<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Çetin</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/cetin</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Çetin</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Hitabı resulün</title>
<link>https://edebiyatblog.com/hitabi-resulun</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/hitabi-resulun</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202601/image_870x580_6962acc97cf62.jpg" length="37967" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 10 Jan 2026 22:47:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Zâra zor</p>
<p>Eyvah yar kârı yor</p>
<p>Hayrı bir de bana sor</p>
<p>Kes nedit dile xor</p>
<p>Rabıta bende yok</p>
<p>Salik ne me ez</p>
<p></p>
<p>Medet hitabı resulün</p>
<p>Lakabul Aişe men ummun</p>
<p>Evvelen görmedim yolun</p>
<p>La tahzen hem de cünun</p>
<p>İmdat hoca taleben</p>
<p>Viran elde mecnun</p>
<p></p>
<p>Men değilim Yunus</p>
<p>Çiçekten hâl soram</p>
<p>Men değilim azeb</p>
<p>Yanına varam</p>
<p>Varmak dediğin Kur'an </p>
<p>Bir kaç bin metre iki ayak</p>
<p>Kalmak dediğin bin ol</p>
<p>Musahhardan istifam</p>
<p></p>
<p>Var ise dizinde kaderim</p>
<p>El sürülmez yüzüm</p>
<p>Rüyam mahşerim</p>
<p>Olmaz affım hederim</p>
<p>Hu der piri sevdam şeyhim</p>
<p>Ben bilemedim </p>
<p>Ahvalim ile şeriata geleyim</p>
<p>Bin sopa hakkım</p>
<p>Haşa şefaatten yok payım</p>
<p></p>
<p>Safım nadanlarla</p>
<p>Ya Rahîm Rahman eyla</p>
<p>Meskene âbd bin kevra</p>
<p>Akıl zahit gönül rind ikra</p>
<p>Pir meni ihya</p>
<p>Pir men sana ittiba</p>
<p>Pir beklerim mahkeme-i kübrâ</p>
<p>Hakkından epey hesab u ceza</p>
<p>Pir meni o halde etme temaşa</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Halkların Sempozyomu</title>
<link>https://edebiyatblog.com/halklarin-sempozyomu</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/halklarin-sempozyomu</guid>
<description><![CDATA[ Ortadoğu Mezbaha sının en mükemmel parseli (türkiye)  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/07/image_750x500_62c9b6870f3a2.jpg" length="23076" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 09 Jul 2022 20:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Halklar Sempozyomu</p>
<p>K&acirc;rı sebibiyle bu</p>
<p>Yargılı sızılı kalıcı</p>
<p>Tamahı &ccedil;uvaldız hırsızı</p>
<p></p>
<p>İlkelliğe doğru&nbsp;</p>
<p>Meden&icirc;yet tortulu</p>
<p>&Ouml;&uuml;dipus &ccedil;ok yaşa</p>
<p>Zeus zargana</p>
<p></p>
<p>Bir ara heycanlan</p>
<p>hi&ccedil; bişey olmadı say</p>
<p>Arafı mehtap say</p>
<p>Unut sen umutlan</p>
<p></p>
<p>Alın yazgısı en işlek</p>
<p>Ortadoğu&rsquo;da m&uuml;kemmel</p>
<p>Mezbaha dan bir parsel&nbsp;</p>
<p>Yaşamaktan sevinmek</p>
<p></p>
<p>Urgen&icirc; bihember&icirc;</p>
<p>Tampon bir tedavi</p>
<p>İnce ince kanar</p>
<p>Son se&ccedil;enek bile batar</p>
<p></p>
<p>Toplu delirmeler izler&nbsp;</p>
<p>Peşi sıra Neyzen ile</p>
<p>Beni g&uuml;naha &ccedil;eker</p>
<p>Sizi ilhak afaroz ile</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Rüknettin /ayna çatımaları</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ruknettin-ayna-catimalari</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ruknettin-ayna-catimalari</guid>
<description><![CDATA[ Atlı vezirli muharebenin tek şehidi  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62a47ceb47644.jpg" length="101530" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 11 Jun 2022 14:22:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba benim adım r&uuml;knettin<br />tanışıyor olmalıyız.&nbsp;<br />A&ccedil;mış olmalıyım size kalbimi<br />a&ccedil;madıysam şayet a&ccedil;abilir miyim?&nbsp;<br />K&uuml;heylan gibi besledim kalbimdeki tospağayı<br />arpa verdim kesme şekerler<br />kırlardan kesitler, maratonlar izlettim koşamadık hi&ccedil;.&nbsp;<br />&ccedil;&ouml;le fidanlar diktim &nbsp;birazcık suyumu da verdim&nbsp;<br />yağmur yağsın diye ne &nbsp;dualar ettim ben kumlara g&ouml;m&uuml;p suretimi.<br />&nbsp;Umudumu kestim tanrıdan insandan d&uuml;nyadan.&nbsp;<br />bıktım kardan taavdan irsali misali inniden s&uuml;nniden&nbsp;<br />s&uuml;lietlerden hislerden kirlerden<br />&nbsp;insan g&ouml;r&uuml;n&uuml;ml&uuml; hurilerden&nbsp;<br />kirli &ccedil;amaşırlı sabun semtlerinden pirayeden h&uuml;vviyetten&nbsp;<br />yoldan gitmekten kalmaktan&nbsp;<br />araftan aşktan kaştan ayıptan&nbsp;<br />Bıktım kitaptan okumaktan yazmaktan susmaktan&nbsp;<br />edebiyattan sanattan<br />&nbsp;umudumu kestim mor k&uuml;lhaniden polyanadan moira dan&nbsp;<br />g&ouml;rmekten d&uuml;ş&uuml;nmekten var olmaktan<br />Hayret etmiş olmalısınız<br />Ben r&uuml;knettin<br />&nbsp;aynalarla davalı ha aynanın karşısında ha i&ccedil;inde<br />&nbsp;atlı vezirli muharebenin tek şehidi<br />&nbsp;ne yani siz hi&ccedil; yenilmedinizmi&nbsp;<br />ben hep yenildim&nbsp;<br />k&ouml;melere b&ouml;l&uuml;nd&uuml;m&nbsp;<br />ha koyun ha kanguruya &nbsp;<br />Avongart gladyat&ouml;rlerede yenildim&nbsp;<br />usandım ihtimalden istifadan gayeden gururdan&nbsp;<br />solamandan basradan &ccedil;avuştan r&uuml;tuştan yalnız kim yorulur insan olmaktan&nbsp;<br />Malesef b&ouml;yle hissediyor&nbsp;<br />yarından &ouml;d&uuml; kopan r&uuml;knettin...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hovarda mesleki orhan</title>
<link>https://edebiyatblog.com/hovarda-mesleki-orhan</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/hovarda-mesleki-orhan</guid>
<description><![CDATA[ Orhan velinin zatı alimce bilinen biyografisi  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_627bd13feeb72.jpg" length="22638" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 11 May 2022 18:07:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords>orhan, veli, biyografi, kimdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&ldquo;İki incecik bacak, kısaca bir tren&ccedil;kot, kanar ya sarısı bir kaşkol ... Dağınık ve şişirilmiş bir g&ouml;ğse benzeyen sırt ve ergenlik bozuğu bir y&uuml;z ... Bit pazarına kim bilir ka&ccedil;ıncı kez gelmişti bu garip adam? Yine meteliksiz kalmıştı &ccedil;&uuml;nk&uuml;. Siyah deri &ccedil;antasından birka&ccedil; g&ouml;mlek &ccedil;ıkardı. Umarsızca yaşlı pazarcıya uzattı. K&uuml;rk&ccedil;&uuml; d&uuml;kkanı misali, pazarcı b&uuml;y&uuml;k bir memnuniyetle g&ouml;mlekleri aldı.</p>
<p>Adam &uuml;ş&uuml;m&uuml;ş olmalı ki tren&ccedil;kotuna b&uuml;r&uuml;nd&uuml; adeta. Biraz bekledi, &uuml;&ccedil; beş kuruş aldı, cebine koyup kalabalığa karıştı. Nisan 1914&rsquo;te Beykoz Yokuşu&rsquo;ndaki &Ccedil;ayır Sokağında 9 numaralı konakta d&uuml;nyaya geldi Orhan. Babası İzmirli Mehmet Veli, annesi ise Beykozlu Hacı Fatma Nigar Hanım&rsquo;dı.</p>
<p>N&uuml;fusu tezkeresi suretine g&ouml;re asıl ismi Ahmet Orhan olan şairin babasının adı Veli olduğu i&ccedil;in, sanat&ccedil;ı Soyadı Kanunu&rsquo;ndan &ouml;nce Orhan Veli olarak tanındı.</p>
<p>&Ccedil;ocukluğu Beykoz ve Beşiktaş&rsquo;ın yokuşlarında Boğaz&rsquo;a nazır ge&ccedil;ti Orhan&rsquo;ın. Denizle hep i&ccedil; i&ccedil;eydi. Beykoz&rsquo;daki evin bah&ccedil;esi Orhan&rsquo;ın sahnesi gibiydi, delikanlılarla birlikte komşulara Moliere&rsquo;in oyunlarını oynadı. Mahalledeki &ccedil;ocuklara ve kardeşlerine daha o yaşlarda Karag&ouml;z-Hacivat oynattı.</p>
<p>U&ccedil;urtma yapıp &ccedil;ılgınlar gibi koşuşturmaları da cabasıydı.</p>
<p>Orhan, sanatsever bir ailede b&uuml;y&uuml;d&uuml;. Babası klarnet sanat&ccedil;ısıydı, m&uuml;zikle i&ccedil;li dışlı olunca haliyle sanat camiasıyla dirsek teması ka&ccedil;ınılmaz oldu.</p>
<p>Edebiyatla ilk tanışması ilkokul yıllarında &ldquo;&Ccedil;ocuk D&uuml;n&shy; yası&rdquo; adlı hikayesinin dergide yayımlanmasıyla oldu. Beşinci sınıfta b&uuml;y&uuml;k buluşma ger&ccedil;ekleşti ve en b&uuml;y&uuml;k dostu Oktay Rıfat&rsquo;la tanıştı. Dokuzuncu sınıfta can ciğer oldular. İkisi de şiir delisiydi. Okulda teneff&uuml;s olur olmaz buluşur, sadece şiir hakkında konuşurlardı. Bir yıl sonra da m&uuml;samere esnasında bir diğer b&uuml;y&uuml;k dostu Melih Cevdet aralarına katıldı. &Uuml;&ccedil; kafadar bazen dersten ka&ccedil;arak demiryoluna gidip ahşap istasyon binasında şiirden, tiyatrodan konuştular. Orhan, hayatı &ccedil;ok farklı sosyal ve ekonomik sınıflarda deneyimleme şansı buldu. &Ouml;rneğin, yedi yaşındayken Halife Abd&uuml;lmecit&rsquo;in Yıldız Sarayı&rsquo;nda d&uuml;zenlediği bir d&uuml;ğ&uuml;nde s&uuml;nnet edilen Orhan Veli, daha sonra yıllarda a&ccedil;lık ve işsizlikle m&uuml;cadele etmek zorunda kalmıştı.</p>
<p>Lise sıralarında edebiyat &ouml;ğretmenleri Ahmet Hamdi Tanpınar&rsquo;dı. Onun sayesinde edebiyata ilgisi arttı. Bir s&uuml;re sonra şiir dergisi &ccedil;ıkardı. Tiyatro sahnelerinde boy g&ouml;stermeye başladı.</p>
<p>İstanbul&rsquo;da felsefe b&ouml;l&uuml;m&uuml;ne girdi. Yazmaya burada devam etse de avarelik yılları &ccedil;oktan başlamıştı. At yarışlarına gidiyor, k&uuml;rek &ccedil;ekiyor, bol bol y&uuml;z&uuml;yor, terc&uuml;meler yapıyor, meyhane meyhane dolaşıyor, sık sık aşık oluyor ve şiir yazıyordu bu cebi delik garip oğlan. D&uuml;zensizlik i&ccedil;inde d&uuml;zen, karanlıklar arasında aydınlık, z&uuml;ğ&uuml;rtl&uuml;k i&ccedil;inde sultanlıktı onunki.</p>
<p>Okulu bitiremeden Ankara&rsquo;ya d&ouml;nd&uuml;. PTT&rsquo; de memuriyete başladı. Bir s&uuml;re sonra terc&uuml;manlık b&uuml;rosunda &ccedil;alıştı. Can dostları Oktay ve Melih&rsquo;le yine bir araya geldi. Başta Varlık dergisi olmak &uuml;zere envaı dergide şiirler, yazılar yayımladı.</p>
<p>Bu d&ouml;nem şiirlerinde &ldquo;Mehmet Ali Sel&rdquo; adını kullandı. Ve bu isim giderek &uuml;n yaptı.</p>
<p>Orhan Veli, &ouml;mr&uuml; boyunca kazalardan bir t&uuml;rl&uuml; kurtulamadı. 5 yaşındayken dadısının kızarttığı k&ouml;ftelerden aşırmaya &ccedil;alışırken kolu tavanın i&ccedil;ine girerek yandı. 12 yaşında Beykoz &ccedil;ayırında oyun oynarken diz kapağını dikenli tele takınca ağır şekilde yaralandı. 13 yaşındayken, yirmi yaşındaki hizmet&ccedil;ileri Fatma&rsquo;yı Flober tabancasıyla korkutmak isterken ağır şekilde yaraladı. I 7 yaşında yakalandığı kızılcık hastalığı, &ccedil;ocukluk ve gen&ccedil;lik yıllarındaki ufak tefek sıyrıklar, kesikler 1939&rsquo;daki trafik kazasının yanında hi&ccedil;bir şey sayılamazdı. Orhan 25&rsquo;indeydi ve en yakın arkadaşlarından Melih Cevdet&rsquo;in kullandığı araba, Ankara&rsquo;da &Ccedil;ubuk Barajı tepesinden aşağı yuvarlandı. Yirmi g&uuml;n komada kalan Orhan &ouml;l&uuml;mden d&ouml;nm&uuml;şt&uuml;.</p>
<p>1941 yılının Mayıs ayında beklenen oldu. &Uuml;&ccedil; kafadar daha &ouml;nce işaretlerini verdikleri ve &ccedil;ok&ccedil;a tepki toplayan yeni şiir anlayışının vesikası niteliğindeki Garip Se&ccedil;kisi&rsquo;ni yayımladı.</p>
<p>Yayımlanan se&ccedil;kide Melih Cevdet Anday&rsquo;ın on altı, Rıfat'ın yirmi bir, Orhan Veli Kanık&rsquo;ın ise yirmi d&ouml;rt şiiri yer aldı. T&uuml;rk şiirinde sarsıcı ve yıkıcı etkileri olan bu anlayış başta Haşim ve Nazım olmak &uuml;zere şiirin t&uuml;m tabularını darmadağın etti.</p>
<p>Şiiri se&ccedil;kin z&uuml;mrenin elinden alıp onu avamın tam ortasına sokağa, kahveye, vapura, pazara indirdiler. Bu adamlar &ccedil;oğu kişiye g&ouml;re şakacı11 olarak anıldılarsa da şiirde yıkıcı bir devrim ger&ccedil;ekleşmişti. Artık herkes şiir okuya-biliyor, anlayabiliyor hatta yazabiliyordu. &Ouml;yle ki nasır, cigara, don, rakı gibi sıradan kavramlar şiire girince olan oldu. Bilhassa Orhan Veli alay konusu olmuştu. Nurullah Ata&ccedil; arada bir Orhan&rsquo;a takılarak:</p>
<p>&ldquo;-İlahi Orhan Veli! Senin i&ccedil;in yazdığım makaleleri bir&ccedil;ok an ciddiye almışlar . Bunları sırf alay etmek i&ccedil;in yazdığımı kimse fark etmedi. Ne dersin?</p>
<p>Orhan Veli, Nasreddin Hoca edasıyla şu cevabı verdi:</p>
<p>-İşin tuhaf ı şu ki ben de şiirlerimi tamamıyla şaka diye yazıp neşrettim. Bazıları fena halde ciddiye aldılar . Sen ne dersin?&rdquo; Reklamın iyisi k&ouml;t&uuml;s&uuml; olmazdı. Orhan Veli kazandığı zaferin keyfini &ldquo;rakıda balık&rdquo; olarak &ccedil;ıkarıyordu. Orhan Veli&rsquo;nin Yazık oldu S&uuml;leyman Efendi&rsquo;ye şiiri ve mısraı o kadar meşhur oldu ki g&uuml;ndelik dile giren bir dize haline geldi.</p>
<p>&ldquo;G&ouml;llerde bu dem bir kamış olan&rdquo; Ahmet Haşim&rsquo;e inat &ldquo;Rakı şişesinde balık olan&rdquo; bir Orhan Veli doğdu.</p>
<p>Orhan Veli askere gitti. 2.D&uuml;nya Savaşı&rsquo;nın neden olduğu gerginlik nedeniyle uzatılan askerlik g&ouml;revini, 1945 yılında, yedek subay r&uuml;tbesiyle tamamlayan Orhan Veli Kanık, Ankara&rsquo;ya d&ouml;nerek, Milli Eğitim Bakanlığı Terc&uuml;me B&uuml;rosu&rsquo;nda terc&uuml;manlık yapmaya başladı.</p>
<p>Burada, Azra Erhat, Oktay Rıfat ve Erol G&uuml;ney ile birlikte ortak &ccedil;eviri &ccedil;alışmaları y&uuml;r&uuml;t&uuml;rken 1947 yılında yeni bakanlık y&ouml;netimini &ldquo;antidemokratik ve tutucu&rdquo; davranmakla su&ccedil;layarak g&ouml;revinden istif a etti. Ankara&rsquo;da Sabahattin Ey&uuml;boğlu&rsquo;nun evi mekan oldu Orhan i&ccedil;in. Entelekt&uuml;el bir &ccedil;evre edindi bu sayede. Ve orada Bella&rsquo;yı tanıdı.</p>
<p>Bella, odasında yatağına uzanmış ders &ccedil;alışıyordu. Orhan Veli, kapıdan uzun uzun gen&ccedil; kızı seyrettikten sonra salonun k&ouml;şesindeki k&uuml;&ccedil;&uuml;k masaya oturdu ve cebinden &ccedil;ıkardığı kağıda bir şeyler karalayıp yeniden odaya y&ouml;neldi. Kağıdı Bella&rsquo;ya uzattı ve &ldquo;Bu şiiri sana yazdım.&rdquo; Dedi.</p>
<p>Uzanıp yatıvermiş, sere serpe;</p>
<p>Entarisi sıyrılmış, hafiften;</p>
<p>Kolunu kaldırmış, koltuğu g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor;</p>
<p>Bir eliyle de g&ouml;ğs&uuml;n&uuml; tutmuş.</p>
<p>İ&ccedil;inde k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; yok, biliyorum;</p>
<p>Yok, benim de yok ama ...</p>
<p>Olmaz ki!</p>
<p>B&ouml;yle de yatılmaz ki!</p>
<p>Bella şiiri okudu, g&uuml;l&uuml;msedi, teşekk&uuml;r etti ve istifini bozmadan uzanıp yatıvermiş vaziyette meşgul olduğu işi yapmaya devam etti. Bella, ne o an ne de ondan sonraki zamanlarda Orhan Veli&rsquo; nin şiirlerine &ouml;zne olmanın &ouml;tesinde bir şey yapmadı. Halbuki Orhan, Bella&rsquo;ya aşıktı. Ama Bella bunu hi&ccedil; bilmedi. Hatta &ldquo;Anlatamıyorum&rdquo; şiirini bile kendisi i&ccedil;in yazdığını s&ouml;yledi bir r&ouml;portajında. Ger&ccedil;ekten de epeyce yaklaşmış olmasına rağmen anlatamamıştı.</p>
<p>Aşkları gibi &ouml;zlemleri de hi&ccedil; dinmedi Orhan Veli&rsquo;nin.</p>
<p>İstanbul&rsquo;a, denize, vapura, &ccedil;ocukluğuna hep hasretti Veli. Sık sık İstanbul&rsquo;a gitti. Parası da yoktu. İstanbul&rsquo;da en b&uuml;y&uuml;k dostu Sait Faik&rsquo;ti. İkisi de İstanbul aşığı birer avareydi.</p>
<p>Boğaz&rsquo;a karşı kurdukları &ccedil;ilingir sof r asında martı sesleriyle İstanbul&rsquo;u dinleyip bedava havanın tadını &ccedil;ıkarıp bazen de bir balık&ccedil;ı kahvesinde Cumhuriyet gazetesinin bulmacasını iddiasına girerek &ccedil;&ouml;zmeye &ccedil;alıştılar. Bir şişe rakısına girilen iddiayı ne hikmetse hep Orhan Veli kazanırdı. Sonunda buna isyan eden Sait Faik acı ger&ccedil;eği &ouml;ğrenince Orhan&rsquo;ın ensesine şamarı patlattı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Cumhuriyet&rsquo;teki bulmacaları hazırlayan Orhan Veli&rsquo;den başkası değildi.</p>
<p>Bir sonbahar g&uuml;n&uuml;, İstanbul hasretini gidermek amacıyla gezintiye &ccedil;ıkan Orhan, g&uuml;zel bir havada Boğazi&ccedil;i vapurunda bir kadın g&ouml;rd&uuml;. Her şeyiyle ben kadının hasıyım diyordu adeta. Yine aşık oldu. Tanıştı, ayak&uuml;st&uuml; sohbet etti. Tutul&shy; muştu kadına. Yaş&ccedil;a kendinden b&uuml;y&uuml;k olan, bir&ccedil;ok şairin g&ouml;nl&uuml;ne girmiş &uuml;stelik evli olan bu kadın Veli&rsquo;nin en b&uuml;y&uuml;k aşkı Nahit Hanım&rsquo;dı. Orhan Veli&rsquo;nin bir mısrasında &ldquo;muteber sevgilim&rdquo; diye s&ouml;z&uuml;n&uuml; ettiği, senelerce aşk mektupları yazdığı ve en meşhur şiirlerinden bir&ccedil;oğunun bu aşkın verdiği ilhamla kaleme aldığı &ldquo;Nahid Hanım&rdquo;, İstanbul&rsquo;un &ldquo;salon sahiplerinden&rdquo; idi. Evini sanat&ccedil;ılara a&ccedil;mış, onlar i&ccedil;in sık sık davetler vermiş, bazılarını maddi bakımdan desteklemiş, kitaplarını yayınlamalarına bile yardım etmiş ve bazıları ile daha yakın ilişkiler i&ccedil;ine girmişti. Cahit Sıtkı, Necip Fazıl, Can Y&uuml;cel, Sabahattin Ali bu hanımefendinin aşıklarından sadece birka&ccedil;ıydı. Nahit Hanım i&ccedil;lerinden belki de en &ccedil;ok Orhan Veli&rsquo;yi sevdi.</p>
<p>Nahit Hanım, Orhan Veli&rsquo;nin aşkını ispat i&ccedil;in sık sık Ankara&rsquo;dan İstanbul&rsquo;a gittiği, Rus meyhanelerinde buluştuğu, gidemediği zamanlarda mektuplar yazdığı, parasızlık nedeniyle &ccedil;oğu zaman g&ouml;r&uuml;şemediği son aşkıydı. Aslında Orhan yıllarca boşa k&uuml;rek &ccedil;ekmiş, Nahit Hanım &ccedil;oktan başka gemiye binmişti.</p>
<p>Artık kendini dostlarıyla birlikte tamamen yazmaya adadı. Ankara&rsquo;da g&uuml;nleri dost meclislerinde edebi sohbetlerle ge&ccedil;iyordu. Sabahattin Ali, Bedri Rahmi, Melih Cevdet, Hasan Ali Y&uuml;cel ile Erol G&uuml;ney&rsquo;in evinde toplanıp edebiyat konuşurlardı.</p>
<p>1949 yılında &ccedil;ıkan &ldquo;Yaprak&rdquo; dergisiyle birlikte Orhan Veli&rsquo;nin şairliğinin yanı sıra fikir adamlığı y&ouml;n&uuml; de ortaya &ccedil;ıktı. Şairin yaklaşan se&ccedil;imlerle ilgili fikirleri bu dergide yayımlandı. 1950 yılının ortalarına doğru maddi sıkıntıya girince Orhan Veli kendine ait eşyaları bile satarak dergiyi 28 sayı &ccedil;ıkarmayı s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;. Hususi eşyaları, kabanı, Abidin Dino&rsquo;nun hediye ettiği resimler bile bu dergi sevdasına kurban gidenlerdendi. Haliyle edebiyat &ccedil;ok da karın doyurmuyordu. Belki de parasızlık Orhan&rsquo;ın kaderiydi.</p>
<p>Derginin yayın hayatı sona erince İstanbul&rsquo;a taşınmaya karar verdi. Aynı yıl, Nazım Hikmet&rsquo;in yazılarından dolayı mahkum edilmesini protesto etti ve d&uuml;ş&uuml;nce &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;ne imkan verilmediğini &ouml;ne s&uuml;rerek yakın dostları Melih Cevdet ve Oktay Rıf a t ile birlikte, şairin serbest bırakılması i&ccedil;in 3 g&uuml;n boyunca a&ccedil;lık grevi yaptı. Bu eylemiyle siyaset ve edebiyat &ccedil;evrelerinde b&uuml;y&uuml;k yankı uyandırdı. Aynı yılın kasım ayında, bir haftalığına Ankara&rsquo;ya geldi. 10 Kasım 1950 gecesinde, onarım i&ccedil;in kazılmış ancak &uuml;zeri kapatılmamış bir &ccedil;ukura d&uuml;şt&uuml;, ayağını incitti. Fazla &ouml;nemsemedi ve İstanbul&rsquo;a d&ouml;nd&uuml;.</p>
<p>Dostu avukat Muzaf f er Ak&ccedil;ay&rsquo;ın evinde akşam yemeğine kaldı. Kalabalık bir ortamdı ve şiirler okundu, sohbetler edildi. Orhan o gece orada kaldı. Kanepeye uyığılmış baygın gibiydi. Bir terslik olduğu anlaşılınca ev ahalisi paniğe kapıla&shy; rak ortalığı velveleye verdi. Maalesef Orhan Veli komaya girmişti. Hemen Cerrahpaşa Hastanesi&rsquo;ne g&ouml;t&uuml;r&uuml;ld&uuml;. İlk tespit alkol komasına girdiği y&ouml;n&uuml;ndeydi. Zaten hep alkoll&uuml;yd&uuml; Orhan. &Ouml;yle i&ccedil;ki komasına girecek adam değildi.</p>
<p>B&uuml;t&uuml;n &ccedil;abalara rağmen &ouml;ğlen 12.00&rsquo;ye doğru başlayan koma aralıksız devam etti ve şairin kalbi gece 23.00 sularında durdu. &Ccedil;ok sonra anlaşıldı ki Orhan beyin kanaması ge&ccedil;irmişti. Yanlış tetkikler nedeniyle &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; bug&uuml;n bile d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len Orhan Veli hen&uuml;z 36 yaşında &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;nde &uuml;zerindeki ceketinin cebinden 28 kuruş ve bir at yarışı b&uuml;lteni &ccedil;ıktı. Ama o ceplerden birinde &ccedil;ok daha &ouml;nemli bir şey vardı: Diş fır&ccedil;asına sarılı bir kağıt. Kağıdın bu kadar &ouml;nemli olmasının nedeniyse Orhan Veli&rsquo;nin son şiirinin orada yazılı olmasıydı.</p>
<p>Kaderin tamamlanmasına izin vermediği, sevgililerini anlattığı son şiiri; &ldquo;Aşk Resmi Ge&ccedil;idi&rdquo; ı 951 &lsquo;de anısına &ccedil;ıkarılan Son Yaprak&rsquo;ta yer buldu. Orhan Veli onu sevenlerin g&ouml;zyaşlarıyla vasiyeti &uuml;zerine Aşiyan Mezarlığı&rsquo;na def n edildi.</p>
<p>Boğaz&rsquo;a karşı bir de uf a k heykel yaptırıldı. Bu heykelde Boğaz&rsquo;ı seyreden şairin yanına bir de k&uuml;&ccedil;&uuml;k martı kondu, ağa&ccedil;ların i&ccedil;erisinde sonsuza dek huzurlu h&uuml;lyalarına dalması tasavvur edildi. Artık hava bedavaydı ve İstanbul&rsquo;u dinleyebilirdi g&ouml;zleri kapalı.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Neyli  Zen,hür meşerp</title>
<link>https://edebiyatblog.com/neyli-zenhur-meserp</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/neyli-zenhur-meserp</guid>
<description><![CDATA[ Neyzen Tevfik anısına bir biyografisi  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_62718b7001b2d.jpg" length="54133" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 03 May 2022 23:09:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords>Neyli zen, meşerp, kimdir, biyografi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>&ldquo;&Ccedil;ayhane ... İ&ccedil;eriye alafranga iki gen&ccedil; kız giriverdi kahkahalarla. Buldukları ilk boş yere y&ouml;nelip etraf ı s&uuml;ze s&uuml;ze &Uuml;zerlerindeki kabanları &ccedil;ıkarıp oturdular. İki &ccedil;ay isteme y i de ihmal etmediler . Biraz sonra yaşlıca bir adam kapıda g&ouml;r&uuml;nd&uuml;. Sırtında eski bir mintan, &uuml;st&uuml;nde dilenci hırkası, başında yırtık takke, y&uuml;z&uuml;nde derin &ccedil;izgiler vardı adamın. Herkesin dikkati birden bu adamın &uuml;zerindeydi. Usulca en k&ouml;şeye oturdu. Koynundan kılıf a sarılı uzun bir nesne &ccedil;ıkardı. Kızlar g&ouml;zlerini bile kırpmadan adım adım yaşlı adamı takip ediyordu. Adam siyah deri kaplı kılıf t an kılıcını &ccedil;eker gibi ney&rsquo;ini &ccedil;ıkardı. O sırada kızlar &lsquo;.A aa! Ney mi o?&rsquo; diyerek şımarık bir edayla tanımadıkları bu adama &lsquo;Bize ney &ccedil;alar mısın?&rsquo; diye seslenince adamdan &lsquo;Ney &ccedil;alınmaz, ney &uuml;f l enir.&rsquo; Cevabını aldılar.&nbsp;<br />S&uuml;kunet hali yaşlı adamın neyi ağzına g&ouml;t&uuml;r&uuml;p &uuml;flemesiyle bozuluverdi. Etrafta o ana kadar kimsenin duymadığı b&uuml;y&uuml;l&uuml; bir ses yankılandı. Fransız Edebiyatı b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n en alafranga iki kızı bu sesle adeta b&uuml;y&uuml;lenmişti. Bu dramatik armoniye daha f azla dayanamadılar. Hafif hı&ccedil;kırıkla başlayan duygu seli kızların birbirlerine sarılıp h&uuml;ng&uuml;r h&uuml;ng&uuml;r ağlamasıyla devam etti.&rdquo;Dipsomanlar, alkol bağımlısıdır ama uzun s&uuml;re hi&ccedil; alkol almayabilirler. Sonra birden i&ccedil;ki n&ouml;beti başlar. Umarsızca, &ccedil;ılgınca, &ouml;lesiye i&ccedil;erler.&rdquo; Aklıyla ger&ccedil;eği, kalbiyle aşkı arayan, mutlak &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n peşinden ruhunu dolduran isyankarlık ve insan sevgisiyle koşan, g&uuml;ndelik hayatın bayağılığına k&uuml;f r eden, adaletsizliğe &ouml;fke yağdıran, ney&rsquo;de can bulmuş meyde can vermiş serg&uuml;zeşt, divane, berduş, sanatkar ve dipsoman; &ouml;mr&uuml; mey&shy; hane ile tımarhane arasında ge&ccedil;miş bir dahi: Neyzen Tevfik .&nbsp;<br />&ldquo;Bodrum &lsquo;da d&uuml;nyaya geldiğimde birisi &ccedil;ıkıp da kulağıma, yer y&uuml;z&uuml;nde beni bekleyen akıbetleri fısıldayıverseydi belki hemen d&ouml;nmeye karar verirdim. Ama beni bu kararımdan iki şey vazge&ccedil;i&shy;rebilirdi: Birisi, anamın ve babamın g&uuml;zel y&uuml;zlerindeki riyasız ve masum insanlık ifadesi; ikincisi de doğduğum andan başlayarak Ege Denizi&rsquo;nin b&uuml;t&uuml;n hayatımda ruhumu kucaklayan nazlı ve hışırtılı yeşil enginliği.&rdquo; Dediği Bodrum&rsquo; da, R&uuml;ştiye Mektebi&rsquo;nin baş&ouml;ğretmeni babasının ilk g&ouml;rev yerinde doğdu Neyzen Tevfik.&nbsp;<br />Bodrum&rsquo;da &ccedil;ocukluğunun ge&ccedil;tiği kasabada babasıyla &ccedil;oğu zaman uzun y&uuml;r&uuml;y&uuml;şlere &ccedil;ıktı k&uuml;&ccedil;&uuml;k Tevfik. Yine o g&uuml;nlerden birinde bir kasaba kahvesine uğradı babasıyla.&nbsp;<br />Kasabanın kahvesinde otururken iki derviş usulca i&ccedil;eri girdi.&nbsp;<br />Kahveyi ş&ouml;yle bir s&uuml;z&uuml;p uygun buldukları yere oturdular.&nbsp;<br />Selam ve hasbıhalden sonra dervişlerden biri koynundan uzun bir şey &ccedil;ıkardı ve &ldquo;Ya destur!&rdquo; dedikten sonra &uuml;flemeye başladı. Adeta insanı mest edip kendinden ge&ccedil;iren bu şeyden ve &ccedil;ıkardığı seslerden &ccedil;ok etkilenen k&uuml;&ccedil;&uuml;k Tevfik, bu adamın ne &ccedil;aldığını sorduğunda babasının &ldquo;Ney evladım!&rdquo; cevabıyla Neyzenliğe ilk adımını attı. Babasından &ldquo;ney&rdquo; isteği kabul g&ouml;rmeyince &ccedil;ardaktan kopardığı kamışı kaval haline getirdi ve b&ouml;ylece kendini mest eden ney&rsquo;le tanıştı. Babası onun bu ilgisine daha fazla kayıtsız kalamayarak ona bir ney aldı. Oğlunu bir s&uuml;re sonra usta bir neyzen olan Berber Kazım&rsquo;la tanıştırdı ve ondan ney dersleri aldırmaya başladı.&nbsp;<br />&ldquo;Hen&uuml;z mektebe yeni başlamıştım, bir akşam paydos olmuş, ben babamla beraber eve gitmek &uuml;zere yola koyulmuştum. &Ccedil;arşıya geldiğimiz sırada uzaktan akseden davul, zurna sesleri ile durakladık, ben daha o yaşta bile musikinin meclubu, &ccedil;ılgınca zebunu idim. Babamı elinden &ccedil;ekerek sesin geldiği y&ouml;ne doğru adeta s&uuml;r&uuml;kl&uuml;yordum. Nihayet alayın ucu meydanda g&ouml;r&uuml;nd&uuml;. Biraz daha yaklaşınca zurna ve lavtaların ahengine tempo tutan davul tokmakları hep birden kafama inmeye başlamıştı. Yaklaşan kalabalığın ellerinde on, on beş sırık, sırıkların ucunda da kesik insan kafaları vardı. G&ouml;zlerim dehşetle yuvalarında fırlamış ve o dehşetle ben de &ccedil;ığlığı basmıştım.&nbsp;<br />Şaşıran babam, g&uuml;ya o feci manzarayı bana daha fazla g&ouml;stermemek i&ccedil;in &ouml;n&uuml;nde bulunduğumuz demirci d&uuml;kkanının i&ccedil;ine dalıvermişti. Halbuki olan olmuş ve &ccedil;ocuk ruhumda m&uuml;thiş bir kasırga kopmuştu. Eve dinmeyen titremeler i&ccedil;inde getirildim ve bir&ccedil;ok korku ila&ccedil;larından ge&ccedil;irildim. Fakat heyhat, şuurumun bir burcu g&ouml;&ccedil;m&uuml;ş, akıl tahtamın bir &ccedil;ivisi demirci d&uuml;kkanında d&uuml;ş&uuml;p kaybolmuştu.&rdquo; Yaşadığı bu olayın ardından ilk sara n&ouml;betini ge&ccedil;irdi Neyzen. &Ccedil;ocukluğu boyunca yakasını bırakmayan sara hastalığını ve yerli yersiz bayılmalarını b&uuml;y&uuml;k aşkı ney&rsquo;i ile dindirmeye &ccedil;alıştı. Neydeki ş&ouml;hreti gittik&ccedil;e genişledi. İzmir Mevlevihane&rsquo;sine girmesiyle sanatını daha geniş ortamlara yayabildi, se&ccedil;kin kişilerle tanıştı. İstanbul&rsquo;a gidişi &uuml;n&uuml;n&uuml;n kısa zamanda artmasını sağladı. Zekası, sempatisi, k&uuml;f&uuml;rleriyle sarayların aranan ismi oldu.&nbsp;<br />O, ne ney&rsquo;inden ne de şiirinden herhangi bir &ccedil;ıkar, alkış beklemeyen adam gibi adamdı. Hem entelekt&uuml;el, hem halk adamıydı. Sıradan insanlar, paşalar, sultanlar da onun dostuydular. Ve o, &ldquo;kedilerin sarayı&rdquo; olarak nitelediği evinde de sokakta da hayvanlarla dosttu. Bir arif e g&uuml;n&uuml; bayramlık elbiselerle donattığı fa kir fu kara &ccedil;ocuklar da onun dostuydu.&nbsp;<br />Bazen bir k&uuml;t&uuml;phaneye postunu atıp aylarca kitap okuyan adamdı Neyzen. Hayatı u&ccedil;larda yaşayan biriydi. Saraylardan &ccedil;ıkıp Galata ve Beyoğlu&rsquo;nun izbe sokaklarında berduşlarla buluşurdu. Ayrıca kim olursa olsun lafını hi&ccedil; esirgemedi, &ccedil;oğu zaman azılı bir muhalif t i. D&uuml;zene k&uuml;f r etti, bu nedenle defalarca sorgulandı, tutuklandı. &Ccedil;ok ge&ccedil;meden İstanbul&rsquo;u terk edip Mısır&rsquo;a gitti.&nbsp;<br />Mısır&rsquo;da yedi sene maceradan maceraya s&uuml;r&uuml;klendi Neyzen. Kah saraylara girip &ccedil;ıkarak kah kendi tabirince havalanıp en y&uuml;ksek şahikalardan yer altında haşhaş kokulu esrar bodrumlarında yuvarlanarak tamamen serazat bir hayat yaşadı. Bazen zengin konaklarında kuş t&uuml;y&uuml; karyolalarında, bazen de iskenderiye&rsquo;deki eski kalenin bir burcunda fakir &ouml;l&uuml;leri sarmaya mahsus kaba hasır &uuml;st&uuml;nde yatıp kalktı. Prens ve prenses saraylarında olduğu kadar, serseriler aleminde de meşhur oldu. Mısır asilzadelerinin &ccedil;ocuklarıyla veya memleketten oraya ka&ccedil;mış bir&ccedil;ok tanınmış h&uuml;rriyetperver T&uuml;rkle arkadaşlık ettiği gibi azılı sabıkalılarla da d&uuml;ş&uuml;p kalktı Neyzen. Mısır&rsquo;da bir kahvehane a&ccedil;ıp hatta kendine bir plak bile doldurdu. Ama ne yaparsa yapsın i&ccedil;kiden hi&ccedil; vazge&ccedil;emiyordu. Orada da meyini &ccedil;ekiyor, i&ccedil;indeki acıları ney&rsquo;ine &uuml;fl&uuml;yordu. Bir toplantıda &ccedil;ıkan tartışma, sarhoşluğun da etkisi ile &uuml;st&uuml;nde taşıdığı tabancası ile ateş etmesi sonucu 6 ay hapis cezası aldı. Tam bu sıralarda II.Abd&uuml;lhamit&rsquo;i hicveden bir şiir yazdı. Bu şiir y&uuml;z&uuml;nden idam cezası verildi. Bir s&uuml;re ka&ccedil;ak hayatı yaşayarak Bektaşi tekkelerinde saklanmaya başladı.&nbsp;<br />II. Meşrutiyet&rsquo;in ilanından sonra İstanbul&rsquo;a d&ouml;nen Neyzen Tevfik, annesinin ısrarı ile Cemile Hanım&rsquo;la evlendi. Kızı Leman doğduktan hemen sonra ise eşinden ayrıldı. 1.D&uuml;nya Savaşı&rsquo;nda mehterbaşı olarak askerlik yaparken Paşa ile kavga edince askerlikten atıldı.&nbsp;<br />En yakın dostu ise Mehmet Akif1ti. Mehmet Akif&rsquo;in Safahat&rsquo;ında &ldquo;Derviş Ahmet&rdquo; isimli şiirinin a&ccedil;ıklamasında ş&ouml;yle bir ifade yer aldı: &ldquo;Tevfik Neyzen&rsquo;in &uuml;&ccedil; bin d&ouml;rt y&uuml;z&uuml;nc&uuml; t&ouml;vbesinden istif ası m&uuml;nasebetiyle.&rdquo; Evet, Neyzen Tevfik&rsquo;in sık sık alkol&uuml; bıraktığı ve tekrar başladığı bilinirdi. Bir s&uuml;re hi&ccedil; i&ccedil;meden hayatına devam eder, ancak sonra tekrar i&ccedil;erdi &uuml;stat. Hatta dostu Akife bir daha meyhaneye ayak basmayacağına dair s&ouml;z verdiğini ama &ccedil;ok zorlanınca meyhaneye atın &uuml;st&uuml;nde girerek b&ouml;ylece verdiği s&ouml;ze sadık kaldığını anlatanlar oldu.&nbsp;<br />D&uuml;nya bir meyhane olmuş Neyzen de d&ouml;n&uuml;p duruyordu.&nbsp;<br />G&uuml;n&uuml;n her saati demlenen bir matiz gibiydi. &Ouml;yle ki bir g&uuml;n yakın bir dostu Neyzen Tevfik&rsquo;i yine meyhaneden &ccedil;ıkarken g&ouml;rd&uuml; ve &ldquo;Vallahi &uuml;stadım, seni meyhaneden &ccedil;ıkarken g&ouml;rmek beni &uuml;z&uuml;yor . &ldquo; diye yakındı. Neyzen kendisine acıyan dostunu ş&ouml;yle teselli etti: &ldquo;&ouml;yleyse hemen meyhaneye d&ouml;neyim.&rdquo; Mısır&rsquo;da Akif&rsquo;in yanında bir yıl kaldıktan sonra Neyzen nihayet İstanbul&rsquo;a d&ouml;nd&uuml;. Ama ruhunun acısını yine dindiremedi.Neyzen Tevfik, dipsomania n&ouml;betinin başlayabileceğini bazen &ouml;nceden sezerdi. İradesini kullanır kendi isteğiyle Bakırk&ouml;y Akıl Hastahanesine gider, &ldquo;Başlayacak, beni hemen kapatın!&rdquo; derdi ağlayarak. Bir kral muamelelisi g&ouml;r&uuml;rd&uuml; orada. 1940'lı yıllarda Bakırk&ouml;y Akıl Hastanesinin 21 numaralı koğuşu ona ayrıldı; istediği zaman geldi, yattı, dinlendi ve hi&ccedil;bir şey olmamış gibi &ccedil;ıkıp gitti. Neyzen'in deli damarı tutuyordu arada bir. Bir g&uuml;n dar yoldan ge&ccedil;mek i&ccedil;in m&uuml;saade istediği adamın "Ben senin gibi ciğeri beş para etmez adamlara yol vermem!" demesine karşı istifini bozmadan usulca kenara &ccedil;ekilip " Ben veririm. " demesi bile onun ince zekasının sadece k&uuml;&ccedil;&uuml;k parıltıları olarak hatırlandı. Bazen zenginlerden himaye g&ouml;ren, bazen arkadaşlarının evinde kalan, &ccedil;ok defa da kahvelerde, meyhanelerde barınan Neyzen Tevfik'in kendisini sahiplenecek bir ailesi ve d&uuml;zenli bir işi olmadı. 1930'lardan sonra, İstanbul Belediyesi'nin, sadece himaye maksadıyla kendisine verdiği bir miktar aylık dışında herhangi bir işi de olmadı. Uzun derbederlik hayatında, o kaldırımdan bu kaldırıma, o kapıdan bu kapıya, o diyardan bu diyara, Ney&rsquo;i ve Mey&rsquo;iyle bir kuru yaprak gibi savruldu. &ldquo;Hayatımda iki şeye sahip olamadım: Para ve uşak. Paraya sahip olamadım, &ccedil;&uuml;nk&uuml; onu saklamaya değer bulmadım; uşağa gelince, ben bunların en kibirsiz olanı ile bir saat i&ccedil;inde senli benli olurum ve ikinci saatte hangimizin efendi, hangimizin uşak olduğunu anlamakta aciz kalırım." Neyzen Tevfik (Kolaylı) 74 yaşındaydı, hastaydı ve hastalığı zarfında ıstıraba meydan okurcasına, yatağa girmemekte ısrar ediyor, pencere yanındaki hasır koltuğun merhametine sığınıp g&uuml;nlerini, kapının &ouml;n&uuml;ndeki ameleleri ve hemen on adım ileride denizin &uuml;zerinde u&ccedil;uşan martıları seyirle ge&ccedil;iriyordu. M&uuml;zmin bronşitini ve dizlerindeki son dermanı &ccedil;almaya yeltenen romatizma sancılarını teskine yarasın diye verilen ila&ccedil; kutularının bir kısmını iki &uuml;&ccedil; g&uuml;n kullanmış, birka&ccedil;ının y&uuml;z&uuml;ne hi&ccedil; bakmamıştı bile. 28 Ocak &ouml;ğleden sonra saat 2'ye doğru, uzun uzun &ouml;ks&uuml;rd&uuml; ve birdenbire fenalaşarak başını pencerenin pervazına dayadı. Sorulanların hi&ccedil;birini cevaplandırmadı; kendisini, yardımına koşanların kollarına terk edip yatağına uzandı. Bu yatağa son girişti. Neyzeni, artık hi&ccedil; konuşturamadılar. Bu koma, bu derin dalgınlık akşamın 7'sine kadar s&uuml;rd&uuml; ve b&uuml;y&uuml;k Neyzen, dudaklarının kenarındaki o ezeli tebess&uuml;m&uuml; ile birlikte ebediyete intikal etti. T&uuml;m hayatını aşık , rindlik geleneğine uygun yaşadı neyi ile s&ouml;yleyemediğini de i&ccedil;inde tutmadı &uuml;fledi doğrusu her şeyi s&ouml;yleyebilecek nadir insanlardandı i&ccedil;tiği helaldi s&ouml;ylediği hak.<br />&nbsp;Sinan paşa camii, i&ccedil;iyle, dışıyla, ana cadde, karşıki meydan, b&uuml;t&uuml;n kahveler, kıraathaneler tıklım tıklım doluydu. Her gelen otob&uuml;s, tramvay, otomobil katarları, bu kalabalığa yeni insan yığınları d&ouml;kt&uuml;. Bu kalabalık, onun cemaatiydi. Kimler yoktu ki: Başta hasta d&ouml;şeğinden kalkıp gelen Vali olmak &uuml;zere, muavinler, daire m&uuml;d&uuml;rleri, kalbur&uuml;st&uuml; memur sınıfı, &uuml;niversite kadrosu, profes&ouml;rleri, talebesiyle oradaydı. Edebiyat ve sanat adamları, isim yapmış b&uuml;y&uuml;k şahsiyetler, her biri yolunda yeni fetihlere, yeni ganimetlere ermiş meşhurlar, şairler, romancılar, m&uuml;nekkitler, sahne adamları, musiki &ccedil;evresi, dergah erenlerinden sokak kemancılarına varıncaya kadar hepsi oradaydı. Bunlardan başka sarhoşlar, esrarkeşler, ayyaşlar, serseriler ... Onlar da derlenmiş, topar&shy; lanmış, kılıklarını d&uuml;zeltmişler, Neyzen Baba'nın tabutuna sarılmışlardı. Ney'i dergahtan &ccedil;ıkartıp halkın ayağına g&ouml;t&uuml;ren Neyzen Tevfik &ouml;l&uuml;m&uuml;yle akademisyeninden bilim adamına, esrarkeşinden serserisine kadar herkesi cenazesinde buluşturdu ve omuz omuza y&uuml;r&uuml;tt&uuml;. &ldquo;Bir kova suyu damla damla i&ccedil;sen de bir kere i&ccedil;sen de su biter . " diyerek hayatı t&uuml;m g&uuml;zellikleriyle bir kerede kucaklayıvermişti</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hızırı ağırlamak</title>
<link>https://edebiyatblog.com/hiziri-agirlamak</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/hiziri-agirlamak</guid>
<description><![CDATA[ Yar ancak hızır olsa gelir sana ey abdal! ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_626b231b69131.jpg" length="66014" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 29 Apr 2022 02:28:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords>Şiir, ağırlamak, Hızır</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hızırı ağırlamak</p>
<p></p>
<p><br />Kim olduğunu sadece hisedebilirim<br />Bir r&uuml;ya iftirası<br />Karanlıkla &ouml;rt&uuml;l&uuml;&nbsp;<br />A&ccedil;ık sa&ccedil;ık her yanı<br />elinde canı<br />B&ouml;ğ&uuml;rtlen kanı ayakları<br />Arkasında bırakmış adını<br />Elin ahlakını<br />Başındaki ta&ccedil; H&uuml;r k&uuml;lliyatı<br />Bu gelmek neyin tanımı<br />Annesinin tarağına isyan etmiş sa&ccedil;ları<br />Teni sabundan sancılı<br />Bu gelmek neyin aklı<br />Tuzu u&ccedil;muş şekerlenmiş g&ouml;z yaşları<br />y&uuml;reğinde bitirmiş t&uuml;m efkarını&nbsp;<br />Bu gelmek neyin azabı<br />Zil zurna aklı<br />Bipsomani kusurumun iştahı<br />Arkasında bırakmış ar anlamını<br />Bu gelmen neyin ihtirası<br />İmanın kusuru itaat anlamı<br />Her itaatin altında bir isyan sanatı<br />Sevginin ihtiras isyanı<br />Her gecenin bekleten ızdırabı<br />Kapıya dayanmış ezgisi narı<br />Bir ger&ccedil;ek olsun inşallahı<br />Nedeni yok sadece gelmiş&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tek mollalı hayat Sabahattin Ali</title>
<link>https://edebiyatblog.com/tek-mollali-hayat-sabahattin-ali</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/tek-mollali-hayat-sabahattin-ali</guid>
<description><![CDATA[ Her hafta bir yazar yahut şair biyografisi için takipte kalın kaynak isteyenler bana ulaşabilir ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_626866529006e.jpg" length="53545" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 27 Apr 2022 00:42:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords>Sabahattin, Ali, biyografi, yazar, şair</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>"Gelecek g&uuml;nler her halde g&uuml;zel olacaktır, &uuml;z&uuml;lmeyin. Senin ve Filiz'in g&ouml;zlerinizden, yanaklarınızdan, dudaklarınızdan milyonlar&shy; ca def a &ouml;perim. Arkad�lara selam. Sinirlerimi merak etme. Bilirsin ki demir gibidir ama demir gibi kalmaları i&ccedil;in ara sıra, kimse g&ouml;rmeden sizin yanınızda sinirlenebilmeliyim. ihtiyarlığımda &ccedil;ekil&shy; mez bir adam olacağım hakkındaki iltif atına teşekk&uuml;r ederim. Ama tahminin doğru &ccedil;ıkamayacak sanırım. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ihtiyarlayacağımı kim s&ouml;yledi? 'Hep gen&ccedil; kalacağım. H&uuml;lasa beni d&uuml;ş&uuml;nmeyin f akat ben sizi d&uuml;ş&uuml;nmekten deli olacağım."&nbsp; Şubat 1907 g&uuml;n&uuml; Osmanlı Piyade Binbaşı Selahattin Ali'nin bir &ccedil;ocuğu d&uuml;nyaya geldi. G&uuml;m&uuml;lcine doğumlu olan erkek evladına Sabahattin adını koydu babası. Asker bir babanın ve ruhen zayıf karakterli bir annenin &uuml;&ccedil; &ccedil;ocuğundan en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;yd&uuml;. İstanbul' da başlayan &ccedil;ocukluğu &Ccedil;anakkale ve Edremit'te sıkıntılı bir bi&ccedil;imde devam etti. Babasının cephe g&ouml;revi, &ouml;zellikle &Ccedil;anakkale Savaşı sırasında ailecek savaşın tesirinde kalmaları nedeniyle annesinin bozulan ruh hali, yaşanan maddi zorluklar &ccedil;ocuk ruhunu fazlasıyla etkiledi.&nbsp;</p>
<p>Evin ilk &ccedil;ocuğuydu ve belki de bu nedenle hep itilip kakı&shy; lan bir &ccedil;ocuk oldu Sabahattin. Babası başarısız ticari giri&shy; şimlerde bulunan emekli bir askerdi artık. Maddi durum-lan iyi değildi. Akranları bile yoktu. Ama hi&ccedil;bir şey onu bir tutku&shy; dan alıkoyamadı: Okumak.&nbsp;</p>
<p>Derslerde &ouml;ğretmenleri dinlemek yerine kabak &ccedil;ekir&shy; değinin ritmik g&uuml;r&uuml;lt&uuml;s&uuml; eşliğinde arka sıralarda d&uuml;nya kla&shy; siklerini hatmeden bir gen&ccedil;ti Sabahattin Ali. Okula gidip gelirken dahi yolda kitap okuyan, yapayalnız fakat zeki bir &ccedil;ocuktu. O yıl askeri okula &ouml;ğrenci alınmadığı i&ccedil;in giremeyen Sabahattin, yatılı olarak Balıkesir Muallim Okuluna kaydoldu.&nbsp;</p>
<p>Başta &ouml;ğretmenleri olmak &uuml;zere herkes onun yazıya yeteneği olduğunu kısa s&uuml;rede anladı. Babası bile ona, g&ouml;rd&uuml;klerini i&ccedil;inden geldiği gibi yazmasını s&ouml;yl&uuml;yordu. Okul gazetesinde, dergilerde şiirler, hikayeler yazan okuldaki yeknesak g&uuml;n&shy; lerini arada bir yaptığı sinema ve tiyatro ka&ccedil;amaklarıyla s&uuml;sleyen biriydi artık. Konuşkan, a&ccedil;ık s&ouml;zl&uuml;, iyimser, şen, alaycı ve şakacı bir gen&ccedil; olan Ali her zaman şık giyinmeyi iyi bildi. Ayrıca son derece hazırcevaptı. Karşısındaki ne kadar hazırlıklı olursa olsun, bir lafın altında kaldığı g&ouml;r&uuml;lmemişti.&nbsp;</p>
<p>Muzipliği ve zekası &ccedil;arpıcıydı.&nbsp;</p>
<p>Kız Muallim Okuluna, aşık olduğu kızı g&ouml;rmek i&ccedil;in başında &ouml;rt&uuml;s&uuml; ve &uuml;zerinde yeldirmesiyle bir kadın gibi girmesi başkası tarafından ispiyonlanınca okuldan kovulma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Bunun &uuml;zerine en yakın arkadaşına bir mektup bıraktı. Arkadaşı daha sonra a&ccedil;ması i&ccedil;in bırakılan mektubu, Sabahattin'in beline sardığı ipten ş&uuml;phelenerek hemen a&ccedil;tı. "İşte ben karar verdim/Bu gece &ouml;leceğim/&Uuml;z&uuml;lme serı &ccedil;&uuml;nk&uuml; ben/G&ouml;klerde gezeceğim " dizelerini okuyan arkadaşı Ali'nin kendisine zarar vereceğine d&uuml;ş&uuml;ne&shy; rek korktu, n&ouml;bet&ccedil;i &ouml;ğretmene haber verdi. Her yerde Ali'yi aramaya başladılar. Kısa s&uuml;re sonra Sabahattin'i bah&ccedil;ede ağacın dibinde oyalanır buldular. Yaşananlar &ccedil;ocukluğuna verilerek af f edildi. Bunun &uuml;zerine g&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;ne sevin&ccedil;le şu no&shy; tu d&uuml;şt&uuml;: "Bl&ouml;f yapmıştım!" Sabahattin bir s&uuml;re sonra İstanbul Muallim Mektebine nakledildi. Artık son sınıftaydı. Hasta annesine ve yeni doğan k&uuml;&ccedil;&uuml;k kız kardeşine bakan babasının hasta kalbi hayatın yoğunluğa daha fa zla dayanamadı. &Ouml;len babasının ardından bunalıma giren Sabahattin Ali dert ortağım dediği yazıya ve yazmaya devam etti.&nbsp;</p>
<p>&Ouml;ğretmenlik stajına başladı. Stajda "Neticesiz bir aşka ver&shy; dim gen&ccedil;liğimi!" dediği Nahit Hanım'la tanıştı. Başta Orhan Veli olmak &uuml;zere hali hazırda bir&ccedil;ok &uuml;nl&uuml; şairin b&uuml;y&uuml;k aşkı, İstanbul'un salon kadınlarından biri olan Nahit Hanım'a sahip olmak kolay değildi. &Ccedil;ok uğraştı. İlişkinin arkadaşlıktan &ouml;teye gitmesini &ccedil;ok istedi. Cevapsız mektuplarda ve şiir&shy; lerinde dile getirdiği bu aşkın maalesef karşılığı yoktu ve hi&ccedil;bir zaman da olmadı.&nbsp;</p>
<p>Okulunu bitirip Yozgat'a &ouml;ğretmen olarak atandı. "Burası beni muhakkak &ccedil;ıldırtacak. Ne basit muhit Yarabbi! D&uuml;ş&uuml;n kar&shy; deşim, konuşacak bir insan bile yok. Hepsi alelade, hepsi d&uuml;md&uuml;z!&nbsp;</p>
<p>Memleketin civarı hep bozkır , g&ouml;z&uuml;n&uuml;n alabildiği kadar &ccedil;ıplak dağlar uzanıyor . Yalnız Yozgat'ın tam karşısında bir &ccedil;am ormanı var . Ama o da bu d&uuml;md&uuml;z araziye yakışmıyor. Adeta kirli bir bakkal &ouml;nl&uuml;ğ&uuml;ne yamanmış yeşil bir kadifeye benziyor . Ahali f esat, dediko&shy; ducu ... Kendimi yalnız okumaya verdim. Kitap, gazete, mektup okumakla vakit ge&ccedil;iriyorum. Ah Nahid, yalnızlık asıl b&ouml;yle kalabalık yerlerde belli oluyor . " dediği Yozgat'ı hi&ccedil; sevmedi.&nbsp;</p>
<p>Okul tatil olur olmaz ilk fırsatta İstanbul'a d&ouml;nd&uuml;. Hemen bir iki dostunu aradı. Yozgat'a bir daha gitmemek i&ccedil;in dost&shy; larının da y&ouml;nlendirmesiyle yabancı dil sınavına girip sınavı kazandı ve Almanya'ya gitti. Dil &ouml;ğrenmek en b&uuml;y&uuml;k kaygısı oldu. &Ouml;nce yaşlı bir kadının evine pansiyoner olarak yerleşti.&nbsp;</p>
<p>Sonra da &ouml;zel bir kurumda Almanca kursuna başladı. Değişi&shy; min sancılarını yaşamaya başlıyordu artık. "Burada her şey herkes ruhsuz ve katı." dediği Almanya' da sosyalist bir &ccedil;evre edindi kendine. Yabancı dilini de ilerletti. Almanya'da T&uuml;rk &ouml;ğrencilere parazit diyen bir Alman'ı tokatladığı gerek&ccedil;esiyle okuldan atılınca &ccedil;ok sevdiği &uuml;lkesine geri d&ouml;nd&uuml;.&nbsp;</p>
<p>Sabahattin gencecik yaşta ak sa&ccedil;lı, altın g&ouml;zl&uuml;kl&uuml;, ef e ndi kılığında bir &ccedil;ocuk insandı. Bir bakıma "palya&ccedil;o" gibiydi. Dışa&shy; rıdan bakıldığında mutlu zannedilen ama i&ccedil;inde fırtınalar kopan bir adamdı.&nbsp;</p>
<p>Sabahattin Ali, iyi giyinmekten, pahalı yerlerde yemek yemekten, l&uuml;ks d&uuml;şk&uuml;n&uuml;, i&ccedil;ki ve sigara i&ccedil;mekten hoşlanırdı.&nbsp;</p>
<p>Rahat, serbest ve mutlu yaşamı sol d&uuml;ş&uuml;nceye uygun g&ouml;r&uuml;l&shy; medi. Yazdıkları ve d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;kleriyle yaşamı arasında &ccedil;elişki bulundu. Bu noktada kimi arkadaşları ve sol &ccedil;evrelerce eleştirildi. Aslında kimseye yaranamıyordu Sabahattin Ali.&nbsp;</p>
<p>Belki de yalnızlığının asıl nedeni buydu.&nbsp;</p>
<p>Sosyalizm t&uuml;m benliğini sarmıştı artık. Y&ouml;netime karşı ironinin dozunu artırmıştı yazılarında. Ali'nin kısa &ouml;mr&uuml;n&uuml;n yarısı aleyhine a&ccedil;ılan ya da kendisinin a&ccedil;tığı davalar sebebiy&shy; le mahkemelerde ge&ccedil;ti. Mayıs 1931'de Aydın'da kom&uuml;nizm propagandası yaptığı gerek&ccedil;esiyle a&ccedil;ılan dava ile Sabahattin Ali'yi &ouml;l&uuml;me s&uuml;r&uuml;kleyen davalar fa slı da başlamış oldu. Bir İlhan Aydın 47 arkadaş toplantısında Atat&uuml;rk'&uuml; yeren bir şiir okuduğu gerek&ccedil;esiyle yargılandı ve bir yıl h&uuml;k&uuml;m giydi. Sabahattin Ali, &ouml;nce Konya, ardından meşhur "Sinop Kalesi" diye nam salmış Sinop Cezaevine g&ouml;nderildi. Evliya &Ccedil;elebi'nin "B&uuml;y&uuml;k ve korkun&ccedil; bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkumları vardır. Bur&ccedil;larında gardiyanlar e jderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkum ka&ccedil;ırtmak değil, kuş bile u&ccedil;urtmaz/ar . " dediği dillere destan tarihi cezaevinde kaldı.&nbsp;</p>
<p>Bir&ccedil;ok tanınmış ismin de bu cezaevinde yatmasıyla akıllara kazınan Sinop Cezaevinde &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğe hasret, Karadeniz'in hır&ccedil;ın dalgaları arasında g&uuml;nlerini ge&ccedil;irirken belki de onu ayakta tutan yine yazma isteği oldu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &uuml;&ccedil; tarafı denizle &ccedil;evrili bu cezaevinde nemden oluşan k&uuml;f kokusunun eşliğinde yaşamak ve aklınıza mukayyet olmak m&uuml;mk&uuml;n değildi. Sinop Cezaevini meşhur eden en b&uuml;y&uuml;k neden aslında buydu. Yine de aldırmıyordu Ali. Hatta mahkumken yazdığı ve dilden dile dolaşan "Aldırma G&ouml;n&uuml;l" şiiriyle Sinop cezaevinin avlularını inletti. Zorlu ge&ccedil;en 10 ay-dan sonra af l a serbest kalan Sabahattin Ali'nin eski g&uuml;zel g&uuml;nlerine ve &ouml;zellikle de &ouml;ğretmenliğe d&ouml;nme isteği "eski zihniyetini değiştirdiğini ispatlaması gerektiği" cevabıyla karşılaştı ve o da Atat&uuml;rk'e sevgisini anlattığı "Benim Aşkım" şiirini yazarak memuriyete geri d&ouml;nd&uuml;.&nbsp;</p>
<p>Sabahattin 15-16 yaşından beri ş&ouml;yle bir haftacık olsun aşık olmadan duramadı aslında. Aşkını da şahsileştirerek kendine has hale getirdi. Kendinde hasıl olan aşkı kalbur&uuml;s&shy; t&uuml;yd&uuml;. &Ouml;yle ki her biri ateşlilikte Verter'i, bakirlikte Ro&shy; meo'yu geri bırakacak t&uuml;rdendi. Onda aşk mıknatıs gibi bir şeydi, daima mevcuttu, sadece mıknatısa yapışan şeyler değişiyordu. Yozgat'ta olduğu zamanlarda Nahit Hanım'a, Almanya' da olduğu yıllarda Frolayn Puder'e, Aydın' da bir&nbsp; miralayın kızına, Konya'da da &ouml;ğrencisi Melahat Muhtar'a ve şarkıcılık yapan Muhsine'ye aşık olmuştu. Bir yazar tavrıyla aşk duygusunun kendisine aşıktı hep. Ama aşk bahsinde hep kaybedendi Sabahattin.&nbsp;</p>
<p>B&uuml;y&uuml;k dostu ve aşkı Nahit Hanım evlenmişti. Yozgat'taki gen&ccedil; aşkı bir kızı da kendisi fişlendiği gerek&ccedil;esiyle verme&shy; diler. Hapisteyken mektuplar yazdığı "İki g&ouml;z&uuml;m Ayşe" diye tanımladığı bazen aşkı bazen de dostu olarak g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; ve 'f \ ma unutma! Taş duvarlar arasındaki karanlığımın senden başka penceresi yok." dediği Ayşe Sıtkı Hanım'a evlilik teklif i yaptı.&nbsp;</p>
<p>Ali'nin evlenme teklifini şaka olarak kabul ettiğini s&ouml;ylediği Ayşe Hanım, bir s&uuml;re sonra da başkasıyla evlendi. Aşk hayatı tek kelimeyle s&uuml;kı 1 tu hayaldi Ali'nin.&nbsp;</p>
<p>"Sevip sevip yari ele kaptırmak Kara bahtın bana eski işidir &Ouml;mr&uuml;mdeki yıllar kadar yar sevdim Her biri başkasının eşidir." Amcasının İ&ccedil;erenk&ouml;y'deki evinde yapılan bir s&uuml;nnet d&uuml;ğ&uuml;n&uuml;ne katıldı. D&uuml;ğ&uuml;nde kendi halinde takılmadı; eğlendi, oyunlar oynadı, &ccedil;ocukla &ccedil;ocuk oldu, tanıdık tanımadık kim varsa hasbıhal edip durdu. Orada bir&ccedil;ok kişiyle tanışıp kaynaşyı. Bunlardan biri de Aliye Hanım ve ailesiydi. Aliye Hanım ve ailesi bu sıcakkanlı, yaramaz &ccedil;ocuklar gibi duran adamı &ccedil;ok sevdi. Kırk yıllık ahbaplarıymış&ccedil;asına cana yakın buldular onu. D&uuml;ğ&uuml;n bitip hep birlikte eve d&ouml;nmek istedik&shy; lerinde Sabahattin'i etrafta g&ouml;remediler. &Ouml;zellikle Aliye'nin g&ouml;zleri &ccedil;ok aradı Sabahattin'i. "Neyse artık gidelim biz!" demeye kalmadan Sabahattin'i l&uuml;ks lambalı fe nerle bir ağa&ccedil; altında kitap okurken buldular. Sahi, ne yapıyordu bu adam, ne ilgin&ccedil; biri, diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ler istemsizce. "Biz gidiyoruz, geliyor musunuz?" diyen Aliye'ye doğru usulca yanaştı ve l&uuml;ks feneri Aliye Hanım'ın y&uuml;z&uuml;ne tutarak g&ouml;zlerinin i&ccedil;ine uzun uzun bakarak adeta i&ccedil;inden şunlar d&ouml;k&uuml;l&uuml;yordu:&nbsp;</p>
<p>"Tesad&uuml;f seni &ouml;n&uuml;me &ccedil;ıkarmasaydı gene aynı şekilde f akat lıer şeyden habersiz yaşayıp gidecektim. Sen bana, d&uuml;nyada başka t&uuml;rl&uuml; bir hayatın da mevcut olduğunu benim bir de ruhum bulunduğunu &ouml;ğrettin.'' Sabahattin Ali, aşık olduğu Aliye Hanım'a mektuplar yazdı. Ona yazdığı ikinci mektubu ile birlikte "Değirmen, Dağlar ve R&uuml;zgar" kitaplarını da g&ouml;nderdi. Aliye Hanım: "Bu şiirleri ve hik&ocirc; . yeleri okuyunca Sabahattin'e k&ouml;r k&uuml;t&uuml;k &ocirc;. şık oldum." diyerek kısa s&uuml;re sonra onunla evlendi. Eşine olan aşkını şiirlere taşımıştı Ali. Bu evlilikten bir kızı olan Ali &ccedil;ifti doğan kızlarına Filiz adını verdiler.&nbsp;</p>
<p>Ali konuşmayı &ccedil;ok severdi. Konuşmadığı anlarda da mutlaka cebinden bir kitap &ccedil;ıkarır okumaya başlardı. Evde, misafirlikte, otob&uuml;ste ayaktayken ... Hep okurdu. Kitaplarını &ouml;d&uuml;n&ccedil; verdiği herkese temiz tutulmasını muhakkak s&ouml;ylerdi.&nbsp;</p>
<p>K&uuml;&ccedil;&uuml;k def t erine kime, hangi kitabı verdiğini yazar ve geri getirildiğinde derhal silerdi. Kitap okumak hayattaki en &ouml;nemli işti onun i&ccedil;in. Dakikalarca vitrinlerde, kitabevlerinde kitapları incelerdi. Aybaşında, maaşını alır almaz ilk iş Ulus'taki kitabevine gitmek olurdu. Bu kitap&ccedil;ı ser&uuml;veni en azından bir iki saat s&uuml;rerdi. Ankara'da Necati Bey ilkokulu karşısında, bir apartmanın &ccedil;atı katında otururken bu evin bir adam boyundan kısa sandık odasını kendine kitap odası yaptırdı. Eğri tavana ve iki yan duvara d&uuml;nya yazarlarının resimlerini yapıştırdı. Yerde dikine, yan yana sıralanmış kitapları vardı. Bu odaya girerek odanın tozunu alır, kapıdan bakarak Aliye'ye, "G&uuml;zel oldu değil mi?" derdi. Tavana yapış&shy; tırılmış yazarlarının resminin hizasına o yazarın b&uuml;t&uuml;n eserleri "B&ouml;ylece bulmak kolay oluyor." derdi. Kitaplar, bu hayattaki en b&uuml;y&uuml;k hazinesiydi Sabahattin'in.&nbsp;</p>
<p>Aziz Nesin ve Rıf a t Ilgaz' la bir&ccedil;ok gazetede mizahi yazılar yazdı. Marko Paşa dergisinde İsmet Paşa ve daha bir&ccedil;ok siyasi hakkında hakarete varan yazılar nedeniyle yargılandı, tazmi&shy; nat &ouml;dedi. Son olarak 1948'de Paşa Kapısı Cezaevinde &uuml;&ccedil; ay yattı Sabahattin Ali. Hapisten &ccedil;ıktıktan sonra zor g&uuml;nler ge&ccedil;irmeye başladı. "Ali Baba" dergisini &ccedil;ıkardı ancak istediği gibi olmayınca kısa s&uuml;rede kapattı. Fazlasıyla sakıncalı bir tipti artık. İşsiz kaldı, yalnız kaldı, yatacak yatak, yazacak yer bulamadı. Yazıları, şiirleri, kitapları toplatıldı; yaşamla bağı koparıldı Ali'nin. Ailesini bile g&ouml;rmek i&ccedil;in tebdil-i kıyaf e t vaziyette gezmek zorunda kaldı.&nbsp;</p>
<p>"&Ccedil;almadan, &ccedil;ırpmadan bize ekmeğimizi verenleri a&ccedil;, bizi giy&shy; direnleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar g&uuml;&ccedil;, bu kadar mihnetle, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalıydı?"diye d&uuml;&shy; ş&uuml;nerek &uuml;lkeyi terk edip nef e s alabileceği, &ouml;zg&uuml;rce yazabi&shy; leceği bir &uuml;lkeye gitmek istiyordu. Yasal yollardan yurtdışına gidebilmek i&ccedil;in pasaport almak istedi, verilmedi. O da gizlice &uuml;lkeyi terk etmeye karar verdi. Ka&ccedil;maktan başka &ccedil;are yoktu artık. Kusursuz bir plan hazırladı. &Ouml;nce Sofya sonra da Moskova'ya gidecek, oradan &Ccedil;ek pasaportu alıp Fransa'ya ge&ccedil;ecek, her şey yoluna girince da eşini ve kızını yanına alıp yeni bir hayat kuracaktı.&nbsp;</p>
<p>Sabahattin son zamanlarında yakın bir dostunun teş&shy; vikiyle nakliye işine girmişti. Bu bu iş sayesinde yurtdışına gidebileceğini d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. Hatta Suriye' de başarısız bir deneme ger&ccedil;ekleştirdi. Fazla zamanı yoktu. Hakkında a&ccedil;ılmış yeni davalar vardı ve yeni mahkumiyetler i&ccedil;ten bile değildi. Ali Ertekin adlı insan ka&ccedil;ak&ccedil;ısıyla anlaşıp onu kamyona şof &ouml; r muavini olarak aldı. Bulgaristan'a ge&ccedil;işin anahtarı ondaydı.&nbsp;</p>
<p>Kırklareli'nin bitiminde kamyondan inip Bulgar sınırına yakın&nbsp; ormanlık araziye doğru y&uuml;r&uuml;meye başladılar. Y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş sırasında Sabahattin Ali kendinden ve hayallerinden bahse&shy; dip durdu. Karısı ve kızıyla yakın gelecekte ne kadar mutlu olacaklarını anlattı. Akşam olmak &uuml;zereydi. Bulgar sınır kapısına gelmeden Ali Ertekin'in, "Geceyi bu ormanlık alanda ge&ccedil;irip yarın devam ederiz." &ouml;nerisini kendisi de yorulduğu i&ccedil;in kabul edince mola verdiler. Yaktıkları ateşin başında ısın&shy; maya &ccedil;alışan Sabahattin Ali planlarını anlatıyor, anlattık&ccedil;a coşuyordu. Geceyi orada ge&ccedil;irdiler. Sabah erkenden kalkıp yola devam ettiler. &Ouml;zg&uuml;rl&uuml;k birka&ccedil; y&uuml;z metre ilerdeydi.&nbsp;</p>
<p>Sınıra yakın bir yama&ccedil;ta fundalıkların arasında yine mola verdiler.&nbsp;</p>
<p>Sabahattin Ali &ccedil;antasını a&ccedil;tı, eline bir kitap aldı, ceketini yere serdi, sırt &uuml;st&uuml; uzandı, g&ouml;zl&uuml;klerinin camını hohlayıp mendiliyle sildi ve s&uuml;kunetin cıvıltısında kitabını okumaya başladı. Ara sıra da o bitmek bilmeyen hayallerinden dem vurup durdu. Doğru ya, insan hayal ettiği m&uuml;ddet&ccedil;e yaşardı.&nbsp;</p>
<p>Hayattaki en mesut birka&ccedil; dakikasındaydı. Bu anlar Ertekin'in elindeki yağlı kalın sopanın Sabahattin'in başının sol tarafına ininceye kadar s&uuml;rd&uuml;. Sabahattin'in suratı, g&ouml;zl&uuml;kleri, kulağı kan i&ccedil;inde kaldı. Ardından tam aynı yere bir darbe daha indirdi Ertekin. Bu darbeden sonra sağa doğru yığıldı Sabahattin. Ağzından burnundan kanlar boşanıyordu.&nbsp;</p>
<p>Ama hala nefes alıyordu, &ccedil;ok sevdiği hayata &ouml;lesiye bağlanıyordu Sabahattin. Derken son darbe de ensesine iniverdi Sabahattin Ali'nin. Nefesi kesildi. Ve sustu. Bir daha da konuşamadı. Kendi deyişiyle mor &ccedil;i&ccedil;ekli dal gibiyken, ba&shy; har vaktinde kırılmıştı Ali.&nbsp;</p>
<p>"İnsanı asıl &ouml;ld&uuml;ren kılıcı yemek değil, "Sen de mi Br&uuml;t&uuml;s? " demek mecburiyetinde kalmaktı." Sabahattin Ali'nin cesedi, Sazara k&ouml;y&uuml; yakınlarında bir dere yatağında bir &ccedil;oban tarafından bulundu. Cesedi eşi ve annesının teşhis etmesine izin verilmedi. Bu g&ouml;revi Aziz Nesin ile Adalet Cimcoz yerine getirdiler. Nesin'in, cesedin kolunun da Sabahattin Ali'ninki gibi kırık olduğunu s&ouml;yle&shy; mesiyle "teşhis" tamamlandı. Daha sonra muayene edilmesi i&ccedil;in def n edildiği yerden &ccedil;ıkarılan ceset bir torba i&ccedil;inde elden ele dolaştırılırken kayboldu. Eşyaları, "hacizli 11 oldukları gerek&ccedil;esiyle ailesine teslim edilmedi. En acısı Ali'nin bir mezarı bile olmadı. Kızı Filiz, babasının cesedinin bulunduğu dere yatağının yakınındaki d&uuml;zl&uuml;kte, arkasını Istıranca Ormanları'na dayamış koskoca bir kayanın &uuml;zerine bir mermer par&ccedil;ası g&ouml;merek mermerin &uuml;st&uuml;ne Sabahattin Ali'nin &ccedil;ok bilinen şu dizelerini yazdırarak veda etti:&nbsp;</p>
<p>"Başım dağ/Sa&ccedil;larım kardır/Benim meskenim dağlardır . "Kızim meskenim dağlardır .&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mein kampf</title>
<link>https://edebiyatblog.com/mein-kampf</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/mein-kampf</guid>
<description><![CDATA[ İç muhasebe ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_62650d06631ef.jpg" length="63147" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 24 Apr 2022 11:42:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords>felsefe, mein kampf</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Elbet h&uuml;z&uuml;nde birikir</p>
<p>Tuzlu sular karışır şiire&nbsp;</p>
<p>İntikam istenciyle bı&ccedil;aklanır s&ouml;ylemler</p>
<p>Fikirler ayakta lanetlenir</p>
<p>M&uuml;steh&ccedil;en edebiyatla</p>
<p>Das faşist tutumlar fason bir gururda</p>
<p>Kefen satanlar &ouml;l&uuml;y&uuml; g&ouml;zler</p>
<p>İnan&ccedil;ları ne kadar kim bilir</p>
<p></p>
<p></p>
<p>İlahi adalet adına&nbsp;</p>
<p>Zaman doğar mesela</p>
<p>Zaman b&uuml;y&uuml;r&nbsp;</p>
<p>Zamanda elbet &ouml;l&uuml;r</p>
<p>İntikam yemeği yenir hatta</p>
<p></p>
<p></p>
<p>G&uuml;ndem umut</p>
<p>Birinci d&uuml;nya barışı</p>
<p>İkinci d&uuml;nya barışı</p>
<p>Soğuk barış&nbsp;</p>
<p>Bu hep</p>
<p>&nbsp;bu b&ouml;yle</p>
<p>Satın al kaos'u</p>
<p>Bir d&uuml;zeni bozdur</p>
<p></p>
<p></p>
<p>K&uuml;rek mahkumu Sanatlar</p>
<p>Kurşun bağımlısı akımlar&nbsp;</p>
<p>U&ccedil;urucu bilim</p>
<p>&nbsp;bildiğin havada canlar</p>
<p>Beyinleri nerde kim bilir</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&Ouml;l&uuml;m&uuml; bi &ccedil;i&ccedil;ekler haketmiyor</p>
<p>G&uuml;nd&uuml;z kabuslarından irkilip</p>
<p>Geceye uyanıyorum</p>
<p>Y&uuml;kselen aya karşı esniyor&nbsp;</p>
<p>Geceye ge&ccedil; kalarak başlıyor yaşamak</p>
<p></p>
<p>Hızıra konuk gidiyorum</p>
<p>Zerd&uuml;şt ten &ccedil;ekiniyo</p>
<p>İsadan sıkılıyor</p>
<p>Muhammed'den korkuyorum</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Kendime yeni bir r&uuml;ya inşa ediyorum</p>
<p>Birşeyler anlatıyorum&nbsp;</p>
<p>Su alıp g&ouml;t&uuml;r&uuml;yor</p>
<p>Ama kuşlar u&ccedil;urumu anlamıyor</p>
<p>bu kuşlar nasıl intihar ediyor</p>
<p>&nbsp;Masaldan dışarı &ccedil;ıkıyor</p>
<p>Ağzından alev &ccedil;ıkan ejderha</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&Uuml;&ccedil; dilek hakkının &uuml;&ccedil;&uuml; de sizindir</p>
<p>Yalnız &Uuml;&ccedil; elma nereye d&uuml;şt&uuml;yse</p>
<p>&Uuml;&ccedil; g&uuml;n daha uzasın vefa&nbsp;</p>
<p>Herşey nasıl &ouml;lebiliyor</p>
<p>Ne yapsam ne yapsam&nbsp;</p>
<p>İsrafı ben oluyorum d&uuml;nyanın</p>
<p>Fernweh'li apo memo celo</p>
<p>Kuro!</p>
<p>Umudu g&uuml;ne uydur</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BAHARA RAMAK KALA</title>
<link>https://edebiyatblog.com/bahara-ramak-kala</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/bahara-ramak-kala</guid>
<description><![CDATA[ Ser â pa güzelsin hicap etmene ne lüzum var  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/03/image_750x500_6227168a03f79.jpg" length="45005" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 08 Mar 2022 11:42:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords>#hicap #bade Harabül Basra #salih u nure #irsal #bahar #nupelda</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;S&ouml;zlerinde tebess&uuml;m var<br />&nbsp;Bahara ramak kala hissin&nbsp;<br />Kavkı karlı dağ manzaran var&nbsp;<br />N&ucirc;pelda derler k&uuml;rt&ccedil;e bilirsin<br />&nbsp;<br />&Ouml;yle taze &nbsp;&ouml;yle..<br />Bahara merhaba deyişin var&nbsp;<br />Bu dehşetten neşter eksem<br />Sende bir Malta birde &ccedil;i&ccedil;ek var&nbsp;<br />&nbsp;Salih &ucirc; Nur&ecirc; s&ouml;ylerim &nbsp;dinlersin</p>
<p>&ouml;yle nazirsiz...<br />Mutluluk nakışlı duvarların var&nbsp;<br />Bu irsal ne &nbsp;neme nispetsin<br />Zanlı bir bahar &nbsp;&ouml;len kışlar<br />Beni k&uuml;rt&ccedil;e s&ouml;ylemelisin</p>
<p>Triş&ouml;r...<br />"Ser &acirc; p&acirc; &nbsp;g&uuml;zelsin"&nbsp;<br />Hicap etmene ne l&uuml;zum &nbsp;var<br />Esvapın kırmızı fistan elinde g&uuml;llerin&nbsp;<br />Bade Harab&uuml;l Basra</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Fiskos</title>
<link>https://edebiyatblog.com/fiskos</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/fiskos</guid>
<description><![CDATA[ Boş ol boş kal boş öl ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61be347208838.jpg" length="44448" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 18 Dec 2021 22:21:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Fiskos<br />Lambalar ve masa ayakları<br />&nbsp;yirmi &uuml;&ccedil;&uuml;n &ccedil;ıkmazları<br />Yanakta kalan yaş ıslak<br />&Ouml;v&uuml;n&ccedil; gururla h&uuml;r kısrak<br />Fiskos c&uuml;mlelerle<br />İlanı aşk etmiş<br />Sevgisi Reddedilmiş<br />F&uuml;me duvarlara<br />Kim gelse duman &ccedil;ekmiş<br />Hoş şarapla &nbsp;h&uuml;lyalar<br />Ve b&uuml;lb&uuml;l ve yar ve g&uuml;n&nbsp;<br />Aşktan endişeli aşka el verişsiz&nbsp;<br />Aşksız &nbsp;saf gecesinde yaşlanır&nbsp;<br />Aşk uğruna Aşka uğursuz<br />Karşılıklı kaldırımsız otobanlar<br />&Ouml;rs&uuml; d&ouml;ven demirci gibi<br />Meyhanelerde denk gelinen<br />Tek iple avunan cambaz gibi<br />Ağa&ccedil; altlarında buluşmaktan ziyade&nbsp;<br />Meşeden s&ouml;z sanat&ccedil;ısı&nbsp;<br />Muhabbete ortak aşka karşı&nbsp;<br />İki sandalye yanyana komaz&nbsp;<br />Kirlenmek ten usanmaz&nbsp;<br />Vatansız &ouml;zlem bilmez&nbsp;<br />Enlemi boylamı&nbsp;<br />Ha ola kemen&ccedil;e telli<br />D&ouml;rt saat horuna&nbsp;<br />D&ouml;rt ay Kederle kavuna&nbsp;<br />Suikast planları masası&nbsp;<br />Lazım ovallıklı &nbsp;peykeye yapışık<br />İki kadeh bir k&uuml;ll&uuml;k&nbsp;<br />El koymağa Yetersiz&nbsp;<br />Asil k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin masası&nbsp;<br />Kından &ccedil;ıkmadan &nbsp;k&ouml;relmiş&nbsp;<br />Pasa nazır yırtık zırh yelekleri&nbsp;<br />Kansız bitmiş bir meydan harbi&nbsp;<br />Dayaksız haksız topraksız &nbsp;<br />Fiskos c&uuml;mlelerle umut&nbsp;<br />Nara ile &nbsp;reddedilmiş<br />Boş ol boş kal boş &ouml;l</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tefekkürü Nevmide</title>
<link>https://edebiyatblog.com/tefekkuru-nevmide</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/tefekkuru-nevmide</guid>
<description><![CDATA[ İnsanoğlusunuz, insan mısınız? ]]></description>
<enclosure url="" length="44448" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 21 Aug 2021 19:08:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords>tefekkür, nevmid, yaşamak, günah</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Tefekk&uuml;r&uuml; Nevmide</p>
<p>Kime bu m&uuml;thiş lisan<br />Kutsanmış nameleriniz kimle mizan<br />Hissi ilan ediyor bunca leman<br />Baylar kime bu aman</p>
<p>U&ccedil;abiliyorsunuz kanatlısınız<br />U&ccedil;urumlar size ne ifade etse<br />G&ouml;kle yer arasında nedir mesafe<br />İnsanoğlusunuz insan mısınız</p>
<p>S&ouml;yleyemem bu bir botan<br />Anlatamam baksanda g&ouml;rsen<br />Saklamba&ccedil; niyetine hira mesken hani<br />Anlayın işte bedenim fani</p>
<p>Kayıklarınızı nereye s&uuml;rseniz<br />Hangi denizde arınabilirsiniz<br />Hanfendi gidin dilerseniz<br />Bekleyen birine sahipseniz</p>
<p>Hangi g&uuml;nahtan vazge&ccedil;ebilirsiniz<br />K&uuml;stahlığımı mazur g&ouml;r&uuml;n<br />Baylar bayanlar<br />Bu d&uuml;nyevi bir kuyu<br />Lazım olan Yusuf ise biraz ar</p>
<p>G&ouml;n&uuml;ll&uuml; m&uuml;s&uuml;n&uuml;z &nbsp;yaşamaya<br />Usuls&uuml;z b&ouml;ğr&uuml;n&uuml;ze ithafen<br />Gittiğiniz bu k&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m yolun<br />Ka&ccedil; yolcusu var</p>
<p>Dalgalardan sual bilirsiniz<br />Bende bilirim batan g&uuml;neşi<br />Kural bilin ki oyun değil<br />Yaşamak ciddiyeti bilin</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Su</title>
<link>https://edebiyatblog.com/su</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/su</guid>
<description><![CDATA[ Akar, akar da yolunu bulur aziz misali şu / Kimini Yusuf eder, kimine zindan kuyusu
 ]]></description>
<enclosure url="" length="44448" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 16 Aug 2021 19:26:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords>su, hayat, dünya, kıyamet</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Her şeyin başı su, şu ge&ccedil;en &ouml;mr&uuml;n de</p>
<p>Mahiyeti yoksa da kiminin g&ouml;z&uuml;nde</p>
<p>Bazı bizim i&ccedil;in, bazı herkes i&ccedil;in</p>
<p>Su bir sanattır insan elinde</p>
<p>Bir can, bir mal, bir para kadar</p>
<p>&Ccedil;aresiz insanın elinde.</p>
<p>Şu naif, hoş sedalı yery&uuml;z&uuml; cenneti</p>
<p>Bazılarının olur g&ouml;r&uuml;nmez kıyameti,</p>
<p>Akar, akar da yolunu bulur aziz misali su</p>
<p>Kimini Yusuf eder, kimine zindan kuyusu</p>
<p>Laneti bedbahta mı yaraşır kurar zincirini</p>
<p>Her su bir şelaleden intihar buyrulur</p>
<p>Varsayımlarla su mu yolunu bulur?</p>
<p>Et takip, doğru yol bu mudur?</p>
<p>Doğru yol değilse suyun aktığı</p>
<p>Bu, can değildir cana kattığı</p>
<p>Hz. Hasan'ın d&uuml;nyada tattığı</p>
<p>Kerbela'da canına kast eden su.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Pusula</title>
<link>https://edebiyatblog.com/pusula</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/pusula</guid>
<description><![CDATA[ Yaşayanlar ikiye ayrılıyor hep ]]></description>
<enclosure url="" length="44448" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 19 Jul 2021 17:27:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords>Yaşayanlar, ayrım, pusula, yol göstermek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>D&uuml;nyanın altı &uuml;st&uuml;ne gelmiş</p>
<p>Pusulamız doğru yolu bulmuyor</p>
<p>&Uuml;z&uuml;len insanlar g&ouml;r&uuml;yorum</p>
<p>Kalbine &ccedil;ekilmiş &ccedil;ok susmuş</p>
<p></p>
<p>Yaşayanlar ikiye ayrılıyor hep</p>
<p>Anılar y&uuml;celtiyor biraz insanlığımızı</p>
<p>Gelecek hakkında bir fikrimiz de yok ama</p>
<p>Vedalar h&uuml;z&uuml;n kokuyor</p>
<p></p>
<p>&Ouml;lenler hep temiz</p>
<p>Kalan g&uuml;nahkarlarla d&uuml;nya tekrar d&ouml;n&uuml;yor</p>
<p>Her veda h&uuml;z&uuml;nl&uuml; değil ama</p>
<p>Ağacın &ccedil;aresi ekimde mesela</p>
<p>Yaprakları kimse kaile almıyor</p>
<p></p>
<p>&Ouml;yle derin acılar &ccedil;ekiyor ki insan</p>
<p>Ah dese dili</p>
<p>Kalbi garipsiyor</p>
<p>Sustuk&ccedil;a susuyor</p>
<p>Kendi sesine yabancılaşıyor insan</p>
<p></p>
<p>&Ouml;lenler hep saf kalplerin sahibi</p>
<p>Kalan insanlardan geriye tek ger&ccedil;ek</p>
<p>İnsan oğlu olması kalıyor</p>
<p>T&uuml;m vasıflarından soyunuyor da</p>
<p>G&uuml;nahlarını gururla taşıyorlar</p>
<p>İnsanlık namına ne varsa</p>
<p>Salih ,metin, emin ,ikram...</p>
<p>&nbsp;yok oluyor manasını sor kimse bilmiyor</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Rezervli tabure</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rezervli-tabure</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/rezervli-tabure</guid>
<description><![CDATA[ Şarap sarhoşluğu bir başkadır güzelim ]]></description>
<enclosure url="" length="44448" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 02 Jul 2021 00:10:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords>Tabure, rezervli, şarap, sarhoş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Parlak g&uuml;nd&uuml;zler diziyorum</p>
<p>Peşpeşe sıralı ama sayısızca</p>
<p>Hayal ediyorum</p>
<p>Bir bahar g&uuml;nd&uuml;z&uuml;n&uuml; mesela</p>
<p>G&uuml;neşler &ccedil;i&ccedil;ekler g&uuml;l&uuml;msemeler</p>
<p>Etraf b&ouml;rt&uuml; b&ouml;cek</p>
<p>Kırmızıya boyuyorum</p>
<p>Kerleniyor t&uuml;m umutlar</p>
<p></p>
<p>Şarap sarhoşluğu bir başkadır g&uuml;zelim</p>
<p>Aşk şarkılarıda eşlik edilmeye layık</p>
<p>Manzaramı g&ouml;rm&uuml;yor onlar</p>
<p>K&ouml;şedeki masanın &ouml;b&uuml;r tarafında</p>
<p>Ki yıllardan beri rezerve</p>
<p>&Ouml;zel bir kadına o tabure</p>
<p>Oraya oturuyorsun</p>
<p>Kankırmızı elbisen ve kara &ccedil;eketinle</p>
<p></p>
<p>Karanlık gecelerde de izliyorum seni</p>
<p>G&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne ayın &ouml;n&uuml;ne bulutlar &ccedil;iziyorum</p>
<p>Sonra bulutlardan y&uuml;z&uuml;n bana bakıyor</p>
<p>Sana bakıyorum şahanem</p>
<p>Peş peşe hi&ccedil; durmadan sırasız ve sayısızca</p>
<p>Sadece hayal ediyorum</p>
<p></p>
<p>Sana &ccedil;ok benzeyen bir &ccedil;i&ccedil;ek &ouml;l&uuml;yor</p>
<p>Su g&uuml;neş ne versem iyleşmiyora</p>
<p>Allah diyorum</p>
<p>Baharda &ccedil;i&ccedil;ekler &ouml;lmez</p>
<p></p>
<p>G&uuml;neş parlamaya utanıyor</p>
<p>Ay tenhadan izliyor bizi</p>
<p>Bu kadeh kendim i&ccedil;in</p>
<p>Bu kadeh senin</p>
<p>yaşamaya diyorum</p>
<p></p>
<p>Sen susuyorsun &ouml;mr&uuml;m</p>
<p>Ben yasta kaga d&ouml;v&uuml;ş</p>
<p>Haykırışlar ağlamalar</p>
<p>Hepsini sessizce yaşıyorum</p>
<p>R&uuml;zar kokunu &ccedil;alıyor benden</p>
<p>Yıllar y&uuml;z&uuml;n&uuml;</p>
<p></p>
<p>Benimle dans edermisin şahanem</p>
<p>İlk defa bu kadar canım yanıyor</p>
<p>S&ouml;z&uuml;m s&ouml;z&nbsp;</p>
<p>Artık sana gelmek &ccedil;ok daha kolay.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Siyah Bayrak</title>
<link>https://edebiyatblog.com/siyah-bayrak</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/siyah-bayrak</guid>
<description><![CDATA[ Siyah olsun mesela bayrak ]]></description>
<enclosure url="" length="44448" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 18 Jun 2021 19:58:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords>Bayrak, siyah</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bu hep b&ouml;yle gitmeyecek !</p>
<p>Bir g&uuml;n nasıl buluştuysak,</p>
<p>Bin hasret sevgi ve &ouml;zlemle</p>
<p>Bir g&uuml;n de yolumuz ayrılacak.</p>
<p></p>
<p>Hayallerimize kefenler bi&ccedil;eceğiz</p>
<p>Mezarlara konmak &uuml;zere</p>
<p>Ve arınmak i&ccedil;in g&uuml;nahlarımızdan,</p>
<p>&Ouml;leceğiz usulca</p>
<p></p>
<p>Kapanmamış yaralarımız var, evet!</p>
<p>Kılıfı hazır değilken</p>
<p>&Ccedil;aldığımız minarelerin</p>
<p>Su&ccedil;lu bilinmemiz ayıp olmaz.</p>
<p></p>
<p>Ne yazıldıysa yaşanır</p>
<p>Yaşananlar, yaşayanlar tarafından tekrar yazılır</p>
<p>Tozlu raflara kaldırılır sonra</p>
<p>Yeni denizlere eski yelkenlerle a&ccedil;ılmaz.</p>
<p>Kuzey kutbunu keşiften d&ouml;nerken mesela</p>
<p>&Ouml;lmek nasıl ayıp olmaz ?</p>
<p></p>
<p>Bir bayrak &ccedil;ekilecekse g&ouml;ğe,</p>
<p>Amacı sormadan bilinmeli.</p>
<p>Derdi yery&uuml;z&uuml;nden hallice</p>
<p>Siyah olsun mesela bayrak</p>
<p>&Uuml;zerine beyaz yazılarla yazılmalı</p>
<p>Siyah bayrak diye</p>
<p>Uğruna &ouml;lmek ayıp olmaz !</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bir beyazı, en temiz siyah kirletir</p>
<p>Bir siyahı, belki beyazlar sevdirir</p>
<p>Ama kırmızının ahengi bir başkadır.</p>
<p>İlk kanın d&ouml;k&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; toprağa&nbsp;</p>
<p>İlk cinayeti tekrar işliyorum</p>
<p></p>
<p>İnsafsızca olmazsa &ccedil;alınan hırsızlıklar</p>
<p>D&ouml;k&uuml;len kanların sebebi değilse kinler</p>
<p>İmkansız olsa vicdanı duymak</p>
<p>Asılsız bir sebep icin &ouml;l&uuml; bir kahkahayla</p>
<p>İsyan etmek ayıp olmaz !</p>
<p>&bull; &bull; &bull;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Temiz kalbim</title>
<link>https://edebiyatblog.com/temiz-kalbim</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/temiz-kalbim</guid>
<description><![CDATA[ Kül halini seviyorum sevginin° ]]></description>
<enclosure url="" length="44448" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 14 Jun 2021 19:59:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords>Kül, sevgi, temiz, saf, kalp</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>T&uuml;t&uuml;n kokuyor ağzım</p>
<p>Dudaklarımdan sağa sola</p>
<p>Kasvet akıtıyorum</p>
<p>B&uuml;lb&uuml;lde yesem</p>
<p>Dilimden k&uuml;f&uuml;r bitmiyor</p>
<p>Bizim kalbimiz temiz</p>
<p></p>
<p>G&uuml;nd&uuml;z yazım</p>
<p>Gece ayaz</p>
<p>Cephe hatları sıkı</p>
<p>Darbeci sendeliğim</p>
<p>Ev sahibi benliğim</p>
<p>Bizim kalbimiz temiz</p>
<p></p>
<p>Kar yağıyor dağda geceleri</p>
<p>Ben g&uuml;nd&uuml;zde denizdeyim</p>
<p>Karanlıkla aslan kesiliyorum</p>
<p>Sanki elimde Z&uuml;lfikar Kılıcı</p>
<p>Ben kalem kullanmasını biliyorum</p>
<p>Bizim kalbimiz temiz</p>
<p></p>
<p>Zırhlar kuşanıyorum</p>
<p>Elimde t&uuml;fek s&uuml;ng&uuml;</p>
<p>Okla avlanıyorum</p>
<p>Tam on ikiden</p>
<p>Niye d&ouml;v&uuml;ş&uuml;yoruz biz</p>
<p>Bizim kalbimiz temiz</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Yorgun d&uuml;ş&uuml;yorum</p>
<p>Beklide sarhoş</p>
<p>Bir k&uuml;t&uuml;k koyuyorum &ouml;n&uuml;me</p>
<p>&Ouml;vg&uuml;ler nasihatler</p>
<p></p>
<p>Hisler ilanı aşklar</p>
<p>Sobaya koyuyorum sonra</p>
<p>K&uuml;l halini seviyorum sevginin</p>
<p>Neden mi? &Ccedil;&uuml;nk&uuml;</p>
<p>Kalbimiz temiz bizim</p>
<p></p>
<p>&deg;&deg;&deg;</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karşı Kaldırımlardan Yan Yana Seninle</title>
<link>https://edebiyatblog.com/karsi-kaldirimlardan-yan-yana-seninle-95</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/karsi-kaldirimlardan-yan-yana-seninle-95</guid>
<description><![CDATA[ Yol ayrımında demlenir gözlerim` ]]></description>
<enclosure url="" length="44448" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 11 Jun 2021 18:31:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords>Kaldırım, yol</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Mor tozlar serpili bir cadde</p>
<p>Yanana y&uuml;r&uuml;r&uuml;z biz</p>
<p>Aramızdan ara&ccedil;lar yayalar ge&ccedil;se ne</p>
<p>Karşı kaldırımdan kol kola seninle</p>
<p>y&uuml;r&uuml;r&uuml;z sakince ve bol heyecanla</p>
<p>İşinden bıkıp eve ka&ccedil;ışıyor herkes</p>
<p>Son pazarlıklar ediliyor</p>
<p>Eli boş cebi boş gidiliyor yollar</p>
<p>Bu telaşta g&ouml;rmez kimse</p>
<p>Ey alemin g&uuml;neşi</p>
<p>ay&ccedil;i&ccedil;eğine bir bak</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Yolumuzda faytonlara kibar insanlara</p>
<p>Eski romatizmalara rastlanmaz</p>
<p>Yan yana y&uuml;r&uuml;r&uuml;z biz</p>
<p>Karşı kaldırımlardan</p>
<p>K&uuml;f&uuml;rlerle irkilir uyanırız</p>
<p>H&uuml;lyalarımdan seninle</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Sana bakmayı unutabilirim</p>
<p>Eli kirli y&uuml;z&uuml; kirli insanların arasında</p>
<p>Yol kenarlarında &ccedil;i&ccedil;ekler a&ccedil;abilir</p>
<p>Bug&uuml;n istemsizce şeytan ibadet edebilir</p>
<p>Allah affedebilir ademi beşeri</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bug&uuml;n</p>
<p>sen g&uuml;lersen kalabalıkların arasından</p>
<p>Yanya&rsquo;na y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z Caddeler</p>
<p>i&ccedil; &ccedil;eker ah eder</p>
<p>ben seni seyrederim</p>
<p>Herkes yok olur</p>
<p>seni g&ouml;rmemi engelleyen</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z caddede</p>
<p>Bahar son kıyaklarını yapar</p>
<p>Bir r&uuml;zgarla sa&ccedil;ını savuşturur</p>
<p>Ben y&uuml;z&uuml;nden hasret gideririm</p>
<p>Hi&ccedil; g&ouml;rmemiş kadar ilgili</p>
<p>G&ouml;z yumacak kadar bilgili</p>
<p>Ben sana mecbur kalırım</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Yol ayrımında demlenir g&ouml;zlerim</p>
<p>Senin girdiğin ara sokağın tam karşısına</p>
<p>iki damla yaş armağan ederim</p>
<p>Ben sana mecbur kalırım da</p>
<p>Adını unuturum soramam</p>
<p>K&uuml;&ccedil;&uuml;ld&uuml;k&ccedil;e k&uuml;&ccedil;&uuml;l&uuml;yor bedenin</p>
<p>Gittik&ccedil;e i&ccedil;ime işliyorsun ...</p>
<p>Ellerimiz birbirine hi&ccedil; mi değmeyecek</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Başımın Abus Ağrıları</title>
<link>https://edebiyatblog.com/basimin-abus-agrilari</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/basimin-abus-agrilari</guid>
<description><![CDATA[ Adaletinde bir manası kalmıyor ]]></description>
<enclosure url="" length="44448" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 31 May 2021 18:19:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords>Adalet, ağrı, abus</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Başımın abus ağrıları;</p>
<p>Başım ağrıyor. kendimi kaybediyorum &ccedil;ok&ccedil;a kelimelerin, manaların, suskunlukların ortasında buluyorum kendimi. Kayıp bir şekilde, &ccedil;ok kızıyorum kendime ama yine de bahaneler t&uuml;reniyor kafamda. kendimi temize &ccedil;ıkarma konusunda. Onlarca rota &ccedil;iziyorum her bir diyara ufka bakıp t&uuml;m ciğerimi dolduruyorum şişiriyorum coşkuyla bağırıyorum yelkenler fora t&uuml;m gaz ileri bunları s&ouml;ylerken Kıyıya vurmuş bir gemiden &ouml;l&uuml; tayfalara seslendiğimi unutuyorum. Yol alamadık&ccedil;a da k&uuml;&ccedil;&uuml;l&uuml;yorum sırasıyla ciğerim s&ouml;n&uuml;yor omuzlarım d&uuml;ş&uuml;yor elimdeki pusula manasını kaybediyor y&uuml;z&uuml;m&uuml; d&ouml;k&uuml;p oturuyorum ufka karşı oturuyorum. Sadece adaleti sorguluyorum sonra hayatın y&uuml;zme bilmeyen insanlara verdiği o koca gemileri kıyıya vurmuş bir sandaldan izliyorum. Hemde denize aşıkken. Adaleti işte sadece o an d&uuml;ş&uuml;nebiliyorum. Haksızlığa uğradığımı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rken haklıyım &ccedil;&uuml;nk&uuml; ben her şeyden memnunken başkalarını dert etmekle meşgul olamıyorum kendi &ccedil;ıkarım uğruna adaleti yaratıyorum. işte o zaman adaletinde bir anlamı kalmıyor. herkese hak ettiğini veren bir tanrıya inanıyorum, ama kendi kusurumu hakkettiğim k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n sebebini bir t&uuml;rl&uuml; &ccedil;&ouml;zemiyorum. ve bu kez, var edenin adaletini sorgulamaya başlıyorum. Yanlış yoldayım farkındayım ama ne dediğimi gayet iyi biliyorum. Beni savunmayan herkesi inkar ettiğim i&ccedil;in bende vasat bir insan oluyorum...</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir İntihar Üstüne Söylenti</title>
<link>https://edebiyatblog.com/bir-intihar-ustune-soylenti</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/bir-intihar-ustune-soylenti</guid>
<description><![CDATA[ Biliyordum, ölmüştüm nereye varsam... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/05/image_750x500_60b0fafc1879f.jpg" length="135887" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 28 May 2021 10:57:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords>İntihar, söylenti, ölüm</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı mektuplar yollandı postanelerde</p>
<p>Oturuldu masaya rakı eşliğinde, şarkımız s&ouml;ylendi</p>
<p>Bir adam bir kadının kapısını &ccedil;aldı</p>
<p>Ne s&ouml;ylense hep bir g&ouml;z yaşı vardı</p>
<p>Kendi i&ccedil;inde azıcık ağlamaklı</p>
<p></p>
<p>Bir deste g&uuml;l&uuml;m, fark etmemiş g&ouml;z&uuml;n</p>
<p>Acaba h&uuml;zn&uuml;m&uuml; nasıl saklasam</p>
<p>Arada deliler gibi g&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;m</p>
<p>Eskide kaldı kapındaki kırmızı g&uuml;l&uuml;m, notum y&uuml;z&uuml;m</p>
<p></p>
<p>T&uuml;fekle vurulmuş aşkın yarasıda acırdı elbet</p>
<p>Biliyordum, &ouml;lm&uuml;şt&uuml;m nereye gitsem</p>
<p>Bir yanım soğuk, bir yanım hep kanlı</p>
<p></p>
<p>Kim karıştı ger&ccedil;ekliğine</p>
<p>Yaşadığım sonsuzluğun</p>
<p></p>
<p>Ve oturuldu masaya, bir takım şeyler s&ouml;ylendi</p>
<p>TDK kural yazdı, mutsuzluk &uuml;st&uuml;ne</p>
<p>Kim karıştırdı ger&ccedil;ekliği</p>
<p>&Ouml;mr&uuml;m vapurda denizsizlik &uuml;st&uuml;ne ge&ccedil;ti</p>
<p>G&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;m kısacık bir karanlıktan utandım</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>