<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Kalender</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/sevgi-gurel</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Kalender</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Öğretmence</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ogretmence</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ogretmence</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202209/image_750x500_63204f4600a9f.jpg" length="41019" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 13 Sep 2022 12:38:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kalender</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bug&uuml;n okulun ilk g&uuml;n&uuml;yd&uuml;. 9. kademede sınıflarda birka&ccedil; &ouml;ğrenci vardı sadece. Heyecanla kendi sınıflarını bulmaya &ccedil;alışıyorlardı. Kapıya asılan listelere meraklı bakışlar fırlatıyor, yukarıdan aşağıya isim listesini işaret parmağıyla tarıyorlardı. Sıralarda mah&ccedil;up ve sıkılgandılar. Tanışıp sohbet etmek, bol bol konuşmak istedim. Hi&ccedil; susmamak, anlatmak,&nbsp;</p>
<p>anlatmak...</p>
<p></p>
<p>Okuyalım ve yazalım dedim sonra. &Ccedil;ok&ccedil;a konuştuk nasıl olsa.</p>
<p>Sınıfın birinde bir &ouml;ğrenci vardı. Okusun, yazsın, dinleyip izleyeyim diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>"Heyecandan hocam yoksa bu kadar k&ouml;t&uuml; okumuyorum." dedi. Ger&ccedil;ekten de okuduk&ccedil;a a&ccedil;ıldı sanki. Sonra yazdı itinayla. Birlikte baktık ve d&uuml;zelttik hatasını. Aldığı ilk deftere yazdıklarının d&uuml;zeltilmiş halini temize &ccedil;ekeceğine dair de s&ouml;z verdi.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>"&Ouml;ğretmenler b&uuml;y&uuml;k d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r ama k&uuml;&ccedil;&uuml;k işlerle uğraşır." s&ouml;z&uuml; bazen en haklı &ccedil;ığlıklarla sesleniyor. Bazen de &ouml;ğrenciye y&ouml;nelik en k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ouml;rneklerle en haksız yanını temsil ediyor adeletin. &Ouml;ğretmenin g&ouml;r&uuml;ş&uuml;, bakışı, yaklaşımı ve en &ouml;nemlisi de vicdanı devreye giriyorsa eğer en &ouml;znel bir değerlendirme olarak karşımızda duruyor bu s&ouml;z.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Sonra ilk g&uuml;n heyecanı, etkinlikler neşesi, ders anlatma mutluluğu, bir derdi paylaşmanın ortaklığı, farklı duyguları tatmanın g&uuml;zelliği ve daha sayamadığım bir s&uuml;r&uuml; g&uuml;zel &ouml;rneklerle &ouml;ğretmen olmanın kutsallığı en nesnel haliyle beliriyor ve kayboluyor t&uuml;m &ouml;znel değerlendirmeler.&nbsp;</p>
<p>"İyi ki &ouml;ğretmenim! "ifadesi anlam kazanıyor kalplerde. Ve bunun &uuml;zerine t&uuml;m g&uuml;l&uuml;msemeler en g&uuml;zel haliyle beliriyor y&uuml;zlerde.&nbsp;</p>
<p>İyi ki!&nbsp;</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Değişim</title>
<link>https://edebiyatblog.com/degisim</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/degisim</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202209/image_750x500_631db97e76d20.jpg" length="146110" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 11 Sep 2022 13:36:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kalender</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bu eyl&uuml;lde sararan ve d&uuml;şen t&uuml;m yapraklar yine de yaşamaya değer diye haykırdı. Yaşamak ama yeni filizlerle. Hayat değişim temelliydi ve değişerek yaşamalıydı insan da. İnsanı ayakta tutan yepyeni başlangı&ccedil;lar gerekliydi, hayat tekd&uuml;ze yaşamak i&ccedil;in &ccedil;ok ağırdı ve tazelenmesi gerekirdi damardaki kanın, tendeki canın, ruhun, nefesin.&nbsp;</p>
<p></p>
<p>D&ouml;k&uuml;len her yaprağın yerine a&ccedil;acak olan tomurcuklar vardı sayısız. Her baharda yenilenen, tazelenen bir tabiat vardı her g&uuml;n bitiminin ardından başlayan yeni bir g&uuml;n.&nbsp;</p>
<p>İnsan diretmemeli ve a&ccedil;ık olmalıydı yepyeni başlangı&ccedil;lara.&nbsp;</p>
<p>Eyl&uuml;l biraz da bu y&uuml;zden yeni başlangı&ccedil;ların ayı kabul edilirdi zaten. Ve insan yenilenen her duruma ayak uydurabilirdi bir şekilde. İnsanın doğasında vardı bu ve g&uuml;&ccedil;l&uuml;yd&uuml; insan sandığından &ccedil;ok daha fazla.&nbsp;</p>
<p>Hep kış değildi mevsim, hep eyl&uuml;lde kalmazdı ay, doğduğu gibi &ouml;lmezdi insan. Değişmek ve asıl gelişerek değişmek i&ccedil;in &ccedil;areler &uuml;retmeliydi &ccedil;ok&ccedil;a.&nbsp;</p>
<p>Kendi huzurumuz kendi elimizde. Kendi huzursuzluğumuzu inşa etmenin &ouml;tesinde ve faydasında bir gayret.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yeni Sezonda da Yaşamaya Devam</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yeni-sezonda-da-yasamaya-devam</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yeni-sezonda-da-yasamaya-devam</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="" length="146110" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 04 Sep 2022 00:35:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kalender</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan yine de yaşamak i&ccedil;in g&uuml;&ccedil; bulmak zorundaydı. Yaşam devamlı ve zikzakları olan bir yolda m&uuml;cadele etmekti kıyasıya. Biten t&uuml;m sezonlarda da başlayan yepyeni sezonlarda da vardı hayat ve yaşanmalıydı.</p>
<p>Zaman dediğin ne ki ge&ccedil;er giderdi elbet. Memnun da kalırdık, pişman da olabilirdik her zamanın bitimlerinde. Ve her iki neden i&ccedil;in de geri almak isterdik ısrarla. Ah bir zamanı geri alabilsek!</p>
<p>Fakat ben biliyorum ki olası değil ama olur da m&uuml;mk&uuml;n olsaydı zaman geri alınsa da yine aynı hataları yapardı ve yine biterdi mutluluğu. Yaşanması gereken acılar yine de yaşanırdı. Biz biten her vaktin ve olayın sonunda ısrarla ge&ccedil;mişe d&ouml;nmek isteyerek yapıyoruz en b&uuml;y&uuml;k hatayı. S&ouml;z&uuml; olan s&ouml;yledi. İz bırakabilen bıraktı. Faydalanan faydalandı. Olması gerekenler oldu. Olmaması gerekenler de olmadı. &Uuml;z&uuml;l ve sevin elbet. Lakin isyana d&uuml;şme. Yaşama y&uuml;k&uuml;n&uuml; sahiplanebilmen g&uuml;&ccedil;l&uuml; olmana bağlı.</p>
<p>Yeni sezonda da yaşamaya devam.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eylül</title>
<link>https://edebiyatblog.com/eylul-3544</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/eylul-3544</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202209/image_750x500_630fd041ef006.jpg" length="126226" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 Sep 2022 00:19:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kalender</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba eyl&uuml;l, merhaba sararan yaprak, merhaba sonu baharın, merhaba mevsimi g&ouml;&ccedil;&uuml;n.</p>
<p></p>
<p>G&ouml;&ccedil;&uuml;n başı mademki bu ay neden "Her eyl&uuml;l bir başlangı&ccedil;tır." denmiştir?&nbsp;</p>
<p></p>
<p>Bir şeylere başlayabilmenin eşiği g&ouml;&ccedil; etmekten ge&ccedil;er de ondan elbet. Filizlenmesi i&ccedil;in yaprağın d&ouml;k&uuml;lmesi,&nbsp; &ccedil;ıkabilmek i&ccedil;in en derinden inmek yokuş aşağı ve bulmak i&ccedil;in sendeki seni gitmen gerekir kendinden bile.</p>
<p></p>
<p>O zaman derim ki ben :</p>
<p>Bu eyl&uuml;l i&ccedil;indeki iyilikleri ortaya koysun herkes. İyiliklerin ve g&uuml;zelliklerin pekişmesinin başlangıcı olsun eyl&uuml;l.</p>
<p></p>
<p>Koyalım t&uuml;m iyilikleri masaya, &ouml;yle bir yığalım ki hatta "Masa da masaymış ha o kadar iyiliği koyduk da bana mısın demedi." deyip neşelenelim kendimizce.Zira en fazla neşeye ihtiyacımızın olduğu bir y&uuml;zyılda yaşamanın ağırlığı, kalbimizde yeterince tortu oluşturdu zaten.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>30 Ağustos Zafer Bayramı</title>
<link>https://edebiyatblog.com/30-agustos-zafer-bayrami</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/30-agustos-zafer-bayrami</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202208/image_750x500_630df7e0e486a.jpg" length="63334" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 30 Aug 2022 14:46:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kalender</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>H&uuml;r ve kendimden emin bir yazıyla yazıyorsam zaferi, dalga dalga dalgalanıyorsa bayrağım ne mutlu! Bug&uuml;n 30 Ağustos zafer g&uuml;n&uuml;. Milletin huzurla hatırladığı &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k g&uuml;n&uuml;. Bug&uuml;n yıkılan cehaletin sevin&ccedil; g&uuml;n&uuml;. Bug&uuml;n ilime a&ccedil;ılan bir kapı, sonsuzluğa &ccedil;ırpılan kanat g&uuml;n&uuml;. Kalıcılığın, asla unutmamanın, gururun ve neşenin g&uuml;n&uuml;.</p>
<p>Bug&uuml;n 30 Ağustos Zafer Bayramı.</p>
<p>&Ouml;v&uuml;n, gururlan, neşelen, kutla.</p>
<p>&Ouml;ğren, &ouml;ğret, yaz, &ccedil;iz, hatırlat.</p>
<p>S&ouml;yle, s&ouml;ylet, oku, okut, anlat.</p>
<p>Dillerden dillere ve daima yaşasın cumhuriyet. Ulu &Ouml;nder ve aziz silah arkadaşları kalplerde daim olsun her vakit. Bug&uuml;n ve her g&uuml;n mutlu, &ccedil;alışkan, zeki ve uyanık, emanete sahip &ccedil;ıkan bir dirayetle. Değerlerine sahip &ccedil;ıkan doğru, d&uuml;r&uuml;st, &ouml;zverili bir inan&ccedil;la.&nbsp;</p>
<p>Kutlu olsun Zafer Bayramı!</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kırk Kere Söyledim</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kirk-kere-soyledim</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kirk-kere-soyledim</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202208/image_750x500_630cda23acec9.jpg" length="58993" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 29 Aug 2022 18:27:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kalender</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p></p>
<p>Huzuru koklamak veya zinde hissetmek kitapların d&uuml;nyasında yakalar bizi. Hayata kısa ve hoş bir mola. Hoş bir sohbet, bilgiyle dolu bir odanın kapısını aralamak.</p>
<p></p>
<p>Okuduğumuz her kitap yeni bir ufuk a&ccedil;ar ve bir iz bırakır mutlaka. Ziya Sel&ccedil;uk 'un "Kırk Kere S&ouml;yledim" adlı kitabı da bu anlamda başta eğitimciler ve ebeveynler olmak &uuml;zere herkesin okuması gereken bir baş yapıt.</p>
<p></p>
<p>Kırk kere s&ouml;ylemek ger&ccedil;ekten neden? Hi&ccedil; bu zamana kadar d&uuml;ş&uuml;nmemiştim. S&ouml;z&uuml;n muhatabı isterse zaten ilk s&ouml;ylemde ger&ccedil;ekleştirir isteği. Israr etmek olumlu sonu&ccedil; almamız i&ccedil;in 'yapmamız gerekenler listesinde' yer almalı mı her zaman, yoksa sesin hisse d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; yerde soluklanmak daha cazip bir yol mu? Elbette ikincisi.</p>
<p></p>
<p>Aslında bildiğimiz fakat hep &ouml;telediğimiz ger&ccedil;ekleri bu kitabı okuyarak sağlamlaştırmak m&uuml;mk&uuml;n.</p>
<p></p>
<p>&Ccedil;ocuklar, &ouml;zellikle &ouml;nem arz ediyor Ziya Sel&ccedil;uk' un eserinde. Kendini, dilini, doğanı, i&ccedil;inde yaşadığın zamanı ve &ouml;z&uuml;n&uuml; tanımak da &ouml;yle.</p>
<p></p>
<p>Kendinden emin ve akıcı bir anlatımı mevcut. Her sayfasında ibret almamak ve ger&ccedil;ekten de &ouml;yle deyip şaşırmamak imkansız.</p>
<p></p>
<p>Sizler de kırk kere s&ouml;yletmeyip sesimizin hisse d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; bu kitaba odaklanın ve kendinizi daha yakından tanımak adına eşsiz bir yolculuğa &ccedil;ıkın.</p>
<p></p>
<p>Keyifli yolculuklar dilerim.&nbsp;</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Savaş ve Barış</title>
<link>https://edebiyatblog.com/savas-ve-baris</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/savas-ve-baris</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202208/image_750x500_630b59da47d4d.jpg" length="26728" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 28 Aug 2022 15:03:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kalender</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ortak k&ouml;kleri işlerken sınıfta savaş ve barış kelimeleri gelir &ouml;nce aklıma. Savaş, savaşmak. Barış, barışmak. Farklı t&uuml;r ve g&ouml;revde ama aynı anlamı taşıyorsa bir kelime ortak ya k&ouml;kleri.</p>
<p>İsterdim hayattaki işlevleri de ortak olsun. İlla birleşeceklerse bir temada barış olsun o. Savaşta ve barışta değil hep barışta. İyi g&uuml;nde ve k&ouml;t&uuml; g&uuml;nde ama hep barışta.</p>
<p>&nbsp;Yeni doğan bir can bomba ve t&uuml;fek sesiyle şefkatli bir anne sesini elbette ayrıştırır. Yarınki &ouml;devi yapamadığı i&ccedil;in &uuml;z&uuml;len bir &ccedil;ocuktan kim ne hakla daha fazla bir telaşa b&uuml;r&uuml;nmesini isteyebilir.</p>
<p>Bir annenin evladıyla sınamasından daha b&uuml;y&uuml;k acısı mı olur?</p>
<p>Ben zaten yaşadım yaşacağım kadar &ouml;leceksem de hakkıyla &ouml;leyim deyip vatanı i&ccedil;in savaşmayı g&ouml;ze alan bir amcamın dirayeti elbette sağlam toptan t&uuml;fekten fakat ne kadar yeterli olabilir?</p>
<p>Ortak k&ouml;kte buluşup barışa yaslanmak, ortak temada ise sevsek hep ve sadece olmaz mı bir kuşu, bir taşı ve her Canı?&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Adımların Ahengi</title>
<link>https://edebiyatblog.com/adimlarin-ahengi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/adimlarin-ahengi</guid>
<description><![CDATA[ Tüm çabamız hayatın içinden geçip ulaşmak hayatın kaynağına. Müziğini keşfedip dansına ortak olabilmek her sokağın. Her adımı bilinçli ve uygun stmak her sokakta.

Şimdi böyle dümdüz değil de sağa sola kıvrılıp ahengi yakalamak maksat.

Misal, adımların kimi zaman rengarenk bisiklet tekerleğini çeviren kahkahalar kadar şen. 
Kimi zaman ise uzayıp giden uçsuz bir sokakta seni karşılayan kapalı kapılar kadar mahzun düşsün yere. Adımların bazen heybetli ve vakur duruşuyla sokağı temsil eden eski bir okul binası kadar canlı bazense bir sokak lambasının aydınlattığı insansız kaldırım taşları kadar ürpertici ve donuk olsun. 
Fakat sen hep aynı kal en iyi insan olmak adına verdiğin uğraşa, değişse de tonları renginin. Mükemmel olmanın ve dehayı aramanın aksine gönlün ve zihnindeki dengenin ahenginde yakala mutluluğu. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202208/image_750x500_630a15a9ebeea.jpg" length="61994" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 26 Aug 2022 01:04:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kalender</dc:creator>
<media:keywords>Ahenk, adımlar, hayat, arasokaklar, müzik, ritim, mutluluk</media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>TEK GERÇEK</title>
<link>https://edebiyatblog.com/tek-gercek</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/tek-gercek</guid>
<description><![CDATA[ Ölüm bir var bir yok değil. 
Ölüm hep vardı. 
Yanıbaşımızda bir adım. 
Her nefesimizde daha derin çektiğimiz 
İçimize.
Ölüm hatırlatan kendini. 
Genç, yaşlı, iyi kötü demeden 
Ayırt etmeden gelen 
Hep var olan. 
Ürkütücü ve çaresizlik hissettiren. 


Bugün ölüm üzerine konuşmak istiyorum. Defalarca çok yakın olduğunu hissettiren  o büyük güçten. Ölüm bir var bir yok değildi. Ölüm hep vardı ve yokluyordu bizleri. Aniden ve hissettirmeden. Ölüm ile ayrılığı tartıp da ayrılığı 50 gram fazla bulan şair yanılıyordu. Ayrılık ve ölüm eşdeğerdi acı vermekte. Bir yerlerde yaşadığını bilip görememek de acıydı, bir sonla bir daha hiç göremeyeceğini bilmek de. 
Ve çaresizlikti bunun adı. Gerçeklerin en acısı  ve acıların en gerçeği yedi. Bir gün öncesinden hayatına türkü yakan teyzem bir gün sonra ve dakikalar hatta saniyeler içinde karışabilirdi toprağa. Kimsesiz olduğumuz bu yeryüzünde Rabb&#039;e kavuşmanın verdiği huzur biraz olsun sakinleştirirdi kalplerimizi. Ebedi huzura ermek ve ağrılardan sızılardan arınmak diye bakarsak bir nebze olsun serinlerdi yüreklerimiz belki. 
Ve yitip gittiğinde anlardık canların kıymetini. Ölümü yenice ve bugün tatmışken bir ninemin söylediği mesellerdeki hayata olan dargınlığını nasıl da güzel ve isyan etmeden ifade ettiğine bakar ve şaşardım ben de. 

&quot;Gül diktim kopmadım.
Gül oldum kokmadım. 
Sözlerim söz olur da dinlenir mi? 
Meyvesiz dalın dibine gelir mi?&quot; 

Çocuksuzluk motifinin en şiirsel anlatımıdır bu dizeler. Çocuk kokusu alamayan bir teyze gül olup kokmamak ve dalından kopmamak olarak ifade eder bu acı gerçeği. Yaptığın hayırlarla ve gülen yüzünle en güzel gül oldun nenem sen. Ve kaydettiğimiz mesellerle sözlerin en hasını söyleyip dinlettin ve bak binler belki milyonlar okuyacak burada. Meyvesiz dalın dibine gelinir mi?, dedin ama bahçendeki türlü meyve ağaçlarının gölgesinde bekledi bir kalabalık ve tabutun. Cevizin gölgesinde soluklanırken son kez cansız bedenin insanlar gözyaşı döktü meyve dolu dallarının altında. 
Son yolculuğunda yalnız değildin. Sevildin ve daima sevileceksin. Unutulmayacaksın Rahat uyu... 

24.08.2022 ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202208/image_750x500_63067f65f3df8.jpg" length="63079" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 24 Aug 2022 22:44:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kalender</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Metcezir</title>
<link>https://edebiyatblog.com/metcezir</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/metcezir</guid>
<description><![CDATA[ Gecenin sesi bütün sessiz günlerde
Ayın şavkının keskinliği kadar. 
Ve insanların telaşları
Basit, komik, anlamsız.

Bazen yorgun dünyanın
Uzak veyahut yakınıyım
Bazense bir uzaydaki
Boşluk kadar ölçüsüz.

Yaşıyorum ya da yaşamıyorum
Bir bilmeceyim cevabı çoktan belli
Sorusu net değil.
Bir soruyum yerim aşikar

Doluyum ve de boş
Yalanım ama gerçek
Ustayım yaşamakta bir o kadar
Bir o kadar da beceriksiz. 

Elim kolum bağlı
Önüm arkam sağım solum sobe
Yakalandım öyleyse bitti oyun
Buldun beni körebe
İçimdeki çocuk çoktan çıktı
Özgürlüğe, barışa, yeniliğe
Aşka, hayata ve yaşamaya
... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202208/image_750x500_63054cc0d8e87.jpg" length="37608" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 24 Aug 2022 01:03:33 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kalender</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Coğrafya Kader</title>
<link>https://edebiyatblog.com/cografya-kader</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/cografya-kader</guid>
<description><![CDATA[ Coğrafyanın kader olduğu gerçeğini bazı bölgelerde iliklerine kadar hissedersin. Köyde yaşayan bir çocuk okula gitme fırsatıyla gelir anca ilçesine. Bir çocuk, bir genç erkek ya da genç bir kız yeteneğinin keşfedilmesini bekleyebilir kıyıda köşede. Üstelik keşfedildiğinde bitmez de her şey. Yetenekli hele de yetenekli bir kadınsa coğrafyanın engellerini aşması gerekir çünkü evvela. Sırf bu yüzden belki de ülkesini canı pahasına temsil edebilecek yetenekteki canları yitiririz yok yere.

Canın büyüğü küçüğü olmaz. Ve tabi &quot;canın kadını ve erkeği de olmaz.&quot; diyebildiğimiz dahası demekle kalmayıp gerçekten yaşayıp yaşatabildiğimiz zaman kıymete biner her can. Şikayet değil, çözüm. Ve tek başına değil birlikte. Her insanın birbirine muhtaç olduğu ve görünmez ilmeklerle sımsıkı bağlı olduğu bilgisinin gerçekliğiyle. 

Değerdir her can için çözüm üretmek yakınmanın aksine. Doğan Cüceloğlu &#039;nun &quot;Vatandaşın çözüm üretmek yerine şikayet etmeye harcadığı zaman da damlayan musluk gibi ulusal bir israftır.&quot;  sözü tam bu noktada anlam kazanır. Zira boşa harcanan su da değerli, zaman da, küçük de büyük de, kadın da erkek de, cahil de bilgili de, şımarık da uslu da, çalışkan da tembel de...

Ayrım yapmadan her can adına ve tabi her can için sınırını bilip ona göre şerbetini her bir ayrı  can için diğer tüm canlara sezdirmeden sunabilme mahareti ve bitmez çabasıyla.! Yükümüz ağır.! ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202208/image_750x500_6304bad93f2f5.jpg" length="55632" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 22 Aug 2022 20:19:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kalender</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Şekerli Pansuman</title>
<link>https://edebiyatblog.com/sekerli-pansuman</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/sekerli-pansuman</guid>
<description><![CDATA[ Pamuk tarlasında nasırlaşan minik elleri, defterin yapraklarını çevirmesini zorlaştırıyordu. Arada ellerini birbirine kenetliyor, inceliyor ve takılan derileri koparıyordu.
Öğretmeni, boş bir sayfa açıp onları en çok etkileyen anıyı yazmalarını istemişti. Tüm telaşı bundandı. Bir an önce boş sayfaya ulaşıp en güzel anısını kaleme almak istiyordu. Boş sayfaya ulaştığında kalemi aldı ve duraksadı birden. Sahi ne yazacaktı?
Bu sefer sorusuna cevap bulamamanın telaşıyla elindeki derileri koparmaya başladı. Çektikçe hızla kanamaya başladı deri. Elindeki kana baktı ve gülümsedi. Ne yazacağını bulmuştu.
Bir gün okulun önüne gelen pamuk şekeri satıcısının tezgahına koşuyordu. O hızla düşmüş ve pamuk toplamaktan nasırlaşan elleri kanamıştı. Yine de kalkmış, şekeri almış ve ellerine pansuman yapmıştı. Hayret artık acımıyordu. Rengi ve tadı dışında topladığı pamuktan bir diğer farkı dikenli saplarının olmayışıydı. Rahatça tutuyordu ve işte yarasına sebep olan pamuk merhem olmuştu bu sefer. Evet yazmalıydı bunu. Ama ellerinin kanadığını hatırladı acıyla. Öğretmeni ecza dolabında bulunan pamukla sildi Seyit &#039;in ellerini ve bastı yarasına. Fakat daha da acıdı Seyit in elleri. Halbuki pamuk şekerini bastığında eline hiç acımamış ve hemen geçmişti sızısı. 

Zil çaldığında  tüm çocuklar bir hızla pamuk şekeri tezgahına koştular. Fakat Seyit koşmadı. Elindeki pamuğa baktı uzun süre ve ağladı,ağladı,ağladı... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202208/image_750x500_63013d014e3d5.jpg" length="63956" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 20 Aug 2022 22:59:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kalender</dc:creator>
<media:keywords>Pamuk şekeri, pamuk, anı</media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gölgelik</title>
<link>https://edebiyatblog.com/golgelik</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/golgelik</guid>
<description><![CDATA[ Nerede doğmuş ve nerede geçmişse çocukluğun oraya aitsindir. Memleket dediğin en çok çocukluğundur. Koşup oynadığın tozlu yollar, kovaladığın tavuk veya kuzular.
Gitsen bir gün çıkıp uzak diyarlara yine de yokta bulduğun o huzuru ararsın. Artık geri kalan yaşamında dönmek ve dinlenmek istersin. Yaşamın orada son bulsun istersin en çok.
Evlatların olur, torunların, eserlerin. Orada anıp huzur içinde karşılamak istersin geldiklerinde de. Hayatın son demleridir belki ama sen yeni filizler dikersin bahçeye. Gölgelikler oluşturursun gönül evinde. Gelirse oğlun, kızın, torunların gölgelikte oturmalıdırlar bir yaz mevsimiyse. Veya sıcak bir yuva izlenimi vermesi gerekir dinlenmene en uygun bir odanın. Soba sıcaklığını duyumsamaları gerekir. O yüzden en çetin kış hazırlıkları yakacak üzerine verilir. En çetin mücadele kışa ait huzurlu bir odanın oluşması üzerinedir.
Öyle de olur aslında. Başarır. Torunu da gelir yazın gölgeliğine kızı da oğlu da kardeşleri de. Kış olur yine aynı kadro sıcaktan kaçtığı gibi gölgeliğe, soğuktan da sığınır sıcak yuvanın meskenine.
Huzurludur, mutludur ve de hoştur gönlü bu yüzden. Ve yine bu yüzden borçlu hisseder kendini her şeyin sahibine. Yumuşak kalbini daha da yumuşatır herkese. Dili tatlı, şerbetlidir. Eli cömert, maharetli.
Zor da olsa nefes alışları, dinlemez devam eder çabalamaya. Oturduğu yerden alır verir zikrini ve tamam eder.
Borçluyum diye düşünür. &quot;Sağlam olan gönlüm yeter canın yarımsa da!&quot; deyip günün en uzun ve sıcak olduğu vakitlerde aç ve susuz kalmak için çırpınır durur. Oruç onun borcunu ödemesinin en çetin işidir. Bu yüzden tercih eder. Kolay olsa herkes yapar. Zor olanı ise yüreği olan  yüreği olan tek. 

Bir gün yine uzun ve sıcak günün öğle vaktinde aç ve susuz bedeni yorgun düşüp bayılır. Borcunu ödeyemediği içindir ama sızısı. Yorgun düşer lakin memleketinden gider yine de. .  Gider ama dönemez. Memleket öksüz, kızı oğlu torunu gözü yaşlı. Memleket  gözü yaşlı, kızı oğlu torunu öksüz kalır.
Tam olamaz yarım can. Ama zaten tam olan yeşil gönül canı da tamam eder gittiği yerde. Ebedi memlekette muhakkak. Edebî memlekette tanış olduğu nice memleket yoldaşlarına kucak açacak o yürek. Yeşil bir yüreğin aydınlığında huzura erecek memleketten kopup ebedi memlekette kavuşan binbir çeşit yürekler.

Şimdi yazlardan temmuz. Ihlamurlar çiçek verdi çoktan. Sıcaklar almış başını gidiyor. Ama bahçede gölgelikler var. Nice bayramların arifesinde ve bayramların cıvıl cıvıl gününde gölgelik altında buluşacak kızlar, oğlanlar, torunlar var. Asıl bir memleket var en koyu gölgeliği seçip de kendisi en başa kurulacak olan en vakur duruşuyla... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202208/image_750x500_6300f426121e2.jpg" length="102887" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 20 Aug 2022 17:57:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kalender</dc:creator>
<media:keywords>Memleket, çocuk, torun, gölge.</media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>