nışığı ile &ccedil;i&ccedil;ek a&ccedil;tım titrek mum ışığı &nbsp;gecelerine sırtımı d&ouml;nerek.&nbsp;<br />Bir yazılım m&uuml;hendisi ile bir edebiyat &ouml;ğrencisi nasıl bir ortak paydada buluşurlar diye d&uuml;ş&uuml;nmekten alıkoydu beni t&uuml;m h&uuml;nerlerini sergileyerek. İlk buluşmamızdan itibaren şiirle karşıladı beni. Yıllarca i&ccedil;imde bir destan gibi sakladığım t&uuml;m c&uuml;mleler volkan olup aktı adeta onunla birlikte. Herşey &ouml;yle g&uuml;zel seyrediyordu ki g&uuml;nler birbirini kovalarken bizim sevgimiz b&uuml;y&uuml;yor, gelişiyor, gittik&ccedil;e daha da iyiye evriliyordu. Toz pembe değildi elbet, ufak tefek kırgınlıklar da olmuyor değildi; tadı tuzu onlar aşkın. Ama neyse ki &ccedil;ok kısa s&uuml;r&uuml;yordu &ccedil;&uuml;nk&uuml; ikimiz de koca bir g&uuml;n&uuml; birbirimizin g&uuml;l&uuml;ş&uuml;n&uuml; duymadan ge&ccedil;irmek istemiyorduk. Onsuz, sevgiden yoksun hayatımda 1 g&uuml;n o kadar uzun gelirdi ki bana hemen gece olsun isterdim, yalnızlığımdan soyunup uykuya, hayal d&uuml;nyama dalmak i&ccedil;in. Ama o vardı artık, g&uuml;n&uuml;m&uuml; aydınlatan ışığım, yol arkadaşım. Koca 1 g&uuml;n nasıl mahrum kalabilirdim onun sesinden, nefesinden. Ş&uuml;k&uuml;r ki aynı yerden bakıyorduk hayata. İkimizin de bir uzvu eksik gibiydi kırgınlık saatlerinde.<br />Her g&uuml;zel şeyin bir bedeli var değil mi? &Ccedil;ok mutlu olmanın da bedeli ağır oluyor. &Ouml;mr&uuml;mce hayalini kurduğum anların en g&uuml;zelini yaşıyordum onunla. Mutluluğum o kadar yoğun ve coşkuluydu ki hi&ccedil;bir olumsuz his beni etkisi altına alamıyordu o zamanlar. Ezelden beri onu bekliyormuşum, yaşadığım t&uuml;m olmamışlıklar, ıssızlıklar hep onun geleceğine delaletmiş. O ana dek tecr&uuml;be ettiğim t&uuml;m acıları, yalnızlıkları aklıyordum bir nevi. Başımda kavak yelleri estiğinden değil, ona ve samimiyetine sonuna kadar inandığım i&ccedil;in. İnancıma bir an bile halel gelmedi. Kanlı canlı bir masaldı o benim hayatımda. Hala da &ouml;yle.<br />Hayli maceralı bir yurtdışı seyahatinin akabinde geldi evlilik teklifi. İşi i&ccedil;in İskenderiye'ye gitmesi gerekiyordu. Beni de davet etti. Ancak, o benden &ouml;nce gidecekti. Zira benim bitirmem gereken m&uuml;him bir dosya vardı ve o sırada da vize işlemlerini halledecektim. İ&ccedil;im i&ccedil;ime sığmıyordu, ilk yurtdışı tecr&uuml;bem olacaktı hem de en değerlimle birlikte. Planlar hazırdı. İskenderiye'de işini bitirir bitirmez Piramitler'e seyahat edecektik. Ben hemen vize işlemlerine başladım ve o g&uuml;n&uuml;n akşamı da onu uğurladım. &ldquo;İpin bir ucu bende sımsıkı bağlı, diğer ucu da sende, onu hi&ccedil; bırakmayacağını biliyorum, o ipe tutun ve doğruca benim yanıma gel" dedi giderken. Kalplerimiz kenetliydi, birbirine m&uuml;h&uuml;rl&uuml;yd&uuml;; yolumuzu kaybetmezdik biz. U&ccedil;ak biletim hazırdı ancak g&uuml;nler ge&ccedil;mesine rağmen bir t&uuml;rl&uuml; vizeden ses &ccedil;ıkmıyordu. Konsolosluğu aradığımda u&ccedil;ağımın kalkışından 1 g&uuml;n &ouml;ncesine tarih verdiler, kılı kılına yetişecektim. İşler her zaman planladığımız gibi gitmiyor tabii. O sabah erkenden heyecanla aradım yine el&ccedil;iliği, telefonda birbirlerine paslıyorlardı beni ve ben her birine ayrı ayrı derdimi anlatmak zorunda kaldım. Nihayetinde o g&uuml;n yetişmeyeceğini s&ouml;ylediklerinde ağzımdan &ccedil;ıkan kararlı s&ouml;zlere, kesin bir dille takındığım &uuml;sluba ben bile inanamadım. Konsolosla g&ouml;r&uuml;şt&uuml;rd&uuml;ler beni ve o da yanına davet etti beni. Heyecan verici bir g&uuml;nd&uuml;. Konsolosluk &ouml;n&uuml;nde bir&ccedil;ok kişi sıra beklerken, ben kilitli kapıların ardına ulaşmayı başardım. Osmanlı devrinden kalma koskocaman kapılar altından ge&ccedil;erek han gibi bir odaya alındım ve konsolos geldiğinde beni ilgiyle dinledi. Kapıdan &ccedil;ıkarken vizem elimdeydi. Şanslı g&uuml;n&uuml;mde miydim yoksa evrene yolladığım olumlu enerji bana katlanarak geri mi d&ouml;nm&uuml;şt&uuml;; her ne dersek diyelim Mısır&rsquo;da yaşayacak g&uuml;nlerim varmış. Kavuştuk, r&uuml;ya gibi bir tatilin bizi beklediğini sanıyorduk. Meğer bahar sadece bizim i&ccedil;imizde, aşkımızda değilmiş. Işık hızıyla yaklaşan bir Arap baharı varmış kapıda. Otele yeni varmıştık, &uuml;zerimizdeki yorgunluğu atmaya fırsat bulamadan bir kıyamet senaryosunun i&ccedil;inde bulduk kendimizi. Bu kadar insan ne ara organize olmuştu, nasıl akın akın dolduruyorlardı meydanları. O an dışarıda olmadığımıza ş&uuml;krettik. Ama endişeliydik, bizi nelerin beklediğini bilmiyorduk. İnternet erişimi yoktu, telefonlar &ccedil;alışmıyor, ailelerimizi arayamıyorduk. 10 g&uuml;n mahsur kaldık &uuml;lkede, otelden dışarı &ccedil;ıkmaya cesaret edemeden. Onca g&uuml;n bize &ccedil;ok şey &ouml;ğretti. G&uuml;zel olan hi&ccedil;bir şeyi ertelememek gerektiğini, elimizde olanların kıymetini bilmeyi ve en m&uuml;himi de yaşadığımız hi&ccedil;bir an'ı heba etmemek gerektiğini. Zira &ouml;l&uuml;m&uuml;n tarihi, saati yoktu. Bu olaylardan sonra &ldquo;vakit &ouml;ld&uuml;rmek&rdquo; deyişini lugatimden &ccedil;ıkarmıştım. Vakit &ccedil;ok kıymetli bir kavramdı artık. Sıla hasreti biter bitmez parmağımda y&uuml;z&uuml;kle buluverdim kendimi. Bir d&ouml;nem kapanıyor, gizlerle dolu yeni bir perde a&ccedil;ılıyordu hayatımda.<br />İnsanın hayatı bir anda mı alt&uuml;st olur? Yoksa tehlike &ccedil;anları ara ara yakınımızda &ccedil;alıyordur da biz mi &uuml;st&uuml;m&uuml;ze alınmıyoruzdur. En nihayetinde &ldquo;kader buluşturdu, kader ayırdı&rdquo; diyebilir miyiz kayıp gidenlerin ardından? O karşıma &ccedil;ıkmadan &ouml;nce başıma gelen dramatik olaylarda sorumluluğumu yazgıma y&uuml;klerdim bir teselli bulmak i&ccedil;in kaybedişime. Ama dedim ya o, benim doğru bildiğim t&uuml;m yanlışları sildi hayatımdan ve ben sorgulamayı, cevapları aramayı, kendimi boş avuntulara maruz bırakmamayı &ouml;ğrendim.&nbsp;<br />O &ouml;yle g&uuml;zel saklamış ki sırtındaki y&uuml;kleri benden. İ&ccedil;inde korkun&ccedil; fırtınalar, kaybetme korkuları, derin pişmanlıklar varken kendimi prenses gibi hissettirmeye devam etmiş. Ben masal d&uuml;nyamıza &ouml;yle bir kaptırmışım ki kendimi, yaşadığı travmalara v&acirc;kıf olamamışım. Şehir dışı iş seyahatleri artmıştı ama beni ihmal etmemeye &ouml;zen g&ouml;steriyordu. Sonraları sıklaşmaya başladı bu geziler. Hatta bir ara takılmaya başladım ona. &ldquo;Gizli g&ouml;revde mi &ccedil;alışıyorsun yoksa? Benden gizleme n'olur" diyordum. &Ccedil;ok g&uuml;l&uuml;yordu bu lafıma. Kahkahaya vuruyordu kendini. İnsan bazen diline gelenleri, haykırmak istediklerini susmak i&ccedil;in ya &ccedil;ığlık atar, ya kahkahayla katılırmış. O feryatlarını kamufle etmeye &ccedil;alışırken benim kulaklarım tıkalıymış. Onun y&uuml;reği tir tir titrerken ben hep yazı, baharı yaşamışım. Onun g&ouml;zlerinden h&uuml;z&uuml;n ve &ccedil;aresizlik akarken benim g&ouml;zlerimin &ouml;n&uuml;nde kelebekler u&ccedil;uşuyormuş.<br />Bir yıldız kayıp gitti &ouml;mr&uuml;m&uuml;n en g&uuml;zel deminden ardında yaşlı g&ouml;zler, soru işaretleri, &ccedil;ıkmaz sokaklar bırakarak. Ne bir vedası ulaştı bana, ne ufacık bir emare ondan aylarca. Kara kutuyu bulmak &ccedil;ok zamanımı aldı. Bilmek mi zor, bilmemek mi? &Ouml;ğrenmeseydim ger&ccedil;ekleri, hep aynı dozda acıyla yaşar, buna alışırdım belki gitgide. Ya da bu bilinmezlik, bu belirsizlik birg&uuml;n tufan olur, patlardı i&ccedil;imde. Ger&ccedil;ek en nihayetinde &ouml;n&uuml;me cam kırıklarıyla dolu bir yol olarak serildiğinde adım adım geriledim. &ldquo;Keşke&rdquo; dedim, &ldquo;keşke &ccedil;ıkmasaydım yola, g&ouml;nl&uuml;m&uuml; daha da kanatacak bu yol ayrımına denk gelmeseydim.&rdquo; Keşkelerle dolu c&uuml;mleler koca bir hi&ccedil;, anlamdan yoksun, i&ccedil;i boş. Zamanı geri sarabilmek m&uuml;mk&uuml;n değildir ama hakikatle y&uuml;zleşmek de mangal gibi y&uuml;rek ister; h&acirc;l b&ouml;yle olunca sarılırsın keşkelere bir faydası olmadığını bile bile.<br />Hainlerin gizli emellerinin, kirli pusularının kurbanı oldu. Bilgisayar kurdu olmasının bedelini canıyla &ouml;dedi. Yurtdışına gitmişti. Yazılımını geliştirdiği şirketin yasadışı işlerinden bihaberdi. Sadece işini yapmaya &ccedil;alışırken onların ekmeğine yağ s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; nereden bilebilirdi? Meğer şirket adı altındaki bu iğren&ccedil; oluşum bilinen iş insanlarına, &uuml;st d&uuml;zey yetkililere suikast hazırlığı i&ccedil;erisinde ve b&uuml;y&uuml;k bir vurgun ger&ccedil;ekleştirmek &uuml;zereymiş. Metin bu gizli listenin şifresini &ccedil;&ouml;z&uuml;nce yetkili makamlara gidip bunu bildirmeye fırsat bulamadan farkına varmışlar ve tehditler başlamış. Ailesinin ve benim konumumuzu bularak ters bir hareket yapması durumunda bizimle tehdit etmişler onu. Yanıma son gelişlerinde meğer hep g&ouml;z hapsindeymiş. Benim de g&ouml;zlerim onun sırtındaki kamburu g&ouml;remeyecek kadar k&ouml;rm&uuml;ş. Keşke tekrar gitmeseymiş, şantajlara boyun eğmeseymiş. Ne olurdu o zaman bu hikayenin sonu. Belki de hepimizin &ouml;l&uuml;m&uuml; olacaktı, bizim i&ccedil;in feda etti kendi hayatını. Ve tekrar oraya d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;nde aylarca &uuml;lkeden &ccedil;ıkmasına izin vermemişler.<br />&ldquo;Kalbime dokun, bak her atışında sana koşuyor, hele sen yanımda yokken daha da s&uuml;ratli koşuyor sana biran &ouml;nce varabilmek i&ccedil;in&rdquo; derdi. Korkardım kalbinin bu hızlı tıkırtısından ama koltuklarım da kabarırdı benim i&ccedil;in b&ouml;yle delice atan bir kalp i&ccedil;in. İşte o dokunmaktan korktuğum, hi&ccedil; kırmaya kıyamadığım d&ouml;rtnala giden kalp, bağrındaki yangına daha fazla dayanamamış ve durmuş bir g&uuml;n. O lanet mahzende aylar sonra bulabilmiş polisler, kalbini bana emanet eden sevdiğimi. Ne beklenir ki &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; d&uuml;nya &uuml;lkesinden? Herşeyin ağır işlediği, insan canının ehemmiyetinin olmadığı, belalarla dolu bir toprak par&ccedil;ası. Acımız bize yetmiyormuş gibi &uuml;lkedeki lanet prosed&uuml;rler y&uuml;z&uuml;nden naaşına bile &ccedil;ok ge&ccedil; kavuştuk. &Ouml;ld&uuml;rmeyen acı g&uuml;&ccedil;lendirir mi? Naaşına, atmayan kalbine dokunurken yıkılmamamın a&ccedil;ıklaması bu mudur? Ellerimle toprağa verirken onu, g&ouml;zyaşlarıma h&acirc;kim olabilmem ne ile a&ccedil;ıklanır? Onun kalbi atmıyorken benimki eskisinden daha hızlı atıyor artık. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; emaneti bende. Sadece g&uuml;zel anılarımızın imgeleriyle hayatta kalabiliyorum ben. Ben bir u&ccedil;urumdan d&uuml;şt&uuml;m onun gidişiyle ama d&uuml;şerken u&ccedil;mayı, anılarımıza tutunmayı da &ouml;ğrendim. Onu kalbimde yaşatıyor, emanetini son nefesime kadar onu yad ederek taşıyacağımı biliyorum.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Sanrısın</title>
<link>https://edebiyatblog.com/bir-sanrisin</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/bir-sanrisin</guid>
<description><![CDATA[ Kaybolduğunda çökecek üstüme kapkara hüzün&#039;
 ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/07/image_750x500_60f18866dde3e.jpg" length="110798" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 22 Jul 2021 22:07:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yazarelifguler</dc:creator>
<media:keywords>Kaybolmak, sanmak, kapkara, hüzün, sanrı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bir sanrısın g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m</em><br /><em>Hakikatten epey uzak, masal tadına b&uuml;r&uuml;nd&uuml;rd&uuml;m</em><br /><em>İzliyorsun beni, kuşatılmışlık her yerime sindi </em><br /><em>Bir sanrısın biliyorum ama kurtulmak istemiyorum </em><br /><em>Kaybolduğunda &ccedil;&ouml;kecek &uuml;st&uuml;me kapkara h&uuml;z&uuml;n </em><br /><br /><em>Ka&ccedil;ırır g&ouml;zlerini senden</em><br /><em>Ger&ccedil;eğe k&ouml;r&uuml; k&ouml;r&uuml;ne bağlananlar </em><br /><em>Korkarlar karabasan gecelerden</em><br /><em>Sen varsan uyuyamazlar</em><br /><em>Sadık olan benim sana hem uykumda hem aydığımda</em><br /><em>Uyanıkken omzumda bir elsin, bir &ccedil;ift hayran bakan g&ouml;z r&uuml;yamda </em><br /><br /><em>Dayanağım yok sanıyorlar </em><br /><em>Bir yalana vurgunmuşum </em><br /><em>Kurup kurup aklımda, tiyatro oynuyormuşum</em><br /><em>Halbuki kendileri herg&uuml;n &ccedil;ıkıp sahneye</em><br /><em>Rol yapıyorlar hayata o sahte y&uuml;zleriyle </em><br /><em>Bir ben, bir de sen şu esen yel gibi ger&ccedil;ek </em><br /><em>Temaslıyız birbirimize, ispata yok ki hacet </em><br /><br /><em>Bir sanrısın g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m </em><br /><em>Ama yalancı bahar değilsin durmadan avunduğum</em><br /><em>Belki varsın, belki yok fakat son derece masum</em><br /><em>Hissedişlerimle g&ouml;lgene sokulduğum</em><br /><em>Bir sanrısın biliyorum ama kurtulmak istemiyorum </em><br /><em>Yaşamla y&uuml;zleşemem, sana inancımla mutluyum</em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MEMAT MAHŞERİ</title>
<link>https://edebiyatblog.com/memat-mahseri</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/memat-mahseri</guid>
<description><![CDATA[ Kalbimi ihsan ettim, girip işgal edene &#039; ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/07/image_750x500_60f1f9bb684b4.jpg" length="74609" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 17 Jul 2021 00:29:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yazarelifguler</dc:creator>
<media:keywords>Memat mahşeri, ihsan etmek, işgal etmek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bir memat mahşeri gönlüm, içine tüm aşkları gömdüğüm </em><br><em>Tekerrür eder acılarım, değmesin yüzüme tebessüm </em><br><em>Belâgatine kandım, sevdiler sandım, ne mümkün </em><br><em>Bir nümayiş seyretmişim, yandığım yeter artık söndüm </em><br><br><em>Tevkif ettim kalbimi, atmaz artık aşk için </em><br><em>Mevkufiyetim yok aşka, hürriyetimi ilan ettim</em><br><em>Müstefit oldum yalnızlığımdan, çok yol katettim</em><br><em>Nekahet devresindeyim, uzundur istirahatim </em><br><br><em>Kifayet etti dinlenmek, çıktım kovuğumdan</em><br><em>Ürkek adımlarla intisap ettim aşk kapısından </em><br><em>Düştüm şimdi bir gönle bana ithaf olunan</em><br><em>Devrik kalbim can buldu, artık maziye dönüp bakmam </em><br><br><em>Aşkımın aks-i sedası çınlamış yüreğinde </em><br><em>Karşılık verdi yıllardır sönmüş olan hislerime</em><br><em>Irtical ile dile getirdi sevdasını önümde </em><br><em>Kalbimi ihsan ettim, girip işgal edene</em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>EKSİK PARÇA</title>
<link>https://edebiyatblog.com/eksik-parca</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/eksik-parca</guid>
<description><![CDATA[ Eksik parça sensin, gel ve artık bizi tamamla ! ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/07/image_750x500_60f18866dde3e.jpg" length="110798" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 16 Jul 2021 16:29:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yazarelifguler</dc:creator>
<media:keywords>Parça, gel, tamamla</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>&Ccedil;ok sevdiğin demli &ccedil;ayı, i&ccedil;tiğin bardak h&acirc;l&acirc; sıcak </em><br /><em>Suladığın &ccedil;i&ccedil;ekten d&uuml;şm&uuml;ş yere tazecik bir yaprak </em><br /><em>Okuduğun kitabın en heyecanlı sayfası a&ccedil;ık kalmış </em><br /><em>Ş&ouml;mine yeni yakılmış belli, oda tam ısınmamış </em><br /><br /><em>Biraz hava almak istedin herhalde, d&ouml;nersin şimdi </em><br /><em>Yağmurdan &uuml;rperirsin sen, gel başlamadan kırkikindi </em><br /><em>Şimdi g&ouml;rd&uuml;m, burada kalmış almamışsın mor ceketini</em><br /><em>Aman &uuml;ş&uuml;tme cancağızım, hi&ccedil; sevmezsin sen hekimi </em><br /><br /><em>Hava karardı birden, g&uuml;n ne zaman geceye evrildi</em><br /><em>Bu kadar gecikmezdin sen, belli ki işin m&uuml;himdi </em><br /><em>Elin kulağındadır muhakkak, yeni bir &ccedil;ay demlemeli</em><br /><em>Yorgunsundur, yormam şimdi, yarın ederiz muhabbeti </em><br /><br /><em>Ka&ccedil; yarın ge&ccedil;ti, ben h&acirc;l&acirc; beklerim cam kenarında </em><br /><em>Ka&ccedil; yağmur dindi, dinmeyen tek şey sensizlik bağrımda </em><br /><em>Ka&ccedil; &ccedil;ay demlendi, i&ccedil;tim i&ccedil;tim hararetim ge&ccedil;medi daha</em><br /><em>Ka&ccedil; yaş ge&ccedil;ti şu &ouml;mr&uuml;mden, bakamam sa&ccedil;larımdaki aka </em><br /><br /><em>Bilirim nefesin karışmakta havaya, toprağa, suya</em><br /><em>Biraz mesafe, birka&ccedil; zaman girdi aramıza </em><br /><em>Ben buradayım sevgilim, kurulu aşk otağımızda </em><br /><em>Eksik par&ccedil;a sensin, gel ve artık bizi tamamla</em></p>
<p><em>...</em></p>
<p><em>&nbsp;</em></p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>