<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Serve</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/serve</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Serve</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Hükümsüz</title>
<link>https://edebiyatblog.com/hukumsuz</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/hukumsuz</guid>
<description><![CDATA[ Artık anlamı olmayan açıklamalar ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_6269eb4b8402f.jpg" length="38628" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 28 Apr 2022 04:18:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>Serve</dc:creator>
<media:keywords>Hükümsüz, şiir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>H&uuml;k&uuml;ms&uuml;z artık s&ouml;zlerin<br />Bilirim ki en b&uuml;y&uuml;k yalancı g&ouml;zlerin<br />Bir perde ardında saklarken hislerini<br />Nasıl da yıktın hayallerimi<br />Şimdi nafile boş yakarışların<br />Anlamı yok artık,<br />Kırık d&ouml;k&uuml;k duyguların<br />Yan yana olsa da bedenlerimiz<br />Y&uuml;rekler arasında aşılmaz duvarların<br />Şimdi boşuna g&ouml;z&uuml;nden akan yaşlar<br />Sarar mı yaraları o bakışlar<br />T&uuml;ketme boşuna nafile yalvarışlar&nbsp;<br />H&uuml;k&uuml;ms&uuml;z artık senden gelen b&uuml;t&uuml;n duygular&hellip;</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sen</title>
<link>https://edebiyatblog.com/sen-2211</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/sen-2211</guid>
<description><![CDATA[ Şiir, içimden geldiği gibi ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_6269427b3c78c.jpg" length="38925" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 27 Apr 2022 16:19:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Serve</dc:creator>
<media:keywords>Şiir, sen</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>B&uuml;t&uuml;n dertlerim biter, Ela g&ouml;zlerin g&ouml;zlerime deyince<br />İ&ccedil;imi bir huzur kaplar, tenini tenimde hissedince<br />Bazen susarsın, kaybolurum sessizliğinde<br />Umutlarım yeşerir senin s&ouml;zlerinde<br />Seninle uyanmak her g&uuml;ne<br />Ve sende nokta koymak geceye<br />Tarifi zordur seni anlatmak<br />Sığdıramam ki seni kelimelere<br />&Ouml;mr&uuml;m &ouml;mr&uuml;nde yıllansın<br />Sen hayatımdaki tek anlamsın<br />Hislerim dile gelmese de<br />G&ouml;zlerim her şeyi haykırsın</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Vurgun</title>
<link>https://edebiyatblog.com/vurgun</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/vurgun</guid>
<description><![CDATA[ Şiir ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_6261c42d32e0d.jpg" length="48578" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 21 Apr 2022 23:51:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Serve</dc:creator>
<media:keywords>Şiir, özlem, vurgun</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kelimeler &ccedil;ıkmaz dilimden&nbsp;</p>
<p>Lal olur kalırım birden</p>
<p>Hır&ccedil;ın bir deniz gibi dalgalanır y&uuml;reğim</p>
<p>Sen ardına bakmadan giderken.&nbsp;<br /><br /></p>
<p>Haykırırım sessizce hislerimi</p>
<p>Sağır olur y&uuml;reğin</p>
<p>Duymaz s&ouml;zlerimi</p>
<p>Ben &ccedil;aresiz izlerim gidişini.&nbsp;<br /><br /></p>
<p>Zaman durur sensiz ge&ccedil;mez</p>
<p>Kulağım kapıda, ayak sesin gelmez</p>
<p>Bir "Ah" &ccedil;ekerim, yangınım s&ouml;nmez&nbsp;</p>
<p>Bilirim giden geri d&ouml;nmez.&nbsp;<br /><br /></p>
<p>Ka&ccedil;ıncı vurgun bu y&uuml;reğim</p>
<p>Kalmadı sevmeye cesaretim</p>
<p>G&uuml;n değil, yıl değil</p>
<p>Bir &ouml;m&uuml;r bekledim&nbsp;</p>
<p>Ama sen geri gelmedin</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Benim Adım Toprak</title>
<link>https://edebiyatblog.com/benim-adim-toprak-2057</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/benim-adim-toprak-2057</guid>
<description><![CDATA[ toprak ve insan ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_625804d8a5ca8.jpg" length="111551" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 14 Apr 2022 14:27:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Serve</dc:creator>
<media:keywords>toprak, olmak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Benim adım TOPRAK! Hep hor g&ouml;rd&uuml;n&uuml;z, &ouml;rselediniz beni, benimle ilgilenenleri, siz bana verdik&ccedil;e ben daha fazlasını verdim; ama siz c&ouml;mertliğimi anlayamadınız. Hep y&uuml;ks&uuml;nd&uuml;n&uuml;z hep şikayet ettiniz. Oysa aynada g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z, hayran hayran izlediğiniz ten bile benden yaratılmıştı; ama siz bunu g&ouml;rmezden geldiniz. Rahmetle birleşince ben, siz &ccedil;amur diye tiksindiniz; size bulaşmamdan imtina ettiniz. Sizler bu ruhsuz halinizle aslında &ccedil;amurdan daha &ccedil;irkeftiniz.</p>
<p>Benim adım TOPRAK! Kıymetimi bilemediniz, ben verdik&ccedil;e siz şımarıp nank&ouml;rl&uuml;k ettiniz. Şimdi ben de size k&uuml;sk&uuml;n&uuml;m, haydi yaşayın bensiz yaşayabilirseniz! Benden geldiniz yine bana d&ouml;nd&uuml;r&uuml;leceksiniz!</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DARAĞACI</title>
<link>https://edebiyatblog.com/daragaci</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/daragaci</guid>
<description><![CDATA[ bir kayıp nasıl anlatılır? ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x500_621720aece435.jpg" length="32125" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 26 Feb 2022 09:08:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Serve</dc:creator>
<media:keywords>umut, tükeniş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>DARAĞACI</p>
<p>Darağacında asılı kaldı yarınlarım,</p>
<p>Dahası umutlarım.</p>
<p>Kimse "Dur" demedi cellada,</p>
<p>Sanki vurulan son darbeydi hayatıma.</p>
<p>Darağacında asılı kaldı yarınlarım,</p>
<p>S&ouml;yleyemediğim t&uuml;rk&uuml;md&uuml; aşkım.</p>
<p>T&uuml;m insanlık seyirciydi bu drama,</p>
<p>Yaşarkenki gibi, &ouml;l&uuml;rken de yalnızdım.</p>
<p>Darağacında asılı kaldı yarınlarım,</p>
<p>Kirlenmiş, t&uuml;kenmiş bir sevdaydı yaşadığım,</p>
<p>G&uuml;zellikler i&ccedil;i boşalmış safsataydı,</p>
<p>Kaderime değil; insanlaraydı isyanım.</p>
<p>Darağacında asılı kaldı yarınlarım,</p>
<p>Puslu bir akşam grisiydi bakışların,</p>
<p>Bulanıktı d&uuml;ş&uuml;nceler, gevezeydi suskunluk,</p>
<p>G&ouml;zlerindeki manayı bir t&uuml;rl&uuml; anlayamadım.</p>
<p>Darağacında asılı kaldı yarınlarım,</p>
<p>M&uuml;ebbetti bende artık yalnızlığım,</p>
<p>Kırılmıştı kalemim belli,</p>
<p>Boşunaydı umarsızca &ccedil;ırpınışım...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HUZURSUZLUK EVİ</title>
<link>https://edebiyatblog.com/huzursuzluk-evi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/huzursuzluk-evi</guid>
<description><![CDATA[ yaşlılık, yalnızlık ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x500_62171de808976.jpg" length="119762" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 25 Feb 2022 08:57:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Serve</dc:creator>
<media:keywords>huzursuzluk, evi, yaşlılık, yalnızlık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; HUZURSUZLUK EVİ</p>
<p>Koşar adımlarla y&uuml;r&uuml;yen insanlar, durmaksızın korna &ccedil;alan arabalar, &ccedil;&ouml;pleri eşleyen kediler, daldan dala konan kuşlar, yelkovanla kovalamaca oynayan akrep, bir arada olup da birbirini tanımayan durakta otob&uuml;s bekleyen bir yığın yolcu&hellip;</p>
<p>Saat ka&ccedil;&nbsp; acaba? Bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k odada her g&uuml;n birbirinin aynı gibi olsa da zaman akıyor, sokaktaki kiraz ağacı dallarını bayram &ccedil;ocuğu gibi s&uuml;slemiş, sokak boylu boyunca mis gibi ıhlamur kokuyor, rengarenk hercai menekşeler bah&ccedil;elerde yerini almış, ağa&ccedil;lar yeşermeye başlamış. G&ouml;&ccedil;men kuşlar da yavaş yavaş d&ouml;n&uuml;yor. Koltuğu camın kenarına almak iyi olmuş; en azından dışarıyı izliyor da d&uuml;nyanın d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n ayırdına varıyor.</p>
<p>Bu sabah pek keyfi yok gibi; g&ouml;revlinin getirdiği kahvaltı tepsisi de orada &ouml;ylece duruyor, hi&ccedil; dokunmamış. G&uuml;ne dair pek &ccedil;ok d&uuml;ş&uuml;nce var kafasında, bir dolu plan; ama hi&ccedil;birini yapacak g&uuml;c&uuml; yok. Yataktan &ccedil;ıkmak i&ccedil;in bile uzunca bir s&uuml;re d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. Kalkıp da ne yapacaktı? Belki biraz daha uyurum diye g&ouml;zlerini kapattı. Bir m&uuml;ddet &ouml;ylece yatmaya devam etti yatağında. Gen&ccedil;ken de sevmezdi uykuyu, yaşlanınca daha az uyur oldu. G&ouml;zlerini kapatmaktan, g&ouml;zleri acıdı; uyumak i&ccedil;in zorlamanın daha fazla anlamı yoktu. Kalktı&hellip; &Uuml;zerini giyindi; giyimine pek d&uuml;şk&uuml;nd&uuml;. Ne kadar keyifsiz olursa olsun kıyafetlerini se&ccedil;mek i&ccedil;in uzunca bir s&uuml;re uğraşırdı;&nbsp; bug&uuml;n pantolonunun &uuml;zerine g&ouml;mlek uydursa, kravatı tutturamadı, kravat uysa g&ouml;mleğini beğenmedi. Sonunda hoşuna giden bir g&ouml;mlek ve kravat se&ccedil;ip hazırlandı, itina ile tıraşını oldu. &Ccedil;ıktı&hellip; Her zaman gittiği parka gidip, bir banka oturdu. A&ccedil;ık hava iyi geldi, neşe ile oynayan &ccedil;ocuk seslerine karışan seyyar satıcı sesleri hala yaşadığını anımsattı ona. Ne kadar s&uuml;re oturmuş, &ccedil;ocukları, kuşları, y&uuml;r&uuml;yen insanları izlemiş, saat ka&ccedil; olmuş, &ouml;nemi yoktu; zaten g&uuml;n i&ccedil;inde yapacak işi de yoktu. Akşam serinliği &ccedil;ıkmaya başlayınca &uuml;ş&uuml;d&uuml;ğ&uuml;n&uuml; duyumsadı. Yakınlarda zaman zaman gittiği bir kıraathane vardı. Emekli insanların geldiği, biraz siyaset, biraz ekonomi, biraz spor konuştuğu, kimisinin tavla oynadığı, kimisinin bulmaca &ccedil;&ouml;zd&uuml;ğ&uuml;, ufak bir kıraathane. Bir sandalye &ccedil;ekti, her zamanki gibi sade bir kahve s&ouml;yledi. Yan masada oturanlar kıyasıya tavla oynuyor, karşı masadakiler ise hararetle bir şey tartışıyor. Son zamanlara kadar &ouml;mr&uuml;nde hi&ccedil; gitmemiş&nbsp; kahveye; ama bu aralar ya parka gidiyor &nbsp;ya kahveye. Ne yapsın başka t&uuml;rl&uuml; vakit ge&ccedil;miyor.</p>
<p>Bir s&uuml;re de kahvede oturduktan sonra artık geri d&ouml;nmenin zamanı gelmişti. Bu sefer yolu biraz daha uzatarak, geldiği yolu değiştirerek geri d&ouml;nd&uuml;; yaklaştık&ccedil;a adımları yavaşladı; sanki bir adım ileri iki adım geri. Sonunda yol bitmiş; bah&ccedil;e kapısına gelmişti, titrek ellerle kapının kolunu tuttu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YİTİK SEVDA</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yitik-sevda</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yitik-sevda</guid>
<description><![CDATA[ geçti, bitti, kaybetti ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x500_62171d09c15e3.jpg" length="46584" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 24 Feb 2022 08:52:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Serve</dc:creator>
<media:keywords>pişmanlık, sevda, keşke, öğrenmek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>YİTİK SEVDA</p>
<p>Bir ağustos akşamıydı,</p>
<p>Hava puslu ve sıcaktı,</p>
<p>Ben deli dolu &ccedil;ağlarımda,</p>
<p>Sense "ağır abi" tavırlarında.</p>
<p>Bir pastanedeydik Olgunlar'da</p>
<p>Yapraklar sararmış, hazırlanıyordu son bahara</p>
<p>Farklıydı o g&uuml;n Ankara akşamı,</p>
<p>Farklıydı k&ouml;m&uuml;r g&ouml;zlerinin bakışları.</p>
<p>Biraz &ccedil;ocuktum, biraz gen&ccedil; kız,</p>
<p>Sen duruşunla tam bir delikanlı.</p>
<p>Bir ağustos akşamıydı,</p>
<p>Hava puslu ve&nbsp; sıcaktı.</p>
<p>Kalbimi bıraktığım yer Olgunlar'dı.</p>
<p>Yitikti artık y&uuml;reğim,</p>
<p>Yitikti artık benliğim.</p>
<p>O g&uuml;nden sonra ben kimdim?</p>
<p>Ben deli dolu &ccedil;ağlarımda,</p>
<p>Sense "ağır abi" tavırlarında.</p>
<p>Yıllar sonra bakıyorum da ardıma,</p>
<p>Değmezmişsin ardından yaşanan acılara.</p>
<p>Her gidenin yerini bir dolduran olurmuş,</p>
<p>O bildiğin kız değilim artık,</p>
<p>Yıllar beni de yormuş.</p>
<p>Arama, sorma, &ccedil;ıkma bir daha karşıma,</p>
<p>İnanamam sana anlatıp durma boşuna.</p>
<p>S&ouml;zlerimi duymuyorsan da,</p>
<p>Bittiğini g&ouml;zlerime bak da anla.</p>
<p>Sen şimdi beni i&ccedil;in,</p>
<p>Son kullanma tarihi ge&ccedil;miş</p>
<p>Yitik bir sevda...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dursun Usta</title>
<link>https://edebiyatblog.com/dursun-usta</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/dursun-usta</guid>
<description><![CDATA[ bir ayakkabıcının öyküsü ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x500_620d5ff721ffd.jpg" length="39922" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 19 Feb 2022 23:27:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>Serve</dc:creator>
<media:keywords>kundura, ökçe, hayaller, gerçekler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; DURSUN USTA</p>
<ul>
<li>&Ccedil;ay, tavşan kanı &ccedil;ay, cıvıl cıvıl sesi, gen&ccedil;liğine yakışır enerjisi ile daldı d&uuml;kkana &ccedil;aycının &ccedil;ırağı Efe, efelere yaraşır sesiyle:</li>
<li>Hayırlı işler Dursun abi, bırakayım mı bir &ccedil;ay? Dursun Usta, yorgun, mutsuz, bezgin topuğunu onardığı kunduradan başını kaldırmadan; duyulur duyulmaz bir sesle &ldquo;bırak oraya&rdquo; dedi. Efe, &ccedil;ayı bırakıp &ccedil;ıkarken radyodan gelen m&uuml;ziği duyunca kendi kendine g&uuml;lmeden edemedi, &ldquo;ayağında kundura, ayağında kundura, yar gelir dura dura&hellip;&rdquo; Tam da d&uuml;kkana uygun bir şarkıydı, şarkıdaki durağanlık sanki d&uuml;kkana nota nota, ezgi ezgi işlemişti. Zehir gibi boya deri karışımı ağır koku, sağda, solda, rafta, tezgahta, loş huzmeler arasında belli belirsiz se&ccedil;ilen kimi onarılmış, kimi onarılmayı bekleyen onlarca eski, yeni kundura&hellip; Bir enkazı andıran d&uuml;kkan, Dursun Ustanın ruh halini aks ettiriyordu sanki. Baba mesleğiydi kunduracılık, &ccedil;ocukken de sevmezdi bu d&uuml;kkanı, babasının zoru ile tatillerde d&uuml;kkanda &ccedil;alışırdı. &Ouml;nce boyanacak ayakkabıları fır&ccedil;alamakla başladı işe, sonra boyamaya, sonra ufak tefek tamir işleri derken iyi bir kunduracı oldu. Civarda ne onun gibi kundura tamir eden usta vardı ne de yapan. Babasının vefatı ile d&uuml;kkanı o işletmeye başladı. Oysa Dursun m&uuml;zisyen olacaktı, ne milletin ayak kokan kunduralarını tamir edecek ne de elleri pis ve boya olacaktı. Babası y&uuml;z&uuml;nden piyano &ccedil;alacak parmaklar, &ccedil;ivi ile &ouml;k&ccedil;e tutturuyordu şimdi. Ara sıra ekmek parası diye kendini teselli etse de sevmiyordu bu işi. &Ouml;k&ccedil;eyi tutturmak i&ccedil;in vurduğu her &ccedil;eki&ccedil; darbesi aslında hayallerine, umutlarına, gen&ccedil;liğine iniyordu. Bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k, k&ouml;hne, ruhu gibi karışık d&uuml;kkanda &ouml;mr&uuml; t&uuml;kenip gidecekti. Yaşı gen&ccedil; olmasına rağmen kırlaşan sa&ccedil;ları, kırışan alnı yaşından olduk&ccedil;a fazla g&ouml;steriyordu bedenini. Evlenmemişti, evlenenlerin halini g&ouml;r&uuml;yordu, evlenip de ne yapacaktı hem hangi kadın &ccedil;ekerdi ki tenine sinmiş yaş tabaka kokusunu? Ben diyesim geldi, sonra kendimden emin olamadım, bana yakışmazdı; zaten hayalleri peşinde koşup, baba s&ouml;z&uuml;nden &ccedil;ıkmayan adamdan da koca olmazdı. Sıkılmış olmalı ki, ş&ouml;yle bir yerinde kıpırdadı, yoksa acıktı mı? &Ccedil;ırağın bıraktığı &ccedil;aya da dokunmadı. Bu adam, nasıl bir adamdı? Kafamda yine sorular birbirini kovaladı.</li>
</ul>
<p>- Tamir edilecek ayakkabınız mı vardı? Sorusu aklımı başıma aldırdı. Evet miydi hayır mı, verilecek en mantıklı cevaptı?</p>
<p>-Dedim ekmek alacaktım, yakınlarda bir fırın var mı?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HEP GEÇ KALDIM HAYATA</title>
<link>https://edebiyatblog.com/hep-gec-kaldim-hayata</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/hep-gec-kaldim-hayata</guid>
<description><![CDATA[ Hayattaki en büyük şansım:) ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x500_620c8b023b4c6.jpg" length="110297" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 16 Feb 2022 08:34:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Serve</dc:creator>
<media:keywords>sevgi, huzur, mutluluk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>HEP GE&Ccedil; KALDIM HAYATA...</p>
<p>Hep ge&ccedil; kaldım hayata, hep bir adım &ouml;ndeydi benden,</p>
<p>" Buyur." dedim, "Sen git, Ben yetişirim..."</p>
<p>O koştu hep, ben bekledim.</p>
<p>Hep ge&ccedil; kaldım hayata,</p>
<p>Hani &ccedil;ocuktum ya,</p>
<p>Hele bir b&uuml;y&uuml;yeyim,</p>
<p>Neler neler yapardım daha.</p>
<p>Hep ge&ccedil; kaldım hayata,</p>
<p>Elimde elma şekerim,</p>
<p>Babamın dizlerinde,</p>
<p>Annemin eteğinde</p>
<p>Mutluydum sıcacık yuvamda,&nbsp;</p>
<p>İnsan ne isterdi daha.</p>
<p>Hep ge&ccedil; kaldım hayata,</p>
<p>Hayatın saati ileriydi beş dakika,</p>
<p>Ben y&uuml;r&uuml;rken aheste adımlarla</p>
<p>Bir bakmışım gelmişiz yarıya...</p>
<p>Hep ge&ccedil; kaldım hayata,</p>
<p>Acelem yoktu, dost davrandım zamana,</p>
<p>Erteledim hep istekleri,</p>
<p>&Ouml;m&uuml;r uzundu nasıl olsa...</p>
<p>Hep ge&ccedil; kaldım hayata,</p>
<p>Şikayetim yoktu olanlara,</p>
<p>Bir de baktım ki zaman ge&ccedil;ivermiş,</p>
<p>Şimdi "Ahhh..." etmek boşa.</p>
<p>Hep ge&ccedil; kaldım hayata,</p>
<p>Yaşamaya, ağlamaya dahası sevdaya,</p>
<p>Hi&ccedil;biri acıtmadı, dokunmadı da,</p>
<p>B&uuml;t&uuml;n pişmanlığım, SANA GE&Ccedil; KALMIŞLIĞIMA...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>TELAŞ</title>
<link>https://edebiyatblog.com/telas</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/telas</guid>
<description><![CDATA[ şiir, karalama, yıllar sonra tekrar yazma ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x500_620aaa7a1834a.jpg" length="67979" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 14 Feb 2022 22:16:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Serve</dc:creator>
<media:keywords>heyecan, hayat, bahar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>TELAŞ</p>
<p>Bu sabah y&uuml;reğimde bir telaş</p>
<p>Dedim, neler oluyor, az yavaş</p>
<p>Bahar mı gelmiş hayatıma</p>
<p>Kendine gel, kemale ermiş yaş</p>
<p>Senin g&uuml;c&uuml;n yetmez bu heyecana</p>
<p>Sakın ola kendini kaptırma</p>
<p>Kim kalıcı oldu ki sende?</p>
<p>Bir soluktun, yorgun kalplere...</p>
<p>Bir masaldı sende sevda</p>
<p>Y&ouml;n&uuml;n&uuml; &ccedil;evirdin hep &ccedil;ıkmazlara</p>
<p>Arama, sorma, bekleme boşuna</p>
<p>Şimdi otur yan, ka&ccedil;ırdığın fırsatlara...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YAŞAMAK</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yasamak-1613</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yasamak-1613</guid>
<description><![CDATA[ şiir, ciddiyet, hayal ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x500_61f92db8e8c3e.jpg" length="86399" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 15:59:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Serve</dc:creator>
<media:keywords>Hayal, yaşamak, ciddiyet, şiir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;YAŞAMAK</p>
<p></p>
<p>Yaşamayı ciddiye almalı insan,</p>
<p>Her anını dolu dolu yaşamalı</p>
<p>Hi&ccedil;bir detayını atlamadan</p>
<p>Her anının tadını &ccedil;ıkarmalı</p>
<p>Yaşayamadıklarına olmalı pişmanlığı</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Yaşamayı ciddiye almalı insan</p>
<p>H&uuml;z&uuml;nleri mutlulukları ka&ccedil;ırmamalı</p>
<p>Gelecek i&ccedil;in hayaller kurarken</p>
<p>Bug&uuml;n&uuml;n&uuml; elinden u&ccedil;urmamalı</p>
<p></p>
<p>Yaşamayı ciddiye almalı insan</p>
<p>Bazen &ccedil;akıllı yollarda y&uuml;r&uuml;se de</p>
<p>Kayıplarına aldırmamalı</p>
<p>Y&uuml;reğini kanatanları değil,</p>
<p>Yaralarını saranları hatırlamalı...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Firak</title>
<link>https://edebiyatblog.com/firak</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/firak</guid>
<description><![CDATA[ umut, bekleyiş, biraz da tükeniş ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61abbc3474db6.jpg" length="35506" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 04 Dec 2021 22:14:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>Serve</dc:creator>
<media:keywords>bekleyiş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>FİRAK</p>
<p>Her &ccedil;alan kapıya sensin diye koştum</p>
<p>G&uuml;n oldu g&uuml;ld&uuml;m, g&uuml;n oldu sustum</p>
<p>Ben de unuturum diye avundum</p>
<p>Varlığım varlığındaymış</p>
<p>Yazık ki sen de kayboldum.</p>
<p>Ge&ccedil;mez sanıdığım zaman da ge&ccedil;ti</p>
<p>Takvimlerde g&uuml;n, bende takat bitti</p>
<p>Her gelen ardına bakmadan gitti</p>
<p>Kalbime m&uuml;h&uuml;r ela g&ouml;zlerindi</p>
<p>Şimdi o da beni terk etti.</p>
<p>Yokluğun yaksa da canımı,</p>
<p>&Ccedil;ok g&ouml;rme bir kuru selamı,</p>
<p>Sızım sızım sızlıyor şimdi y&uuml;reğim</p>
<p>Kabullenemiyorum bu firakı...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hırka</title>
<link>https://edebiyatblog.com/hirka-1143</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/hirka-1143</guid>
<description><![CDATA[  aslında bir hırka gibi görünse de söz konusu olan belki de tüm vazgeçilmezleridir insanın... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61abac5284882.jpg" length="52401" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 04 Dec 2021 19:47:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Serve</dc:creator>
<media:keywords>hırka</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>HIRKA</p>
<p>Yine eve gelir gelmez attı beni bir kenara. Yarın fellik fellik arayacak, nerede bu hırka diye? Hayır, nedir bu agresifliği anlamıyorum; oysa kıyafetlerine &ccedil;ok da hoyrat davranan bir insan değil. Beni aldığı g&uuml;n&uuml; anımsıyorum da, ne g&uuml;zel rengi var demişti; tam da bana g&ouml;re, sonra da "&uuml;&ccedil; kuruş fazla olsun kırmızı olsun" diye eklemişti. Şimdi ne o g&ouml;z alan kırmızımdan eser kaldı ne de beni her seferinde&nbsp; &ouml;zenerek &uuml;zerine giyen insandan.</p>
<p>Sanırım ben de eskiyorum, kullanıldık&ccedil;a yıpranıyor; yıprandık&ccedil;a g&ouml;zden d&uuml;ş&uuml;yorum. Belki bir zaman sonra yerimi başka bir model, başka bir renk hırka alacak. Tıpkı beni giydiği gibi, yeni hırkasını &ouml;zenle giyecek, d&uuml;ğmelerini ilikleyecek ve dakikalarca aynanın karşısında kendini inceleyecek. Kim bilir? Belki de onca yıpranmama, onca eskimeme rağmen ısrarla benden vazge&ccedil;meyecek.</p>
<p>Her sabah yataktan kalkar kalkmaz beni &uuml;st&uuml;ne giyecek, az hareket edip terleyince tersimle &ccedil;ıkarıp bir k&ouml;şeye iliştirecek. Bu kısır d&ouml;ng&uuml; bilinmez ne zamana kadar s&uuml;r&uuml;p gidecek. Şu &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki g&uuml;nlerde havalar ısınacak, bana &ccedil;ok ihtiya&ccedil; hissetmeyecek; ama biliyorum ki, beni yanından eksik de etmeyecek. İlgin&ccedil; bir insan kendisi, tuhaf takıntıları var; mesela sıcak da olsa soğuk da olsa beni yanından hi&ccedil; ayırmaz. Kimi zaman rengim hoşuna gider, kimi zaman modelim. Bazen beni eski ve modası ge&ccedil;miş diye beğenmez, bazen de &ccedil;ok eskidi; ama, b&ouml;yle bir hırka bulamadığım i&ccedil;in vazge&ccedil;emiyorum ondan, der. Dedim ya, değişik bir karakter; onu &ccedil;&ouml;zmeye &ccedil;alışmaktan vazge&ccedil;eli uzun zaman oldu. Artık davranışlarına &ccedil;ok takılmıyorum, akışına bıraktım olayları. Keyfi ister beni giyerse, mutlu olmuyor değilim; ama, giymezse de eskisi gibi &uuml;z&uuml;lm&uuml;yorum.</p>
<p>Bug&uuml;n neşesi yerindeydi; bir heves giydi beni; sonra ne olduysa oldu keyfi ka&ccedil;tı. Bir hışımla &ccedil;ıkardı &uuml;zerinden, tersimle fırlattı beni. Muhtemelen sabaha yine sakinleyecek ve fellik fellik arayacak beni.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>