<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; HAtice Işık</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/hatice</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; HAtice Işık</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Büyümez Ölü Çocuklar</title>
<link>https://edebiyatblog.com/%C5%9Eiir</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/%C5%9Eiir</guid>
<description><![CDATA[ “Büyümez Ölü Çocukla”
Ağıtlar vurur böğrüme , böğrüme
zihnimde intihar çanları...
Bir elim toprak, bir elim gök
feryat, figan, çaresiz kadınlar.
Avuçlarım  açık güneşe...
İsyankar, acılı dualar dudağımda
yer, gök esir kafirin zulmüne...
Müjganım hıçkırıklara yenik
bir, bir dökülür dalından
Yüreği parçalanmış
Büyümez  ölü çocuklar.

 ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61b4ab96dcbed.jpg" length="100060" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 12 Dec 2021 18:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>HAtice Işık</dc:creator>
<media:keywords>#şiir #çocuk #kadın #ağıt.</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x_61b4ab9700d65.jpg" alt="" />​</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hurdacı Geldi Hurdacı</title>
<link>https://edebiyatblog.com/hurdaci-geldi-hurdaci</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/hurdaci-geldi-hurdaci</guid>
<description><![CDATA[ 
“Hurdacı Geldi Hurdacı”
Sabah kulaklarımı tırmalayan o ses ,Tanrım megafon dan geliyor boğuk, anlaşılması güç tüm mahalleyi esir almış kabus gibi uykumda, içimden lütfen sus dediğim başımı yastığın altına gömdüğüm bu acılı ses... -Hurdacı geldi hurdacı diye bağırıyor delice, her evde bir hurda var anlaşılan benim gibi eve ve uykuya hapsedilmiş hayaller, sevgisini gömmüşler , yalnız kalmışlar ,özlemi olan kendini kaybetmiş birileri var, bu mahallede demek. Yastığı attım başımdan usulca  yattığım yerden kalkıp perdeyi araladım. Yağmur usul, Usul yağıyordu; Dışarıda bir hurda arabası, şoför koltuğunda orta yaşlarda sakallı bir adam yanında ki koltukta bir kadın oturuyordu eşi diye içimden geçirdim, birlikte işe çıkmışlar bu havada kara bulutlar göz yaşlarını yağdırıyor sakin,  hıçkırarak ağlasa ekmek parası kazanmak için bu havada sokakta çalışan insanlara zarar vereceğinden korkuyordu gibi, gözüme on dört yaşlarında bir çocuk takıldı,omuzları üzerinde elleriyle tuttuğu kağıt arabasını ardından  zorlanarak çekiyordu, iki köpekte yanında ona eşlik ediyordu. -Hurdacı geldi hurdacı,  bağırması dağıttı ilgimi inip sorsam yalnızlıkları, Hayal kırıklıklarını, kayıp yılları da alırmısın? Balkona çıkan sevim teyze seslendi -Hey hurdacı burada eskiler var bir bak belki işine  yarar, parada istemez alıp götür bu antika anılarından kurtar beni, arabanın camından başını uzatan kadın. - Bakalım hanım teyze, diye  açıp indi arabadan, kocasıda peşinden sonra nedense vaz geçip tekrar geri döndü arabaya binip beklemeye başladı.
Ben pencerede meraklı izliyorum. Neydi bu atmak istediği kurtulmak istediği, eskiler yada kendi deyimiyle antikalar. Sevim teyze yine çıktı balkona arabadaki adama seslendi o daha sözüne başlamadan arkasından kadın bağırmaya başladı. -Lan Hasan ne bok yemeye beklersin orada gelde yardım et babanın eşeğimi sandın beni, bir kamyon eşya  var la burada. Adam oflaya puflaya indi -Geldim  beya ne böğürürsün boğazına borazan kaçmış gibi... Söylene, söylene içeri koştu.Nereden bakarsan on dakikadan fazla kaldılar korktum bir an gidip bakmayı bile düşündüm tam hareket ettim gideceğim, adam kapıdan  görününce vaz geçtim, sırtında bir çuval ağzına kadar dolu çerçeveli fotoğraflar görünüyordu çuval ağzından, kadın arkasından bir gramofon eline bir şeffaf  poşet asmış içinde plaklar  ah dedim. Sevim teyze ne yaptın sen, yazık oldu dedim içimden; Adam sırtındaki çuvalı arabanın arkasındaki kasaya bırakıp tekrar içeri girdi, yine bir çuval sırtında göründü, bakır tabaklar ibrikler tencereler çuvala zor sığmış öyle ki bir tanesi sığamayıp yere düştü çınlattı sesi ortalığı. Gerçekten de o gün sevim teyze bütün anılarını, yılların birikimini hurdacıya vermişti hurdacı ve karısı çok mutlu görünüyorlardı. Sevim teyze de bir okadar üzgündü adam elini  cebine attı, Sevim teyze bırak bırak istemem yüküm hafifledi artık onlara bakıp üzülmeyeceğim git hadi hayrını gör. Hurdacı ve karısı hem şaşkın hem de hiç para vermeden aldıkları bu kıymetli antikaları  bu yağmurda başka mahallede gezmeyecekler birde erkenden eve çocuklarına gideceklerdi hallerinden memnundu, bu eski kıymetli anılar İki insanı mutlu etmişti, onlar için karlı ve kısa bir gün rast gelmişti. Sevim teyze’ye minnettar oldular, helallik isteyip arabalarına binip gittiler. Sevim teyze son bir kez daha anılarına baktı, üzgün ve gözü yaşlı yağmurun altında gözden kayboluncaya kadar izledi hurdacıyı, kala kaldı olduğu yerde... Hemen pencereyi  açıp öylece kalan Sevim teyzeye seslendim. – Günaydın; Birlikte kahvaltı yapalım mı? İrkildi daldığı yerden sesim onu gittiği yerden getirmişti, bir yandan bana bakıp gülümsüyor, bir yandan eliyle yaşlarını siliyordu -Olur tabiki bende  yemedim. Aslında hiç kahvaltı edesim yoktu niyet hüznünü biraz dağıtmaktı.  -Hadi ıslanma içeri gir,  çayı hazırla fırından sıcak ekmek alıp geliyorum, başka bir şey lazım mı? Hayır der gibi hüzünle kafasını salladı ve içeri girdi. Pencereyi kapattım, fırına giderken ilk uyanışım ve hurdacıya sormak istediklerimi  düşündüm, hurdacı gerçekten de eski güzel antika anıları alıp gitmişti. Meğer insan gerçekten anılarını, acılarını satabiliyormuş.

 ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61b4b03d6fc4f.jpg" length="68530" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 11 Dec 2021 17:09:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>HAtice Işık</dc:creator>
<media:keywords>(Anılar, sevgi, ömür, yalnızlık)</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x_61b4b03d886be.jpg" alt="" /></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Denizin Dilsiz, Asi Çocukları Kayıklar</title>
<link>https://edebiyatblog.com/denizin-dilsiz-asi-cocuklari-kayiklar</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/denizin-dilsiz-asi-cocuklari-kayiklar</guid>
<description><![CDATA[ Bir asır bu sularda insanın çevirdiği dümenin rotasında yüzdüm, kaç sehir defteri eskittim, kaç kaptan değiştim, kaç şehir, kaç liman... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_611537a288d7d.jpg" length="65065" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 12 Aug 2021 17:49:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>HAtice Işık</dc:creator>
<media:keywords>Deniz, Balık, Kayık, Martı, Deniz Tuzu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;-G&uuml;n bitti, işte pırıl pırıl s&uuml;z&uuml;l&uuml;p geliyorlar balık&ccedil;ı barınağına irili ufaklı t&uuml;m takalar, tekneler, gemiler.</p>
<p>&nbsp;-Ben de kula&ccedil; attım sizler gibi bu sularda, ben de sizler gibi gen&ccedil;tim bir zamanlar, yaş aldım ama ihtiyarlamadım hala gencim. Sizler yorgun, yaşı başı almış, tarihe karışmış asırlık ihtiyar diyorsunuz bana.</p>
<p>&nbsp;-Bir asır bu sularda insanın &ccedil;evirdiği d&uuml;menin rotasında y&uuml;zd&uuml;m, ka&ccedil; sehir defteri eskittim, ka&ccedil; kaptan değiştim, ka&ccedil; şehir, ka&ccedil; liman... Sayısını unuttum acı tatlı onca mazi, onca anı biriktirdim h&uuml;lya gibi ge&ccedil;ti.</p>
<p>-Dalgalarla dans etme uğruna az kurban vermedim bu uğurda yelkenimi, seferi olduğum binlerce limana hepsi yabancı idi, fonda ettik &ouml;yle tanış olduk.</p>
<p>-Ağlara takılmış tonlarca can &ccedil;ekişen balığı aman demeden taşıdım rıhtıma. Ağlamaktan makyajı akmış kadın gibiyim şuan. Kemiklerimin pası dışardan g&ouml;r&uuml;n&uuml;r. bakıma muhta&ccedil; bir fosil... Attılar bir kenara, bekliyorum akıbetimi... Burnumun dibinde b&ouml;b&uuml;rlenerek g&ouml;ğs&uuml;n&uuml; gere gere tepemde dolaşan şu kibirli martılar, denizin g&ouml;zbebekleri, şımarık kızları, başıma ediyorlar. Onlara kızamıyorum da. Eee ne de olsa kurt kocayınca k&ouml;peğin maskarası olurmuş. Benimle martınınki o hesap, elbet tepemde g&ouml;ğs&uuml;n&uuml; gere-gere afili dolanacak &ccedil;ığırtkan, şirret kuş.</p>
<p>-Bir daha işe yarar mıyım, yoksa &ccedil;&uuml;r&uuml;meye mahk&ucirc;m mu ederler bilmiyorum. Tek bildiğim denizin beni &ccedil;ağırdığı.</p>
<p>-Şafak &ccedil;&ouml;ker de der mi kaptan, ""alabanda! Yelkenler fora, son bir kez Heyamola!" Y&uuml;z&uuml;m&uuml; s&uuml;rer mi vira vira sulara? Ciğerime işleyen tuzuna bandırır mı g&ouml;vdemi? Son kez atar mı bu engin derinlilere &ccedil;apamı? Bir umut işte benim ki.</p>
<p>-Bir sabah olsun hele. Bir g&ouml;z&uuml; sularda, diğer g&ouml;z&uuml; gen&ccedil;, yeni alınmış teknelerde mehabetiyle suskun akıbetini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r kenarda. Bu emektar eskitme buralara geldiğinde t&uuml;y&uuml; bitmemiş toydu. Ka&ccedil; zaman ge&ccedil;ti &uuml;zerinden onu bile hatırlayamıyorum. Bir ben bilirim bir de deniz, nelere şahit olduğunu, nelere sustuğunu, ka&ccedil; yuva doyurdu, ka&ccedil; &ccedil;ocuk b&uuml;y&uuml;d&uuml;, okudu, eli iş tuttu, ka&ccedil; gelin kıza &ccedil;eyiz dizildi. Ka&ccedil;ının eğlencesi oldu, ka&ccedil;ına mesken... Denizin dalgası, mevsimin kışı, hoyrat sağanak r&uuml;zgarı, yazın kızgın g&uuml;neşi... Şimdi kenara &ccedil;ekilmiş sessizce saatini bekler.</p>
<p>-"Hele bir şafak gelsin, vuracağım yine başımı engin sulara. Yine doyacağım kokusuna. Tekneler, takalar, kayıklar, hep beraber koşacağız suların koynuna," der i&ccedil; ge&ccedil;irir.</p>
<p>-&Ouml;mr&uuml;n&uuml; &ccedil;&uuml;r&uuml;ten denizin tuzunun tadına varmanın demine dalar Alamatra. Dalgalarla yaşar, canlanır, şımarır, r&uuml;zgara kafa tutup yelken a&ccedil;ar denizin asi, dilsiz &ccedil;ocukları kayıklar.</p>
<p>&nbsp;Hatice ışık.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çaresiz Arafta Kaldık</title>
<link>https://edebiyatblog.com/caresiz-arafta-kaldik</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/caresiz-arafta-kaldik</guid>
<description><![CDATA[ Ve biz hep çaresiz arafta kaldık&#039; ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/07/image_750x500_610169477b95a.jpg" length="99870" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 30 Jul 2021 22:23:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>HAtice Işık</dc:creator>
<media:keywords>Çaresiz, araf</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>"&Ccedil;aresiz Arafta Kaldık "</em></p>
<p><em>Biz &ccedil;ok sonradan</em></p>
<p><em>&nbsp;bulup, kaybedenler...</em></p>
<p><em>işe ge&ccedil; kalmış,</em></p>
<p><em>u&ccedil;ağı - otob&uuml;s&uuml; ka&ccedil;ırmış gibi...</em></p>
<p><em>Araf&rsquo;a kaldık, nedenler- sebepler mecburiyetler...</em></p>
<p><em>Oysa biz nefes almayı bile mutluluk saydık</em></p>
<p><em>ne &ccedil;ok g&uuml;ld&uuml;k..</em></p>
<p><em>ne &ccedil;ok eğlendik..</em></p>
<p><em>&Ccedil;ok&ccedil;a ağladık...</em></p>
<p><em>Ne &ccedil;ok gezdik d&uuml;nya&rsquo;yı</em></p>
<p><em>&nbsp;t&uuml;m nimetlerine sahip olduk.</em></p>
<p><em>Ne &ccedil;are ki bir eksik yanımızı hep aradık.</em></p>
<p><em>&nbsp;&Ccedil;ok ge&ccedil; &ouml;ğrendik hayat - yaşam dediğin bir avu&ccedil; toprak...</em></p>
<p><em>Ve biz hep &ccedil;aresiz arafta kaldık.</em></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>