<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; rehneverd</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/rehneverd</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; rehneverd</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Bir Haziran Sıcağı Günlükleri &#45;4&#45;</title>
<link>https://edebiyatblog.com/bir-haziran-sicagi-gunlukleri-4</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/bir-haziran-sicagi-gunlukleri-4</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_610abbd3e8244.jpg" length="65499" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 17 Sep 2021 20:15:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>rehneverd</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Yaprak d&ouml;ker bir yanımız, bir yanımız bahar bah&ccedil;e (parampar&ccedil;a)<img src="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x_6144cc7beb831.jpg" alt="" /></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>RENK</title>
<link>https://edebiyatblog.com/renk</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/renk</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x500_614204a8c0f0e.jpg" length="78764" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 15 Sep 2021 17:36:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>rehneverd</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hava karardığında, her şey daha b&uuml;y&uuml;l&uuml; bir h&acirc;le gelirdi. G&uuml;n ışığını yitiren nesneler, kendi ışıltılarını daha iyi ortaya koyduklarından mıdır bilmiyor, sisli ve g&ouml;lgeli bir g&uuml;n, i&ccedil;ine bambaşka hisler dolmasına sebepti. O g&uuml;nlerde, yavaşlardı. Eşyaya nazik&ccedil;e temas ederdi. Bakışları dahi yavaşlar, odanın i&ccedil;inde sakince s&uuml;z&uuml;lerek adını koyamadığı birtakım parıltılar arardı. Bilinmeze, merak edilene, i&ccedil;imizde hep bir şekilde tutsak olduğunu bildiğimiz o gize işaret eden parıltılar. B&uuml;y&uuml;y&uuml;nce ge&ccedil;er sanmış mıydı bilmiyoruz. Ama ge&ccedil;medi. İyi ki de ge&ccedil;medi. D&uuml;n gibi hatırlıyor &ccedil;ocukluk d&uuml;şlerini, bug&uuml;n de kurmaya devam ediyor yenilerini. Ama biraz daha farklı bir ge&ccedil;itten yaklaşıyor o fısıltılı kuyuya. Kuyunun i&ccedil;indekini g&ouml;rmek değil artık derdi. Fısıltıyı anlamak. Bir anda damarlarını genişleten, g&ouml;ğs&uuml;n&uuml; titreten o sesin sisine bulanmak. Yine de, h&acirc;l&acirc; &ouml;ğrenemedi birazcık sakin kalmayı. Gelen g&uuml;zelliği derin derin i&ccedil;ine almayı. Beklemeyi, b&uuml;y&uuml;tmeyi. H&acirc;l&acirc; hemen yutmak istiyor, anında y&uuml;kselmek. Yağmur yağıyor, arabaların yolda &ccedil;ıkardığı ses değişiyor, kuşlar ağa&ccedil; diplerine taşınıyor. Kargalar daha &uuml;rk&uuml;t&uuml;c&uuml;. Renkler solgun. Esas renklerine kavuşan eşyayı, &ouml;zlem y&uuml;kl&uuml; bakışlar g&ouml;r&uuml;yor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Haziran Sıcağı Günlükleri &#45;1&#45;</title>
<link>https://edebiyatblog.com/bir-haziran-sicagi-gunlukleri-1-632</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/bir-haziran-sicagi-gunlukleri-1-632</guid>
<description><![CDATA[ Geç olmadı, geç olsa hiç olmazdı ki... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_610abbd3e8244.jpg" length="65499" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 13 Sep 2021 15:28:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>rehneverd</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x_613f436666b1e.jpg" alt="" /></p>
<p>"￼Nasıl bekleyeceğini bilen kimse i&ccedil;in, her şey vaktinde ger&ccedil;ekleşecektir."</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Bakış</title>
<link>https://edebiyatblog.com/bir-bakis</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/bir-bakis</guid>
<description><![CDATA[ Çoğu zaman rüyalarını unuturdu. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x500_613e416a57b3a.jpg" length="73086" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 12 Sep 2021 21:08:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>rehneverd</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&Ccedil;oğu zaman r&uuml;yalarını unuturdu. Birka&ccedil; g&ouml;r&uuml;nt&uuml;, birka&ccedil; y&uuml;z, belki ufak tefek olaylar. Silinip giden c&uuml;mleler. Sabahları kahvaltı sofralarında anlatılan, heyecanlı ve bir o kadar da karışık r&uuml;yaların sahibi hep başkaları olurdu. En azından bir kurgunun sahibi... Olaylar silinip gittik&ccedil;e, r&uuml;yalardan geriye kalan duygulara daha &ccedil;ok sahip &ccedil;ıkar olmuştu. Bazı g&uuml;nler, b&uuml;y&uuml;k bir istekle kalkardı yatağından. &Ccedil;aydanlığı kolayca kaldırır, bardakta t&uuml;ten buharı karanlık fonların &ouml;n&uuml;ne konumlandırırdı. B&ouml;yle şeyler i&ccedil;in enerjisi olduğunu hissederdi. Sıcak bir yumurta pişirmek i&ccedil;in. G&uuml;neşlikleri, odaya saatlerce d&ouml;nmeyecek de olsa, a&ccedil;ıp gitmek i&ccedil;in. Bazı g&uuml;nler ise bedeni bir k&uuml;l&ccedil;e gibi olurdu, kalkmaya direnirdi. Yatağı, yorganı, &ccedil;arşafların ılık havasını sevdiğinden değil. Aksine o terli ve uyuşmuş dokunuştan rahatsızlık bile duyardı. G&uuml;c&uuml; bulabilmek isterdi, g&uuml;ce uzanabilmek... Ama orada olmasına, işte tam orada olmasına rağmen dokunamazdı. R&uuml;yasının boynuna ilmeği doladığı, o yakın ama uzak noktada... B&ouml;yle b&ouml;yle, duygularını tanımaya başladı. Kendi tanımlarını oluşturmaya. Kurguların kalıplarından azade bir şekilde, hislerin kurgusunu yazmayı &ouml;ğrendi. Ger&ccedil;i duygular, oluşlarla ilintiliydi. Etki ve tepki vardı. G&ouml;r&uuml;nt&uuml; ve yansıma. Peki onun ilmek ilmek kuvvetlendirdiği şey neydi? &Ouml;rd&uuml;k&ccedil;e s&ouml;k&uuml;len bir hırka mı giyiyordu? Aslına bakarsanız, hepimizin sırtında b&ouml;yle bir hırka vardır. Şairin dediği gibi "&Ouml;mr&uuml;m, Ah benim &ouml;rd&uuml;k&ccedil;e s&ouml;k&uuml;len, Yakasız kolsuz hırkam..."(ŞE). O ilmekleri birbirine tutturan şey nedir, bunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rd&uuml;. Hatırasız gecelerin ardından, geriye bu kalırdı; ilmekleri birbirine tutturan ama yine de s&ouml;k&uuml;lmesini durduramayan, durduramasa bile ilmeklerin farkına vardıran, b&ouml;ylece durmayı s&ouml;k&uuml;p atan şey... O buna duygular dedi. Bir başkası ne der umursamadı. Ve zamanla daha iyi g&ouml;rd&uuml; ki, ah &ouml;mr&uuml;m, dedik&ccedil;e, hırkayı g&ouml;r&uuml;rd&uuml;, ilmeği ge&ccedil;irirdi, ilmeği s&ouml;kerdi... Ah &ouml;mr&uuml;m, ah &ouml;mr&uuml;m. Kaybettik&ccedil;e kazanılan, s&ouml;k&uuml;ld&uuml;k&ccedil;e gerisingeri dikilen, dikildik&ccedil;e s&ouml;k&uuml;len. Ah &ouml;mr&uuml;m, ah sahiplendiğim her şey, r&uuml;yam, uykum, duygum... Ah!<br />...<br />R&uuml;ya ve şiir birbirine benziyor. İkisi de bir sayıklama gibi, ama ikisini de es ge&ccedil;emiyorsunuz. Başınızın, bir kayalığın soğuk zemininde yahut yeşil bir &ccedil;imenlikte değil de, yastığınızda olduğunu fark ettiğiniz o ilk uyanış anında, tavanı tarayan g&ouml;zlerinizdeki boş ama boş olmayan bakış, bir şiir okuduktan sonra gelip yerleşen bakışa ne kadar da benziyor. Ama r&uuml;yaları anlattığımız kadar kolay anlatamıyoruz şiirleri bir başkasına. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; şiirler uyanıkken yazılır. Oradan gelen bir &ccedil;ağrıyı, bir ıstırap &ccedil;ığlığını kulak ardı edemezsiniz bahanesizce. Edersiniz belki ama, en azından insan i&ccedil;indeyken değil. Ya insan i&ccedil;indeyken duyarsak birka&ccedil; mısra, birka&ccedil; dize, ne yapalım? Şiirler anlaşılmıyor deyip ge&ccedil;elim. Şairin dili &ccedil;ok ağır, &ccedil;ok kapalı. Ama duygular... Olaylar silinip gitse, hi&ccedil; anımsanmasa, anlamlandırılmasa dahi canlı kalan duygular, onları ne yapalım?<br />İşte onlara hi&ccedil;bir şey yapamayız.&nbsp;<br />Onları anlaşılmıyor diye karalayamayız.<br />&Ccedil;&uuml;nk&uuml; onların kelimelerle yapılacak tanımlamalara ihtiyacı yoktur.&nbsp;<br />Birileri onları dile d&ouml;kmeye &ccedil;abalıyorsa, o duyguları kalbine yeniden ama yeni ve daha b&uuml;y&uuml;m&uuml;ş bir halde sokmak istediğindendir.&nbsp;<br />O zaman ne yapmalı...<br />Tekrar g&ouml;zlerimizi yummadan evvel, bir d&uuml;ş g&ouml;relim g&uuml;nd&uuml;z g&ouml;z&uuml;yle, hece hece...<br />"Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi<br />Kalbinizi dolduran duygular<br />Kalbinizde kaldı." (BN) &nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>RAHMET</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rahmet</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/rahmet</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x500_613ccc97de754.jpg" length="84330" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 11 Sep 2021 18:35:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>rehneverd</dc:creator>
<media:keywords>yağmur, yara, zaman</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>"&Uuml;ş&uuml;mese bari, hava soğuk."&nbsp;</p>
<p></p>
<p>İhtiyar kadın d&uuml;kkanın penceresinden buğulu g&ouml;zlerle sokağa baktı. &Ccedil;ok bulanıktı. Belinde asılı duran bezle camı sildi. K&uuml;&ccedil;&uuml;k kare ızgaralı pencerenin ardındaki manzara hala sisler i&ccedil;indeydi. Elini başına g&ouml;t&uuml;rd&uuml;. G&uuml;&ccedil;l&uuml;kle g&ouml;zlerini yumdu, y&uuml;z&uuml; acıyla kasılmıştı. Kaşları istemsizce kalkarken, g&ouml;zlerinden yaşlar yuvarlandı. Ocaktan &ccedil;ıtır &ccedil;ıtır k&ouml;z sesleri geliyordu. Camı tekrar sildi. Karşı kaldırımdan, dokuz on yaşlarında bir dilenci &ccedil;ocuk &ccedil;ıplak ayaklarının parmak u&ccedil;larında hızla ge&ccedil;ti. Yağmur hızlanıyordu. Şimdiden tabelalar asfalta d&ouml;k&uuml;lm&uuml;şt&uuml;. Ama ihtiyar kadının d&uuml;kkanı g&ouml;lgelerin i&ccedil;inde gizleniyordu. Yahut d&uuml;kkanın kendisi bir g&ouml;lgeydi. Ne yağmur yiyince parlayan granit bir cephesi ne de g&ouml;z alan ışıltılı isim levhaları vardı. G&ouml;r&uuml;lmek i&ccedil;in tek istediği, d&ouml;n&uuml;p kendisine bakılmasıydı. Neyse ki o anda ihtiyar kadının son derdi i&ccedil;eri m&uuml;şteri toplamaktı. Şu karanlık sokaklarda aydınlanmasını istediği tek bir y&uuml;z vardı.</p>
<p></p>
<p>&ldquo;&Ccedil;ıkıp bir baksak mı ki?&rdquo;&nbsp;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>D&uuml;kkanın i&ccedil;inde volta attık&ccedil;a, belindeki turuncu bez bir o yana bir bu yana sallanıp duruyordu.&nbsp;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;Aradım Neziha Teyze. Merak etmeyin geleceğim dedi.&rdquo;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;En son geleceğim dediğinde, gelmesi i&ccedil;in &uuml;&ccedil; yıl ge&ccedil;mişti. &Uuml;&ccedil; yıl...&rdquo;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Neziha Teyzeyle konuşan, d&uuml;kkanın en dip k&ouml;şesinde, karanlıklar i&ccedil;inde oturan gen&ccedil; bir adamdı. Neziha Teyze arkasını d&ouml;n&uuml;nce, başını iki yana sallayıp sessiz bir of &ccedil;ekti.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;Bu sefer farklı, biliyorsun.&rdquo;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Kadın hışımla gence d&ouml;nd&uuml;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;Neyi biliyorum? &Uuml;&ccedil; yılını benden ka&ccedil;ıran oğlumun &uuml;&ccedil; g&uuml;nde neyini bilmiş olabilirim Rıfat?&rdquo;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Sesi hem &ouml;fkeli hem de ağlamaklıydı. Rıfat yerinde huzursuzca kıpırdanıp &ouml;ne yekindi. O anda, başından beri orada bulunan ama hi&ccedil; sesi &ccedil;ıkmamış biri bir s&ouml;z etti. Anı kışkırtan bir s&ouml;z.&nbsp;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;Doğru, bilemezsiniz. Ama farklı olduğunu g&ouml;rebilirsiniz. O zaman, kendinden ka&ccedil;mak i&ccedil;in gitmişti. Şimdiyse kendine kavuşmak i&ccedil;in d&ouml;necek.&rdquo;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Bir kadındı bu. G&ouml;lgelere gizlenmemişti. Loş ışığın h&uuml;kmettiği odanın orta yerinde, kusurları en aza indirgenmiş bir g&uuml;zellikle oturuyordu. G&uuml;l&uuml;msemiyordu ama mahzun da değildi. Y&uuml;z&uuml;nde endişeden eser yoktu. Sakindi. Hakkında s&ouml;ylenecek en doğru şey buydu. İhtiyar kadının tam aksine son derece sakindi. Neziha Hanım y&uuml;r&uuml;meyi bıraktı ve bakışlarını kadından tarafa y&ouml;neltti. T&uuml;m g&ouml;vdesiyle d&ouml;nmeden evvel&nbsp;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;Peki neden, sen burada olduğun i&ccedil;in mi?&rdquo;&nbsp;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Dedi. Odaya bir m&uuml;ddet sessizlik hakim oldu. Sokaktan hızla ge&ccedil;en arabaların g&uuml;r&uuml;lt&uuml;s&uuml; bu kısa s&uuml;ren sessizliği fırsat bilip i&ccedil;eri doluştular. Motor ve korna seslerinin diktat&ouml;rl&uuml;ğ&uuml;nde, yağmur damlaları i&ccedil;ine kapandı, akıp gittiler. Ve o amansız selin i&ccedil;ine karıştılar.&nbsp;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Gen&ccedil; kadın konuşmaya başladığında, Neziha Hanımın g&ouml;vdesi muhatabına b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle d&ouml;nm&uuml;şt&uuml;. Hatta &ouml;yle ki, d&ouml;n&uuml;ş&uuml; onu b&uuml;y&uuml;tm&uuml;ş ve gen&ccedil; kadının &ccedil;arşaf gibi s&uuml;kunetinde tedirgin dalgalanmalar vuku bulmuştu. Kadın per&ccedil;emini kulağının ardına sıkıştırdı.&nbsp;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;Keşke evet diyebilseydim.&rdquo;&nbsp;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Uzun kirpiklerinin ardında karanlığa g&ouml;m&uuml;len g&ouml;zleri &ouml;n&uuml;ne d&uuml;şt&uuml;.&nbsp;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;Ama hayır. Eğer &ouml;yle olsaydı, hi&ccedil; d&ouml;nmezdi. Ben de hi&ccedil; terk etmezdim bir yerleri ve birilerini.&rdquo;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;Bana kendini acındırma. Oğlumla aynı şeyleri yaşadığını s&ouml;ylemeye hakkın yok.&rdquo;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;Ben hi&ccedil;bir zaman b&ouml;yle bir şey demedim.&rdquo;&nbsp;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Dedi gen&ccedil; kadın.&nbsp;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;Ama zaten sorun da bu ya. Sizin hayatı tek bir d&uuml;zlemde yorumluyor oluşunuz.&rdquo;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Neziha Hanım kendini kızın karşısındaki sandalyeye attı.&nbsp;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;Demek her şeyin sorumlusu benim?&rdquo;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;Yine aynı şeyi yapıyorsunuz. Beni veya onu dinlemiyorsunuz. Kimseyi dinlemiyorsunuz. Karanlık bir sokağı g&ouml;zlemek sizi tatmin ediyor. Oysaki beklemeniz s&ouml;ylendi. Merak etmemeniz. Ama siz, kendinize bi&ccedil;tiğiniz rol&uuml;n elinizden alınmasını asla kabul etmezsiniz, değil mi? Bu sizin yararınıza olsa bile.&rdquo;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Rıfat gen&ccedil; kadının yanına gelmiş, omzuna elini koymuştu. Bir an, kadının o eli iteceğini d&uuml;ş&uuml;nebilirdiniz. G&ouml;zlerindeki o alaycı parıltıyı g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z bir anda, bunun kesin olacağına inanırdınız. Ama olmadı. Kadın o elin &uuml;zerine elini koydu ve konuşmaya devam etti.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;Rıfat da ben de hep sizin iyiliğinizi istedik. Sadece oğlunun değil. Hem senin, hem onun.&rdquo;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Neziha Hanım ellerini masanın &uuml;st&uuml;nde birleştirdi.&nbsp;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;Peki neden bunca zaman gelmediniz? Neden onu getirmeniz i&ccedil;in &uuml;&ccedil; yıl ge&ccedil;mesi gerekti?&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Artık b&uuml;sb&uuml;t&uuml;n ağlıyordu. Hı&ccedil;kırıkları trafiğe rağmen duyulmasaydı, y&uuml;rekleri bu kadar dağlamazdı belki. Gen&ccedil; kadın Neziha Hanımın elini tuttu.&nbsp;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;&Ccedil;&uuml;nk&uuml; onu biz getirmedik. Ne zaman ki kendi gelmek istedi, hemen yan koltuğa iliştik. Ama bize g&uuml;venebilirsin, evinin &ouml;n&uuml;nde arabayı her daim hazır tutan biz ikimizdik. Sadece ona saygı duyduk. Bekledik. Biz bunu severek ve doğru olduğuna inanarak yaptık. Sense nefret ederek.&rdquo;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;Ve inanmayarak.&rdquo;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;Ve inanmayarak.&rdquo;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Neziha Hanım başını kaldırdı. Ona bakan iki &ccedil;ift sevecen g&ouml;z&uuml;n de yaşlarla dolmuş olduğunu g&ouml;rd&uuml;.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;Sizce &uuml;&ccedil; yılımı hi&ccedil; mi ettim?&rdquo;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>O anda d&uuml;kkanın kapısı, &uuml;st&uuml;ndeki zilin m&uuml;jdeli melodisiyle a&ccedil;ıldı. Gelmişti. Parke zemine &uuml;st&uuml;nden şıpır şıpır yağmur taneleri damlıyordu. Sa&ccedil;ları ortadan ikiye ayrılmış, y&uuml;z&uuml;ne yapışmıştı. G&ouml;zleri nemli miydi yoksa namlu mu hen&uuml;z anlaşılmıyordu. Halen karanlıktaydı. Birka&ccedil; adımda, loş ışığın tam altında duran masanın yanına geldi. Gen&ccedil; kadın annesinin elini tutmuş, Rıfat gen&ccedil; kadının omzuna elini koymuştu.&nbsp;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;&Uuml;&ccedil; dakika dedi.&rdquo;&nbsp;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&Uuml;&ccedil; nemli bakış, merakla ona &ccedil;evrildi.&nbsp;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;&Uuml;&ccedil; dakika &ouml;nce gelen metroya binseydim, &ouml;lm&uuml;ş olabilirdim.&rdquo;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Cebinden k&ouml;stekli bir saat &ccedil;ıkardı ve masaya bıraktı. İhtiyar kadının elini tutarak&nbsp;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>&ldquo;Neyse ki anne, babamın saatini kaybetmiştim.&rdquo;&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Dedi.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KUŞ</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kus</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kus</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x500_613b0104d0500.jpg" length="83646" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 10 Sep 2021 10:02:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>rehneverd</dc:creator>
<media:keywords>yürümek, yorulmak, uçmak, izlemek, hissetmek, beklemek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>"Hissediyorum, damarlarıma yeniden y&uuml;r&uuml;yen o enerjiyi hissediyorum."</p>
<p>"Sahi mi? O enerjiyle ne yapacaksın peki?"</p>
<p>"Dinlemeyeceğim."</p>
<p>"Neyi?"</p>
<p>"Seni."</p>
<p>"Ama bana konuşuyorsun."</p>
<p>"Belki beni anlıyorsundur diye anlatmıştım. Ama anlamıyorsun. Olabilir. Ben de bir zamanlar anlamıyordum. Bir g&uuml;n gelecek sen de bu zamanlarını hatırlayacaksın ve benim yaptığımı yapacaksın. Y&uuml;r&uuml;y&uuml;p gideceksin. Yeri gelecek koşacaksın. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; saatler s&uuml;ren bir otob&uuml;s yolculuğunun ardından evine y&uuml;r&uuml;yerek d&ouml;nen bir yolcunun adımlarından duyduğu hazza eşdeğer bir haz duyacaksın. Bu hazzı yitirmeden evvel, y&uuml;r&uuml;yebildiğin kadar y&uuml;r&uuml;mek i&ccedil;in gerekirse yolunu uzatacaksın. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o anda esas olan eve varmak değil, yolda olmaktır."</p>
<p>"Ben hi&ccedil; otob&uuml;s yolculuğu yapmadım."</p>
<p>"Biliyorum."</p>
<p></p>
<p><em>Uzaklara dalmama engel olan apartmanların ardında kaybolmuştum. Ama ger&ccedil;ekten kaybolmuştum. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; i&ccedil;imin ufukları, t&uuml;m &ouml;n&uuml; kesilen uzaklardan daha uzaktı. Bir kuş değildim. İyi ki de değildim, dedim ilk defa o g&uuml;n. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onun kanatları, ufukların sisini dağıtır. B&uuml;y&uuml;y&uuml; siler. Gizemin &uuml;st&uuml;n&uuml; &ccedil;izer. Ve en k&ouml;t&uuml;s&uuml;, merakı selbeder. Ben kuşları, izlemeliyim. G&ouml;z&uuml;m&uuml;n almadığı mesafelerde, bir &ouml;zlem, bir r&uuml;ya ekip g&ouml;ğs&uuml;me, yitip gidişlerini, hi&ccedil; varmadığım yerlerden yurduma uzanışlarını izlemeliyim. Ben kuşları izlemeliyim. Kuşlar izleyemez. Kuşların izini kaybettiğim noktada, bir y&ouml;n levhası bırakmalıyım; kendi i&ccedil;ime &ccedil;ıkar, diye. Ne &ccedil;ok kuş dedi dilim. Zaten t&uuml;m derdim, mavi g&ouml;zlerimin, maviye hasreti...</em></p>
<p></p>
<p>"Ne yaptın g&ouml;r&uuml;şmeyeli, y&uuml;r&uuml;d&uuml;n m&uuml;?"</p>
<p>"Sen hi&ccedil; duran insan g&ouml;rd&uuml;n m&uuml; ki?"</p>
<p>"Seni anlamadığımı sanıyorsun değil mi?"</p>
<p>"Belki evet, belki fazla mağrurum."</p>
<p>"Bize gururun her dozu fazladır."</p>
<p>"Haklısın, seni anlamıyormuşum."</p>
<p>"&Ccedil;&ouml;p kokusunu alıyor musun?"</p>
<p>"Evet, burnumun direğini lastiğe &ccedil;evirdi."</p>
<p>"Oysaki kırıp ge&ccedil;meliydi. Takat getirememeliydin. Lastiğe d&ouml;nd&uuml;yse, alışmışsın demektir. Artık duymuyorsundur."</p>
<p>"Fazla kelime oyunu yaptık. Nimetle oyun olmaz."</p>
<p>"K&ouml;t&uuml; kokulara ise kolayca alışılır. O y&uuml;zden arada bir &ccedil;ıkıp girmelisin olduğun yere."</p>
<p>"Eziyet."</p>
<p>"Meziyet."</p>
<p>"Otob&uuml;se bindin herhalde?"</p>
<p>"Bu mevzu başka mevzu. Bu mesele benim meselem. Ben otob&uuml;se binip inmeden seni anlayamam, sen de evinden dışarı burnunu &ccedil;ıkarıp geri evine d&ouml;nmeden beni anlayamazsın."</p>
<p>"Peki ne yapalım &ouml;yleyse?"</p>
<p>"Bekleyelim. Sen oturduğun yerde y&uuml;r&uuml;, ben y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;m yolda t&ouml;kezleyeyim."</p>
<p>"G&uuml;zel s&ouml;yledin."</p>
<p></p>
<p><em>Işık gitgide azalır. Renkli binalar karardık&ccedil;a, g&ouml;ğ&uuml;n gengi daha da aydınlanır. Hilal bir m&uuml;cevher, sokak lambaları incitmez hilali. Ama neonlar, siz s&uuml;rmeyin g&ouml;ğ&uuml;me ellerinizi. Ben sizin capcanlı y&uuml;zlerinizi de bilirim, g&ouml;lgede sinişlerinizi de. Nadiren kesilen elektiriğin ardında, b&uuml;sb&uuml;t&uuml;n yitişlerinizi de. D&ouml;rt dolandım d&uuml;nyanın &ccedil;evresinde. Bulunduğum kara par&ccedil;asına gece gelmeden, d&uuml;nyanın &ouml;teki y&uuml;z&uuml;ne hicret ettim. Gecesiyle tanıdım bazılarını, bazılarını g&uuml;nd&uuml;z&uuml;yle. En &ccedil;ok, g&uuml;n batımı alacasına tahamm&uuml;l edemedim. Ama yorulmak i&ccedil;in fırsatım olmadı hen&uuml;z. Yorulup durulmak i&ccedil;in. Ya da yorulduğumu anlayamadım, ayağım takılıp durulduğum i&ccedil;in. O g&uuml;n gelir belki bir g&uuml;n. Ama şimdi, d&ouml;n&uuml;yorum d&uuml;nyanın tepesinde. D&ouml;n&uuml;yorum, kuşların g&ouml;lgesinde.&nbsp;</em></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YASLA(N)MAK</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yaslanmak</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yaslanmak</guid>
<description><![CDATA[ Hangi ânda sıkışıp kalır hayalin? ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_610d312cad757.jpg" length="68392" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 17 Aug 2021 21:06:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>rehneverd</dc:creator>
<media:keywords>yakın, yaslanmak, yas, paylaşmak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Neyi saklamak istersin g&ouml;nl&uuml;nde? Neyi bırakmak istersin nesline? Kimin sesiyle titrer y&uuml;reğin? Hangi &acirc;nda sıkışıp kalır hayalin? Hakikaten &uuml;z&uuml;l&uuml;r m&uuml;s&uuml;n o g&ouml;zyaşının parıltısında? Seni k&ouml;şeye sıkıştırır mı o titrek ses, o mahzun bakış? Ger&ccedil;ekten, s&ouml;yle ger&ccedil;ek midir h&uuml;zn&uuml;n, bir başkasının &uuml;z&uuml;nt&uuml;s&uuml;ne? Bazen diyorum, kovaladığım kendi mutluluğum mu diye. Aradığım, tarandığım, kaybedince yandığım... Bir başkası diye başlıyorsa c&uuml;mle, nerede bir olmak, nerede diğergam &ouml;zne? Nerede hemdem olmak? Bilmiyorum. Empati, diyor, &ccedil;ok ağırdır hakikatte. Yıkılır kalır insan zemine. Belki sadece paylaşmak, olamaz mı? Hani diz dize oturmak. Kalbini kalbine yaslamak. Birka&ccedil; yudum &ccedil;ay, birka&ccedil; lokma şeker. Ama beraber. Oturup bir pencere kıyısına. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; de orada. Bakmak g&ouml;zden g&ouml;ze. Giremeyiz elbet kimsenin g&ouml;nl&uuml;ne. Ama dokunuruz. Elini tutar, yaslarız yaşlı başını g&ouml;ğs&uuml;m&uuml;ze. Yanında oluruz ya hu, daha ne?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Haziran Sıcağı Günlükleri &#45;2&#45;</title>
<link>https://edebiyatblog.com/bir-haziran-sicagi-gunlukleri-2</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/bir-haziran-sicagi-gunlukleri-2</guid>
<description><![CDATA[ Sevgi neydi? ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_610abbd3e8244.jpg" length="65499" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 16 Aug 2021 21:51:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>rehneverd</dc:creator>
<media:keywords>sevgi, heyecan, kağıt, kalem, boya, fırça</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>"Sevgi hissedilen bir şeydi, bunu biliyordum; ama bir heyecanın da adı olabilir miydi?"</p>
<p><img src="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x_610ed5469d241.jpg" alt="" /></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Haziran Sıcağı Günlükleri &#45;1&#45;</title>
<link>https://edebiyatblog.com/bir-haziran-sicagi-gunlukleri-1</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/bir-haziran-sicagi-gunlukleri-1</guid>
<description><![CDATA[ Gövdesi çıplak ağaçlara, yakışmıyor yapraklar. Yakışmıyor yaza kadar. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_610abbd3e8244.jpg" length="65499" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 06 Aug 2021 23:39:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>rehneverd</dc:creator>
<media:keywords>yaz, yazgı, yaprak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x_610abc3884fc5.jpg" alt="" /></p>
<p>Yaprakları topluyorlar. İ&ccedil;lerine baharatlı ve leziz bulgular doldurup incecik kalıncık sarıyorlar.</p>
<p>Yaprakları topluyorlar. Paslı sobaların ateşine atıyorlar. Parmak u&ccedil;larını okşuyor yine o yumuşak tenli yapraklar.</p>
<p>Yaprakları topluyorlar, ama alıp takamıyorlar gerisin geri kurumuş dallara. G&ouml;vdesi &ccedil;ıplak ağa&ccedil;lara, yakışmıyor yapraklar. Yakışmıyor yaza kadar.</p>
<p>Artık başka ellere, başka kuru dallara yaraşır, dokunduğu yere baharı getiren sarı kavruk yapraklar, sayfalar, kitaplar...&nbsp;</p>
<p>Yaz geliyor, yaprak coşuyor, dal susuyor. Ona durup beklemek d&uuml;şer, yaprağa g&ouml;ğermek, ağaca sevinmek ve sevilmek.</p>
<p>Şimdi kimseler ayıramaz yaprağını dalından, yazını yazgımdan.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YANKI</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yanki</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yanki</guid>
<description><![CDATA[ Yaklaşma, yakınınla selamlaş.  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_61092c1bb70bb.jpg" length="94895" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 03 Aug 2021 15:48:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>rehneverd</dc:creator>
<media:keywords>yakın, uzak, gerçek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Uzaktan bakarak resmini &ccedil;izmeye &ccedil;alıştığımız t&uuml;m manzaralar, ancak uzaktan bakılınca &ldquo;olmuş&rdquo; olabilirler. Yaklaşın; yaşamadan yazdığımız, kanamadan bulandığımız t&uuml;m oradakilerin bizdeki izd&uuml;ş&uuml;m&uuml;ne. G&ouml;z&uuml;n&uuml;ze &ccedil;arpacaktır o &ccedil;iğ, o yapay dokunuş. Simalardaki oturmamış ifade. Ve en m&uuml;himi, acının yankısı sadece. G&uuml;zel bir resim &ccedil;izmeyi delice istemek akıl k&acirc;rı mı? G&uuml;zel yaşamaya ne oldu? Ya da sadece yaşadığını &ccedil;izmeye? Neyi merak ediyorsak o d&ouml;k&uuml;l&uuml;r varlığımızdan. Hazır mıyız merak ettiğimizi idrak etmeye? İhsas etmeye. Ve sahiplenmeye. Daha da &ouml;tesi, onun bizi sahiplenmesine razı gelmeye...</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>