<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Leyla Aydemir</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/leyla-aydemir</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Leyla Aydemir</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>ŞÜKÜR</title>
<link>https://edebiyatblog.com/sukur</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/sukur</guid>
<description><![CDATA[ Oğulun babaya vefa borcu ve hayata dair öğrendiği en güzel kelime. Şükür... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61bf922a62f72.jpg" length="43117" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 19 Dec 2021 14:05:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>Leyla Aydemir</dc:creator>
<media:keywords>Şükür, hayat, telaş, hastalık, vefa, hiç.</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Ş&Uuml;K&Uuml;R</strong></p>
<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Etrafıma bakıyorum. Koşuyorlar, koşuyoruz&hellip; Hep bir telaş, telaş, yetişme telaşı&hellip; Nasıl da &ccedil;abalıyoruz &uuml;&ccedil; g&uuml;nl&uuml;k d&uuml;nyaya. 24 saat yetmez oldu insanoğluna. Cevdet de b&ouml;yleydi. İşe, eve, toplantıya, davetlere, derneklere, hayır kurumlarına yetişme telaşındaydı. Ta ki babasının hastalığı ciddi boyuta ulaşana kadar. Babası onu en iyisi, en merhametlisi, topluma en faydalısı olsun diye yetiştirmişti. Şimdi koca &ccedil;ınara vefa &ouml;deme zamanıydı. B&uuml;t&uuml;n işini g&uuml;c&uuml;n&uuml; bıraktı. Babasının başındaydı hep.</p>
<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &Uuml;&ccedil; aylık &ouml;mr&uuml; kalmış &hellip; K&uuml;&ccedil;&uuml;k h&uuml;creli akciğer kanseri&hellip; Metastaz yapmış hastalık, o kadar hızlı ilerliyor ki durdurulamıyor. Cevdet, &nbsp;babasını arada tekerlekli sandalyesinde dışarı &ccedil;ıkarıyor, g&uuml;neşlendiriyor, en sevdiği yemekleri alıp bir &ccedil;ırpıda geliyor. Ama bir lokma yedikten sonra kesilen babasını i&ccedil;ten i&ccedil;e h&uuml;z&uuml;nle seyrediyordu.</p>
<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bir g&uuml;n babasına sordu: &ldquo; 57 yıllık &ouml;m&uuml;r, &ccedil;ok hizmetler yaptın, &ccedil;ırpındın. Neydi hayat, hayattan ne anladın baba?&rdquo; Yaşar Efendi, derin derin d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;: &ldquo; Hayat su gibi ge&ccedil;iyor, &ouml;yle hızlı ki yetişemiyorsun. Yapılan her şey anında unutuluyor. Hayat koca bir hi&ccedil;&hellip; Ben hi&ccedil;bir şey anlamadım hayattan. Sadece anladığım yaradanın huzurunda y&uuml;z&uuml;m ak dua edebiliyor muyum, onu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m az &ouml;nce. Ş&uuml;k&uuml;r&hellip;&rdquo;</p>
<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Cevdet, babasının cenazesinde hep bu son c&uuml;mleleri tekrarladı. Ş&uuml;k&uuml;r&hellip; Ş&uuml;k&uuml;r&hellip; Binlerce kez ş&uuml;k&uuml;r&hellip;</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>