<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Berk</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/berk</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Berk</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Barbarın Kahkahası &#45; Sema Kaygusuz</title>
<link>https://edebiyatblog.com/barbarin-kahkahasi-sema-kaygusuz</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/barbarin-kahkahasi-sema-kaygusuz</guid>
<description><![CDATA[ Sema Kaygusuz tipik Türk ailelerinin tembellikle geçirdikleri ve tatile özgü ritüellerini her gün tekrarladıkları “herhangi bir gün gibi olmayan herhangi bir [4] gün” boyunca tüm bu sıradan kişilerin başlarına gelen sıradan olayları akıcı biçimde anlatırken ruhlarımızın gizli kalmış yönlerini, bize, insana, topluma dair temel sorunları, bunun temelindeki, hep içimizdeki, yanıbaşımızdaki barbarlığı da yalınlıkla sergilemeyi başarıyor. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x500_613f08f3bd47a.jpg" length="65857" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 13 Sep 2021 11:18:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>Berk</dc:creator>
<media:keywords>inceleme, sema kaygusuz, barbarın kahkahası</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İlk kez okuduğum Sema Kaygusuz beni muhtemelen g&uuml;neyde zeytin ağa&ccedil;larının arasındaki k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir motelde yaz tatiline &ccedil;ıkmış tipik T&uuml;rk ailelerinin arasında karşıladı. Her birisinin toplumun belli bir kesimini ve davranışını temsil ettiğini kolaylıkla tahmin edebileceğiniz tiplerin tembellikle ge&ccedil;irdikleri ve tatile &ouml;zg&uuml; rit&uuml;ellerini her g&uuml;n tekrarladıkları &ldquo;herhangi bir g&uuml;n gibi olmayan herhangi bir [4] g&uuml;n&rdquo; boyunca t&uuml;m bu sıradan kişilerin başına gelen sıradan olayları akıcı bi&ccedil;imde anlatırken ruhlarımızın gizli kalmış y&ouml;nlerini, bize, insana, topluma dair temel sorunları, bunun temelindeki, hep i&ccedil;imizdeki, yanıbaşımızdaki barbarlığı da yalınlıkla sergilemeyi başarıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Barbarın Kahkahası&rsquo;nın 160 sayfası boyunca basit veya en azından basit g&ouml;r&uuml;lebilecek faili me&ccedil;hul bir olayın etrafında bir tiyatro sahnesine girip &ccedil;ıkan akt&ouml;rler gibi bir dizi arkadaşa, &ccedil;ifte, aileye, &ccedil;oluğa &ccedil;ocuğa, dedeye tanıklık ederiz. B&uuml;t&uuml;n bu sıradan kişilerin ve olayların &ouml;tesinde ise i&ccedil;imize sinmiş, daha doğrusu insanın i&ccedil;inden hi&ccedil; &ccedil;ıkmayan kendi ihtiya&ccedil;ları ve arzularını karşılamak i&ccedil;in sınır tanımayan şiddetini ve barbarlığını ise &ouml;nce hafif&ccedil;e sonra ise artan bir tonda vurgulayarak anlatan Kaygusuz, bu barbarlığın b&uuml;y&uuml;k oranda eril ve sınıfsal olduğunun da altını &ccedil;izer.</span></p>
<p></p>
<p><strong>T&uuml;m İnsanlık Barbar</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hikaye bir dizi s&ouml;ylev ve diyalog &uuml;zerinden şiddetin ve saldırganlığın nasıl hayatımızın her alanına sinsice sindiğini defalarca vurgular. &Ouml;rneğin hikayenin ayarsız bilgesi olarak Eda eril barbarlık ve eblehlikle ilgili kadın orgazmı &uuml;zerinden uzun bir s&ouml;ylev verir. Aynı Eda bu barbarlığın nasıl sınıfsal yaşandığını da anlatır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&Ouml;zetle d&uuml;nyanın bu hali erkeklerin birer barbar olarak yetiştirilmesine dayalı bir sonu&ccedil;tur. </span><span style="font-weight: 400;">Hikayenin ergen yan kahramanı Ozan&rsquo;ın annesinden kopmak ve babasına yaranmak, benzemek i&ccedil;in kendi başına ger&ccedil;ekleştirdiği&nbsp; erginlenme t&ouml;renleri, kalabalık ve g&uuml;r&uuml;lt&uuml;c&uuml; ailenin dedesinin torunu y&uuml;zme &ouml;ğrenmesi i&ccedil;in denize atması, hepsi eril Homo Sapiens&rsquo;in barbarlık yolunda ihtiya&ccedil;larını gidermek i&ccedil;in hi&ccedil;bir şeye, canlıya aldırmadan ilerlemesinden kaynaklıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bı&ccedil;aklanan kaplumbağalar, g&ouml;vdeleri yarılan lahoslar, mideye indirilen fener balıkları, diğer canlılara ve birbirimize y&ouml;nelttiğimiz şiddet, ve sorulduğunda hangisi olduğunu bile hatırlayamayacağımız kadar &ccedil;ok sayıdaki insan katliamları; t&uuml;m&uuml; i&ccedil;imizdeki o barbarlığı bize hatırlatır. Sınıfsal, milliyet&ccedil;i, dine veya aramızdaki cinsel tutkulara dayalı nedenselleştirmeler veya rasyonelize etme &ccedil;abalarımız barbar &ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml; değiştirmez, tam tersine benimsememize neden olur.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kaygusuz bu her yanımızı sarmış barbarlığın, ve ona eşlik eden, besleyen duyarsızlığın, kabalığın, saldırganlığın en tembel, en rahatlamış anda, sıradan aile bireylerinin orta sınıf bir moteldeki tatillerinde dahi ortaya &ccedil;ıkacağını hatta tam da orada olduğunu ustaca anlatır.</span></p>
<p></p>
<p><strong>Umut var mı?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kitapta umutsuzca veya bizi bedbaht edecek bir dram şeklinde aktarılmayan, daha &ccedil;ok sıradan d&uuml;nyalarımızın bir par&ccedil;ası veya insanlığın doğal hali olarak ortaya serilen barbarlık karşısında umut ta Kaygusuz&rsquo;un kaleminden bir s&ouml;ylev veya bir ders şeklinde d&ouml;k&uuml;lm&uuml;yor elbette. Umut yine o hayatın i&ccedil;inde o sıradan tiplerin hayatlarının kenarlarında karşımıza &ccedil;ıkıyor. Ama en &ccedil;ok ta &ccedil;ocuklarda.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eda kendisine birdenbire sığınan k&uuml;&ccedil;&uuml;k kız &ccedil;ocuğuna Homo Sapiens&rsquo;ten Neandertal&rsquo;e kadar insanlığın nasıl kendi &ccedil;ıkarı i&ccedil;in her şeyi yok ettiğini anlattığında sonradan korkun&ccedil; bir barbarlığın en yaralı &ouml;znesi olduğunu &ouml;ğreneceğimiz Simin umudu korumak adına m&uuml;dahale eder. &ldquo;O daha k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k! &Uuml;mitsizlik i&ccedil;in &ccedil;ok erken.&rdquo;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aynı Simin tarihte ne kaybettiğimizi neleri unuttuğumuzu da bize s&uuml;rekli hatırlatır. Belki hatırlamak, hatırladık&ccedil;a farketmek bizi daha barış&ccedil;ıl bir hayata ulaştırabilir diye umudunu, umudumuzu korumaya &ccedil;alışır.&nbsp;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&Ouml;te yandan diğer karakterlere baktığımda bu insani barbarlığın dışında kalmak, ona direnebilmek ancak Simin veya Turgay gibi b&uuml;y&uuml;k bir kaybın yasıyla yoğrulmanızla veya b&uuml;y&uuml;k sırları 20 yıl boyunca i&ccedil;inizde taşımakla m&uuml;mk&uuml;n g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. Ama bu bile korunmanız i&ccedil;in garanti degil, suratınıza bir anda kafayı yiyebilirsiniz &ccedil;&uuml;nk&uuml;! Veya garson Alikar gibi kendinizi esrara vurur ve heryerden ka&ccedil;arsınız.</span></p>
<p></p>
<p><strong>Bi&ccedil;im, İ&ccedil;erik ve Erkekler</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sema Kaygusuz&rsquo;un ilk kez bir hikayesini okudum. Hayranlarının pek sevdiği anlaşılan &uuml;slubu etkileyici ve sizi şiirli ve bazen sihirli bir d&uuml;nyaya &ccedil;ağırıyor. Ancak bu &ldquo;d&ouml;kt&uuml;rme&rdquo; işinin zaman zaman fazla tekrarlı, uzun ve hatta ender olarak zorlama olduğunu da hissettim.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fakat &ouml;zg&uuml;n &uuml;slubun bu hikayedeki asıl sorunu hikayenin bi&ccedil;imi ile tam olarak uyuşmamasından, bi&ccedil;im i&ccedil;erik birliğine hizmet edememesinden kaynaklanıyor. Sıradan bir tatilde ge&ccedil;en ve tam da bu nedenle şiddetin, barbarlığın nasıl sıradan hayatlarımızın i&ccedil;inde ortaya &ccedil;ıktığını yalın ve &ccedil;arpıcı bi&ccedil;imde anlatan g&uuml;zel hikaye ağdalı ve anlamakta zorlandığım mecazlar, g&ouml;ndermeler ve kalemş&ouml;rl&uuml;k arasında zaman zaman kayboluyor. İster istemez bu yalın hikaye aynı şekilde yalın, daha az s&uuml;sl&uuml; bir dil ile asıl g&uuml;c&uuml;n&uuml; g&ouml;stermez miydi diye soruyorum.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&Ouml;te yandan hikayede erkek kahramanların muhtemelen bilin&ccedil;li olarak derinliksiz, neredeyse bir karakter olarak değil de erkek davranışlarına dair tipler olarak yer almaları ise &ccedil;ok &ouml;nemli bir eksiklik gibi g&ouml;z&uuml;km&uuml;yor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"></span></p>
<p><strong>Aşk Nerede?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak hikayede en &ccedil;ok arayıp ta bulamadığım şeyin eksikliğinin ise &ouml;nemli olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Hikayede evli &ccedil;iftler arasında var ile yok olduğuna dair pek bir ipucu bulamadığımız, en umut veren, erotik bir ilişki yaşadıkları belli olan Eda ile Ufuk arasında da sanki var ama hem de yok gibi ortada kaldığımız, eşcinsel oldukları sanılan (veya onların kendilerini &ouml;yle sandıkları) Melih ile İsmail arasında bile &ccedil;ok fazla ortaya &ccedil;ıkmayan aşk ve sevgiye hikayede pek rastlayamamak ise kitapla ilgili bir d&uuml;ş kırıklığına d&ouml;n&uuml;şt&uuml; bende. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; barbarlığın, saldırganlığın, bir t&uuml;rl&uuml; uygar olamayan uygarlığımızın eksiği ve bunları iyileştirebilecek yegane duygu aşk ve sevgi değil mi? &Ccedil;evremizdeki barbarlığa ve bunun hi&ccedil; farkedilmemesine katlanamayan herkesin bir bi&ccedil;imde moteli terketmesi bug&uuml;n T&uuml;rkiye'yi bir bir terk eden insanların aslen neyin eksikliğinden ka&ccedil;tıklarına dair &ouml;nemli bir saptama mı yoksa?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sema Kaygusuz &ldquo;Barbarın Kahkahası&rdquo;nda akıcı kolay okunan bir hikaye ve sanki &ouml;nemli bir şey olmayan olaylar zinciri i&ccedil;inde insana, topluma ve ruhumuza dair t&uuml;m bu soruları sormamızı ve d&uuml;ş&uuml;nmemizi sağlıyor.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tıraş</title>
<link>https://edebiyatblog.com/tiras</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/tiras</guid>
<description><![CDATA[ O sabah da olmuştum. Sonra da usulca toprağa indirdim canımın içini, yanağımı yanağına son bir kez değdiremeden. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_6124eb78b26b6.jpg" length="69871" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 24 Aug 2021 15:53:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Berk</dc:creator>
<media:keywords>yaşlılık, yas, anılar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Bazen aynaya bakıyorum, benden bir bok olur mu diye. Bazense aynada g&ouml;zlerime bile bakamıyorum, ka&ccedil;ırıyorum. Utan&ccedil; dolu ve h&uuml;z&uuml;nl&uuml;; artık kırışmış. Yaşlanmış g&ouml;ğs&uuml;mdeki ağarmış kıllara bakıyorum. Daha aşağıda hafif g&ouml;bek. Biraz daha sarkmasına var hen&uuml;z. &Ouml;lmek i&ccedil;in gen&ccedil;, devam edebilmek i&ccedil;in yaşlıyım. Sabah erken. Tıraş olacağım, her sabah yaptığım gibi. Artık gideceğim bir işim yok ama yine de her sabah tıraş oluyorum. Tuhaf. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">O sabah da tıraş olmuştum nedenini bilmeden. Sanki normal bir g&uuml;n gibi kalkmıştım uyumadığım gecenin sabahında. Duşumu almıştım, bu sabahki gibi. Sonra tıraş olmuştum, diğer g&uuml;nlerdeki gibi. Tıraş olduktan sonra gideceğim bir yer yok. Kahvaltı hazırlarım biraz. Uzun zamandır yalnız ediyorum kahvaltıyı da. O y&uuml;zden basit tutuyorum; peynir, ekmek, zeytin, varsa re&ccedil;el. Kahve i&ccedil;erim &ccedil;oğu kez; onun sevdiği kahveleri. &Ccedil;ok severdik kahveleri, uzak diyarlardan gelen kahvelerin hikayelerini anlatırdık birbirimize. Brezilyalı gen&ccedil; kızların ve El Salvador&rsquo;daki k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ocukların topladıkları, y&uuml;ksek tepelerden zorlukla indirip elle ayıkladıkları, kurutup &ccedil;uvallara doldurdukları kahvelerin bize gelene kadar ki yolculuğunu konuşurduk; emek ve sadakatle ge&ccedil;en uzun yolculuğu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sofrayı topladıktan sonra otururum ekranın karşısına. A&ccedil;arım onun sevdiği şarkı listelerini. Defalarca dinlediğim şarkılar da olsa yine dinlerim. Her birini ne zaman listeye eklediğini yeniden kontrol ederim. 10 yıl &ouml;nceki tarihleri, o zaman nerelerde olduğumuzu</span><span style="font-weight: 400;"> hatırlarım hep. Aynı grupları, şarkıları severdik. Hepsi eskilerden, benden de eski artık yitip gitmiş, insanların daha bir insan olduğu bir zamandan. Ondan kalan resimlere bakarım. Ağlarım. Tıraş olacağım yine, y&uuml;z&uuml;me bakamadığım aynanın karşısında. Tıraş olmuştum onu toprağa vereceğim g&uuml;n&uuml;n sabahında. O g&uuml;n nasıl g&ouml;r&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;n ne &ouml;nemi olabilir ki diye hep sordum kendime. &Ccedil;&ouml;zemedim bir t&uuml;rl&uuml;; ama sanırım kendi babam y&uuml;z&uuml;nden. O hi&ccedil; sevmezdi tıraşsız insanı. Karşısına tıraşsız &ccedil;ıktım mı sorardı hemen &ldquo;&ccedil;ok meşgulsun herhalde?&rdquo; diye. &ldquo;Neden baba?&rdquo; diye sorduğumda da, &ldquo;baksana tıraş bile olamamışsın,&rdquo; derdi. Meşgul filan değilim artık baba. Baksana, ne işim var ne de karım artık benimle. Bir hayatım bile yok sayılır. Bu ayna bana bir hi&ccedil;sin diyor. Ama tıraş oluyorum yine de her sabah. O sabah da olmuştum. Sonra da usulca toprağa indirdim canımın i&ccedil;ini, yanağımı yanağına son bir kez değdiremeden.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>