<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Aydın Yıldız</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/aydin-yildiz</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Aydın Yıldız</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>BİZİM MAHALLENİN ÇOCUKLARI</title>
<link>https://edebiyatblog.com/bizim-mahallenin-cocuklari</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/bizim-mahallenin-cocuklari</guid>
<description><![CDATA[ Aynı mahallenin insanının ayrışması. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x500_61365cb4ecf82.jpg" length="47257" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 02 Sep 2021 11:07:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aydın Yıldız</dc:creator>
<media:keywords>Kısayazı, mahalle</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bizim mahallenin &ccedil;ocukları vardı. Kimi uysal, kimi hır&ccedil;ın, kimi de meraklı &nbsp;ama hepsinin değişmez bir g&uuml;zel huyu vardı. Mahalle sevgisi, memleket sevgisi, Ama bir g&uuml;n biri &ccedil;ıkageldi. Siz farklısınız ortak bir yanınız olamaz deyip ayrıştırdı ve o bizim mahallenin &ccedil;ocukları sevgilerine yabancı oldu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DUYGUNUN DİLİ</title>
<link>https://edebiyatblog.com/duygunun-dili</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/duygunun-dili</guid>
<description><![CDATA[ Duyguların tarifi ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_612aa6169b383.jpg" length="24077" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 30 Aug 2021 02:34:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aydın Yıldız</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>G&ouml;zlerinden d&uuml;şen g&uuml;neşin damlaları,<br />Kalbimin u&ccedil;urumlarında &ccedil;i&ccedil;ekler a&ccedil;ıyor,&nbsp;<br />Omuzlarına d&ouml;k&uuml;len uzun siyah sa&ccedil;ların,&nbsp;<br />Y&uuml;r&uuml;d&uuml;k&ccedil;e arnavut kaldırımlı taş sokaklarda Ruhuma ateş d&uuml;ş&uuml;r&uuml;yor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BENLİĞİMDESİN</title>
<link>https://edebiyatblog.com/benligimdesin</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/benligimdesin</guid>
<description><![CDATA[ Sevgiliye sesleniş ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_6127443a3a8f6.jpg" length="54857" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Aug 2021 10:37:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aydın Yıldız</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ne fayda kaybolmak, y&uuml;reğimi mekan tuttuktan sonra,<br />Ne fayda ağlamak, g&ouml;z&uuml;m yaşı sen diye &ccedil;ağladık&ccedil;a,<br />Şarkılardan &ouml;te r&uuml;zgarların fısıltısında dahi sen var olduk&ccedil;a,<br />Ne fayda pişmanlık,gecenin &ouml;rt&uuml;s&uuml; serildik&ccedil;e benliğime.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İSMAİL</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ismail</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ismail</guid>
<description><![CDATA[ İnsanlığın son kalesi İsmail. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_61222b875dc6a.jpg" length="49869" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 23 Aug 2021 21:10:33 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aydın Yıldız</dc:creator>
<media:keywords>hikaye, dürüstlük, zorbalık, şanssızlık, trajedi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İSMAİL</p>
<p>G&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml; saran koyu gri yağmur bulutlarının varlığı, şehrin sokaklarını kurşuni bir hava ile dolduruyordu. Vaktin bir hayli ge&ccedil; olduğu akşamın geceye yakın anlarında, İstanbul'un sahil semtlerinden olan Bostancı&rsquo;da otuzlu yaşlarda gen&ccedil; bir kadın, kocasından ayrıldıktan sonra beraber olmaya başladığı sevgilisi Tankut ile yaşadığı kıskan&ccedil;lık sonrası yaşadığı sinir harbi neticesinde girdiği bir barda, epey bir m&uuml;ddet kafa karışıklığını gidermek, daha &ccedil;ok da sinirlerini yatıştırmak adına kadehleri birbiri ardına yudumladıktan sonra hesabı &ouml;deyip bardan &ccedil;ıktı. Orta boylu, a&ccedil;ık mavi g&ouml;zl&uuml;, beline kadar uzun kızıl sa&ccedil;lı, d&uuml;zg&uuml;n bir v&uuml;cut yapısına sahip bir kadın olan Nesli, alkol&uuml;n etkisiyle ağır ağır dans eder gibi, hafiften yalpalayan adımlarıyla olduk&ccedil;a hoş g&ouml;r&uuml;n&uuml;yordu.</p>
<p>Bardan epeyce uzaklaşıp neredeyse evinin bulunduğu sokağa girmek &uuml;zere olan Nesli, &uuml;&ccedil; kişi tarafından izlendiğinden habersizdir. Mevsim kış olduğundan herkes evine &ccedil;ekilmiş, sokaklar ıssızlığa terk edilmiş gibiydi. Yaşları yirmi ile otuz arası değişen takip&ccedil;ilerden b&uuml;y&uuml;k olanı adımlarını hızlandırarak y&uuml;r&uuml;meye başladı. Sokak lambasının loş ışığı altında ağır adımlarla y&uuml;r&uuml;yen Nesli'ye arkadan yaklaştığında sert&ccedil;e kolundan tutup, "dur bakalım hele, ne bu acele g&uuml;zellik," deyip &ouml;pmeye yeltendi. Adam kolunu tutunca korkuyla irkilen Nesli daha ne olduğunu anlayamadan, &ouml;pmeye yeltenen adamın y&uuml;z&uuml;ne anı bir refleksle sert bir tokat attı. Bu sert cevap adamı iyice hiddetlendirdi. Karşılığında Nesli'nin sa&ccedil;larından tutup y&uuml;z&uuml;ne acımasızca yumruk savurdu. Aldığı darbenin şiddetiyle bir anda kendini sokağın ıslak asfaltında bulan Nesli, can havliyle imdat diye bağırmaya başladı. Bu arada diğerleri de &ccedil;oktan gelmişti. Hemen atılıp Nesli'nin yardım dileyen ağzını kapamaya &ccedil;alıştılar. Yumruğu savuran adam, cebinden &ccedil;akıyı &ccedil;ıkarıp Nesli'nin y&uuml;z&uuml;ne doğru sallayarak, "eğer sesini &ccedil;ıkarırsan seni aynaya hasret bırakırım," diyerek etkili bir tehdit salladı. Bir anda can korkusuna d&uuml;şen Nesli, korku dolu bir ses tonuyla kendisini bırakmaları i&ccedil;in yalvarmaya başladı. Yaş&ccedil;a k&uuml;&ccedil;&uuml;k olanı alaycı bir tavırla, "bırakırız elbet, bırakırız ama &ouml;nce sen bizi bir neşelendir, bir u&ccedil;ur dimi ama," diyerek yavaş&ccedil;a uzanıp Nesli'nin boynunu &ouml;pt&uuml;. Elleri ayakları adeta &ccedil;&ouml;z&uuml;lm&uuml;ş gibiydi Nesli'nin. Korkunun soğuk varlığı adeta t&uuml;m benliğini esir almıştı. Evine giden sokaktan bir &ouml;nceki sokak olan bu sokağın, &ouml;mr&uuml;n&uuml;n son durağı olacağı inancı, benliğini saran korkuyu iyice derinleştiriyordu. &Ccedil;aresizce, "l&uuml;tfen, l&uuml;tfen bırakın beni," diyerek g&ouml;z&uuml; d&ouml;nm&uuml;ş benliksiz yaratıklardan umutsuzca af diliyordu.</p>
<p>Taksim-Bostancı dolmuşundan inen İsmail, Kayışdağı'ndaki evine gitmek i&ccedil;in sokaklardan ge&ccedil;erek Dudullu-Bostancı seferini yapan minib&uuml;slerin kalktığı durağa hızlı adımlarla y&uuml;r&uuml;meye başladı. Ellili yaşlarda bir adam olan İsmail, işinin ehli bir duvar ustasıydı. G&uuml;n i&ccedil;inde Şişli'de devam etmekte olan bir inşaatta &ccedil;alıştıktan sonra iki arkadaşı ile Beyoğlu'nda salaş bir birahanede demlenmiş ve evine gitmek i&ccedil;in oradan ayrılmıştı. Uzun s&uuml;ren bir evliliğinden sahip olduğu &uuml;&ccedil; &ccedil;ocuktan sonra, iki yıl &ouml;nce eşinden ayrılmıştı. Bu ayrılığı kendisinden ziyade eşi istemişti. G&uuml;n&uuml;n yorgunluğunu ayaklarında iyice hissediyordu. Eve gidip yatağa uzanıp deliksiz bir uyku &ccedil;ekme arzusu, ayaklarının d&uuml;şen g&uuml;c&uuml;n&uuml; tazeliyordu. Bu d&uuml;ş&uuml;ncelerle y&uuml;r&uuml;rken, ge&ccedil;mekte olduğu sokağa paralel olan sokağın hemen biraz ilerisinde birtakım adamın, bir kadını itip kaktığını fark etti. Ne olduğunu net olarak anlamak i&ccedil;in sessizce dikkat kesildi. Evet hi&ccedil; kuşku yoktu, zamanın unutulmuş bu anında birileri gen&ccedil; bir kadını taciz ediyordu. Onlara doğru y&uuml;r&uuml;rken, "ne yapıyorsunuz siz orada?" diye keskin ve kalın bir ses tonu ile y&uuml;ksek&ccedil;e seslendi. İsmail'in seslenişi Nesli'ye umut ışığı olurken, adamları bir an i&ccedil;in şaşkınlığa s&uuml;r&uuml;kledi. İlk şaşkınlıklarını atan adamlar, İsmail'in tek olduğunu g&ouml;r&uuml;nce cesaretlerini toplayarak, "defol git! Sen işine bak. Canını seviyorsan burnunu sokmazsın," diyerek İsmail'i uzaklaştırmaya &ccedil;alıştılar ama nafileydi. Olduk&ccedil;a duyarlı ve sağlam karakterli bir adam olan İsmail karşılık olarak, "delikanlı adamlara yakışıyor mu savunmasız bir kadının başına &uuml;ş&uuml;şmek, onu isteği dışında zorlamak?" diyerek kararlılığını ortaya koyarken adamları da delikanlılık s&ouml;ylemleri &uuml;zerinden etkilemeye &ccedil;alışıyordu. Karşılıklı atışmaların sonrasında İsmail'in tehdide boyun eğmeyeceğini anlayan adamlar, biraz da uzayan mevzunun neticesinde sokağa bakan evlerden polisin aranmış olacağını da d&uuml;ş&uuml;p homurdanarak ağır adımlarla uzaklaşmaya başladılar.</p>
<p>Umutsuzluğun i&ccedil;inde korkuyu yaşarken, kurtarıcı misali ortaya &ccedil;ıkan İsmail'e minnetle yaklaştı Nesli ve "&ccedil;ok sağ olun, &ccedil;ok teşekk&uuml;r ederim," dedi. İsmail "korkmayın, ge&ccedil;ti artık tehlike," diyerek Nesli'ye moral verdi. Nesli evine kadar g&ouml;t&uuml;rmesi i&ccedil;in İsmail'e ricada bulununca İsmail de kabul etti. Kısa bir y&uuml;r&uuml;y&uuml;şten sonra apartmanın &ouml;n&uuml;ne geldiklerinde İsmail, Nesli'ye artık g&uuml;vende olduğunu s&ouml;yledikten sonra iyi geceler deyip gitmek i&ccedil;in arkasını d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;nde, Nesli "l&uuml;tfen hemen gitmeyin. Benim i&ccedil;in &ccedil;ok şey yaptınız. Size bir kahve ikram etmeme izin verin," dedi i&ccedil;ten bir sesle. İsmail hayır demenin anlamsız olacağını d&uuml;ş&uuml;nerek peki dedi. Olduk&ccedil;a muhteşem d&ouml;şenmiş b&uuml;y&uuml;k bir evdi. Evin ihtişamı karşısında İsmail şaşkınlığını gizleme gereği duymadan &ouml;vg&uuml; dolu s&ouml;zlerle d&uuml;ş&uuml;ncelerini Nesli'ye s&ouml;yledi. Karşılığında teşekk&uuml;r etti Nesli ve kahvenin etrafında d&ouml;nen keyifli bir muhabbetin ardından İsmail gitmek i&ccedil;in ayağa kalktı. Kahve i&ccedil;in teşekk&uuml;r edip kapıya y&ouml;neldiğinde, Nesli narin eliyle İsmail'in elini tutarak "l&uuml;tfen gitme. Benimle kal bu gece," derken, aynı anda harika dudakları ile İsmail'in şaşkın bakışları altında kurtarıcısını &ouml;pmeye başladı. Şaşkınlığını bir an i&ccedil;in &uuml;st&uuml;nden atan İsmail sakin bir tavırla "l&uuml;tfen bunu yapmayın nesli hanım," diyerek kendini geri &ccedil;ekti. Şaşkınlık sırası Nesli'deydi. "Neden, yanlış olan ne?" deyince, karşılık olarak "belki yanlış değil ama zaman doğru zaman değil," dedi İsmail. "Bence şu an zaman da, duygularım da en doğru anında" deyince Nesli, İsmail g&uuml;ven veren bakışlarıyla Nesli'yi ş&ouml;yle bir s&uuml;zd&uuml;kten sonra "ikimiz birbirimizden olduk&ccedil;a uzak insanlarız. Bizi burada bir araya getiren koşullar insani yardımlaşmanın bir gereği oldu ve olduk&ccedil;a alkoll&uuml;s&uuml;n&uuml;z. Bu anlamda baktığınızda benim sizinle bir şeyleri paylaşmam en başta kendi değerlerime ve devamında size haksızlık olur. L&uuml;tfen beni anlayın," dedi. G&uuml;zel g&ouml;zlerinden y&uuml;kselen sıcak g&uuml;l&uuml;şler ş&uuml;phesiz İsmail'i olduk&ccedil;a etkiledi. Buna rağmen tekrar Nesli'ye teşekk&uuml;r edip kapıya y&ouml;neldi. Nesli ardından seslendi, "peki ama o halde gitmeden bana telefonunu ver l&uuml;tfen," dedi.</p>
<p>İsmail apartmandan &ccedil;ıktıktan sonra, artık son minib&uuml;s&uuml; de ka&ccedil;ırdığının farkında olarak uzun bir y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml;n kendisini beklediğini kabullendi. 20-30 metre y&uuml;r&uuml;m&uuml;şt&uuml; ki gen&ccedil; biri yavaş&ccedil;a yanına sokuldu. İsmail kim olduğunu anlamak i&ccedil;in dikkatlice bakındığında Nesli'ye saldıranlardan biri olduğunu fark etti. Oradan ayrılırken arkadaşları ile tartışmıştı gen&ccedil; olanı, kabullenememişti kadını ellerinden ka&ccedil;ırmayı. Arkadaşları fazla zorlamanın anlamsız olduğunu s&ouml;yleseler de o bunu zayıflık olarak d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;ş ve onlardan ayrılıp hızlı adımlarla geri d&ouml;nm&uuml;ş, İsmail ve Nesliyi takip etmişti. İ&ccedil;inde oluşan k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ouml;fke İsmail'in Nesli&rsquo;yle beraber eve girmesiyle b&uuml;y&uuml;m&uuml;şt&uuml;. Nesli'yi bir av, İsmail'i de avı ellerinden kendi i&ccedil;in &ccedil;alan biri olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu. Nesli yorucu ve kabus dolu bir g&uuml;n&uuml;n ardından yatağına huzur i&ccedil;inde uzanırken aynı anda İsmail aldığı bı&ccedil;ak darbeleriyle Neslinin sokağında, yağmurun ıslattığı soğuk yere y&uuml;z&uuml; koyun kapanıyordu. Eli bı&ccedil;aklı saldırganın ağzından m&uuml;temadiyen aynı k&uuml;f&uuml;rler d&ouml;k&uuml;l&uuml;yordu. "Ulan benim elimden karıyı alıp yemek ne demek şerefsiz," diyerek haksız &ouml;fkesini kusuyordu.</p>
<p>O gece Nesli uykuya daldı. İsmail hayatını kaybetti ama insanlık onuru "ben &ouml;lmedim, varım ve daima var olacağım," dedi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uyan Türkiyem</title>
<link>https://edebiyatblog.com/uyan-turkiyem</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/uyan-turkiyem</guid>
<description><![CDATA[ Ülkemizin maruz kaldığı oyunlara uyanmalıyız. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_61227ecd3aceb.jpg" length="35389" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 22 Aug 2021 19:43:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aydın Yıldız</dc:creator>
<media:keywords>Vatan, oyunlar, şehitler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Uyan T&uuml;rkiyem</p>
<p>G&uuml;neşini kaybeden ay &ccedil;i&ccedil;ekleri gibi başı &ouml;nde, g&uuml;n y&uuml;z&uuml; g&ouml;rmeyi kendine z&uuml;l sayarcasına geceye y&uuml;z&uuml;n&uuml; &ccedil;eviren akşam sefaları gibi, mahzun pınarlarından kan akan g&uuml;zel &uuml;lkemin şerefli halkı, uyan ki &uuml;zerinde oynanan oyuna bir son gelsin. D&uuml;ş&uuml;n d&uuml;n dağda bug&uuml;n şehirlerimizde kaybettiğimiz şehitlerimizi, toprağa d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; anda acısı y&uuml;reğimize d&uuml;şen vatan evlatlarını. Mayın tarlasına &ccedil;evrilen doğunun sokakları, mahallelerinde &ouml;l&uuml;m&uuml;n habercisi olan hendekler, yerlerinden olan insanlarımız, evlerinde &ouml;l&uuml;m&uuml;n soğuk terler d&ouml;kt&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;, a&ccedil; biila&ccedil; hayata tutunmaya &ccedil;alışan insanlarımız... D&uuml;ş&uuml;n bunca tahkimat yapılırken seyirci kalanları, d&uuml;ş&uuml;n "bakın ter&ouml;rle nasıl m&uuml;cadele ediyoruz," derken anket yaptırmaları, d&uuml;ş&uuml;n T&uuml;rkl&uuml;ğ&uuml; anayasadan &ccedil;ıkarma &ccedil;abalarını, d&uuml;ş&uuml;n ki &uuml;zerinde oynanan oyunu g&ouml;rebilesin.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İZMARİT</title>
<link>https://edebiyatblog.com/izmarit</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/izmarit</guid>
<description><![CDATA[ Çocukluğumun masumiyetini taçlandıran dürüstlük anısı. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_61224057ed80b.jpg" length="46641" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 22 Aug 2021 15:16:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aydın Yıldız</dc:creator>
<media:keywords>anı, çocukluk anısı, dürüstlük, gerçek hikaye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">İZMARİT</span></p>
<p class="p2">&Ccedil;ok uzun yıllar &ouml;nce, 1976 yılında, Malatya'ya bağlı Hekimhan il&ccedil;esinde, hen&uuml;z &ccedil;ocukluğun saflığının en yalın haliyle, arkadaşım Zaza Alevisi Mustafa, bizden d&ouml;rt yaş b&uuml;y&uuml;k ağabeyi Sadık ve her zaman olmasa da arada Sadık'tan iki yaş b&uuml;y&uuml;k ablası Satı ile sokaklarda, bazen de il&ccedil;enin dışına kadar &ccedil;ıkar kayısı bağlarına kadar uzanırdık. Bug&uuml;n geriye d&ouml;n&uuml;p baktığımda "ne &ccedil;ocuklukmuş," diye i&ccedil;imden ge&ccedil;irim. Sağ sol &ccedil;atışmasının en şiddetli yaşandığı Hekimhan'ın pek de tekin olmayan dağlarını gezerdik. Mustafa'nın ailesi aynen bizim gibi &ccedil;ok &ccedil;ocuklu, yoksulluğu dibine kadar yaşayan bir g&uuml;zel aileyi. Babası Halo dayı bazı g&uuml;nler y&uuml;k taşır, bazı g&uuml;nler de inşaatlarda &ccedil;alışırdı, iş bulduk&ccedil;a tabi. Olduk&ccedil;a iyi y&uuml;rekli bir insandı, daima g&ouml;zlerinin i&ccedil;i g&uuml;len, sıcacık, insana g&uuml;ven aşılayan, şefkatli bir yanı vardı. Keza hanımı Sultan hala da yoksulluğun a&ccedil;mazında yedi &ccedil;ocuğuna aile sıcaklığını aşılayan tipik Anadolu kadınıydı. Babam Hekimhan'ın uzak arazilerinde işi gereği maden arama uğraşındaydı. O tarihlerde İstanbul'da olan ağabeyim Fikret dışında ailece Hekimhan'daydık. Siyaset, Hekimhan'ın &uuml;zerinde kara bulutlar misali dolaşır, il&ccedil;eye huzuru adeti yasak ederdi. Halbuki kayısı bağları, dut bağları ve tarım arazileri ile insana yetecek refahı sağlayacak derecede, azımsanmayacak kadar bereketliydi. Sıcak yaz g&uuml;nlerinde il&ccedil;enin sokaklarında ama&ccedil;sızca dolaştığımız zamanlarda genellikle Sadık'la az t&uuml;ketilmiş izmarit bulmaya &ccedil;alışırdık. Hele ş&ouml;yle yarısından az i&ccedil;ilmiş bir izmarit bulduğumuzda değmeyin Sadık'a. Babası gibi g&ouml;zlerinin i&ccedil;i g&uuml;ler, daha bir keyiflenirdi. Arada Mustafa ve ben de izmaritin tadına bakmıyor değildik. Elbette keyif aldığımdan değil, &ccedil;ocuk&ccedil;a bir &ouml;zentiden ibaretti. &Ccedil;oğu zaman akşama kadar eve uğramaz kimi zaman il&ccedil;enin sokaklarında, kimi zaman bağlarında, dağlarında dolaşır, kimi zaman da istasyonun altında akan derede yakıcı g&uuml;neşin altında bıkmaz usanmaz halde y&uuml;zer dururduk. A&ccedil;lığın başımızı d&ouml;ndermesine aldırış etmeden, a&ccedil; susuz akşam ettiğimde annemin beni haklı olarak haşlaması unutulacak gibi değil. Lakin dışarıda &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k var, &ccedil;ocuk&ccedil;a bir &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k.</p>
<p class="p2">Yine g&uuml;nlerden bir g&uuml;n, Mustafa ağabey, Sadık, ablası Satı ve ben &ouml;ğleyi devirmek &uuml;zere olan il&ccedil;enin sokaklarında, a&ccedil; susuz ve ama&ccedil;sızca geziniyorduk. İzmarit avı i&ccedil;in &ccedil;ıktığımız g&uuml;nleri saymazsak, g&uuml;n i&ccedil;inde pek &ccedil;ok izmarit bulduk. Şanslı g&uuml;n&uuml;ndeydi Sadık. D&ouml;rd&uuml;m&uuml;z hayaller i&ccedil;inde sohbetin en keyiflisini yaşarken Sadık birden "aha!" diye &ouml;ne fırladı,&nbsp; sevin&ccedil;le karışık bir telaşla yerde bulduğu c&uuml;zdanla doğruldu. Tabi biz de hemen merakla etrafına &uuml;ş&uuml;şt&uuml;k. Bir yandan ağzında izmariti t&uuml;tt&uuml;r&uuml;rken diğer yandan c&uuml;zdanı a&ccedil;tı. İ&ccedil;inde olduk&ccedil;a y&uuml;kl&uuml; para vardı. Bir k&ouml;şeye &ccedil;ekildik, Sadık paraları saymaya koyuldu, en nihayetinde on beş bin var dedi. O zamanlarda olduk&ccedil;a b&uuml;y&uuml;k bir paraydı. Mustafa ağabey "a&ccedil;ız. Ekmek arası bir şeyler alalım. Kola da alırız," deyince Sadık kardeşine ters ters baktı ve hayatta unutamayacağım şu c&uuml;mleleri sarf etti: "Biz bu paranın sahibi değiliz. Biz sadece bulmanız. Paranın sahibi kaybedendir." Bizi de ardına takarak doğruca karakola gitti. Kapıda n&ouml;bet&ccedil;i memurla konuştuktan sonra biz dışarıda kaldık. Onu i&ccedil;eri aldılar, &ccedil;ok sonra sahibini bulup getirdiler. İşin garibi, sonradan &ouml;ğrendiğimiz &uuml;zere, polis adama gittiğinde kendisi c&uuml;zdanının kayıp olduğundan bir habermiş. Altmışlı yaşlarda bir adamdı. Sattığı hayvanların bedeliymiş o paralar. Bize &ccedil;ok sıcak davrandı. &Ouml;zellikle Sadık'a bir miktar para vermek istedi ama sokaklarda a&ccedil;lığı son demine kadar yaşayan o g&uuml;zel insan almam diye diretti. Adam g&uuml;&ccedil; bela Sadık'ı ikna ederek bizi bir lokantaya g&ouml;t&uuml;rd&uuml;. Adamdan ayrıldığımızda, bunun &uuml;zerine sigara iyi gider diyerek sokaklarda yarısı atılmış izmaritleri aramaya koyulduk.</p>
<p class="p2">Unutulmamalı ki insanların yaşadığı şartlar asla yanlışlarına mazeret değildir. Arkadaşım Mustafa ve ağabeyi Sadık'ta olduğu gibi. Kumaşı sağlam insanlar daima &ccedil;amura d&uuml;şse bile onu &uuml;st&uuml;nde taşımaz, bedeli ne olursa olsun doğrularından vazge&ccedil;mez.<br /><span class="s1"></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mutluluklar Şehri</title>
<link>https://edebiyatblog.com/mutluluklar-sehri</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/mutluluklar-sehri</guid>
<description><![CDATA[ Mutlu bir aşkın şiiri ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_611f863427dd7.jpg" length="75649" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 20 Aug 2021 13:39:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aydın Yıldız</dc:creator>
<media:keywords>Mutluluk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sisler arasında gel bana, ardından ne deniz ne g&ouml;ky&uuml;z&uuml; g&ouml;r&uuml;ns&uuml;n,<br />Y&uuml;r&uuml;yelim beraberce ayak basılmamış topraklarda, ağa&ccedil;ların sevgi t&uuml;rk&uuml;leri s&ouml;ylediği aşıklar ormanında,&nbsp;<br />R&uuml;zgarların tozuna merhaba dediği kayalıklara &ccedil;ıkalım, oradan nehirlerin coşkunca aktığı vadilere bırakalım kendimizi,<br />Sonsuzluğun penceresinden mutluluklar şehrine girelim,&nbsp;Yanımızda biraz aşk, biraz mutluluk &ccedil;ok&ccedil;a da tadında muhabbet olsun.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gülendam</title>
<link>https://edebiyatblog.com/gulendam</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/gulendam</guid>
<description><![CDATA[ Yollar bitti, izler silindi, taylarda güç tükendi ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_611f8400b4584.jpg" length="38619" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 20 Aug 2021 13:30:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aydın Yıldız</dc:creator>
<media:keywords>Şiir, aşk, hasret, mesafe, trajedi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Başını g&ouml;ğe kaldırdığında doru taylar<br />D&ouml;ver tozlu yolları kuvvetli toynaklar<br />G&uuml;n batımına d&uuml;şen hasret memleketinde<br />Yoksul yoksul t&uuml;ter fakirin bacalar</p>
<p>Duman yayılır &ccedil;orak dağlar &uuml;zerine<br />Gezinen alıcı kuşlar bir de kavruk otlar<br />Gelen atlının d&uuml;şen yanık y&uuml;reğine&nbsp;<br />Neşesi kaybolmuş zayıf umutlar.</p>
<p>Yollar bitti, izler silindi, taylarda g&uuml;&ccedil; t&uuml;kendi<br />Memlekete varan da hercai İdris'in yanık Ahmet'i<br />D&uuml;nyayı terki diyar eyledi<br />Yosma Emine'nin kızı, yanık Ahmet'in hasreti,<br />G&uuml;lendam, ah o G&uuml;lendam.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ege’de Aşk</title>
<link>https://edebiyatblog.com/egede-ask</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/egede-ask</guid>
<description><![CDATA[ Ege’de deniz ve rüzgarın yaptığı dalgaların metaforik anlatımı ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_611f7e97829db.jpg" length="89486" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 20 Aug 2021 13:08:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aydın Yıldız</dc:creator>
<media:keywords>Deniz, rüzgar, dalga</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Egede Aşk</p>
<p>G&uuml;n sonuna doğru r&uuml;zgara d&ouml;n&uuml;şen meltemin esişleri, sevgiliye susamış&ccedil;asına i&ccedil;ten i&ccedil;e kabaran arzularını zorlukla bastırmaya &ccedil;alışan mavi denizi okşamaya başladığında, diren&ccedil; yavaş&ccedil;a kırılıp yerini sevgilisinin kollarına her şeyiyle teslim ruhunu, kalbini ve asil mavi tenini &nbsp;doyurmaya bırakırcasına, aşkın ve cinselliğin tutkulu cehennemine g&ouml;z&uuml; kapalı dalan hır&ccedil;ın bir sevgili aldı. Ege'nin g&uuml;zel kızını &ouml;p&uuml;p okşadık&ccedil;a daha bir g&uuml;&ccedil;lenen eşsiz sevgili r&uuml;zgar, kıyıları yalnızlığa bırakırken ateşli &ouml;p&uuml;c&uuml;klere boğduğu sevgilisi mavi deniz iniltileri ile adeta aşk fısıldıyordu boşalan sahillere. Sevgilisinin ipeksi sa&ccedil;larından ayak tırnaklarına değin keşfe &ccedil;ıkan kaşif misali, b&uuml;y&uuml;l&uuml; okşayışların insafsızca &ccedil;ıldırttığı mavi denizin g&ouml;ğs&uuml;, &ouml;n&uuml; alınamaz heyecan y&uuml;kl&uuml; cinsel d&uuml;rt&uuml;ler ile patlamaya hazırcasına inip kalkıyordu. İki sevgilinin aşk ve tutkuyla sevişmesi, akşamın karanlığı b&uuml;t&uuml;n Ege&rsquo;yi sardığında dahi olanca şiddetiyle devam etti. Yarım ay ve onu saran milyonlarca yıldız, cinselliğin hat safhaya &ccedil;ıktığı ateşli aşk dansını izlerken adeta b&uuml;y&uuml;lenmiş&ccedil;esine seyir i&ccedil;indeydiler. Adeta kimi yıldızlar seyrine dayanamayıp tahtından d&uuml;şen krallar gibi kayıp g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nden kayboluyor gibiydi. Ateşli birleşmenin ortaya koyduğu muazzam aşk dansı gece yarısına doğru bittiğinde r&uuml;zgar, heyecanı dindiğinde k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ouml;p&uuml;c&uuml;klerle sevgilisine veda edip g&ouml;zden kaybolan sevgili, &nbsp;mavi deniz ise hala heyecan i&ccedil;erisinde g&ouml;ğs&uuml; inip inip kalkan ama yatağında yalnız kalmış sevgili edasıyla g&ouml;zlerini kapatıp uyumaya &ccedil;alışsa da uyuyamayan sevgili gibiydi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Beyaz Yasemin Apartmanı</title>
<link>https://edebiyatblog.com/beyaz-yasemin-apartmani</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/beyaz-yasemin-apartmani</guid>
<description><![CDATA[ Bir adamın içine düştüğü çıkmaz ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_6122412683701.jpg" length="64593" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 18 Aug 2021 21:38:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aydın Yıldız</dc:creator>
<media:keywords>Hikaye, Deneme</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><br />Gecenin k&ouml;r karanlığında sessizlik, olanca korkutuculuğuyla sokaklarda, t&uuml;yler &uuml;rperten r&uuml;zgarın vahşi &ccedil;ığlıkları arasında kol geziyordu. Evlerde ışıklar s&ouml;nm&uuml;ş, sokak lambaları kimi k&ouml;şe başında ya olduk&ccedil;a cılız ya da hi&ccedil; yanmıyordu. G&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde ne bir ay ne de tek bir yıldızın dahi olmadığı gecenin &nbsp;sokaklarında, bir insan silueti dahi g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yordu.Tanrının unuttuğu bu gece ve şehrin tekinsiz sokakları, asla iyi bir misafirperver gibi durmuyordu. R&uuml;zgarın &ccedil;ığlıkları ile d&ouml;vd&uuml;ğ&uuml; sokaklara bakan, beyaz yasemin apartmanın kapısı a&ccedil;ıldı. Orta yaşlarda bir adam, a&ccedil;ılan kapıdan &ccedil;ıkıp, uğursuz gecenin sokaklarında y&uuml;r&uuml;meye başladı. Cebinden &ccedil;ıkardığı sigara paketinden bir dal alıp dudakları arasına g&ouml;t&uuml;rd&uuml;, ardından paketi tekrar cebine koydu.Bu kez kibriti &ccedil;ıkarıp r&uuml;zgara ardını d&ouml;nerek, bir iki denemeden sonra g&uuml;&ccedil;l&uuml;kle yaktı sigarasını. Ardından kibrit kutusunu cebine titreyen parmakları ile koyduktan sonra ama&ccedil;sız adımlarla yeniden y&uuml;r&uuml;meye başladı. Kafasında bin bir d&uuml;ş&uuml;nce vardı, daha &ccedil;ok bu zamana kadar yaptığı hatalara &ouml;fke kusuyor ama daha &ccedil;ok da yine her zaman ki gibi sular durulduğunda tekrar aynı hatalara d&uuml;şmekten vazge&ccedil;meyecek kendisine. G&ouml;zlerinde h&uuml;zn&uuml;n derin izleri, &ccedil;aresizliğinin &ccedil;ırpınışlarını aksettiriyordu. Ge&ccedil;tiği sokaklarda, attığı her adımda, bir mucizenin kendisini ve ailesini i&ccedil;ine d&uuml;ş&uuml;len bu &ccedil;ıkmazdan &ccedil;ekip kurtarmasını şuursuzca bekler gibiydi ya da sokakların yalnızlığında her şeyi geride bırakıp, sonsuzluğa kaybolmak. D&uuml;ş&uuml;nceler birbirini kovalarken, aşağı mahallenin sokaklarına &ccedil;oktan gelmişti bile.Uzunca bir sokak olan eskici sokağının sonu sahile kadar uzanıyordu. K&uuml;&ccedil;&uuml;k yaşta denecek kadar erken başladığı kumar illetinden her yıkımın ardından ettiği onca t&ouml;vbeye rağmen,yeniden başlamıştı. &Ouml;nceleri pek k&uuml;&ccedil;&uuml;k miktarlarda oynadığı insanlığın felaketi olan kumarı, gittik&ccedil;e &nbsp;daha b&uuml;y&uuml;k oynamaya başlamıştı.Hanımefendi bir karısı ve ikisi kız biri erkek &uuml;&ccedil; evladı vardı.&Ccedil;ocuklarından b&uuml;y&uuml;k olanı 24 yaşındaki kızı Selda idi,ortancası 21 yaşındaki Meryem,en k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ocuğu oğlu Kerem ise,hen&uuml;z 14 yaşındaydı.Karısının adı G&uuml;lnihal İdi. G&uuml;lnihal, yıllarca &ouml;nce temizlik işlerinde &ccedil;alışıp ardından evinin bir odasını terzi d&uuml;kkanına &ccedil;evirerek, kocası Sefer&rsquo;in hatalarını g&ouml;z ardı edip, adeta aileyi bir arada tutma uğraşı i&ccedil;inde t&uuml;m benliğiyle, halen olduğu gibi &ccedil;alışıp didiniyordu.&Ccedil;ocuklarının yaşlarının getirdiği sorunlarla o ilgileniyordu. Sefer&rsquo;in tek yapabildiği iş duvarcı ustalığı idi lakin onu da kumarın yanısıra aldığı alkolle, eline y&uuml;z&uuml;ne bulaştırmaktan geri kalmıyordu. Seferin bir &ccedil;ok kardeşi vardı ama hepsi kendi d&uuml;nyasında g&uuml;&ccedil; bela yaşam m&uuml;cadelesi veriyordu, bir tek ortanca bacısı H&uuml;lya&rsquo;nın durumu, kocası nedeniyle ve biraz da kendi &ccedil;alışkanlığı &nbsp;nedeniyle iyiydi. H&uuml;lya aynı G&uuml;lnihal gibi aile bağlarına bağlı biri olduğundan yıllarca ağabeyi Sefer&rsquo;e,bazen kocasından haberli bazen habersiz &ccedil;ok&ccedil;a destek &ccedil;ıkmıştı lakin H&uuml;lya&rsquo;nın &nbsp;hayatı hak etmediği bir cezaya d&ouml;n&uuml;ş&uuml;nce, bir hafta kadar &ouml;nce ağabeyi Seferin evine gelmişti.İki &ccedil;ocuğu vardı H&uuml;lya&rsquo;nın biri 16 yaşındaki Bet&uuml;l diğeri 12 yaşındaki Cemşitti.Kocasının başka bir kadınla muhabbetini &ouml;ğrendiğinde adeta d&uuml;nyası başına yıkılmıştı, biraz nefes almak biraz da ne yapacağını iyice d&uuml;ş&uuml;nmek i&ccedil;in ağabeyinin evine gelmişti ama ağabeyinin yaşadıkları ona neredeyse kendi acısını unutturur duruma gelmişti. Nihayetinde sahile indi Sefer,orada kayalıkların &uuml;zerine &ccedil;ıkıp, y&uuml;ksek dalgalarla kıyıya vuran denize boş g&ouml;zlerle bakmaya başladı, boş ve zavallılık i&ccedil;erisinde. Daha &ouml;nce ka&ccedil; gez gelmişti buraya, madem bir işe yaramıyorum, aileme y&uuml;k olmayayım deyip gecenin karanlığında denizin soğuk sularında kaybolmak i&ccedil;in ama her defasında vazge&ccedil;ti ve her defasında ailesini b&uuml;y&uuml;k bor&ccedil;ların i&ccedil;ine soktu, şimdi olduğu gibi.Yarın eve haciz gelecek,b&uuml;t&uuml;n eşyalar gideceği gibi artık ev sahibi de a&ccedil;mış olduğu davayı kazanıp, Sefer&rsquo;e ve ailesine başka ev bulmak kalacaktı. Ama hangi parayla hangi birikimle. Sabaya kadar kayalıklarda oturdu ve belki de ilk defa doyasıya ağladı.Kendi y&uuml;z&uuml;nden ailesinin ekonomik olarak yaşadıklarından başka gen&ccedil; kız &ccedil;ağında ki kızlarının hayal ve duygu d&uuml;nyalarını d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. Onlara &ccedil;ok uzak olduğunu ve onların &ccedil;evrelerinde kendinden utanabileceğini ve oğlunu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;.Evine sığınan kız kardeşi H&uuml;lya&rsquo;yı d&uuml;ş&uuml;nd&uuml; ve hayat arkadaşı G&uuml;lnihal'in onca yaşananlara rağmen asla kendisine y&uuml;kselmeyen sesini ve sahiplenen vefakar &ccedil;abalarını.Tan yeri ağardığında deniz de dalgalar da nispeten durulmaya başlamıştı, r&uuml;zgarların hız kesmesi gibi.Yavaş&ccedil;a yerinden doğruldu, son bir kez denize baktıktan sonra tam ardını d&ouml;nerken, cebinden sigara paketini ve kibriti &ccedil;ıkarıp, denize doğru fırlattı.Eğer bir şeye başlayacaksam şimdi başlamalıyım diyerek, sigara paketini ve kibriti attı.Bu ilk kez oluyordu.Evin sokağına geldiğinde g&uuml;n iyice ışımaya başlamıştı.Anahtarı ile Beyaz Yasemin Apartmanı&rsquo;nın kapısını a&ccedil;ıp i&ccedil;eri girdi.Şimdiye kadar G&uuml;lnihal'in sırtladığı aileye, artık en b&uuml;y&uuml;k omuzu ben vereceğim diye i&ccedil;inden ge&ccedil;iriyordu. Sefer merdivenlerden &ccedil;ıkarken Beyaz Yasemin Apartmanı&rsquo;nın kapısı yavaş&ccedil;a kapanıyordu...</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>