<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Mavifrezya</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/mavifrezya</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Mavifrezya</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>18.07.2022</title>
<link>https://edebiyatblog.com/18072022</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/18072022</guid>
<description><![CDATA[ Sensizliğin Ezgisi ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/07/image_750x500_62d54189c1b03.jpg" length="30448" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 18 Jul 2022 14:20:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mavifrezya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sensizliğin &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; g&uuml;n&uuml;ne hoş geldin sevgilim. D&uuml;n d&uuml;ğ&uuml;ne gittim, cenazeden halliceydi. Aklımda d&ouml;n&uuml;p duran yalnızca bizdik. Hareketli şarkılar, kahkahalar atan insanlar cellatı oldu d&uuml;şlerimin. Derin bir umutsuzluk peydah oldu y&uuml;reğime. Bize mutluluğu &ccedil;ok g&ouml;rd&uuml; hayat dedim kendi kendime. Kader kazandı, biz utandık. &Ccedil;ok bir şey istemedim ben hayattan. Sade beyaz elbise i&ccedil;inde seni beklesem ve siyahlar i&ccedil;inde sen beliriversen karşımda. Hayata s&ouml;ven şarkılar eşliğinde dans etsek, sigara i&ccedil;sek beraber yıldızlara bakarak ve mutluluğu hediye etsek geceye ağlayarak.&nbsp;</p>
<p>Buğulu camlar, buğulu g&ouml;zlerle eşdeğer</p>
<p>Ve sen sevgilim</p>
<p>Bir gece ansızın</p>
<p>Buğuların arasından g&uuml;l&uuml;mseyerek</p>
<p>Gel</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>16.07.2022</title>
<link>https://edebiyatblog.com/16072022</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/16072022</guid>
<description><![CDATA[ Yokluğuna Mektup ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/07/image_750x500_62d3c778aae54.jpg" length="64735" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 17 Jul 2022 11:30:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mavifrezya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bug&uuml;n yokluğunun ilk g&uuml;n&uuml;. Usul usul esiyor r&uuml;zgar, ağa&ccedil;lar habersiz gidişinden. Bulutlar tutturmuş bir cenaze marşı, s&ouml;yleniyor; umutlar adımladığın yolda bi&ccedil;are. Bir kere kokunu kokunu duydum, yeminler doladım ya parmaklarıma; sadece ismin yazılı şiirler m&uuml;h&uuml;rlendi alnıma. &Ouml;zledim. Akıl hastanesinde &ccedil;arşafıyla d&uuml;ğ&uuml;m atan kızın &ouml;l&uuml;m&uuml; &ouml;zlemesi gibi &ouml;zledim seni. Bu şehir adım attığın her yere &ccedil;i&ccedil;ekler ektirmeli. Seni ve yalnız seni sevmeli t&uuml;m gezegenler; kaderim yalnız seninle bitişmeli.</p>
<p>Yazın ortasında &uuml;ş&uuml;yen kar tanesi</p>
<p>Biraz h&uuml;z&uuml;n, birazcık dalga sesi</p>
<p>Bana kaderin en b&uuml;y&uuml;k cilvesi</p>
<p>Yalnız sensin, bir tek sensin sevgili</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İçimi Dökme Sanatı</title>
<link>https://edebiyatblog.com/icimi-dokme-sanati</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/icimi-dokme-sanati</guid>
<description><![CDATA[ Biraz daha gözlerinin içine bakabilmek içi durdurmaya çalıştım saatleri. Olmadı. Her şey bir gün bitmeye, yitmeye mahkumdu çünkü.... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x500_61fa727946d88.jpg" length="14187" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 02 Feb 2022 15:01:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mavifrezya</dc:creator>
<media:keywords>aşk, yara, hayal, kırıklık, nefret</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Hava olabildiğince kasvetli ve u&ccedil;muyor artık kuşlar. Zaferler elde etmek istiyorum bunca kasvetin arasında. Seni bana getirebilecek, kokunu bana yeniden bağışlayabilecek zaferler. Hatırlıyorum her şeyi. Her şey d&uuml;n gibi aklımda. Bana sarıldığında i&ccedil;imi yerle bir eden o masum duygu yitip gidiyor g&uuml;nden g&uuml;ne. Kilometreler geldim senin i&ccedil;in. Biraz daha g&ouml;zlerinin i&ccedil;ine bakabilmek i&ccedil;i durdurmaya &ccedil;alıştım saatleri. Olmadı. Her şey bir g&uuml;n bitmeye, yitmeye mahkumdu &ccedil;&uuml;nk&uuml;. Beni &ccedil;ok sevdiğini d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;şt&uuml;m. Senin de benim gibi beraber olmadığımız bir d&uuml;nyada yaşamak istemediğine dair senaryolar uydurmuştum kafamdan. Ger&ccedil;ek olma ihtimaline tutunup katlanmıştım sana. Asla ger&ccedil;ekleşmeyeceğini anlamam aylarımı aldı. Bu zamana kadar hep kuruntuların k&ouml;lesi olmuş ruh hastası bir kız rol&uuml; bi&ccedil;ildi bana. &Ouml;yle biri olmadığımı haykırdım ama inanmadılar. Ne zaman ki neyi anlatmaya &ccedil;alıştıysam ger&ccedil;ekleşti o zaman d&uuml;şt&uuml; insanların maskeleri. Bana bi&ccedil;tikleri roller kendi iğren&ccedil;liklerini gizlemek istedikleri i&ccedil;indi. &Ccedil;ok karmaşık oldu bu. Biraz daha a&ccedil;ık anlatayım. Biri vardı canımdan &ccedil;ok sevdiğim. &Ccedil;ok eski bir zamandı. Kardeşim dedi ben ona o kızla senin aranda bir şey var dediğimde. Ruh hastasısın sen dedi bana. Ne zaman ki nikah masasına oturdu o kızla o zaman d&uuml;şt&uuml; y&uuml;z&uuml;. Saklanmak i&ccedil;in s&ouml;ylemişti kardeşim yalanını. Senin ondan ne farkın kaldı şimdi s&ouml;yle bana? Kim kaldıysa eskilerinden yazmışsın g&ouml;n&uuml;l defterine ve sorgulama hakkı tanımıyorsun bana. Bunları yaşayacağımı adım gibi biliyor ve gerisini g&ouml;rebiliyorum g&ouml;zlerinde. Sevgisizliğinin han&ccedil;erlerini saplarken bana nasıl verebiliyorsun y&uuml;reğini o kızın ellerine? Benim i&ccedil;in &ouml;zlemek b&ouml;yle bir şey işte demiştin &ouml;n&uuml;n&uuml; arkasını getirmeden. Beni &ouml;zlediğini sanıp umut ışıkları yakmıştım i&ccedil;imde, aptalmışım. Sevilmediğimi kabul edemeyecek kadar aptalmışım. Şimdi ben sana s&ouml;yl&uuml;yorum. Zehirli s&ouml;zlerime kanma. Benim i&ccedil;in de &ouml;zlemek b&ouml;yle bir şey işte. Sana anlatsam anlamazsın, dinlemezsin bile. Ben bu s&ouml;z&uuml;n altına milyonlarca şiir yazabilirken anlamı olmayan c&uuml;mleler diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rs&uuml;n aklından. Bense g&uuml;nden g&uuml;ne yokolurum şimdiki gibi. Sende harcadım ben b&uuml;t&uuml;n sevgimi. Diğerlerine yer kalmadı kalbimde. Bir g&uuml;n seni i&ccedil;imde &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;mde d&ouml;n&uuml;p bakmayacağım bile kabrine. Eski bir nefret olarak kalacaksın ve sana s&ouml;z veriyorum bir g&uuml;n &ccedil;ok pişman olacaksın.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>29 Eylül Sabahı</title>
<link>https://edebiyatblog.com/29-eylul-sabahi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/29-eylul-sabahi</guid>
<description><![CDATA[ Sevgili Ravza&#039;nın resim desteğiyle... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/01/image_750x500_61f55e54e40be.jpg" length="85087" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 29 Jan 2022 18:37:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mavifrezya</dc:creator>
<media:keywords>Ölüm, sabah, telefon, şiddet, Eylül</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>29 Eyl&uuml;l sabahı sevdiğim adamın kollarında &ouml;l&uuml; bulundum. &Ouml;z&uuml;r dilerim &ccedil;ığlıklarının arkasına saklanmış nefreti delip ge&ccedil;erken bedenimi &ccedil;oktan tek etmiş ruhumu, g&ouml;zyaşları kire&ccedil; beyazına d&ouml;nm&uuml;ş y&uuml;z&uuml;me damlıyordu. O yeşil g&ouml;zl&uuml; bir caniden başkası değildi. Bir eli ensemin altındaydı. D&uuml;şmemen i&ccedil;in kavrıyordu sıkı sıkıya sanki d&uuml;şsem canım acıyacak, yaralanacakmışım gibi. Diğer elinde tuttuğu tabancası bile lanet okuyordu ona, haberi yoktu. Sevgi diye bahsettiği şeyin benim kalbimi durdurduğundan haberi yoktu. "Ne yapacaksın, ne yapabilirsin?" diye meydan okumuştum ona, elimdeki telefonu &ccedil;ekip almaya &ccedil;alışırken. "Kimse olamaz benden başka." diye fısıldamıştı. Kimse yoktu. Bunu birine anlatmaya &ccedil;alışsam yine su&ccedil;lu &ccedil;ıkacaktım. Yine aldatıyormuş damgası yiyecek, yine iğren&ccedil; ithamların pen&ccedil;esinde can &ccedil;ekişecektim. "Sana anlattım." dedim dolu g&ouml;zlerime eşlik eden &ccedil;atallaşmış sesimle. "Sana anlattım yeşil, sadece arkadaşım. Milyon kez kontrol ettin, neden b&ouml;yle yapıyorsun?". G&ouml;zlerini bir s&uuml;re benim son kez g&ouml;receğim g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne kilitleyip belindeki silahına sarıldı."Tek kurşun var i&ccedil;inde." dedi g&ouml;zlerime nefretle bakarken. "Ya telefonunu bana vereceksin ve hi&ccedil;bir şey olmamış gibi yolumuza devam edeceğiz, ya da burada toprağa ait olacaksın."" Vermeyeceğim." dedim alnıma dayalı silahla bakışırken, "Senin kazanmana izin vermeyeceğim."" Sen bilirsin." diyip tetiği &ccedil;ektiğinde etrafa akbabalar misali derin bir sessizlik &uuml;ş&uuml;şt&uuml;. Sessizliği par&ccedil;alayan tek şey acımasız namlunun &ccedil;ığlığıydı. Ben 19 yaşında, hayat kurtarmak i&ccedil;in canını dişine takıp okuyan gen&ccedil; bir kızdım. Bir 29 Eyl&uuml;l sabahı beni sevdiğini sandığım bir caninin kollarında &ouml;l&uuml; bulundum. İzbe bir sokak, siren seslerine karışmış bir kalabalık vardı. &Ouml;ld&uuml;ren o, d&ouml;ven o, hayatımı zindana &ccedil;eviren yine oydu. Gazeteler kıskan&ccedil; sevgili cinayeti diye yazdı. Hakim cinnet bahanesinin arkasına sığınarak ceza indirimi verdi. Herkes beni sevgilisini aldatan k&ouml;t&uuml; bir kadın olarak tanıdı. Bana tek kollarını a&ccedil;an &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;m caddede duyulan mis gibi toprak kokusuydu. Adalet bir tek yerin altında ge&ccedil;miş, adalet bir tek yaradanın nezlinde ger&ccedil;ekleşmişti</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kazayla Ölmek</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kazayla-olmek</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kazayla-olmek</guid>
<description><![CDATA[ Her gece onsuz uyuyamadığım karanlık şimdi beni korkutuyor. Üşüyorum. Vücudumda kendini belli eden ölüm katılığı var....Ben ölüme terkedilen ruhunum mavi frezya. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/01/image_750x500_61f30e696f177.jpg" length="76167" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 28 Jan 2022 00:29:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mavifrezya</dc:creator>
<media:keywords>ölüm, kaza, intihar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&Ouml;l&uuml;m kalbimi ele ge&ccedil;iriyor gitgide. Minik bir kızın &ccedil;ığlıkları yankılanıyor kalbimin her k&ouml;şesinde. Bir trafik kazası gibi. Olay yeri g&uuml;ya g&uuml;venli ve paramedikler gelip kurtarmaya &ccedil;alışıyor kazazedeleri. Oradaki siyah kodlu bir hastayım ben. &Ccedil;abaya ihtiya&ccedil; duyulmayan ve &ouml;ylece bırakılıp diğer hastaya ge&ccedil;ilen. Olay yeri g&uuml;venli mi cidden? Kimse elimden tutmayacak mı ben &ouml;ylece &ouml;l&uuml;p giderken? Nabız ve solunumu alınamıyor. Ruhuma bakın diyemiyorum. Orada bir yerlerde hala canlı birka&ccedil; par&ccedil;am var diye haykıramıyorum. Anlatamıyorum kendimi. Kaybediyorum gittik&ccedil;e son kalan ruh par&ccedil;amı. Buraya kadar mıydı yani her şey? Siyah kod diyip bir ceset torbasına konmamı mı izleyecek herkes? Evet &ouml;yle mavi frezya. Sen de kaybedilenlerdensin artık. Her sene sadece bir g&uuml;n hatırlanacaksın. Kimsenin en b&uuml;y&uuml;k acısı olacak kadar değer g&ouml;rmedin ve g&ouml;rmeyeceksin. Es ge&ccedil;ilen bir hayattı seninkisi. Es ge&ccedil;ilip yok sayılan, hatalarla dolu bir kadınsın. &Ouml;l&uuml;m en &ccedil;ok da sevilmemenin kendini hatırlattığı zamanlarda geliyor aklına, biliyorum. Seni ancak ben anlıyor ve en &ccedil;ok ben dinliyorum. Seni en &ccedil;ok ben seviyorum. Ben &ouml;l&uuml;me terkedilen ruhunum mavi frezya. İ&ccedil;imdeki cılız sesle tekrar tekrar konuşuyorum. Kimsem yok biliyorum. Yanıma yaklaşan g&ouml;revliler alıyor bedenimi ve ceset torbasına koyup tekrar yaşatıyorlar bana karanlığı. Her gece onsuz uyuyamadığım karanlık şimdi beni korkutuyor. &Uuml;ş&uuml;yorum. V&uuml;cudumda kendini belli eden &ouml;l&uuml;m katılığı var. Morarmaya başlamış parmaklarım neden hala yazmak istiyor? Bilmiyorum. Sa&ccedil;ma sapan c&uuml;mleler bunlar aslında. Birbirinden ayrı d&uuml;şm&uuml;ş kelimeler feryat ediyor benliğimde. Sayfalarca sa&ccedil;malamak istiyorum. Boğaz ağrım olduk&ccedil;a belirgin ve beni kaza yerinden ger&ccedil;ek hayata &ccedil;ekiyor. Kulağımdaki m&uuml;zik kendi kendime kalmamı istiyor. D&uuml;ş&uuml;ncelerimse kendi kendime kalırsam intihar edeceğimi s&ouml;yl&uuml;yor. Edemeyeceğimi biliyorum. Sadece bundan emin bile olabilirim. Haykırmak istiyorum fakat tahriş olmuş ses tellerim buna izin vermiyor. Son s&ouml;zlerimi ruhuma ithaf etmek istiyorum: ' Seni seviyorum kayıp ruhum. Sırf sen varsın diye yaşıyorum.'</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kimsesizliğin Ezgisi</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kimsesizligin-ezgisi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kimsesizligin-ezgisi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/01/image_750x500_61e86bdaeee41.jpg" length="78375" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 19 Jan 2022 22:53:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mavifrezya</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yağmur yağıyordu. Bardaktan boşalırcasına değil de h&uuml;ng&uuml;r h&uuml;ng&uuml;r ağlarcasına. Ağlarını yalnızlığa atıyor ve her seferinde biraz daha h&uuml;z&uuml;n tutuyordu. Derya kuzuları değildi bunlar. Bunlar hayatın keskin kırıklarıydı. Şişman, sivilceli ve &ouml;l&uuml;me aşık kız yağmuru izliyordu okul denen hapishanenin penceresinden. D&uuml;n gece yediği dayaktan &ouml;t&uuml;r&uuml; ayakları tutmuyor gibiydi fakat biraz daha yağmuru izlemek i&ccedil;in direniyordu &ccedil;&uuml;nk&uuml; yağmur onun yerine ağlıyordu. Omzunda ağlayacağı tek bir arkadaşı bile yoktu ki nemrut misali ifadesizlik takındığı y&uuml;z&uuml;ne kimsenin bakmasını da beklemiyordu. Acılarını sakladığı bu maske onu hissizleştirmeye yetmiyor aksine yalnızlığını hatırlatıp harlıyordu alevini. Bir ihtimal daha olabilirdi diye ge&ccedil;irdi i&ccedil;inden. Belki birilerine anlatır ve birinin omzunda ağlardı. Belki bu derman olurdu fakat kimdi o kişi? Kimin cesareti vardı ki onun acılarını paylaşmaya. Acılarının yarısı bile yeterdi bir insanı yakmaya. Kimseye bu k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; yapmaya hakkı yoktu. Kimsesizliğini &ccedil;ıkardı g&ouml;nl&uuml;ndeki sandıklardan. Yağmuru izlerkem bir yandan da anlattı kimsesizliğine yalnızlığını. Tek sırdaşı o kalmıştı. Bir daha sandığa koymamak &uuml;zere &ccedil;ıkarmıştı kimsesizliğini ve bir daha olmayacaktı kimse onun kimsesi. Anlatacakları bir t&uuml;rl&uuml; bitmiyor, yağmur bir t&uuml;rl&uuml; dinmiyordu. Susmuyordu inadına ilerleyen akrep ve yelkovan. On dakikalık kısa bir ara yetemezdi ona. Her şeyi &ouml;ld&uuml;rmek istedi i&ccedil;inde ama o zaman kimsesizliğini de g&ouml;mmesi gerekirdi. Kim dinlerdi o zaman onu ki? Sa&ccedil;malıyordu. Zil &ccedil;aldığında topallayarak sınıfa adımladı. Yağmur h&acirc;l&acirc; yağıyordu. Orada bıraktı t&uuml;m kırıklarını. Yağmura tembihlemişti kimseye anlatmaması i&ccedil;in acılarını. Yağmur dinlemedi ve bağır &ccedil;ağır haykırdı herkese. Yağmur kendini yırtarak yağdı ve duyurdu herkese fakat bunun acılar olduğunu anlayamadı hi&ccedil;kimse.​</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>