<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Mustafa Uğur Sepetci</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/mustafa-ugur-sepetci</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Mustafa Uğur Sepetci</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Pinokyo&amp;apos;nun Tahta Kalemi</title>
<link>https://edebiyatblog.com/pinokyonun-tahta-kalemi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/pinokyonun-tahta-kalemi</guid>
<description><![CDATA[ Sayfalar tükense bile, bir yalan bulurum yine&#039; ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/07/image_750x500_60f8221a4d569.jpg" length="27130" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 27 Jul 2021 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mustafa Uğur Sepetci</dc:creator>
<media:keywords>Tükenmek, pinokyo, masal</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>Pinokyonun tahta kalemiyim&nbsp;</em><br /><em>Burnundan kopan&nbsp;</em><br /><em>Ortada s&ouml;ylentiler var diye s&ouml;ylendiler bizimkiler</em><br /><em>Bir şekilde şahitmiş buna kulaklarım da</em><br /><em>Uzun kalem varmış bi yerde gevelemiş işte "yazmayın yalan falan"</em><br /><em>E onu dinleyenleri g&ouml;rd&uuml;m t&uuml;kendi gitti arkadaş</em><br /><em>Arkada sadece yalan yazanlar var kalan</em></p>
<p><em>Pinokyonun tahta kalemiyim</em><br /><em>Yaş aldırıyor nefret ettiğim yalanlar bana</em><br /><em>Uzuyo boyum belki pinokyo olurum ilerde</em><br /><em>Yalancı kalemler elimde&nbsp;</em><br /><em>Sayfalar t&uuml;kense bile bir yalan bulurum yine</em></p>
<p><em>Pinokyonun sahte kalemiyim&nbsp;</em><br /><em>Yalanlara sahne serili hep</em><br /><em>Bi yok olup kurtulmak yalandan artık hayalim değil</em></p>
<p><em>Pinokyonun kahpe kalemiyim&nbsp;</em><br /><em>O doğru yazınca kızıyorum&nbsp;</em><br /><em>"beni mi bitireceksin" deyip</em><br /><em>Yaşlı bir aptalın peşinden gidip t&uuml;kenmediğime seviniyorum</em></p>
<p><em>Pinokyonun tahta kalemiyim</em><br /><em>Artık boyum kolundan b&uuml;y&uuml;k&nbsp;</em><br /><em>&Ccedil;ağırdı marangozu sevindim</em><br /><em>"Fiyakalı arkadaş olurum" diyip</em></p>
<p><em>Pinokyonun burnunu uzattı tebess&uuml;m&uuml;&nbsp;</em><br /><em>Mana veremedim</em><br /><em>Testere elinde marangoz girdi i&ccedil;eri&nbsp;</em><br /><em>"Kesmedi elinde beni" derdim&nbsp;</em><br /><em>Hi&ccedil; canımı yakmasaydı yalanlar benim&nbsp;</em><br /><em>Şimdiyse bedenimden kesilen k&uuml;&ccedil;&uuml;k kalemler yalanlar beni</em><br /><em>Pinokyonun uzun tahta kalemiyim</em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Köprüler ve Salcılar</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kopruler-ve-salcilar</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kopruler-ve-salcilar</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Zeki insanlar bu şekilde intihar ederler.&quot; ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/06/image_750x500_60c9e2896dbbd.jpg" length="46026" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 16 Jun 2021 10:00:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>Mustafa Uğur Sepetci</dc:creator>
<media:keywords>Zeki, intihar, köprü, sal</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>"Ama Einstein?" dedi Zehra. Karşısındakinin s&ouml;ylediklerine mel&uuml;l mel&uuml;l bakıyordu.</p>
<p>"Einstein halt etmiş! İzle şunu."</p>
<p>Sel&ccedil;uk elindeki kurşun kalemin ucunu g&ouml;sterdi. Ellerini masaya vuracakmış gibi yaparak dikkatini o y&ouml;ne &ccedil;ekti. Sonra kurşun kalemi biraz daha havaya kaldırdı. Masadan &nbsp;kalın bir "tık" sesi y&uuml;kseldi. Zehra sesi duyduğu gibi g&ouml;zlerini masaya &ccedil;evirdi. Sel&ccedil;uk'un elinin duruşundan dolayı "tık" sesinin onun vurması sonucu olduğunu anladı. Ama y&uuml;z&uuml; hala mel&uuml;l mel&uuml;l bakıyordu.</p>
<p>"Kızım anlamıyor musun? Şu belki yeterli olur." dedi ve elini bir ka&ccedil; adım &ouml;tedeki kara tahtaya doğrulttu. Kara tahtada sa&ccedil;ma sapan noktalar dışında hi&ccedil; bir şey yoktu. Ama bu, Zehra' nın durumu anlamasına yetmişti. Bununla birlikte a&ccedil;ıklamayı dinlemeyi de istiyordu.</p>
<p>"Kalemin ucuna dikkatini vermeliydin. P&uuml;r&uuml;zs&uuml;zd&uuml; yavrucak. Ama şuan k&uuml;t olmuş baksana. Kalemin ucundaki par&ccedil;acıkları kara tahtaya ışınladım. Masaya vurarak oluşturduğum entropiyle."</p>
<p>Bu s&ouml;zler, ikisinin de y&uuml;z&uuml;nde g&uuml;l&uuml;msemeler oluşturmuştu. Ama Sel&ccedil;uk' un mimiklerindeki yoğunluk Zehra ile kıyaslanamazdı. İcadını anlatmasıyla birlikte onu &uuml;rettiği ilk g&uuml;ne d&ouml;nm&uuml;şt&uuml; sanki. &nbsp;</p>
<p>Zehra laboratuvardaki sandalyelerden ilk bulduğunu altına &ccedil;ekti. Sıralardan en az kirlisine kafasını bıraktı. &Ccedil;enesini tahtaya oturttu. Ve duygu yoğunluğu i&ccedil;erisinde hoplayıp zıplayan Sel&ccedil;uk'u sakince izlemeye başladı. G&ouml;zleri kırpıştırdı. "Sa&ccedil;malama" dedi kendine. "Amacım buydu değil mi? Bunca uğraş bunun i&ccedil;indi. Ama nasıl da kendinden ge&ccedil;miş şuna baksana!"</p>
<p>Sel&ccedil;uk'un hareketliliği sona erdiğinde. Artık Zehra'nın verdiği s&uuml;re sona ermişti. G&ouml;revi tamamlayamamaktan korkuyordu. Eli mekanik bir hareketlilikle &ccedil;antasına gitti. Eline aldığı tabanca ona ilk kez bu kadar ağır geliyordu.&nbsp;</p>
<p>"Seni bulmam &ccedil;ok uzun s&uuml;rd&uuml;."</p>
<p>&nbsp;Sel&ccedil;uk su şisesinin olduğu masaya oturmuştu. İ&ccedil;erisindeki suyun hepsini emip bitirme uğraşına ara verdi. "Biriyle ne zaman tanışırsan tanış illaki ge&ccedil; kalmışsındır. Sigara b&ouml;reğinden hi&ccedil; istemediğinden emin misin?"</p>
<p>Zehra kendine ka&ccedil;ıncı kez "Buraya kadar, artık yeter" dediğini bilmiyordu. Ama bir daha s&ouml;ylemişti işte. Tabancayı Sel&ccedil;uk'a doğrulttu.&nbsp;</p>
<p>"Şu Einstein'ın dediklerini keşke biraz daha irdelemiş olsaydın. Işık hızını ge&ccedil;menin yolunu bulan bir adamın lineer zaman algısıyla d&uuml;ş&uuml;nmek gibi bir l&uuml;ks&uuml; olamaz."</p>
<p><br />Tabancadan dolayı Sel&ccedil;uk s&ouml;zleri ciddiye alamamıştı.</p>
<p>"Seninle tanıştığım ilk anı hatırlıyor musun? Yanına geldiğimde nefes almakta zorlanmıştım. Sen de yardımıma koşmuştun. Astım hastasıyım falan demiştim."</p>
<p>"Evet" dedi Sel&ccedil;uk. Artık tabancaya değil kızın y&uuml;z&uuml;ne doğru bakıyordu.</p>
<p><br />"Ben astım hastası falan değilim. Sadece atmosferin oksijen oranı ciğerlerime uygun değildi. Gelecekte oksijen oranı &ccedil;ok y&uuml;ksek.<br />Gelecekte insanlar &ccedil;ok mutlu. Gelecekte... Gelecekte insanlar &ccedil;ok şerefsiz. Gelecekte araziler &ccedil;ok değerli. Gelecekte eğer sapiensiyum elementinin kaynağına yakın bir yerde arazin varsa kendini en zengin kişi olarak ilan edebilirsin. Kaynağın yakınlarında biraz bile vakit ge&ccedil;irmek i&ccedil;in t&uuml;m servetini vermeyecek zengin bulamazsın. Ama en zengin kişilerin dahi bir sorunu var. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bir kişi ışınlanmayı icat etti. Ve artık arazilerin bir değeri yok. Sel&ccedil;uk Cansız diye bir bilim adamı. Ve bu arada gelecekte de bilim insanı yerine bilim adamı s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; kullanılıyor."&nbsp;</p>
<p>Tabancayı tutan eli terlemişti. Ve terledik&ccedil;e daha sıkı tutmaya &ccedil;alışıyordu tabancayı.</p>
<p><br />"Geleceğin kodomanları bu iş i&ccedil;in beni se&ccedil;ti. Seni bulmam &ccedil;ok uzun s&uuml;rd&uuml;. "</p>
<p><br />"Bilimi seviyorsun ama sen. Beni falan da seviyor gibiydin." dedi Sel&ccedil;uk. Konuşması k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir &ccedil;ocuk gibi hissetmesine neden olmuştu. Ayakları bir yerlere doğru arandı. Kollarını garip bir şekle soktu. Ve nihayet doğru yere geldiğinde g&ouml;zleri hari&ccedil; hi&ccedil;bir yeri hareket etmiyordu.</p>
<p><br />"Bilimi seviyorum, seni de seviyorum." Bir anlığına durdu. "Nihayetinde ikiniz de bana 5 milyon parsel kazandıracaksınız."</p>
<p>Zehra son c&uuml;mleyi s&ouml;ylemeden &ouml;nce zamanlamayı tutturamayıp tetiği &ccedil;ekiverdiğini fark etti. Ona son s&ouml;ylediği s&ouml;z olan "seni de seviyorum" s&ouml;z&uuml; kafasında d&ouml;nmeye başlamıştı. Y&uuml;z&uuml;nde esrarengiz bir g&uuml;l&uuml;c&uuml;k oluştu. Kara tahtaya kadar sa&ccedil;ılan kanlar g&ouml;rmezden gelindiğinde beklediğinden daha iyi bir veda idi bu onun i&ccedil;in. Halihazırda g&uuml;l&uuml;mserken gelen d&uuml;ş&uuml;nce &nbsp;histerik bir kahkaha atmasına sebep oldu. Einstein ışık hızının hi&ccedil; bir zaman ge&ccedil;ilemeyeceğini s&ouml;ylerken belki de bunu kastetmişti.</p>
<p>Kara tahtaya her seferinde g&ouml;z&uuml; gidiyor ama eliyle kafasını aşağıya bastırarak buna engel olmaya &ccedil;alışıyordu. Sa&ccedil;larını sıkarak tutması canını acıtmıştı ve kahkahası daha bir hı&ccedil;kırıklı hale gelmişti. Ama kollar asla meraklı bir kafaya engel olamazlardı. Kara tahtadaki kan kırmızısı ve kursun kalem siyahı noktaların oluşturduğu yazıya g&ouml;zlerini tamamen dikmişti artık. Okumaya &ccedil;alıştığı yazının b&uuml;y&uuml;k b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; insanın kanı olması midesini bulandırmıştı. Biraz daha ilerliyip g&ouml;zlerini iyice kısmalıydı.<br />Okuduğu yazı bir kez daha kahkaha atmasına &nbsp;neden olmuştu.</p>
<p>&nbsp;<br />"Zeki insanlar, bu şekilde intihar ederler."</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>