<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Roza</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/roza</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Roza</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>ENKAZ</title>
<link>https://edebiyatblog.com/enkaz-217</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/enkaz-217</guid>
<description><![CDATA[ iki ayrı enkazdan çıkıp birbirini bulan iki afetzede birbirini herkesten daha iyi anlar ama iyileștiremezler. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/07/image_750x500_60eca434dcc97.jpg" length="72613" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 12 Jul 2021 23:21:33 +0300</pubDate>
<dc:creator>Roza</dc:creator>
<media:keywords>Enkaz, afetzede, gülümseme, ümit, umut</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>iki ayrı enkazdan &ccedil;ıkıp birbirini bulan iki afetzede birbirini herkesten daha iyi anlar ama iyileștiremezler.</em></p>
<p><em>kim kimi nasıl iyileştirebilir ki zaten.yine de sen şarkılarınla geldin benim b&uuml;t&uuml;n şiirlerim harf harf g&uuml;l&uuml;msedi. ama iyileşmek başkadır g&uuml;l&uuml;msemek başka.biz kolumuzu bacağımızı kuyruğumuzu bırakıp &ccedil;ıkmışız o molozların arasından ama sen yine de ıslıklar. g&uuml;l&uuml;ms&uuml;yorum hi&ccedil; durmadan ve fakat tamamlanmak başkadır g&uuml;l&uuml;msemek başka.&nbsp;</em></p>
<p><em>sen sesinle geldin ben sesini kıstım d&uuml;nyanın. siren sesleri kayboldu birden bir sabah. b&ouml;ylece ne telaş kaldı geriye ne baş ağrısı.</em></p>
<p><em>t&uuml;m bu debdebenin ortasında. oturdum seni dinliyorum. s&ouml;ylediklerin &uuml;mit vaadetmiyor ben de zaten &uuml;mitlenmek istemiyorum. insanı o molozlar değil &uuml;mit etmek sakatlıyor &ccedil;&uuml;nk&uuml; biliyorum.ben oturup sadece seni dinliyorum. toz duman havada asılı kalıyor astımım ve ben seni dinlerken teklemeden hi&ccedil; g&uuml;&ccedil;l&uuml;k &ccedil;ekmeden nefes alıyoruz buna rağmen.</em></p>
<p><em>yaşamak başka nefes almak başkadır evet ve ben yaşadığımı duyuyorum seni dinlerken.tamam iki afetzede birbirini iyileştirmez ama birbirini &ouml;ld&uuml;rmez de.</em></p>
<p><strong><em>şimdilik sesinle. herkes sussun, iyi b&ouml;yle.&nbsp;</em></strong></p>
<p><em>...</em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karmakarışık</title>
<link>https://edebiyatblog.com/karmakarisik</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/karmakarisik</guid>
<description><![CDATA[ Sevgi yeterince güçlü bir kelime değildir... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/06/image_750x500_60d6358876bb4.jpg" length="89701" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 25 Jun 2021 23:00:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Roza</dc:creator>
<media:keywords>Güçlü, sevgi, yeterince</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgi yeterince g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir kelime değildir, diye fısıldadığını hatırlıyorum şafak batarken. Her şeyin sevgiyle g&uuml;zelleşebileceğini sandığım herhangi sıradan bir g&uuml;ndeydik. Sen, aksime ger&ccedil;ekleri ikinci plana atarken ben hakikatı &ouml;n&uuml;ne sunan bir adamdım. Bir insan daha kendini tanımamışken, bir başkasının ruhunu g&ouml;rmek ister miydi?&nbsp;<br />G&uuml;n yavaş yavaş batarken parmaklarımın arasındaki izmariti, kimselerin keşfetmediği kalbimin tam &uuml;st&uuml;nde s&ouml;nd&uuml;rmene g&ouml;zlerimi yumarken anladım, karmakarışık ruhunun her uvuzunu g&ouml;rmek isterdim...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>toza dumana ~</title>
<link>https://edebiyatblog.com/toza-dumana</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/toza-dumana</guid>
<description><![CDATA[ TOPLUM DEĞİL, TOPLU MEZAR* ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/06/image_750x500_60cf369a54f02.jpg" length="43544" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 20 Jun 2021 15:41:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Roza</dc:creator>
<media:keywords>Toz, duman, toplum</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>Toza dumana gidelim yine, şenliğin kalbine. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;l&uuml;m d&ouml;şeğinde bir ihtiyar tanımıştım &ldquo;İnsanlara ger&ccedil;ekten bakmak istiyorsan oğlum onların sana bakamayacağı bir yere git" demişti. &ldquo;Kıyametin ortasına git.&rdquo; O kadar yaşlıydı ki &ouml;ld&uuml;kten bir hafta sonra sanki 10 sene &ouml;nce &ouml;lm&uuml;ş gibi d&uuml;ş&uuml;nmeye başlamıştı herkes. <strong>&Ouml;lenlerin &ouml;l&uuml; taklidi yaptığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordum ben o zaman. Yaşayanların yaşıyor taklidi yaptığını hissediyorum şimdi. Toplum değil, toplu mezar.</strong> On bir yıldır sabah yatıp &ouml;ğlen kalkıyorum, hava kararana kadar ge&ccedil;miyor dalgınlığım. Belki de uykuda kaybettiğim bir şeyleri arıyorum. Kimi g&ouml;rsem r&uuml;yalardan bahsediyorum. Oysaki hatıralardan konuşmak lazım, r&uuml;yalardan daha karanlık hatıralar var. Daha &ccedil;ok fikir verir biri hakkında. Şekeri bitmiş sakızı toz şekere batırıp &ccedil;iğnemeye devam etmen gibi senin. Ben de t&uuml;pte satılan &ccedil;okokremi diş macunu t&uuml;p&uuml; ile değiştirmiştim bir sabah. G&uuml;lm&uuml;şlerdi sadece. Oysa bir &ccedil;ocuk numara &ccedil;ekiyorsa, ger&ccedil;ekten yemek lazım; yemiş gibi yapmak değil. Yirmi sene sonra Beşiktaş&rsquo;ta bıraktığımız o ev... Bırakabildiğimiz tek ev... Beş kat, seksen iki basamak... Balkon demirlerinden uzak duruyorduk geceleri. Hep daha yukarı bakmak zorunda olan iki vertigozede. Kar taneleri birbirine benzemez. S&ouml;zc&uuml;kler de benzemez. Ama bir c&uuml;mle başka bir c&uuml;mleyi hatırlatır her zaman. Koşan atlar, d&uuml;şen atları hatırlatır. Yağmur yağar, durur, tekrar başlar. Yanlış yolda y&uuml;r&uuml;mek doğru yolda beklemekten iyidir oğlum. Spermden mezara kadar... Karanlıkta herkesle &ccedil;arpışabilir insan. Yalan mı s&ouml;yl&uuml;yorum yine, olsun. Sen biliyorsun nasılsa. Bir s&uuml;r&uuml; doğru s&ouml;yledik ama hi&ccedil; burnumuz kısalmadı...</em></p>
<p><strong><em>Emrah Serbes / Hikayem Parampar&ccedil;a - Toza Dumana</em></strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Veda</title>
<link>https://edebiyatblog.com/veda</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/veda</guid>
<description><![CDATA[ Veda edemediğim sokaklar ve veda edemediğim insanlar oldu&#039; ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/06/image_750x500_60ce55175f03b.jpg" length="43782" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 19 Jun 2021 23:28:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Roza</dc:creator>
<media:keywords>Veda, sokak, insan</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Veda edemediğim sokaklar ve veda edemediğim insanlar oldu &ccedil;&uuml;nk&uuml; ben en &ccedil;ok yaralarımdan ka&ccedil;ardım. Veda etmek en b&uuml;y&uuml;k zaafımdı. Artık i&ccedil;inde olmaya dayanamadığım fakat ait &nbsp;olmak zorunda olduğum yeri terk ettiğimde kan revan i&ccedil;indeydim. Sa&ccedil;ma sapan bir d&ouml;neme girmiş, herhangi bir insan tanıyacak mecalim kalmamıştı. İnsanlar yalnızca pişmanlıktı. Pişmanlık. G&uuml;&ccedil;l&uuml; m&uuml;yd&uuml;m yoksa g&uuml;&ccedil;l&uuml; m&uuml; davranmaya &ccedil;alışıyordum, tartışılır bir meseleydi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bazen kocaman bir dağın karşısında duracak kadar g&uuml;&ccedil;l&uuml;yd&uuml; bazen bir &ccedil;ocuk kadar savunmasızdım. Ve sanırım bu gece bir &ccedil;ocuk kadar savunmasızdım.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YANSIMA</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yansima</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yansima</guid>
<description><![CDATA[ Cevap ver bana! Bedenin mi acır, ruhun mu daha fazla ? ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/06/image_750x500_60bf9f41f2c71.jpg" length="101517" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 08 Jun 2021 19:49:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>Roza</dc:creator>
<media:keywords>Ayna, yansıma</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Hey sen satırlarında -satırlarımda- kaybolan, benliğini yok sayan, zihnime kurban ettiğim kadın/adam. Ayağa kalkmayı deneme vaktin gelmedi mi artık ya da ruhunu arama? Kalk ve yansımanı ara ya da yalancı bilirlerini bul bedenin gibi mesela. Ge&ccedil; aynanın karşısına. İşte, tam karşında. Hadisene kaldır başını, korkma ondan! O t&uuml;m&uuml;yle ben ve bir miktar sen. B&uuml;t&uuml;n halinde g&ouml;steriyor seni bu sa&ccedil;ma yansıma, toparlan ve par&ccedil;alarını ara. B&uuml;t&uuml;n&uuml; par&ccedil;aya b&ouml;lmek ve par&ccedil;aları toplamak senin ellerinde. Elinde bir kalp, varsay ki o bir taş. Her kalp bir taş. Şimdi onu fırlat aynaya, par&ccedil;alarında kaybol usulca. Yerde sana arsızca g&uuml;l&uuml;mseyen ufak, keskin olduğunu sanan bir par&ccedil;a ayna. Alaylı tebess&uuml;mlerinden bahşet ona, yakıcı bakışlarından ya da. Keskin olan arsız cam par&ccedil;ası değil ruhunun ta kendisi, bunu ASLA unutma!</p>
<p>&nbsp;Denemek ister misin, ya da &ouml;ğrenmek? &Uuml;zg&uuml;n&uuml;m ne haddime &ouml;ğretmek. Peki ya soru işaretleri kafanda beliren, onları susturabilecek misin bensiz. Sen asla bensiz değilsin, sen t&uuml;m&uuml;yle sensiz bir bensin.&nbsp;</p>
<p>&nbsp;Zihninin sana oynadığı ufak bir oyun, kaderin tarafından usulca &ccedil;izilen sonsuz soru işaretleri. Cevap ver bana! Bedenin mi acır, ruhun mu daha fazla? Cevapsız kalan her soru bir ben eder benliğinde, benliğim yok oluyor sensizliğimde. Bileğinde ufak bir &ccedil;izik. Yok olacak bir &ccedil;izik. Ben gibi, sen gibi ve en &ccedil;ok da herkes gibi.</p>
<p>&nbsp;Yokluğum sırt &ccedil;evirsin aynalarına, y&uuml;z&uuml;ndeki alaycı tebess&uuml;m bile ufak bir cam par&ccedil;asına. İliştir hadi bileklerine durma. Bunca yıldır hasret ruhun olmasa da bedenin acıya...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KIRMIZI</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kirmizi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kirmizi</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Belkide sorun buydu; kimse tavrıyla göz göze gelecek kadar yaramaz olmamalıydı...&quot; ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/05/image_750x500_60b1642a1883d.jpg" length="49513" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 29 May 2021 00:27:33 +0300</pubDate>
<dc:creator>Roza</dc:creator>
<media:keywords>Kırmızı, sorun, yaramaz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar kelimelerin g&uuml;c&uuml;ne inanırdım. &Ccedil;ocukluk sanrılarımın kafamda d&ouml;n&uuml;p dolaştığı, &ccedil;ok uzaklardaki ağa&ccedil;ları tanrıya benzettiğim vakitlerde... Kıvrak bir d&uuml;ş&uuml;nce hemen ardından gelen &ouml;z&uuml;r dileyiş. Ayaklarım uzun s&uuml;re boşlukta kalsaydı biri koparacaktı. İşe yaramaz bir saat gibi bozuk olan uykularımla yatakta s&uuml;s gibi durduğum zamanlar &ccedil;arşaf onları g&ouml;rmemi engellerdi mesela. Dağlar &ccedil;ok uzak, ulaşılmazdı. Sonra &uuml;&ccedil; araba siyah hemen ardından &uuml;&ccedil; tane beyaz bazen s&uuml;priz bir istisna; kırmızı. Bir yaz g&uuml;n&uuml; tanrı ile ilk kez g&ouml;z g&ouml;ze iken yollar kırmızıya boyandı. Bir annenin feryadı, bir kardeşin acı dolu iniltileri... Duran zaman, bir s&uuml;re sonra devam etmeye başladı. G&uuml;l&uuml;msemeye başladılar. G&uuml;l&uuml;msememeliydi kimse verilmiş onlarca ağıtların ardından. Ve ben g&uuml;l&uuml;msediğim bir zaman diliminde tanrıyla g&ouml;z g&ouml;ze geldim son kez. Kaybettiğim şey kan kaybetmedi, yerlere serilmedi, kimseler g&ouml;rmedi. Belkide sorun buydu; kimse tavrıyla g&ouml;z g&ouml;ze gelecek kadar yaramaz olmamalıydı...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Aşık mısın?</title>
<link>https://edebiyatblog.com/asik-misin</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/asik-misin</guid>
<description><![CDATA[ Şansın yaver giderse temizlenmez, ait kılmazsan ait olmazsın. Kulak ver bana istemezsen aşık olmazsın ~ ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/05/image_750x500_60afddf261ee9.jpg" length="53171" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 27 May 2021 20:59:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>Roza</dc:creator>
<media:keywords>Aşk, sanat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Aşık mısın? Aşk bir sanatsa sanatın adını ge&ccedil;irdin diye haklı mısın? Onsuzlukta ona mı bağlısın, onunla olduğundan mı ona bağlısın? Kadehinde kalbimi sallandır ama nolursun s&ouml;yle!&nbsp;</p>
<p>&nbsp;Aşık mısın?</p>
<p>&nbsp;Kendi doğrularını &ouml;ld&uuml;recek kadar, onun doğrularını varedecek kadar. Hatalarını g&ouml;rmezden gelip yok etmek isteyecek kadar. Sana ait olsun diye temizleyecek kadar.</p>
<p>&nbsp;Artık soruların anlamı yok, kapkara kalbini sanat olarak sığındığın aşkınla yıka. Şansın yaver giderse temizlenmez, ait kılmazsan ait olmazsın. Kulak ver bana istemezsen aşık olmazsın ~</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SANRI</title>
<link>https://edebiyatblog.com/sanri</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/sanri</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Yalan bayım; ölüler sevilmez, hatıraları sevilir...&quot; ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/05/image_750x500_60ad37e394f41.jpg" length="18535" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 25 May 2021 20:59:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>Roza</dc:creator>
<media:keywords>Sanrı, yalan</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp;Saatlerce oturdum o balkonda, bilirsin soğuktur bizim şehrin geceleri; buz tutar parmaklarım, kavuşmaz dudaklarım. Belli belirsiz yanan sokak lambaları, buğulu birka&ccedil; g&ouml;lge, nerden geldiği bile belli olmayan kesik fakat keskin &ccedil;ığlıklar, evlerin a&ccedil;ık pencerelerinden sokaklara taşan eşsiz kahkahalar. Birileri acı i&ccedil;inde kıvranırken birileri g&uuml;lmekten ağlar.&nbsp;&nbsp;</p>
<p>&nbsp; &nbsp;Bir adam g&ouml;rd&uuml;m seni ararken uzaklarda, elinde camdan bir şişe. Sanki bana doğru kaldırdı ya da bunu da kafamda kurdum, inan bilmiyorum. Artık zihnimdeki sanrı ve ger&ccedil;ek arasındaki &ccedil;izgiyi korumakta zorlanıyorum. Sonra o geldi işte oturdu yanıma, lafladık biraz; dizlerine uzandım usuldan, sa&ccedil;larıma dokundu yavaştan. Bir damla bıraktım g&ouml;zlerimden, o damla yere d&uuml;şmeden tuttu ellerimden. Ne kadar da b&uuml;y&uuml;m&uuml;şs&uuml;n sen &ouml;yle diye parladı bir anda, anlam veremedim. Kalk bir bakayım sana dedi, itiraz etmedim; kahretsin ki kalktım dizlerinden. Arkamı d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;mde yoktu, kaybolmuştu. Ağladım biraz, sonrasında sabahın soğuğuna yenik d&uuml;ş&uuml;p buz gibi olmuş parmaklarımın arasına sıkıştırdığım hırkamla hızlıca sildim g&ouml;zlerimi. G&ouml;r&uuml;nt&uuml; netleştiginde ise belki şişesini bir kez daha kaldırır diye direkt adamı aradı g&ouml;zlerim. Onu da g&ouml;t&uuml;rm&uuml;ş yanında. Yine gelecek, biliyorum. Hep geldi.-</p>
<p>&nbsp; &nbsp;Belli belirsiz kendime geldiğimde kulaklarıma dolan sesten sonra bakışlarımı kaldırdım g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne. Kuşlar vardı; yalnız ama &ouml;zg&uuml;r kuşlar. Benimse her yerim prangalar...</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir ya da HİÇ</title>
<link>https://edebiyatblog.com/bir-ya-da-hic</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/bir-ya-da-hic</guid>
<description><![CDATA[ Bir gezegen, bir evren, bir insan, bir gülümseme. Bir ya da hiç...   ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/05/image_750x500_60a6dcdd6b02e.jpg" length="90023" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 21 May 2021 01:04:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Roza</dc:creator>
<media:keywords>Bir, hiç</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Usul usul t&uuml;kendiğimi hissediyorum. Bu dert yanma, i&ccedil; d&ouml;kme yazısı değil &ccedil;&uuml;nk&uuml; artık i&ccedil;im de dışım da bir. Dışarıdan bakıldığında &ccedil;ektiğim sancıları g&ouml;rebileceğiniz kadar şeffafım ama sizler bakmaya bile tenezz&uuml;l etmeyecek kadar bencil varlıklarsınız. Biliyorum sonu yok kan revan s&uuml;r&uuml;klenişlerimin, telafisi yok ruhumun &ccedil;ırıl&ccedil;ıplak tartaklandığı gecelerin. Su toplamış bedenim ve her yerim cerehat. Damla damla eriyorum; &uuml;st&uuml;me kusmuşum kahrımı kimsesizlik kokuyorum. Ne yiyebiliyorum ne i&ccedil;ebiliyorum ne ağlayabiliyor ne de g&uuml;lebiliyorum. Tek yaptığım y&uuml;r&uuml;mek; upuzun yolları, kimsesiz caddeleri, karanlık sokakları y&uuml;r&uuml;mek. Halsizlikten bayılacak gibi olsam da y&uuml;r&uuml;yorum. Şakaklarımda bir silah var gibi hissediyorum; bir yanım babasının &ouml;fkesinin dinmesini kapı &ouml;n&uuml;ndeki buz gibi kaldırımda oturup bekleyen &ccedil;ocuk gibi tir tir titrerken diğer yanım &ouml;yle bitap d&uuml;şm&uuml;ş ki yorgunluktan, bassa da tetiğe son verse bu k&acirc;busa diye i&ccedil;inden saniyeleri sayıyor. Neyim var bilmiyorum. Kimseyle konuşmak istemesemde herkese anlatmak istiyorum. Kulaklarını tıkayacakları aklıma gelir gelmez hemen vazge&ccedil;iyorum bu d&uuml;ş&uuml;ncemden. C&uuml;mlelerimin ortasında ağlamaya başlıyorum. Hı&ccedil;kırıklarım boğazıma takılıyor, nefes alamıyorum. İşte bu sefer bitti diyorum, bitti. Ama bitmiyor; her defasında yeniden , &ccedil;ok daha g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir bi&ccedil;imde bu bilinmezlik can buluyor parampar&ccedil;a olmuş ruhumda. Acı &ccedil;ektiriyor, soluk soluğa bırakıyor , deli gibi canımı yakıyor. Artık devam edemiyorum, etmek de istemiyorum. Hi&ccedil;bir şey &ccedil;&ouml;z&uuml;m değil i&ccedil;inde savrulduğum duruma &ccedil;&uuml;nk&uuml; sorunum ne ger&ccedil;ekten bilmiyorum. İla&ccedil;lara mı başlamalıyım? Okulu mu bırakmalıyım? Yaşamıma mı son vermeliyim? Bildiğim tek şey ise bir hayat istediğim, ger&ccedil;ek bir hayat. Bir gezegen, bir evren, bir insan, bir g&uuml;l&uuml;mseme. Bir ya da hi&ccedil;...&nbsp;&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hiç</title>
<link>https://edebiyatblog.com/hic</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/hic</guid>
<description><![CDATA[ Hafif rüzgarlar eserken bir sonbahar gecesi gözlerini yumdu. Zaten içine hapsedildiği dünyasında hiçbir zaman yaz olmamıştı... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/05/image_750x500_60a6d972b69c3.jpg" length="67465" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 21 May 2021 00:38:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Roza</dc:creator>
<media:keywords>Hiç, rüzgar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Bir anının, bir fotoğrafın, kıyıda k&ouml;şede yok olmaya y&uuml;z tutmuş birka&ccedil; c&uuml;mle yazının insanı tepetaklak ettiği ve ge&ccedil;mişe g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;ne şahit olduğu herhangi bir gecedeyedi. Yorgun bakışları o g&uuml;n her şeye baktı, yardımlar diledi; fakat yine duvarda asılı kalan g&ouml;zleri ve b&uuml;k&uuml;lm&uuml;ş dudaklarından firar eden iniltililer duyulmadı. Duyulsun istemiyordu. Kimseler onu duysun istemiyordu. Kaderini &ccedil;izen ve kusursuzca &ouml;l&ccedil;en Tanrıydı. O, sadece kaderin bir fig&uuml;ranıydı. Kalemin bir g&uuml;n kırılacağını, oyunun son bulacağının farkındaydı. Soğukkanlı bir şekilde g&uuml;l&uuml;mserken <i>ne garip, </i>diye fısıldadı. <i>&Ouml;l&uuml;m&uuml; dileyenin, &ouml;l&uuml;mden </i><i>korkması</i><i>.</i><br />C&uuml;mlelerin birbirine karıştığı, anlamlarını yitirdiği bir zaman diliminin sonundaydı. Kendisiyle &ccedil;elişmekten Tanrıdan korkar gibi korkuyordu. <i>Sonunda</i>, diye fısıldadı sonsuzluğa kucak a&ccedil;madan birka&ccedil; dakika &ouml;nce. Sonunda bitiyordu bu sıradanlık. Tanrı onu neden yaratmıştı ki? Yıllar boyunca camdan bir fanusun i&ccedil;inde yalnızlıktan kıvrınması i&ccedil;in miydi? D&uuml;nyaya gelme sebebi bu olamamalıydı. Hafif r&uuml;zg&acirc;rlar eserken, bir sonbahar gecesi g&ouml;zlerini yumdu. Zaten i&ccedil;ine hapsedildiği d&uuml;nyasında hi&ccedil;bir zaman yaz olmamıştı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>