<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Anektodia</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/anektodia</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Anektodia</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Ölü</title>
<link>https://edebiyatblog.com/Olu</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/Olu</guid>
<description><![CDATA[ Ölümü nasıl anlatır yaşayan bir ölü?  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_62701e332fc2a.jpg" length="116567" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 02 May 2022 15:15:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>Anektodia</dc:creator>
<media:keywords>Ölü, deneme, intahar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp;Şu soğuk asfalt &uuml;zerinde akıp giden, buharlaşan benim kanım mı? Parmaklarım kıpırdasa aslında, v&uuml;cudumda biraz gezdirip bulurdum kanayan yerimi. Ger&ccedil;i acımıyor bir yerim ama, ıslaklığından bilirdim. Kanın, insanın kanını donduran sıcaklığını, ben bilirim. &Ouml;fkeden dudaklarımı, son lokmadan vazge&ccedil;ip dilimi ısırdığımda; iyileştirmeye yaladığım &ccedil;ocukluk yaralarında hep aynı tat. Metal gibi, pas gibi, &ccedil;&uuml;r&uuml;k.<br />Sonra şu ışıklar var birde, her zamankinden daha kudretli, bir bı&ccedil;ak kadar keskin bu sefer. Karşı koyamıyor g&ouml;z kapaklarım, seyretmek zorunda kaldığım filmleri hatırlatıyor bana. Araya insanlar karışıyor, ge&ccedil;ip gidende var g&ouml;lge edende. Yerden bakınca herkes daha uzun, daha tahamm&uuml;l edilmeyesi, daha kibirli. Şimdi geldi aklıma, insan; bir başkasına daha kibirli bakabilmek i&ccedil;in mi arzular g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml;? Ben az &ouml;nce tırmandığım merdivenlerden bile utandım. Başıma ilk eğilen bir kadındı, parf&uuml;m&uuml;nden bildim. Kibrinden vazge&ccedil;ti, eğildi, dizleri kirlendi ama şekerli parf&uuml;m&uuml; kadar temizdi.<br />&nbsp; &nbsp;Nefesimi tuttum ya da kesildi emin değilim. Ama g&ouml;ğs&uuml;m&uuml;n kafesindeki huzuru size tarif edemem. Sanki hadsizlik edip, yersiz yere orada duran t&uuml;m arsız misafirleri kovdum, sebepsiz yere kollarına zincir vurduğum t&uuml;m mahkumları serbest bıraktım, &ouml;yle bir boşluk. &Ouml;yle ki; neredeyse sa&ccedil;ımı tutuşturacak izmaritten bile bihaberdim. Yalnız, insanın başındaki kalabalığın k&ouml;t&uuml; kokusu, yine zihnimdeydi.<br />&nbsp; &nbsp;"İyi misin?" diye soran kalabalıklar, cevabımla pek ilgilenmiyor gibiydi, sessiz kaldım. Kimseye sevdiği şarkının son dizelerini, az &ouml;nce telefonunu benim y&uuml;z&uuml;mden yanıtsız bıraktığı sevgilisinin sevgi dolu c&uuml;mlelerini mırıldanamazdım. Ya da şu yaklaşan, gitgide kulak tırmalayan siren sesinin b&ouml;ld&uuml;ğ&uuml; sessizliği geri veremezdim, sustum.<br />&nbsp; &nbsp;Kısa bir an, g&ouml;zlerimi kapatma fırsatım oldu, kapattım. G&ouml;zlerimi yeniden a&ccedil;tığımda asfalttaki kanın sahibini tanıdım. İlk başta kendimi bu soğuk asfalta yakıştıramadım ama olsun, dinlenmek i&ccedil;in fırsatım olmuş en azından. Yakından bakmak istedim kendime, aynada g&ouml;rmeye benzemez sonu&ccedil;ta. Kalabalıktan m&uuml;saade istemeye kalmadı, uzaktan "cık cık" layan teyzenin koluna &ccedil;arpıverdim. Teyze pek oralı olmadı diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m, devam ettim. Daha bir adım daha gitmeden bu sefer bir dayının i&ccedil;inden ge&ccedil;iverdim. Yahu ben &ouml;lm&uuml;ş&uuml;m meğerse.<br />&nbsp; &nbsp;"Ya nasıl olur bu iş?" demeye kalmadan, duyuverdim; te şuradaki binanın &ccedil;atısından atıvermişim kendimi. Hi&ccedil; huyum değildir, ama canım sıkılmış belli. Ceketin i&ccedil; cebinde, artık orada olmayan sigara paketinden anladım. Hep oraya koyardım. Az evvel şu y&uuml;z metre ilerdeki b&uuml;feden almıştım, bitmiş.<br />&nbsp; &nbsp; Ta en başından, yerdeki kanın kokusuyla kabullenebilirdim &ouml;l&uuml;m&uuml;. Bir anlık dalgınlık işte, unutmuşum. &Ouml;l&uuml;m&uuml;n ger&ccedil;ekliği karşısında, &ouml;l&uuml;mden &ouml;nceki her şey o kadar h&uuml;k&uuml;ms&uuml;z kaldı ki, &ouml;l&uuml;m&uuml;n sebebi bile manasız. Zaten &nbsp;&ouml;l&uuml; bir adamın ağzından duymadık&ccedil;a inanmayacaksınız hi&ccedil;bir zaman neden &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;me. &Uuml;zg&uuml;n&uuml;m, &ouml;l&uuml;ler konuşamaz.<br />&nbsp; &nbsp;T&uuml;m ger&ccedil;eklerim, bedenimle beraber bir toprağın altına g&ouml;m&uuml;ld&uuml;. İnsanoğlunun her cevabını bulamadığı soruyu g&ouml;z&uuml;n&uuml;n &ouml;n&uuml;nden kaldırması gibi, bir rafa kaldırıldım. G&ouml;zlerimi son kez kapatacağım şimdi. Belki devamı meşgul bir yolculuğa, belki sonsuz bir karanlıktan &ouml;nceki son durağa tanıklık edeceğiz. Belki filmlerde ki gibi iki meleğin kollarından semaya y&uuml;kselirim, belki kocaman, simsiyah bir ekranı, bu sefer sınır tanınmayan bir &ouml;m&uuml;rle seyrederim.&nbsp;<br />&nbsp; &nbsp;Neyse ki şimdi perde kapanıyor, oyun bitiyor. &Ouml;lmeden &ouml;lmek, seyrettiğiniz kadar anlatılıyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>