<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Selin</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/selin-eren</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Selin</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>ruhumun kıyıları&#45; &amp;apos;değer&amp;apos; mevzusu</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ruhumun-kiyilari-deger-mevzusu</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ruhumun-kiyilari-deger-mevzusu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202601/image_870x580_6962a9e163b67.jpg" length="59776" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 10 Jan 2026 22:35:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selin</dc:creator>
<media:keywords>değer, hissetmek, değerli</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>selam selamm. aşırı doluyum ve buraya geldim. deniz dülgeroğlunun da dediği gibi hep başım ve içim sıkıştığında buraya geliyorum. çoğu yazarın da yaptığı gibi. neyse başlayalımm;<br>uzun uzadıya değer konusundan bahsetmek istiyorum bugün. çünkü insan ilişkilerinde en çok problem yaşadığım alan bu oluyor. görmek için çaba verdiğim alan. şu an yanaklarım al al ve anksiyetenin eşiğinde olan kalbim son derece huzursuz. çünkü her aynı savaşı verdiğimde, aynı şeyler oluyor. aynı şeyleri hissediyor ve sanki acaba yük olur mu bu sınırım insanlara ve bana tepki gösterirler mi endişesinden yaşanıyor bunlar. ve tüm bunlara rağmen bazen gecikse de ya da yüz yüze konuşmaktan kaçsam da aynı yerde buluyorum kendimi; sınırımı çizip değerimi hatırlatmakta(go girl). bu da bence verilmesi gereken bir savaş değil yani değerimi göstermek, hatırlatmak mevzusu. çok tekrara düştüğünde asıl önemini kaybeden bir şey çünkü bu. bir gösterirsin bilemedin iki. fazlası bayar. direk sil. <br>kısa kısa nefesler eşlik ediyor anıma. öfkeli miyim kırgın mı yoksa sadece telaş mı? bilmiyorum. çok karmaşık. anksiyete de tam bu bana göre. adlandıramıyorsun. ve bu anksiyeteye öfkeyi ekleyen şey de bu durumu önemsiz şeyler, insanlar için yaşıyor olmandır. çok bilmiş gibi konuşuyorum evet. <br>neyse işte. son bir senedir farkettim ki ben bu değer konusuyla baya problem yaşıyorum. çünkü tüm ilişkilerimde bir patlak olduğunda hemen eşeliyorum altını, bamm; değersizlik hissi. ve son yaşadığım birkaç olaydan sonra ilişkimin süresinin bu konuyu değiştirmediği oldu. ne kadar uzun süre olursa olsun. sabrediyorum sabrediyorum ve sonra bitiriyorum. çok ince bir eşik o içimde. o aşılınca tüm ipler kopuyor.ve yemin ederim ki zamanı gelince kendiliğinden oluyor. öncesinde bunun açıklanması gerektiğini düşünürdüm. ama sonra öyle bir zorunluluğum olmadığını öğrendim. bırakayım insanlar düşünsün benim onlara neden mesafe koyduğumu. ben yeterince sabretmişim zaten. bir de onla mı uğraşayım. ve beni gerçekten tanıyan birkaç insan bilir benim bu konuya ne kadar önem verdiğimi. 'ben de böyleyim ya' dediğim nokta burası sanırsam benim için. aşılınca midemi bulandıran, damarlarımda kan yerine öfke akmasına yol açan nokta. beni tanıyan birkaç insan da bilir diyorum ya, lafta dediğim için bilmezler onlar da. gerçekten ben onlara  değer göstererek benim için bu konunun önemli olduğunu hissettiririm. <br>benim için önemlidir işte bu mevzu. insanın içinden gelir gelmez orasıyla ilgilenmiyorum ben. gelmesi için zorlamıyorum-ki bu en büyük değersizlik işaretidir-. sadece ona göre şekil alıyorum. ha öyle mi okey, diyip kendime nasıl iyi hissediyorsam öyle davranmam için izin veriyorum. bu diğer insanlara ne hissettirirse hissettirsin (maalesef biraz bencilleşiyorum evet). <br>bu konuda savaş vere vere öğrendim bende bana hangisinin iyi geleceğini. geçen senenin okuduğum en iyi kitabı olan mel robbins- let them teorisi bana ilham ve yol gösterici oldu- ve ilişkimde yaşadığım bazı eşikler-.  öncesinde  kendi değerimi kanıtlamak için bir taraflarımı yırtardım. çünkü derinlerde bir yerde ben kendim değerli olduğuma inanmazmışım. ama o oyuğu farkedip doldurduğumda waooww müthiş bir aydınlanma ve salmışlık. öyle mi düşünüyorsun, okey. let them. öyle mi davranmak istiyorsun okey. let them. sonra dönüp sana neden böylesin, çok değiştin diye sorduklarında benim için değerli hissetmemin önemli bir şey olduğunu biliyordun demek onlar için yeterli oluyor her defasında. ama çoktan geçmiş anların telafisi yapılamıyor maalesef.<br>bir de tabi size suçlu, yanlış bir şey yapmışsınız da ve gereksiz yere sınır çizmişsiniz de ilişkinizi bu noktaya gelmiş gibi hissettirecek manipülatif insanlar var. ama sakin olun çünkü zaten öyle oldukları için genelde sınır çizen taraf oluyorsunuzdur siz. özellikle dikkat edin.<br>velhasılkelam ben, değerli hissetmediğim hiçbir ortamda huzuru bulamıyorum, olmaya kendimi zorlamıyorum artık. kimsenin hatasını alttan almak zorunda hissetmiyorum. ben denilince gösterilen değerin samimiyetine güvenmiyorum. zamanla içimde eksiltiyorum, bitiriyorum ve içimden geldiği gibi davranmak için kendime izin veriyorum. evet belki sizin için gereksiz abartılı bulunabilecek bir mevzu. ama yıllarca anksiyeteyle kendi kendine savaşmış ve bu uğurda kaşlarını kirpiklerini kaybetmiş biri olarak söylüyorum ki benim için huzurlu hissetmek için yaptığım her şey hayati önem taşıyor. o yüzden siz verirsiniz vermezsiniz beni ilgilendirmezz. ama ben, değer kadınıyım. xddd.<br>diğer yazında görüşmek üzere. hoşçakalın</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ruhumun&amp;apos;2026&amp;apos; kıyıları</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ruhumun2026-kiyilari</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ruhumun2026-kiyilari</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202512/image_870x580_6952b7cf91184.jpg" length="79238" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 29 Dec 2025 20:18:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selin</dc:creator>
<media:keywords>yeniyıl, farkındalık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>selam selammm. 2025'ten sesleniyorum hala. birkaç günü kaldı tabi. ufak tefek aksilikler olsa da kafası gelmeye başladı 2026'nın. iyi hisler saldı bana bu dönem. hayırlısı diyelim ve başlayalım. <br>bu senenin bana son öğretisi ; hayat planladıklarımız arasındaki plansızlıklardır. ara ara yoklayarak öğretti kendini bana gerek kayıplarımla gerek başka şeylerle. en son hatırlatması da dün oldu. öğrendim mi diye yokladı sanırsam xd. işe giderken merdivenlerden düştüm ve ayağımı burktum. şu an sol ayağım yüksekte kucağımda pc'mle yazıyorum bu satırları. kırık çıkık yok allahtan ama yürüyemeyeceğim kadar da etkiledi hayat akışımı. halbuki evden çıkmadan ve hatta dşmeden bir saniye öncesine kadar o güne ve o haftaya dair planlarım vardı aklımda. ama hayat işte. her duruma hakkı var. her şeyi kontrol edemiyorsun ve bunu kabule geçmen gerekiyor. o an derin bir korku yaşamadım içimde belki de hayatımda ilk defa. planlarım ne olacak demedim. evet tabiki de elim direk telefona gitti haber ettim iş yerine ama ne olacak, ya bahane olarak düşünürlerse, ya seanslarım sıkıntıya girerse, ya planlarımı gerçekleştiremezsem diye derin bir korku ve endişe yaşamadım, kahrolmadım. öncesinde aynen bunu yaşar ve kendimi daha da dibe çekecek yollar arardım; işte niye benim başıma geliyor, yürüyemiyorum bilee, insanlara muhtacım, işim mahvolacak, insanlar ne der.. gibi felaket senaryolarını hemencecik hazır ederdim. ama ne mutlu ki bana yaşamadım bunu. artık hayatın getirdiği her şey ile bir hemhalim. belki tamamen değilimdir ama gayet iyi gidiyorum. kabuldeyim. bu benim için çok büyük bir adım. ve bunu kendi kendime sağlamış olmam da büyük bir güç, büyük bir zihinsel dayanıklılık, sabır ve metanet. çünkü ben hayatımın büyük bir çoğunluğunu göğsümün tam ortasında öküz zıplayarak geçirdim. hep böyle uyandım hep böyle uyudum. bunu aşmak yıllarımı aldı. hala ara ara geliyor bu öküz. ama durup ona nezakaet gösteriyorum. tamam gel ne istiyorsun anlat diyorum. bazen anlatıyor bazen de öylesine bir uğrdım diyor. bende okey diyorum zıpla istediğin kadar ve sonra git. ben burdayım bekliyorum. başka hiçbir şeyde değil dikkatim, sana değer veriyorum ve ilgileniyorum diyorum. sonra zıplıyor zıplıyor yoruluyor gidiyor. derin bir uykuya dalıyor ' artık' uzunca bir süre. <br>böyle işte sevgili okurlar. 2026'ya girerken böyle hissediyorum. yere daha sağlam basıyorum. daha bir kabuldeyim. olur öyle şeyler'i daha çok kullanabiliyorum. 'bırak gitsin' diyebiliyorum çoğu şeye. insanların düşüncelerini kontrol etmiyorum artık. kendimi, kendime bile kanıtlamaya çalışmıyorum. çünkü çok çok eminim her daim elimden geleni yapacağıma kendim için.  <br>ajandalar alındı, vision board'lar yapıldı. dualar edildi. çıkarılması gereken tüm dersler de çıkarıldı. çok sakin bir heyecan duyuyorum yeni yıla. eskisi gibi çocuksu değil ama yaşyacakları için de umutlu olan bir heyecan. şükürler olsun her anıma. her şey için teşekkürler 2025, hoşgel 2026. <br>bir sonraki yazında ve seneye görüşürüz :)</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ruhumun kıyıları&#45; durgun</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ruhumun-kiyilari-durgun</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ruhumun-kiyilari-durgun</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202511/image_870x580_692c60642d07c.jpg" length="50417" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 30 Nov 2025 18:19:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selin</dc:creator>
<media:keywords>farkındalık, öğrendiklerim, yaşam, özşefkat, sabır, hayat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>selamm. işte geldim burdayım. kasımın son günündeyiz. ve aslına bakarsanız zihnimi toplamak için geçtim yine pc'min başına. siz de hazırsanız haydi başlayalım.<br>dediğim gibi kasımın son günü bugün. son 2 haftam pek de veirmli geçmedi ama huzursuz da değildim. en önemlisi de bu benim için aslında. hayatla akışta olmak ona direnmeden yola devam edebilmek ve her haline okey olmak. ve bu bence insanın kaygısını çok çok azaltan bir şey. yine tabiki de illa ki kaygılandığım dönemler oluyor. o anlarda çok çok fazla psikolojik destek almak istiyorum. ve özellikle son 2 haftadaki gibi biraz daha kopuksam kendimden bazı şeylerden etkilenmemek mümkün değil. ama yine de gardımı iyice güçlendirdiğimi düşünüyorum çünkü önceden biraz rayımdan çıksam daha çok kaygılanır günlerimi haftalarımı ve bazen hatta aylarımı mahvederdim. önceden dediğim senenin başında da böyleydi az çok. şimdidlerde iyice azaldı. çok şükür ki. bunda kendimi tanımaya devam etmemin, zihnimin yapısını çözmeye başlamamın ve ona göre şekillenmemin oldukça payı var. bu zaten hayatım boyunca sürecek bir durum. ve yaşamak konusunda daha da profesyonelleşeceğim. yetişeceğim. bazı şeylerle hala başa çıkamıyorum ve nasıl başa çıkacağımı da bulamıyorum. işte bunlar için bence psikolojik destek almak etkili olacak diye düşünüyorum. hayatımın bir döneminde o yoldan da geçeceğim o sürece de gireceğim. evet ertelememem gerek harekete geçmeliyim belki de. çoğu şeyde öyle yapıyorum ama bunun için biraz daha zamana ihityaç var ama bu yola da gireceğim. şimdilik kendi kendime çözmeye çalışıyorum hayatı. birazdan hiwel kodu vericekmişim gibi övdüm psikolojik desteği hahahahah neyse konumuza dönelim. bu arada son zamanlarda kendimle ilişkimin güçlendiğinin işaretlerinden birini de kendi iç konuşmalarıma gülme ve kendi kendime şaka yapma olarak görüyorum xd. <br>neyse evet öyle iştee. hayatta yuvarlanıp gidiyoruz. bol bol kendime iyi gelen şeyleri yapmaya çalışıyorum. özellikle de doğayı farketmek bana çok iyi geliyor ve böyle anları kaçırmamaya çalışıyorum. kendi kendime sohbet ediyorum. hatta geçenlerde konu konuyu açtı içimde. bana nelerin, hangi kombinasyonların daha iyi geldiği üzerine münakaşa da bulundum. mesela çoğu kişi bir deniz kenarı görse böyle gün batımlı mis gibi havada, oh ne güzel kitap okucaksın burda der. ama benim için öyle değil bu. çünkü ben o manzarada eğer kitap okursam stres olurum. kaçırıyormuş hissi yerleşir içime ve anın tadını çıkaramam. çünkü öyle bir manzarada seyir zevkine doymak isterim ben. ki zaten öyle bir manzara tüm duyularımı doyurur, kitap okuyarak o andan mahrum kalamam. ekstradan ne yapabilrim mesela o anın zevkini arttıracak kahve içebilirim. belki birkaç sigara yakarım. ve öylece dururum. bomboş şekilde o anda akarım. çünkü o zaman ben huzurlu hissederim. kitabımı da eve gidince loş ışığımda sessizce okurum. hatta son zamanlarda kafede oturup okumayı da sevmez oldum. tüm o kargaşada beni rahatlatan bir etkinlik yorucu hale dönüşüyor . ya da yürüyüşteysem ormanın içinde, bişeler dinlemem. sessizliğe, doğaya odaklanırım. giderim spor salonunda yürüyüş yaparken dinlerim podcastimi de mesela. ya da evimi temizlerken. diye düşündüm işte 10 dklık bir yürüyüş mesafesinde. hemen zihnimin bir kenarına not ettim bunları. sonra kendimi böyle iyi tanıyabildiğime, tüm dayatmalara rağmen bana en iyi gelen şeyin ne olduğunu bulmaya ve sadece kendi sesimi duymaya çalıştığıma şükür ettim.. kendime sık sık ne kadar zeki bir kadın olduğumu hatırlatıyorum ve minnet duyuyorum. mütevazi olmayacağım bu konuda. evet zeki, farkındalığı yüksek, metanetli, yaratıcı ve asla 'kendinden' vazgeçmek seçeneği olmayan bir kadınım. teşekkürler kendime. <br>sene sonuna yaklaşırken bunları hissediyorum işte ruhumun kıyılarında. durgun denizim. şimdi son bir ay kaldı bana bu senenin yaşatacaklarına. ben aynı ben kalmayacağım. yarın da bir ay sonra da bir dakika sonra da. bakalım nasıl bir kapanış yapacağız. ben elimden gelenin en iyisi için hazırım. ya siz? <br>bir sonraki yazında bir sonraki benle görüşürüz. hoşçakalın.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ruhumun kıyıları&#45; çiçeklenmeler</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ruhumun-kiyilari-ciceklenmeler</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ruhumun-kiyilari-ciceklenmeler</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202511/image_870x580_691ef52489728.jpg" length="58600" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 14:02:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selin</dc:creator>
<media:keywords>farkındalık, öğrendiklerim, yaşam, özşefkat, sabır, hayat, çiçeklenmek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><br>selam. buralara uğramak biraz uzun sürdü. bıraktığımdan değil. ilhamım çoğalsın istedim aslında. bu yazında bir yerlere serpiştirdiğim beni etkileyen cümleler üzerine konuşmayı planlıyorum. akışta göreceğiz. hazırsanız başlayalım.<br>iki gün önce bir öğrencim çiçek almış bana, saksıda. kasımpatı ya da papatya tam cinsinden emin değilim ama aşırı güzeller. çiçeklere bayılırım. kim bayılmaz ki zaten. muhteşem canlılar. kitap ve çiçek beni en mutlu eden şeyler bu hayatta sanırsam. hediye aldığımda da mutluluktan ne yapacağımı şaşırıyorum. her neyse işte. ben de dün onu soldurmak istemediğim için chatgpt'ye fotosunu çektim attım nasıl bakabilirim felan diye. ve orda yazdığı şey beni o kadar etkiledi ki. bazen böyle şeylerin gerçekten tam ihtiyacımız olan anda çıktığına inanıyorum. şöyle diyordu, bu sıralar biraz iq'sunun düştüğünü düşündüğüm chatgpt; 'çiçeklenmeyi uzatma, solan çiçekleri hemen kopar ki bitki enerjisini yeni tomurcuklara versin.' waaoww. okuduğum anda cidden waoww oldum. hem çiçeklere dair bakış açımı hem de hayatıma dair farkındalığımı geliştirdi. öncelikle solan yapraklara da hala enerji harcadığını bilmiyordum çiçeklerin. buna bir şok oldum. ve sonralıkla bir anda beynim hıphızlı düşünmeye başladı. bayılıyorum böyle farkındalık anlarına.  dedim ki ne kadar da aynıyız. biz de bazen tükenmiş, kırılmış ya da solmaya yüz tutmuş taraflarımıza hala o kadar çok enerji harcıyoruz ki. halbuki koparıp atsak üstümüzen yük kalkacak, yenileneceğiz ve cidden de tomurcuklanıp çiçek açacağız. insan o kadar çok tutunuyor ki yaptığı hatalara. belki de farkında olmadan yapıyor bunu ama tekrar tekrar aynı kuyuya düşüyor. ezbere aynı şeyleri tekrarlıyor. hata yapmak tabiki de normaldir. benim anlatmaya çalıştığım örneğin bize göre olmayan , ruhumuza zarar verecek insan tipleriyle tekrar ve tekrar ilişki kuruyoruz. ya da gereksiz enerjimizi tüketiyoruz verilen şey onlara fazla geldiği halde. halbuki bir durup düşünsek ben ne istiyorum diye. ihtiyaçlarım neler, ne beni tatmin eder diye. ve hatta belki yalnız kalsak o solmuş ilişkilerden sıyrılıp. o zaman yeniliklere enerjimizi harcayabileceğiz. çiçekleneceğiz, kendimize ait olanı buldukça. benim de sonradan yüzleştiğim bir şeydi bu. ve hala yazarken rahatsızlık duyuyorum. kabullenemememin ya da aynı hataları yapmış olmamın huzursuzluğu bu, farketmiş olmama rağmen. yalnız, çiçeklerle aramızdaki tek fark şu ki bunu onlar için başkaları yapabiliyor. her zaman olmasa da böyle bir ihtimalleri var. biz de ise durum böyle değil. hayatımızdaki her şeyin sorumluluğunu almalıyız. ilişkilerimizin, kariyerimizin, duygularımızın, hatalarımızın, başarılarımızın, harcadığımız enerjimizin, o solan yaprakları koparıp atmanın... hepsinin. <br> şimdi dönüp baktığımda farkındalığımın olmadan geçirdiğim bu süreçten öğrendiğim bir şey varsa bence o da şudur; insanlara değerinden fazla enerjiyi harcamamak. çünkü taşıyamıyorlar. gerçekten taşıyamıyorlar çok kez şahit oldum. taşıyamadıkları için geri çekiliyorlar, seni itiyorlar,görmezden geliyorlar, enerjini sömürüyorlar ya da kötülükle geliyorlar. ben hep sevgiyi ve hatta tüm duygularımı kabul edip güzelce yaşama taraftarıyım. ama insanlar bunu taşıyamıyor. taşımayı bilmiyorlar, taşımayı öğrenmek istemiyorlar, bunun sorumluluğundan kaçıyorlar. onlara fazla geliyor verdiğim sevgi, özen, değer. ben de vermemeyi, kısmayı öğrendim. -taktiksel değil kesinlikle. benim doğama aykırı çünkü taktik.- içgüdüsel olarak kendimi korumayı öğrendim. bilmiyorum belki de daha az sevmeyi öğrendim. onar onar gitmek yerine gelindiği kadar gitmeyi öğrendim. hassas, narin ve duygusal ruhum için bu biraz zor oldu ama tanışıklıklarım bana taşa yüz tutmayı öğretti. <br>belki de çiçeklenmeyi uzatmasaydım. solan yapraklarımı zamanında koparsaydım. aynı döngülere tekrar tekrar girmeseydim daha çok tomurcuklanabilecektim. ama hayat bu. her duruma, her pişmanlığa, her hataya hakkı var. keşkelerle belkilerle yürümüyor. geçmişten ders alıp ona göre şekillenmeyle ilerliyor. elimden gelenin en iyisi de bu. öğrendiklerimle yola devam etmek, yolumun tadını çıkarmak, her anından keyif almak, yaşamaya da yüz tutmak, yaşantılar oluşturmak... yaşadım diyebilmek için elimden gelenin en iyisi bu..<br>diğer yazında görüşmek üzere. hoşçakalın</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ruhumun &amp;apos;falezli&amp;apos; kıyıları</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ruhumun-falezli-kiyilari</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ruhumun-falezli-kiyilari</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e80f55d2bd8.jpg" length="83759" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 09 Oct 2025 22:39:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selin</dc:creator>
<media:keywords>farkındalık, öğrendiklerim, yaşam, özşefkat, sabır, hayat, değersizlik, görülmek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>selamm. yine klasik müziğim açık. ilham alarak, hissederek geçtim pcnin başına. içimden geldiği gibi yazıcam bana dokunanı. hadi başlayalım.<br>yazmak, üretmek aşırı hoşuma gidiyor. varlığım anlamlıymış gibi geliyor. kimsenin açıp okumayacağını bildiğim halde ( en yakınlarımın bile) bir şeyler yazmak bana aşırı iyi geliyor.hep böyle ilerisini düşünüyorum. ilerde çocuklarım ya da yeğenlerim belki denk gelir. açar okur. kendilerine dair bir şeyler bulur ya da ne bileyim ilham alır birileri düşüncesi yazmak için motivasyonumu oluşturuyor. ortak paydada buluşabileceğim birileri olur hem belki. dünyadan göçüp gitmiş olsam bile belki beni gerçekten anlayan yürekten hisseden birilerine denk gelir bu yazdıklarım. işte o zaman biraz daha huzur bulur naçiz(!) vücudum.<br>biraz böyle zayıf hissettiğim ve belki de biraz kendime acıdığım şeyler yazacağım. doğru kelime bulamadım aslında. yazınca anlarsınız işte. bu kız kendini niye acındırıyor ya diye düşünmeyin sadece. ya da düşünün. çünkü herkes hayatının belli noktalarında bu hisleri yaşıyor. <br>eksik hissediyorum ben. şanssız doğmuş hissediyorum. evet biliyorum daha bahtsız hissedeceğim şeyler de yaşayabilirdim ya da öyle doğabilirdim. buna şükür evet ama hissediyorum işte bunu bazen. tabiki hayatımın geri kalanı da böyle hissederek  geçmeyecek. şansımı yaratabilirim. kendime yeni bir hayat kurabilirim. kuruyorum da. çabalıyorum bunun için her gün. her günün yeni bir gün olması için elimden gelenin en iyisini yapıyorum. ama işte bazen savruluyorum. ki özellikle etrafım bencil insanlarla dolu iken savrulmam daha da kolaylaşıyor. boğazım düğümleniyor içinde bulunduğum durumu düşündükçe. çünkü kendimi o kadar uzun süredir görülmemiş hissediyorum ki. hiçbir zaman doğru bağlar kuramamış olmak hissiyatı beni daha da savuruyor. ben de bazen çabalamaktan yoruluyorum. anlatmak istiyorum. bazen derdimi bile değil ufak heveslerimi başarılarımı görüp paylaşmak istiyorum. ama genelde sadece o insanların yörüngeleri arasında savruluyormuşum gibi hissediyorum. kime gitsem sanki benim tüm sorumluluğum onlara güç vermek, yanlarında olmak, maddi manevi destek olmak, can kulağıyla dinlemek, heveslerine ortak olmak, onları motive etmekmiş gibi hissediyorum. hayat denen bu filmde bana hep yan rol verilmiş gibi hissediyorum. yanlış anlaşılmasın herkesin hayatında başrol olma gibi bir kaygım yok. ama bence insanların hayatında ikinci başroller vardır. en azından bende öyle. ve uslanmaz bir şekilde insanalra o kadar ikinci başrol olduklarını hissettiriiyorum ki beni bile tanımaz hale geliyorlar. benden daha fazla ün yapma sevdasına tutuluyorlar. fazla betimleme yaptım yani demem o ki; insanlara karşı aşırı mütevazi oldukça kendilerini benden üstün görmeye başlıyorlar. değer göstermeye beni görmeye tenezzül bile etmiyorlar. heyecanıma ortak olmuyorlar. belki de beş yüz kere anlatmak istediğim konuya bomboş hissediyorlar. ama ben hep yörüngelerinde alkışçılarıyım onların. değer verdiğim her insanın ( ki bu kolay kolay olmaz) ortağıyım. çünkü böyle de olmalı. <br>insanlara şaşırıyorum ama gerçekten. nasıl bu kadar benmerkezci olabiliyorlar. böylelerine de denk gelmemin bir sebebi var diye düşünüyorum. bana da öğretmeye çalışıyor bence hayat. daha da bencilleş selo diyor. demek ki bunda hayır var. kibirli bir yerden yaklaşacağım belki de ama gördüğüm tanıdığım her vasıfsız insanın başkalarını yanında vasıfsızlaştırma çabası bu hayatta kabul görüyor. nerde eğitimli bir insan görsem en mütevazisi orda. en kendini övmeyeni en başarısını gözlerine sokmayanı... ama nerde vasıfsız biri var en ufak şeylerini bile sergiliyor. hayretler verici.<br>ben hep utandım başarımı söylemekten. göğsümü gere gere övgüleri kabul etmek yerine utanıp sıkıldıkça ben görünmez oldum. hep insanların kendini başkalarını anlatışını dinler oldum. değer verdiğim her insanda hep böyle oldu. neyse ki ben olması gerekeni yaptığıma inanıyorum ama. insan insanı can kulağıyla dinlemeli, onu gerçekten görmeli, vakit ayırdığını hissettirmeli. çünkü o an biz orda birbirmiz için varız. ne bileyim ben cidden değer verdiğim insanların yanında telefona bakmaya bile çekinirim, ya gerçekten onu dinlediğimi onunla orda olduğumu hissetmezse diye. ama sanırsam böyle inceliklerin kalmadığı bir dünyada yaşıyoruz. ya da ben böyle bir dünyayla çevriliyim. kendimi ait hissedemiyorum o yüzden. son zamanlarda çok sık hissettiğim bir şey bu. <br>öyle işte sevgili gelecek. 25imde bunları hissediyor düşünüyor farkediyor ve hatta savaşıyorum. her şeye ve herkese rağmen ben yine de geliştirdiğim benliğime ihanet etmeyeceğim. tüm ikinci rolleri silip kendimi hayatımın başrolü yapacağım. doğrusu daha da içselleştireceğim. herkese hakettiği kadar değer vereceğim. hakettiği kadar dinleyeceğim, göreceğim. omzumdaki yükleri  başkalarına yüklemeyeceğim ama herkese yetmeye de çalışmayacağım. belki de senaryoyu silip baştan tekrar yazacağım. çünkü bu hayat denen kısa filmi ben de en iyi en güzel şekilde yaşamayı hakediyorum. evet herkes gibi ben de hakediyorum. yaşayacağım da. kimse görmse de bilmese de dinlemese de ortak olmasa da en güzel şekilde yaşayıp bu diyardan öyle göçeceğim. sana söz selo.</p>
<p><br>diğer yazında görüşmek üzere...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ruhumun kıyıları&#45;  boş bir eve ait hissedemez insan</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ruhumun-kiyilari-bos-bir-eve-ait-hissedemez-insan</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ruhumun-kiyilari-bos-bir-eve-ait-hissedemez-insan</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e65c5c9ab33.jpg" length="122980" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 15:43:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>selaamm. ben geldim yine. konserine gittiğimden beri bağımlısı gibi dinlediğin evgeny grinko açık fonda. hava kapalı. nispeten iyi ama bir yandan da durgun hissettiğim bir gün. z raporu verildiyse haydi başlayalım.<br>günlerdir aklımda 'cümlelerim' şarkısının girizgahı var: 'insan öyle boş bir eve ait hisseder mi ???'. dolanıp duruyor zihnimde satın almış gibi uzun süreli belleğimi. tahmin edersiniz ki üzerinde uzunca düşündüm. indikçe indim derinine. şarkıların bazı sözleri beni böyle etkiler işte. çünkü tam da anlatmak istediğim şeyi anlatır. duygumu adlandırır. bu söz nereye dokunmak istedi hangi sonuca vardırmak istedi beni, ilk başta kestiremedim. sonra derinleştikçe çok eskilerden gelen bir şey olduğunu anladım. bir duygu kırıntısı. çünkü uzun yıllar hiçbir yere ait hissedemedim ben. şu an hissediyor muyum o da meçhul tabii. ama çok aradım dünyadaki yerimi.  sonra bulamadığımı kabullendim sanırım. savaşmayı bırakmış olmalıyım ki böyle kabuk bağlayan bir yara gibi hissettirdi bu satırlar bana. tekrardan üzerine düşündüm bu hissin. şu an bir yere ait hissediyor muyum ? diye sordum kendime. bir eve bir şehre bir odaya... cevabının boşluk gibi hissettirişi tam da bu satırları destekledi. ben dedim kendime, gerçekten de bu savaşı bırakmışım. kendime dayadığım bu zorunluluktan sıyrılmışım bir şekilde. bir şeehre bir kişiye ait hissetmemek artık problem olmamış benim için. çünkü hala ait hissetmekte zorlanıyorum kendimi bir şeylere, kendim hariç. nerde olursam kimle olursam olayım içime dönmek beni tek ait hissettiren şey oluyor. istediğimi bana en iyi verebilecek yer bir tek orası olduğu için sanırım. şefkati,sevgiyi, huzuru, değeri, merhameti, anlayışı, gücü... zaten aitliği sağlayan şey de budur diye düşünüyorum. insan tanışıklığı olan, anlaşıldığı yere ait hissetmeye başlar. bu değişebilir de tabi. bazen insanlara da kendimizi ait hissetmek isteriz. hatta çoğu zaman. ama sonsuza kadar sana ayrılmadığını o insandaki ait olduğun yerin ve hatta sonra o yere kira vermeye bile başladığını gördükçe ait hissetmemeye başlarsın. yük hissetmeye başlarsın. boş bir ev olur o yer. ait hissedemezsin. ne kadar çabalarsan çabala hep bi burası değil benim yerim hissi gelir ya insanın içne. zaten böyle hissettiysen bir daha hiç ait olamazsın. olamazsın abi. böyle zordur ait hissetmek. sen ne kadar kovalarsan kovala zamanı gelince batmaya başlar bir şekilde. huzursuz eder adamı. <br>ben de yıllarca ait hissetmek için çabaladım. hissettiğimi sandım hatta. defalarca hem de. önce insanlara ait hissetmek istedim. baktım olmuyor bir şehre bir eve ait hissetmek istedim. olmadı. yer bulamadım. bulamamışm yani. şimdilerde dönüp bakınca görüyorum bu savaşı neden bıraktığımı. sanırsam sığınağımı kendimde bulmuşum. ve gittiğim her yerde kendime kendimle kalabileceğim ufak alanlar yaratmışım ve oraya ait hissetmeye çalışmışım. duvarlarına bana ait şeyleri astığım odalara sığınmışım. ve evet ya sanırsam biraz da olsa ait hissetmişim. <br>velhasıl insan öyle boş bir eve ait hissedemez bence. anlaşılmadan kira vererek yaşadığı kalplere, yama olmaya çalıştığı şehirlere, duvarlarında kendine ait bir şey asılı olmayan evlere ait hissedemez. hissetse hissetse belki bir odaya ama en çok da kendine ait hissedebilir...<br>diğer yazında görüşmek üzeree.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ruhumun kıyıları&#45; alma kaslarımı genişletiyorum</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ruhumun-kiyilari-alma-kaslarimi-genisletiyorum</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ruhumun-kiyilari-alma-kaslarimi-genisletiyorum</guid>
<description><![CDATA[ içimde bitmek bilmeyen hayatı romantize etme isteğimi bastıramadığım için farkındalıklarımı yazıyorum ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e145de44e45.jpg" length="73379" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 04 Oct 2025 19:07:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>selam ben geldim yine durmadan dümdüz yazacağım çünkü ancak kendimi toparlayabilirim. hadi başlayalım;<br>kendimden kopuk hissediyorum. aslında tam kopuk da denemez. kontrolün bende olduğunun farkındayım içten içe ama uzağım işte. iç sesimden. kendimi bir şeylere takmış halde buluyorum bu sıralar. benim zayıf günlerimin göstergesidir bu. kafamı bir şeye takar onu büyütür de büyütürüm. ta ki böyle geri plana geçilip büyük pencereden bakmayı isteyene kadar. evet önceden çıkamıyordum bu kafadan ama şimdi bilerek çıkmak istemiyorum. zaman tanıyorum kendime aslında bu da bence kendimle ilişimin güçlü olduğunun bir göstergesi. diyorum ya evet burda öğrendiklerimi farkındalıkarımı yazıyorum ama bazen ben de uygulayamıyorum ya da uygulamak istemiyorum. en azından tercih meselesi haline getirebilmişim bunu ( kendimi övmek gibi olsun evet). <br>ne amaçla pc'nin başına geçtim bilmiyorum sadece bana iyi geldiğini biliyorum. içimdekileri yazmak bana iyi hissettirecek ve tekrardan toparlanmamı sağlayacak. bir kaygı yok içimde. böyle öküz oturmuş gibi bir his değil bu. umutsuzluk hissi sanırsam. evet daha beteri xd. bir şeyler yapmak için harekete geçme isteğim yok.  dediğinizi duyar gibiyim evet motivasyonum yok.ne uzattım ama hahaha. motivasyonsuzum işte aslında. ama bu da tercih meselesi. istersem kendimi harekete geçirebilirim biliyorum çünkü daha önce yaptım ama yapmak istemiyorum. sanırsam hormonal döngülerime saygı gösteriyorum. regl haftası geçirdim ve aşırı durgun, umutsuz ve hevessiz bir haftaydı. bugün biraz daha iyi hissediyorum. yükleniyor motivasyonlu hormonlar vücuduma. haftaya muhtemelen yeni şeyler denemek üretmek ve yaratmak coşkusuyla yanıp tutuşacağım. ben de bunla savaşmak yerine uyum içinde olmayı seçiyorum. <br>yine de hasılatları var tabi bu dönemin. gölge yanlarımdan biriyle daha tanıştım bu sırada; zihinsel sabotajım. bunu hiç yapmadığımı sanırdım kendime. ama yapıyormuşum hem de farketmeden. çünkü dilimde hep ben en iyisine layığım en güzelini hakediyorum diyordum ancak zihnen bunu kısıtladığımı farketim. mesela bu sene için koyuduğum hedefler arasında maddiyatla ilgili yapamadığım birkaç şey vardı daha doğrusu ertelediğim biraz daha düzlükte yaparım dediğim. ama o düzlüğü hiç getirmemişim. kendime onu hiç değer görmemişim ve bunu maddiyata sığınarak yapmışım. halbuki ne olacak ki ? borçtur ödenir gider. ama aileden gelen eski inançlarımla kendimi gizli gizli sabote etmişim. <br>ve sanırsam bu hayallerime de yansımış. şimdi şimdi farkediyorum aslında yıllık koyduğum hedeflerin küçük şeylerle mutlu olmamı sağlyacak şeyler olduğunu. ben bu hayattan hep büyük şeyler istemeye korktum. bana gelmez sandım. ama isteyenlere öyle güzel geliyordu ki. dedim ki kendime ben neden istemiyorum ya neden? evet hakediyorum biliyorum ama buna inanıyor muyum gerçekten? inanmıyormuşum. her ne kalıbıysa gölge yanıysa bu seni reddediyorum. yeni benliğimde alma kaslarımı genişletiyorum ve büyük şeyler istemeyi öğreniyorum. sınırlarımı genişletiyorum ve büyük fırsatların olasılıkların kapısını açıyorum. çünkü bunlar benim için de varlar. sadece istememişim. ve harekete geçmek için kendimi kısıtlamışım belki de korkmuşum. ama bunun için adım atacağım artık. büyük hayaller kuracağım. isteyeceğim. bu sene içinde de yapmak istediğim her şeyi yapacağım. ben bunu hakediyorum. kendime verdiğim sözleri tutmayı. hedeflerime ulaşmayı. hakediyorum ve ulaşıyorum. her birine tek tek. <br>biraz olumlama ve manifest günlüğü gibi bir yazı oldu ama bunları yazmaya dökmeye ihityacım vardı ve yaptım. okunma görülme kaygım yok. yaratmak, üretmek beni tatmin ediyor. atalarımızdan gelen bir ihtiyaç sanırsam. ya da yaratıcımızdan. whatever. diyeceklerim bu kadar şimdilik. benim anlatacak çok şeyim var hala. okumak isterseniz diğer yazında görüşmek üzere...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>bütün mesele</title>
<link>https://edebiyatblog.com/butun-mesele</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/butun-mesele</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202509/image_870x580_68d0032977572.jpg" length="58379" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 21 Sep 2025 16:52:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen yaşamak istiyorum öylesine, alelade.</p>
<p>Hissizleşmek istiyorum her şeye</p>
<p>İnsanlara, acılara hatta sevinçlerime bile </p>
<p>Bazense unutulmak istiyorum,</p>
<p>Hatırlanmak istediğim kadar </p>
<p>Tutkuyla yaşadığın ne varsa bırakmak istiyorum </p>
<p>İçimde tuttuğum şeyleri bir bir haykırmak istiyorum boşluğa </p>
<p>Hiç olmak istiyorum... </p>
<p>Hiç yaşamamış hiç sevmemiş olmak </p>
<p>Yüklediğiniz anlamlardan kurtulmak istiyorum, </p>
<p>Girmek zorunda olduğum kalıplardan </p>
<p>Gösterdiğim çabadan... </p>
<p>Hepsinden tek tek </p>
<p>Bir tutam sevginiz de sizin olsun </p>
<p>Ben sadece,</p>
<p>Sadece yaşamak istiyorum .</p>
<p>Öylesine,</p>
<p>Alelade.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ruhumun kıyıları&#45; güz</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ruhumun-kiyilari-guz</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ruhumun-kiyilari-guz</guid>
<description><![CDATA[ içimde bitmek bilmeyen hayatı romantize etme isteğimi bastıramadığım için farkındalıklarımı yazıyorum ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202509/image_870x580_68ceb97072a6a.jpg" length="75456" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 20 Sep 2025 17:26:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selin</dc:creator>
<media:keywords>farkındalık, yaş almak, sonbahar, öğrendiklerim, yolda olmak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>selamm. yine ruhumun kıyılarına geldim. ama bu sefer konuyu öyle bir yerden bağlamaya felan çalışmayacağım. aklıma ne esiyorsa anlatacağım. gelin başlayalım. ( söz noktalamalara biraz daha dikkat edeceğim xd )<br>buralarda havalar yeni soğumaya başladı. akdeniz böyledir, mevsim geçişlerinin tadını çıkaramazsınız . öyle yaprakların sarardığı, her esintide yere düşüşlerinin sesini duyduğunuz bir güz yaşayamazsınız buralarda. bir istanbul sonbaharı edemese de yine de severim. yazılarıma da bu ayda başlamamdan bellidir diye düşünüyorum tam sohbahar ve hatta eylül insanı olduğum. bayılıyorum hayatımı romantize etmeye bu mevsimlerde. <br>geçişleri sevmem aslında ben. belirsizlik sevmem. ne sıcak ne soğuk olduğu belli olmayan hiçbir şeyden haz etmem. bakmayın tabii ki mevsim geçiş anksiyetesi de yaşıyorum ama kontrol edemeceğimi bildiğim için tadını çıkarmaya çalışıyorum. her şeyi kontrol etmem çabam mevsimlere de yansımasa olmazdı tabii. ama ne şanslıyımdır ki ben bunu da farkettim. nur topu gibi bir 'kontrol etme çabam' olduğunu. ve bu metastaz gibi her yere yayılmıştı. geçmişime, geleceğime, günlerime, anlarıma, kariyerime ve en önemlisi de ilişkilerime. her şeyi ama her şeyi kontrol etmeliydim çünkü böyle regüle oluyordum. hayatımın her şeyinin 'benim' kontolümde olduğunu bilmek beni hem inanılmaz rahatlatıyor hem de aşırı tetikliyordu. özellikle romantik ilişkilerimde bu her şeyi batırmama neden olan bir şeydi (hala tam anlamıyla bırakmış değilim ama iyi ilerliyorum). aslında kendim için her şeyi  batırmama neden oluyordu. çünkü ben kontrol etmek istiyordum. beni nasıl sevmeli, bana nasıl davranmalı, nerde, nasıl tepki vermeli, bana ne iyi gelir, nasıl iyi gelmeli.. gibi  konuları belki yüzlerce kez anlatmışımdır. ama bu kontrol edebileceğim bir şey değildi. bu beni daha da değersizleştiren bir şeydi. evet ben sınırlarımı, sevgi dilimi, isteklerimi, beklentilerimi dile getirdim. ama ne gerek vardı bunları her defasında söylemeye. bu benim kendi kendimi değersizleştirdiğim bir davranıştı. sesimi duyurana kadar, inatla anlatmak. ama ben elimden geleni yapmıştım. gerisini kontrol edemezdim. ve artık enerjimi kontrol edebileceğim şeylere yatırmam gerektiğini farkettim. zor oldu ama farkettim. kontrol edebileceğim tek şey de 'kendimdim'. hayatta gücümüzün yettiğine emin olabileceğimiz tek şey; kendimiziz. bunu içselleştirmek insana inanılmaz bir güç veriyor bence. insanlar ne yaparsa yapsın ya da olaylar nasıl gelişirse gelişsin ne tepki vereceğimizi ne düşüneceğimizi nasıl hissedeceğimizi ne zaman hissedeceğimizi seçebiliriz. bunu kontrol edebiliriz bir tek. e tabii ki de her zaman yapabileceğiz diye bir şey de yok. demesi kolay tabii ama bir kez bile yapabilmek bunu benim için başarıdır. çünkü insanın bir şeyleri kontrol edebilmesi özellikle de kendi içsel dünyasıyla alakalıysa inanılmaz zor bir şey. <br>velhasıl kendimiz hariç her şeyi kontrol etmeyi bir yerde bırakabilmek gerekiyor. insanları kontrol etmeyi, anlatmayı, anlaşılabilmek için çabalamayı, gereksiz tepkiler vermeyi, diyaloglar kurmayı, öfkeye yenilmeyi.. elimizden geleni yaptıktan sonra geriye kontrol edebileceğimiz bir şey kalmıyor. ben kendimle alakalı elimden geleni yaptım mı, yeterli emek verdim mi ? evet. o zaman gerisi bırakmamız gereken bir şey. o ince sınırı yani kontrol edebileceğimiz ve edemeyeceklerimiz arasındaki sınırı belirledikten sonra gerisi daha kolay oluyor. soruyorum kendime artık yapabileceğim kotnrol edebileceğim bir şey kaldı mı diye kalmadıysa içime bir huzur yerleşiyor. işte o zaman dünya yansa umrumda olmuyor. <br>böyle anlatması kolay geliyor biliyorum. geriye çekilip geniş pencereden bakınca görebiliyor insan bunları. tam o hengamenin içineyken farkedemiyor. birçok duygu karmaşası yaşarken, çok fazla seviyorken ama aynı zamanda öfkeliyken, anlaşılamamış ve değersiz hissediyorken geriye çekilip de 'aa ben ne tepki versem şu an, ımm acaba ne zaman hissetsem öfkemi' diyebilmek aşırı zor. ama insan duvarlar örüyor bir süre sonra kişiye ya da olaya karşı. kontrolünün dışında olduğunu kabulleniyor ve kendine odaklanıyor. kontrol edebileceği tek şeye. işte o zaman bir tık geride durup nasıl bir şeyin içindeyim diye bakabiliyor. ne yapmak istediğini soruyor.ve hatta bazen büyük sorular soruyor. ama acele etmiyor böyle soruları cevaplamak için. tartıyor, yokluyor, bekliyor. ama asla acele etmiyor. çünkü biliyor ki ne olursa olsun o soru hoşuna gitse de gitmese de bir gün cevaplanacak kendiliğinden.<br>bu yüzden ben de belirsizlikle yaşamayı göğüslüyor, hayata güveniyor ve sadece kontrol edebileceklerime odaklanıp sabrediyorum. belki  hala kontrolünüz dışındakiler için çabalıyor gereksiz şeylere nefes tüketiyor olabilirsiniz. hatta hayatımın belli dönemlerinde ben de hala yapıyor olabilirim. olabilir değil yapıyorum. ve itiraf ediyorum sıklıkla yapıyorum. hayatı çok da çözmüş biri değilim. ama yoldayım işte. farkettiklerimi ve yaşamı göğüslemek için ışık gördüğüm şeyleri paylaşıyorum. geçen okuduğum bir kitapta bununla alakalı şöyle diyordu; 'bildiğim kadarıyla, yaşamı kolaylaştıracak yöntemlerden bahseden insanlar, bu yöntemleri bilmeyen kişilere kıyasla hayatın içinde daha çok debelenen insanlardı. o kadar tükeniyorlardı ki artık tükenmek istemedikleri için sürekli farklı yollar bulmaya çalışıyorlardı... hayata katlanma yolları, yaşamaya devam etme yolları...'<br>diğer yazında görüşmek üzere...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ruhumun kıyıları&#45; övünmek gibi olsun</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ruhumun-kiyilari-oevunmek-gibi-olsun</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ruhumun-kiyilari-oevunmek-gibi-olsun</guid>
<description><![CDATA[ içimde bitmek bilmeyen hayatı romantize etme isteğimi bastıramadığım için farkındalıklarımı yazıyorum ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202509/image_870x580_68cc6f9d59484.jpg" length="100796" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 23:46:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selin</dc:creator>
<media:keywords>farkındalık, öğrendiklerim, yaşam, özşefkat, sabır, hayat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>selam. yine geldim ruhumun kıyılarına. dur durak bilmeden yazmak istiyorum. noktalama için bile durmuyorum o derece. sonrasında düzeltmek zor gelse de umrumda değil. ben durmadan ikilemeden kıyılarımda yürümek istiyorum. müsaitseniz gelin başlayalım.<br>yazmak bana hep iyi hissettirdi. ve ne şanslıyım ki genç yaşımda farkettim bunu. sabah sayfalarının popüler olduğu dönemde benim için yazmak çoktan alışkanlık haline gelmişti bile. kendimi övmek gibi olsun. evet yanlış okumadınız olsun ya. övmek gibi olsun. övüyorum kendimi.  yıllarca mütevazi oldum ve bir faydasını da görmedim. .çünkü buna müsaade eden bir toplumsal çerçevede yaşamıyorum sanırım. duygusal zekamı geliştirmeye başladığım süre zarfında kazandığım bir huy da buydu. mütevazi olmak. başarımı gözler önüne sermemek. serenler olunca da utanmak ve hemen karşı tarafı daha da abartarak övmek. yine yenilerde farkettiğim bir şey oldu bu. çünkü amiyane tabirle dengim olmayan insanların bile beni küçümsemelerinin beni yıprattığını yaraladığını farkettim. ve en en en önemlisi de değersizleştiğimi. ben mütevazi oldukça değersizleştim. yaşayarak öğrendim evet. öğrendiğim diğer her şey gibi bunu da yaşayarak öğrendim. mütevazi oldukça alçakgönüllü oldukça değersizleşiyordum ben. aman egolu görünmeyeyim aman ben zaten kendim biliyorum insanlar da tanıdıkça anlar diye diye değersizleştim ben. ve galiba bu da travmalarımdan, gölge yanlarımdan biri. değersiz hissettirilmek beni aşırı tetikliyor. hem de aşırı. bunu farkettiğimden beri de ( yine anahtar kelime fark etmek heheh) kendimi övmekten gocunmuyorum (yine yerine göre tabii, seloluğumdan ödün vermiyorum). ve gelen övgüleri de açık yüreklilikle kabul ediyorum. <br>neyse. öyle işte. velhasıl yazmak iyi geliyor. 5 senedir her sene bir defter alırım ve günlük tutarım. her gün yazamasam da birkaç günde bir illa ki uğrarım. hele ki stresliysem. günde birkaç kez bile uğradığım olur. duygularımdan bahsederim orda genelde. ne düşündüğümden çok nasıl hissettiğimle ilgilenirim. önemli olan da buymuş aslında. çünkü bazen duygular düşüncelerimin yolunu saptırabiliyor. özellikle de yıpratıcı duygular. stres öfke kırgınlık gibi. böyle anlarda yazarım. önce yazarak biraz rahatlarım. nasıl oluyor bende çözemiyorum bunun mucizevi etkisini. ama rahatlatıyor işte. en azından yoğun bir şekilde etkisi kalmıyor duygularımın. yazdıktan sonra içimde, bağrımın tam ortasında bir öküz kalıyor. işte o zaman sormaya başlıyorum. ben ne hissediyorum tam olarak. bazen adlandırabiliyorum bazen de olmuyor. durup yaşıyorum o duyguyu. sadece ona odaklanıyorum. tam vücudumun neresinde gözlemliyorum ve ben gözlemledikçe zaten etkisi gitgide azalıyor. sonrasında da oturup ne yapmak istediğime karar veriyorum. evet bu olay beni etkiledi. şimdi ne yapmalıyım nasıl tepki vermeliyim, nasıl sınır çizmeliyim ? ve bunlar arasından en önemlisi de bana ne iyi gelir diyebilmek. tüm her şeyden kendini sıyırıp; kişilerden olaydan vs bana iyi hissetirecek olan şeyi bulabilmek.<br>işte burda sıkıntılar başlıyor. çünkü kendine iyi gelen şeyi bulduğunda kendine izin verdiğinde bu başkaları için kırıcı olabiliyor. ya da vardığın sonuç senin için bile kırıcı olabiliyor. ama insanın kendisiyle ilişkisi geliştikçe kendini nasıl koruması gerektiğini öğreniyor. hatta kendinden bile korumasını öğreniyor. kendisinin gölge yanlarından, zihnindeki susmak bilmeyen dırdırcı eleştirel tarafından bile. ben işte tam bunu başarmaya çalışıyorum. başardım diyemeyeceğim tam anlamıyla ama yol katettim. en azından başkaları için dengesizlik olarak görülecek olsa bile bana iyi hissettirmiyorsa konuşmuyorum ya da yazmıyorum. açıklamasını belki yapmam gerekiyor ama yapmıyorum abi ya bazen. yapmıyorum. kendimi korumanın yolu buysa. böyle davranıyorum. bazen de zorlanıyorum. çok zorlanıyorum. bazen koruyamıyorum sınırlarımı. ve hatta bazen kendime kaldıramayacağım duygular yaşamaktan korktuğum için koruyamıyorum kendimi. evet. kendime güvenimi sarsıyorum. ama sonra teselli ediyorum kendimi. öğreniyorsun selocum yine denersin, zamana güven diyorum. çünkü zamanla zırhın daha da sağlamlaşacak ve zamanla her şey olması gerektiği gibi olacak. sen ne kadar savaş versen de üzülsen de bunun için zamanı gelince olacak. o yüzden kabul et. bunun da normal olduğunu kabul et. sen de insansın diyorum. işe de yarıyor. kendimi, içimdeki küçük seloyu her durumda sakinleştirmenin ona şefkat göstermenin yollarını arıyorum. hata yapsa bile. çünkü bu hayat bir yolculuk ve dost olmamız gereken en önemli kişi kendimiziz. yetişkin kimliğimiz de değil. içimizdeki çocuk kimliğimiz asıl dost olmamız gereken kişi. o zaman işte hayatı biraz daha taze gözlerden görebiliyoruz, tadabiliyoruz, hissedebiliyoruz.<br>benim hala anlatacak çok şeyim var. o yüzden diğer yazında görüşmek üzereee...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ruhumun kıyıları</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ruhumun-kiyilari</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ruhumun-kiyilari</guid>
<description><![CDATA[ içimde bitmek bilmeyen hayatı romantize etme isteğimi bastıramadığım için farkındalıklarımı yazıyorum ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202509/image_870x580_68cc5ba684a46.jpg" length="86922" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 22:23:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Selin</dc:creator>
<media:keywords>farkındalık, öğrendiklerim, yaşam, özşefkat, sabır, hayat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>açıkçası nerden başlayacağımı nerden geri döneceğimi bilmiyorum. sadece içimde yazma isteği var. çünkü bu, hayatı dünyayı yaşamı daha iyi anlamamı sağlıyor. sanırsam öyle . hayata dair bildiklerim sürekli değişiyor. tam o yaşlarımdayım çünkü . 25'imdeyim. hem geç kalmış hem de yolun daha başında hissetmek için ideal bir yaş.en sevdiğim yanı ise önümüzdeki 5 sene boyunca daha yirmili yaşlar böyledir diyebileceğim. sonrasını sonraki selo düşünsün artık. kendine nasıl bir teselli bulur hayatını göğüslemek için bilemiyorum. kafa yoracak onca şey arasından o zamanı kestiremiyorum. 4, 5 sene önce yine böyle bir teşebbüsüm olmuştu yazmaya dair. hem deneme hem şiir yazıyordum. sonra romantikliğimi kaybettim gibi oldu. romantize etme becerimi demek daha doğru olur gibi. ama bu sıralar yine içimden yazma isteği dolup taşıyor. bilmiyorum cidden bilmiyorum. nerden başlayayım ne anlatayım. sadece hayattan öğrendiklerimi hayatı göğüslemek için kazandığım bakış açılarını yazmak istiyorum. birilerinin okuyacağından ya okusunlar illa diye düşündüğümden de değil. özünde üretmek isteği yatıyor bunun. işe yarar hisetmek istiyorum sanırsam. anlaşılır bir istek. gayet de iyi başladım. güzel bir girizgah oldu (ops.) . o zaman başlayalım mı ufaktan?<br>yetişiyorum ben. yetişkinim diyebilmek için yetişiyorum. yaşça bakacak olursak öyleyim zaten ama bence iç dünyamda alınacak epey yolum var gibi duruyor. olsun da zaten. bu yola baş koydum nihayetinde. kendimi tanımak fakrındalıklı bir yaşam sürmek için yıllardır uğraşıyorum. uğraşmaktan da ziyade aslında özümden gelen karakterimden kumaşımdan gelen bir isteği karşılıyorum. kendimi böyle huzurlu hissediyorum. kendimi tanıdıkça. okudukça geliştikçe hayatıma yedirdikçe öğrendiklerimi. böyle tatmin hissediyorum.yaşam amacımı gerçekleştiriyorum belki de . yolda oluyorum. yolda olmayı öğreniyorum. yolda olduğumu farketmek istyorum. bazen uzunca bir süre zihnimi ,kafamı bir fanusun içinde hissettiğim dönemler oluyor. ordan kendimi çekip çıkardığımda ohh be oluyorum. ohhh bee artık yeniden farkında olacağım yaşamamın diyorum. bazı zamanlar da nereye kadar sürecek böyle selo diyorum.nereye kadar gerçekten kendim olabilmek için kendimi yaşıyor hissetmek için bu kadar çabalamam gerekecek. bir zamanı yok mu bunun diyorum. ama yok işte. muhtemelen de ömrüm boyu sürecek. çünkü beyhan budağın da dediği gibii beni kumaşım da böyle. amigdalam prefrontel korteksim böyle. içedönüğüm. susmayan bir zihne sahibim ve onu durdurmasam raydan çıkacak seviyede. işte tüm bu kumaşın anahtar kelimesi fark etmek. neye ihtiyacım var, düşüncelerim nereye sürükleniyor, şu an nasıl hissediyorum, nasıl bir tepki verdim ya da vermeliyim, şu an ne söylemeliyim ya da söylemeliydim, bugün ne yapmalıyım, bana ne iyi gelir ne yemek iyi gelir ne yapmak iyi gelir ? .... gibi sonsuz açık uçlu soruları fark etmek zihnimdeki ve oturup hepsiyle ilgilenmek bazen de off selin bi sal ya ne olacaksa olsun demek. ama yine de fark etmek. çünkü farkettiğimde yön verebiliyorum. seçebiliyorum. bu becerimi içselleştirmem uzun yıllarımı aldı. biliyordum ama içselleştiremiyordum. geçen sene ilk adımını attığımı gördüm bunun. farkedince yönetebileceğimi. kaygım da böyle azaldı biraz. kontrol edilebilir oldu en azından. en başta düşüncelerimi sçebileceğimi farkettim. evet ya dedim. ben hep kötü düşünceye yönelmeye meyilliyim. bunu değiştirmek istiyorum ben dedim. sonra denedim ve oldu. ama dediğim gibi bu 2 3 senenin ürünüydü. biliyordum düşüncelerimi seçebileceğimi ama içselleştirememiştim bunu. sonra yaptım ve oldu. tabii ki olmadığı zamanlar da oldu. amaen azından bir kere olmuştu ya o yeterdi benim bir daha denemem için. her defasında denerim de . farkederim önce sonra da yerine başkasını koymayı seçerim. bazen de bile isteye seçmem. çünkü ben paşa gönlüm ne isterse onu yapmayı da farkettim. robot değilim neticede. insanım bende. bazen de kendimi o çukurdan çıkarmıyorum. bakıyorum istemiyorum çıkmak zorlamıyorum. hem böyle olunca kontrolün bende olduğna daha çok ikna oluyorum.<br>fani hayatımda işler pek yolunda gitmese de içseldünyamda günden güne gelişiyorum. ha tabi bazen duruluyor bazen geriliyorum ama yine de bunları da kabullendiğim yada sabır gösterdiğim için en nihayetinde gelişiyorum. her türlü haletiruhiyemi öyle görüyorum. sabır demişken bir diğer anahtar kelimemiz de bu. bu sene öğrendiğim ve hatta yakın zamanlarda içselleşirdiğim bişey. ve sanırım hayat bana bunu öğretmek için bu kadar savaş verdi. ve evet hayat biraz da olsa başarabildim bence. lütfen sıradaki sınavıma geçelim ve bir şeyler yolunda gitsin. neyse. sabretmeyle aramı düzeltemeye çalışıyorum işte. yaşananlara bakış açımı değiştiriyorum. her şey olacağına varır diyorum. ben ne yaparsam yapayım ne savş verirsem vereyim her şey zmaanı geldiğinde oalcağına varıyor. ve bunu her şeyde düşünmeye çalışıyorum. ilişkilerimde kariyerimde. ilişkilerimi özellikle romantik ilişkimde böyle durum;diyorum ki ben ya da biz ne kadar çaba verirsek verelim( en azından kendi adıma sağlıklı ilişki kurmak için elimden geleni yapıyorum bu konuya da gelicez) sonunda olması gereken olacak. hep böyleydi bu. o yüzden bir yerde bırakmak gerekiyor ruh sağlığını korumak için. ben ne yaparsam yapayım. en nihayetinde o bir yetişkin ve o da ben de kendi içsel süreçlerimizden veya biraz da kaderciyseniz kendi yazgımızdan geçip bir sonuca bağlanacağız. ve hatta belki de böyle bile kalacak olabilir uzunca bir süre. işte tüm bunlara her şey sonunda olacağına varır ve iyi olur diyerek sabretmeyi seçiyorum. kafa yormayı bırakmayı. bazı şartelleri indirmeyi. içimden nasıl geliyorsa öyle davranmayı. neyse gelicez zaten ilişki konusuna. diğer bir sabretmeyi öğrendiğim alansa. kariyerim demiştim. şu an atanmayı bekliyorum. ama kocaman bir belirsizlik her yanı ve hatta başarısızlık bazen de denemelerim. ama göğüslüyorum umutsuzluğa kapılmıyorum. en azından deniyorum:) yani bunun bir zamanı var. evet bir hayalim var. denedim elimden geleni yaptım. ama olmadı şu an.olmayacak mı bilinmez. olur mu bilinmez. belki olur belki olmaz belki bir daha denerim belki denemem belki yine olmaz belki o zaman olur. zamanı var hepsinin. zihnimdeki bu 'belki' açık pencerelerinin hepsini toplu kapatmanın yolu. belirsizlikle yaşamayı öğrenmek. yani sabretmek. belirsizliği göğüslemek. yoldayız geliyor musun podcastinde şöyle diyordu ece targıt; henüz değil demek asla olmayacak demek değildir senin bir ritmin var ve sabır bu ritme güvenmekle başlıyor. kabaca böyle diyordu ancak ben kendime uyanları aldım. evet ben buna güvenmeyi seçiyorum. bu bir seçimse ben bunu seçiyorum. çünkü böyle daha yaşanılabilir geliyor hayatım. daha huzurlu sakin ve sükunet dolu hissediyorum. 25 yaşımda zihinsel dayanıklılığımı böyle böyle arttırıyorum işte. <br>daha anlatacak çok şeyim var. anlatacağım da. Sylvia plath'in dediğine benzer bir şey yaşıyorum;içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum. diğer yazında görüşmek üzere... </p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>