<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Nghncsknr</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/nghncsknr</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Nghncsknr</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>YUVA</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yuva</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yuva</guid>
<description><![CDATA[ Yuvasını arayan bir ruhun öyküsü...  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/07/image_750x500_62c33f2478aa8.jpg" length="27969" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 04 Jul 2022 22:27:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nghncsknr</dc:creator>
<media:keywords>yuva, aşk, ev</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sarı sa&ccedil;ları d&ouml;k&uuml;l&uuml;p başının tepesini boş bırakmış kırmızı tenli adam onuncu evin kapısına anahtarı taktığında kilidi &ccedil;evirmeden doğruldu ve arkasında bekleyen &ccedil;ifte, daha doğrusu kadına baktı. &Ccedil;ivit mavisi g&ouml;zleri kırmızı y&uuml;z&uuml;nde parıldarken sıcak y&uuml;z&uuml;nden şakaklarından s&uuml;z&uuml;len terleri g&ouml;mleğinin cebinde duran kumaş mendile sildi. &ldquo;Bu sefer olsun inşallah!&rdquo; Trabzon ağzı kullandığı kelimelerin her birindeki seslere karışmıştı, dudaklarına sarkmış sarı pala bıyığı konuştuk&ccedil;a bir k&uuml;rk gibi kıpırdanıyor ve dikkat dağıtıyordu.</p>
<p>G&ouml;zlerini adamın bıyığından kahverengi kapıya &ccedil;evirdi ve g&uuml;l&uuml;msemeye &ccedil;alıştı. Ev bulmanın bu kadar zor olacağını nasıl tahmin edebilirdi? Daha doğrusu bulamamanın&hellip; Zira haftalardır ilanları kolluyor, alyansı parmağına takıldığı andan beri yaşayacağı evi sabırsızca d&uuml;şl&uuml;yordu. K&uuml;&ccedil;&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;nden beri her detay kafasında canlanır ve defterlerini s&uuml;slerdi. Perdelerden halılara, halılardan ekmek sepetine kadar b&uuml;t&uuml;n eşyalar zihninde kurduğu yuvanın i&ccedil;ine yerleşmiş halde sevdiği adamı beklemişti, nihayet o insanla tanıştığında ve bu g&uuml;zel olaya adım attıklarında hayallerini ger&ccedil;ekleştireceği i&ccedil;in &ccedil;ok heyecanlanmıştı ancak işler istediği gitmemişti. D&uuml;nyanın belki de en b&uuml;y&uuml;k kanunu buydu: Neyi &ccedil;ok istersen o senin imtihanın olur. Olmuştu işte! Baktığı ilanlar, gezdiği evler&hellip; Hi&ccedil;biri i&ccedil;inde yaşamak, k&ouml;k salmak istediği yuvanın sıcaklığını bahşetmemişti. Soğuk, dar, ruhsuz duvar par&ccedil;alarından oluşan k&uuml;meslerden ka&ccedil;mak i&ccedil;in bahane &uuml;retmeyi &ccedil;ok uzun zaman &ouml;nce bırakmıştı. Yani altı ev &ouml;nce&hellip;</p>
<p>&ldquo;İnşallah,&rdquo; dedi nişanlısıyla aynı anda ve birbirine kenetlenmiş ellerini ayırmadan emlak&ccedil;ı amcanın a&ccedil;tığı kapıdan i&ccedil;eri girdiler. İlk olarak &ccedil;ok da geniş olmayan bir antre karşıladı onları. Beyaz duvarda eski ev sahibinden kalma yuvarlak kesim bir ayna vardı ve k&ouml;şede ahşap bir ayakkabılık unutulmuştu. Birka&ccedil; adım atıp etrafında d&ouml;nd&uuml;, yuvasına buradan girdiğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p kalbinde oluşan hisleri dinledi ancak hi&ccedil;bir şey duyamadı. Yine de pes etmeyip adamı takip etmeye devam etti. Karşılarına &ccedil;ıkan ilk oda mutfaktı. Krem rengi dolapları ve lacivert zemin rengiyle değişik bir ambiyans oluşturmuştu.</p>
<p>Durdu ve burada sevdiği adam i&ccedil;in yemek pişirdiğini hayal etti ancak o his yine gelmemiş, aksine lacivert zemine takılı kalmıştı. <em>Koyu zemin ne alaka Nazlı? Bu neyin fantezisi? </em></p>
<p>Mutfaktan sonra b&uuml;y&uuml;k oturma odasına ge&ccedil;tiler. Camlar &ccedil;ocuk parkına bakıyordu, yemek masası koyulacak kadar b&uuml;y&uuml;kt&uuml; ancak bir duvar komple kiremitle kaplıydı. <em>Duvarı &ouml;rd&uuml;kten sonra &uuml;st&uuml;ne sıva &ccedil;ekmeye &uuml;şenmişler sanki doğal g&ouml;r&uuml;n&uuml;m diye yakında evleri tuğla halde bırakacaklar artık! </em></p>
<p>Oturma odasından sonra i&ccedil;erideki odaları gezmek i&ccedil;in uzun bir koridoru aştılar. Koridorun ortasında banyo ve tuvalet i&ccedil;in ayrılmış iki alan vardı. Banyonun kalebodurunun pembesi o kadar parlaktı ki g&ouml;zleri acıdan kısılmıştı. <em>Anladık banyoya girenin k&ouml;r olması istenmiş &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu &ccedil;irkinliği herkes g&ouml;rmemeli, en azından uzunca s&uuml;re bakmamalı. Ka&ccedil;, ka&ccedil;, ka&ccedil;! </em></p>
<p>Banyodan ko&ccedil;arcasına &ccedil;ıktı, tuvalete bakma gereği bile g&ouml;rmedi aynı olduklarına emindi. Sıkılmaya, yedinci defa ka&ccedil;mak i&ccedil;in bahane uydurup uyduramayacağını d&uuml;ş&uuml;nmeye başlamıştı.</p>
<p>&Ccedil;ocukluk hayaliydi bu, her gece yetimhanene duvarlarına bakar ve gelecekteki evini d&uuml;şlerdi. T&uuml;m yaşamı yurt k&ouml;şelerinde, bir ranzanın alt katında, pencereden dışarı bakıp, yabancı insanların evlerine imrenerek ge&ccedil;mişti. İnsanlar yuva dedikleri evlerine kavuşmuştu, bir şekilde o &ccedil;atının altındaydılar. Yalnızlığa mahk&ucirc;m bırakılmış bir kız &ccedil;ocuğunun yuvaya sahip olmak istemesi su&ccedil; muydu? Değildi. O zaman neden kavuşamıyordu bir t&uuml;rl&uuml;?</p>
<p>Kendi aralarında ev hakkında konuşan adamlara boş g&ouml;zlerle baktı. Olmamıştı işte, bu da olmamıştı ve bu olmayacaksa bir daha asla olmazdı! Belki de evren onun evlenmesini, bir aile kurmasını ya da ne bileyim mutlu olmasını istemiyordu. Nasıl gelmişse bu g&uuml;ne bundan sonra da aynısı olacaktı. Kurduğu hayallerin yıkılışına kimseyi tanık etmek istemediğinden odaların en k&uuml;&ccedil;&uuml;ğ&uuml;ne girdi, kahverengi balkon kapısını zorlu bir kilit m&uuml;cadelesinden sonra neredeyse kırarak a&ccedil;tı ve kendini temiz havaya bıraktı. G&ouml;zyaşları yanaklarından s&uuml;z&uuml;l&uuml;yor, kırılan umutlarının altında f&uuml;tursuzca eziliyordu. Anne babasız b&uuml;y&uuml;mek bir zaman sonra eskisi kadar acıtmamıştı ancak muhabbet esnasında sorulan &lsquo;nerede yaşıyorsun&rsquo; sorusunun cevabını verememek, ge&ccedil;iştirmek &ccedil;ok zordu. &ldquo;Bir evim var, benim bir evim var,&rdquo; diye bağırmak istedik&ccedil;e on silleyi &uuml;st &uuml;ste yiyordu. Sanırım başına gelen en g&uuml;zel mucize <em>onu</em> bulmaktı.</p>
<p>Kolları beline dolanmış, ellerini karnında kenetlemişti. Derin bir nefes aldı, ağladığını belli etmemek i&ccedil;in konuşmaya yanaşmadı, sadece başını sevdiği adamın omzuna bırakıp karşısındaki deniz manzarasını seyretti. Sanki yıllardır bunu yapıyormuş gibi&hellip; Doğduğu g&uuml;nden beri yeri bu omuz, bu g&uuml;&ccedil;l&uuml; kolların arasıymış gibi&hellip; Pencereden dışarı bakarken hep onu beklemiş gibi&hellip; Bir &ccedil;atı altında huzurla demlenmiş bir &ccedil;ayı yudumlar, sıradan bir yaz akşamında balkona &ccedil;ıkıp manzarayı tembel bir muhabbet eşliğinde seyreder, seyrederken iki kişilik bir gelecek d&uuml;şler gibi&hellip;</p>
<p>Buydu işte, aradığı <em>his</em> buydu: Aitlik, teslimiyet&hellip; Perdeler, halılar, ekmek sepetleri, yemek tabakları, b&uuml;y&uuml;k ekran televizyon değil; sımsıcak kollar, g&uuml;venilir bir sarılma, muhabbet, tebess&uuml;m, sıcaklık...</p>
<p>&ldquo;Burası,&rdquo; dedi başını adamın g&ouml;ğs&uuml;ne yaslayıp kalp atışlarını daha net duyarken. &ldquo;Burası olsun evimiz.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Emin misin? Beğenmediysen başka evlere de bakabiliriz.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;Hayır,&rdquo; dedi kollarını bedenine sıkıca dolarken. G&ouml;zlerini kapatmış yeni bir gelecek d&uuml;şl&uuml;yordu, zihninde canlanan yaşanmamış anılarla g&uuml;l&uuml;mserken akan yaşlarını saklamadı. &ldquo;Benim <em>yuvam</em> burası.&rdquo; &nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SON MEKTUP: Merhaba...</title>
<link>https://edebiyatblog.com/son-mektup-merhaba</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/son-mektup-merhaba</guid>
<description><![CDATA[ Beklenen son mektup... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62b2035d78594.jpg" length="85690" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 21 Jun 2022 20:44:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nghncsknr</dc:creator>
<media:keywords>aşk, ayrılık, acı, vuslat, hasret</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">&Ccedil;orak topraklar &uuml;zerine kurulmuş birka&ccedil; evden birinde yaşıyordu Mavi. Solmuş kırmızı rengi, d&ouml;k&uuml;len &ccedil;atısı, t&uuml;ten bacası ve zili asla &ccedil;almayan evinde kimsesizliğin i&ccedil;inde kimse olarak v&uuml;cut bulmuştu. Her g&uuml;n, eskimiş kahverengi &ccedil;er&ccedil;eveli penceresinin &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;iyor, &ccedil;aresizce uzun patikayı g&ouml;zl&uuml;yor, mavi &uuml;niformalı adamın ufukta belirmesiyle kendini pencerenin dışındaki ıssız d&uuml;nyaya atıp koşmak i&ccedil;in can atıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Beklediği g&uuml;n sayısı gittik&ccedil;e artıyordu. &Uuml;mitsizce postacının yolunu g&ouml;zleyen Mavi, b&uuml;t&uuml;n sabrıyla pencerenin &ouml;n&uuml;nden ayrılmıyordu. Oysa beklediği mektupta iki satıra bile razıydı. Beklediği onca zamana karşı tek bir mektup ve i&ccedil;inde tek bir c&uuml;mle. Bu Mavi'yi mutlu yeterdi. En azından g&ouml;ğs&uuml;n&uuml;n &uuml;zerindeki inan&ccedil; y&uuml;k&uuml; kalkar, rahat bir nefes alırdı s&uuml;rg&uuml;n edildiği sessizliğin isli havasında. Tek bir c&uuml;mleyle varlığına dair duyduğu ş&uuml;pheler yok olur, bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k kasabanın i&ccedil;indeki &lsquo;hi&ccedil;&rsquo; olmaktan kurtulurdu. Yastığına akıttığı yaşların gidecek bir yeri olurdu kendisinin aksine. Hapsedilmiş h&uuml;rriyetinin esaretini unuturdu. Belki g&uuml;l&uuml;mserdi bile...</p>
<p style="text-align: justify;">Şakağını &ccedil;aresiz bir saflıkla pencereye yaslamış, g&uuml;neşin son ışıklarının esmer y&uuml;z&uuml;ne d&uuml;şmesine izin vermişti. Bir g&uuml;n daha bitiyordu. Mektup i&ccedil;in son saatler, diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. Artık istememesine rağmen kabullenerek pencerenin &ouml;n&uuml;nden ayrılmalıydı. Son beş dakika. Sonrasında bug&uuml;nl&uuml;k bekleyişi g&uuml;n doğana kadar sonlanacaktı lakin g&uuml;n doğmaya başladığı anda yine buraya geri d&ouml;necekti. Umudu kırılıp g&ouml;zlerine yaş olarak dağılmak &uuml;zereyken i&ccedil;ini &ccedil;ekti, g&ouml;zlerini kırptı birka&ccedil; kez.</p>
<p style="text-align: justify;">Dalgın bir şekilde patikaya baktığında uzaklardan beliren karanlık kafa ile yerinde dikleşti. Bir bisiklet &uuml;zerinde, hayal ettiğinden daha hızlı bir şekilde yaklaşanın postacı olduğuna emin olmadan kendini i&ccedil;inde yaşadığı zindanda dışarıya attı ve &ccedil;ıplak ayaklarını yaralayan taşları umursamadan toprak &uuml;st&uuml;nde adeta u&ccedil;ar gibi koşmaya başladı. Bisikletli adam iyice g&ouml;r&uuml;ş alanına girdiğinde onun beklediği kişi olduğunu g&ouml;r&uuml;nce daha &ccedil;ok hızlandı. Nefes nefeseydi şimdi. Ciğerleri yerinden &ccedil;ıkacak, boğulacaktı sanki ama hi&ccedil;biri durmasına sebep olmadı. Sonunda bisikletin &ouml;n&uuml;n&uuml; kestiğinde postacının ani bir frenle durmasını sağladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Postacı bunca yıldır mektup taşıyordu, bir s&uuml;r&uuml; hevesle mektup bekleyen insan g&ouml;rm&uuml;ş hatta bazılarının mektupları dayanamadan karşısında a&ccedil;tığına şahit olmuştu ancak hi&ccedil;biri bu kadın kadar heyecanlı değildi. Kimse mektuba ulaşmak i&ccedil;in aradaki mesafeyi aşmaya &ccedil;alışmamıştı. Oysa bu kadın, kendisine mektup gelip gelmediğini umursamadan koşmuştu.&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;">&ldquo;Geldi mi?&rdquo; Dudaklarından g&uuml;&ccedil;l&uuml;kle kopan ve d&uuml;zensiz nefesleriyle birleşen harflerin sonuna soru işareti kondurduğu anda v&uuml;cudu korkudan titriyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Ya benim i&ccedil;in değilse mektup? Ya benim i&ccedil;in gelmemişse bu adam? O zaman ne yaparım? O zaman bu &ccedil;aresizlik ve kırılmaktan un ufak olmuş umutlarımla, hangi &ccedil;atı paklar benim hayal kırıklığımı?</em></p>
<p style="text-align: justify;">&ldquo;Adınız?&rdquo; diye sordu postacı bisikletinden inip arkasındaki sepete eğilirken. Elinde &uuml;st &uuml;ste bağlanmış b&uuml;y&uuml;k bir mektup yığını dışında mektup kalmamıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">&ldquo;Mavi.&rdquo;</p>
<p style="text-align: justify;">Postacı duraksadı. Bu o meşhur Mavi. Bekleyen Mavi. Kasabanın bekleyen efsanesi. İlk &uuml;&ccedil; ay postanenin kapısından ayrılmamıştı. Sabah g&uuml;neşin doğuşuyla postanenin &ouml;n&uuml;ndeki banka oturuyor ve g&uuml;neş batana kadar orada bekliyordu. Bu bekleyişi g&ouml;rmeye dayanamayan postane memuru onunla uzun bir konuşma ger&ccedil;ekleştirmişti. Babacan ve derdini anladığını belirten bir g&uuml;l&uuml;msemeyle kadının &uuml;z&uuml;nt&uuml;den bembeyaz kesilmiş esmer y&uuml;z&uuml;ne bakmış: &ldquo;Ayrılık varsa vuslat da vardır,&rdquo; demişti. &ldquo;Evine git kızım, eğer beklediğin gelirse biz onu sana ulaştırırız.&rdquo;</p>
<p style="text-align: justify;">Mavi, bu s&ouml;zlerin &uuml;zerine amansız bekleyişini sırtına atıp evine d&ouml;nm&uuml;şt&uuml; ama kendini penceresinin yola bakan pervazından uzaklaştıramamıştı. G&uuml;n&uuml;n &ccedil;oğunda orada durur, yoldan ge&ccedil;enlerin tuhaf ama bu duruma alışmış bakışlarını g&ouml;r&uuml;p hissetmeden beklemeye devam ederdi. Dilden dile yayılıvermişti kadının bekleyişi. Beklemek deyince akıllara her zaman onun adı geldi. B&uuml;y&uuml;k bir fedak&acirc;rlıkla, pes etmeden, yorulmadan, bıkmadan, bir &lsquo;ah&rsquo; bile demeden beklemesi insanlara hem garip geliyor hem de duyanları duygulandırıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">&Uuml;st &uuml;ste dizilmiş ve ince bir iple bağlanmış mektup yığınının &uuml;zerinde yazan isimle postacı g&uuml;l&uuml;msedi ve bekleyişin sonlanmasında ufak da olsa parmağı olduğu i&ccedil;in mutlulukla uzanıp yığını sepetten &ccedil;ıkardı. Uzatılan, tahmin edemeyeceği kadar &ccedil;ok sayıda olan mektup destesine bakakaldı Mavi. Titreyen elleri bile donmuşken, ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Beklemeye o kadar alışmıştı ki g&ouml;rd&uuml;klerine inanmak neredeyse imk&acirc;nsızdı. Postacı sabırla kadının yığını kucaklamasını, sevin&ccedil;ten ağlamasını hatta &ccedil;ığlıklar atmasını bekledi ama hi&ccedil;biri ger&ccedil;ekleşmedi. Esarete alışmış, g&uuml;neşten uzak yaşamış ruhlar dışarıya attıkları ilk adımda t&ouml;kezler, etraflarını g&ouml;remezler. Nasıl ki g&ouml;zler yavaş&ccedil;a g&uuml;neşe alışır, Maria'nın zihni de mektupların varlığına &ouml;yle alıştı. Uzandı, paketin ipini parmaklarına ge&ccedil;irdi ve teşekk&uuml;r etmeden mimiksiz suratıyla arkasını d&ouml;n&uuml;p, koştuğu yolu ağır adımlarla geri y&uuml;r&uuml;d&uuml;. Postacının arkasından attığı bakışlar karşısında hissiz ve tepkisizdi. Umursayamıyordu. D&uuml;ş&uuml;nemiyordu. Kalbi g&ouml;ğ&uuml;s kafesinin i&ccedil;inde son vuruşlarını ger&ccedil;ekleştiriyordu sanki.</p>
<p style="text-align: justify;">Sessiz evden i&ccedil;eri girdiğinde ilk defa kendini yalnız hissetmedi. Kocaman bir ruh vardı parmaklarının arasında. Kararmış odaları aydınlatan loş mum ışığı eşliğinde hol&uuml;n ortasına &ccedil;&ouml;kt&uuml;. Paketi uyuşuk hareketlerle a&ccedil;ıp mektupların dağılmasına izin verdi. Sanki karşısındaydı. Kelimeler v&uuml;cut bulmuş, eşsiz bir benzerlik ve hasretini &ccedil;ektiği &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n sesiyle karşısında duruyordu. G&uuml;l&uuml;ms&uuml;yordu kelimeler. Ağlıyordu. &Ouml;zl&uuml;yordu kelimeler, sinirleniyordu. Her duygu, hissetmeyi unuttuğu her duygu canlanıp karşısında beliriyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">İlk mektubu eline aldı. Zarar vermeye korkarak &ouml;nceden a&ccedil;ılıp kontrol edilmiş zarfı a&ccedil;tı ve sararmış mektubu dışarı &ccedil;ıkarıp dikkatle kat yerlerinden a&ccedil;tı.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'comic sans ms', sans-serif;"><em>Merhaba. </em></span></p>
<p style="text-align: justify;">Koskocaman k&acirc;ğıdın en &uuml;st&uuml;nde bu yazıyordu. Merhaba. Yıllar &ouml;ncesinden bir merhaba.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'comic sans ms', sans-serif;"><em>Bilirsin g&ouml;kleri ne kadar &ccedil;ok sevdiğimi, seni de &ouml;yle seviyorum. G&ouml;ğe her baktığımda sen geliyorsun aklıma. Ruhunu g&ouml;r&uuml;yorum bulutların arasından parlayan mavi g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde. Annen sana bu ismi verdiğinde benim &ouml;zlemimi d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;ş olmalı. &Ouml;zledik&ccedil;e seni g&ouml;reyim istemiş. Hep seni g&ouml;reyim, seni hep seveyim istemiş. Burası sana &ccedil;ok uzak. Yazdıklarım eline ne zaman ulaşır, ulaştığında sağlam kalır mı, bilmiyorum. Ben sana ulaşacağını &uuml;mit ederek yazıyorum. Bizim esaretimiz ruhlarımıza ait değil. Senin esaretin bir kasabaya ya da eve bağlı değil. Benim esaretim ise yalnızca sana, yalnız... Zindanda değilim, karanlıkta değilim, korkmuyorum, &uuml;ş&uuml;m&uuml;yorum &ccedil;&uuml;nk&uuml; sen yanımdasın. Mesafelerin hi&ccedil;bir &ouml;nemi yok. G&ouml;zlerimi kapattığımda seni g&ouml;rebiliyorsam, &ccedil;ektiğim işkencelerin &ouml;nemi yok. Kavuşur muyuz, d&uuml;nya g&ouml;z&uuml;yle g&ouml;r&uuml;r m&uuml;y&uuml;m seni bir daha? Keşke g&ouml;rebilsem canlı canlı, sevsem sa&ccedil;larını, baksam g&ouml;zlerine ve g&uuml;l&uuml;ş&uuml;n&uuml;n sıcaklığını hissetsem. İşte o zaman ger&ccedil;ekten yaşamış olurum. Nice şiirler okuruz birbirimize, kitaplarda sevdiğimiz satırların altını &ccedil;izeriz, hasbihal ederiz uzun uzun. Sen duygularını dile vurmazsın biliyorum. Ben anlatırım i&ccedil;imden ge&ccedil;enleri, sen g&uuml;l&uuml;mseyerek dinlersin beni. Ne g&uuml;zel g&uuml;l&uuml;msersin ama&hellip; Anlatmaya kalksam satırlar, asırlar s&uuml;rer. Bende oluşturduğu hislere girmiyorum bile, burada tek bir k&acirc;ğıt hakkımız var, kalem arkaya ge&ccedil;irdiği i&ccedil;in daha fazla yazamıyorum &ouml;z&uuml;r dilerim, affet beni bu seferlik. Yeniden merhaba.</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: 'comic sans ms', sans-serif;"><em>Senin&hellip;</em></span></p>
<p style="text-align: justify;">G&uuml;l&uuml;msedi. Bekleyişinin ilk g&uuml;n&uuml;nden beri dudakları ilk kez bu kadar i&ccedil;ten kıvrılmıştı. Onun kelimelerini okumak, varlığını hissetmekle aynıydı. Saatlerce mektupları zaman sırasıyla okudu durdu. Bazı mektupları iki, bazılarını on kez okudu. Hepsinde g&uuml;l&uuml;yordu dudakları. Okuduk&ccedil;a ruhuna vurduğu kilitler &ccedil;&ouml;z&uuml;l&uuml;yordu. Kanatlarını a&ccedil;mış h&uuml;rriyeti uzaklara, ona doğru u&ccedil;maya hazırlanıyordu. Son mektubu eline aldığında g&uuml;n doğmak &uuml;zereydi. Tek damla yaş d&uuml;ş&uuml;rmemiş g&ouml;zleri zarfın i&ccedil;inden &ccedil;ıkan iki k&acirc;ğıtta dolandı ve diğerinden daha beyaz ve b&uuml;y&uuml;k olan k&acirc;ğıdı aldı &ouml;nce.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Merhaba. </em>Yazıyordu k&acirc;ğıtta sadece. Krem tonlarındaki k&acirc;ğıdın geri kalanında &lsquo;a&rsquo; harfinde durmuş kalemin peşinde bıraktığı m&uuml;rekkep izi aşağılara doğru uzadık&ccedil;a uzuyordu. Diğer k&acirc;ğıdı aldı eline korkuyla. K&uuml;&ccedil;&uuml;k dikd&ouml;rtgen k&acirc;ğıt sadece bir kere katlanmıştı. İki yandan tutup a&ccedil;tı ve daktilo harflerinin sistematik d&uuml;zl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; takip etti g&ouml;zleri. Okudukları zihnine ulaşıp idrak etmesini sağladığında v&uuml;cudundaki t&uuml;m g&uuml;&ccedil; &ccedil;ekilmiş gibi sırtını yere bıraktı. Mektupların arasına uzanmış, son mektubu kalbine bastırmışken kuru g&ouml;zleri yaşlarla doldu, g&uuml;l&uuml;mseyen dudakları aşağı doğru b&uuml;k&uuml;ld&uuml; ve kalbi acıyla burkuldu. Ruhu esaretini okuduğu kelimelerle geri alırken, kulaklarında bir ses dalgalandı.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bir g&uuml;l&uuml;n biraz daha g&uuml;l,&nbsp;<br />Bir h&uuml;zn&uuml;n biraz daha h&uuml;z&uuml;n&nbsp;oluşu gibiydik.&nbsp;<br />Ayrıyken de, birlikteyken de...&nbsp;<br />Yaşadık: bir kayboluşun kayboluşu...&nbsp;</em></p>
<p style="text-align: justify;">Tavana baktı. İ&ccedil;ini &ccedil;ekti ağlarken son kez.</p>
<p style="text-align: justify;">Ertesi sabah Mavi, pencerede olmasına alışkın olan komşularının endişeleri sayesinde yıllarca beklediği mektupların arasında son nefesini vermiş halde komşuları tarafından bulundu. Herkes onu &ouml;ld&uuml;renin bekleyişi olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Oysaki &ouml;l&uuml;m&uuml; ancak &ouml;l&uuml;m &ccedil;ağırabilirdi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>TATLI (ÇÜRÜK) ELMA</title>
<link>https://edebiyatblog.com/tatli-curuk-elma</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/tatli-curuk-elma</guid>
<description><![CDATA[ Kitaplar, elmalar ve öyküler.  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62aa3109aac15.jpg" length="46906" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 15 Jun 2022 22:21:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nghncsknr</dc:creator>
<media:keywords>insan, hayat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Eski ahşap kapıyı itip i&ccedil;eri girdiğinde burnuna dolan tatlı kitap kokusuyla birlikte adımları birka&ccedil; saniye donakaldı ve kendini uzun soluklu bir romandan tek nefeslik bir &ouml;yk&uuml;n&uuml;n i&ccedil;ine bırakıverdi. Sonbaharı geride bırakıp y&uuml;z&uuml;n&uuml; kışa &ccedil;evirmiş olan g&ouml;ky&uuml;z&uuml;, kar tanelerinin habercisiymiş&ccedil;esine kızıla b&uuml;r&uuml;nm&uuml;ş ve soğuk havaya acılı bir r&uuml;zg&acirc;r eklemişti. Sahaftan i&ccedil;eri girdiği anda v&uuml;cudu ısınmış, atkısına g&ouml;md&uuml;ğ&uuml; burnu kitapların sıcaklığına g&uuml;venerek &ouml;zg&uuml;rleşirken onu &ccedil;ağıran sıra sıra rafların arasına karıştı.</p>
<p>Kendini bildi bileli yerinde duran ve &ouml;ncesinde geniş bir ge&ccedil;mişe sahip olan bu sahaf gen&ccedil; kıza d&ouml;rt mevsim ev sahipliği yapıyordu. Kahverengi, sarı ve bordo tonları g&uuml;n&uuml;n her vaktinde d&ouml;n&uuml;p duran gramofonla birleşir, cam kenarındaki k&ouml;şeye yerleştirilmiş karşılıklı koltuklar ile birleşerek konuklarını orta &ccedil;ağdan kalma bir zaman kaps&uuml;l&uuml;n&uuml;n i&ccedil;ine alıverirdi. Yeşim, bu konukların en s&uuml;reklisiydi. Haftanın her g&uuml;n&uuml; fırsat bulduk&ccedil;a ziyaret eder, rafların arasında dolaşıp dokunmaya kıyamadığı kitapları seyredip bazılarını inceleyerek kendine ait zaman akışını hızlandırır veya yavaşlatırdı.</p>
<p>&Ouml;nce sahafın sahibi Mustafa Bey ile kısa bir hasbihal etti, ardından en sevdiği b&ouml;l&uuml;me yani &ouml;yk&uuml; kitaplarının arasına karıştı. Gelmiş ge&ccedil;miş en iyi &ouml;yk&uuml;c&uuml;lerin eserleri kimi ciltli ilk basımlarıyla, kimi yıpranmış ikinci el yaşanmışlıklarıyla bir aradaydı. Boyunun ulaşabildiği son rafı g&ouml;zleriyle s&uuml;zerken kırmızı, dışı deri bir ciltle kaplanmış yeni ama bir o kadar eski bir kitaba rastladı. Yan taraftaki k&uuml;&ccedil;&uuml;k basamak sayesinde kitabı alıp okuma k&ouml;şesine &ccedil;ekilirken bir yandan cildi inceliyor, ka&ccedil; yılına ait olduğunu bulmaya &ccedil;alışıyordu. İşin tuhaf tarafı kitabın &uuml;zerinde yazarın adı ya da yayınevi yazmıyordu. Yalnızca altın sarısı harflerle işlenmiş bir başlık yazılıydı: <em>Tatlı <span style="text-decoration: line-through;">&Ccedil;&uuml;r&uuml;k</span> Elma&hellip; </em></p>
<p>&Ccedil;&uuml;r&uuml;k kelimesinin &uuml;st&uuml;nden ince bir &ccedil;izgiyle ge&ccedil;ilmişti. Merakı git gide artarken yerine iyice yerleşti ve bacak bacak &uuml;st&uuml;ne atarak rahat bir pozisyona ge&ccedil;ti. İ&ccedil; kapakta bir şey bulurum umuduyla sayfaları karıştırmaya karar verdiğinde kitabın kapağını a&ccedil;tı ve &ouml;yk&uuml;n&uuml;n ilk kelimesiyle karşılaştı:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #e03e2d;"><strong>G&ouml;kten D&uuml;şt&uuml; Elma ama Nasıl Elma? </strong></span></p>
<p><em>Tatlı, kokusu insanı mest eden elmalar g&ouml;kten d&uuml;şmeye başladığında kimse bu durumu garipsememiş, aksine &ccedil;ılgınlar gibi hik&acirc;yelerinin sonunda kendi bahtlarına ne d&uuml;şeceğini merakla beklemeye başlamışlardı. Doğu masallarının sonunda g&ouml;kten her daim &uuml;&ccedil; elma d&uuml;şer; kimin ne isteği varsa, hepsi onun başına&hellip; Bunu bilen insanlar başlarındaki şapkaları &ccedil;ıkarmış, sa&ccedil;larını r&uuml;zg&acirc;ra bırakmıştı. Herkes kırmızı, parlak ve tatlı elmaların g&uuml;zellik getireceğini, b&uuml;t&uuml;n sıkıntıları alıp g&ouml;t&uuml;receğini ve mutlu son vereceğini zannediyordu. Kimisi sevdiğine kavuşmak, kimisi zengin olmak, kimisi sağlık, kimisi h&uuml;rriyet d&uuml;şl&uuml;yordu. Oysa kimse bunları hak edip hak etmediğini d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yordu. Karşılıksız bir şekilde elmalara denk gelecek ve hi&ccedil;bir şey yapmadan arzularına kavuşacaklardı&hellip; G&ouml;zleri a&ccedil;lığa b&uuml;r&uuml;nm&uuml;ş, iştahları kabarmış insan topluluğu sokaklarda birbirini itip kakar ve &ouml;n&uuml;ndeki engelleri hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmeden yok etmeye dalmıştı. Kan bir s&uuml;re sonra &ouml;rme taşlı sokakların oluklarında birikmiş, acı dolu &ccedil;ığlıklar evlerin arasında yankılanmaya başlamış ve t&uuml;m şehir ezik elma kokusuna bulanmıştı. Bir kez olsun dursalar, vaziyetin ne olduğunu g&ouml;r&uuml;p belki de d&uuml;şt&uuml;kleri k&ouml;r &ccedil;ukurdan &ccedil;ıkmaya karar vereceklerdi ama hi&ccedil;birinin durmaya niyeti yoktu. </em></p>
<p><em>Zira dursalardı, g&ouml;kten d&uuml;şen tatlı elmaların esasında &ccedil;&uuml;r&uuml;klerle dolu olduğunu g&ouml;receklerdi. </em></p>
<p>Hik&acirc;ye bitmiş, Gen&ccedil; kız kitabın kapağını kapattığında &ccedil;&uuml;r&uuml;k elma kokusu burnunun direğini sızlatıyordu. Başını kaldırıp kitaptan ayrıldığında ise &ouml;n&uuml;nde bir sepet &ccedil;&uuml;r&uuml;k elma duruyordu. Eğer hik&acirc;yedeki insanlar g&ouml;kten &ccedil;&uuml;r&uuml;k elma yağdığını g&ouml;rselerdi, artlarına bakmadan ka&ccedil;ar ve burun kıvırırlardı. K&ouml;r olmuş g&ouml;zleri &ccedil;&uuml;r&uuml;k elmaların sağlam elmalardan daha lezzetli ve tatlı olduğunu g&ouml;rmezdi. G&uuml;l&uuml;msedi, eğilip bir tane elma aldı ve ısırıp bahtına d&uuml;şecek olanı kabullendi.</p>
<p>Elinden başka bir şey gelmezdi&hellip;</p>
<p></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ah Bu Yangın Beni Öldürüyor</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ah-bu-yangin-beni-olduruyor</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ah-bu-yangin-beni-olduruyor</guid>
<description><![CDATA[ Vedalar... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62a237a7df7f0.jpg" length="34994" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 09 Jun 2022 21:11:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nghncsknr</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Her insan, vedalarıyla birlikte doğardı. G&ouml;zlerini, bir g&uuml;n kapatacağını bilerek a&ccedil;ar; ilk adımını, y&uuml;r&uuml;yemeyeceğini bilerek atardı. İlk gidişler, esasında son değildi. Her insan hayatında birden fazla veda barındırır ve onların h&uuml;zn&uuml;yle yaşardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kışın soğuk r&uuml;zg&acirc;rını ciğerlerine hapsederken dudaklarının arasından karanlığa kayıp diyen buhara puslu g&ouml;zleriyle bakıyordu. Her ne olduysa yine bir şekilde kendini burada bulmuştu. Giderken aklında geri d&ouml;nmek olmazdı. Bir kere yola &ccedil;ıkmışsa geride bıraktığı her şey onun i&ccedil;in sisli bir perdenin arkasında, yaşanmış anılar olarak kalır ve unutulup yeri geldiğinde hatırlanmak i&ccedil;in rafa kaldırılırdı. Zaman kavramı, ayın bulutların arasından yansıyan ışığına g&ouml;re şekillenmişti zihninde. Yazacak kelime bulamayan bir yazarın &ccedil;aresizliği &ccedil;&ouml;km&uuml;şt&uuml; omuzlarına. Kendine &ouml;fkeliydi ama g&ouml;zleri buna inatla ağlamamak i&ccedil;in direniyordu. Yalnızlığı, &uuml;zerine bir yorgan gibi &ouml;rt&uuml;lm&uuml;ş vedasına incelikle işlenmişti. Hani bir soru vardı, kalana mı zor, gidene mi? Asla sorunun cevabını tam anlamıyla veremiyordu. Bir insan aynı anda hem kalan hem de giden olabilir miydi? İnsan veda ederken terk edilir miydi?</p>
<p style="text-align: justify;">Kollarını g&ouml;vdesine sarıp titremesini gidermeye &ccedil;alışarak &ouml;n&uuml;ndeki banka oturdu. Soğuğun yaşarttığı g&ouml;zleri bunu beklediğini belli etmemeye &ccedil;alışırcasına &ouml;n&uuml;ndeki manzaraya dikilmişti. İlk yaşandığında olayın şokundan idrak edemediği &ccedil;oğu şeyi, &uuml;zerinden ge&ccedil;en zamana karşı yeni yeni anlıyor anladığı her saniyede bir par&ccedil;a daha sarsılıyordu. Anlatmak istiyordu i&ccedil;inden ge&ccedil;enleri. Bu acıyla yaşamanın ne kadar zor olduğunu, koparıp atmak i&ccedil;in elinden gelen her şeyi yaptığını ama başaramadığını anlatmak istiyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Terk edilmiş ve terk edilmeye mahk&ucirc;mdu b&uuml;t&uuml;n şehirler aslında. Tarih boyunca &ccedil;ıkan her savaş ve &ouml;l&uuml;mde bir par&ccedil;a bırakılır o şehirden. Yavaş yavaş eksilir insanlar. Eksildik&ccedil;e k&uuml;&ccedil;&uuml;l&uuml;r ruhlar. K&uuml;&ccedil;&uuml;ld&uuml;k&ccedil;e kaybolur. Kaybolmuştu. &Ouml;l&uuml; ve terk edilmiş şehrin sokaklarında, limanında, evlerinde, &ouml;l&uuml;lerinin arasında kaybolmuştu. Gidenin ardında kalmış, el sallamasına fırsat kalmadan kendini de terk etmişti. Yağmurları durmuş, r&uuml;zg&acirc;rı esemeyecek kadar kaybetmişti şiddetini. &Ccedil;ok &uuml;ş&uuml;yordu, bedeni titriyordu ama &uuml;ş&uuml;yen ruhuydu. Kim bilir ne kadar zamandır nefes alamıyordu. Gidecek, ka&ccedil;acak, u&ccedil;acak g&uuml;c&uuml; kalmamıştı. Yorulmuş, t&uuml;kenmiş bir asker kadar perişan halde bekliyordu son vedasını.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>&ldquo;Ah bu yangın beni &ouml;ld&uuml;r&uuml;yor yavaş, yavaş. Kor kor ateşler yanıyor i&ccedil;imde&hellip;&rdquo;</em> Takılı kalmış bir plak gibi aynı kısım defalarca tekrarlanıyor i&ccedil;inde. Şarkının s&ouml;zlerine kapılıyor, lal olmuş dilinin ahıyla eziliyor. Bir ah &ccedil;ıkıyor dudaklarında ve kalabalığın i&ccedil;inde sakladığı ne kadar yaş varsa hepsi veda ediyor g&ouml;z pınarlarına. El ele tutuşup g&ouml;ğe s&uuml;z&uuml;len ruhlar kadar &ouml;zg&uuml;r bir şekilde aşağı bırakıyorlar kendilerini. Herkes, etrafındaki herkes veda ediyor ona.</p>
<p style="text-align: justify;">&ldquo;Vedalar ayırır insanları,&rdquo; derdi dedesi. &ldquo;Giden veda etti mi bir daha geri gelmez.&rdquo; Dedesi bu s&ouml;zleri s&ouml;ylediğinde hen&uuml;z k&uuml;&ccedil;&uuml;kt&uuml;, ne anlama geldiğini anlamamış sadece kafasını sallayarak onun yaşlı g&ouml;zlerini silmişti. Şimdi daha iyi anlıyordu işte. Dedesinin g&ouml;zlerinde g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; hisler kırgınlıktı. Kalbinde ise sessiz bir vedanın acısı vardı. Elinde olsaydı onu iyileştirmek i&ccedil;in her şeyi yapardı ama yapamamıştı. Biliyordu ki hi&ccedil; kimse, hi&ccedil;bir şey, yery&uuml;z&uuml;ndeki her &lsquo;hi&ccedil;&rsquo; bir araya gelse bile bu hissi silip atamıyor, bir vedanın ardındaki k&uuml;lleri u&ccedil;uramıyordu. Oysa m&uuml;mk&uuml;n olsaydı, ilk dedesinde sonra kendisinde denerdi. K&uuml;lleri u&ccedil;urur, rahat bir nefes alırdı. O kadar &ccedil;ok ihtiyacı vardı ki&hellip;</p>
<p style="text-align: justify;">Terk edilmiş bir insanın ilk d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; şey, yaşamının bir daha asla aynı olamayacağıdır. Bir gidiş bin ayrılık demektir aslında. Her anı ayrılıkla y&uuml;zleşir, boşluklar doldurulamayacak kadar &ccedil;oktur. &Ccedil;aresizlik, ne yapacağını bilmezlik ele ge&ccedil;irir insanı. Otogarlar, havaalanları, limanlar, evlerin &ouml;n&uuml;&hellip; Ağzına kadar su ile doldurulmuş kaplar, yaşlı g&ouml;zler ve korkulu y&uuml;rekler. Herkes d&ouml;n&uuml;şlere doğru umutla bakar, el sallar ama hisler bellidir. Ya bir daha g&ouml;remezsem?</p>
<p style="text-align: justify;">Ne &ccedil;ok veda eder insan. Okula gitmek i&ccedil;in evden &ccedil;ıktığın ilk anda başlar veda. Her akşam eve geri d&ouml;neceğini bilerek &ccedil;ıkarsın, kimilerine g&ouml;re bu bir veda sayılmaz ama &ouml;yledir. Bazen gidersin ve istesen bile geri d&ouml;nemezsin. İlkokul biter ortaokula; ortaokul biter liseye ge&ccedil;ersin. Her g&uuml;n evden &ccedil;ıkarsın, g&ouml;r&uuml;ş&uuml;r&uuml;z diyerek kapatırsın kapıyı; ben geldim, diyerek girersin eve. Sonra &uuml;niversite zamanı gelir ve gidersin. Uzağa, ailenden ayrı bir yere yerleşirsin. Hayatlarına veda edeceğin yeni insanlar tanırsın. Kimisi dost olur, kimisi sadece arkadaş. Fark etmez, yıllar sonra yine veda edersin. &Uuml;z&uuml;l&uuml;rs&uuml;n, s&uuml;rekli ge&ccedil;mişi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rs&uuml;n. G&uuml;zel veya k&ouml;t&uuml; her g&uuml;n senin i&ccedil;in bambaşka anlamlar taşır. O g&uuml;nlere de veda edersin. Ka&ccedil;ınılmazdır vedalar, istemesen bile kapına dayanır ve seni ellerinden tutarak uzaklara &ccedil;eker. Birini seversin, kalbinin kapılarını a&ccedil;arsın. Hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmeden vedaları, tutarsın ellerinden. Hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmezsin sevdiğin kalbin bir g&uuml;n sana veda edeceğini. Hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r m&uuml; insan? Yaşamış olmasına rağmen d&uuml;ş&uuml;nmez, getirmez aklına. Sonra aniden y&uuml;zleşiverir ger&ccedil;ekle. Kalbinin kapıları, acı bir veda ile kapanır.</p>
<p style="text-align: justify;">İlk gecenin hissizliği hala hatırasındaydı. Işıklarını a&ccedil;madan saatlerce evin ortasında oturmuştu. Zihni s&uuml;rekli aynı şeyleri tekrar ediyor, idrak etmeye &ccedil;alışıyordu. Birdenbire &ccedil;ıkmıştı hayatından, k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir veda busesi konmuştu ruhuna. Ruhu bu &ouml;p&uuml;c&uuml;ğ&uuml;n soğukluğunu ikinci kez hissettirdiğinde ağlamaya başlamıştı. Oturmuş, saatlerce belki de g&uuml;nlerce ağlamıştı. Hi&ccedil; dinmemişti yaşları, kendine sarılmıştı sanki sarılırsa ge&ccedil;ecekti. O sarılsaydı ge&ccedil;erdi ama yoktu. Ah vedalar&hellip; Ne &ccedil;ok &uuml;zer insanları. Ne &ccedil;ok hırpalar, ufalar, yok olmaya yaklaştırır&hellip; G&ouml;zyaşları, t&uuml;kendiğini hissettiği anda yeniden yerlerini alıyordu. İnsan v&uuml;cudunda bu kadar &ccedil;ok yaş olduğundan haberi yoktu, o zaman &ouml;ğrenmişti. Acı ile yaşamayı &ouml;ğrenmişti. Terk edildikten sonra terk etmeyi &ouml;ğrenmişti. Gitmek artık sandığı kadar zor değildi. G&ouml;zlerini kapatıyor ve vazge&ccedil;iyordu. Her şeyi bir kenara bırakıp arkasını d&ouml;n&uuml;yordu. Artık kimse ona dur diyemiyordu ki. Ne gidendi, ne kalan. Arada kalmış bir kimsesizdi.</p>
<p style="text-align: justify;">&Ouml;n&uuml;ndeki manzaranın yapay ışıklarından g&ouml;ğe &ccedil;evirdi g&ouml;zlerini. &Ouml;nce aya veda etti. Saatler sonra gidecek, yerini g&uuml;neşe verecekti. Bulutlara bakılacak olursa, &ccedil;oktan yola koyulmuştu belki de. G&ouml;zlerini kapatıp boğazına tırmanan hı&ccedil;kırıklara veda etti. Ciğerlerini titreten bir şiddetle bedeninden ayrılmalarına izin verirken nefes almaya &ccedil;alıştı. Hı&ccedil;kırıkları gidince, kapalı g&ouml;zlerini s&uuml;sleyen g&ouml;zyaşlarına veda etti. Bu veda diğerlerine g&ouml;re biraz uzun s&uuml;rm&uuml;şt&uuml;. Elini y&uuml;reğine g&ouml;t&uuml;rd&uuml;, altında barınan acıya iyi geceler diledi. Biliyordu, ne kadar veda ederse etsin o hep orada kalacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SANA DOĞRU/2</title>
<link>https://edebiyatblog.com/sana-dogru2</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/sana-dogru2</guid>
<description><![CDATA[ Ölümün açtığı en büyük yara kimsesizliktir.  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_6298b7d89c107.jpg" length="77706" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 02 Jun 2022 16:15:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nghncsknr</dc:creator>
<media:keywords>kırmızı, kırmızı ip, Japon efsaneleri, aşk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}"><em>//Karanlığın İ&ccedil;inde Kalanlar//</em></p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}"><em>&nbsp;</em></p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-add-space: auto;&quot;}">Sıradan bir g&uuml;nd&uuml;. Belki de canımı sıkan en b&uuml;y&uuml;k ger&ccedil;ek, bug&uuml;n&uuml;n diğer g&uuml;nlerden farklı olmamasıydı. Dizilerde veya filmlerde k&ouml;t&uuml; bir şey yaşanmadan saniyeler &ouml;nce, kişinin kalbi ağrır, fotoğraf &ccedil;er&ccedil;evesi kırılır, bir huzursuzluk &ccedil;&ouml;ker insanın i&ccedil;ine&hellip; Oysa dediğim gibi, olduk&ccedil;a sıradan bir g&uuml;nd&uuml;.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-add-space: auto;&quot;}">Her zaman ki saatimde uyanmış, g&uuml;nl&uuml;k rutinimi ger&ccedil;ekleştirmeden &ouml;nce sevdiğim adama g&uuml;naydın mesajı atmıştım. Her zaman benden yarım saat &ouml;nce uyanır, kahvesini alır ve bilgisayarının başına oturarak kahvesi soğuyana kadar yazardı. G&uuml;naydın mesajından sonra evimin sessizliği dağılsın diye hareketli bir şarkı a&ccedil;mış ve s&ouml;zlere eşlik ederek hazırlanmaya başlamıştım.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-add-space: auto;&quot;}">O g&uuml;n&uuml;n hangi noktaya evirileceğini anlamış gibi zorlu dakikaların sonunda siyah yarım kollu bir elbisede karar kılmıştım. Belki de bug&uuml;n&uuml; sıradanlıktan uzaklaştıran tek an o siyah elbiseyi giyinip, evden &ccedil;ıktığım andı, gerisi olduk&ccedil;a sıradandı.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-add-space: auto;&quot;}">Otob&uuml;s yayınevine yakın durakta durana kadar onunla konuşmuş ve dudaklarımdan eksik olmayan bir g&uuml;l&uuml;msemeyle ofise ge&ccedil;erek yeni başladığım tasarımın başına oturmuştum. Anlaşması ancak tamamlanmış ve son kararı verilmiş olan klasik bir aşk romanının kapağına uygun yazı stilini se&ccedil;meye &ccedil;alışırken telefonum &uuml;&ccedil; kere &ccedil;almış ama yoğunluktan ve ortamın hararetinden sesini kısmak durumda kalmıştım. Telefon ikinci ve son kez &ccedil;aldığında ise Nida Hanımın yanına &ccedil;ağırıldığım i&ccedil;in sonra d&ouml;nerim diyerek a&ccedil;madım. Ama telefon bir daha hi&ccedil; &ccedil;almadı, hi&ccedil;&hellip;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-add-space: auto;&quot;}">Mesai saati sona erdiğinde g&uuml;n&uuml;n yorgunluğunu omuzlarıma atarak işten &ccedil;ıkmış ve d&uuml;n gece s&ouml;z verdiğim yemeği hazırlamak i&ccedil;in markete uğradım. En sevdiği makarnadan yapmam karşılığında en sevdiğim tatlıyı yapacaktı, doğrusu tatlıyı yapmasa bile ona yemek hazırlardım. Başka bir ihtiyacı var mı diye sormak i&ccedil;in aramasına geri d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;mde telefonumu a&ccedil;madı. Belki de hala masasının başındaydı, kelimelerinin arasına kaybolmuş ve d&uuml;nyayla bağını kesmişti.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-add-space: auto;&quot;}">Elimde torbalarla &uuml;&ccedil; kat merdiveni ona yemek yapacak olmanın heyecanıyla &ccedil;ıkıp, &ccedil;antamdaki anahtarı tek elimle bulup kapıya takarak kilidi tek hamlede d&ouml;nd&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;mde karanlık karşıladı beni. Dışarıdan da ışıkların kapalı olduğunu g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;m ama hol&uuml;n ışığını her zaman a&ccedil;ık bırakırdı, karanlıkta kalmayı sevmezdi o. Elektrikler gitse bile mum yakar, fenerle aydınlatırdı evinin odalarını. Benim kalbimi de &ouml;yle aydınlatmıştı. Her odasına bir mum bırakmış, o mumun ateşini hep taze tutmuştu, oysa saniyeler sonra kalbimin i&ccedil;indeki t&uuml;m ışıklar solacak, karanlığın sonsuz gibi bir zaman dilimi i&ccedil;erisinde baki kalacaktı.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-add-space: auto;&quot;}">Evin i&ccedil;ine girip kapıyı arkamdan kapatmıştım. &ldquo;Ben geldim,&rdquo; demiştim hala g&uuml;l&uuml;mseyen sesimle.<span>&nbsp;</span><em data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;}">Ben geldim, sana geldim.</em><span>&nbsp;</span>&ldquo;Neredesin?&rdquo; Bu cevapsız sorular sonraki g&uuml;nlerde devam edecekti.<span>&nbsp;</span><em data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;}">Ben geldim, sen neredesin?<span>&nbsp;</span></em>Ve asla, asla cevap alamayacaktım, tıpkı telefonlarıma alamadığım gibi&hellip;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-add-space: auto;&quot;}">Sabah nasıl sıradan bir g&uuml;ne uyanmışsam, adımlarım k&ouml;t&uuml; ihtimallere inanmak istemezcesine hızlı ve alışıldıktı. Elimdekileri bırakmadan, bir an &ouml;nce g&uuml;venilir kucağına kavuşmak i&ccedil;in oturma odasına gittiğimde karşılaştığım karanlığı aydınlattım ve tam o anda karanlığa g&ouml;m&uuml;ld&uuml;m. Elimde ne var ne yoksa hepsi yerle buluşurken dudaklarım sımsıkı kapanmış, g&ouml;zlerim kırpılmaksızın &ouml;ylece ona kilitlenmişti.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-add-space: auto;&quot;}">Yere yığılışım, onun havada asılı olan bedeni kadar hafif olmuştu ama benim dizlerim acımıştı. Onun canı yanmazken ben acıların i&ccedil;inde kalakalmıştım.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-add-space: auto;&quot;}">O her şeyden ka&ccedil;mayı başarmıştı ama ben ne ondan ka&ccedil;abilmiştim ne de &ouml;l&uuml;m&uuml;nden.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-add-space: auto;&quot;}">Elimde olsa unuturdum o anı. Onu unutur ve terk ederdim bu şehri. Kalbim adını &ouml;l&uuml;m&uuml;n kanlı harfleriyle yazmış, aşkın bencilliğine sarılmış bir y&uuml;reği olmasaydı onu ve geri kalan her şeyi unuturdum ama yapamadım. Onu unutmak kendimi terk etmek, yaşadıklarımıza ihanet etmek olurdu. Tıpkı, ben k&uuml;&ccedil;&uuml;kken arkasına bakmadan her şeyi terk ederek babama ve kızlarına ihanet eden annem gibi &ccedil;ekip gitmek demekti ama ben &ouml;yle olmayacaktım. Unutmak kolaydı, esas zor olan kalıp her şeyi ayrıntısıyla hatırlamaktı. Ben kaldım, hatırladım, gecelerce ağladım ve nihayetinde karanlığa g&ouml;m&uuml;ld&uuml;m.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-add-space: auto;&quot;}">G&ouml;z&uuml;mden akmaya cesaret edemeyen yaşlarım, hislerini dondurmuş zihnim ve acıyı ince bir elektrik akımı gibi ruhuma salan kalbimle birlikte belki saatlerce orada oturmuştum. &Ccedil;ok ge&ccedil;miş ya da ge&ccedil;memişti, bilmiyorum. Tek yaptığım ipin ucunda sallanan rengi solmuş bulut kadar beyaz bedenini seyretmekti. Sonra bir &ccedil;ığlık, bir feryat duydum. Aydınlanmış d&uuml;nyanın i&ccedil;inde a&ccedil;ık kalmış ve işlevini kaybetmiş sarı bir ışığın, &ouml;l&uuml; y&uuml;z&uuml;ne vurduğu keskinlik kadar acı bir &ccedil;ığlıktı beni i&ccedil;ine daldığım topraktan &ccedil;ıkaran. Bir daha g&ouml;remeyeceğimi biliyormuş gibi doya doya izlemiştim onun g&uuml;zel suretini. Kız kardeşinin &ccedil;ığlıkları ardından kalabalığı getirirken ben oturduğum yerden kalkmış ve pencerenin kenarında bulmuştum kendimi. Kız kardeşinin sesi, komşuların meraklı sorularına, hayret feryatlarına ve sonunda polis sirenlerine d&ouml;n&uuml;şm&uuml;şt&uuml;. Birinin kolumu tuttuğunu, beni sarstığını ve bana sorular sorduğunu hayal meyal hatırlıyorum. Boynu ipten ayrılmış, bedeni evin ortasına yatırılmıştı. &Uuml;zerine bir &ouml;rt&uuml; &ouml;rtm&uuml;şler, sarılmayı sevdiğim bedeni şişmiş halde benden uzakta yatarken tek derdim buymuş gibi inip kalmayan g&ouml;ğs&uuml;ne bakıyordum.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-add-space: auto;&quot;}">Acı o kadar saattir kalbimdeydi ki beynim ger&ccedil;eği idrak ettiğinde ağlamayı bile fırsat bulamadan alıp g&ouml;t&uuml;rm&uuml;şlerdi bedenini. Sokağa inmiş, yanımda ağlayan annesi, kız kardeşi ve en az benim kadar sessiz olan babasıyla birlikte bindirildiği arabanın arkasında kalakalmıştım.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-add-space: auto;&quot;}">Kimsesiz, annesini, babasını kaybetmiş bir &ccedil;ocuk gibi kalabalığın i&ccedil;inde, onca insanın arasında yapayalnızdım. Gideceğim y&ouml;n&uuml;, d&ouml;keceğim yaşı bilmiyordum. Ben &ouml;ylece uzaklaşan arabaya bakarken, benim bilmediğim ve hesaplayamadığım bir şey olmuştu. Araba sağa d&ouml;nerek g&ouml;zden kaybolurken zihnimin b&uuml;t&uuml;n temelleri depreme kapıldı, g&ouml;r&uuml;nt&uuml;ler birbirine karıştı. Sinsi bir &ccedil;ınlama kulaklarımı ele ge&ccedil;irirken t&uuml;m g&uuml;c&uuml;m ellerimden ve ayaklarımdan &ccedil;ekilmiş, dizlerim asfaltın k&ouml;relmiş taşlarına &ccedil;arpmıştı. G&ouml;zlerimin &ouml;n&uuml;ne karanlık &ccedil;&ouml;k&uuml;yor, karanlığa k&uuml;&ccedil;&uuml;k yıldızlar kayıyordu. Sesler buğulu ve uzak &ccedil;ınlamalar gibiydi. Suratıma su &ccedil;arpılıyor, &uuml;ş&uuml;yorum. Bedenimi kaldırıyor biri, taşınıyorum. Kapalı g&ouml;zlerimin i&ccedil;i cayır cayır yanıyor, ince bir damla g&ouml;z&uuml;m&uuml;n kenarından sızıyor, şimdi nefes alamıyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-add-space: auto;&quot;}">Bir anda ip ge&ccedil;iriyorlar boynuma, nefesim kesiliyor toprakta uyanıyorum. Sağım solum boş. Kimsem yok, &ouml;l&uuml;p &ouml;lmediğini bilmediğim bir annem ve gidişle kahrolmuş bir babam var oysa. &Uuml;&ccedil; kız kardeşim, babaannem var. Kimsem yok değil ama yok işte. Yapayalnız kalmışım toprağın altında.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-add-space: auto;&quot;}">Uyanıyorum, her şey farklı. Renkler solmuş, o gitmiş yok artık. Bir yatağa uzanmış, bekliyorum. Ka&ccedil; yıl oldu? Ne kadar zaman ge&ccedil;ti onsuz? Yattığım yerde sağa d&ouml;n&uuml;yorum, onun yatağındayım ama o yok. Bacaklarımı karnıma kadar &ccedil;ekiyor ve yalnız kaldığım yatakta k&uuml;&ccedil;&uuml;ld&uuml;k&ccedil;e k&uuml;&ccedil;&uuml;l&uuml;yorum. Kısık bir inilti &ccedil;ıkıyor dudaklarımdan, yaşlarımla buluşuyor yastık. Sesim &ccedil;ıkmıyor, bedenim fırtınaya kapılmış gibi sarsılıyor. Artık olmadığını d&uuml;ş&uuml;nmek bile nefesimi kesmeye yeterken bu ger&ccedil;eği bilmek &ouml;l&uuml;me yaklaştırıyor beni. Sımsıkı sarıldığım yastıkta, sesimi &ccedil;ıkarmadan ağlarken karanlığın i&ccedil;indeki ilk anım bu oluyor.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-add-space: auto;&quot;}">&Ccedil;ok sıradan bir g&uuml;nd&uuml;. Aklınızın alamayacağı kadar sıradan. O son kez aradı, ben a&ccedil;madım ilk kez ve o &ouml;ld&uuml;. Bir ilmek attı, bıraktı kendini; bir kuş misali salınırken havada ne kanat &ccedil;ırptı ne ses &ccedil;ıkardı&hellip;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}"></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sana Doğru</title>
<link>https://edebiyatblog.com/sana-dogru</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/sana-dogru</guid>
<description><![CDATA[ Kırmızı ip efsanesi ile birbirine bağlanan hayatlar...  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_628f249d58723.jpg" length="56674" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 May 2022 09:59:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nghncsknr</dc:creator>
<media:keywords>kırmızı, kırmızı ip, Japon efsaneleri, aşk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Okuduğum her kitap, dinlediğim her şarkı, g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m her somut ger&ccedil;eklik r&uuml;yalarıma yerleşip bilin&ccedil;altımı şekillendirir.<span>&nbsp;</span>G&ouml;zlerimi kapattığım anda daldığım uyku, ardından kırmızı beneklerle dolu karanlık getirirken g&uuml;n i&ccedil;inde karşılaştığım her şey surete b&uuml;r&uuml;nerek karanlığa yerleşir ve paralel bir evren oluşur zihnimde.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ben o paralel evrenin i&ccedil;erisinde boyuttan boyuta atlarım, mutlu olurum, ağlarım, kimsesiz kalırım, sevdiğim herkesi kaybederim. Bir ses kalır kulağımda sadece. O sese tutunur, r&uuml;yalarıma onu da davet ederim. Y&uuml;z&uuml;n&uuml; seyrederim saatlerce. R&uuml;yalar yedi saniye s&uuml;rer derler bu k&uuml;lliyen yalan, ben onun g&uuml;zel g&ouml;zlerini yedi asır izler dururum. Hi&ccedil; sıkılmam &uuml;stelik. İnsan hasretinden yandığı, vuslatını d&ouml;rt g&ouml;zle beklediği birinden nasıl sıkılırdı ki? Sırf onu daha uzun seyredebilmek i&ccedil;in r&uuml;yalarımı uzun tutmaya &ccedil;alışır, y&ouml;nlendiririm.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bilim d&uuml;nyası bu duruma lucid r&uuml;ya diyor. Lucid r&uuml;ya, insanın uyku esnasında r&uuml;ya bilincinde olması ve dilediği şekilde r&uuml;yalarını şekillendirebilmesi demektir. Dilerseniz u&ccedil;abilir, daha &ouml;nce yemediğiniz bir yiyeceği dahi hayal ederek yiyebilirsiniz. Bunu fark ettiğimde onu kaybedeli altı ay olmuştu. Altı ay b&uuml;y&uuml;k bir sessizlik i&ccedil;erisinde onun i&ccedil;in acı &ccedil;ekerek ge&ccedil;erken ağlayarak daldığım uykumun kolları arasında r&uuml;yama konuk oldu. Gitmek istiyordu ve ben yeniden bunu kaldıramazdım. T&uuml;m g&uuml;c&uuml;m&uuml; kullanarak ona kal demeyi başardığımda beni şaşırtarak karşımda oturmaya devam etti ve bende sabaha kadar onu izledim.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir insan kazaya kurban giderek can verdiğinde, karşı tarafı su&ccedil;lamak o kişinin yakınları i&ccedil;in bir ka&ccedil;ış noktasıdır. Birini su&ccedil;lamak, &uuml;zerinize y&uuml;klenmiş pişmanlığın azalmasını sağlar. Lakin sevdiğiniz adam kendini hasırdan &ouml;r&uuml;lm&uuml;ş bir iple tavana astığında, ipi su&ccedil;layamazsınız. Veyahut ayaklarının dibinde durup d&uuml;şmesini engelleyen ama tek bir darbeyle yere serilerek bedenin aşağı s&uuml;z&uuml;lmesini ve ip ge&ccedil;irilmiş boynun kırılmasını sağlayan sandalyeye lanetler okuyamazsınız. İşin acı tarafı bu ya, su&ccedil;lu bellidir ama siz onu bile su&ccedil;layamazsınız.</p>
<p style="font-weight: 400;">&ldquo;Kırmızı ipi takip et,&rdquo; dedi g&ouml;zlerime &ccedil;arpan g&uuml;neş y&uuml;z&uuml;nden solmaya başlayan r&uuml;yamın i&ccedil;erisinde fısıltıyla. &ldquo;O seni aydınlığa kavuşturacak.&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;">Kırmızı ip.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bunu neden istemişti? Kırmızı ipin bizimle ne ilgisi vardı?</p>
<p style="font-weight: 400;">&ldquo;Beni bir daha d&uuml;ş&uuml;nme.&rdquo; Bu m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;yd&uuml;? G&ouml;rd&uuml;klerimden sonra, yaşadıklarımdan sonra, hissettiğim onca aşk ve acıdan sonra, d&ouml;kt&uuml;ğ&uuml;m litrelerce g&ouml;zyaşından sonra onu d&uuml;ş&uuml;nmemem, unutmam m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;yd&uuml;? Sırf onu g&ouml;rebilmek i&ccedil;in uyuyorken, varlığını silip atmam akıl karı mıydı?</p>
<p style="font-weight: 400;">&ldquo;Bunu yapamam,&rdquo; dediğim anda bedeni gittik&ccedil;e kayboluyordu. &ldquo;Bunu yapamayacağımı biliyorsun.&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;">&ldquo;Sen her şeyi yapabilirsin,&rdquo; uzanıp son kez elimi tuttu ama dokunuşunu hissedemedim. &ldquo;Bunu &ccedil;oktan başardın.&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;">&ldquo;Neden yaptın bunu?&rdquo; Neden kıydın canına? Neden ka&ccedil;tın? Neden ittin sandalyeyi? Bunu bana, bize neden yaptın?</p>
<p style="font-weight: 400;">&ldquo;Kırmızı ipi takip et,&rdquo; dedi ve acı dolu g&uuml;l&uuml;msemesi eşliğinde yok oldu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tabutunun arkasından nasıl kalakaldıysam, r&uuml;yamın ortasında da &ouml;yle yalnız kalmıştım. Oturduğu sandalye, &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki masa, etrafımızdaki duvarlar ve birlikte gezdiğimiz yerlerin temsili &ccedil;izimleri teker teker yok oldu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ve ben g&ouml;zlerimi a&ccedil;tım.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yalnızlığım, a&ccedil;ılmış g&ouml;zlerimden s&uuml;z&uuml;len sessiz yaşların damladığı yastığıma &ccedil;arpıp, odamın boş beyaz duvarlarına hapsolmuştu. Hislerimin &uuml;zerine yerleştireceğim maskeyi takmam i&ccedil;in hen&uuml;z &ccedil;ok erkendi. &Ouml;nce yataktan kalkmayı başarmam, banyoya kapanıp iki saat ağlamam ve sonra sıcak duşun altında şişmiş g&ouml;zlerimi kendine getirmem gerekiyordu. Sıcak su tenime işleyene kadar ağzına kadar dolmuş k&uuml;vetin i&ccedil;ine uzanacak ve bir anda kendimi suyun altına hapsederek boğularak &ouml;lmenin nasıl bir his olduğunu anlamaya &ccedil;alışacaktım. Ben ne kadar anlamaya &ccedil;alışırsam &ccedil;alışayım hi&ccedil;bir deneme, nefesini halatla kesmiş bir adamın hissettikleriyle aynı olmayacaktı. Onu anlayamayacaktım. Ben &ouml;lmekten korkan bir aptaldım.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yataktan kalktım. Islak yanaklarımı s&uuml;sleyen yaşlarım eşliğinde odamdan &ccedil;ıkacakken sol ayağımın takılmasıyla t&ouml;kezleyerek d&uuml;şt&uuml;m. Diz kapaklarım halımın sert y&uuml;zeyi y&uuml;z&uuml;nden acıyla sızlarken başımı eğip neye takıldığıma baktım. Sağ ayağıma bağlı kırmızı y&uuml;n ip, hen&uuml;z unutamadığım r&uuml;yamı hatırlatmıştı.</p>
<p style="font-weight: 400;">&ldquo;Kırmızı ipi takip et.&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;">Uzanıp ipi &ccedil;&ouml;zmeye &ccedil;alıştım ama o kadar k&ouml;r bir d&uuml;ğ&uuml;mle bağlanmıştı ki kesmem gerekiyordu. Oturduğum yerden &ccedil;alışma masama uzanıp &uuml;zerindeki makası aldım ve ipi tam ayak bileğimden kesmeye &ccedil;alıştım fakat yine hi&ccedil;bir işe aramadı. Y&uuml;n bir ipti ama hi&ccedil;bir şekilde kesilmiyordu. Bu nasıl m&uuml;mk&uuml;n olabilirdi? Eğer biri ayağıma ip bağlamışsa, ben bunu neden fark etmedim? Bu ip ne kadar zamandır bendeydi? Ve nereye bağlıydı?</p>
<p style="font-weight: 400;">Mantık kurallarına g&ouml;re bir yere bağlı olan herhangi bir şeyin, &ouml;teki ucu mutlaka olmalıdır. D&uuml;nya, birbirine bağlı doğru par&ccedil;alarından ibaretti. Her başlangı&ccedil; bir son ve her son bir başlangıca bağlıysa bu ipinde bir sonu olmalıydı. Ayağa kalkıp ipin ucunun kime ait olduğunu bulmam gerekiyordu lakin ben d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;m yerden kalkamıyordum. Yolun sonunu g&ouml;rmek, ona arkamı d&ouml;nmek demekti. Bu gidişini kabullenmek ve r&uuml;yalarımda bile olsa onu bir daha asla g&ouml;remeyeceğim demekti. Buna hazır değildim. Kulağımdaki veda s&ouml;zlerin silemez, onu unutamazdım.</p>
<p style="font-weight: 400;">Devam etmem gerekiyordu. O gitmeyi tercih etmişti ama ben burada kalmıştım. Beni d&uuml;ş&uuml;nmemişti bile. &Ouml;ylece arkasını d&ouml;nm&uuml;ş ve gitmişti. Bana bir veda bile etmemişti. Yalnızca on dakikalık bir ses kaydı vardı geride bıraktığı ve ben g&uuml;nlerce, aylarca, yıllarca onu dinlemiştim sadece. O sesi dinlemiş ve ağlamış, alışınca ağlamayı bırakarak sadece kalbimi karartmıştım. Artık kan akmıyordu yaramdan ama kabukta tutmamıştı. Ayağa kalkıp ipin peşine takılırsam, o yaranın vaziyeti ne olacaktı? Kanayacak mıydı, kabuk mu tutacaktı?</p>
<p style="font-weight: 400;">&Ccedil;aresiz bir i&ccedil; &ccedil;ekişle kapattım ellerimi y&uuml;z&uuml;me. Yaşlarım, yolunu bulamamışlığıma karışarak bileklerime s&uuml;z&uuml;l&uuml;rken sendeleyerek ayağa kalktım. Gevşek bir şekilde yere dağılmış olan ipi elime alıp hala yanaklarımı s&uuml;sleyen yaşlarımla odamdan &ccedil;ıktım. Kısa koridor boyunca uzayan ipi takip etmeye başladığımda artık her şey i&ccedil;in &ccedil;ok ge&ccedil;ti. Attığım hi&ccedil;bir adımın geri d&ouml;n&uuml;ş&uuml; yoktu. Evden &ccedil;ıkacak ve kendimi İstanbul&rsquo;un karmaşasına bırakarak sonuma gidecektim. Onu bırakacaktım tıpkı beni bıraktığı gibi.</p>
<p style="font-weight: 400;">&Uuml;zerimi değiştirmemiştim. Ayağıma ge&ccedil;irdiğim ev terliklerimle apartmandan &ccedil;ıktığımda y&uuml;z&uuml;me &ccedil;arpan ılık hava ruhuma sıcak bir esinti savurdu. İpi elimden bırakmadan sokağa &ccedil;ıktım. Şimdi sağa d&ouml;nmem gerekiyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu sokakta g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;m onu ilk kez. İlk kez burada g&uuml;l&uuml;msemişti bana ve ilk kez bu sokakta gitmişti benden. Yeşil arabanın arkasında, tahtadan bir tabutun i&ccedil;erisinde g&ouml;zleri ebediyete kapanmışken, arkasından ağlayan insanları hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmeden uzaklaşmıştı. Annesini, babasını, kardeşini, beni&hellip; Kimseyi d&uuml;ş&uuml;nmemişti.</p>
<p style="font-weight: 400;">G&ouml;zlerimi ipten ayırmadan sokağın sessizliğine dokunarak bastım taşlara. Anayola inen yokuşu inerken elimdeki ip gerginleşip bollaşıyordu ama asla yok olmuyordu. Bu garipliğin ger&ccedil;ekliğini kabul etmek, realist d&uuml;ş&uuml;ncelerime olduk&ccedil;a zıttı lakin mantıklı d&uuml;ş&uuml;nmeyi &ccedil;ok zaman &ouml;nce bırakmıştım. Hayatım, eşini ve &ccedil;ocuklarını terk etmiş bir anne, toprak yiyen babaanne, bulduğu her taşı eve getiren bir baba, aklını yemek yapmakla bozmuş bir abla ve sa&ccedil;larını kopartarak k&uuml;&ccedil;&uuml;k yaşında kel kalmış bir kardeşle ge&ccedil;mişti. Buna rağmen aralarından sağlam &ccedil;ıkabilmeyi, kendime d&uuml;zg&uuml;n bir hayat kurmayı başarmıştım. Onlara arkamı d&ouml;nmemiştim ama kendime &ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m g&uuml;venli &ccedil;itin ardına ge&ccedil;melerine izin vermemiştim. Mantığım ya da &ouml;yle olduğunu varsaydığım zihnim hayatımdan gitmiş olan o adam sayesinde beni ger&ccedil;ek benliğime geri d&ouml;nd&uuml;rm&uuml;şt&uuml;. İ&ccedil;ime g&ouml;md&uuml;ğ&uuml;m t&uuml;m &ouml;l&uuml;ler mezarlarından &ccedil;ıkmış, s&uuml;r&uuml;ne s&uuml;r&uuml;ne şehrimi istila etmişlerdi. Bir &ouml;l&uuml;m bin &ouml;l&uuml;y&uuml; diriltmişti. Ka&ccedil;mak, duvarlar &ouml;rmek, onlara ge&ccedil;iş izni vermemek boşunaydı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Artık bende o kalabalık evin delilerinden biriydim.</p>
<p style="font-weight: 400;">İpi daha sıkı tuttum. Bu aklımı tamamen kaybettiğimi tescillemek i&ccedil;indi. İlerledik&ccedil;e bollaşan ipi elime sardık&ccedil;a, yumuşak ama keskin dokusu yeri geldiğinde sıklaştığı i&ccedil;in avcumun i&ccedil;ini kesiyordu. Kesiklerden s&uuml;z&uuml;len kan, ayağıma bağlı olan kısmın &uuml;zerine damlıyor, y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;m yolda benden ve ge&ccedil;mişimden izler bırakıyordu. Kan akıyordu, ben y&uuml;r&uuml;mekten vazge&ccedil;miyordum.</p>
<p style="font-weight: 400;">Artık anayoldaydım. İp sola d&ouml;n&uuml;yordu, sola d&ouml;nd&uuml;m. Yanımdan gelip ge&ccedil;en arabaların g&uuml;r&uuml;lt&uuml;leri insanların g&uuml;r&uuml;lt&uuml;s&uuml;ne karışıyordu. Bir k&ouml;pek yeni doğan g&uuml;neşin ilk ışıklarından ka&ccedil;arak g&ouml;lgeye sığınmıştı. Bir kedi, otob&uuml;s durağının kenarına yerleştirilmiş plastik kabın i&ccedil;ine eğilerek kana kana su i&ccedil;iyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">&ldquo;Su yaratılmamış olsaydı susamayı bilmezdik. Hasret varsa bir yerde mutlaka vuslat da olmuş olmalı. Kavuşmasak &ouml;zlemezdik.&rdquo; Der Nazan Bekiroğlu. Hasretim i&ccedil;ime kor gibi d&uuml;şm&uuml;şken, &ouml;l&uuml; bir adama kavuşmanın tek yolu yine &ouml;l&uuml;md&uuml;.</p>
<p style="font-weight: 400;">&Ouml;zlediğim &ouml;l&uuml; değilse, aksine &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kse bu kırmızı ip beni vuslata mı g&ouml;t&uuml;r&uuml;yordu? Kavuşmak i&ccedil;in &ouml;zl&uuml;yorsak, sonuma kavuşmaya mı gidiyordum?</p>
<p style="font-weight: 400;">Kenardaki parkın i&ccedil;ine dalıyordu ip. Hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmeden &ccedil;imlerin i&ccedil;ine daldım. Taze kesilmiş &ccedil;imlerin yeşil kokusu ciğerlerime doluyordu. Birlikte yaptığımız piknikler, g&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z, sustuğumuz anlar, karşıladığımız g&uuml;neşler, dertleştiğimiz yıldızlar ve diz dize okuduğumuz kitaplardan oluşan anıları ezer gibi basıyordum &ccedil;imlere. Her adımımda can veren milyonlarca canlıyı d&uuml;ş&uuml;nemeden, tazeliğin keyfini &ccedil;ıkaramadan yamulan &ccedil;imlerin acısını umursamadan boş &ccedil;ocuk parklarının arasından ge&ccedil;tim. Yol uzun bir sokağa sapıyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">&Ouml;n&uuml;mdeki yokuşa baktım. Hava gittik&ccedil;e sabah mahmurluğunu bırakıyor yerini yakıcı bir g&uuml;neşe devrediyordu. Sa&ccedil; diplerimden enseme ve ensemden sırtıma doğru s&uuml;z&uuml;len ter damlaları pijamamdan kendini belli ediyordu. Bacakları kısa pijamamın a&ccedil;ıkta bıraktığı bileğime bağlı olan kırmızı ip elimde k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir yumak haline gelmişti. Yaklaşıyor olmalıydım. Sonuma doğru atacağım adımlar azalıyordu ve yol azaldık&ccedil;a kalbim korkuyla doluyordu. G&uuml;&ccedil;s&uuml;z bir nefes dudaklarımdan serbest kalırken bacaklarım kat ettiği onca mesafeye dayanamayarak titredi ve kaldırıma ani bir &ccedil;&ouml;k&uuml;ş yapmamı sağladı. Sırtım arkamdaki apartmanın p&uuml;r&uuml;zl&uuml; y&uuml;zeyine yaslanırken g&ouml;zlerimi kapattım. Ne yapıyordum ben?</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu yol, bu gidiş nereyeydi? Aklımı tamamen kaybetmiş olmalıydım. &Ouml;yle ki topladığı taşlarla balkonumuzu &ccedil;&ouml;kerten ve o taşların arasında kalarak ayağını kıran babam daha aklı başında olmalıydı. Onun bir amacı vardı. Taşları toplar, topladığı yerlere ve t&uuml;rlerine g&ouml;re kategorize ederdi. Biliyorum, annemin terk edişini unutmaya &ccedil;alışıyordu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; gitmiş olsa bile hala seviyordu onu. İnsanoğlu b&ouml;yleydi. En acımasız darbelerle yıkılır ama darbeyi vuran kişiyi sevmekten vazge&ccedil;mezdi. Canını iyileştiren değil de yakan daha &ccedil;ok değerli olurdu. Ben ne yapıyordum? Beni yıkıp moloz haline getiren adamın arsından tuttuğum yasa boğularak can veremesem bile &ccedil;ırpınıyordum. Zalime zafer sevinci mi yaşatacaktım?</p>
<p style="font-weight: 400;">Oturduğum yerden kalktım. Yokuşa d&ouml;nd&uuml;m yeniden ve d&uuml;zelmiş nefeslerimle tırmanmaya başladım. Yokuş d&uuml;ze &ccedil;ıktığında şakaklarım terden boncuk boncuk olmuş, z&uuml;l&uuml;flerim yanaklarıma yapışmıştı. Kızardığına emin olduğum yanaklarım alev alev yanıyordu. Diz kapaklarımın arkası bile terden sırılsıklamdı. Terliğim yarı yolda ayağımdan &ccedil;ıktı, geri d&ouml;n&uuml;p giyindim ve yoluma devam ettim.</p>
<p style="font-weight: 400;">İşe giden insanların g&ouml;zleri ne kadar tuhaf bir g&ouml;r&uuml;nt&uuml; sergilediğime delildi. Benim de işe gitmem gerekiyordu. Her sabah olduğu gibi &uuml;zerimi giyinip yayınevine gitmem ve masama oturup kulaklıklarımı takarak onun sesini dinlemem, sessiz yardım &ccedil;ağrısına geri d&ouml;nemediğim i&ccedil;in pişman olmam ve aynı anda kitap kapağı tasarlamam gerekiyordu. Yeni bir kitaptaydı sıra. Konusu ger&ccedil;ek kimliğine arkasını d&ouml;n&uuml;p paralel d&uuml;nyada yaşayan &ouml;zel g&uuml;&ccedil;lere ait bir kızın &ouml;z&uuml;n&uuml; aramasıydı. Bir yola &ccedil;ıkıyordu. Yola &ccedil;ıkış amacı g&uuml;c&uuml;nden kurtulmakken ona daha &ccedil;ok bağlandığını fark ediyor ve kaybettiği ger&ccedil;eklerin aslında yalanlardan ibaret olduğunu anlıyordu. G&uuml;zeldi. Teması ateşti ve ger&ccedil;eklikle fantastiği birleştirip ortaya ilgin&ccedil; bir hik&acirc;ye &ccedil;ıkarmıştı. Okurken kitaba nasıl bir kapak tasarlayabileceğimi d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;şt&uuml;m. Alevler i&ccedil;inde ayakta durmuş ejderha d&ouml;vmeli bir kız ilk d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;md&uuml; lakin fazla klişeydi. Eğer bug&uuml;n işe gitseydim, t&uuml;m g&uuml;n ekrana boş boş bakacaktım. Oysa şimdi g&ouml;z&uuml;m&uuml;n &ouml;n&uuml;nde beliren taslak kesinlikle o kitaba uygundu. G&ouml;lgelerin i&ccedil;inde alevlerden oluşmuş bir beden. Hem karanlıkta hem de parlıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Işık varsa g&ouml;lge de mutlaka vardır. Kız ışıktı ve yol arkadaşı g&ouml;lgeydi. Birbirlerini tamamlıyorlardı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Girdiğim mahallenin Arnavut taşlı yolunda yorgunluktan t&ouml;kezleye t&ouml;kezleye y&uuml;r&uuml;rken tanıdıklığı kafamı karıştırmıştı. Yol boyunca uzayan kafeler, k&ouml;pek gezdiren insanlar ve sokağı dolduran hafif şarkı sesleri eşliğinde gittik&ccedil;e gerginleşen ipi takip ederken, kafelerin bah&ccedil;esinde oturmuş d&uuml;nyada hi&ccedil; dert yokmuş, kimseyi kaybetmeyecekmiş&ccedil;esine kahkahalarla g&uuml;len insanların yakalarına yapışıp, bu d&uuml;nyada &ouml;l&uuml;m var &ouml;l&uuml;m, diye bağırmak ve g&uuml;l&uuml;şlerini soldurarak acı ger&ccedil;eği y&uuml;zlerine vurmak istiyordum. Bu beni k&ouml;t&uuml; bir insan yapardı biliyorum. K&ouml;t&uuml; olmayan insan var mıydı ki? Kimin kalbi saf iyilikle doluydu?</p>
<p style="font-weight: 400;">Gittik&ccedil;e b&uuml;y&uuml;yen yumağa karışmış kan lekesi ve acısına bağışıklık kazandığım yaram ile birlikte y&uuml;r&uuml;me devam ederken mahalleyi s&uuml;sleyen eski taşlar zihnime saklanmış bir şarkıyı canlandırmıştı.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}"><strong data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;}"><em data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;}">Biten sevgilerin ardından,</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;}"><em data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;}">Ağlayamam ben b&ouml;yle yas tutamam.</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Uzun s&uuml;redir yas i&ccedil;erisindeydim. Nefes alıp verişim bile peşinden bir yas s&uuml;rg&uuml;n&uuml; getiriyordu. Karalar i&ccedil;erisinde sonsuza kadar kalmak ve ağlaya ağlaya k&uuml;&ccedil;&uuml;lmekti istediğim. Ancak b&ouml;yle olmadı. Onun ardından, karanlığımı da peşimde g&ouml;t&uuml;rerek insanların arasına karıştım. Evde yalnız kalırsam onu boğan ip beni de boğacaktı. Babama bunu yapamazdım.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;}"><em data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;}">&Ouml;psem bebek g&ouml;zlerinden &ccedil;ok ağlatırlar,</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;}"><em data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;}">Sarsam seni kollarımdan bir g&uuml;n alırlar.</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Ben sana sıkı sıkı sarılmışken, kendini benden alan yine sendin. Bu kırmızı ipin sonu sana &ccedil;ıkabilirdi ama sen bu ihtimali de benden aldın.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-bidi-font-weight: normal;&quot;}"><em data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;}">B&ouml;yle mi olmalı solmalı sevgililer&hellip;</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">B&ouml;yle olmalı. Hasretin olduğu yerde vuslat varsa, vuslatın olduğu yerde de hasret kesin vardır. Işığın g&ouml;lgeyi getirmesi, her başlangıcın bir sona d&ouml;n&uuml;şmesi gibi. Yeşerdiği gibi solmalı sevgililer, tıpkı &ouml;l&uuml;m&uuml;n karanlık y&uuml;z&uuml; gibi.</p>
<p style="font-weight: 400;">B&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml; y&uuml;z&uuml;nden parmaklarımı i&ccedil;ine hapseden y&uuml;n bir anda ucu kızarmış ellerimden &ccedil;&ouml;z&uuml;lerek yere d&uuml;şerken, g&uuml;neşin acımadan tenime işlediği ışınlar uzun bir g&ouml;lgeyle &ouml;rt&uuml;lm&uuml;şt&uuml; ve ben bu sayede rahat bir nefes almıştım. Başımı kaldırıp g&ouml;lgenin kime ait olduğuna bakacakken, yerdeki yumağın gittik&ccedil;e kısaldığını fark ettim. Elektrikli s&uuml;p&uuml;rgenin d&uuml;ğmesine bastığınızda kablo kendiliğinden kısalır ya, kırmızı ipe de işte aynen &ouml;yle olmuştu. Kısalmış kısalmış ve sonunda d&uuml;md&uuml;z kalmıştı. Bitmişti. Başladığım yol, bitmiş ben sonuma gelmiştim. Kalbimin yerinde huzursuzca kıpırdanıyor ve g&ouml;zyaşlarımı g&ouml;zlerimi zorluyordu. Ağır ağır kaldırdım başımı ve arkasındaki g&uuml;neş y&uuml;z&uuml;nden karanlık g&ouml;r&uuml;len siluetine baktım.</p>
<p style="font-weight: 400;">D&uuml;nya &ccedil;oğu zaman s&uuml;rprizlerle doludur. İyi ve k&ouml;t&uuml; binlerce s&uuml;rprizle birlikte yaşıyoruz, bundan ka&ccedil;ınmak uzak kalmak ve reddetmek gibi bir hakkımız yok. Karşımıza ne &ccedil;ıkıyorsa kabullenmek zorundayız. Karşımda duran adamın ger&ccedil;ekliğini idrak edebilmem kısa s&uuml;rm&uuml;ş, s&uuml;rprizin şokunu atlatmam ise birka&ccedil; dakikamı almıştı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Onu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m ilk anda, hayatıma bir daha girmemesini dilemiştim. Korkum, bana yaşadıklarımı unutturacak olmasınaydı. Eğer ona bu izni verirsem, en az ailem kadar tuhaf olan kişiliği ve sonsuz enerjisiyle birlikte kılıcını kuşanacak ve benim bitmesine hazır olmadığım yas s&uuml;rg&uuml;n&uuml;me amansız bir dalış ger&ccedil;ekleştirecekti. Buna hazır değildim, eskiyi silip atmaya ve yeniye kucak a&ccedil;maya, normalliğimi kaybetmeye, ger&ccedil;ek anlamda delirmeye hazır değildim. Ona bunu yapamazdım. Bile bile ateşe itmek demekti bu. Kendim yanmaya dayanamazken, onu nasıl yakabilirdim?</p>
<p style="font-weight: 400;">Ellerimi alnıma siper edip y&uuml;z&uuml;n&uuml; g&ouml;rmeye &ccedil;alıştım. İri kahve g&ouml;zleri &uuml;zerime kitlenmişti. O da benim gibi şok ge&ccedil;iriyor olmalıydı. Bu ip onda bitene kadar bir s&uuml;r&uuml; ihtimal sayabilirdim size ama onun adını en son d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rd&uuml;m. Bu imk&acirc;nsız denebilecek kadar kesin bir d&uuml;ş&uuml;nceydi. O olamazdı. Olmamalıydı. Boşluk olmalıydı karşılaştığım. U&ccedil;urum olmalıydı. Kaderim bu adama değil &ouml;l&uuml;me kavuşmalıydı. Bana ondan başka yol olmamalıydı. Nasıl? Nasıl ona &ccedil;ıkar bu yol nasıl?</p>
<p style="font-weight: 400;">&ldquo;Kırmızı ip efsanesi,&rdquo; dedi aramızdaki sessizlik benim &ccedil;aresiz &ccedil;ığlıklarıma d&ouml;n&uuml;şmeden. &ldquo;Bazı anların ger&ccedil;ekliğine inanamazsın, işte bu da o anlardan biri.&rdquo; G&ouml;zlerindeki şaşkınlık, bariz bir neşeye d&ouml;n&uuml;ş&uuml;rken arkamı d&ouml;n&uuml;p gitmeye yeltendim ama ip sağ olsun buna izin vermedi. Gidemiyordum. Uzaklaşabilmem i&ccedil;in onunda peşimden gelmesi gerekiyordu ama esas uzaklaşmak istediğim oydu.</p>
<p style="font-weight: 400;">&ldquo;Seni ilk g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;mde,&rdquo; dedi ben arkamı d&ouml;nm&uuml;ş olduğum yerde &ccedil;aresizce kıvranırken. &ldquo;Kaderimizin bir şekilde ortak bir payda da birleşeceğini anlamıştım.&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;">Onu ilk kez, bir arkadaşın ricasıyla y&uuml;n almak i&ccedil;in d&uuml;kk&acirc;nına gittiğimde g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;m. Ondan &ouml;nce girdiğim d&uuml;kk&acirc;nında, renk skalasına g&ouml;re dizilmiş y&uuml;nlerin sıcaklığını seyrederken nihayet kapı a&ccedil;ılmış ve y&uuml;z&uuml;n&uuml; kapatmış kutularla birlikte i&ccedil;eri girmişti. S&ouml;ylene s&ouml;ylene elindeki kutuyu d&uuml;kk&acirc;nın ortasına pat diye bırakıp i&ccedil;eride olduğumu bilse asla kullanmayacağına emin olduğum bir k&uuml;fr&uuml; y&uuml;ksek sesle s&ouml;ylemiş ardından raflara dizilmiş y&uuml;nlere d&ouml;nerek &ouml;z&uuml;r dilemişti. Evet, benden değil y&uuml;nlerden &ouml;z&uuml;r dilemişti. Garip olduğunu belki de o anda anlayıp mek&acirc;nı son hızla terk etmeliydim ama bunun yerine kalmaya devam etmiştim. Zaten ben ka&ccedil;maya fırsat bulamadan beni fark etmiş ve k&uuml;f&uuml;r ettiğini duyduğumu anlayınca utan&ccedil;tan kıpkırmızı kesilmişti.</p>
<p style="font-weight: 400;">Her a&ccedil;ıdan farklıydı. Y&uuml;z&uuml; daha &ccedil;ok g&uuml;l&uuml;yor, daha &ccedil;ok konuşuyor ve daha &ccedil;ok dinliyordu. Ben istediğim y&uuml;nleri beklerken i&ccedil;eri giren m&uuml;şterinin ayak&uuml;st&uuml; anlattığı olayı p&uuml;rdikkat dinlemiş, dinlediği şeylere uyumlu tepkiler vermişti. Ona baktığım zaman, boynuna dolanmış hasır ip g&ouml;rmek gibi bir şansınız yoktu. G&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z ve g&ouml;rebileceğiniz tek şey etrafa yaydığı enerjisiydi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Beni ona ikinci kez g&ouml;t&uuml;ren şey ise sadece kuru bir bahaneydi. &Ouml;rg&uuml; &ouml;rmek istiyordum. Aslında istemiyordum ama istiyormuş gibi yapmış ve kendimi o cam tezg&acirc;hın arkasında yanında otururken bulmuştum. Uzun ince parmakları arasında duran şişleri y&uuml;n ipe ge&ccedil;irip &ccedil;ıkartırken o kadar alışıldık duruyordu ki varlığını yadırgayamamıştım. Oturmuş, hi&ccedil; işim g&uuml;c&uuml;m yokmuş gibi onu izlemiştim. Değişik hik&acirc;yeleri vardı. Annesinden kalan y&uuml;n d&uuml;kk&acirc;nında &ccedil;alışıyor, yine annesinden &ouml;ğrendiği &ouml;rg&uuml;y&uuml; yapıyor ve d&uuml;kk&acirc;nın m&uuml;şterisiz olmasını umursamadan saatlerce y&uuml;nlerin arasında bekliyordu. Onun da hik&acirc;yesi, yaraları, dertleri vardı belki de ama belli etmiyordu. Benim gibi yasa g&ouml;m&uuml;lmek yerine konuşuyor ve g&uuml;l&uuml;yordu. Farklıydık. &Ccedil;ok farklıydık hem de. Ben bir &ouml;l&uuml;m&uuml;n peşine karanlıkla boğuşurken o bilmediğim bir dertten ka&ccedil;mak i&ccedil;in kendini aydınlığa siper ediyordu. T&uuml;m bu farklılıklara rağmen onun yanında hi&ccedil; konuşmadan otururken, i&ccedil;ime dolan sakinliğin varlığını silip atamıyordum.</p>
<p style="font-weight: 400;">Olmuyordu işte. İhanet ve yorgunluk t&uuml;m bedenimi ele ge&ccedil;irmiş, gideceğim yolları kapamıştı. Bana kırmızı ipi takip etmemi s&ouml;yl&uuml;yordu ama bu hale gelmeme sebep olan, onu unutmamı engelleyen yine onun hayali bedeniydi. Git derken bile onu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordum, giderken bile onu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordum, gitmiş sona varmışken bile onu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordum.</p>
<p style="font-weight: 400;">&Ouml;zg&uuml;r bırak beni. Bırak ki seveyim, sevileyim. Bırak ki sonuma doğru bir adım daha atabileyim. Bırak ki &ouml;zg&uuml;rleşeyim, unutayım seni. Git ve g&ouml;t&uuml;r peşinden acımasız &ouml;l&uuml; bedenini. Geriye sadece adın kalsın, onu da yaşadığımız &uuml;&ccedil; beş g&uuml;zel g&uuml;n&uuml;n hatırına saklayayım. Anlatmadığın, bilmediğim ne sırrın varsa ol omuzlarımdan git. Bırak beni yaşayayım, yeniden sevebileyim. Ben &ouml;lemem. Babama bunu yapamam. Bir gidişi daha kaldıramaz o, biliyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;">&ldquo;Senin i&ccedil;in zor biliyorum.&rdquo; &Ccedil;ok zor, tarifsiz bir zorluk bu. Nefes alamamak, y&uuml;r&uuml;yememek, daracık sokakta iki duvarın arasına sıkışmak gibi. &ldquo;Ama b&uuml;y&uuml;k terk edişler bir adımla başlar.&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;">G&ouml;zlerim &uuml;zerine kapanırken karanlığımın i&ccedil;inde beliren soluk silueti sisler i&ccedil;inde uzaklaşıyordu. Elimi uzatsam onu tutabilir, girmemesi i&ccedil;in &ccedil;abalayabilirdim ama artık ona kal diyecek g&uuml;c&uuml;m kalmamıştı. Her gece r&uuml;yalarıma onu &ccedil;ağırmak ve gitmemesi i&ccedil;in yalvarmak, her sabah ağlayarak uyanmak ve yine ağlayarak yıkanmak, durmadan usanmadan son s&ouml;zlerini dinleyerek g&uuml;n&uuml;m&uuml; yasa boğmak, kalbime &ccedil;&ouml;km&uuml;ş katranla birlikte nefes dahi alamamak o kadar yormuştu ki beni, kalması i&ccedil;in tek harf &ccedil;ıkartamadım dudaklarımdan. T&uuml;m harfleri, heceleri yuttum ve ona izin verdim. Artık istediği yere gidebilirdi, benim gideceğim gibi.</p>
<p style="font-weight: 400;">T&uuml;m yara izlerimle, karanlıkta kala kala solmuş y&uuml;z&uuml;mle, bir &ouml;l&uuml;mle hırpalanmış kalbimle, yeninden sevmek i&ccedil;in can atan ruhumla ona d&ouml;nd&uuml;m ve aramızdaki son bir metreyi iki adımda aşarak kollarımı bedenine doladım. Başım g&uuml;venilir g&ouml;ğs&uuml;ne yaslandığı anda b&uuml;t&uuml;n gidişlere el sallamış, kapılarımı kapatıp s&uuml;ng&uuml;lerini &ccedil;ekmiştim.</p>
<p style="font-weight: 400;">&nbsp;&ldquo;Kim demiş y&uuml;n ip hayat değiştirmez diye?&rdquo;<span>&nbsp;</span>&nbsp;</p>
<p style="font-weight: 400;">Aramızdaki kırmızı ip artık g&ouml;r&uuml;lmeyecek kadar kısaydı. Bu yakınlığa ve s&ouml;ylediği şeyin doğruluğuna karşı dudaklarım iki yana kıvrılırken, g&ouml;zlerimden d&ouml;k&uuml;len mutluluk g&ouml;zyaşları ruhumun solmuş dallarına yeşillik veriyordu. Sa&ccedil;larımı okşayan elleri taze bir g&uuml;venin eteklerine sığınmamı sağlamış, insanoğlunun en b&uuml;y&uuml;k yanlışının ne olduğunu anlamamı sağlamıştı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Biri &ccedil;ıkıyordu karşımıza ve biz onu seviyorduk. Sevdiğimiz kişinin kaderimiz olduğunu, sonumuzun o kişiyle vuku bulduğunu ve noktayı onun yanında koyacağımızı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yoruz. O kişi bizi aniden terk ettikten sonra d&uuml;nya &uuml;zerinde ayakta dururken sarsılıp d&uuml;şmemiz kendi d&uuml;ş&uuml;ncelerimize duyduğumuz g&uuml;vendendi. Biz kimdik ki? Nereden bilebilirdik o kişinin kim olacağını? En b&uuml;y&uuml;k yanılgım en b&uuml;y&uuml;k s&uuml;rprizim olarak kollarımın arasındayken, kırmızı bir ipin iki ucunda tek kişi olmuşken kimse bana kesinlikten bahsetmesin.</p>
<p style="font-weight: 400;">Derler ki kaderlerimiz, biz daha d&uuml;nyaya gelmemişken yazılmıştır. Kaderimiz, kaderimizde olan kişi, yalnızlığımız ve kavuşacağımız zaman anbean yazılmışken biz her şeyden habersizce d&uuml;nyaya g&ouml;zlerimizi a&ccedil;ar ve yaşamaya başlarız yazılmış olanı. Zaman i&ccedil;inde karşımıza &ccedil;ıkan insanlara bağlanır &uuml;mitlenir, o kişiyi bulduğumuzu d&uuml;ş&uuml;nerek seviniriz. Oysa biz ne kadar bulduk diye sevinirsek sevinelim, doğru kişi o değildir. Hi&ccedil; beklemediğiniz bir yerde, hi&ccedil; ummadığınız bir insandır bizi esas bekleyen.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kırmızı bir ip beni yollara d&uuml;ş&uuml;rm&uuml;şt&uuml;. O ipi takip etmeseydim, ona doğru yol almasaydım gitmesine izin vermediğim hayaletin sisleri arasında can verecektim. O ipi takip ettim ve şimdi gelmesine izin verdiğim adamın sevgisinin kolları arasında canlanıyorum.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gidiş varsa, yeni bir gelişte mutlaka vardır. Kırmızı y&uuml;n ip esasında hayatı değiştirmiyor, geri veriyordu. Bana hayatımı, onu getirmişti.</p>
<p style="font-weight: 400;">Size bağlı ipi takip etmekten korkmayın. Kendinizi &ouml;zg&uuml;r bırakın ve sonunuza doğru korkusuzca ilerleyin.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kollarınızı o kişiye doladığınız anda b&uuml;t&uuml;n endişeler son buluyor, buhar olup ge&ccedil;mişin &uuml;zerine yağıyor. Ge&ccedil;miş durmak bilmeyen yağmur sularıyla sele kapılırken dalgalara karışarak uzaklara, &ccedil;ok uzaklara s&uuml;r&uuml;kleniyor. Ne insanlar kalıyor ne de vedalar. Her &ouml;l&uuml;m terk ediyor isli yuvayı, sadece bir ger&ccedil;ek olarak kalıyor. İnsana verilmiş zamanlı bir bilet gibi. Belki aniden belki yavaş yavaş. Zamanı gelene kadar yaşamlı insan, vazge&ccedil;memeli nefes almaktan. Sen yoruldum dediğin anda &ouml;n&uuml;ne bir liman &ccedil;ıkar, dinlenmek i&ccedil;in durduğun limana yerleşiverirsin.</p>
<p style="font-weight: 400;">Acı i&ccedil;erisinde ge&ccedil;irdiğim her g&uuml;n&uuml;n pişmanlığıyla daha sıkı sarıldım ona. Hi&ccedil;bir zaman sonları sevmedim, vedalar sonun habercisidir ben hi&ccedil; veda edemedim. En b&uuml;y&uuml;k vedamın ardından omuzlarımdan kalkmış olan y&uuml;kler, ruhuma nahif bir hafiflik vermişti. Burnumun g&ouml;m&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; g&ouml;mleğine daha &ccedil;ok sokuldum. Kalp atışları kulağıma dolarken yaşayan birini sevmenin ne kadar g&uuml;zel bir şey olduğunu hatırladım ve yeninden mutlu oldum.</p>
<p style="font-weight: 400;"><span data-original-tag="O:P">&nbsp;</span></p>
<p style="font-weight: 400;"><span data-original-tag="O:P">&nbsp;</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ayrılık Düğümleri&#45;2</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ayrilik-dugumleri-2</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ayrilik-dugumleri-2</guid>
<description><![CDATA[ Muhacirliğin esiri, gurbet yolcusu, vuslat şerbeti ve aşk...  ]]></description>
<enclosure url="https://www.eskiturkiye.net/thumb/eski-trabzon-1936.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 16 May 2022 22:46:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nghncsknr</dc:creator>
<media:keywords>ayrılık, aşk, acı, ihtilal, muhacirlik, gurbet</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">Ayağını taşların arasındaki boşluğa koyup iki hamlede duvara, kocasının yanına oturdu ve onun gibi semayı seyre daldı. Yıldızlar, lacivert g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne dağılmış zamansızlığın i&ccedil;inde her şeyden bihaber duruyorlardı. O kadar yakın g&ouml;r&uuml;n&uuml;yorlardı ki sanki uzansa tutabilecekti. Uzanmadı, tutabilse bile bu saatten sonra faydası yoktu.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">&ldquo;&Ccedil;ok g&uuml;zel,&rdquo; dedi belli belirsiz ve devam ettiler suskunluğa. Konuşmak, kelimeleri birleştirmek anlamsızdı. Bu saatten sonra s&ouml;ylenecek s&ouml;zlerin gelecekteki h&uuml;km&uuml; belirsiz hatta yerine g&ouml;re ge&ccedil;ersizdi ancak bakışlarından kopup gelen kelamlara dur demek imk&acirc;nsızdı. Onca yıllık suskunluk, dağılıp yerini mora, kızıla ve griye bırakan lacivertin peşinden gitmeyen yıldızların huzurunda g&ouml;zden g&ouml;ze, ruhtan ruha, y&uuml;rekten y&uuml;reğe ulaşan bir uğurlamaya d&ouml;n&uuml;şm&uuml;şt&uuml;.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}"><em data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;}">Babam, kardeşim, sen&hellip; &Ouml;nce Allah&rsquo;a sonra birbirinize emanetsiniz. Bilmem bu iş nereye &ccedil;ıkar, kimi kimden ayırır uzaklara koyar. Bilmem d&ouml;n&uuml;ş&uuml;n var mıdır, d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;nde burada mıyım? Belki yaşarım, belki &ouml;l&uuml;y&uuml;md&uuml;r &ccedil;oktan. Aklım, y&uuml;reğim sizde; o uzun yolda olacaktır. Sanma ki burada rahat olacağız, sizi merak ederken nasıl rahat olabilirim? Ah gelebilsem, şu kahrolası bacağım sağlam olsaydı da yolu birlikte y&uuml;r&uuml;yebilseydik. Bilsem size engel olmayacağım anamı sırtıma alıp &ccedil;ileyi sizinle g&ouml;ğ&uuml;slerim. Bu saatten sonra ne ben yolcu olabilirim ne de sen kalabilirsin. İkimiz yaşayamadıklarımızla &lsquo;ah&rsquo; eder, pişmanlıkla uğraşırız. Senden istediğim tek bir şey var: Beni affet.</em></p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">Cevap verememişti Seher, bakışmaları yarım Kadir&rsquo;in sahibine teslim edeceği y&uuml;z&uuml;k cebinin k&ouml;şesinde kalmıştı. Daha sabah ezanı bile okunmamıştı, &ouml;nce Kadir indi duvardan cepkenini d&uuml;zeltip elini uzattı ve Seher&rsquo;in inmesine yardımcı oldu. &Ccedil;almaya devam eden kapıyı a&ccedil;tıklarında karşı evde d&ouml;rt yaşındaki kızıyla birlikte yaşayan Dikran&rsquo;ı g&ouml;rmek karı kocayı ve kapı sesine uyanan ahaliyi şaşırtmıştı. Kırklı yaşlarındaki zayıf, tıknaz adam kızının k&uuml;&ccedil;&uuml;k elini bırakmadan bah&ccedil;eye girdi hızlıca. G&ouml;zleri yaşlı, hali perişan. Eşini kaybedeli bir sene bile olmamıştı, y&uuml;reğindeki acı yetmezmiş gibi Ermeni vatandaşa da muhacirlik emri verilmişti. T&uuml;rkler nasıl batıya giden kervandaysa Ermeniler doğuya giden kervandaydılar. Yolculuk kesindi peki ya son?</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">&ldquo;Size emanet,&rdquo; dedi Dikran ve kızının elini bırakıp uyku ile uyanıklık arasında kalmış olanları izleyen komşularına doğru itti. &ldquo;Ben sizi tanıyorum, iyi insanlarsınız eşim &ouml;ld&uuml;kten sonra bize &ccedil;ok yardımcı oldunuz. Ben yaşlıyım, zayıfım yoldan sağ &ccedil;ıkamam onu yalnız bırakamam siz ona aile olun.&rdquo; Elinin tersiyle &ccedil;&ouml;km&uuml;ş kırışık y&uuml;z&uuml;ne bulaşmış yaşlarını sildi. &ldquo;Onun ailesi olun yalvarırım.&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">Kapısına geleni daha &ouml;nce hi&ccedil; geri &ccedil;evirmemiş olan Hacı Baba uykulu g&ouml;zlerle olanları anlamaya &ccedil;alışan ama anlayamayan k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızın elini tuttu, gelinin eline tutuşturdu elini. &ldquo;Sen merak etme, aklın arkada kalmasın &ouml;nce Allah&rsquo;a sonra bize emanet.&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">D&uuml;lgerdi Dikran, b&uuml;y&uuml;k dedelerinin g&ouml;&ccedil; etmesiyle Trabzon&rsquo;a yerleşmiş baba mesleğini s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;şt&uuml;. Tahtadan oyuncak, ev eşyaları, bilyaliler yapardı. Etiyle s&uuml;t&uuml;yle kimseye karışmaz kendi halinde ailesiyle yaşardı. Altı ay &ouml;nce vefat etmişti eşi Leniya, onun &ouml;l&uuml;m&uuml;yle daha &ccedil;ok &ccedil;&ouml;km&uuml;ş aylarca g&uuml;lmemişti y&uuml;z&uuml;. Kızı Nazenig ise beş yaşında annesiz kalmıştı ve bu durum Seher&rsquo;e kendini hatırlatıyordu. K&uuml;&ccedil;&uuml;k kızın a&ccedil;ık kahverengi sa&ccedil;larını sevdi şefkatle, kendine &ccedil;ekti sıkı sıkı sardı minik bedenini. Değil Ruslar, d&uuml;nyanın en g&uuml;&ccedil;l&uuml; insanı gelse ayıramazdı Nazenig&rsquo;i ondan.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">&ldquo;Dikran efendi merak etme, kızın bana emanet.&rdquo;<span>&nbsp;</span><em data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;}">O benim hem kızım, hem kardeşim, hem kaderdaşım.</em></p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">Dikran arkasına bir kez olsun bakmadan evden &ccedil;ıkıp kendi kervanına giderken Nazenig her şeyden habersiz el sallıyordu babasına. Elinde tahtadan oyma bir at, kısa hayatının en uzun yolculuğuna &ccedil;ıkacağından habersiz yeni ailesinin sinesinde&hellip;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">Ezan okunduğunda abdestler alındı, namazlar kılındı avu&ccedil;lar semaya a&ccedil;ıldı herkesin y&uuml;reğinden aynı dua zikredildi. Seher Nazenig&rsquo;i sıkı sıkı giydirip sa&ccedil;larını &ouml;rerken sıkı sıkı tembihliyordu. &ldquo;Senin adın Nazenin, tamam mı? Kim sorarsa benim kardeşimsin, tamam mı?&rdquo; Her s&ouml;ylediğini başını sallayarak onaylayan Nazenin hi&ccedil; soru sormuyor sessizce b&uuml;t&uuml;n geleceğini kabulleniyordu. Her şey hazırlandığında Kadir&rsquo;in hazırlattığı at arabası kapıya gelmiş, eşyalarla dolduruluyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">&ldquo;Mutfakta sizi epey idare edecek yemek var uzun s&uuml;re pişirmezsiniz sadece ısıtırsınız. Sobayı sabahtan yak, akşam odunla harlarsın.&rdquo; D&ouml;n&uuml;p arkada kalan koca eve baktı. Bu eve ilk girdiği g&uuml;n bu şekilde &ccedil;ıkacağını s&ouml;yleselerdi asla inanmazdı. Her şeye inanır ama buna inanmazdı. S&ouml;ylenecek, tembihleyecek bir s&uuml;r&uuml; şey vardı ama hangisini s&ouml;yleyeceğini bilmiyordu. Anlatmaya başlasa susamayacak, arabaya binip yola &ccedil;ıkamayacaktı. &ldquo;Dikkatli olun,&rdquo; dedi g&ouml;zleri hala evin pencerelerinde dolanırken. &ldquo;Allah&rsquo;a emanetsiniz.&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">Annesinin elini &ouml;pt&uuml;, sıkı sıkı sarıldılar. Teyzeden &ccedil;ok anne olmuştu Seher&rsquo;e Asiye Hanım. Ona yuva olmuş, sığınacak bir &ccedil;atı vermişti. D&ouml;n&uuml;p bulamamaktan korktu, annesini ikinci kez kaybetmek istemiyordu. &ldquo;Yolun a&ccedil;ık olsun kızım, sağlıcakla git sağlıcakla d&ouml;n birbirinize g&ouml;z kulak olun. &Uuml;zerimizde &ccedil;ok emeğin var, Allah senden razı olsun hakkını helal et.&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">&ldquo;Ben helal ettim annem, asıl sen helal et bir yanlışım olduysa affet.&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">&ldquo;Helal olsun g&uuml;zel kızım, helal olsun!&rdquo;&nbsp;<span>&nbsp;</span>Son kez sarıldılar. Herkes vedalaşmış arabaya doluşmuşlardı. Son kez, g&ouml;zlerine son kez bakmak i&ccedil;in Kadir&rsquo;e d&ouml;nd&uuml; gen&ccedil; kız. D&ouml;nd&uuml;, bende kalayım, demek istedi kendini tuttu. Kadir&rsquo;in g&ouml;zlerinde daha &ouml;nce g&ouml;rmediği bir duygu dolanıyor, yerinde duramıyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">&ldquo;Seher,&rdquo; S&rsquo;yi yorgun h&rsquo;ye bağladı belirsiz bir r&rsquo;ye kattı.&nbsp;<span>&nbsp;</span>&ldquo;Bu sana ait.&rdquo; İki g&uuml;n &ouml;nce kendi elleriyle tasarlayıp bi&ccedil;imlendirdiği y&uuml;z&uuml;ğ&uuml; sıkıştığı k&ouml;şeden &ccedil;ıkartıp, Seher&rsquo;in eline uzandı ve avcunun ortasına bıraktı. G&uuml;m&uuml;ş halkanın ortasına kondurulmuş parlak mavi taşa baktı Seher.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}"><em data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;}">Affettim. Ben sana hi&ccedil; darılmadım ki! Senin bir su&ccedil;un yoktu, kimsenin su&ccedil;u yoktu herkes kendince doğruyu yaptı. Şimdi gidiyorum, varsın kavuşmamız mahşere kalsın ben seni orada da beklerim.</em></p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">Arabaya bindi, Leyla&rsquo;nın yanına oturdu. Kare &ccedil;arşafının eteklerini d&uuml;zeltirken camdan son baktı. Ana oğul yan yana durmuş gidişlerini seyrediyordu. Boğazı d&uuml;ğ&uuml;m d&uuml;ğ&uuml;m oldu, tek damla yaş d&uuml;şmedi g&ouml;zlerinden. &Ouml;n&uuml;ne d&ouml;nd&uuml;, yanında oturan h&uuml;z&uuml;n i&ccedil;indeki Leyla&rsquo;ya baktı. Kucağında annesinin &ccedil;eyiz olarak işlettiği mavi boh&ccedil;ası vardı. Ağabeyinin aldığı g&uuml;m&uuml;ş ayna, sayfaları dolmayı bekleyen bir defter ve birka&ccedil; par&ccedil;a kıyafet. B&uuml;t&uuml;n eşyası bu, ziyneti g&ouml;zyaşları.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">*</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}"><span data-original-tag="O:P">&nbsp;</span></p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">Vapurun d&uuml;d&uuml;ğ&uuml; limana yaklaştıklarını haber verircesine &ccedil;aldığında uzaktan g&ouml;r&uuml;nen şehri Trabzon&rsquo;u izliyordu g&ouml;zler. Yol kurbanlarının y&uuml;reğinde kıpırtı, heyecan, bıraktığını bulamama korkusu h&uuml;k&uuml;m s&uuml;r&uuml;yor. Yolda verdikleri kayıpların acısı y&uuml;reklerinde, yaklaştık&ccedil;a uzaklaşıyorlar sanki limandan. Oysa Samsun&rsquo;dan vapura binene kadar her şey olup bitmişti bile. Hacı Baba yolun ağırlığına dayanamamış, son nefesini kızlarının kucağında vermişti. Muhacirlerden birka&ccedil; adamın yardımıyla uygun bir yere defnedilmişti ama başında bekleyemeden yola devam edilmesi gerekiyordu, &uuml;&ccedil; İhlas bir Fatiha okuyup sıra Yasin&rsquo;e gelemeden zorlu yolun &ccedil;oğunu aşmış koca y&uuml;rekli adamı, babalarını yapayalnız bırakmak zorunda kalmışlardı. &Ccedil;ok az kalmıştı, vapura bindikten sonra İstanbul&rsquo;a ge&ccedil;ecek uzak akraba Hatice Hanım ve eşi S&uuml;leyman&rsquo;ın evinde kalacaklar her şey d&uuml;zeldiğinde geri d&ouml;neceklerdi. Hacı Baba&rsquo;nın vefatının ardında yola bir başlarına devam etmek zorunda kalmışlardı. Eşyaları her duruşta azalıyor, olabildiğince paraya d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yordu. Saldırıya uğramış bir k&ouml;y&uuml;n i&ccedil;inden ge&ccedil;erken, ceset yığınlarının arkasında eşkıyalardan saklanırken, Harşit &ccedil;ayının sularına kapılmadan sağ salim karşıya ge&ccedil;meyi başarırken, bırakılmış evlerde gecelik konaklarken hissetmemeye &ccedil;alıştıkları yorgunluk vapura bindikleri anda kendini hissettirmişti. Başını omzuna yaslayan Leyla, dizlerine uzanan Nazenin&hellip; Seher i&ccedil;in dinlenmek diye bir kelime yoktu. G&ouml;z&uuml; her zaman ona emanet edilen canların &uuml;zerindeydi. Dilinde onları sağ salim ulaştırmanın duası vardı ve İstanbul&rsquo;un masalları s&uuml;sleyen manzarasını g&ouml;rene kadar devam ediyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">Şimdi geri d&ouml;n&uuml;yordu. Her şey bitmişti, d&ouml;n&uuml;yor olmasına rağmen inanamıyordu. Vapur durduğunda kıyıya varmalarını sağlayacak olan kayığa insanların yardımıyla indiler. Limana vardıklarında Leyla ile yan yana durdular, karşılarında duran yabancı şehre bakakaldılar. Trabzon neredeydi? Ne yapmışlardı bu şehre? Ne hale getirmiş, nasıl yakıp yıkabilmişlerdi? Şehir b&ouml;yleyse i&ccedil;indekiler ne haldeydi Allah&rsquo;ım? Buldukları ilk arabaya ellerindeki son parayı verdiler, t&uuml;m yolu k&uuml;&ccedil;&uuml;k camlardan k&uuml;l olmuş şehri izleyerek ge&ccedil;tiler. Yıkılan ve yenisi yapılan binalar, k&ouml;şe başlarında dağ oluşturmuş Rus askerlerin eşyaları, değişmiş mahalle adları, kapanmış, yakılmış T&uuml;rk d&uuml;kk&acirc;nları&hellip; Her adımda dehşete d&uuml;ş&uuml;yorlardı. Ortahisar&rsquo;a geldiklerinde arabacıyı durdurdu Seher. Aşağı inip G&uuml;lbahar Hatun&rsquo;un t&uuml;rbesine yaklaştı, sağ ayakla i&ccedil;eri girdi. Bulduğu hal karşısında ne yapacağını bilemedi. Elleri &ouml;rt&uuml;n&uuml;n &uuml;zerinde titreyerek dolaşırken başını g&uuml;&ccedil; dilercesine taşa yasladı.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}"><em data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;mso-bidi-font-style: normal;&quot;}">Bana t&uuml;m bunlara karşı dayanma g&uuml;c&uuml; ver. Ey Allah&rsquo;ım, bana g&uuml;&ccedil; ver. Sabır ver, dayanmama direnmeme yardım eyle. Bu şehrin kalıntılarının altında kalmama fırsat verme. Bu zamana kadar dayandım ne olur bundan sonra da dayanmama izin ver. Sen Hak&rsquo;sın, karşında isyancı olmama m&uuml;saade etme.</em></p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">&Uuml;&ccedil; İhlas bir Fatiha okudu, G&uuml;lbahar Hatun&rsquo;un ruhuna hediye etti. Arabaya binip yola devam ederken eve varana kadar g&ouml;zlerini bir kez olsun a&ccedil;madı. &Uuml;&ccedil; katlı evin &ouml;n&uuml;nde inip arabacıya parasını verdikten sonra tahta kapıya dokundu usulca. Kapı hafif bir gıcırtıyla a&ccedil;ılırken korkuyla i&ccedil;eri girdiler. Evi bıraktıkları halden eser yoktu. Elma ağa&ccedil;ları kesilmiş, kurumuş dallar yerde k&uuml;me halinde duruyordu. Avludaki masa kırılmış, tabureler sobanın yanında duruyor.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">&ldquo;Anne,&rdquo; diye seslendi Leyla. &ldquo;Biz geldik anne! Ağabey!&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">Sonunda tahta merdivenlerde Kadir&rsquo;in aksak adımlarının sesi duyulduğunda Seher&rsquo;in hasretle parlayan g&ouml;zlerinden yıllar sonra ilk kez yaş aktı. &Ouml;yle ani bir yaş bombardımanıydı ki bu ne engel olabildi ne silebildi. Boğazına dizilmiş yutkunmaktan bitap d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; hı&ccedil;kırıklar havaya karışmış, dizleri bedenini taşıyamaz olmuştu. Yere d&uuml;şt&uuml;, yumrukları toprak zemine &ccedil;arpıyor &ccedil;ektiği onca acı, g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; y&uuml;zlerce ceset, toprağa g&ouml;md&uuml;ğ&uuml; babasının ardından anasız kalmış bebekler gibi ağlıyordu. Memleketini k&uuml;le &ccedil;evirmişler, her şeyi mahvetmişler bu yıkıntılar nasıl toparlanacak? Toparlanacak g&uuml;c&uuml; nereden bulacak? Seher nasıl normale d&ouml;necek?</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">Başındaki &ouml;rt&uuml;ye değen eller ile başını kaldırıp yaşlı g&ouml;zlerinin buğusunun ardından karşısında g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;ne inanamadığı kocasına baktı. Parmağında ona verdiği y&uuml;z&uuml;k, ş&uuml;k&uuml;r dolu hı&ccedil;kırıklarıyla Kadir&rsquo;in ellerini tuttu. &ldquo;Yaşıyorsun, ş&uuml;k&uuml;rler olsun yaşıyorsun.&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">&ldquo;D&ouml;nd&uuml;n,&rdquo; dedi Kadir hayal olmadığından emin olmak ister gibi ellerini sımsıkı tutarken. &ldquo;Sağ salim d&ouml;nd&uuml;n.&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">*</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">Ertesi sabah uzun zaman &uuml;st&uuml;ne ilk kez dingin bir uykunun kollarından sıyrıldı. Abdestini aldı, sabah namazını kıldı, bug&uuml;ne &ccedil;ıkaran Rabbine ş&uuml;kretti, &ouml;lenlerinin ruhuna sureler okudu. Kollarını yukarı sıvayıp bah&ccedil;eye indi. Elma ağacının dallarından ateş yaktı, kırılmış masayı kenara aldı, par&ccedil;alara ayırdı. Ayrılan her par&ccedil;ada yenilendi, yanan her dal par&ccedil;asında g&ouml;rd&uuml;klerini k&uuml;le &ccedil;evirdi r&uuml;zg&acirc;ra bıraktı. Mutfağa gitti b&uuml;y&uuml;k bakır tencereyi kucakladı, &ccedil;eşmenin başına gitti i&ccedil;ini suyla doldurdu. Havaya kaldıracağı anda Kadir tencerenin diğer tarafından tuttu. G&ouml;zleri birka&ccedil; saniye birbirine takılı kaldı, ilk g&uuml;l&uuml;mseyen Kadir oldu.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">Eksikleriyle, fazlasıyla yıkılıp kalmışlığıyla&hellip; Elde kalanlarla yeniden birleşip aile olacaklardı. Araya giren zaman ne alıp g&ouml;t&uuml;rd&uuml;yse g&ouml;ğ&uuml;slenecek, kabullenerek geleceğe bakacaklardı sadece. B&ouml;yle olmalıydı, insan yaşamak istiyorsa &ouml;n&uuml;ne bakmalı, gerekirse muhacirliği bile unutmalıydı. Unuturdu tabii ki, insan kelimesinin anlamı boşuna unutan demek değildi. Tarihi unutur, bug&uuml;ne &uuml;z&uuml;l&uuml;r, geleceğe y&uuml;r&uuml;rd&uuml;. Unuturdu insan, &ouml;l&uuml;m&uuml; de unuturdu kayboluşu da&hellip; Seher&rsquo;de unutacaktı elbet, &ouml;n&uuml;ne bakmalıydı. Unutmayacağı tek şey ellerini tutan eller, onunla birlikte ağlayan g&ouml;zler, onunla birlikte tencereyi sobanın &uuml;zerine bırakan hayat arkadaşıydı. İnsan k&ouml;t&uuml; g&uuml;nleri g&uuml;zel g&uuml;nlerle unuturdu, o da &ouml;yle yapacaktı.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{&quot;style&quot;:&quot;&quot;}">&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ayrılık Düğümleri</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ayrilik-dugumleri</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ayrilik-dugumleri</guid>
<description><![CDATA[ Gurbet, muhacirlik, hasret ve bitmeyen hüzün... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_627f6b4bdd40c.jpg" length="49793" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 11 May 2022 16:43:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nghncsknr</dc:creator>
<media:keywords>ayrılık, aşk, acı, ihtilal, muhacirlik, gurbet</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Son kez sıcak suyun i&ccedil;ine bıraktığı k&acirc;seyi durulamak i&ccedil;in kenardaki maşayı kullandı. &Uuml;zerinden buhar y&uuml;kselen porseleni kurulama bezinin i&ccedil;ine alıp etrafındaki su damlalarını silerken parmakları k&acirc;senin kırık kenarında duraksadı, ufacık kırıkta bin hasar aldı altmış bin can verdi de bir &lsquo;ah&rsquo; demedi.&nbsp;<span>&nbsp;</span>Diyemedi. Yolun suskunluğu dilini sarmış, yorgunluk g&ouml;z pınarlarına oturmuş kalkmak nedir bilmiyordu. Ge&ccedil;en zamanın peşine takılmış onunla birlikte duruyor, onunla birlikte ilerliyor; en son ne zaman kendine kaldı onu bile hatırlamıyor. Kırık kenardan eline yapışan k&uuml;&ccedil;&uuml;k par&ccedil;alar canını yakıyor mu, ondan bile emin değil. Kurulanmış k&acirc;seyi ters bir şekilde al&ccedil;ak masanın &uuml;zerine, diğer bulaşıkların yanına iliştirdi. Kararmış ve şekil değiştirmiş kaşıklar; &ccedil;izilmiş veyahut kırılmış birka&ccedil; par&ccedil;a tabak, kulpunun yarısı kırılmış ateşe temas etmekten kararmış demlik. &Uuml;&ccedil; par&ccedil;a eşyadan fazlası yok, olanın da sağlamlığı şaibeli.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">&ldquo;Seher abla!&rdquo; İ&ccedil; merdivenden gelen ayak sesleri, heyecanla adını s&ouml;yleyen Leyla&rsquo;ya aitti. Yitip gitmiş, birka&ccedil; kırıntıyla savrulup duran enerjisiyle belini doğrulttu ve kapının eşiğinde duran gen&ccedil; kıza d&ouml;nd&uuml;. Elinin tersiyle alnında biriken terleri silerken iki yıl &uuml;st&uuml;ne ilk kez heyecanla parlayan &ccedil;imen yeşili g&ouml;zler r&uuml;zg&acirc;r oluşturup amansız bir umut kapısını a&ccedil;maya &ccedil;alışsa da kendini hemen kaptırmadı.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">&ldquo;Seher abla.&rdquo; Leyla bu kapıyı zorlamaya hatta kırmaya kararlıydı. Aylardır bu haberi vermeyi bekliyor, secdeye kapanıp saatlerce dua ediyordu Rabbine. İşte olmuştu, duaları karşılığını bulmuş yolculuğun başından beri g&uuml;lmeyen g&ouml;zleri nihayet g&uuml;lm&uuml;şt&uuml;. &ldquo;Trabzon kurtulmuş! Ruslar &ccedil;ekip gitmiş memleketimizden abla!&rdquo; İki adımda Seher&rsquo;in yanına yaklaştı, ellerini tuttu. &ldquo;Bitti abla, bitti.&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">Ger&ccedil;ekten bitmiş miydi? İki yıl &ouml;nce &ccedil;ıktıkları yolculuk yerini geri d&ouml;n&uuml;şe mi bırakmıştı? Hızla atmaya başlayan kalbini tuttu korkuyla. &ldquo;Leyla,&rdquo; harfler titriyor, birleşiyor heceler &ccedil;ığ olup Seher&rsquo;in &ccedil;aresiz dilinden taşıyor. Bitişin ucundan tutuyorlar birlikte, eksiklikle, hi&ccedil;likle, yoklukla birbirlerine sarılıyorlar. Aştıkları yollar, i&ccedil;inden ge&ccedil;tikleri fırtınalar, azgın sular, hır&ccedil;ın yağmurlar&hellip; Hepsi geri de kalmış birer k&acirc;bustan ibaret, &ouml;nlerinde bir gelecek geleceğin ucunda umut var.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">Karanlık İstanbul&rsquo;un g&uuml;r&uuml;lt&uuml;s&uuml;n&uuml;n &uuml;zerine akşam ezanıyla birlikte &ccedil;&ouml;kmeden &ouml;nce Hatice Hanım&rsquo;ın bah&ccedil;esindeki &ccedil;eşmenin başına ge&ccedil;ip abdestini tazeliyor Seher. Ezanın okunmasını beklerken herkesin i&ccedil;eride olmasını fırsat bilerek bah&ccedil;edeki k&uuml;&ccedil;&uuml;k havuzun kenarına ilişiyor, batan g&uuml;neşten geride kalan denize yansımış son kızıllığı seyrediyor oturduğu yerden. İki yıl &ouml;nce, sıcak ile soğuk arasına kalmış bir bahar sabahında &ccedil;ıktığı evine geri mi d&ouml;necekti şimdi? Yarabbi ger&ccedil;ekten doğduğu, b&uuml;y&uuml;d&uuml;ğ&uuml; topraklara d&ouml;necek, ardında bıraktıklarına kavuşacak mıydı? Eğer bu bir kandırmacaysa son nefesini vermeye razıydı, yeter ki y&uuml;reği bu defa gafil avlanmasın, dualarının kabul olduğunu g&ouml;n&uuml;l g&ouml;z&uuml;yle g&ouml;rs&uuml;n. Y&uuml;reği &ouml;zlemle dolup taşarken başını &ouml;ne eğdi, sol elinin y&uuml;z&uuml;k parmağında bir başına kalmış y&uuml;z&uuml;ğ&uuml;n mavi taşına dokundu usulca. İ&ccedil;inden yayılan ılık sevdanın sıcağına kıvrıldı, bah&ccedil;eye d&ouml;k&uuml;len yaprakların arasına masmavi parlayan taşı sol yanına bastırdı. Elinde avucunda bir tek bu g&uuml;m&uuml;ş y&uuml;z&uuml;k kalmıştı. Sabahın ilk ışıkları, yola &ccedil;ıkmak i&ccedil;in bekleyen at arabasının k&uuml;&ccedil;&uuml;k camlarına &ccedil;arparken gitmeye mecbur olduğunu bile bile kalmak istediğini s&ouml;ylemek i&ccedil;in d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml; hayat arkadaşı cebinden bu y&uuml;z&uuml;ğ&uuml; &ccedil;ıkarmış, vedayı mavi taşın keskin ucuna yerleştirip kadının avcuna bırakmıştı. Yarı g&uuml;ler, yarı ağlar vaziyetteydi ancak g&ouml;zlerinden yaş d&ouml;k&uuml;lm&uuml;yordu. Hi&ccedil; ağlamamıştı, hi&ccedil;. Yola &ccedil;ıktıklarında, bir canı o yolda geri de bıraktıklarında, şahit oldukları karşısında veyahut Trabzon&rsquo;da bıraktıklarından haber alamadığında&hellip; Bir kere olsun d&ouml;k&uuml;lmemişti inci tanesi yaşları yanaklarından. Bir kere &lsquo;of&rsquo; dememiş, isyan etmemiş karanlığın biteceğini d&uuml;şleyerek dua &uuml;st&uuml;ne dua, hatim &uuml;st&uuml;ne hatim indirmişti. Nihayet bitmişti, bitmişti değil mi? İnanamıyordu hala! &Uuml;&ccedil; g&uuml;n sonra hasretin k&ouml;r ibresi vuslata d&ouml;necek, İstanbul limanından bindiği gemiyle yuvasına d&ouml;necekti. Peki, bıraktığı gibi bulabilecek miydi? İşte bundan &ccedil;ok koruyordu Seher.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">İstanbul&rsquo;a ilk geldiklerinde sahip oldukları eşyaların neredeyse &ccedil;oğunu geride bırakıp, elde kalan para edebilecek malları satarak kazandıkları parayla birlikte Hatice Hanım&rsquo;ın kocası S&uuml;leyman Efendinin bulduğu arabaya bindiler birlikte. Seher, yanında Leyla. Leyla&rsquo;nın kucağında lacivert kumaştan &uuml;st&uuml; pembe işlemeli bir boh&ccedil;a var. İ&ccedil;inde iki par&ccedil;a kıyafet, yarısı kırılmış bir ayna, gencecik yaşında g&ouml;rd&uuml;klerini sığdırmaya yetmeyecek bir defter var. Leyla&rsquo;nın karşısında gelişten ve gidişten bihaber, yolu bazen y&uuml;r&uuml;yerek bazen kucakta aşan Nazenig daha doğrusu Nazenin oturuyordu. Yere bile değmeyen ayaklarında k&uuml;&ccedil;&uuml;k iskarpinler, &uuml;zerinde eski bir elbiseden bi&ccedil;ilmiş k&uuml;&ccedil;&uuml;k elbise var. Başına ise kulaklarını kapatacak şekilde k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir &ouml;rt&uuml; bağlanmış, babasından ayrılırken sahip olduğu ismi gibi kıyafetleri de onunla birlikte değişmiş bambaşka biri yapıvermiş onu. K&uuml;&ccedil;&uuml;k parmakları arasında tahtadan bir at d&ouml;n&uuml;yor, muhacirliğin nasibini almış oyuncak sevimli mavi g&ouml;zlerinin ışığında parıldıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">Liman kalabalığına karışıyorlar hep birlikte. Seher iki kardeşinin, can yoldaşının, dert ortaklarının, kaderdaşlarının ellerini sıkı sıkı tutarak onları bekleyen Reşadiye vapuruna doğru S&uuml;leyman Efendi&rsquo;nin ardından y&uuml;r&uuml;yor. Biletleri kesiliyor, vedalar ediliyor ve nihayet vapura biniyorlar. Vapurun arkasına, kenarda buldukları yere oturuyorlar yan yana. İkisinin de g&ouml;zleri İstanbul&rsquo;un karmaşasına dalıyor h&uuml;z&uuml;nle, Nazenin her şeyden bihaber el sallıyor onlara kapılarını a&ccedil;an S&uuml;leyman Efendiye.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">Neredeyse iki yıl &ouml;nce 15 Mart sabahında &ccedil;ıktıkları muhacirlik yolu onları aylar s&uuml;ren bir m&uuml;cadeleden sonra İstanbul&rsquo;un kollarına ulaştırmıştı. Y&uuml;reklerinde g&ouml;rd&uuml;kleri nice vahşetin yarası, ister bedenen ister ruhen parampar&ccedil;a olmuş psikolojileriyle İstanbul&rsquo;da yaşayan uzak akrabalarının evlerine ulaştıklarında, t&uuml;m yaşananların birer yanılsama olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorlardı. O sabah evden &ccedil;ıkmamış, arabayla gidebildikleri kadar gidip yolun sona erdiği yerde paralarının &ccedil;oğunu k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir takaya binmek i&ccedil;in kaptanın eline saymamış, denizin bittiği yerde hır&ccedil;ın Harşit &ccedil;ayını aşmamış derenin i&ccedil;inde biriken ceset yığınlarını g&ouml;r&uuml;p de yaşam m&uuml;cadelesi y&uuml;z&uuml;nden g&ouml;rmezden gelmemiş gibi&hellip;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">*</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">Muhacirlik&hellip; Menzili bilinmeyen, karşına &ccedil;ıkartacakları tahmin edilemeyen, g&uuml;nlerce uykusuz, a&ccedil; biila&ccedil; halde &uuml;mitsizlik ve korku i&ccedil;inde ge&ccedil;en sonu sonsuz, varışı belirsiz, yaşamı amansız &ouml;l&uuml;m&uuml; hak bir yolculuk.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">&ldquo;Muhacirlik var!&rdquo; diye bağırmıştı tellak Şark Meydanının ortasında olanca sesiyle. İşinde g&uuml;c&uuml;nde olan halk her şeyi bırakıp tellağın ağzından &ccedil;ıkacak haberin devamını beklemeye koyulmuştu. &ldquo;Muhacirlik var emir &ccedil;ıktı. Vali Cemal Azmi Bey şehir merkezini Ordu&rsquo;ya taşıyor. Halkın şehri boşaltması, Giresun tarafına doğru acilen yola &ccedil;ıkması, ayağına bağ olacak eşyayı burada bırakması ancak &ccedil;ok aciliyeti olanları yanına alması, hayati ehemmiyette olanlardan başkasını y&uuml;k etmemesi&hellip;&rdquo; B&ouml;yle devam ediyordu tellak ama kimsede dinleyecek hal kalmamıştı. Kimisi kendi arasında konuşmaya kimisi de işini olduğu gibi bırakıp evine koşmaya başlamıştı. Tarih belli değildi ama Vali şehri Ordu&rsquo;ya taşımaya karar verdiyse Rus ordusu yakında demekti.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">Kadir almak &uuml;zere olduğu kitabı tezg&acirc;ha geri bırakıp kendi arasında konuşan adamlara başıyla selam vererek Kitap&ccedil;ı Hamdi&rsquo;nin d&uuml;kk&acirc;nından &ccedil;ıktı. Uzun Sokaktan Tabakhane&rsquo;ye indi, k&ouml;pr&uuml;den ge&ccedil;ti Ortahisar&rsquo;a vardı. Yokuşu s&uuml;ratle tırmandı, yanında ge&ccedil;enlere yalnızca baş selamı verdi. Nihayet eve vardığında bah&ccedil;enin tahta kapısını a&ccedil;ıp kendini i&ccedil;eri zor attı.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">&ldquo;Hacı Baba!&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">Duyduklarını evdekilere nasıl haber vereceğini d&uuml;ş&uuml;nmek aklına hi&ccedil; gelmemişti. Kendini yola &ouml;yle bir atmıştı ki endişesi d&uuml;ş&uuml;ncelerine engel olmuş, hızına hız katmıştı. Elindekileri bah&ccedil;enin ortasındaki tahta sofranın &uuml;zerine bıraktı, asma kemerin altından ge&ccedil;ip yukarı &ccedil;ıkan basamakları &uuml;&ccedil;er beşer tırmandı. &ldquo;Hacı Baba,&rdquo; diyerek odaya girdiğinde evin b&uuml;t&uuml;n ahalisini bir arada buldu. Annesi, Hacı Baba, Seher, Leyla&hellip; Hepsi bir kenara oturmuş, sessizlik i&ccedil;inde beklemekteydiler. Y&uuml;zlerindeki h&uuml;zne bakılırsa haberi &ccedil;oktan almışlardı. &ldquo;Muhacirlik,&rdquo; dedi yine de, devamını getirmesine gerek yoktu.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">Nefes nefese odaya girmiş olan Kadir&rsquo;i g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; anda endişeyle ayağa kalktı Seher. Ağırlığını sağlam ayağına vermiş, ayakta zar zor duruyordu gen&ccedil; adam. Muhacirlik haberini aldığı gibi eve koşmuş olmalıydı ki ayağının rahatsızlığını d&uuml;ş&uuml;nmemiş, koşmuştu. &ldquo;Otur ş&ouml;yle, dinlen.&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">Dinlenme zamanı mıydı? Yola &ccedil;ıkılmalıydı. Ruslar geliyordu, burada durulur muydu? İyi de nasıl y&uuml;r&uuml;yecekti onca yolu? Sakat bir ayakla gidişi belirsiz, amansız, sonsuz yola &ccedil;ıkılır mıydı? &Ccedil;ıksa bile birlikte y&uuml;r&uuml;d&uuml;klerini yavaşlatmak dışında ne işe yarardı? Annesine baktı g&ouml;z ucuyla, ciğer hastası kadın nasıl y&uuml;r&uuml;yecekti onca yolu?</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">&ldquo;Ne olacak şimdi?&rdquo; Kız kardeşinin sorusu &ccedil;aresizliğine &ccedil;aresizlik katmıştı. &ldquo;Gidecek, bırakacak mıyız Trabzon&rsquo;u?&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">Trabzon&rsquo;u bırakmak&hellip; Bu hır&ccedil;ın, d&ouml;rt mevsimi bir g&uuml;ne sığdıran, Karadeniz&rsquo;e bağlanmış inci tanesini bırakmak m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;yd&uuml;? &Ouml;yle bir noktaya gelmişlerdi ki b&uuml;t&uuml;n imk&acirc;nsızlıklar m&uuml;mk&uuml;n kılınmış, yolculuk belli yolcuya kabullenmek dışında hi&ccedil;bir şey kalmıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">&ldquo;Biz gideceğiz,&rdquo; diyor Hacı Baba g&uuml;&ccedil;l&uuml; durmaya &ccedil;alışarak. &ldquo;Sen burada duracak annene bakacaksın, Asiye hasta onca yolu y&uuml;r&uuml;yemez.&rdquo; Dilinin altında yatan, sen y&uuml;r&uuml;yemezsin, lafını yutmasına g&ouml;z yumdu. B&ouml;yle bir haldeyken gurur son mevzuydu ki araya ayrılık, koskocaman bir hicran yarası girecekken birine darılmanın hi&ccedil;bir anlamı yoktu. Yine de o uzun ve zorlu yolda birlikte olamayacak olmak &uuml;z&uuml;nt&uuml;s&uuml;ne &uuml;z&uuml;nt&uuml; katıyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">&ldquo;Hazırlanın, taşıyabildiğinizi alın. B&uuml;t&uuml;n takıları paraya &ccedil;evirin yolda lazım olur, bankada ne varsa &ccedil;ek Kadir Rus itine g&uuml;ven olmaz. Seher, kızım elden &ccedil;ıkarılabilecek eşyaları topla bug&uuml;n yarın satalım. Hadi, oturmayın!&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">Hacı Baba&rsquo;nın emriyle ev ahalisi istemeden de olsa ayaklandı. Her şey birka&ccedil; g&uuml;n i&ccedil;inde hallolmuştu. B&uuml;y&uuml;k&ccedil;e bir boh&ccedil;aya kıyafetler, battaniyeler yerleştirilmiş; bir başka boh&ccedil;anın i&ccedil;ine porselen k&acirc;seler, orta boylu bir demlik, &uuml;&ccedil; par&ccedil;a tabak; cam kavanozların i&ccedil;ine &ccedil;ay, yazdan kalma kurumuş fındık, kuş &uuml;z&uuml;m&uuml; doldurulmuştu. Yola &ccedil;ıkmadan bir g&uuml;n &ouml;nce Seher kollarını yukarı sıvadı, yaşmağını sıkıca bağladı ve bah&ccedil;eye a&ccedil;ılan mutfağa attı kendini. Ay tepede parlıyor, mum ışığıyla birleşerek mutfağı aydınlatıyordu. On beş g&uuml;n yetecek kadar hamur yoğurdu, i&ccedil;ine tava peyniri, patates kavurması ve haşlanmış pazı koyup sac &uuml;zerinde kızarttı birazını eve bıraktı &ccedil;oğunu geniş tepsinin i&ccedil;inde biriktirdi &uuml;st&uuml;n&uuml; kapattı. Ağzına kadar dolu bir tencereyle patates haşladı, &uuml;&ccedil; tepsi b&ouml;rek a&ccedil;tı, yetmedi lahana sarması sardı. Sanki ne yapsa yetersiz kalıyordu. Evin i&ccedil;i, bah&ccedil;e, mahalle hatta t&uuml;m Trabzon mutfaktan &ccedil;ıkan kokularla dolmuştu. Ateş başında durmaktan terlemiş, yaşmak kafasından kaymıştı. Sarı sa&ccedil;larını kulağının arkasına itip ağır bir nefes bıraktı havaya. Yapmalı, yapmalı, bozulmayacak yemekler yapmalı. Yol uzun, yemek bulmak zor yapabileceği kadar yemek yapmalı ama ne kadar yapmalı? Ka&ccedil; g&uuml;n s&uuml;rer buradan İstanbul? G&uuml;n yeter mi, aylar s&uuml;rer. Ya bu yol hi&ccedil; bitmezse? Ya bu yolun geri d&ouml;n&uuml;ş&uuml; olmaz, geride bıraktıklarına kavuşamazsa?</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">&ldquo;Seher.&rdquo;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">Yapacağı &lsquo;son&rsquo; yemeği mutfak dolaplarını izleyerek d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rken arkasından gelen sesle yerinde sı&ccedil;radı. İlk defa, evlendiklerinden beri ilk defa adıyla seslenmişti ona Kadir. Annesini beş yaşında t&uuml;berk&uuml;lozdan, babasını ise Balkan Harbinde kaybetmişti. Hayatta kalan son akrabası annesinin teyzekızı Asiye&rsquo;ydi ve babasının cepheye gittiğinden beri onlarla birlikte kalıyordu. Bu eve ilk geldiğinde on beş yaşındaydı. Kadir ile nişanlandığında on yedi, evlendiğinde on sekiz&hellip; Bir senedir evliydiler ama bunca zamandır bir kere bile adıyla seslenmemiş, g&ouml;z g&ouml;ze bile gelmemişlerdi. Sesinden adını duymak saatlerdir hareket etmesini sağlayan kukla iplerini teker teker keserken kocasına d&ouml;nd&uuml;. &ldquo;Dinlenmen gerek.&rdquo;<span>&nbsp;</span><em>&Ouml;n&uuml;nde uzun bir yol var. Dursan bile dinlenemeyeceğin, başı da sonu da yorgunluk olan bir yol. M&uuml;cadele edeceğin, topla t&uuml;fekle olmasa da savaşacağın, imtihanla dolu bir yol. Kırk yıl uyusan bile uyandığında &uuml;st&uuml;nden atamayacağın, zihninden silemeyeceğin bir yorgunluk seni bekliyor, ne kadar aş pişirirsen pişir bu yolda a&ccedil;lık da olacak susuzlukta, muhacirliğin kanunu bu...</em></p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :=""><em>&ldquo;</em>Daha bitmedi, hem uykum yok.&rdquo;<span>&nbsp;</span><em>Nasıl uyuyayım? Seni ardımda bırakırken, &ouml;n&uuml;mdeki yolun korkun&ccedil;luğunu unutup nasıl uyuyayım? G&ouml;zlerim &uuml;zerine kapandığında nice felaket birikir ardında, o karanlığın i&ccedil;ine adım adım ilerlerken ben nasıl uyuyayım? Memleketimi, anamın mezarını, babamın hatırlarını, seni sevdiğim bu evi nasıl bırakayım? Yol uzun, ne olmuş? Bitmeyecekse uzun olmasının ne anlamı var? Sonu sana &ccedil;ıkmayacaksa imtihanın ne anlamı var? Sen bana &lsquo;Seher&rsquo; demişsin, uykunun ne gereği var?</em></p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">&ldquo;Bah&ccedil;eye gelsene.&rdquo;</p>
<p>Kadir aksayan adımlarla bah&ccedil;eye giderken ellerini beline bağladığı beyaz beze silip pişen b&ouml;reğin &uuml;zerini sini beziyle &ouml;rtt&uuml;ğ&uuml; gibi mutfaktan &ccedil;ıktı. Kalbi yarını unutmuş gibi heyecanla atıyor, elleri titriyordu. Entarisini avcunun i&ccedil;ine hapsedip ağır adımlarla bah&ccedil;e duvarına oturmuş, g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml; izleyen Kadir&rsquo;in yanına yaklaştı.&nbsp;</p>
<p style="font-weight: 400;"></p>
<p style="font-weight: 400;"></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: right;" data-original-attrs="{" :=""><em>devam edecek...</em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DİLHUN</title>
<link>https://edebiyatblog.com/dilhun</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/dilhun</guid>
<description><![CDATA[ Sevdiğim... Geliyorum.. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_6279710ba9d57.jpg" length="81823" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 09 May 2022 22:53:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nghncsknr</dc:creator>
<media:keywords>aşk, ayrılık, acı, vuslat, hasret</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p data-p-id="bb25bb7d94f0591959ba0fe464543fd0"><em>Sevdiğim... Geliyorum.</em></p>
<p data-p-id="74239350a46e159baf08c2b0acc33221"><em>Bitiyor bu dilhun, ya da biten benim bilmiyorum.</em></p>
<p data-p-id="9e1f1a0becc95b357c9e2e8733f2773b"><em>G&ouml;kteki Ay'ım. Yıldızlarım, karanlığım, en g&uuml;zel yolum,</em></p>
<p data-p-id="2b8f889ddc210262f039d8467c8f855d"><em>Sana geliyorum.</em></p>
<p data-p-id="fc41963f25bfe53bc658bde711f024b5"><em>Vuslat bitiyor mu?&nbsp;Yoksa ben mi vuslata d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yorum?</em></p>
<p data-p-id="c3f896ded7d4311164394b4122bf3dfe"><em>Bihaberim d&uuml;nyadan ama sana geliyorum.</em></p>
<p data-p-id="a02a758434483e65d4135605339415cc"><em>Bileğimde oluşan k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir sızı.</em></p>
<p data-p-id="a02a758434483e65d4135605339415cc"><em> İ&ccedil;imi yakan ateşin yanında hi&ccedil;bir şey...</em></p>
<p data-p-id="f2a56bf6ae3fe4e4bcca3b4d82780330"><em>Kesiklerden s&uuml;z&uuml;len koyu kırmızı sıvı, </em></p>
<p data-p-id="f2a56bf6ae3fe4e4bcca3b4d82780330"><em>Umutlarımın karanlığı, &ccedil;aresizlik ve bitişin tek el&ccedil;isi...</em></p>
<p data-p-id="cb6820560a91a8937bc12c151d027acb"><em>Cehennemin sıcaklığı yayılıyor koluma, </em></p>
<p data-p-id="cb6820560a91a8937bc12c151d027acb"><em>Ben bitiyorum ama sende var oluyorum.</em></p>
<p data-p-id="21650cd899b2de8c7e215de7cdf534ff"><em>Yerde toprak, g&ouml;kte Ay şahidim olsun, </em></p>
<p data-p-id="21650cd899b2de8c7e215de7cdf534ff"><em>Ka&ccedil;ıyorsam sana ka&ccedil;ıyorum!</em></p>
<p data-p-id="22f797e50b19b8284837185f9ca9276f"><em>İnim inim inliyor g&ouml;kkubbe.&nbsp;</em></p>
<p data-p-id="794a4c4856beff2c5d015888ed505fbc"><em>Yağmur bastırıyor duyuyorum...</em></p>
<p data-p-id="c37e5a2add5fc0ed28e998a66b54cc6e"><em>Veda ediyor bana damlalar yere her d&uuml;ş&uuml;ş&uuml;nde.</em></p>
<p data-p-id="41b0b60bba42be653d37ff25ea62cd1f"><em>Ruhuma &uuml;fl&uuml;yor melekler r&uuml;zgarın ılık meltemini,</em></p>
<p data-p-id="2bf08d3ee258dbe94fc7c24a8be91656"><em>Sevgilim ben geliyorum duyuyor musun?</em></p>
<p data-p-id="3b110676e7a993ad3ca6e3ebedcc719a"><em>Ge&ccedil;ecek, diyen insanların sesleri karışıyor birbirine.</em></p>
<p data-p-id="038316116970eb3903960056f301160f"><em>Anne son kez bak bana, gidiyorum.&nbsp;</em></p>
<p data-p-id="038316116970eb3903960056f301160f"><em>Affet...</em></p>
<p data-p-id="33b6b7a8c67330c565b6ddee57c64814"><em>Ne r&uuml;ya ne kabus, gidiyorum. </em></p>
<p data-p-id="33b6b7a8c67330c565b6ddee57c64814"><em>Sevgilim, sana geliyorum.</em></p>
<p data-p-id="fdaaf3f7d4716db4bd418e39186770c7"><em>Koşuyorum sevgilim, </em></p>
<p data-p-id="fdaaf3f7d4716db4bd418e39186770c7"><em>Sensiz nefes alamadığım d&uuml;nyadan,</em></p>
<p data-p-id="c0d9c14c10e3b70c4ab032e22d8c1960"><em>Koşarak uzaklaşıyorum.</em></p>
<p data-p-id="9acad372df8e02b3c660df4d632ecb85"><em>Bak bunlar &uuml;mitlerimin &ccedil;izikleri.</em></p>
<p data-p-id="1485545ed382b7752f7ca4181d3a5a61"><em>Bak bunlar keenlemyek&uuml;n.</em></p>
<p data-p-id="8838c2ec160d19a2891e80fd186da3a6"><em>Bak bunlar ruhumun ah'ları.</em></p>
<p data-p-id="e4d14da423b18f626430ad11427d8406"><em>Pespaye anılar, ruhlar, acılar.</em></p>
<p data-p-id="4e265db40e14f9a742a6bcdbd2977027"><em>Ben gidiyorum.&nbsp;</em></p>
<p data-p-id="5d8e89b56c01c1de63bc053fc4429358"><em>Cansipervane gidiyorum.</em></p>
<p data-p-id="b476415fb5aa13c9f44d57f579822540"><em>G&uuml;l&uuml;ms&uuml;yorum, &ccedil;&uuml;nk&uuml; kavuşuyorum.</em></p>
<p data-p-id="532829cff4eed1360dda34ffd1219860"><em>Yokluğuna eyvallah, varlığına hasret, sensiz nefeslere isyanla...&nbsp;</em></p>
<p data-p-id="532829cff4eed1360dda34ffd1219860"><em>Benim b&uuml;t&uuml;n gelişlerim gidişlerim hep sana...</em></p>
<p><img src="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x_6279710bc42f5.jpg" alt="" /></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Şimdi Bana Kaybolan Yıllarımı Verseler</title>
<link>https://edebiyatblog.com/simdi-bana-kaybolan-yillarimi-verseler</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/simdi-bana-kaybolan-yillarimi-verseler</guid>
<description><![CDATA[ Bir çay molasında kaybolan gençliğiyle bugünü arasında gidip gelen bir kadının bilinç yolculuğu... ]]></description>
<enclosure url="https://i.pinimg.com/564x/6e/55/5c/6e555c660fa1e3694c7571848c6b10b2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 06 May 2022 19:32:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nghncsknr</dc:creator>
<media:keywords>geçmiş, bugün, sahip olduklarımız, mola, yorgunluk, yaşam, anne, evlat, eş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;">&ldquo;Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler..."</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;">Sezen Aksu&rsquo;nun plaktan &ccedil;ıkan cızırtılı sesi kulaklarıma asil bir ş&ouml;len bırakıyordu. Arkama yaslandım, ayaklarımı &ouml;n&uuml;mdeki sehpaya uzatıp bedenimi rahata erdirecekken parmaklarım f&uuml;tursuz bir başkaldırışla hemen yanında duran k&uuml;&ccedil;&uuml;k saksıya &ccedil;arptı. Harika, &ccedil;ok iyi m&uuml;kemmel! K&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k balkonum sizlere &ouml;m&uuml;r, &uuml;zerine bir k&uuml;rek toprak da siz atmak ister misiniz?</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;">Ama hayır! Moral bozmak yok, sakin olalım ka&ccedil;mıyor ya birazdan temizlerim ortalığı. &Ouml;nce &ccedil;ayımı i&ccedil;meli, kokusunu i&ccedil;ime &ccedil;ekip sonbaharı izlemeliyim. Toprağı temizlemek kolay, zor olan bir daha bu fırsatı bulmak! G&ouml;z ucuyla yere, on yıl &ouml;nce b&uuml;y&uuml;k bir kavgayla yolları ayırdığım lise arkadaşımı g&ouml;rm&uuml;ş gibi bakıp havalı bir &ccedil;ene kaldırışıyla balkonun a&ccedil;ık penceresine d&ouml;nd&uuml;m. Oh arabalar vızır vızır, maşallah herkesin de dışarıda işi var. Kız yavaş y&uuml;r&uuml; yavaş, acelen mi var? Sanki arkandan atlı kovalıyor. Ey gidi gen&ccedil;lik! Yaşarken &ouml;yle yavaş ve bitmeyecek gibiydi ki buna inat hızlanırdık. Aynı şu kulağında kulaklıkla insanlara &ccedil;arpmadan y&uuml;r&uuml;meye &ccedil;alışan kısa sa&ccedil;lı, uzun boylu kızcağız gibi&hellip; Keşke camdan dışarı sarkıp kızım kulaklığı &ccedil;ıkar arabaları duymayacaksın diye bağırsam. Bağırsam ne olacak? Başını kaldırıp &lsquo;sana ne be&rsquo; dese uyarımla kalır, &uuml;st&uuml;ne cevap da veremem.&nbsp; Yok, bu yaştan sonra saygısız veletlerle uğraşamam.</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;">Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler&hellip;</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;">Ah, ah! Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler&hellip; Ellerimden kayıp giden gen&ccedil;liğimi, gereksiz yere kırılmasına izin verdiğim kalbimi, annemin sıcak &ccedil;&ouml;rek pişirdiği sabahları, ablamla kıyafet i&ccedil;in birbirimizi yediğimiz o hafta sonlarını, lisedeki ger&ccedil;ek olduğunu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;m ve evlilik hayalleri kurduğum o &ccedil;ocuksu ilk aşkımı&hellip; T&uuml;m bunları geri verseler, beş saniyeliğine olsun soluklansam. Şu balkona oturmayı bile nimet saymayacak kadar rahat olduğum g&uuml;nlere d&ouml;nsem başka ne isterim ki?</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;">Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler&hellip;</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;">Kapı &ccedil;alsa, bir kutu bulsam b&uuml;y&uuml;k&ccedil;e. İ&ccedil;ini a&ccedil;tığım gibi ge&ccedil;mişin girdabına kapılsam. Yemek pişirme derdi yok, birazdan &ccedil;ocuklar eve gelecek erişteli &ccedil;orba yaptım kesin &ldquo;Yemem,&rdquo; deyip mızıldanacak kocaman a&ccedil;tıkları g&ouml;zleriyle &ccedil;ikolatalı ekmek isteyecekler. Ana y&uuml;reği bu, dayanır mı? Zararlıysa zararlı s&uuml;r yesin, oh eli y&uuml;z&uuml; &ccedil;ikolata oldu bir de duş alsın. &Uuml;niversitedeki ben olsa &ouml;yle mi yapardı? Eğitim almıştı o, &ccedil;ocuk nasıl doğru yetiştirilir biliyordu. Disiplin oluşturmak ve bunu &ccedil;ocuğa uyarlamak en kolayıydı, yersen!</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;">Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler&hellip;</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;">G&uuml;zel olurdu. Yaşamın teorisini &ouml;ğrenip sıra pratiğe gelince kalakalırdım. Okul biterdi, sınavlar başlardı. Koşturmazdım, yerimde can &ccedil;ekişirdim. Saatlerce bir sandalyenin başına oturur &ouml;n&uuml;mdeki kitaplarla soluksuz bir aşk yaşardım. Sorular ka&ccedil;ardı, ben yakalardım. &Ccedil;ok gezen Coğrafya, Muhteşem Y&uuml;zyıla zerre benzemeyen ama Kanuni gibi etrafta dolanan heybetli Tarih, o endamlı Matematik, şiirle romanla kalp &ccedil;almaya &ccedil;alışan Edebiyat, konuştuğumuz gibi olmayan o afili T&uuml;rk&ccedil;e! Hi&ccedil;biriyle s&uuml;rekli bir ilişkimiz olmazdı, bir onunla bir bununla gezer dururdum. Bel fıtığı, boyun fıtığı, beyin fıtığı&hellip; Sınavdan bir g&uuml;n &ouml;nce basardım eriği fosfor versin diye, kuruyemişi damardan alır okunmuş pirinci dilaltı niyetine saklardım. Bismillah de başla ilk sorudan t&ouml;vbe bismillah de bitir sınavı, sonra otur sonucu bekle.</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;">Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler&hellip;</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;">Aynen Sezen, versinler. Versinler ama &ccedil;ocuklar uyuduktan sonra versinler. &Ouml;devleri bitsin, masalları okunsun, kıyafetlerini de &uuml;t&uuml;leyeyim sabaha kalınca ağlayarak yapıyorum. Beslenmeleri i&ccedil;in b&ouml;rek yapmak lazım, gezi i&ccedil;in belge doldurulacak, birazdan koridorda belirir b&uuml;y&uuml;k olan. Utana sıkıla yanıma yanaşır, &ldquo;Karton var mı?&rdquo; diye sorar. Saate bakarsın gece yarısı, &ccedil;ocuğun g&ouml;z&uuml;nde &ccedil;apak var, belli uykuya dalacakken gelmiş aklına. Ee hani kaybolan yıllarımı vereceklerdi? Azıcık daha beklesinler, acelesi yok ya &ouml;nce &ouml;dev yapmamız lazım.</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;">Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler!</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;">Versinler, ne değişir? Tek bir s&ouml;z s&ouml;ylemeye hakkım yok. En nihayetinde kaybolan yıllar ge&ccedil;mişte kalmadı mı? Ge&ccedil;mişin telafisi ne zaman olmuş ki şimdi olsun. Ancak oturur yaptıklarıma &uuml;z&uuml;l&uuml;r, yapamadıklarıma pişman olurum. G&uuml;lerim, kahkahalarla g&uuml;lerim. O k&ouml;rpe kız &ccedil;ocuğuna, hi&ccedil;bir şey bilmeyen gen&ccedil; kıza, bildiğini sanan gen&ccedil; kadına bakar katıla katıla g&uuml;lerim. Sabırsızlanırım, hemen geri d&ouml;nmek isterim. Beni bekleyenler var, kaybolan yıllarla ne yapayım? Eşim Bey gelecek, &uuml;st&uuml;m&uuml; değiştirmeliyim. Bu akşam i&ccedil;in g&uuml;zel bir film buldum, ikimizde sızmazsak onu seyrederiz. Makinede &ccedil;amaşırlar var asılacak. Yemeğin sosu yapılıp eklenecek, annemin hastane randevusu alınacak, ha unutmadan kaybolan yıllar da geri verilecek, boşu boşuna elimizde durmasın yazık.</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;">Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler!</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;">Sezen&rsquo;in sesi aynı noktada defalarca d&ouml;nmeye devam ederken daha fazla dayanamayıp uzattığım ayaklarımı yere indirdim. Verme kardeşim verme! Aynı g&uuml;nleri tekrar yaşayacaksam buraya gelmemin anlamı ne? Yer toprak i&ccedil;inde, &ccedil;ay soğumuş, insanlar evimin sokağını ardında bırakmış sonbahar bile yalnız kalmış. Bekliyorum, zilin &ccedil;almasını bekliyorum. Geleceğim bile bende değilken ge&ccedil;mişi alsam ne yazar? Vermesinler, bana ge&ccedil;mişi vermesinler. Bana gecenin k&ouml;r&uuml;nde &ouml;dev yapmak isteyen oğlumu versinler. Bana film izlerken sonunu g&ouml;remeden uyuya kalan kocamı versinler. Bana &ccedil;ikolatalı ekmek isteyen &ccedil;ocuklarımı versinler. Kaybolan yıllarım &ccedil;izilmiş, aynı noktaya takılı kalmış o plakta kalsın ben bu balkonda oturup soğuyan &ccedil;ayımla bir &uuml;mit onları bekleyeyim.</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;">Yerler toprak olmuş, olsun. Ben &ouml;nce &ccedil;ayımı i&ccedil;eyim.</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;">13.11.21</p>
<p style="padding-left: 40px; text-align: justify;"></p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>