<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Tuğçe Demir</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/tugce-demir</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; Tuğçe Demir</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Momento Mori</title>
<link>https://edebiyatblog.com/momento-mori</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/momento-mori</guid>
<description><![CDATA[ Hiç kan bağımızın bulunmadığı kişileri sevebiliriz çünkü hırpalanmadıkça kalp cömerttir. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/07/image_750x500_62d50fc4cdc23.jpg" length="71637" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 18 Jul 2022 10:47:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>Tuğçe Demir</dc:creator>
<media:keywords>Düşünce, İnsan, hissetmek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">-Mozart Piano Concerto NO.21 Andante -&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zaman, şuursuzca akmaya devam ediyordu. İnsanlara sağırdı ve biz her g&uuml;n farklı mekanlarda, farklı tarihlerde, farklı insanların oluşturduğu kalabalık arasındaydık fakat hislerimiz, d&uuml;şlerimiz, ruhumuz bulunduğu ortamdan &ccedil;ok daha uzaklarda dolaşırdı bazen; Sanki bir şeyleri arıyor gibiyiz.Kalabalık arasındaki kabuk olan bedenlerimiz, kendisine benzeyenlerle yakın kuruyor s&uuml;rekli.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&nbsp;&nbsp;Asla bir başkasıyla aynı şeyi hissedemeyiz. Birbirimizi sevsek ve kısa s&uuml;reliğine olağan akışındaki zamanı farklı algılasak, i&ccedil;inde bulunmak zorunda kaldığımız kalabalıklardan kurtulabilsek, sadece ikimizin "bir" olduğunu d&uuml;ş&uuml;nsek dahi asla aynı şeyi eşit derecede hissedemeyiz. Sevgi, anlamı boşaltılan bir kelime oldu artık. Halbuki, ger&ccedil;ekten bizi seven biri olmasa, sevdiğimiz birisi olmasa birka&ccedil; ka&ccedil; litre kan, bir torba kemik ve etten başka hi&ccedil;bir şey değiliz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hi&ccedil; kan bağımızın bulunmadığı kişileri sevebiliriz &ccedil;&uuml;nk&uuml; hırpalanmadık&ccedil;a kalp c&ouml;merttir. Bir mucize olur da, sevgimize, karşımızdaki de kendi hisleri ile selam verebilse bile mutlaka bir tarafın hissi ağır basacaktır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; farklı duyu eşiklerimiz var.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&nbsp;&nbsp;Her şey bizim anlamlandırmamzla ilgili değil midir? Tam şu anda &ouml;lsek bu sorunların ne anlamı&nbsp; kalacak mesela?&nbsp; En sevdiğimiz elbise&nbsp; biz sevmezsek&nbsp; diğerlerinden farklı değil. En g&uuml;zel bulduğumuz insan, biz g&uuml;zel bulmadığımız s&uuml;rece sıradan. Etrafımıza anlam katan ve bir şeyleri değerli ilan eden, biziz. Kalabalıklara da tenhalara da biz anlam y&uuml;kl&uuml;yoruz.&nbsp;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&nbsp;Bazen, yalnız kalmayı daha anlamlı buluruz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; birilerini hayatımıza almak, o kişilerle anlarımızı, zamanımızı paylaşmaktır. O kişileri yaşamımıza kabul etmektir. Oysa&nbsp; kabul etmek i&ccedil;in &ouml;nce tanımak gerekir. Birbirimizi ger&ccedil;ekten tanıyabilir miyiz? İnsan duygularının değişkenliği s&ouml;z konusuyken? Yahut konu aşk olduğunda,&nbsp; hoşlantıları aşk ile karıştırıp aşk zannettiklerimizin acısını &ccedil;ekmiyor muyuz? Birbirinin g&ouml;r&uuml;n&uuml;ş&uuml;n&uuml; beğenip sevgili olanlar kendilerini aşık ilan ediyor. Bu sevmeyi unutmuş toplulukta nasıl sevgili olunur sahi?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kendini topluma ait hissetmeyenler artıyor. İ&ccedil;imizde bastırdığımız duyguların feryatları bir boşluk kazıyor y&uuml;reklerimize, d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;k&ccedil;e ağlayasımız gelen. Bizde g&ouml;ller var, i&ccedil;imizde birikmiş g&ouml;z yaşlarımız. Bir de o g&ouml;llerin can verdiği &ccedil;i&ccedil;ekler var. Bizde yağmur var; arkasından g&ouml;kkuşağı getiren. Bizde hem karanlık, hem de aydınlık var. Nefes aldığımız s&uuml;rece, ışık var.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kafamızdaysa i&ccedil;inde her şeyin bambaşka olduğu g&uuml;zel bir d&uuml;nya can buluyor. Yazmayı da bu y&uuml;zden sever ya insan; d&uuml;nyasını somutlaştırmak i&ccedil;in. Hepimiz d&uuml;şlerimiz ile yapılandırdığımız bir d&uuml;nyaya sahibiz. İnsanlık fazlasıyla bencil. Benciliz. Bir şeyi sevme kriterimiz onunla mutlu olma oranımızla eş. Kafamızın i&ccedil;inde &ouml;zenle dokuduğumuz ve hayallerimizi sakladığımız o d&uuml;nyayı sevme nedenimiz, orada her şeyin istediğimiz gibi olması değil mi? Oysa, ger&ccedil;eklikte işler istediğimiz, planladığımız gibi gitmeyebilir. İ&ccedil;imizde olan d&uuml;nya ile i&ccedil;inde olduğumuz d&uuml;nya &ccedil;akıştığında hissediyoruz duyguları; sevinci, heyecanı ya da acıyı. Bu y&uuml;zden gelmez mi zaten hayal kırıklıkları?</span></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>