<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; iremcoskun</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/author/İrem-Coşkun</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; iremcoskun</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>VAPUR HEYBELİADA</title>
<link>https://edebiyatblog.com/vapur-heybeliada</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/vapur-heybeliada</guid>
<description><![CDATA[ Yalnız bir adamdı.

Yalnız bırakılmıştı.

Ve o tepki bile veremeyecek kadar acı çekerken en büyük düşmanı, kader , onun karşısına yeni bir zorluk dikecekti.

Hem de en beklemediği zaman ve mekanda tanışacağı kadın aracılığıyla dikilecekti karşısına.

Peki o, buna göğüs gerebilecek miydi? ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62a2254f04949.jpg" length="38801" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 09 Jun 2022 19:54:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>iremcoskun</dc:creator>
<media:keywords>aşk, özlem, pişmanlık, yabancı, geçmiş, anı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong>R&uuml;zgar, İstanbul'un kendine has kokusunu taşıyarak esiyordu. Kafasında bulanıklaşan y&uuml;zlere f&uuml;tursuzca &ccedil;arpıyordu. Denizin cansızlığı, martıların &ouml;t&uuml;şleriyle şenlenen vapura tezattı. &Ouml;yle siyahtı ki derinlikler, y&uuml;zeyin maviliğini s&ouml;m&uuml;r&uuml;yordu. <i>En azından belli ediyor</i>, diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml; gen&ccedil; adam. <i>En azından diğer kardeşleri gibi i&ccedil;ine d&uuml;şeni &ouml;ld&uuml;receğini saklamıyor. </i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Varoluşunun başladığı yere, Heybeliada'ya, gidiyordu. Vapur hen&uuml;z harekete ge&ccedil;memişti. Boğazın ayırdığı iki yakada milyonlar yaşıyorken i&ccedil;erideki zavallı yorgun adam yalnızca izleyebiliyordu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; korkaktı. Kimseyi yanında tutamayacak, &ouml;fkeye sarılıp s&uuml;k&ucirc;tu terk edemeyecek kadar korkaktı.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>&Ccedil;enesi kasıldı. Ağır ağır kırmızı koltuktan kalktı ve sessizce &uuml;st kata &ccedil;ıktı. Anında g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml;n şiddetiyle karşılaşmıştı. R&uuml;zgar &ouml;yle deli esiyor, bulutlar &ouml;yle &ouml;fkeli k&uuml;kr&uuml;yordu ki&nbsp; &uuml;ş&uuml;meden beş saniye dayanamıyordu insan. &Ccedil;ok kısık bir sesle "Size yapılan neydi?" diye fısıldadı. Ne olabilirdi ki bu hiddetin sebebi?</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Ama bunu d&uuml;ş&uuml;nerek kafasını yormayacaktı. Bug&uuml;n yorgunluğu ve sakinliği ardında bırakacaktı. Karamsar d&uuml;ş&uuml;ncelere kapılmayacaktı. Onca yıldan sonra sadece bir muhteşem g&uuml;n ge&ccedil;irecekti, o kadar.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Koltuklardan birine oturdu. Demir parmaklıklara dirseğini, yumruğunu da yanağına yasladı. &Ouml;ylece İstanbul'un g&uuml;zelliğini izleyecekti. İstanbul'u izleyecek ve onun o kendine has kokusunu ciğerlerine &ccedil;ekecekti.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Yanındaki koltuğun gıcırtısı ile g&ouml;zleri sağına d&ouml;nd&uuml;. Kalp atışları kulaklarında &ccedil;ınlamaya başlamıştı. G&ouml;ğs&uuml;nde paslanmış bir yere d&uuml;şen yıldırım g&ouml;z&uuml;n&uuml;n &ouml;n&uuml;nde canlanıvermişti aniden. Ellerinin titreyişi, dilinin kuruyuşu, irileşen kahverengi g&ouml;zlerinde yıllar sonra beliren aynı ışık&hellip; Hepsi bir saniye i&ccedil;inde ger&ccedil;ekleşmişti</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Yanına oturan kadını &ccedil;ok iyi tanıyordu.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Kadın, ona soğuk bir bakış attı. Hi&ccedil;bir tanıdıklık belirtisi g&ouml;stermemişti. Bu, g&ouml;ğs&uuml;ne hafif bir ağırlık &ccedil;&ouml;kmesine vesile oldu. Yıllar, duyguları da tozlandırır mıydı?</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Aralarında rahatsız edici bir sessizlik vardı. Hani iki yabancının arasında olan tuhaf &ccedil;ekimserlik vardır da ikisi eş kutuplu mıknatıslar gibi birbirlerinden m&uuml;mk&uuml;n olduğunca uzak dururdu. Aynı şey değildi bu, değil mi? <i>Olmamalıydı.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Saniyeler ilerlerken artık daha fazla&nbsp; dayanamayacağını hissediyordu. Elleri yumruk olmuş, bedeni iyice kasılmıştı. Dudakları aralanmıştı ki buz gibi bir ses ondan &ouml;nce davrandı. "G&uuml;zel, değil mi?" Gen&ccedil; kadının ilk s&ouml;zleriyle kanın yanaklarına oturduğunu izledi. "G&uuml;zel olan ne?" diye sordu titrek bir sesle. Donuk yeşil g&ouml;zleri kendisininkilere dikilmişti. Bir anlığına o g&ouml;zlerin z&uuml;mr&uuml;tlerle s&uuml;slenmiş bir &ccedil;ift bı&ccedil;ak olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmekten kendini alamadı. "G&ouml;ky&uuml;z&uuml;," dedi kadın keskin bir sesle. "G&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde hi&ccedil; ışık yok. Rahatsız edici bir fırtına yok. Islaklık, g&uuml;r&uuml;lt&uuml; ve &ouml;l&uuml;m getirenler yok. Yalnızca okşayıcı r&uuml;zgar ve dingin karanlık bulutlar var."</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Gen&ccedil; adam y&uuml;z&uuml;n&uuml; buruşturdu. Ağa&ccedil;ları &acirc;deta u&ccedil;uran okşayıcı bir r&uuml;zgar mı? Baktık&ccedil;a nefesinin dışarı &ccedil;ıkmasını engelleyecek boşlukta dingin karanlık bulutlar mı?<i> Kesinlikle yanılıyor,</i> diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;.&nbsp; Aynı zamanda garip bir rahatsızlıkla &ccedil;evrelenmişti. Tanıdığı kişinin b&ouml;yle c&uuml;mleler kuracağını d&uuml;ş&uuml;nemiyordu bile.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Al&ccedil;in ışığı severdi</i>, dedi i&ccedil;inden. <i>Ama aradan &ccedil;ok uzun yıllar ge&ccedil;ti.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Adı bile aydınlıktı o kızın. Karanlık, ne zamandır bu kadar sinir bozucuydu?</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>"Yanılıyorsun." dedi aniden. Al&ccedil;in'in kalemle &uuml;zerinden ge&ccedil;ilmiş kaşlarından biri kalktı. Her c&uuml;mlesini tek nefeste tamamladı gen&ccedil; adam. "Yağmur, g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml;n g&ouml;zyaşlarıdır. G&ouml;k g&uuml;r&uuml;lt&uuml;leri haykırışlardır. '&Ouml;l&uuml;m getirenler' dediğin yıldırım ve şimşek ise g&ouml;ğ&uuml;n &ouml;fkesinin dışavurumudur. Onlar değerli. Baktık&ccedil;a bir insanın i&ccedil;ine akan duygularının g&uuml;n&uuml;n sonunda nasıl patlayarak dışarı &ccedil;ıktığını hatırlatır. Onlar olmadan r&uuml;zgar yalnızca tehlikenin boş &ccedil;ınlamaları. Kara bulutlar dingin değil, boğucu &ccedil;&uuml;nk&uuml; kapana sıkıştığını hatırlatıyor. Kapkara bir fanusa kapatılmışsın gibi yapayalnız karanlıkla kalıyorsun."</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Dudaklarını b&uuml;kt&uuml; kadın. Etkilenmişe benziyordu. Gen&ccedil; adam ise o c&uuml;mlelerin az &ouml;nce dudaklarından dışarı &ccedil;ıktığına inanmak istemiyordu. Yanaklarındaki kan yine yoğunlaşıyordu. Cidden, bu nasıl bir sohbetti?</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Al&ccedil;in "Karanlıktan nefret eder gibi konuştun."&nbsp; dedi yavaş&ccedil;a. G&ouml;zlerini ka&ccedil;ırdı gen&ccedil; adam, dudaklarını ısırıyordu. "Karanlıktan nefret etmiyorum ama hoşuma da gitmiyor. Işık, bana birini hatırlatıyor." Kadın &ouml;nce bir şey diyecekmiş gibi dudaklarını araladı ama sonra hemen kapattı. Sessizlik yine başlamıştı.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Dakikalar ge&ccedil;ti. Vapur hen&uuml;z hareket ediyordu. Birka&ccedil; kere Al&ccedil;in'in g&ouml;zlerinin kendisine kaydığını hissetmişti. Dayanılmaz sessizlikleri vapurun i&ccedil;indeki insanlar i&ccedil;in ge&ccedil;erli&nbsp; değildi. O ikisi dışında herkes bir meşgale ile ilgileniyordu. Kimi telefon g&ouml;r&uuml;şmesi yapıyordu, kimi ise b&uuml;feden aldığı bir şeyi yiyordu. &Ccedil;ocuk sesleri, tartışmalar, kahkahalar derken anlamıştı ki bu ara&ccedil; ger&ccedil;ekten yaşıyordu.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Al&ccedil;in de rahatsızdı sanki. Yeşil g&ouml;zlerini ona y&ouml;neltti, yutkundu ve&nbsp; "O kadar g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nden konuştuk. Biraz da&nbsp; normal sohbet edelim mi?" dedi. Gen&ccedil; adam hemen atıldı. "Elbette!" diye biraz y&uuml;ksek sesle tepki verince birka&ccedil; kişi onlara baktı. Kulaklarının yandığını hissetti. Al&ccedil;in sessizce kıkırdadı.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>"Peki, adın ne?"</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Sorusu beynine inen bir &ccedil;eki&ccedil; etkisi yaratmıştı. Şaşkınlıkla g&ouml;zleri irileşti. Hayal kırıklığını en derininde hissediyordu. En nefret ettiği soru olması bir yana<i> onun</i> sorması canını yakmıştı. Al&ccedil;in'in kaşları hafif&ccedil;e &ccedil;atıldı. G&ouml;n&uuml;ls&uuml;zce sorusunu cevapladı. "Affan," dedi. "Adım Affan Safa."</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Al&ccedil;in'in dudakları hafif&ccedil;e titredi. <i>Sen g&uuml;lemezsin ki,</i> dedi Affan i&ccedil;inden &ouml;fkeyle. <i>Senin adın da pek normal değil.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Aklına nanosaniyeler i&ccedil;ine gelen ve giden anıyla morali biraz olsun d&uuml;zeldi.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Gri şehrin ıssız sokağındakiler iki &ccedil;ocuktan fazlası değildi fakat k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k d&uuml;nyaları, belki de y&uuml;zlerce yetişkini i&ccedil;inde barındırabilecek kadar genişti. &Ccedil;ocuklardan biri, kız olan, kumral sa&ccedil;larını savurarak kafasında uydurduğu bir sahneyi kendi kendine canlandırırken oğlan kahkahalarla g&uuml;l&uuml;yordu. Binaların birinden a&ccedil;ılan cam ve "Kesin g&uuml;r&uuml;lt&uuml;y&uuml;!" diye haykıran kadının sesiyle hemen iki &ccedil;ocuk hemen sustu. Birbirlerine birka&ccedil; saniye baktılar ve patlarcasına g&uuml;lerek koşmaya başladılar. Sokağın &ccedil;ıkışında g&uuml;lerek oturdular. </i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>"Sohbet edelim mi?"</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Dudaklarını b&uuml;zen kızın sorusuna oğlan sıcacık bir tebess&uuml;mle cevap verdi. "Olur tabii."</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Kaşlarını kaldıran Al&ccedil;in, heyecanla "Hep sana bir soru sormak istemiştim." dedi. Affan cesaretlendirircesine g&uuml;l&uuml;mseyince "Adın neden Affan?" diye sordu hemen. &Ccedil;ocuğun anında y&uuml;z&uuml; d&uuml;şt&uuml;.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>"Annem ve babam k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten uzak durmamı ve bana yapılanlara iyilikle yanıt vererek insanlara &ouml;rnek olmamı istemiş." </i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Al&ccedil;in dudağını ısırdı. "K&ouml;t&uuml; bir anlamı yok ki!" S&ouml;zlerine karşın Affan kaşlarını &ccedil;attı. "Ama &ccedil;ok alışılmadık olduğu i&ccedil;in insanlar tuhaf tuhaf bakıyor."</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Kız kumral sa&ccedil;larını eliyle kulağının arkasına attı. "Boş versene onları! Adın &ccedil;ok g&uuml;zel senin." Hafif bir g&uuml;l&uuml;msemeden sonra ikisi de eski neşelerine d&ouml;nm&uuml;şt&uuml;. Affan g&uuml;lerek "Ah Al&ccedil;in, neden Al&ccedil;in'sin sen?" diye dayısından s&uuml;rekli duyduğu bir c&uuml;mleyi alıntıladı. Al&ccedil;in hafif&ccedil;e kıkırdadı.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>&nbsp;Kollarını kocaman a&ccedil;arak "Ben doğduğumda b&ouml;yle kıpkırmızıymışım. Babam da bana o an bu ismi vermek istemiş." dedi. Ardından gururlu bir ifadeyle "Al&ccedil;in 'k&uuml;&ccedil;&uuml;k kırmızı kuş' demek. 'Işıl' ne demek biliyorsun zaten. Parlak!" derken son kelimesini haykırmıştı. </i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Affan g&uuml;l&uuml;msemeye devam etti. Bu şekilde k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;zleri daha da k&uuml;&ccedil;&uuml;l&uuml;yordu. "Tam senlik bir isim. Işık, g&uuml;neş, elmaslar&hellip; Tanımın bu olsa gerek." </i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>G&uuml;l&uuml;şen &ccedil;ocuklar kendilerini kaldırıma bıraktılar. Kafalarının acısına rağmen g&uuml;lmeyi kesmediler.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Ta ki "Eve d&ouml;n artık Işıl!" diye bağıran kızın &ccedil;atallaşmış sesine kadar. Al&ccedil;in g&ouml;zlerini bıkkınlıkla yumdu. "Geliyorum Zemheri!" Burnundan soluyarak kaldırımdan kalktı. Oğlan, kaldırımdan kalkarken elinde olmadan &ccedil;atallaşmış olsa da o kızın sesinin tanıdık olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>&Acirc;na d&ouml;nen Affan g&ouml;zlerini kırpıştırdı.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Al&ccedil;in kendini zapt ederek "Ailen senden nefret mi ediyordu?" diye sordu. İ&ccedil; yanağını dişlediği belliydi. "Eh, bu konuyu epey d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m. Onlar y&uuml;z&uuml;nden yeni insanlarla tanışmaya korkuyorum." Hafif alaycı bir tavırla s&ouml;ylediklerine g&uuml;l&uuml;msedi kadın.&nbsp; "&Ouml;zel bir sebebi var mı bu ismin yoksa sırf farklı olsun diye mi?" Affan'ın y&uuml;z&uuml;nde acılı bir g&uuml;l&uuml;mseme yer edindi. "Affan 'k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten uzak duran' anlamına geliyor."</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Al&ccedil;in ilgiyle bayıldığı bulutlara &ccedil;evirdi y&uuml;z&uuml;n&uuml;. "Aslında fena değilmiş anlamı ama biraz garip." Gen&ccedil; adam cevap vermedi. Bu mevzunun uzamasını pek istemiyordu.<i> G&ouml;ky&uuml;z&uuml;nden sonra isimler,</i> diye i&ccedil;inden konuştu. <i>Havadan sudan konuşmak b&ouml;yle mi oluyor?</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>"Nerelisin?"</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Affan tuhaf bir ifadeyle, g&ouml;zlerini&nbsp; yummuş kadına baktı. "Kayseriliyim de ne-" derken s&ouml;z&uuml; kesildi.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>"Ka&ccedil; yaşındasın?"</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Biyografimi &ccedil;ıkaracak herhalde,</i> diye d&uuml;ş&uuml;nmekten kendini alamadı. "26 yaşında-" C&uuml;mlesi yine kesilmişti.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>"En sevdiğin renk ne?"</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Kendini hızına ayak uyduramadığı bir r&ouml;portajın tam ortasındaymış gibi hissediyordu. Bu sefer b&ouml;l&uuml;nmemek i&ccedil;in tek kelimeyle yetinecekti: "Mavi"</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>"Neden Heybeliada'ya gidiyorsun?"</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Bu sefer duraksadı. G&ouml;z&uuml;n&uuml;n &ouml;n&uuml;ne vapurdaki gen&ccedil; kızın sevin&ccedil; &ccedil;ığlıklarıyla Heybeliada'yı g&ouml;sterişi geldi.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>"Orada bir anım var." diye s&ouml;ze başladı. Al&ccedil;in, derin bakışlarla sanki bilmiyormuş gibi devamını bekliyordu. Bu konuşma gittik&ccedil;e tuhaflaşıyordu. G&ouml;zlerinin g&uuml;zelliğine takılmamaya &ccedil;alışarak devam etti. "&Ccedil;ocukken bir- bir arkadaşım vardı ve biz -yani daha &ccedil;ok o- gezmeyi &ccedil;ok seviyorduk. Deniz, g&uuml;neş, yeşillik gibi şeyler bizi &ccedil;ekiyordu. Bu y&uuml;zden s&uuml;rekli ben ailemi gitmeye ikna ederdim, o da bizimle gelirdi. Se&ccedil;imlerimiz genelde adalar olurdu ve bir g&uuml;n yolumuz Heybeliada'ya da d&uuml;şt&uuml;. Sonra orada-" Lafını tamamlayamadı. Yanaklarına kan oturmuştu, g&ouml;zlerini ka&ccedil;ırdı.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>"Sadece '&ccedil;ocukluk arkadaşı' değildiniz, değil mi?" dedi Al&ccedil;in bilge bir tavırla. "Karşılıklı ya da değil, o senin &ccedil;ocukluk aşkındı."</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Kendinden &ouml;yle bir bahsediyor ki sanırsın başkası, </i>dedi Affan'ın kafasından bir ses.<i>&nbsp; </i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Buna pek takılmadı. Kendisini tamamen ona odaklamıştı. "Sanırım&hellip;" dedi yavaş&ccedil;a. "Sanırım &ouml;yleydi." Buz gibi de olsalar bakışlarını g&ouml;zlerinden ayıramıyordu. Ya da y&uuml;z&uuml;nden, sa&ccedil;larından, boynundaki siyah inci kolyeden&hellip; Derin, karanlık suların kendisini &ccedil;ektiğini hissediyordu.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Yine bir vapurdaydı. Yanında Al&ccedil;in, karşısında Heybeliada, arkasında ailesi vardı. Reverans yaparak Al&ccedil;in'e g&uuml;l&uuml;msedi. "&Ouml;nden buyurun, matmazel."&nbsp; Al&ccedil;in dudaklarına g&ouml;z alıcı bir g&uuml;l&uuml;mseme yerleştirdi.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Ka&ccedil; yaşındaydılar? On &uuml;&ccedil;? On d&ouml;rt? Her şekilde bir gen&ccedil;lik pırıltısı vardı ikisinde de. Heyecanları &ouml;yleydi, acemilikleri ya da bitmeyen enerjileri de. Al&ccedil;in, seke seke y&uuml;r&uuml;yordu. Affan'ın ise onu uyarmaktan dilinde t&uuml;y bitmişti.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>"Al&ccedil;in, bak bir şey olacak bileğine. Al&ccedil;in? Al&ccedil;in! Kime diyorum ben?"</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Yine "Al&ccedil;in!" diye bağırırken kolundan tutuldu ve bir ağacın ardına &ccedil;ekildi. Al&ccedil;in hınzır bir g&uuml;l&uuml;msemeyle "Aileni atlattıktan sonra g&ouml;rmek istediğim bir yer var." dedi. Kaşlarını kaldıran Affan ufak bir kahkaha patlattı. Al&ccedil;in'in y&uuml;z&uuml; buruşunca elinden tutarak gen&ccedil; kızla annesini aramak i&ccedil;in otları ge&ccedil;ti. </i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>İki ağa&ccedil; kadar &ouml;teden babasının annesiyle piknik planını konuştuğunu işitti. Bir sevin&ccedil; nidası koptu dudaklarından. Ağa&ccedil;ların arasından ona &ouml;fkeyle bakan annesine kolunu tutmakta olan Al&ccedil;in'i g&ouml;sterdi. "Arkadaşımla biraz sohbet etmek istiyorum m&uuml;saadenizle." C&uuml;mlesi bittiği an vurguladı. "Yalnız bir şekilde!"</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Annesinin &ccedil;atılan kaşları tehlike alarmı veriyordu. O dudaklarını araladığı an babası "İyi, gidin siz." dedi. Annesinin babasına bakışını g&ouml;r&uuml;nce g&uuml;lmemek i&ccedil;in zor duran Affan, konu uzamadan hemen gitmek i&ccedil;in harekete ge&ccedil;mişti ki annesinin sesi kulaklarına doldu. "Ge&ccedil; kalmayın sakın!" Al&ccedil;in'le bakışırken ikisi de sırıtıyordu ve senkronize bir şekilde "Peki!" diye bağırdılar.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>"Bak, nasıl hallettim hemencecik!" diye kendini &ouml;vd&uuml; Affan, Al&ccedil;in'i takip ederken. "Pek bir şey yapmadın, baban yaptı." diye burun kıvırdı Al&ccedil;in. G&ouml;zlerini devirdi gen&ccedil; oğlan. "Bir kez de takdir etsen &ouml;l&uuml;rs&uuml;n zaten!"</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Aynen bu şekilde yeşil ormanda atıştıkları sırada bir a&ccedil;ıklığa varmışlardı. Geniş bir alanda &ccedil;imler, &ccedil;i&ccedil;eklerle cirit atarken daireye benzer a&ccedil;ıklığın tam ortasından ge&ccedil;en derenin sesi &acirc;deta kulaklarını okşuyordu.&nbsp; </i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>"G&uuml;zel, değil mi?"</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Oysa manzarayla ilgilenmiyordu Affan. G&ouml;zleri gen&ccedil; kıza sabitlenmişti. "Evet, g&uuml;zel."</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Kalbi sanki suyla birlikte akıyormuş gibiydi. Suyun taşlara vuruşu d&uuml;zenli ve yavaş sesler &ccedil;ıkarıyordu. &Ccedil;ok hoş bir melodiydi bu. G&ouml;zlerini kapayan gen&ccedil; kız elini suya değdirdiğinde sanki o d&uuml;zen bozulmuş, nehir daha bir hızlı akmaya başlamıştı. Al&ccedil;in &ccedil;imlere, derenin kenarına oturdu ve ayaklarını suya soktu.&nbsp; Affan hemen yanında yerini aldı. Birbirlerine baktıkları sırada kalpleri hi&ccedil; olmadığı kadar hızlı &ccedil;arpıyordu. İki gencin y&uuml;zleri gittik&ccedil;e birbirlerine yaklaşıyordu. Esmer &ccedil;ocuk, kızın sıcak nefesini dudaklarında hissedebiliyordu. Yeşil g&ouml;zler, bir orman gibi alev alev yanıyordu.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Devamında olan olayı hatırlayınca yine utandığını hisseden Affan yutkundu ve y&uuml;z&uuml;n&uuml; g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne &ccedil;evirmişti. Hava gitgide yumuşuyor gibiydi.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>"Derin bir hikayen var sanırsam." G&ouml;zleri yine o muhteşem y&uuml;ze d&ouml;nd&uuml;. Kadın, "Kimdi o şanslı kız?" diye sorduğunda g&ouml;zlerinde derin b&ouml;lgeler belirdi. Tekd&uuml;ze bir tonlamayla "G&ouml;ky&uuml;z&uuml;nden yery&uuml;z&uuml;ne inen en g&uuml;zel kuştu ama pek şanslı değildi." dedi. "Benimle karşılaşmıştı. Bundan &ouml;tesi olamaz." Al&ccedil;in hemen kaşlarını &ccedil;attı. "Neden ki?" Keyifsiz bir g&uuml;l&uuml;şle cevapladı onu Affan. R&uuml;zgar gittik&ccedil;e şiddetleniyordu. "Kaderin pek benden yana olduğu s&ouml;ylenemez."</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Derin bir nefes aldı ve anlatmaya başladı. "Biz aynı sokakta yaşıyorduk. Yani zaten tanışıklığımız vardı. İkimiz de pek sevilmezdik. Sanırım bizi birlikte takılmaya iten de bu oldu." G&ouml;zleri yine g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne dalmıştı şimdi. "Ayrılmaz bir ikili olmuştuk. Zannedersin ki karınlarından bağlılar da ayrılamıyorlar. Aynı sokak, aynı okul, biraz ısrarla aynı sınıf hatta aynı sıraları paylaşıyorduk." Affan'ın y&uuml;z&uuml;nde hafif bir g&uuml;l&uuml;mseme vardı. Al&ccedil;in'in y&uuml;z&uuml;ndeki ifade anlaşılmazdı.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>"Birlikte yeni yerleri gezip g&ouml;rd&uuml;k. Lunaparklara gittik, alışverişlere &ccedil;ıktık." Hafif bir hı&ccedil;kırıkla devam etti. "Ortaokul bittikten sonra &ccedil;ıkmaya başladık. Her şey &ccedil;ok g&uuml;zeldi, her şey! Ta ki annemle babamın &ouml;l&uuml;m&uuml;ne kadar&hellip;" G&ouml;zlerinin dolduğunu hisseden Affan hemen bakışlarını bulutlara &ccedil;evirdi. "O feci trafik kazasından sonra oldu ne olduysa. Reşit değildim ve akrabalarım &ouml;lm&uuml;şt&uuml;</strong></p>
<p></p>
<p><strong>. Bir&ccedil;ok işlemden sonra bir yetimhaneye verildim. Yetimhane dışında da g&ouml;r&uuml;şmeye &ccedil;alıştık ama bir şeyler değişiyordu. Daha bir &ccedil;ekimserdi, daha &uuml;zg&uuml;nd&uuml;. Heyecanını kaybetmiş gibiydi. Fakat o sıralar buna takılamadım bile. Derin bir yas i&ccedil;erisindeydim ve o bana olduk&ccedil;a yardımcı olmasına rağmen mutsuzdu. Sebebini sonradan &ouml;ğrendim." Nefeslenir gibi g&uuml;ld&uuml;. "Kız kardeşinin -ki kendisini hi&ccedil; g&ouml;rmedim- uzun yıllardır sağlık problemleri vardı. Sanırım adı multiple sklerozdu. Bu y&uuml;zden kız y&uuml;r&uuml;rken bile &ccedil;ok zorlanıyormuş. Tedavisine de yurt dışında devam edilmeliymiş falan. Bu y&uuml;zden ailesi taşınmaya karar verdi." Derin bir i&ccedil; &ccedil;ekti. "Sonrasındaysa&hellip;"</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Affan devamında olanları anlatırken bir nevi anlattıklarını yeniden yaşıyordu.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Esmer bir delikanlı yetimhanenin taş duvarlarını bomboş g&ouml;zlerle izliyordu. Odası &ccedil;ok sadeydi. Yalnızca bir yatak, dolap ve komodin bulunuyordu. Kapısı &ccedil;alındı. Ruhsuz bir sesle "Gir." dediğinde yetimhane g&ouml;revlisi her sabahki gibi kocaman g&uuml;l&uuml;msemesiyle "Arkadaşın seni ziyarete geldi Affan." dedi. Ayağa kalkan delikanlı başını aşağı yukarı sallayarak cevap verdi. Belli etmek istemese de şu g&uuml;nlerde Al&ccedil;in'i pek g&ouml;rmek istemiyordu. Al&ccedil;in onun mutlu anılarıydı. &Uuml;z&uuml;nt&uuml;s&uuml;yle onun mutluluğunu kirletme hakkına sahip değildi.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Kadın &ccedil;ıktıktan sonra y&uuml;z&uuml;nde hafif bir g&uuml;l&uuml;msemeyle Al&ccedil;in Işıl Leylifer salınarak k&uuml;&ccedil;&uuml;k odaya giriş yaptı. "Yine mi duvarları seyrediyorsun sen?" derken takındığı g&uuml;l&uuml;msemesi farklıydı. Her zamankinden daha yapmacıktı. Affan, gen&ccedil; kız onun yanağına bir &ouml;p&uuml;c&uuml;k kondururken bile &ccedil;ok daha yoğun hareket ettiğini fark etmişti. Sanki zamanını ziyan etmekten korkuyordu.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>"D&ouml;rt duvar arasında sıkışacak mıyız? Haydi, gidelim uzak diyarlara!" diye bağırırken bir anda donakaldı. Sanki kendi dediği kendi canını yakmıştı.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>"Ben pek-" diye itiraz edecek olan Affan'ın s&ouml;z&uuml;n&uuml; hemen kesti. "İtiraz yok! Hem bug&uuml;n senin doğum g&uuml;n&uuml;n. Kutlama yapmamamı bekleyemezsin!" El mahk&ucirc;m durumu kabullenen Affan bir an donakaldı. "Bug&uuml;n benim doğum g&uuml;n&uuml;m m&uuml;yd&uuml;?" Al&ccedil;in g&ouml;zlerini devirdi. "Senin daha kendinden haberin yok!" diye isyan etti. Ardından hoş bir g&uuml;l&uuml;msemeyle "Bug&uuml;n harika olacak." dedi fakat kapı kapanırken delikanlı onun dudaklarından bir hı&ccedil;kırık ka&ccedil;tığını duyar gibi oldu.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Al&ccedil;in s&ouml;z&uuml;n&uuml; tutmuştu. Sabah g&uuml;zel bir kafede kahvaltı ettikten sonra vapurla boğaz turu yapmış, bir festivale katılmış, restorana gitmiş, lunaparkta eğlenip akşam saatlerinde zar zor ayrılmışlardı. Yetimhanenin yolunu tutan Affan elini cebine attığında telefonunu Al&ccedil;in'de unuttuğunu fark etti. Bir koşu gen&ccedil; kızın evinin yolunu tutmuştu. Tam sokağın girişine gelmişken zaten k&ouml;t&uuml;leşen havanın tam olarak fırtınaya d&ouml;nmesiyle sırılsıklam olmuştu. Binaya koşarken g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;ne bir an inanamadı.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Bavullar hazırlanmış, araba &ccedil;alışıyordu ve arka koltuğa uzanan bir siluet varken Al&ccedil;in ise ağlıyordu. Şişip kızaran g&ouml;zlerini sildiğinde sağına baktı ve bir şok ge&ccedil;irdi.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Affan hayatı boyunca yalnızca ailesi &ouml;l&uuml;nce b&ouml;ylesine donakalmıştı. Sevdiği kız ona m&uuml;kemmel bir g&uuml;n armağan ettikten sonra doğum g&uuml;n&uuml;nde ondan habersiz bir şekilde onu terk edecekti. </i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>"Işıl, haydi kızım. Zemheri rahatsızlandı."</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>İkisini de transtan &ccedil;ıkaran Al&ccedil;in'in annesinin bağırışı olmuştu. </i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>"Anne, bekle!"</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Gen&ccedil; kız hemen Affan'ın &ouml;n&uuml;ne gelmişti ki Affan geriledi. Ona b&ouml;ylesi bir yalan s&ouml;ylendiğine halen inanamıyordu. </i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>"Affan ben-"</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>"Beni bırakacaktın."</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>S&ouml;zleri keskindi ve olduk&ccedil;a a&ccedil;ıktı. Beyninin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; s&uuml;rekli aynı şeyi tekrar ediyordu.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Seni terk edecekti.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Seni terk edecekti.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Seni terk edecekti.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Seni terk edecekti.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Al&ccedil;in daha da beter ağlamaya başlamıştı. "Seni bırakmayacaktım ama fikirlerini değiştiremiyorum. 'Zemheri'yle biri gitsin, ben burada kalayım' desem de kabul etmiyorlar."</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Affan elini sa&ccedil;ına ge&ccedil;irdi. Olana inanamıyordu. "O zaman bana s&ouml;yleseydin b&ouml;yle bir anda &ouml;ğrenmezdim!"</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>"Benimle konuşmuyordun ki!" Al&ccedil;in'in boğazı kısılmıştı ki sesi korkun&ccedil; &ccedil;ıkıyordu. Sesinin bu hali bir şeyi anımsatıyor gibiydi ama o an buna odaklanamayacak kadar &ouml;fkeliydi. "Sana ne zaman ulaşmaya &ccedil;alışsam bana hep o boş g&ouml;zlerinle baktım. Ailenin &ouml;l&uuml;m&uuml;&nbsp; y&uuml;z&uuml;nden ne kadar acı &ccedil;ektiğini de anlayamıyordum &ccedil;&uuml;nk&uuml; sen o kadar sakindin ki! En azından ortalığı yıksaydın neye nasıl tepki vereceğini az da olsa anlardım ama o an bunu yapamadım &ccedil;&uuml;nk&uuml; seni hepten kaybetmekten korktum!"</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Dehşet verici bir fısıltıyla "Beni şimdi de kaybetmedin mi?" dedi.</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Al&ccedil;in bir an dondu. Y&uuml;z&uuml; kire&ccedil;ten daha a&ccedil;ık bir tondaydı şimdi. "Hayır, hayır&hellip;"</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>"Sen beni doğduğum g&uuml;nde &ouml;ld&uuml;rd&uuml;n Al&ccedil;in Işıl Leylifer."</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>Arkasını d&ouml;nd&uuml;. Şimdi sırtının arkasında bir adamın ateşe verilen &ccedil;ocukluğu vardı</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong><i>"Bu yol senin se&ccedil;imindi ve bu gece ayrılıyoruz. Hoş&ccedil;a kal!"</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Nefesi kesilen Affan demir parmaklıklara zar zor tutundu. Bu olayı her hatırladığında aynı şeyler oluyordu: Midesi bulanıyor, başı d&ouml;n&uuml;yor, g&ouml;zleri kararıyordu. Kolunu kavrayan el ile g&ouml;zleri ona &ccedil;evrildi. Gen&ccedil; kadının surat ifadesi korkun&ccedil;tu. "Sanırım senin kim olduğunu şimdi anladım.<i>"</i></strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>"Sen kız kardeşim Işıl'ın sevgilisiydin, değil mi?"</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Dev bir şok&hellip; Asla olabileceği aklının ucundan bile ge&ccedil;meyecek bir olay&hellip; Topraktan yapılan kuleyi tek seferde yıkan bir yıldırımın etkisine sahipti şu an Affan'ın suratına bakmak.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>"Ne yani? Sen-"</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>"Ben, Zemheri Leylifer. Bahsettiğin kızın ikiz kardeşiyim."</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Zemheri'nin g&ouml;zleri şimdi hakikati yansıtan acıyla doluydu. İlk kez sesi titriyordu konuşurken. "Sana k&ouml;t&uuml; bir haberim var." dedi. "Kız kardeşim bir yıl &ouml;nce kanserden vefat etti."</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Ve kuş &ouml;ld&uuml;.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>G&ouml;ky&uuml;z&uuml; &ccedil;&ouml;kt&uuml;.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Orada, vapurun &uuml;st katının dış b&ouml;lgesinde &ccedil;akılı kalan bir adam vardı. Esmer teni, siyah sa&ccedil;ları ve kahverengi g&ouml;zleriyle bir dış g&ouml;z i&ccedil;in fazlasıyla sıradan biriydi. Ama o, d&uuml;nyada var olan en g&uuml;zel &ccedil;i&ccedil;ek bah&ccedil;esinin sahibiydi fakat yağmur yağdığında &ccedil;i&ccedil;ekler &ccedil;&uuml;r&uuml;m&uuml;şt&uuml;. Yağmurun i&ccedil;inde su yoktu &ccedil;&uuml;nk&uuml;. Hayal kırıklığı, pişmanlık, &ouml;fke ve en &ccedil;ok da acı vardı.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>G&ouml;ky&uuml;z&uuml; bu kez &ouml;ld&uuml;rmek i&ccedil;in askerlerini hizalamıştı.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>G&uuml;neş a&ccedil;tı, Zemheri gitti ve insanlar dışarı &ccedil;ıktı. Sonunda Heybeliada'nın &ouml;n&uuml;ndeydiler. Yolculardan biri, &ccedil;ığlık atarak denizi g&ouml;sterdi. Bir anda &ccedil;ığlıklar sarmıştı yolcu furyasını fakat &ccedil;ok ge&ccedil;ti.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Denizin &uuml;st&uuml;nde bir adamın cesedi y&uuml;z&uuml;yordu.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p><strong>Her ne kadar kimse bilmese de, a&ccedil;ık g&ouml;zleri denizin siyahlığının i&ccedil;inde k&uuml;&ccedil;&uuml;k, kırmızı bir kuşun yemyeşil g&ouml;zlerine bakıyordu.</strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KAHRAMAN</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kahraman</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kahraman</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Beni dinle kahraman! Kahraman olarak doğdun ama kahraman olarak ölmek zorunda değilsin!&quot; 






~Yazı Rehberi adlı Instagram sayfasının düzenlediği bir yazı önerisinden oluşturulmuştur. Tamamlanmıştır.~ ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/11/image_750x500_6198f1677f958.jpg" length="66053" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Jan 2022 00:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>iremcoskun</dc:creator>
<media:keywords>kurgu, kahraman, polisiye, adalet, hikaye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><b>Gen&ccedil; adam ayağına gelen ufak taşları iterek y&uuml;r&uuml;yordu. Arada ıslık &ccedil;alıyor, gayet sakin bir bi&ccedil;imde y&uuml;r&uuml;meye devam ediyordu. Bir an aklına gelenle duraksadı. Ceketinin kolunu silkeleyip hemen saatine baktı. Saat ge&ccedil; oluyordu. Eve d&ouml;nse iyi olacaktı. Bir i&ccedil; &ccedil;ekti ve arkasını d&ouml;nerek evinin istikametine doğru yol aldı. </b></p>
<p><b>G&uuml;l&uuml;msedi. Bozuk y&uuml;z&uuml;yle biraz &ccedil;irkin bir g&ouml;r&uuml;nt&uuml;yd&uuml; bu, ama neye g&ouml;re kime g&ouml;re? Tam ara sokağın girişinin &ouml;n&uuml;nden ge&ccedil;iyordu ki boğuk bir &ccedil;ığlıkla hemen duvara yaslandı. Kulağını duvara dayayarak ne olduğunu anlamaya &ccedil;alıştı.</b></p>
<p><b>Bir kızın &ccedil;ığlığı tam havaya salınmışken aniden kesildi. Ağzı kapatılmış olmalıydı. İ&ccedil;ine dolan o tanıdık endişeyle kıpırdanan gen&ccedil; adam, kemerin tokasının &ccedil;ıkardığı uğursuz sesi duyunca hemen fırladı. </b></p>
<p><b>Ara sokağa girdiğinde otuzlarının sonlarındaki adam, ağzını kapatıp karnına bı&ccedil;ak sapladığı gen&ccedil; kıza iğren&ccedil; bir şehvetle bakıyor ve pis d&uuml;ş&uuml;ncelerini hayata ge&ccedil;irmeye hazırlanıyordu. Aniden g&ouml;r&uuml;nen başka bir gen&ccedil; ile kaşlarını &ccedil;attı ve kızın karnından kanlı bı&ccedil;ağı &ccedil;ıkarıp gence doğrulttu. </b></p>
<p><b>&ldquo;Ne diye buradasın lan sen? Sizden &ccedil;ektiğim &ccedil;ile nedir benim?&rdquo; Kılıksız adam yere t&uuml;k&uuml;rd&uuml;. Hayli sinirli gibiydi. &ldquo;Şimdi seni &ouml;ld&uuml;receğim. Karşı koymayı aklının ucundan ge&ccedil;irmeyi d&uuml;ş&uuml;nme bence. Tavsiyemdir, deneyen &ccedil;ok kişi &ouml;ld&uuml;.&rdquo; Adamın kulak tırmalayıcı kahkahasına sadece y&uuml;z&uuml;n&uuml; buruşturarak karşılık verdi. </b></p>
<p><b>Gen&ccedil; kaşlarını g&ouml;zlerindeki korkun&ccedil; ifadeyi gizlemek istiyormuş&ccedil;asına &ccedil;attı. &ldquo;He yani sen burada &ccedil;ocuğun yaşındaki bir kıza tecav&uuml;z edip beni de &ouml;ld&uuml;receksin ve ben karşı koymayacağım &ouml;yle mi? R&uuml;yanda bile g&ouml;remezsin rezil herif!&rdquo; </b></p>
<p><b>Adamın &ccedil;enesi kasıldı. D&uuml;ğmeleri a&ccedil;ık kirli g&ouml;mleğinin kolundan bir bı&ccedil;ak daha &ccedil;ıkardı. &ldquo;Seni aptal velet! Ger&ccedil;ekten kahraman olmaya bu kadar hevesli misin? Ama uyarıyorum, bir de kemiklerini alıp k&ouml;peklere vermeyeyim.&rdquo; </b></p>
<p><b>&ldquo;Hayal g&ouml;r&uuml;yorsun, şerefsiz. Ya defolup gidersin ya da...&rdquo; Duraksadı. Dilini şaklatarak devam etti. &ldquo;Ya da olacaklara karışmam.&rdquo; </b></p>
<p><b>&ldquo;Tehdit ha?&rdquo; İğren&ccedil; g&uuml;l&uuml;msemesi yana kaydı. Bu sırada sarı dişlerinden biri daha g&ouml;r&uuml;nd&uuml;. Duvara yaslı bir şekilde hafif hafif hı&ccedil;kıran kız y&uuml;z&uuml;n&uuml; buruşturdu. &Ccedil;ok k&ouml;t&uuml; kokuyordu ger&ccedil;ekten. Adam s&ouml;zlerine devam etti. Ama etmeden &ouml;nce sarışın kızın uzun sa&ccedil;larını kavradı. &ldquo;Senden daha korkutucu domuzlar g&ouml;rd&uuml;m.&rdquo; Dudaklarını b&uuml;zd&uuml;. &ldquo;Tabii onların da korudukları bir yavru vardı. Domuzların hepsinin kafasını u&ccedil;urduktan sonra ne yaptım biliyor musun?&rdquo; </b></p>
<p><b>Devamında gelen kelimelerin dehşetle b&uuml;y&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; g&ouml;zler iki gencin de suratında ger&ccedil;ekten tuhaf duruyordu. Gen&ccedil; kız titremeye başlamıştı ki Zahir t&uuml;k&uuml;rd&uuml;. G&ouml;zlerinin etrafı kızarmaya başlamıştı. Burnundan soluyordu. Bir de &ldquo;Ortada bir &lsquo;kahraman&rsquo; velet olmadığı i&ccedil;in bana engel &ccedil;ıkmadı.&rdquo; s&ouml;zleri &uuml;st&uuml;ne eklenince kudurmuştu. Sonrası ise daha feci... </b></p>
<p><b>&ldquo;Kız sonradan intihar etmiş ama bil bakalım kimin umurunda? Ben istediğimi aldım sonu&ccedil;ta. Gerisiyle al&acirc;kadar olan ben değilim, ailesi. Onlar da kapıya attıysa kime ne?&rdquo; </b></p>
<p><b>Zahir artık engellenemez derecede delirmiş durumdaydı. &Acirc;deta &ouml;fkeli bir boğaydı o an. </b></p>
<p><b>Adamın suratına bir yumruk atmıştı ki bı&ccedil;ağını yumruğun geleceği yere ucu karşıya bakan pozisyona getirince gen&ccedil; adam sadece onu sendelettirmişti ama kendi eli yarılmıştı. Bu sırada diğer bı&ccedil;ak g&ouml;z&uuml;n&uuml; buldu ve suratının ortası boydan boya kana bulandı. </b></p>
<p><b>Acıyla avcunu y&uuml;z&uuml;ne g&ouml;t&uuml;rd&uuml;. Kulağına dolan hı&ccedil;kırıkları g&ouml;rmezden gelmeye &ouml;zen g&ouml;stererek inledi. Bir an d&uuml;nyası kararmıştı. </b></p>
<p><b>Karşısındaki herifse gram takmadan devam etti. &ldquo;Tıpkı birazdan bu ufaklıktan istediğimi alacağım gibi.&rdquo; dedi ve kızın uzun boynuna bir &ouml;p&uuml;c&uuml;k kondurdu. </b></p>
<p><b>Zahir sinirinden g&uuml;lerek &ldquo;O kadar emin olma.&rdquo; dedi. &ldquo;Ben varken senin yaşaman bile m&uuml;mk&uuml;n değil it herif!&rdquo; </b></p>
<p><b>Adam sanki asla dersi dinlemeyen &ouml;ğrencisinden bezmiş &ouml;ğretmen gibi başını sallayarak i&ccedil; &ccedil;ekti. G&ouml;zlerini kapatıp a&ccedil;tı. İrislerindeki hınzır parıltı varlığını s&uuml;rd&uuml;r&uuml;yordu. &ldquo;Aptal &ccedil;ocuk... Aptal &ccedil;ocuk... Ben sana ne dedim az &ouml;nce? &Ouml;r&uuml;mcek Adam olmaya bu kadar heveslenme. Her &ouml;r&uuml;mcek suda boğulur.&rdquo; </b></p>
<p><b>Kızarmış ela g&ouml;zleriyle bakarken &ouml;ylece durmaya devam etti. Ama i&ccedil;inde bir şey uyanıyordu. Uzun zamandır zincire vurulmuş bir ejderhanın k&uuml;kreyiş &ouml;ncesi silkinişi gibiydi. &Ccedil;ağrıya itiraz etmek zordu. &Ouml;ylesi bir &ouml;ld&uuml;rme arzusuyla dolmuştu ki kemikleri sızlıyordu &acirc;deta. </b></p>
<p><b>Onun kararan bakışlarını fark etmeyen adam kaygısızca gen&ccedil; kız hakkındaki planlarını sıralıyordu. Bir anda boğazına yapışan ellerle şoka giren adam bı&ccedil;aklarının ellerinden sert&ccedil;e &ccedil;ekildiğini bile ancak birka&ccedil; saniye sonra fark etti. Zahir bu lanet olasıca tecav&uuml;zc&uuml;n&uuml;n boğazını var g&uuml;c&uuml;yle sıkıyor, kızın sessiz ağlayışını duyamıyordu. Nefesi kesilen adamın boğazı morarmaya başlamıştı ama son bir kozu olduğunu hatırladı. Zar zor elini beline g&ouml;t&uuml;rd&uuml; ve cebinden &ccedil;ıkardığı tabancayı gencin &ccedil;enesinin altına dayadı. Tetiği &ccedil;ektiğinde kız &ccedil;ığlığı bastı. </b></p>
<p><b>Bir dokunuş... </b></p>
<p><b>Sadece bir dokunuşla bu k&uuml;stah gencin işini bitirecekti. </b></p>
<p><b>Tabii başka bir silah sesi onu elinden etmeseydi. </b></p>
<p><b>Acıyla haykıran adamı boş veren Zahir, korkudan suspus kesilen bembeyaz kızı arkasına aldı ve sokağın başına baktı. Doğrulttuğu silah şimdi siyah sa&ccedil;lı genci bulmuştu. Sarışın kız titreyen dudaklarından fısıltıya benzer bir ses &ccedil;ıkardı. </b></p>
<p><b>&ldquo;Baba?&rdquo; </b></p>
<p><b>&ldquo;Gamze, burada neler oluyor? Bu herifler kim?&rdquo; Adamın &ouml;fkeli g&ouml;zleri kızının yırtılan uzun eteğini buldu. Yırtık dizinin en fazla iki parmak yukarısında bitiyordu. Gamze korkuyla yutkundu.</b></p>
<p><b>&ldquo;D&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n gibi-&ldquo; Cevabı ona değil Zahir&rsquo;e y&ouml;nelikti babasının. &ldquo;&Ccedil;ekil.&rdquo; </b></p>
<p><b>Gen&ccedil; adam kaşlarını &ccedil;attı. &ldquo;Kızınız neredeyse tecav&uuml;ze uğruyordu efendim.&rdquo; Durumu yeterince a&ccedil;ık bir şekilde izah ettiğine inanıyordu. Yarası h&acirc;l&acirc; kanayıp ona acı verirken başka bir şeyle uğraşmak istemiyordu. Adam resmen bı&ccedil;ak ustalığını konuşturur gibi aynı yeri tekrar kesmişti. &Ccedil;ok adam &ouml;ld&uuml;rm&uuml;şse demek ki&hellip;</b></p>
<p><b>&ldquo;&Ouml;yle mi?&rdquo; Alayla s&ouml;ylenen s&ouml;zlerle gen&ccedil; duraksadı. &ldquo;Ulan adam yarı &ccedil;ıplak kız g&ouml;r&uuml;nce ne yapsın? Kabahatli olanın kim olduğu belli. Senin gibi bir gen&ccedil; araya girmeye &ccedil;alıştıysa ne olduğu da belli.&rdquo; </b></p>
<p><b>S&ouml;ylenenlerle buz kesmişti. </b></p>
<p><b>Bir baba kızı hakkında nasıl b&ouml;yle s&ouml;ylerdi? </b></p>
<p><b>Dudaklarını araladığında ağzından &ccedil;ıkanlar onu bile şaşırttı. &ldquo;Senin kızın belki de liseli bir &ccedil;ocuk. Onun su&ccedil;u olmayan bir şeyden dolayı onu yargılayamazsın. Gamze istediğini giyecek, sen de ona karışmayacaksın. Buradaki tek hata o şerefsiz herife ait.&rdquo; Resmen nefessiz kalarak s&ouml;zlerini bitirdi. Adam mosmor kesildi. Kız ise olduğu yere &ccedil;akılmıştı. </b></p>
<p><b>&ldquo;Sen kimsin de benimle b&ouml;yle konuşuyorsun hadsiz? Ben seni kurşuna dizmeden kaybol!&rdquo; G&ouml;z&uuml;n&uuml; kan b&uuml;r&uuml;yen babasını sakinleştirmeye &ccedil;alışan Gamze &ldquo;Baba, ne olur dur da eve gidelim.&rdquo; dediğinde tokadı g&uuml;zel y&uuml;z&uuml;ne yedi. Kendini yerde bulduğunda dudağının patladığını hissetti. &ldquo;Sen konuşmayacaksın!&rdquo; </b></p>
<p><b>Zahir adamın &uuml;zerine atladı. </b></p>
<p><b>&ldquo;SEN KİM K&Ouml;PEK KIZA VURUYORSUN LAN?&rdquo; Suratını &ldquo;Bir Yumruk Yiyene Bir Tanesi Bedava!&rdquo; kampanyasından &ccedil;ıkmışa &ccedil;evirmekle hayli meşguld&uuml;. &Ouml;yle ki artık hel&acirc;k olan kızın bayıldığını fark etmemişti. </b></p>
<p><b>&ldquo;Babasıyım lan! &Ouml;tesi mi var?&rdquo; Tanınmaz h&acirc;le gelen adam zar zor dedikleriyle kendi sonunu hazırladığının farkında değildi. </b></p>
<p><b>&ldquo;Babalık &ouml;yle kan bağıyla, salak salak hakaret ve emirlerle olmaz! Babalık etmeden baba olamazsın geri zek&acirc;lı!&rdquo; </b></p>
<p><b>&Ouml;fkeyle geri geri kendini s&uuml;r&uuml;klerken kanın koyu rengi yeri boyuyordu. Elini duvara savurduğunda zaten yarılan eli daha beter h&acirc;le gelmişti. Eğer devam ederse bu adamı &ouml;ld&uuml;receğini bildiği i&ccedil;in sakinleşmeye &ccedil;alışıyordu. </b></p>
<p><b>Tabii onu nişan alan tabancayı g&ouml;rene kadar s&uuml;rd&uuml; bu &ccedil;alışma. </b></p>
<p><b>Patlayan silah kendisini hemen yana atmasına sebep oldu. G&ouml;ğs&uuml; adrenalinin etkisiyle inip &ccedil;ıkıyordu. Ter i&ccedil;indeydi. Zaten yaralıydı ve mermilerden ka&ccedil;mak şu an yapabilecekleri listesine kesinlikle girmiyordu. </b></p>
<p><b>Bir mermi daha yuvasından &ccedil;ıktığında sa&ccedil;larını sıyırdı. </b></p>
<p><b>Bir dahaki kolunu... </b></p>
<p><b>Bir sonraki omzunu ve bir sonraki de bacağını... </b></p>
<p><b>Tabanca &uuml;zerine nefret kusuyordu. </b></p>
<p><b>Artık g&ouml;zlerinde siyah noktalar belirmeye başlamıştı. Gamze fenalaşmıştı ve iyi g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yordu. Onlara yardım &ccedil;ağırabilecek biri kalmamıştı haliyle. Kendini &ouml;l&uuml;me hazırlamaya başladı.</b></p>
<p><b>Eli buz gibi metalin soğukluğuyla tanışana kadar s&uuml;rd&uuml; bu hazırlık.</b></p>
<p><b>Eline değen cesedi yerde bulunan herifin tabancasıydı. </b></p>
<p><b><i>&ldquo;Ortalık tabanca kaynıyor. Ne olurdu bir pompalı olsa?&rdquo;</i></b><b> diye d&uuml;ş&uuml;nmeden edemedi Zahir. </b></p>
<p><b>Yine de bulduğu şansı tepecek değildi. Tetiği &ccedil;ekti ve Gamze&rsquo;nin babasıyla g&ouml;z g&ouml;ze geldi. </b></p>
<p><b>İki farklı el iki farklı silahı ateş etmek i&ccedil;in birbirlerine tutuyordu. </b></p>
<p><b>Kırklarının başında gibi g&ouml;r&uuml;nen adamın taş &ccedil;atlasa iki mermisi vardı. Kendi silahının dolu olduğunu ummaktan başka bir &ccedil;aresi yoktu. </b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Silahlar patladı. </b></p>
<p><b>Mermi Zahir&rsquo;in omzunu buldu. </b></p>
<p><b>Mermi babanın beynini buldu. </b></p>
<p><b>Ardından mahallenin bakkalı havası veren orta yaşlı bir adamın şokla &ccedil;arpılan y&uuml;z&uuml; g&ouml;r&uuml;nd&uuml;. </b></p>
<p><b>Sonrasında polis sirenleri duyuldu. </b></p>
<p><b>Ambulans takip etmekteydi </b></p>
<p><b>İ&ccedil;i endişeli de olsa kendisinin masum olduğuna inanan Zahir bedenini kasmayı bıraktı ve yere yığıldı. </b></p>
<p><b>Ne kadar adaletsiz olursa olsun masum bir kızı kurtarmaya &ccedil;alışan gen&ccedil; adamın haklılığı g&ouml;z ardı edilemezdi, değil mi? </b></p>
<p><b><i>&ldquo;Bu sefer her şey g&uuml;zel olacak.&rdquo; </i></b></p>
<p><b>D&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; tek şey buydu. </b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>~ </b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Gen&ccedil; adam, arkasında bulunduğu parmaklıklara yaşadığı duygu seliyle dokundu. Parmaklığın paslı y&uuml;zeyi parmaklarını yeni bir renge bularken derin bir i&ccedil; &ccedil;ekti. Ruhu karmakarışıktı. Bir t&uuml;rl&uuml; yemeği gibi ne arasan vardı. Biraz h&uuml;z&uuml;n, biraz korku, biraz mutluluk, biraz utan&ccedil;, biraz c&uuml;retk&acirc;rlık ve de bolca &ouml;fke... </b></p>
<p><b>O i&ccedil;ini kemiren yenilmişlik hissi de bu t&uuml;rl&uuml; yemeğinin ekmeğiydi. Başı &ouml;n&uuml;ne eğildi ve elleri &ccedil;&ouml;z&uuml;ld&uuml;. Nasıl işler bu raddeye gelmişti? Bilmiyordu. Anlayamıyordu. Sadece şunu biliyordu ki burada olması gereken kendisi değildi. </b></p>
<p><b>Pis, gri ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k yatağına cenin pozisyonunda uzanıp g&ouml;zlerini kapadı. Tam bu sırada &ldquo;Hey, Yelkovan! Uyan, ziyaret&ccedil;in var.&rdquo; diyen polisin sesi ile şaşkınlıkla ayağa kalktı. Onu zindanın kapısından ge&ccedil;irirken kelep&ccedil;eleyen polis eşliğinde g&ouml;r&uuml;şme odasına gitti. </b></p>
<p><b>Kendisine y&ouml;neltilen bakışlardan sakınmak i&ccedil;in g&ouml;zlerini yere sabitleyen gen&ccedil; adam i&ccedil;eri giren pala bıyıklı orta yaşlı adamı g&ouml;r&uuml;nce şokla ayaklandı. </b></p>
<p><b>&ldquo;Sen o sokaktaki adamsın!&rdquo; </b></p>
<p><b>Adam bıyığının altından g&uuml;l&uuml;msedi. &ldquo;Ve sen de o kızı kurtaran kahramansın.&rdquo; </b></p>
<p><b>Gen&ccedil; adam i&ccedil;ine ka&ccedil;mış gibi bir sesle &ldquo;Ben kahraman değilim.&rdquo; dedi. Başını &ouml;n&uuml;ne eğdi ve acıyla fısıldadı. &ldquo;Ben kahraman olamam.&rdquo; </b></p>
<p><b>&ldquo;O kaza g&uuml;n&uuml; y&uuml;z&uuml;nden, değil mi?&rdquo; Siyah sa&ccedil;larını g&ouml;zlerinin &ouml;n&uuml;nden &ccedil;eken gen&ccedil; sessiz kaldı. İnce dudaklarını hi&ccedil; hareket ettirmeden &ouml;ylece ela g&ouml;zlerini yere dikmiş karşısındaki kel adamı dinliyordu. İri kıyım adam genci iyice inceledi. &Ccedil;ocuk gibi karıştırdığı sa&ccedil;ları ter y&uuml;z&uuml;nden alnına iyice yapışmıştı. &Ccedil;ekik ela g&ouml;zlerinin i&ccedil;ine girmelerini engellemek amacıyla gen&ccedil; onları dakika başı d&uuml;zeltiyordu. Oval bir y&uuml;ze, &ccedil;ıkık elmacık kemiklerine sahipti. Fakat sol kulak memesinin altından sağ g&ouml;z&uuml;n&uuml;n altına kadar uzanan yara izi daha &ccedil;ok g&ouml;ze &ccedil;arpıyordu. Yara izi yanaklarında, kemikli burnunda ve dudağının kenarında derin koyu &ccedil;izgiler halinde kalmıştı fakat uzun zaman &ouml;nce olduğundan olsa gerek gen&ccedil; y&uuml;z&uuml;n&uuml; oynatırken acı &ccedil;ekmiyordu. Bir zamanlar sempatik bir havaya sahip olduğu belli olsa da o iz korkutucu bir hisse sebep oluyordu. Yine de kimse bu belki yirmisinde olan gencin elinde silah tuttuğunu tahmin edemezdi. </b></p>
<p><b>Başına gelenleri hak etmediğini biliyordu orta yaşlı adam. Bu y&uuml;zden buradaydı. </b></p>
<p><b>Kalın kaşlarından birini kaldırdı ve &ldquo;Zahir Yalın Yelkovan,&rdquo; dedi. &ldquo;Sen masumiyetine inanmazsan eğer kimse inanmaz. Sen o gece o adamı &ouml;ld&uuml;rmedin. Sadece yaraladın ve o zavallı gen&ccedil; kızı yaşıtlarının maruz kaldığı korkun&ccedil; bir kaderden kurtardın. O adam masum bir kurban değildi ve sen tehlikeli bir katil bu. Ama buna sen bile inanmıyorsun, kahraman.&rdquo; </b></p>
<p><b>Zahir g&ouml;zlerini karşısındaki adamın kahverengi g&ouml;zlerine dikti. &ldquo;Ge&ccedil;mişimde bir başka gen&ccedil; kızın &ouml;l&uuml;m sebebi olsam dahi mi?&rdquo; Adam kendinden emin bir tavırla &ldquo;Ge&ccedil;mişinde kazayla bir başka gen&ccedil; kızın &ouml;l&uuml;m sebebi olsan dahi.&rdquo; dedi. </b></p>
<p><b>&ldquo;Buna inanmıyorum. Katilim ben. Şimdi olmasa bile ge&ccedil;mişte. Belki de gelecekte!&rdquo; Adam bezgince i&ccedil; &ccedil;ekti. &ldquo;Ge&ccedil;mişin geleceğin &uuml;zerine etkisi yok.&rdquo; </b></p>
<p><b>&ldquo;Hayır, var! Bana kahraman diyorsun ve beni buradan &ccedil;ıkarmak istiyorsun, &ouml;yle mi?&rdquo; Zahir delirmiş gibi adama baktı. &ldquo;Kahramanın (!) kahramanı olmak istiyorsun yani!&rdquo;</b></p>
<p><b>&ldquo;Hayır, ben-&ldquo; Zahir telaşla konuşan adamın s&ouml;z&uuml;n&uuml; kesti. &ldquo;Beni dinle kahraman. Bir kahraman olarak doğsan da bir kahraman olarak &ouml;lmek zorunda değilsin. Boş ver. Kendi hayatına d&ouml;n.&rdquo; </b></p>
<p><b>Orta yaşlı adam bir s&uuml;re sessiz kaldı. Sakince &ldquo;Bak evlat,&rdquo; dedi. &ldquo;Senin yaptığın ger&ccedil;ekten b&uuml;y&uuml;k bir şeydi. Senin yerinde ka&ccedil; kişi olsa aynı şeyi yapardı? D&uuml;nyadaki milyarlarca insandan ka&ccedil;ı senin yaptığını yapardı? Ger&ccedil;ekten, b&ouml;yle y&uuml;ce bir sıfata layık olmadığını nasıl d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rs&uuml;n?&rdquo; </b></p>
<p><b>Zahir ela g&ouml;zlerini taş zemine sabitledi. &ldquo;Benim i&ccedil;in bedeli ağır oldu. Ama,&rdquo; dedi derin bir nefes almadan &ouml;nce. &ldquo;Ama en azından masum bir gen&ccedil; kız hayatına devam edebiliyor.&rdquo; </b></p>
<p><b>Orta yaşlı adam h&uuml;z&uuml;n dolu g&ouml;zlerle, resmen &ccedil;ıkmamak i&ccedil;in direnen bir sesle ve bilinen acı ger&ccedil;eklerle konuştu. &ldquo;Aslında tam olarak &ouml;yle değil.&rdquo; </b></p>
<p><b>Elektrik &ccedil;arpmış gibi hızla başını kaldıran esmer gen&ccedil; &ldquo;Ne demek istiyorsun?&rdquo; diye sorunca adam el mahk&ucirc;m anlatmaya başladı. </b></p>
<p><b>&ldquo;O kız, yani Gamze, hayatına eskisi gibi devam edemiyor.&rdquo; Nefesi tıkanan adam g&ouml;mleğinin iki d&uuml;ğmesini a&ccedil;tı ve elleriyle kendine yelpaze yaptı. &ldquo;Kızın annesi ona &lsquo;Ahl&acirc;ksız!&rsquo; diyerek evden attı. Sana aşık olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor. Mahalle de bunu duyunca zavallıya barınma şansı vermedi. Bilirsin o geri kafalı insanları. Biraz...&rdquo; G&ouml;bekli adam devam etmeye g&uuml;&ccedil; bulamadı. </b></p>
<p><b>&ldquo;Şimdi o kızın başı dertte, değil mi?&rdquo; Soruya karşılık verilen tepki şu oldu: &ldquo;Ne yazık ki evet. Dahası da var. Kızı almak isteyen bazı aileler bu durumdan faydalanabilir. Teyzem orada oturuyor. Ondan biliyorum.&rdquo; </b></p>
<p><b>&ldquo;Ziyaret zamanı hayli hayli doldu. Hadi, sonra g&ouml;r&uuml;ş&uuml;rs&uuml;n&uuml;z.&rdquo; Polisin sesiyle kel adam hareketlendi. </b></p>
<p><b>O sırada &ccedil;ok kısık bir sesle Zahir &ldquo;Kurtulacağım,&rdquo; dedi. &ldquo;Kurtulacağım ve o kızı kurtaracağım.&rdquo; </b></p>
<p><b>Bu s&ouml;zleri duyamayan, polis eşliğinde binadan &ccedil;ıktı ve evine doğru yol aldı. </b></p>
<p><b>Damarlarında &acirc;deta lav akan yangın g&ouml;zl&uuml; gencin i&ccedil;inde b&uuml;y&uuml;k bir patlamayı tetiklediğinin farkında değildi. Adalet isteğinin onu cayır cayır yakan tarifsiz hissi durmasını engelleyecekti. </b></p>
<p><b>&Ouml;ylesine dalgındı ki h&uuml;cresine g&ouml;t&uuml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; hissedememişti bile. </b></p>
<p><b>Hayatında hi&ccedil; duymadığı kadar &ccedil;ok &ldquo;Kahraman&rdquo; s&ouml;zc&uuml;kleri beyninde atlı karınca gibi d&ouml;nerken binlerce ka&ccedil;ış planıyla uyuyakaldı. </b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>~ </b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><i><span style="text-decoration: underline;">1 Ay Sonra</span> </i></b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Gen&ccedil; adam &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n ferah kokusunu i&ccedil;ine &ccedil;ekti. Evet, havanın değil &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n. H&uuml;crede olduğu vakit bu taze nefeslerden gelen tadın, y&uuml;z&uuml;nde r&uuml;zgarın kuvvetini hissetmenin, sa&ccedil;larının u&ccedil;uşması sırasında g&ouml;zlerini kapatıp istediği yere koşabilmenin aslında ne kadar kutsal olduğunu &ouml;ğrenmişti. </b></p>
<p><b>Doyasıya koşup eğlenirken bir ağacın altında bol kıyafetleriyle duran sarışın kız dikkatini &ccedil;ekti. </b></p>
<p><b>Bu Gamze&rsquo;ydi! </b></p>
<p><b>Onu g&ouml;ren gen&ccedil; kız hemen yerinden kalktı. En romantik aşk filmlerine taş &ccedil;atlatacak bir şekilde Zahir&rsquo;in boynuna atladı. </b></p>
<p><b>Şaşıran Zahir bir eliyle kızın belini tutarken diğer elini &ouml;ylece havada oynatıyordu. &Ccedil;aresiz hali ger&ccedil;ekten g&ouml;r&uuml;nmeye değerdi. </b></p>
<p><b>&ldquo;Sonunda &ccedil;ıkmışsın!&rdquo; </b></p>
<p><b>&ldquo;Evet, &ccedil;ıktım.&rdquo; Sessizce s&ouml;ylediklerini duyan gen&ccedil; kız neşesinden &ouml;d&uuml;n vermezken gelen soru ile y&uuml;z&uuml; d&uuml;şt&uuml;. </b></p>
<p><b>&ldquo;&Ouml;zg&uuml;r m&uuml;s&uuml;n?&rdquo; </b></p>
<p><b>Bu sorunun onun i&ccedil;in anlamını sadece ama sadece yangın g&ouml;zl&uuml; gen&ccedil; biliyordu. Bahsettiği şey bambaşkaydı ancak bu kızın yanlış anlamasına izin verecekti. </b></p>
<p><b>&ldquo;Hayır,&rdquo; dedi aşağı b&uuml;k&uuml;len dudaklarıyla. &ldquo;Evden ka&ccedil;tım ge&ccedil;en hafta.&rdquo; Yutkundu iki gen&ccedil; aynı anda. &ldquo;Keşke yapmasaydın.&rdquo; Meydan okuyan g&ouml;zlerle karşılaşacağını hi&ccedil; tahmin etmemişti bunu sorarken. </b></p>
<p><b>&ldquo;Bence yapmalıydım.&rdquo; </b></p>
<p><b>Ela g&ouml;zlere kendini kilitleyerek bunları s&ouml;ylemesi karşısında eliyle ensesini oluşturan Zahir ne diyeceğini bilemiyordu. </b></p>
<p><b>&ldquo;Ama sana bir şey sormak istiyorum.&rdquo; Tek kaşını havalandırarak cevabı beklerken bir an Gamze bakakaldı. Sonra kendisini toparladı ve &ldquo;Başına a&ccedil;tığım işlerden sonra nasıl yanımda durabiliyorsun?&rdquo; diyerek uzun zamandır i&ccedil;ini yiyip bitiren kurdu farklı şekilde d&ouml;kt&uuml;. </b></p>
<p><b>&ldquo;&Ccedil;&uuml;nk&uuml; sen masumdun, ben de kahraman.&rdquo; Hafif bir g&uuml;l&uuml;mseme belirdi y&uuml;z&uuml;nde. Bir de g&ouml;z&uuml;ndeki o iz olmasa tam olarak bir sempatikti şu an. </b></p>
<p><b>Bir anda ellerini kavrayan ellerle şaşkına d&ouml;nd&uuml;. Ufuklarda kaybolan denizin rengine benzeyen g&ouml;zler ona c&uuml;retk&acirc;r ifadesiyle bakıyordu. </b></p>
<p><b>&ldquo;Sence neden elini tutuyorum?&rdquo; </b></p>
<p><b>&Ccedil;ıt &ccedil;ıkmadı. </b></p>
<p><b>Kuşlar bile &ouml;tmedi. </b></p>
<p><b>Bir u&ccedil;ak ge&ccedil;medi ya da bir kedi miyavlamadı. </b></p>
<p><b>Zaman durmuştu sanki. </b></p>
<p><b>Kendi sorusuna kendisi cevap veren gen&ccedil; kızın her dediğini &ccedil;ok iyi anlamamıştı ama anlayacağını da anlamıştı. Ya da anladığını sanmıştı. </b></p>
<p><b>&ldquo;Ellerini tutuyorsam u&ccedil;uruma d&uuml;şmemek i&ccedil;indi. G&uuml;neşte ıslık &ccedil;alan &ccedil;ocuklar i&ccedil;indi. Aslında tek kişi sayılmaz mı karanlıkta iki kişi?&rdquo; </b></p>
<p><b>Derin nefesi dudaklarından dışarı s&uuml;z&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde anlık bir rahatlama hissetse de şu an &ccedil;ok kritik bir noktadaydılar. Kendini toparlamak i&ccedil;in birka&ccedil; saniyeliğine g&ouml;zlerini kapattı. A&ccedil;tığında yorgun fakat dik bir kadının bakışlarını ok gibi karşısındaki adama sapladı. </b></p>
<p><b>&ldquo;Ben senin i&ccedil;in sadece bir kurtarıcı mıydım?&rdquo; Gen&ccedil; adamın sorusuyla duraksadı. </b></p>
<p><b>&ldquo;Değildin.&rdquo; Yutkundu. Mavi g&ouml;zlerini ka&ccedil;ırdı. &ldquo;Değilsin.&rdquo; </b></p>
<p><b>&ldquo;Sen bataklıkta olanların beni i&ccedil;lerine &ccedil;ekmesine engel olan lanetsin.&rdquo; Yine duraksadı. Kelimelerini se&ccedil;meye &ccedil;alışıyordu. &ldquo;Ama bu lanet g&uuml;zel bir lanet. Huzur veren, koruyan, g&uuml;venli bir lanet. Bu lanet benim y&uuml;z&uuml;mden bataklıkla savaşıyor. Bu lanet benim y&uuml;z&uuml;mden karanlıkla boğuşuyor. Şimdi ikimiz de karanlıktayız, kahraman.&rdquo; Son kelimesini hafif bir tebess&uuml;mle s&ouml;ylemişti. </b></p>
<p><b>&ldquo;Lanet...&rdquo; diye fısıldadı gen&ccedil; adam. G&ouml;zleri bir şey d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r gibi kısıldı. &ldquo;Huzur veren, koruyan, g&uuml;venli...&rdquo; Sarışın kızın dediklerini idrak etmeye &ccedil;alıştığını anlamıştı. &ldquo;Ama dikkat et Gamze, lanetler her şeye rağmen tehlikelidir. G&uuml;neşte ıslık &ccedil;alan &ccedil;ocuklar seni bir parka g&ouml;t&uuml;rs&uuml;n. Lanetler bataklığa değil...&rdquo; </b></p>
<p><b>Y&uuml;z&uuml;n&uuml; ekşitti. &ldquo;&Ccedil;ocukları hi&ccedil; sevmedim şu an. Ne var ki bataklıkta azıcık &ccedil;amur banyosu yapsam?&rdquo; </b></p>
<p><b>Dudağının kenarı kıvrıldı Zahir&rsquo;in. &ldquo;&Uuml;zg&uuml;n&uuml;m ama &ccedil;amur kurursa kaşındırır. Hi&ccedil; &ccedil;ubuk falan arama o zaman. Hepsini yakacağım.&rdquo; Sarışın kızın y&uuml;z&uuml; g&uuml;ld&uuml;. Kıkırdayarak &ldquo;Cani!&rdquo; dedi. Telefonu &ccedil;aldığında dudağını ısırarak &uuml;zerinde yazan isme baktı. </b></p>
<p><b>G&ouml;zlerini acıyla kapattı. &ldquo;Gitmeliyim.&rdquo; </b></p>
<p><b>Ve Zahir&rsquo;i orada bırakıp gitti. </b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>~ </b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Sokaklardan ge&ccedil;en konvoy kimseye rahat vermiyordu. Araba sesleriyle uyanan zavallılardan biri de esmer gen&ccedil; adamdı. D&uuml;ğ&uuml;n aklına geldiğinde y&uuml;z&uuml; asıldı. </b></p>
<p><b>Oyalanarak evden &ccedil;ıktığında d&uuml;ğ&uuml;n salonu g&ouml;z&uuml;ne &ccedil;ok uzak g&ouml;r&uuml;nm&uuml;şt&uuml;. Oflaya puflaya bir taksi &ccedil;ağırdı. &Ccedil;ıtını bile &ccedil;ıkarmadan camdan dışarısını, gri şehrin c&uuml;mb&uuml;ş&uuml;n&uuml; izledi. Aksi bir tavırla taksiciye &uuml;cretini verdikten sonra kapısı s&uuml;sl&uuml; salondan i&ccedil;eri girdi. </b></p>
<p><b>&ldquo;Operasyon başladı.&rdquo; </b></p>
<p><b>Rahat rahat sandalyelerden birine oturdu. Hareketlerinin doğal olmasına dikkat ediyordu. İnsanlarla sohbet ediyor, gelin ve damadı beklerken sıkılmış &ouml;ylesine biri gibi g&ouml;z&uuml;kmeye gayret ediyordu. </b></p>
<p><b>Elektrik kesilip her yer kararana kadar... </b></p>
<p><b>Hemen kalabalıktan sıvışarak &uuml;st kata fırladı. Gelin odasını a&ccedil;ması ve Gamze&rsquo;nin &ccedil;ığlık atması bir oldu. </b></p>
<p><b>&ldquo;Zahir!&rdquo; </b></p>
<p><b>&ldquo;Gamze, gidiyoruz.&rdquo; Bembeyaz kesilmişti gelinliğinin i&ccedil;inde. Dudakları titriyordu ama karanlıktan g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yordu. </b></p>
<p><b>&nbsp;&ldquo;Sen nasıl-?&rdquo; </b></p>
<p><b>&ldquo;Benim kulağıma her şey gelir.&rdquo; </b></p>
<p><b>Gen&ccedil; kızın elini kavradı. Acil durum merdiveninden aceleyle iniyorlardı. Diğer kapılar kilitli olduğu i&ccedil;in başka kimseyle karşılaşmadılar ama acele etmeliydiler. </b></p>
<p><b>Arka kapıdan &ccedil;ıktıklarında Zahir hemen kıza paltosunu verdi. Adım seslerini duyunca kapının kenarına sindiler. </b></p>
<p><b>&ldquo;Bir ses duydun mu?&rdquo; </b></p>
<p><b>&ldquo;Kedidir.&rdquo; </b></p>
<p><b>B&ouml;ylece yine sıyırdıklarında saklandıkları yerden &ccedil;ıktılar. Hemencecik diplerine gelen arabanın ışığı bir s&uuml;re k&ouml;r olmalarına sebep olsa da hızlı hızlı arabaya bindiler. Işıklar gelmişti. Artık &ccedil;ok dikkatli olmaları gerekiyordu. </b></p>
<p><b>&ldquo;Gamze, kafanı eğ!&rdquo; İnsanlarının bir kısmı kapının &ouml;n&uuml;nde birikmişti ve bir arabanın i&ccedil;inde d&uuml;ğ&uuml;n&uuml;nde olması gereken gelin ile yabancı bir genci bir arada g&ouml;rmeleri pek iyi olmazdı. </b></p>
<p><b>Gen&ccedil; kız nefesi kesile kesile kendini aşağı atabilmişti. Bir anda kafasında &ccedil;akan şimşekler ile Zahir&rsquo;e d&ouml;nd&uuml;. &ldquo;Arabayı kim kullanıyor?&rdquo; </b></p>
<p><b>&ldquo;Ben, ufaklık.&rdquo; </b></p>
<p><b>Orta yaşlı adamın g&uuml;l&uuml;msemesi ile şok ge&ccedil;iren gen&ccedil; kız konuşamıyordu. Dili &ccedil;&ouml;z&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde sordu: &ldquo;Siz bunları ne ara planladınız?&rdquo; </b></p>
<p><b>Birbirlerine imayla bakan iki erkek kıs kıs g&uuml;ld&uuml;ler. </b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><b><i>2 G&uuml;n &Ouml;nce </i></b></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Zahir Yalın Yelkovan kapısının inletilmesiyle uyandı. Gelenin gelmişine ge&ccedil;mişine s&ouml;verken karşısında o g&uuml;n sokakta olan g&ouml;bekli adam yani Atakan ağabeyi g&ouml;rmeyi pek beklemiyordu. </b></p>
<p><b>&ldquo;Zahir, oğlum, hi&ccedil; iyi şeyler olmuyor!&rdquo; Adamın telaşı her halinden belliydi. Ne olmuştu ki? </b></p>
<p><b>&ldquo;Ne oldu ağabey?&rdquo; </b></p>
<p><b>&ldquo;Gamze&rsquo;yi evlendiriyorlar!&rdquo; Duyduğu karşısında Zahir neredeyse yere yuvarlanıyordu. Hayal g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. </b></p>
<p><b><i>&Ouml;yle deli gibi film izleyip gecenin bir yarısı uyursan b&ouml;yle karabasanlar &ccedil;&ouml;ker &uuml;st&uuml;ne Zahir efendi,</i></b><b> diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. </b></p>
<p><b>Kendisine &ccedil;imdik attığında canı adam akıllı yanmıştı. Dehşetle ger&ccedil;ek d&uuml;nyada olduğunu anladı. Jeton yeni d&uuml;şm&uuml;şt&uuml;. </b></p>
<p><b>&ldquo;NE?&rdquo; </b></p>
<p><b>&ldquo;Duydun işte! Kızı zorla evlendiriyorlar. Herif otuzunun sonlarında mı neymiş.&rdquo; </b></p>
<p><b>Sinirden y&uuml;z&uuml; g&ouml;z&uuml; kızarmıştı. </b></p>
<p><b>&ldquo;Eh, bu kızın şimdi bir Tom Holland&rsquo;a, Chris Evans&rsquo;a ve &ouml;b&uuml;r adını hatırlamadığım s&uuml;per kahramanları oynayan oyunculara mı ihtiyacı var yoksa tarakların d&uuml;şmanı, korsanların dostu Kahraman Adam Zahir Yalın Yelkovan&rsquo;a mı?&rdquo; </b></p>
<p><b>Zahir kaşlarını &ccedil;attı. &ldquo;İyi dedin. Hadi şu son kez bir kahramanlık yapıp şu lakaptan kurtulayım.&rdquo; </b></p>
<p><b>Atakan ağabeyi ağzının i&ccedil;inde s&ouml;ylendi. &ldquo;Sendeki kafayla daha &ccedil;ok hayat kurtarırsın sen akıllım.&rdquo; </b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><b><i>Şimdi </i></b></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>&ldquo;Oha!&rdquo; </b></p>
<p><b>Zahir kendini beğenmiş ifadesiyle sırıttı. &ldquo;Kızım sen bizi boş beleş adam mı sandın?&rdquo; </b></p>
<p><b>Gamze omuz silkti. &ldquo;Valla bu kadar ileri gidebileceğinizi d&uuml;ş&uuml;nmemiştim.&rdquo; Dudaklarını &ldquo;Vay be!&rdquo; der gibi b&uuml;zd&uuml; ve başını hafif&ccedil;e salladı. </b></p>
<p><b>Atakan ağabey jilet hızında gen&ccedil; kıza d&ouml;nd&uuml;. &ldquo;D&uuml;ğ&uuml;nden gelini ka&ccedil;ırmak ileri gitmek miymiş?&rdquo; </b></p>
<p><b>İki gen&ccedil; yalnızca g&ouml;z devirdi. Sarışın kız başını gri şehri yansıtan cama yasladı ve g&ouml;z&uuml;n&uuml; yumdu. &ldquo;Ee? Nereye gidiyoruz?&rdquo; Kısık sesle olan sorusuna Zahir cevap verdi. </b></p>
<p><b>&ldquo;Sancaktepe&rsquo;de idare eder bir evi var kardeşimin. Tatil i&ccedil;in yurt dışında. Evini kullanmamıza izin verdi.&rdquo; </b></p>
<p><b>Gen&ccedil; kızın beyaz, &ccedil;illi y&uuml;z&uuml;n&uuml; allar kapladı. Kızarıklık boynuna kadar indi fakat karanlık t&uuml;m&uuml;n&uuml; gizlemişti. Utancından titreyen sesiyle &ldquo;Nasıl teşekk&uuml;r edeceğimi bilmiyorum. Hayatımı tekrar kurtarıyorsunuz.&rdquo; </b></p>
<p><b>Tombul adam arabayı s&uuml;rerken dikiz aynasından Gamze&rsquo;ye sert sert baktı. &ldquo;O -uz ekini at bakayım. Yoksa elinden &ccedil;ekeceğin var.&rdquo; </b></p>
<p><b>Ona yan yan baktı Zahir. Gen&ccedil; kız hemen &ccedil;ıkıştı. &ldquo;Sizi es ge&ccedil;emem!&rdquo; </b></p>
<p><b><i>Bu konu uzadık&ccedil;a uzar,</i></b><b> diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml; bıkkınca. Ger&ccedil;ekten de konu uzadı da uzadı. </b></p>
<p><b>G&ouml;zleri tartışmanın yarattığı seslerle kapandı. Derin bir i&ccedil; &ccedil;ekti. Bir bakmış, uyuyakalmış! </b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><b><i>Gamze Hira Ayg&uuml;z</i></b></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Hayatını defalarca kurtaran bu adama borcunu nasıl &ouml;deyeceğini hi&ccedil; bilmiyordu. </b></p>
<p><b>O i&ccedil;erideyken başına gelenleri hatırlamamaya &ccedil;alıştı. İhtiyar annesi k&uuml;sm&uuml;şt&uuml; ona. Kardeşleri suratına bakmıyordu. Sokağa &ccedil;ıkamaz h&acirc;le gelmişti. Herkes onun sevdalısının babasını &ouml;ld&uuml;rmesini konuşuyordu! Mahallelinin diline d&uuml;şm&uuml;şt&uuml;. Sonra o koskoca adamın gelip onu istemesi, nişan, d&uuml;ğ&uuml;n hazırlıkları derken... Titreyerek kendine geldi. O g&uuml;nler geride kalmıştı artık. </b></p>
<p><b>Şof&ouml;r koltuğundaki tombul adama da minnettardı. Korkun&ccedil; bir kaderden ka&ccedil;masına yardımcı oluyordu sonu&ccedil;ta. Fakat kafası durmuştu. Bundan sonra nasıl devam edecekti? </b></p>
<p><b>Zahir kıpırdandı, bir şeyler mırıldandı. Yeniden ona d&ouml;nd&uuml;. Y&uuml;z&uuml;ndeki yara izine baktık&ccedil;a i&ccedil;i acıyordu. B&uuml;y&uuml;k bir g&uuml;nahk&acirc;r olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmeye başlamıştı. Kendi salak hayatı başkalarına da dokunuyordu. </b></p>
<p><b>&ldquo;O kafacığından neler ge&ccedil;tiğini tahmin edemiyorum mu sanıyorsun?&rdquo; </b></p>
<p><b>Tonton amcanın sesiyle g&ouml;zleri o şefkat akan bakışların kaynağına d&ouml;nd&uuml;. Neredeyse kirpiklerine kadar kızardı. Sesi utan&ccedil;tan titriyordu. &ldquo;Bu olanların t&uuml;m&uuml; benim su&ccedil;um, efendim. Ger&ccedil;ekten &ccedil;ok mah-&rdquo; S&ouml;z&uuml; sert&ccedil;e kesildi. &ldquo;Senin g&uuml;nahın neymiş bakayım? Hadi s&ouml;yle bana, neydi kabahatin?&rdquo; </b></p>
<p><b>Ellerini sıkıca kenetledi, saklandığını fark etti. Yutkundu, dilini dudağında gezdirdi ancak &ccedil;ok ayıp bir şey yapıyormuş gibi bunu hemen kesti. &ldquo;Annem uyarmıştı. Geceleri tenhada dolanmayacaktım. Sizin başınızı da yaktım.&rdquo; </b></p>
<p><b>Adam neşesiz bir kahkaha attı. &ldquo;Al&acirc;kası yok! Kabahat o kahrolasıca adam ve -&uuml;zg&uuml;n&uuml;m ama- babandı. Biz de kendi isteğimizle bu işe bulaşık. Bu arabada bir su&ccedil; varsa bile senin değil.&rdquo; </b></p>
<p><b>Kendisini ikna olmuş hissetmiyordu. D&uuml;ğ&uuml;n topuzundan kurtulan birka&ccedil; sertleşmiş sa&ccedil; telini parmağına dolandı. G&ouml;zleri boşluğa dalmıştı. Sa&ccedil;ı &ouml;ylece d&ouml;nd&uuml;r&uuml;p duruyordu. </b></p>
<p><b>Uzun -&ccedil;ok uzun- bir sessizlik oldu. Tek ses araba motorunun rahatsız edici g&uuml;r&uuml;lt&uuml;s&uuml;ne karışan r&uuml;zgarın melodisiydi. Bir de Zahir&rsquo;in m&uuml;zik misali nefesleri vardı. Nefes sesleri değil, nefesiydi m&uuml;zik. Onun, onların rahat&ccedil;a nefes alıp verdiğini bilmek bile gen&ccedil; kıza bir m&uuml;zikti. Dudağı hafif&ccedil;e yukarı kıvrıldı, sonra hemen eski halini aldı. O minik hareket bile yanağını acıtmıştı. </b></p>
<p><b>&rdquo;S&ouml;ylesene,&rdquo; dedi Atakan amca. &ldquo;Aradan ne kadar zaman ge&ccedil;ti. O s&uuml;re i&ccedil;inde talipleri geri &ccedil;evirmeyi nasıl başardın?&rdquo; </b></p>
<p><b>Bu soru cidden sıkıntıydı. </b></p>
<p><b>"Duyunca benim bir cani olduğumu d&uuml;ş&uuml;neceksiniz." diye mırıldandı. S&uuml;ng&uuml;s&uuml; d&uuml;şm&uuml;ş gibi bir hali vardı.</b></p>
<p><b>Adamın suratında bir&nbsp; "Hadi canım!" ifadesi vardı. Alayla dikiz aynasından kıza baktı. "Sen ve cani olmak?" Elini havada savurarak "Atıyorsun!" dedi.</b></p>
<p><b>Dudaklarını yanlış bir şey yapmış gibi b&uuml;zd&uuml;. "Gelen adamların &ccedil;ayına m&uuml;shil kattım." Y&uuml;z&uuml; kasıldı, g&uuml;lmemek i&ccedil;in&nbsp; kendini zor tutuyordu.</b></p>
<p><b>Onun yerine adam bol bol g&uuml;lm&uuml;şt&uuml;. G&uuml;r kahkahası arabanın i&ccedil;ini doldurmuştu. Zahir huzursuzca kıpırdandı. "Suya m&uuml;shil katmak, ha! Nasıl geldi aklına?" diye bağırdı zar zor. Y&uuml;z&uuml; kıpkırmızıydı. Araba hafif zikzaklar &ccedil;iziyordu.</b></p>
<p><b>Gamze ne olur ne olmaz kemerine tutundu. "Bir kitapta okumuştum." Adam kısık sesle yine g&uuml;ld&uuml;. "Ş&uuml;phelenmediler mi peki?"</b></p>
<p><b>Gen&ccedil; kızın pembeleşen suratı bir g&uuml;l&uuml;c&uuml;kle ta&ccedil;landı. "Annem m&uuml;shil mi biliyor? Tek bildiği kızını istemeye gelen taliplerin g&uuml;zelim koltuklarına işediği!" İkisi birden bir kahkaha akımına kapıldı, Zahir'in &ccedil;ığlığıyla son buldu.</b></p>
<p><b>Sarı gelin endişeyle gence d&ouml;nd&uuml;. Yaralı y&uuml;z&uuml;nde ter birikmişti. G&ouml;zleri kapalı, inleyip duruyordu. "Hayır, hayır, hayır, hayır! Geri &ccedil;ekil, l&uuml;tfen, geri &ccedil;ekil! Koş! Ka&ccedil;!"</b></p>
<p><b>Hi&ccedil;bir şey anlamayan Gamze, Atakan amcaya baktı. "Neyden bahsediyor?"</b></p>
<p><b>Tonton adam h&uuml;z&uuml;nle arka koltuğa baktı. "Sana o izin nasıl oluştuğunu sorsam ne derdin?"</b></p>
<p><b>Bir s&uuml;re duraksadı gen&ccedil; kız. Bir elini artık iyice ağır hissettiren y&uuml;z&uuml;ne g&ouml;t&uuml;rd&uuml; ve yanağını sildi. Eli fond&ouml;tene bulanmıştı. Umursamadan bembeyaz gelinliğine sildi elini. Minik ve şefkatli g&uuml;l&uuml;msemesiyle "Başka kurtarışlar yaparken Joker gelip onu aralarına katmaya &ccedil;alışmış ama kolu bozuk olduğundan eli titremiştir derdim." dedi.</b></p>
<p><b>Dikiz aynasından o da hafif&ccedil;e g&uuml;l&uuml;msedi. Sonra g&uuml;l&uuml;msemeler kendilerini ay&ccedil;i&ccedil;eği tarlalarına bıraktı. "Ben bir taksiciyim. İşim gereği belirli yerlerde &ccedil;ok gezerim. Zahir'i bazı vukuatlarından tanıyordum. Sen ilk değilsin ve son olmayacaksın elbet." Derin bir i&ccedil; &ccedil;ekerek devam etti. "Bunu yapmasının sebebi &ccedil;ok eski bir olaydan dolayı kendini su&ccedil;laması. Oysa hi&ccedil; su&ccedil;u yoktu ki." Arabayı yavaşlattı, aksi takdirde aşırı hızdan &ouml;leceklerdi.</b></p>
<p><b>Gamze iyicene dikkat kesildi. Bir yandan Zahir'i sabit tutmaya &ccedil;alışıyordu d&uuml;şmesin diye. Atakan amca başladı hikayeye. "O daha 15 yaşındayken annesiyle babasının bulunduğu araba gencecik bir kıza &ccedil;arpmıştı. Sen de 18, ben diyeyim 20 yaşında. Annesi orada &ouml;ld&uuml;. Babası arabayı kullanırken hem alkoll&uuml;ym&uuml;ş hem de aşırı hız yapmış. 14 yıl hapis yedi. O kız &ouml;ld&uuml; ya, bir anda kadınların kahramanı oluverdi. Ben taksiyle dolanırken hep g&ouml;z&uuml;m kayardı. Millete yardım edip duruyor. O nezaretteyken kesinkes anladım, kendisini su&ccedil;luyor. Hayır, neden bilmiyorum? Babası dikmiş şişeyi, basmış gaza, kıymış o canlara! Kendisi arka koltukta uyuyormuş, camlar par&ccedil;alanınca y&uuml;z&uuml;n&uuml; kesmiş."</b></p>
<p><b>Atakan amca h&acirc;l&acirc; kendi kendine Zahir'in masum olduğunu kanıtlamaya &ccedil;alışırken Gamze &ccedil;ok ayrı d&uuml;nyalara dalmıştı.</b></p>
<p><b>Bu gen&ccedil; de iki insanın yavrusuydu ve o da ailesinden -muhtemelen- memnun değildi. Onun bazen insan olduğunu unutsa da ger&ccedil;ekten insandı. Hata yapmayan bir insandı fakat. Başkalarının yaptığı hataları kendi &uuml;st&uuml;ne y&uuml;kleyen, kendi su&ccedil;uymuş gibi bunu telafi etmeye &ccedil;alışan biri&hellip; Haritada kendi noktasını belirleyince başkasına yardım etmek i&ccedil;in rotasını değiştiren, yery&uuml;z&uuml;ne cennetin hediyesi olarak g&ouml;nderilen bir melek. </b><b><i>Yemişim Tom Holland'ı, Chris Evans'ı, Chris Hemsworth'u ya da&hellip; Neyse işte, hepsine bin basar bu Zahir, </i></b><b>diye d&uuml;ş&uuml;nmeden edemedi. Oysa bu saydığı isimlere bayılırdı ancak ger&ccedil;ek hayattaki bir sivil kahramanın g&ouml;mleği bir iki nakış dolayısıyla pahalıydı.</b></p>
<p><b>Arabanın aniden durmasıyla o da hayal d&uuml;nyasından ayrıldı. "Ne oldu?" diye korkuyla sordu. Belki de evleneceği adam -Ahmet, Mehmet, Mahmut ya da Ahmut- basmıştı. Ya da annesi eline almış t&uuml;feği arabaya doğrultmuş vaziyetteydi? Veya ağabeyleri de gelmiş olabilirdi, babasının k&uuml;&ccedil;&uuml;k minyat&uuml;rleri! Belki de, gen&ccedil; kızın y&uuml;reğini korkuyla dolduran o d&uuml;ş&uuml;nce, babası dirilmiş emektar tabancasını doğrultmuş o manyak bakışlarını bu tatlı adama dikiyordu. Gamze bayılmak &uuml;zereydi.</b></p>
<p><b>"Koyun s&uuml;r&uuml;s&uuml; ge&ccedil;iyor!"</b></p>
<p><b>Neredeyse kahkaha atacaktı. Bu yaşananlar &ouml;yle sinirini bozmuştu ki&hellip; </b><b><i>O g&uuml;nler geride kaldı,</i></b><b> dedi kendi kendine. </b><b><i>Yeni bir hayata atılıyorum.</i></b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><b><i>Zahir Yalın Yelkovan</i></b></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>İnsanlar cidden de adlarını yaşatıyordu.</b></p>
<p><b>Annesi karmaşadan ve belirsizlikten hoşlanmazdı. Her konu ş&uuml;pheye yer bırakmayacak kadar a&ccedil;ık ve d&uuml;zenli olmalıydı onun g&ouml;z&uuml;nde. Bu y&uuml;zden oğluna kendi i&ccedil;in "kuşkusuz, kesin" anlamları i&ccedil;in adını se&ccedil;mişti. Babası y&uuml;zeysel bir adamdı. Kabuk onun i&ccedil;in en &ouml;nemlisiydi. Eğlencesine d&uuml;şk&uuml;nd&uuml; ve gerek işte gerek partide ortamın yıldızı olmayı severdi. O da "g&ouml;r&uuml;n&uuml;ş, coşkun ve ışıltılı" kısmını almıştı bu y&uuml;zden. Fark etmeden oğullarını bir karmaşaya s&uuml;r&uuml;klemişlerdi. 12 yaşındayken ikisine de restini &ccedil;ekmiş ve "Hayal ettiğiniz kişi olmayacağım!" diye bağırarak odasına kapanmıştı. T&uuml;m sıfatları isminden atmış ve sadece "yardımsever" kısmını almıştı. Bir kelimenin bu kadar &ccedil;ok anlama gelmesi ne g&uuml;zeldi!</b></p>
<p><b>Yalın dedesinin ismiydi. Ona g&ouml;re bu ismin bir ruhu yoktu.</b></p>
<p><b>Ama onda en hoşuna gitmeyen şey soyadıydı. Sanki mahvolan yıllarını y&uuml;z&uuml;ne vuruyordu. Zamanının nasıl yitip gittiğini&hellip; Bazen merak ederdi akrep ve yelkovanın hangi sayılara gelince kalbinin atmayı bırakacağını. Fakat biliyordu ki başkaları i&ccedil;in yaşamaya devam etmeliydi. Kimsenin &ouml;m&uuml;rl&uuml;k hatası olmak istemezdi.</b></p>
<p><b>Okulda bir g&uuml;n lise &ouml;ğretmenleri bir soru sormuştu: Se&ccedil;ebilseydiniz nasıl bir ailede doğmayı se&ccedil;erdiniz?</b></p>
<p><b>Farklı farklı cevaplar gelmişti. Zengin, seksi, &ccedil;ikolata d&uuml;kkanı sahibi, mutlu, kendisine k&ouml;le, &uuml;nl&uuml; gibi milyon cevap yağmıştı. Kendisi o an ilk kez d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;şt&uuml;. Ailesinden memnun muydu?</b></p>
<p><b><i>"Ben ailemi değiştirmezdim,"</i></b><b> Verdiği cevapla sınıf arkadaşları ve &ouml;ğretmen olduk&ccedil;a şaşırmıştı. Devamı gelince ise &ouml;ğretmeninin takdirini almıştı. </b><b><i>"&Ccedil;&uuml;nk&uuml; değişselerdi bug&uuml;n olduğum kişi olamazdım."</i></b></p>
<p><b>Bu y&uuml;zden isyanı kesti derhal. Olduğu kişiden elbette memnundu. </b><b><i>Sonu&ccedil;ta beyinler pazarda satılsaymış herkes kendi beynini alırmış,</i></b><b> diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. Sonra kararında teredd&uuml;t etti. Kaza anını yeniden yaşamaya başlamasıyla i&ccedil;ini saran koyu katman ağırlaştı.</b></p>
<p><b><i>Arabadaydılar. Babası eğlenceden d&ouml;n&uuml;yordu. Deli gibi konuşup arada kahkahalar atıyor, elini kolunu sallayıp duruyordu. Annesinin g&ouml;zleri ağlamaktan şişmiş, g&ouml;z makyajı &ccedil;enesine kadar akmıştı. Kendisi yorgundu, kulaklarında kulaklıkla şarkı dinliyordu. Arada g&ouml;zleri hafif&ccedil;e kapanıyor fakat kulaklarında m&uuml;ziğin sesi susmuyordu. Biliyordu gelecek kasırgayı. Annesi hın&ccedil;la babasına d&ouml;n&uuml;p bir şeyler s&ouml;yledi. Duyamıyordu, sağırdı o. Babası &ouml;fkeyle karşılık verdi ve b&uuml;y&uuml;k kavga başladı. Annesinin ela g&ouml;zleri arada &ccedil;aresizce kendisine dokunuyordu. Onlarla karşılaşmamak i&ccedil;in g&ouml;zlerini kapattı. Sonra kulaklıkların i&ccedil;inden sızıp kulağına ulaşan bir g&uuml;r&uuml;lt&uuml;, par&ccedil;alanan camlar, annesinin kendisini onun &uuml;st&uuml;ne atması&hellip; Kendisine az bu&ccedil;uk geldiğinde annesinin cesedini &uuml;zerinden &ccedil;ekmeleri, &ouml;len kız, polis ve ambulans sirenlerine karışmış korkulu bağırışlar derken karakolda ifadesi alınırken tir tir titremesi bile aklındaydı. Babasının kelep&ccedil;elenirken dudaklarından savrulan her k&uuml;f&uuml;r, kamera flaşları ve onu sorgulayan polisin delici bakışları kalbini ilk g&uuml;nk&uuml; gibi g&uuml;mb&uuml;r g&uuml;mb&uuml;r &ccedil;arptırıyordu. </i></b></p>
<p><b>Yine terlerin y&uuml;z&uuml;n&uuml;n ıslattığını, titreyen dudaklarının bir s&ouml;zc&uuml;k oluşturabilmek i&ccedil;in &ccedil;ırpındığını hissediyordu. Kalp krizi ge&ccedil;irmekten korkarcasına uyanmaya &ccedil;alışıyordu. G&ouml;z kapaklarına g&uuml;&ccedil; vermeye başladı. A&ccedil;ılsalar her şey bitecekti. Sonunda, yapış yapış bir his bırakarak g&ouml;zlerini a&ccedil;tı. Karşılaştığı flu g&ouml;r&uuml;nt&uuml;den kurtulmak i&ccedil;in birka&ccedil; kez kırptı onları. Gamze endişeyle yumuşak ellerini sa&ccedil;larında dolaştırıyordu. Mavi g&ouml;zleri korkuyla g&ouml;zlerine dikili kalmıştı. Tam pembe dudakları aralanmıştı ki araba durdu.</b></p>
<p><b>"Hadi bakam, geldik!"</b></p>
<p><b>Ağır ağır sa&ccedil;larını karıştırdı ve arabadan &ccedil;ıktı. Aniden &ccedil;arpan r&uuml;zgarla titredi. Başını &ccedil;evirdi ve işte, karşısında annesinden kalan yazlık duruyordu. Yaz yağmuru hafif hafif onları ıslatıyordu. Bu rutubet kokulu evden kendini bildi bileli tırsmıştı ama şu an ona mahk&ucirc;mdular. Yaşam şartları bu kadar el veriyordu.</b></p>
<p><b>Kapıyı a&ccedil;an anahtarların şıngırtısı kulaklarında &ccedil;ınlarken h&acirc;l&acirc; sarhoş gibiydi.</b></p>
<p><b>Evin i&ccedil;ine attıkları bir adım, onların miladıydı.</b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><b><i>7 Yıl Sonra</i></b></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>"Hazırlıklar tamam mı? Gamze'den fır&ccedil;a yemeyelim sonra!"</b></p>
<p><b>Arda'nın bağırışı t&uuml;m evde yankılandı. İnce ve tiz bir &ccedil;ığlığın ardından kafasına plastik bir bebek yemekten ka&ccedil;amadı.</b></p>
<p><b>Kafasını ovuştururken "K&uuml;&ccedil;&uuml;k cadı!" diye isyan etti. Zahir kucağında Hale ile birlikte sırıtıyordu. "Aman dikkat! Kurbağaya &ccedil;evirmesin seni." diye takıldı. Arda &ouml;fkeyle ona d&ouml;nd&uuml;. "Niye bu kızdan sopayı ben yiyip duruyorum?" </b></p>
<p><b>Arkasında ellerini g&ouml;ğs&uuml;nde kavuşturmuş bir Gamze bulmayı beklemeyen Arda'nın &uuml;rkmesiyle Zahir şen kahkahalara boğuldu. Sesi Zeus'u kıskandırabilirdi. Cidden, adamın kendine has bir b&uuml;y&uuml;s&uuml; vardı. "G&uuml;lme sen de! &Ccedil;akacağım bir tane o olacak Zahir!" Ona &ccedil;ıkışan Gamze y&uuml;z&uuml;nden ağzına fermuar &ccedil;ekti. "Sana gelince Arda efendi," diye b&uuml;y&uuml;k patlamanın girişini haber verdi. "İşine gelince pek g&uuml;zel seviyorsun </b><b><i>kızımı?</i></b><b>"</b></p>
<p><b>Arda soğuk terler d&ouml;kerek "Ya Gamze ben onu kastetmemiştim." dedi fakat Gamze diklenerek "Neyi kastettin?" diye cevabı yapıştırdı. Saklanacak delik arayan Arda birden eliyle pencereyi işaret etti. "Aa, kuş!" Gamze'nin refleks olarak d&ouml;nmesinin yarattığı fırsatla kanatlanıp u&ccedil;tu. Jet motoru da takmış olabilir tabii. İhtimalleri g&ouml;z ardı etmemek gerek.</b></p>
<p><b>Gamze ayağını yere vura vura Hale'yi sert&ccedil;e Zahir'in kucağından &ccedil;ekti. Resmen d&uuml;nyası başına yıkılmış gibi bakan adamın suratı sanat eseri diye galeride sergilenmeye değerdi. </b></p>
<p><b>"Bakma &ouml;yle! Barış gelene kadar bende kalacak kızım."</b></p>
<p><b>Zahir kedi gibi mırıldandı. "Ama benim bir şikayetim yoktu ki."</b></p>
<p><b>Gamze sa&ccedil;larını savura savura kucağında Hale'yle rengarenk olmuş salondan ayrıldı. 29 yaşına gelen Zahir, bu yılın hangi yıl olduğunu pencerenin parmaklıklarına bakınca tekrar hatırladı.</b></p>
<p><b><i>Babam 2 hafta sonra serbest kalacak,</i></b><b> diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml; h&uuml;z&uuml;nle. Oysa hayatını &ccedil;ok g&uuml;zel kurmuştu.</b></p>
<p><b>Gamze, Barış adlı bir adamla 4 yıl &ouml;nce evlenmişti. 2 yıl sonra, Hale doğduğunda, 23 yaşına &ccedil;i&ccedil;eği burnunda bir anne olarak &uuml;niversiteyi bitirmişti. Şimdi bir makine m&uuml;hendisiydi. Kocası ise end&uuml;stri m&uuml;hendisiydi. Ağustos'un ortasında herkesi telaşla koşturmalarının sebebi neydi peki? Tabii ki k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızlarının doğum g&uuml;n&uuml;!</b></p>
<p><b>Gen&ccedil; kadının sinirinden en &ccedil;ok zavallı Arda nasipleniyordu. Kız bebek alerjisi olduğunu iddia ettiğinden beri kadın yakasından d&uuml;şm&uuml;yordu. Atakan amcanın oğlu olarak &ccedil;ok iyi kaynaşsalar da iletişimleri genellikle atışmaktan oluşuyordu.</b></p>
<p><b>Atakan amca demişken&hellip;</b></p>
<p><b>Zahir telaşla telefona sarıldı. "Alo! Zişan, amcam iyi mi?" Zişan ise Arda'nın ablasıydı. &Ccedil;ok daha otoriter bir karakter olarak rutinine evi kontrol edip Arda'nın yıkmadığından emin olmadan d&ouml;nm&uuml;yordu. Fakat son zamanlarda ziyaretleri epey seyrekleşmişti. Sebebi malum&hellip;</b></p>
<p><b>"Ne kadar olabiliyorsa o kadar iyi." Halsiz &ccedil;ıkan sesi Zahir'i endişelendirmişti. "Sen iyi misin?" Merakına karşın terslendi. "Yok, muhteşemim! Tepemde g&uuml;ller u&ccedil;uşuyor. Hatta o kadar iyiyim ki şimdi gidip kendi başıma horon tepeceğim!"</b></p>
<p><b>"Tamam, tamam, kızma hemen." diye s&ouml;ylendi. Zişan duraksadı, derin bir nefes aldı ve &ouml;z&uuml;r dilercesine devam etti. "Kusura bakma, sana patladım. Babam beni &ccedil;ıldırtıyor! Ameliyat olmaya bir t&uuml;rl&uuml; ikna edemedim. Deştirmezmiş kafasını!" Devamını getirirken sesi &ccedil;atladı. "Ger&ccedil;i doktorlar da geciktiğini s&ouml;yl&uuml;yor. Artık tek beklenen b-beyin &ouml;-&ouml;l&uuml;m&uuml;."</b></p>
<p><b>Telefon Zahir'in parmakları arasından kaydı. G&uuml;r&uuml;lt&uuml;yle yere d&uuml;şen telefonun sesi ev ahalisinin dikkatini &ccedil;ekmişti. Gen&ccedil; adam h&acirc;l&acirc; aynı pozisyondaydı.</b></p>
<p><b>"Ne oluyor?"</b></p>
<p><b>"Ulan Zahir, patlattın de mi o avizeyi? Seni hıyar!"</b></p>
<p><b>"Gitmeyin &uuml;st&uuml;ne, zaten 12'lik beyni var. Onu da yormamak lazım."</b></p>
<p><b>Gamze başını sallaya sallaya salona daldı. Kire&ccedil; gibi olan adamı g&ouml;r&uuml;nce endişesi katlandı. "Zahir, ne oldu?" Yanıt yoktu. &Ouml;ylece dikilmiş, yere bakıyordu. Gamze sesini daha da yumuşatarak "Kahraman, ne oldu s&ouml;ylesene!" dedi.</b></p>
<p><b>Zahir bomboş ela g&ouml;zleriyle ona d&ouml;nd&uuml;. K&uuml;t diye yere devrilmeden &ouml;nce "Atakan amca&hellip;" diye inledi.</b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><b><i>Gamze Hira Demir</i></b></span></p>
<p><b><i></i></b></p>
<p><b>Durmadan &ccedil;alan telefondan gen&ccedil; kadına gına gelmişti. Y&uuml;zs&uuml;z ağabeyleri onu arayıp duruyordu. Kucağında oturan altın sa&ccedil;lı kızına baktı. Ne zorluklar &ccedil;ekmişti onu bug&uuml;nlere getirebilmek i&ccedil;in. Ondan &ouml;ncesi de vardı tabii. O kısım da zordu. Hem de bayağı zordu.</b></p>
<p><b>D&uuml;ğ&uuml;nden ka&ccedil;ışı tam bir skandal olmuştu. Kendi akrabalarıyla damadın akrabaları bir olmuştu. Ellerinde silahla t&uuml;m şehri arşınlamışlardı. Hatta bir ara gururlarını azıcık yenip polise bile gitmişlerdi ancak o anında en yakın karakola gidip tamamen kendi isteğiyle ka&ccedil;tığını s&ouml;yleyince hemen birka&ccedil; ay &ouml;nce reşit olmanın avantajıyla polisler aramayı bırakmış ve ailesine de aynısını yapmalarını tavsiye etmişti.</b></p>
<p><b>Bir g&uuml;n kendini kocası yapmaya &ccedil;alışacak olan adam bir mağazadayken onu bulmuş, anında gen&ccedil; kadını ka&ccedil;ırmaya kalkmıştı. Pek işe yaradığı s&ouml;ylenemez. O zamanlar o 'Zahir Yalın Yelkovan'ın koruması' altındaydı. (O kendini savunamadığı g&uuml;nlere kıl kaptığını dipnot olarak ge&ccedil;mek gerek.) 1 kilometre bile uzaklaşamadan onları bulmuşlardı. Gelen grubun garipliğini sadece kendisi algılayabilmişti: Zahir, Atakan amca, Arda ve Zişan. Bir kere olaya kardeşler karıştığında bayağı acayip oluyordu ortam. Mesela o g&uuml;n arabadan inerken Arda ve Zişan h&acirc;l&acirc; Zişan'ın kayıp yeşil elbisesinin Arda'nın i&ccedil; &ccedil;amaşırı &ccedil;ekmecesinden &ccedil;ıkmasını tartışıyorlardı. </b></p>
<p><b>Bir an aklına o sahne gelince &uuml;rperdi ve bebeğine daha sıkı sarıldı. O adam Zahir'i vurmuştu. Zişan'ın yolda polisi araması sayesinde adam şu an i&ccedil;erideydi. Zahir yere yığıldığı gibi polis sirenleri hepsini &ccedil;epe&ccedil;evre sarmıştı. Onun y&uuml;z&uuml;nden ka&ccedil; yara aldığını sayamıyordu. Aklına geldik&ccedil;e tırnağının ucundaki oje bile bembeyaz oluyordu ki beyaz ojeyi hi&ccedil; sevmezdi.</b></p>
<p><b>Damadın hapse girmesiyle ona bulaşmamaya başlamışlardı. Kendisi &uuml;niversiteye girene kadar elbet. Sonra bir sorgu sual başlamıştı. Eh, o geri kafalılar i&ccedil;in okuyan kızlar namussuz oluyordu okulda. Fakat onlara g&ouml;re zaten Gamze namussuz olduğum i&ccedil;in pek şaşırmamışlardı. Evet, kafa yapılarından iğreniyordu.</b></p>
<p><b>Sonra evlenmesi bayağı yankı uyandırmıştı. Telefonu susmadığı i&ccedil;in hepsini engellemişti ama bir şekilde ona ulaşmayı yine de başarmışlardı. En sonunda Barış &ccedil;&ouml;z&uuml;m yolu olarak hattını par&ccedil;alayana kadar s&uuml;rm&uuml;şt&uuml; bu.</b></p>
<p><b>Mezun olması ve Hale'ye hamile kalmasından sonrası şaşırtıcı şekilde sessiz ve sakindi. Hale doğunca herkes bir anda bebeğin fotoğrafını g&ouml;rme merakına d&uuml;şm&uuml;şt&uuml;. İkinci bir telefon alana kadar s&uuml;rm&uuml;şt&uuml; bu. Telefon numarasını bir şekilde buluyorlardı.</b></p>
<p><b>İşe girdiğinde herkes yalakası oluvermişti. Hele ağabeyleri&hellip; Bor&ccedil;larını &ouml;demesi i&ccedil;in gen&ccedil; kadına yalvarıyorlardı. Annesi "Ev al bana Gamze." diye başının etini şişiriyordu. Sırf annesi diye bir tanecik ev almaya g&ouml;nl&uuml; razı gelmişti. Tabii Zişan ve Zahir yıl boyu ona "Salak!" demiş, Arda ise ağladı ağlayacak ifadesiyle "Gitti paracıklar!" diye d&ouml;v&uuml;n&uuml;p durmuştu. Barış boş boş bakmış, Atakan amca ise bir şaşkınlık nidasıyla tepki vermişti. Hepsi &ouml;ylesine i&ccedil;tendi ki cidden kafasında bir sıkıntı olup olmadığını d&uuml;ş&uuml;nmeye başlamıştı.</b></p>
<p><b>Bir s&uuml;re sonra bulunan telefon numaralarının sırrı da ortaya &ccedil;ıktı. Hep aynı şubeden alıyordu hatları ve orada &ccedil;alışan kadın mahalledeki birinin kızıymış. Hatları verirken hepsini k&ouml;şeye not ediyormuş. O da salaktı tabii, anlamamıştı.</b></p>
<p><b>Şu sıralar Hale'nin doğum g&uuml;n&uuml; diye doğum g&uuml;n&uuml; kartları yağıyordu eve. Mahalle olmasa bile rehberinde bulunan herkes arayıp kızının doğum g&uuml;n&uuml;n&uuml; kutluyordu.</b></p>
<p><b>Bir zamanlar kırılgan bir gen&ccedil; kızdı. Cesur bir adama muhta&ccedil;, dokunsan ağlayacakmış gibi gezen, koşulsuz boyun eğen bir k&ouml;leydi.&nbsp; Şimdi kendini bulmuştu. &Ouml;zg&uuml;venliydi. Zahir artık kurtarıcısı değil arkadaşıydı. Herkese&nbsp; ufacık şeyler i&ccedil;in minnet dolu hissetmiyordu. Fikrini rahat&ccedil;a dile getirebiliyor, konuşabiliyordu. Aynaya her bakışında bug&uuml;nk&uuml; haliyle biraz daha gurur duyuyordu.</b></p>
<p><b>Ansızın bah&ccedil;eye bomba gibi d&uuml;şen bir par&ccedil;alanma sesiyle Hale'yi dadısına verdi ve eve koşturdu. Salona fırtına gibi daldığında bitmiş gibi bakan Zahir'le karşılaşmayı beklemiyordu. Endişeyle "Zahir, ne oldu?" dedi. Kıpırdamamıştı bile. Gamze sesini biraz daha iyi ayarlamaya &ccedil;alıştı. "Kahraman, ne oldu s&ouml;ylesene!"</b></p>
<p><b>Zahir'in donuk elaları mavilerine dikildi. Cansız sesiyle "Atakan amca&hellip;" diye inledi ve yere yığıldı.</b></p>
<p><b>"ARDA! BARIŞ!" diye k&uuml;kredi. Boncuk g&ouml;zlerinden birka&ccedil; damla intihar etti. Hemen televizyonun dibindeki kolonyaya koştu. O sırada Arda ile Barış da farklı kapılardan aynı anda i&ccedil;eri dalmıştı.</b></p>
<p><b>"Lan Zahir!"</b></p>
<p><b>"Acaba avize kafasına mı d&uuml;şt&uuml;?"</b></p>
<p><b>Arda h&acirc;l&acirc; Zahir'in kafasına bir t&uuml;rl&uuml; d&uuml;şemeyen avizenin derdindeydi.</b></p>
<p><b>"BAŞLAYACAĞIM AVİZENE!" Karı koca koro halinde k&uuml;kredi. Arda yutkunarak ikili ardında g&ouml;zlerini dolaştırdı. "Yabani &ccedil;ift sizi."</b></p>
<p><b>"ARDA!" Gamze kafayı sıyırıp sirtaki dansıyla Yunanistan'a yollamanın sınırındaydı.&nbsp; "Bayılmadan &ouml;nce 'Atakan amca&hellip;' dedi. Belli ki babandan bir haber gelmiş ama sen burada şebeklik peşindesin!" Arda'nın rengi birka&ccedil; ton attı. Titreyen sesiyle "Ben a-arabayı ha-hazırlayayım." dediğinde Gamze az bu&ccedil;uk yumuşamıştı. Kendisi babasını sevmiyor diye herkesi i&ccedil;in ge&ccedil;erli olacak diye bir kanun yoktu sonu&ccedil;ta.</b></p>
<p><b>Barış Zahir'i kucakladığında Gamze kızının tarafa umutsuz bir bakış attı. Sessizce "Ben Hale'yi alayım." diye mırıldandı.</b></p>
<p><b></b></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><b><i>2 Hafta Sonra</i></b></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Herkes karalara b&uuml;r&uuml;nm&uuml;şt&uuml;. Ortamda derin bir acı h&uuml;k&uuml;m s&uuml;r&uuml;yordu. Zişan ve Arda'nın ağlamasını engellemek m&uuml;mk&uuml;n değildi. Bir banka oturmuş sessizce g&ouml;zyaşı d&ouml;ken Gamze'ye destek olan Barış hı&ccedil;kırıyor, kucağındaki minik bebek ise alakasız bir sebeple ciyak ciyak bağırıyordu. Zahir olduk&ccedil;a sessizdi. Kafasından ge&ccedil;enleri tahmin etmek m&uuml;mk&uuml;n değildi. Cenazede &ouml;ylece dikilmiş, tabutu sırtlanmış, mezara yerleştirilirken &ouml;ylece izlemiş ve sessizce duasını edip bir ağacın dibine oturmuştu. </b></p>
<p><b>Gelen geldi, giden gitti. Herkes baş sağlığı diledi, helvaları yiyip evlerine d&ouml;nd&uuml;. Sadece beş bu&ccedil;uk kişi mezarın başında kalmıştı bir hafta sonra. Bebek Hale &ccedil;ıkardığı g&uuml;r&uuml;lt&uuml;yle varlığını olduk&ccedil;a belli ettiğinden bir kişi, Zahir ise bedeninin yarısını 3 hafta &ouml;ncesinde bıraktığı i&ccedil;in yarım kişiydi.</b></p>
<p><b>Zahir'in&nbsp; durgunluğu olduk&ccedil;a dikkat &ccedil;ekiyordu. Tamam, ortamın gevezesi değildi ama en azından iki laf ederdi. Barış g&uuml;nlerdir i&ccedil;inde tuttuklarını s&ouml;ylemeye hazırdı artık. Derin bir nefes aldı ve elini gen&ccedil; adamın omzuna attı. "Zahir, " diye başladı s&ouml;ze. "Bak, anlıyorum Atakan amca i&ccedil;in &ccedil;ok &uuml;z&uuml;l&uuml;yorsun ama sence de kendini toparlamaya &ccedil;alışman gerekmiyor mu? Zişan ve Arda bile bir c&uuml;mle s&ouml;yl&uuml;yorlar g&uuml;nde. Herkesin kahramanı olamazsın. O bakışı tanıyorum. Yine abudik gubudik bir sebeple kendini su&ccedil;luyorsun. Ama &ouml;l&uuml;m&nbsp; Allah'ın emri, kardeşim. Atakan amcanın&nbsp; hem yaşı vardı hem de t&uuml;m&ouml;r&uuml;. &Uuml;stelik gittiği yerde karısının yanında. Toparlan hadi artık."</b></p>
<p><b>Zahir durgun bakışlarını Barış'ın inat&ccedil;ı g&ouml;zlerine dikti. Kendisi de farkındaydı durumunun fakat elinde değildi işte.&nbsp; Eğer daha erken fark etseydi hastalığı belki tedavi yetişirdi. Ya da Atakan amcayı ikna etmeyi deneyebilirdi.&nbsp; Bir şekilde okun ucunu kendi g&ouml;ğs&uuml;ne doğrultmayı başarıyordu.</b></p>
<p><b>Diğer omzuna konan narin el ile başını diğer tarafa &ccedil;evirdi. Gamze mavi g&ouml;zleriyle ona g&uuml;&ccedil; vermek istercesine bakıyordu. Sonra bakışları parkta oynayan &ccedil;ocuklara d&ouml;nd&uuml;. O tatlı &ccedil;ığlıklar, g&uuml;l&uuml;c&uuml;kler, minik ağlamalar&hellip;</b></p>
<p><b>Gamze kulağına doğru fısıldadı.</b></p>
<p><b>"Bir kez olsun kendinin kahramanı ol."</b></p>
<p><b>Bozulmuş y&uuml;z&uuml;nde yeşeren minicik bir tebess&uuml;m.</b></p>
<p><b>"Deneyeceğim."</b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KUSURSUZ</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kusursuz-453</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kusursuz-453</guid>
<description><![CDATA[ Bir kadın var ki hayatının büyük bir bölümü bir şeyi bekleyen fakat neyi beklediğini bile bilmeyen...

İnsanlarla kontağını kesmiş, sadece aklında ona vesvese veren ruha inanan bir kadındı o. Bu ruh ondan öylesine ürkütücü bir şey istiyordu ki o insan olmaktan çıkmak üzereydi belki de.

Ruh ondan duygusuz olmasını istiyordu.

Kusur olduğuna inandığı duygularını yok etmesini...

Fakat sadece bir insan bunu nasıl başarabilirdi?

İşte tam o sırada devreye kader giriyordu.

Eflal Mara Yasvi sadece bir insan değildi.

Bunu bambaşka bir boyuta geçtiğinde öğrenebilecekti.

Fakat her şeyden önce bir sorun vardı.

İki boyutta da insanlar normal değildi.

Tek istisnalar Eflal Mara Yasvi ve Afşar Ahî Korşafak&#039;tı.

Eflal ve Afşar bu gizemi çözmeye çalışırken bir yandan da kendilerini hapsettikleri kafesten çıkaracak, geçmişlerini öğrenecek ve duygularının aslında onları özel yaptığını keşfedecektiler.

Kusurlu canlılar ve kusursuz ölüler ile dolu bu tiyatroda çok tehlikeli bir kuklacının elindeki kuklalar olduklarının farkında değillerdi.

İplerinizi devretecek sözleşmeyi imzaladınız mı?

Perdeler açık.

Gösteri başlıyor. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_612006e84d0a3.jpg" length="28341" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 11 Dec 2021 15:15:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>iremcoskun</dc:creator>
<media:keywords>fantastik, aşk, psikoloji, kusursuz, kukla, tiyatro, boyut, gölge, ruh</media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>İÇE HAPİS SİTEMLER</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ice-hapis-sitemler</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ice-hapis-sitemler</guid>
<description><![CDATA[ Yine bulurum kendimi o ağacın meyvelerini yerken &#039; ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x500_613c929f3052f.jpg" length="71061" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 10 Sep 2021 23:28:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>iremcoskun</dc:creator>
<media:keywords>şiir, özlem, huzur, sitem</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İ&ccedil;im kanıyor i&ccedil;im,</p>
<p>Ah benim g&uuml;l a&ccedil;an &ccedil;i&ccedil;eğim!</p>
<p>Yanar d&ouml;ner bir bı&ccedil;ağım ben.</p>
<p>&Ouml;fkem en &ccedil;ok beni keser be g&uuml;zelim!</p>
<p>Yeniden oynar zihnimde anı şeridim.</p>
<p></p>
<p>K&uuml;llerle dolu bir mapus burası.</p>
<p>Tek bir yetimin kanayan aynı yarası,</p>
<p>Sızlıyor k&ouml;hne zindanda ah karası.</p>
<p>Bir cinayetin şahididir orası.</p>
<p>Bir intihar mekanıdır orası.</p>
<p></p>
<p>Kesik s&ouml;zler, bi&ccedil;imsiz g&ouml;zler, karanlık &ouml;zler,</p>
<p>Hepsi aynı kapının yolunu g&ouml;zler .</p>
<p>G&uuml;nah kapısının diğer yanını &ouml;zler,</p>
<p>Vasat vakitte d&ouml;nmesi i&ccedil;in s&ouml;ylenir s&ouml;zler,</p>
<p>Yalancı dileklerin mağduru faniler samimiyeti &ouml;zler.</p>
<p></p>
<p>İşte yine bir gece dikiliyorum sokakta i&ccedil;im titrerken.</p>
<p>Ne olurdu d&ouml;nseydin yıkımımdan erken?</p>
<p>G&uuml;zide memleketimin suratına bakamam derken,</p>
<p>G&ouml;zlerimin baktığı her yol kederken</p>
<p>Yine bulurum kendimi o ağacın meyvelerini yerken.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HİPNOZ ALTI GEÇMİŞ</title>
<link>https://edebiyatblog.com/hipnoz-alti-gecmis</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/hipnoz-alti-gecmis</guid>
<description><![CDATA[ Ala Akanca, korkunç ve travmalarla dolu geçmişine rağmen zekasıyla ön plana çıkan bir bilim insanıdır. Babasından miras kalan bir projeye hayatını adayan Ala, sonunda bu projeyi tamamlar. Fakat bir şey eksiktir.

Denekler gerekliydi.

En yakınındakilerin üzerinde &quot;muhteşem&quot; icadını kullanan Ala&#039;nın ne derece bir hata yaptığı farkına geç varılan bir detaydır. Çünkü Ala&#039;nın ileri düzey hipnoz sağlayan sarkacı beş deneğini tamamen robotlaştırmıştı. Ala, bu durumu fark ettiğinde çözüm bile üretemeyecek kadar akli dengesini kaybeder.

&quot;Hipnoz&quot; ve &quot;Deney&quot; kelimeleri adı altında geçmişini bu beş kişi üzerinden tekrar yaşamaya çalışan Ala Akanca hiç beklemediği bir sürprizle karşılaşacaktır.

~

Hikaye Psikoloji/Bilim Kurgu türlerindedir. Akli dengesi yerinde olmayan bir karakteri ele almaktadır ve dolaylı olarak şiddet sahneleri içermektedir. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x500_613ba9ce9d0e2.jpg" length="76084" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 10 Sep 2021 21:50:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>iremcoskun</dc:creator>
<media:keywords>psikoloji, bilim kurgu, hipnoz, travma, geçmiş, denek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Derin bir soluk alıp şaheserime bir g&ouml;z attım. Sarka&ccedil; &uuml;zerinde ona odaklanacak g&ouml;zleri etki altına almak i&ccedil;in tasarladığım &ouml;zel kırmızı ışık kapalı duruyordu. Radyoaktif maddelerin &ccedil;ok&ccedil;a kullanıldığı geliştirilmiş hipnoz cihazım m&uuml;kemmel g&ouml;z&uuml;k&uuml;yordu. Bronz rengi &uuml;zerine sarı işlemeler sanki eski bir saatin sarkacı gibi g&ouml;steriyordu onu. Ancak &ccedil;ok daha şahane olduğuna emindim. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; yuvarlak kısmın ortasında şu an soluk olan kırmızı kristal son deneyimdi.</p>
<p><em>Bir teknoloji harikası...</em></p>
<p>Hayranlıkla i&ccedil; &ccedil;ektim ve laboratuvarımın en solundaki merdivenlerden yukarı &ccedil;ıktım. Yalnız yaşadığım ferah evimin camlarından g&uuml;neş bana g&ouml;z kırpıyordu. Boydan boya cam kaplı duvarlara montelenmiş &ccedil;er&ccedil;evede olduk&ccedil;a pozitif bir fotoğraf vardı. İ&ccedil;lerine boya kalemiyle yeşiller kattığım kumral sa&ccedil;larıma taktığım beyaz bandana ve cici kız elbiseleri fazlasıyla uyumsuzdu. Yine de suratımdaki g&uuml;l&uuml;mseme dikkatleri bu &ccedil;elişkiden iki pembe topa ve yay şeklindeki pembe &ccedil;izgiye &ccedil;ekiyordu. Yanımda bana sarılmış babam, ona kollarını dolayan kız kardeşim, kız kardeşimin sa&ccedil;larını karıştıran ağabeyim ve iki kardeşime arkadan sarılarak g&uuml;l&uuml;mseyen annem bu mutlu aile tablosunu tamamlıyordu. &Ouml;fkeyle kaşlarımı &ccedil;attım ve &ccedil;er&ccedil;eveyi her g&uuml;nk&uuml; gibi yere attım.</p>
<p>Cam kırıkları yere yayılırken bir anda g&ouml;zlerim doldu. &Ouml;fke ve acıyla bir &ccedil;ığlık attım. Kendimi mavi kanepeye atarken g&ouml;zyaşlarım yanaklarımda s&uuml;z&uuml;l&uuml;yordu. İ&ccedil; &ccedil;ekişler ve hı&ccedil;kırıklar arasında uyuyakaldım.</p>
<p></p>
<p>~</p>
<p></p>
<p>Hoşnut mırıltılarla ve ay şeklindeki tavan lambasının ışığının y&uuml;z&uuml;me vuruşuyla uyandım. Yanaklarımdaki koca k&uuml;tlenin ağırlığını gidermek i&ccedil;in y&uuml;z&uuml;m&uuml; yıkadım. Rahatlamayı doyasıya yaşadım. Dağınık bir ev topuzu, eşofman ve tiş&ouml;rtle bah&ccedil;eye &ccedil;ıktım. Bu sokak tarzının aksine elimde &ccedil;ok pahalı bir &ccedil;anta, i&ccedil;inde de gelirimin y&uuml;zde seksen beşini yatırdığım hipnoz cihazım vardı. Babamın y&uuml;kl&uuml; mirası ve bilim insanı oluşum d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;rse bayağı para harcamıştım yani. Umuyordum ki emeklerimin karşılığını bulurdum. Bu y&uuml;zden dışarıdaydım.</p>
<p>Temiz havanın kokusu ciğerlerimi doldururken kulağıma dolan makine sesi t&uuml;m huzurumu bozuvermişti. Kuş cıvıltılarının yerini alan &ccedil;im bi&ccedil;icinin sesi kulaklarımı tırmalarken dişlerimi sıktım. Aynı anda kafama dank eden şeyle g&ouml;zlerim parladı. Belki... Onu burada deneyebilirdim!</p>
<p>Mustafa amca kulaklarında kulaklığıyla &ccedil;imleri bi&ccedil;erken kırmızı tulumunun omzunu set&ccedil;e &ccedil;ekiştirdim. Y&uuml;z&uuml;mde sevimli g&uuml;l&uuml;msememle Mustafa amcanın kırışmış y&uuml;z&uuml;ne baktım. "Mustafa amca, bir kenara gelsene!" Mustafa amca kendisinden &ouml;d&uuml;n vermeyerek "Olmaz Ala kızım, iş başındayım. Eğer şu &ccedil;imleri ben bi&ccedil;mezsem kim bi&ccedil;ecek? Caminin imamı mı? Oyalama beni." dedi.</p>
<p>Y&uuml;z&uuml;m&uuml; astım. "Ama bak, sana Cemre'nin b&uuml;y&uuml;k sırrını s&ouml;ylerim." dedim başını eğip makineyi a&ccedil;arken.</p>
<p>Bir anda pimi &ccedil;ekilmiş gibi bana d&ouml;nd&uuml;. "Cemre hayırsızının ne sırrı varmış benden gizli?" Cemre onun torunuydu ve ger&ccedil;ekten &ccedil;ok &uuml;st&uuml;ne d&uuml;ş&uuml;yordu.</p>
<p>&Uuml;zg&uuml;n&uuml;m Cemre ama b&uuml;y&uuml;k sırrını ifşa etmek zorundayım.</p>
<p>Bir ıslık &ouml;tt&uuml;rd&uuml;m. "Hem de ne sır!" Bana o deve g&ouml;zleriyle bakarken tırsmamam m&uuml;mk&uuml;n değildi. Adamın bam teline basıyordum ama hayırlı bir ama&ccedil; i&ccedil;indi. "Eğer benimle bir kahve i&ccedil;ersen s&ouml;ylerim." diye s&ouml;zlerimi tamamladım.</p>
<p>Mustafa amca ş&uuml;pheyle kıstı g&ouml;zlerini. "Neden benimle kahve i&ccedil;mek i&ccedil;in bu kadar ısrarcısın kızım?"</p>
<p>Omuzlarımı silktim. "&Ccedil;ok yalnızım."</p>
<p>Ger&ccedil;ekten &ccedil;ok yalnızdım. Ailemin &ouml;l&uuml;m&uuml; &uuml;zerine beni amcam ve yengem sahiplenmişti ama b&uuml;y&uuml;y&uuml;nce eski evime d&ouml;nmek istemiştim. T&uuml;m o k&ouml;t&uuml; anılar g&ouml;z&uuml;m&uuml;n &ouml;n&uuml;nden ge&ccedil;erken g&uuml;l&uuml;msemem titredi.</p>
<p>G&ouml;zlerini bir s&uuml;re &ccedil;imlere dikti. Sonra bana &ccedil;evirdi. "Tamam."</p>
<p>Sevin&ccedil;le el &ccedil;ırptım ve heyecanla adamın kollarına asılıp i&ccedil;eri &ccedil;ekiştirdim. Şaşırsa da bana uyup mutfağa ge&ccedil;ti. Mutfak, salondan &ouml;nce geldiği i&ccedil;in cam kırıklarını g&ouml;rmemişti. "Salon biraz dağınık da amcacım, bu y&uuml;zden getirdim seni buraya." dedim mahcup bir ifadeyle.</p>
<p>Hi&ccedil;bir şey demedi. Sadece beyaz sandalyeye oturdu. Ben ona bir dakika işareti yapıp &ccedil;antamın fermuarını a&ccedil;tım. Onun bakışlarını hissedebiliyordum. &Ccedil;antadan &ccedil;ıkardığım sarka&ccedil;la ona d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;mde kaşlarının havalandığını g&ouml;rebilmiştim. "Sadece kahve-" derken s&ouml;z&uuml;n&uuml; kestim. "Bu sarka&ccedil;tan g&ouml;zlerini ayırma, sana Cemre'nin sırrını s&ouml;yleyeyim." Bir i&ccedil; &ccedil;ekti ve başıyla onayladı. Sessizce "Zamane veletleri." deyişini duyabilmiştim.</p>
<p>Hevesle sarkacın &ccedil;evirme kolundan onu etkinleştirdiğimde kırmızı kristal parladı. Bu sarkacın olayı hızla sallanırken hem beyni yorup hem ger&ccedil;eklik algısını kaybettirmesi, bu sırada kırmızı taşın yolladığı zararlı n&uuml;kleer dalgalarla beyin h&uuml;crelerini uyuşturup muhakeme g&uuml;c&uuml;n&uuml; zayıflatmasıydı. B&ouml;ylece beyin emre a&ccedil;ık hale geliyor, hipnozu uygulayan ne derse yapacak hale geliyordu. Normal sarka&ccedil;larla uygulanan hipnozlardan farklıydı. Tabii teoride... Ger&ccedil;ekte ne olacaktı bilemiyordum.</p>
<p>Etkinleşen sarkacı Mustafa amcanın g&ouml;z hizasına tuttum ve "G&ouml;zlerini kırmızı taştan ayırma." diye fısıldadım. Yutkundu ve kırmızı taşa iyice odaklandı. Ben de sarkacı sallamaya ve o ritmik sesin kulaklarıma doluşunu dinlemeye başladım.</p>
<p>Kırmızı taş parlıyor, parladık&ccedil;a karşımdaki adamın g&ouml;zlerinin feri s&ouml;n&uuml;yordu. Nihayetinde hazır olduğunu hissettiğimde "&Ccedil;im bi&ccedil;iciyi par&ccedil;ala!" dedim.</p>
<p>Bana boş g&ouml;zlerle baktı, ayaklanarak kapıya y&uuml;r&uuml;d&uuml;. Arkadan takip edip işe yaraması i&ccedil;in dua ediyordum.</p>
<p>Bah&ccedil;eye ulaştık ve o, birden makineye doğru atıldı. Eli kabloyu kavradı, bi&ccedil;iciyi sıkıca geriye &ccedil;ekti ve makineden tuhaf sesler gelmeye başladı. G&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;mle şok oldum.</p>
<p>Bir elini kesici kısma sokmuştu.</p>
<p>Aklıma gelen hatırayla sarsılıyordum.</p>
<p><em>"Baba, baba dur!"</em></p>
<p><em>Babam durmuyor, kız kardeşim Sanem'i sıkıca kavramış bah&ccedil;eye s&uuml;r&uuml;kl&uuml;yordu. Annem kendini yere atmış yalvarıyor, ağabeyim Mert babamın elini gevşetmeye &ccedil;alışırken suratına yumruğu yiyor.</em></p>
<p><em>Bense sadece izliyorum.</em></p>
<p><em>&Ccedil;im bi&ccedil;ici &ccedil;alışıyor</em></p>
<p><em>Babam Sanem'in elini daha da sıkı kavrıyor.</em></p>
<p><em>Annem ağlıyor...</em></p>
<p><em>Mert inliyor.</em></p>
<p><em>Ben izliyorum.</em></p>
<p><em>Makineden sesler geliyor.</em></p>
<p><em>Sanem'in elsiz kolundan kanlar s&uuml;z&uuml;l&uuml;yor.</em></p>
<p>Hı&ccedil;kırıklarla sarsılıyordum. Mustafa amca makineyi &ccedil;alıştırıp elini i&ccedil;ine sokarak &ccedil;im bi&ccedil;iciyi bozmuştu. Hipnoz işe yaramıştı. Hı&ccedil;kırıklarım kesildi. G&uuml;lmeye başladım. Başarmıştım!</p>
<p>Bir anda babamın s&ouml;zleri kafamın i&ccedil;inde d&ouml;nmeye başlıyor.</p>
<p><em>"Başladıysan devamını getir."</em></p>
<p>Ancak madem başarmıştım, burada bırakmak olmazdı değil mi?</p>
<p></p>
<p>~</p>
<p></p>
<p>Listeyi g&ouml;zden ge&ccedil;irdim. İ&ccedil;im i&ccedil;imi yiyordu. Mustafa amcanın telkini h&acirc;l&acirc; devam ediyordu. Bu kısmı b&ouml;yle planlamamıştım. Yine de işime yaramıyor değildi.</p>
<p>Telkinin devamlılığını garantilemek i&ccedil;in orijinal taşı par&ccedil;alayıp bir bilezik haline getirmiştim. &Ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir par&ccedil;a dahi işimi g&ouml;r&uuml;rd&uuml;.</p>
<p>Bu par&ccedil;alardan kırıntı boyutunda bir par&ccedil;a yere d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;nde, neden bilmiyorum, garip bir i&ccedil;g&uuml;d&uuml;yle o par&ccedil;ayı &ccedil;arpık dişlerimin arasına sıkıştırmıştım.</p>
<p>İşleri yapan adama bir g&ouml;z attım. Kolundaki bandaja değmemeye &ouml;zen g&ouml;steren g&ouml;zlerim boş irislerine takıldı. D&uuml;n laboratuvarda ge&ccedil;irdiğim bir s&uuml;reden sonra cihazımın bir hipnoz yapıldıktan sonra hep a&ccedil;ık kaldığı, beyni yoran sarka&ccedil; olmasa da radyoaktif dalgalar yayan kimyasalın muhakeme g&uuml;c&uuml;n&uuml;n geri kazanılmasına engel olduğunu anlamıştım. Bu y&uuml;zden boynuma taktığım sarka&ccedil; ve bedenimi koruyan &ouml;zel kıyafetlerimle birlikte g&uuml;n yapmaya geldiklerini sanan kadınları bekliyordum.</p>
<p>Birka&ccedil; saat sonra, her şey m&uuml;kemmel olunca, <em>deneklerim</em> gelmişti.</p>
<p>Kapıdan i&ccedil;eri giren g&uuml;zel giyimli kadınlar evimi bir kusur ararcasına s&uuml;zerken onları i&ccedil;eri buyur ettim. Selamlaşma faslından sonra Berivan "Kız sen varken neden koskoca adam iş yapıyor? Beli falan ağrımıyor mu bu adamın? Hem kolu da sakat, yazık kız!" diye cumburlop atladı.</p>
<p>Zorlukla g&uuml;l&uuml;mseyerek "Bu y&uuml;zden para alıyor ya g&uuml;zelim! Ek iş yapmak istedi, ben de kabul ettim." diye toparlamaya &ccedil;alıştım. Mina "Haklı yani, madem zorlanacak kabul etmeseydi! Neyse, alt tabaka i&ccedil;i birbirimize d&uuml;şmeye değmez. E, ayda yılda bir g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z arkadaşımız ne yapıyormuş?" dedi. Ben daha ağzımı a&ccedil;amadan Elif tiksinti dolu bakışlarla hemen laf attı.</p>
<p>"Kıyafetin ne &ouml;yle? &Ccedil;ok demode!"</p>
<p>G&ouml;z kırptım. "Ben Kaliforniya modasına uygun giyiniyorum g&uuml;zelim."</p>
<p>Kaliforniya...</p>
<p>Eski bir hayal.</p>
<p><em>"Tatlım, baban işlerini bu proje sayesinde yoluna koyacak ve biz Kaliforniya'ya gideceğiz. Muhteşem bir maceraya hazır mısın?"</em></p>
<p>Berivan, Elif'inde benden yana olmasıyla sessiz kaldı. Mina atıldı. "Harbi senin bir haberin vardı. Ne oldu ki? Bak eğer acil değilse benim bomba bir haberim var. Şu zilli Zarife'nin kızı-" Elimi kaldırarak s&ouml;z&uuml;n&uuml; kestim. "&Ouml;nemli bir haber Mina." Dedikodusuna engel olduğum i&ccedil;in ağzının i&ccedil;inde homurdanan &uuml;&ccedil; kadından sarışın olanı Elif boyalı dudaklarının kenarıyla "Neymiş?" dedi.</p>
<p>Heyecanla "Damla Ko&ccedil;ak diye bir manken ge&ccedil;enlerde bir canlı yayın yaptı." diye atıldım. Onlara yem atıyordum.</p>
<p>Aynı heyecanı yakalayan arkadaşlarım memnun kalmış gibilerdi. Ama Elif bu haberi kendisi veremediği i&ccedil;in mutsuzdu. "Ne demiş? Hayır ben nasıl ka&ccedil;ırdım onu anlamıyorum." Kaşlarını &ccedil;atarak s&ouml;ylediği şeye karşılık şok olmuş gibi g&ouml;zlerimi b&uuml;y&uuml;tt&uuml;m. "T&uuml;m T&uuml;rkiye bunu konuşuyor! Canlı yayında ne yaptı bilmiyor musunuz?"</p>
<p>Şimdi iyice moralleri bozulmuştu.</p>
<p>"Ne yaptı?" dedi Mina huzursuzlukla. Dehşete d&uuml;şm&uuml;ş gibi g&ouml;r&uuml;n&uuml;yordum kesin.</p>
<p>"Sen bu işlerle pek ilgilenmezdin Ala. Kendini o sıkıcı beyaz odaya kapatıp şeker falan yapardın." Berivan'a saldırmamak i&ccedil;in kendimi zor tutuyordum. Sahte g&uuml;l&uuml;msememle "Bunlara bakmazsam d&uuml;nyadan haberdar olamam ki! Değil mi canım?" dedi.</p>
<p><em>İğren&ccedil;!</em></p>
<p>Dudağının kenarıyla g&uuml;l&uuml;msedi. Zaten hep fel&ccedil;li gibi g&uuml;l&uuml;mserdi bu şişme bebek. "&Ouml;yle şekerim."</p>
<p>Elif atıldı. "Berivan, dağıtma konuyu. E, ne yaptı Damla Ko&ccedil;ak?"</p>
<p>Berivan resmen morarmıştı.</p>
<p>İ&ccedil;imden kahkahalar atarken "Yeni ve modern bir fal tekniği geliştirdi. S&ouml;zde her denen &ccedil;ıkıyormuş. Nasıl yapılacağını falan g&ouml;sterdi. G&ouml;recektin, g&uuml;lme krizine girdim. &Ouml;yle sa&ccedil;maydı ki!" dedim.</p>
<p>Mina bakımlı kaşlarını kaldırdı. "Ne falıymış bu?" Kesin bir ses tonuyla "Sarka&ccedil; falı." Demekle herkesin kahkaha atmaya başlaması bir oldu.</p>
<p><em>Cahiller, zaten b&ouml;yle bir fal var.</em></p>
<p>"Sarka&ccedil; falı dedin değil mi tatlım? Bildiğimiz pusula sarkacı!" Onlarla birlikte kahkaha atıyordum ama sebebi az &ouml;nce yaşananlardı.</p>
<p><em>Pusula sarkacı mı? Burayı terk et dostum!</em></p>
<p>"Bu kadar &ccedil;ok neye g&uuml;l&uuml;yorsunuz hanımlar?"</p>
<p>Donakaldım.</p>
<p>Soner?</p>
<p>Ha bildiğimiz kuzenim Soner?</p>
<p><em>Yandık!</em></p>
<p>Ayağa kalkıp "Soner, senin ne işin var burada?" dedim merakla. Keskin bakışlı mavi g&ouml;zlerini benle Berivan arasında dolaştırıyordu. "Ayda yılda bir evine insan &ccedil;ağıran kuzenim ve onu g&ouml;rmeye giden karım i&ccedil;in uğrayamaz mıyım?"</p>
<p>Yutkunarak "Uğrarsın tabii, uğrarsın..." dedim zorlukla. Mina hemen g&ouml;zlerini benim yeşil g&ouml;zlerime &ccedil;evirdi. "Şu sarka&ccedil; falını g&ouml;stersene hazır Ala? Soner de g&ouml;rmek ister belki."</p>
<p><em>Lanet olsun!</em></p>
<p>Duyduğuyla suratı şekilden şekle giren kuzenim "Ne falı?" dedi. Elif dudaklarını kıvırdı. "Sarka&ccedil; falı diye bir şey &ccedil;ıkarmışlar, onu deneyecektik."</p>
<p>Sinsi!</p>
<p>Eğer amcamlar bunlarla uğraştığımı duysaydı g&ouml;zden d&uuml;şerdim. Ama&ccedil; tamamen buydu.</p>
<p>Soner şaşkınlıkla y&uuml;z&uuml;m&uuml; inceledi. Kaşlarımı kaldırıp gizli olmasını umarak "&Ccedil;aktırma." işareti yaptım. Anladığını ifade eden bir y&uuml;z ifadesiyle "Yap bakalım." dedi.</p>
<p>Bocalıyordum.</p>
<p>Araf'ta kalmışken amacımı hatırladım ve sarkacı boynumdan &ccedil;ıkardım. Berivan "D&uuml;nden hazırmış hanımefendi." diye mırıldandı ve benim keskin kulaklarımın bunu işitmeyeceğini sandı.</p>
<p>Sarkacın kırmızı taşı ışıl ışıl parlıyordu. Hemen oturuşlarını d&uuml;zeltiler. İlgilerini &ccedil;ekmiş gibiydi. Daha onlara hipnoz yapmadığım i&ccedil;in etki altında değillerdi ama kimyasalın zehirli enerjisi onları halsizleştiriyordu. Beyinleri şimdiden yoruluyor olmalı diye tahmin ediyordum.</p>
<p>Aslında bu cihaz sarka&ccedil;tan ibaret değildi. Saat sadece kolaylaştırıyordu. Ama taş olduk&ccedil;a her şekilde telkin altına alınabilir veya telkin devam ettirilebilirdi. Tıpkı Mustafa amcanın bileziği gibi.</p>
<p>"Bu ne g&uuml;zel bir sarka&ccedil; b&ouml;yle! Ama biraz tuhaf..."</p>
<p>Mina s&ouml;ylenirken onlara yapmaları gerekeni a&ccedil;ıkladım. Sarkacı sallamaya başladığımda hepsi g&ouml;zlerini şaheserime odaklamış sağa sola oynatarak takip ediyorlardı.</p>
<p>Hipnoz altına girdiklerinde titremeye başladım. Yutkundum ve emirleri vermeye başladım.</p>
<p>"Mina, bana su getir." Mina lensli g&ouml;zleriyle boş boş mutfağa bakarak ayaklandı. Mutfaktan d&ouml;nerken elinde bir bardak su vardı. Bardağı bana uzattığında keyifle g&uuml;l&uuml;msedim. Suyu tadını &ccedil;ıkararak yudumladım. Midemin bulantısına pek iyi gelmeyen suyu t&uuml;k&uuml;rd&uuml;m.</p>
<p>"Mustafa amca, laboratuvardaki diğer taşları getir." Mustafa amca gri pantolonunu duvara s&uuml;rte s&uuml;rte aşağı inmeye başladı.</p>
<p>"Berivan, ayak tırnaklarıma pedik&uuml;r yap tatlım! Elif, sen de bunun fotoğrafını &ccedil;ek."</p>
<p>Bittin sen Berivan. Ben sana g&ouml;steririm gelin hanım! Hıncını &ccedil;ıkara &ccedil;ıkara g&ouml;steririm hem de.</p>
<p>Laubali laubali g&uuml;lerek kuzenime baktım. "Şımart beni Faik!"</p>
<p>Tabii o boş boş baktı.</p>
<p>G&ouml;zlerimi devirerek "&Ccedil;ikolata getir Soner." dedim. Başım d&ouml;nmeye başlamıştı nedense.</p>
<p>Yukarı &ccedil;ıkan Mustafa amca elinde iki y&uuml;z&uuml;k, bir bilezik, kol saati ve kolyeyle d&ouml;n&uuml;yordu. İki tane artacaktı. Bu durumda yine birilerini telkin edebilirdim!</p>
<p>Bu iş gittik&ccedil;e eğlenceli bir hal alıyordu.</p>
<p>Tam Mustafa amca bana yaklaşmıştı ki Berivan ile &ccedil;arpıştı ve ayak suyu yerlere d&ouml;k&uuml;ld&uuml;.</p>
<p>Tiksintiyle y&uuml;z&uuml;m&uuml; buruşturdum. Kol saatini Soner'e, y&uuml;z&uuml;ğ&uuml; Berivan'a, kolyeyi Mina'ya, bileziği&nbsp; Elif'e taktırdıktan sonra ağzımı yayarak konuştum. "Elif, sen yerleri sil." Elif'in banyodan getirdiği temizlik bezinden yayılan keskin koku genzimi yaktı. Midem daha da k&ouml;t&uuml;leşti. G&ouml;zlerim kararıyordu.</p>
<p>"Tut beni Mustafa amca." dediğim gibi bacaklarımın g&uuml;c&uuml;n&uuml; kaybettiğini hissettim. Bedenim yaşlı kollara d&uuml;şerken son hatırladığım koyulaşmış kan kırmızısı kimyasalın bronz sarka&ccedil; &uuml;zerinde t&uuml;m g&uuml;c&uuml;yle parlayışıydı.</p>
<p></p>
<p>~</p>
<p></p>
<p>Tuhaf hissediyordum.</p>
<p>Ge&ccedil;miş dolu, geleceğe yakın, şimdide kısıtlı bir ruh gibi tuhaf hissediyordum.</p>
<p>Başımı saran feci acıyla inledim. Yine mavi kanepemde uyanmıştım. Aslında yatağım vardı ama &ccedil;ok nadiren orada uyurdum. Genelde t&uuml;m hayatımın seyircisi bu eski p&uuml;sk&uuml; kanepede pineklerdim.</p>
<p>Yeşil g&ouml;zlerim gri zemini se&ccedil;tiğinde &ccedil;ok uzun zamandır ne evi ne de insanları incelemediğimi fark ettim. Hayatımı o k&uuml;&ccedil;&uuml;k taş par&ccedil;asına adamıştım.</p>
<p><em>"...baban işlerini bu proje sayesinde yoluna koyacak.."</em></p>
<p>Babamın mirasını devam ettirmiş ve uzun zamandır hayal ettiğim şeyi yapmıştım.</p>
<p>İnsanları kontrol edebilme g&uuml;c&uuml;ne sahiptim.</p>
<p><em>Artık insanlar ailem olabilirdi.</em></p>
<p>Mutlulukla g&uuml;l&uuml;mseyerek ayaklandım. &Uuml;zerimdeki koruyucu giysileri &ccedil;ıkardığımda kana bulanmış eşofmanlarımla kalmıştım.</p>
<p>Bunu neden yaptığımı bilemiyordum.</p>
<p>Boynumdaki taşın minnacık bir kısmı yere d&uuml;şm&uuml;şt&uuml;. Kaşlarımı &ccedil;attım. Nereden geldiğini bilmediğim bir i&ccedil;g&uuml;d&uuml; ile eğildim, o par&ccedil;ayı aldım ve &ccedil;arpık &ouml;n dişlerimin arasına sıkıştırmayı başardım. Canım yanıyor, başım d&ouml;n&uuml;yor, midem bulanıyordu ama aldırış etmedim.</p>
<p>Ta ki g&ouml;z&uuml;m &ccedil;er&ccedil;eveyi bulana kadar...</p>
<p>G&ouml;zlerim doldu, g&ouml;zyaşlarım sıra sıra inciler halinde d&ouml;k&uuml;l&uuml;rken Mustafa amcanın tamir ettiği &ccedil;er&ccedil;eveyi elime aldım. Aile &uuml;yelerimin her birinin &uuml;zerine dokundurduğum parmağımın ucu yanıyordu. İsimlerini fısıldıyordum fakat parmağım babamın &uuml;zerinde takılı kaldığında bir an nefesim kesildi.</p>
<p>"Baba..."</p>
<p>G&ouml;zyaşlarım &ccedil;oğalmıştı. Hı&ccedil;kıra hı&ccedil;kıra ağlarken &ccedil;er&ccedil;eveyi g&ouml;ğs&uuml;me bastırdım. G&ouml;ğs&uuml;m&uuml; ele ge&ccedil;iren acıyı g&ouml;rmezden geldim. Bir anda feryadı bastım.</p>
<p>&Ccedil;er&ccedil;eveyi fırlattım.</p>
<p>"SEN YAPTIN!"</p>
<p>Ağlıyor, sa&ccedil;larımı yoluyor, &ccedil;ığlıklar atıyor, kendimi paralıyordum.</p>
<p>Bu sırada bana &ouml;l&uuml; gibi bakan kuklalar sinirimi bozmuştu.</p>
<p>Bazen... Bazen b&ouml;yle krizler ge&ccedil;irirdim ve Mustafa amca beni sakinleştirmeye &ccedil;alışırdı. Bu sırada Soner'i arar, Berivan ile ikisini acilen &ccedil;ağırırdı. Soner ve Berivan beni sakinleştirirdi. Bazen de Elif ve Mina &ouml;n&uuml;nde kriz ge&ccedil;irirdim. Sonradan y&uuml;z&uuml;me vursalar da bana yardım eder, beni bayıltıp hastaneye kaldırırlardı.</p>
<p>Ama şimdi &ouml;l&uuml; gibi bakıyorlardı.</p>
<p>Tanıdık ama yabancı bakışlardı bunlar.</p>
<p>Kendilerini kaybetmişlerdi. İşte o an hipnozun b&uuml;y&uuml;k bir yanlış olduğunu fark ettim. Yaptığımın geri d&ouml;n&uuml;ş&uuml; var mı yok mu bilmiyordum ama nedenini bilmediğim bir g&uuml;d&uuml;yle mantık y&uuml;r&uuml;temiyordum.</p>
<p><em>&Ouml;l&uuml; gibi mi bakıyorsunuz? &Ouml;l&uuml;n o zaman!</em></p>
<p>Hın&ccedil;la emir vermeye başladım. Yapacaklarımın sonu&ccedil;larını hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmeden...</p>
<p>"Mina, sen bu anları canlı yayına al!"</p>
<p>"Berivan, sol elini koparıp havuzda kendini boğ!"</p>
<p>"Elif, kafanı hi&ccedil; durmadan buradaki duvara vur!"</p>
<p>"Soner, &ccedil;ocuk odasının &ouml;n&uuml;nde kendini as!"</p>
<p>"Mustafa amca, kendini &ccedil;atıdan aşağı at!"</p>
<p>Emirler yerine getirilmeye başlandı.</p>
<p>Berivan sol elini bı&ccedil;akla kesip bah&ccedil;edeki dev havuza atladı. Elif kafasını ritmik bir şekilde duvara vuruyor, Soner tavandaki paslı &ccedil;engele &ccedil;ekmecedeki halatı bağlıyor, Mustafa amca &ccedil;atıya &ccedil;ıkıyordu. Bu sırada Mina hepsini kaydediyordu.</p>
<p>Taş parlıyor...</p>
<p>&Ccedil;ığlık atıyorum.</p>
<p>Berivan'ın can &ccedil;ekişen sesini duyuyorum.</p>
<p>Bir anı...</p>
<p><em>"BABA YAPMA!"</em></p>
<p><em>Sanem havuza atılıyor.</em></p>
<p>Berivan boğuluyor.</p>
<p><em>Sanem yardım dileniyor.</em></p>
<p>Berivan boğuluyor.</p>
<p><em>Sanem nefessiz kalıyor.</em></p>
<p>Berivan boğuluyor.</p>
<p><em>Sanem &ouml;l&uuml;yor.</em></p>
<p>Berivan'ın cesedi y&uuml;zeye &ccedil;ıkıyor.</p>
<p>Taş parlıyor...</p>
<p>&Ccedil;ığlık atıyorum.</p>
<p>Elif kafasını vururken &ccedil;ıkan kan sarı sa&ccedil;larına yayılıyor.</p>
<p>Bir anı...</p>
<p><em>"Anne, ne olur dur!"</em></p>
<p><em>Annem ağlıyor.</em></p>
<p>Elif kafasını vuruyor.</p>
<p><em>Annem kafasını tekrar duvara &ccedil;arpıyor.</em></p>
<p>Elif kafasını vuruyor.</p>
<p><em>Annemin kanı s&uuml;z&uuml;l&uuml;yor.</em></p>
<p>Elif kafasını vuruyor.</p>
<p><em>Annemin kafası par&ccedil;alanıyor.</em></p>
<p>Elif'in cansız bedeni yere yığılıyor.</p>
<p>Taş parlıyor...</p>
<p>&Ccedil;ığlık atıyorum...</p>
<p>Soner sandalyeye &ccedil;ıkıyor.</p>
<p><em>"Mert, terk etme beni!"</em></p>
<p><em>Ağabeyim sandalyeyi ittirmiş, nefessiz kalıyor.</em></p>
<p>Soner ipi boynuna ge&ccedil;iriyor.</p>
<p><em>Ağabeyimin nefesi t&uuml;keniyor.</em></p>
<p>Soner sandalyeyi ittiriyor.</p>
<p><em>Ağabeyimim suratı morarıyor.</em></p>
<p>Soner inliyor.</p>
<p><em>Ağabeyim &ccedil;ırpınıyor.</em></p>
<p>Soner mosmor kesiliyor.</p>
<p><em>Ağabeyimin ruhu bedeninden u&ccedil;uyor.</em></p>
<p>Soner'in v&uuml;cudu &ouml;ylece sallanıyor.</p>
<p>Taş parlıyor...</p>
<p>&Ccedil;ığlık atıyorum.</p>
<p>Mustafa amca &ccedil;ıkmış &ccedil;atıya.</p>
<p>Sarkacın sesi kulaklarımda yankılanıyor.</p>
<p>Bir anı...</p>
<p><em>"Defol Ala!"</em></p>
<p><em>Babam &ccedil;atının ucunda &ouml;lmek &uuml;zere.</em></p>
<p>Mustafa amca bir adım uzatıyor.</p>
<p><em>Babam g&uuml;l&uuml;ms&uuml;yor.</em></p>
<p>Mustafa amca kendini aşağı bırakıyor.</p>
<p><em>Babam atlıyor.</em></p>
<p>Mustafa amca par&ccedil;alanıyor.</p>
<p>Tik tak tik tak...</p>
<p><em>Babamın kafası ayaklarımın &ouml;n&uuml;ne d&uuml;ş&uuml;yor.</em></p>
<p>Ağlıyorum.</p>
<p>Mina hepsini kaydediyor.</p>
<p><em>"G&uuml;l&uuml;mse tatlım!"</em></p>
<p><em>"BABA YAPMA!"</em></p>
<p><em>"Mutlu yıllar sana!"</em></p>
<p><em>"Sanem, gel oynayalım!"</em></p>
<p><em>"Anne, ne olur dur!"</em></p>
<p><em>"...ve biz Kaliforniya'ya gideceğiz."</em></p>
<p><em>"Bu fotoğrafı hatırlıyor musun?"</em></p>
<p><em>"&Ccedil;ok g&uuml;zel bir kolye bu."</em></p>
<p><em>"Bunu hatırladın mı?"</em></p>
<p><em>"Mert, terk etme beni!"</em></p>
<p><em>"Hatırladın mı?"</em></p>
<p>&Ccedil;ığlık atıyorum.</p>
<p>Kırmızı bir ışık parlıyor.</p>
<p>Mina her şeyi kaydediyor.</p>
<p>Işık beni kendine &ccedil;ekiyor.</p>
<p>Cesetler bana g&uuml;l&uuml;ms&uuml;yor.</p>
<p>Işığa dalıyorum.</p>
<p>Kendimden ge&ccedil;iyorum.</p>
<p></p>
<p>~</p>
<p></p>
<p>Psikiyatrist &Ouml;mer Bey karşısındaki kumral kızın yeşil g&ouml;zlerine kendi icadını sallıyordu. Parlak ama tehlikeli fikri y&uuml;z&uuml;nden d&ouml;rt kişi canından olmak &uuml;zereydi. Bir kişi kalıcı sakatlık ge&ccedil;irmişti. Eğer akıl sağlığı yerinde olsaydı hapiste yatması ka&ccedil;ınılmazdı.</p>
<p>Kıvranan gen&ccedil; kadını zapt etmek i&ccedil;in sandalyeye bağlamışlardı. Ağlamaktan hel&acirc;k olan kadına ne yapmalı bilmiyordu kimse. "Y&uuml;kl&uuml; n&uuml;kleer enerjiyle her g&uuml;n baş başa olduğu i&ccedil;in babası &ccedil;ıldırıp t&uuml;m ailesini katletmiş. Bayan Akanca onların &ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; izleyip sıra kendisine geldiğinde son anda kendini depoya kilitlemiş. Acil ka&ccedil;ış i&ccedil;in yapılan bir delikten hemen bah&ccedil;eye ka&ccedil;ıp babasının intiharına şahit olmuş. İlgin&ccedil; ve trajik bir hikaye. Sebebi ise şu sarka&ccedil;taki hipnoz taşı. Bay Akanca'nın uğraştığı proje buymuş."</p>
<p>G&ouml;zlerini b&uuml;y&uuml;ten d&ouml;rt polis ve iki doktora hikayenin devamını getirdi beyaz &ouml;nl&uuml;kl&uuml; orta yaşlı adam.</p>
<p>"Ala Akanca bunlara şahit olduktan sonra psikolojik rahatsızlıklar sebebiyle iki yıl rehabilitasyonda yatmış. Ardından amcası Hakan Akanca ile yengesi Yasemin Akanca onu yanına almış. 20 yaşına gelince ise t&uuml;m bu &ouml;l&uuml;mlerin ger&ccedil;ekleştiği eve d&ouml;nmek istemiş. Bu evde babasının projesini devam ettirmiş fakat bu s&uuml;re&ccedil;te akli dengesi b&uuml;y&uuml;k zarar g&ouml;rm&uuml;ş.</p>
<p>Soner Bey ve Berivan Hanım'ın anlattığı kadarıyla altı yıldır uğraştığı proje y&uuml;z&uuml;nden son iki yıldır sinir krizleri ge&ccedil;iriyormuş. Bu sebeple Mustafa Kıra&ccedil;'ı başına bir nevi bek&ccedil;i olarak dikmişler. Ala Hanım'ın aşırı ısrarlarına karşı koyamayıp bunu amcası ve yengesine s&ouml;ylememişler. Haliyle Ala Hanım psikolojik destek alamamış. Şimdi projesini tamamlamış ve y&uuml;ksek nitelikli bir hipnoz cihazı icat etmiş. Fakat onun gibi akıl sağlığı yerinde olmayan bir kadının elinde olunca b&ouml;yle bir sonu&ccedil; ortaya &ccedil;ıkmış."</p>
<p>Doktor Ay&ccedil;a doğru kelimeleri se&ccedil;meye &ccedil;alışıyordu. "Bu... Ger&ccedil;ekten inanılmaz bir hikaye."</p>
<p>G&uuml;l&uuml;mseyen &Ouml;mer Bey başıyla onayladı. "Evet. Son teknoloji Ala taşından yapılmış hipnoz cihazının sıra dışı hikayesi." Başını sağa uzatıp onları gizlice dinlediğini sanan muhabire d&ouml;nd&uuml;. "M&uuml;kemmel bir başlık olmaz mıydı sizce de Hasan Bey?"</p>
<p>Kızarıp bozaran adam orayı terk etti. Anlaşıldığı &uuml;zere bazı meslektaşlarının aksine utanma duygusu vardı.</p>
<p>"Neyse, artık sadece hanımefendinin uyanmasını beklemek var."</p>
<p></p>
<p>~</p>
<p></p>
<p>Boşlukta s&uuml;z&uuml;l&uuml;yorum.</p>
<p>İ&ccedil;imi cayır cayır yakan ge&ccedil;mişimi tek bir hayalde toplamıştım. Ancak bu bana sadece zarar vermişti. Şimdi ayaktaki su toplayan yeri sıkmışım gibi o hayal hayatımda bir iz olarak kalacaktı.</p>
<p>Kendimi kurtarmaya &ccedil;alışırken bir zindana kapattığımı yeni anlamıştım.</p>
<p>Ama haklıydım.</p>
<p>Yanlış bir şey yapmamıştım ki!</p>
<p>Sadece... Azıcık oyun oynayasım gelmişti.</p>
<p>İnsanlar fazla tepki veriyordu.</p>
<p>Her zamanki gibi...</p>
<p>&Ouml;fke i&ccedil;imi dolduruyordu. Her şeye karşı katıksız bir &ouml;fke besliyordum. Dilimi ısırmak istedim ama yapamadım. Hareketlerim tamamen kısıtlanmıştı. G&ouml;zlerimi araladım.</p>
<p>Kırmızıyı g&ouml;rd&uuml;m.</p>
<p>İrislerimi ayıramadığım kırmızı sağa sola gidiyor, ritmik bir şekilde takip ediyordum.</p>
<p>Kırmızı ve yeşil zıt renklerdi. Eh, zıt kutuplar birbirini &ccedil;ektiğine g&ouml;re sanırım g&ouml;zlerimi asla ayıramayacaktım.</p>
<p>Ansızın zihnimde bir ses yankılandı.</p>
<p>"Hatırla, Ala. Hatırla ve olanları anlat."</p>
<p>Konuşana itaat etme arzusuyla hatırlamaya &ccedil;alıştım. Zihnimin koridorlarındaki kilitli kapıları zorladım.</p>
<p>Bir kapı a&ccedil;ıldı.</p>
<p><em>"B&uuml;c&uuml;r, bug&uuml;n benim doğum g&uuml;n&uuml;m. Yerimi &ccedil;alma!"</em></p>
<p>G&ouml;zlerim doldu. <em>Mert?</em></p>
<p>Bir tane daha a&ccedil;ıldı.</p>
<p><em>"Hey, ablacık! İp atlayalım mı?"</em></p>
<p>Dudaklarım sızladı. <em>Sanem?</em></p>
<p>Biri daha...</p>
<p><em>"G&uuml;zelim, neden orada oturuyorsun? &Uuml;ş&uuml;teceksin bak."</em></p>
<p>Yanaklarım ağırlaşıyordu. <em>Anne?</em></p>
<p>En k&uuml;fl&uuml; kapı geriye savruldu.</p>
<p><em>"Sen neden &uuml;zg&uuml;ns&uuml;n Alaca'm? Beni &uuml;z&uuml;yorsun ama."</em></p>
<p>Uykum geliyordu. <em>Baba?</em></p>
<p>T&uuml;m kapılar a&ccedil;ıldığında ş&ouml;minenin yanına &ccedil;&ouml;melmiş ağlıyordum.</p>
<p>Hı&ccedil;kırıklarımın arasından ger&ccedil;ekleri kırmızı ışığa savurdum.</p>
<p></p>
<p>~</p>
<p></p>
<p>Diline gelen ger&ccedil;ekler d&ouml;k&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde şaşkınlıkla yanındaki komisere baktı. Adamın suratı aynı şaşkınlığı taşıyordu. Hayatında duyduğu en tuhaf hikayeydi belki de.</p>
<p>Diğer &uuml;&ccedil; polis ve iki doktor Ala uzun s&uuml;re uyanmayınca odayı terk etmişti.</p>
<p>&Uuml;stlerinde korumalı kıyafetleriyle oldukları i&ccedil;in &ccedil;ok rahatlardı. Ayrıca Ala'nın zannettiğinin aksine bu cihaz kapanabiliyordu. Sadece kolu &ccedil;evirmek yeterliydi. Fakat kendini heyecana kaptıran gen&ccedil; kadın bunu anlamamıştı.</p>
<p>Taşın enerjisini hemen kesip kapının &ouml;n&uuml;ndeki sağlık ekiplerine d&ouml;nd&uuml; yaşlı psikiyatrist. "Sakinleştirici enjekte edin ve onu ruh sağlığı merkezine nakledin."</p>
<p>Gen&ccedil; kadına sakinleştiriciyi zar zor da olsa enjekte eden sağlık ekipleri Ala'yı kelep&ccedil;eleyip ambulansa bindirdiler.</p>
<p>Nereden bileceklerdi ki bir par&ccedil;ayı dişlerinin arasına sıkıştırdığını?</p>
<p></p>
<p>~</p>
<p></p>
<p>Akanca ailesinin evinde bir yas vardı. Soner, Berivan, Murat ve Yasemin Akanca yaptıklarına rağmen yeğenleri Ala i&ccedil;in yas tutuyordu.</p>
<p>Tımarhaneye yatırılan Ala dişlerinin arasındaki o minicik par&ccedil;ayı yutmuş ve boyutundan tahmin edileceğinin aksine aşırı kimyasal i&ccedil;eren, dolayısıyla yine y&uuml;kl&uuml; miktarda n&uuml;kleer enerji i&ccedil;eren bu taş kalbini direkt durdurmuştu. O bilmese de ardında bıraktığı kimyasal "Hipnoz" denen kavramın en y&uuml;ksek makamında yerini almıştı. &Ccedil;ok tehlikeli olan bu kimyasalla yapılan cihazlar artık su&ccedil;lulardan bilgi almak, onları yeni yasalar &ccedil;er&ccedil;evesinde cezalandırmak ve bazı hastaları tedavi etmek i&ccedil;in kullanılmaya başlanmıştı. &Uuml;stelik toplu &uuml;retime ge&ccedil;ilmiş, T&uuml;rkiye'yi &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir ekonomik krizden kurtarmıştı. Her ne kadar korkun&ccedil; şeylere sebep olsa da &uuml;lkenin insanları bir yere kadar onu takdir ediyordu.</p>
<p>Tabii bu takdir Alcan, Zan ve Kıra&ccedil; aileleri gibi yaralananların yakınları tarafından tepki toplayınca i&ccedil;ten i&ccedil;e yaşanmaya başlamıştı. Tabii sadece Elif Zan'ın "Alt tabaka" olarak tanımladığı kesim.</p>
<p>Berivan Akanca, Elif Zan, Mina Alcan ve Soner Akanca psikolojik destek alıyorlardı. Yaşadıkları onları tamamen mahvetmişti. Eğer iyi bir tedavi uygulanmazsa Ala gibi olacakları a&ccedil;ıktı.</p>
<p>T&uuml;m bu yaptırmaya &ccedil;alıştıklarının nedenini kimse anlamamıştı. Ala, yerlerin temizlenmesini s&ouml;yledikten sonra bayılıp uyku arasında Berivan'ın kendini boğmasını, Elif'in kafasını duvarlara vurmasını, Soner'in halatla intihar etmesini, Mustafa'nın &ccedil;atıdan atlamasını ve Mina'nın o canlı yayın a&ccedil;masını o an verilebilecek t&uuml;m detaylarıyla s&ouml;yleyip yine bayılmıştı. Canlı yayından yaşananları izleyenler hemen gerekli birimlere haber vermişti. Neyse ki Ala'nın krizleri sebebiyle Soner sağlık ekiplerini her an hazırda tutuyordu. Ve de neyse ki havuz bir metre doksan iki santimetre olan Berivan'ın hemen boğulması i&ccedil;in fazla sığ, &ccedil;atı katına a&ccedil;ılan kapı feci sıkışmış, &ccedil;ocuk odasının tavanı fazla y&uuml;ksekti. Yoksa iş yaştı.</p>
<p>T&uuml;m bunları d&uuml;ş&uuml;nen Cemre Kıra&ccedil; boynundaki sarkaca dikkatle baktı. Taşı &ccedil;ıkarılmış bu sarka&ccedil;, dedesinin &ouml;l&uuml;m sebebi olan sarka&ccedil;tı. G&uuml;&ccedil; kaynağı olmadan hi&ccedil;bir aile bunu istememiş, en yoksul aile olan Kıra&ccedil;'lar kabullenmişti sadece.</p>
<p>Kapıdan i&ccedil;eri girdi. Ev temizlenmişti. Camsız &ccedil;er&ccedil;evedeki resmi eline aldı. Bu, &ccedil;ok pozitif bir fotoğraftı. Tabii g&ouml;r&uuml;n&uuml;şte... Ala'yı &ccedil;ıldırtan şeylerden birinin bu resme her g&uuml;n bakmak olduğunu s&ouml;ylemişti &Ouml;mer Bey.</p>
<p>Evi biraz daha dolaştı.</p>
<p>Camdan dışarı baktı.</p>
<p>Bu havuzda boğulmuştu Sanem Akanca.</p>
<p>Salona baktı tekrar.</p>
<p>Bu duvarlarda par&ccedil;alamıştı kafasını Defne Akanca.</p>
<p>&Ccedil;ocuk odasına doğru ge&ccedil;erken koridorda paslı &ccedil;engeli g&ouml;rd&uuml;.</p>
<p>Bu &ccedil;engelde asmıştı kendisini Mert Akanca.</p>
<p>Merdivenlerden yukarı &ccedil;ıktı.</p>
<p>&Ccedil;atı...</p>
<p>İşte bu &ccedil;atıdan atmıştı kendisini Hakan Akanca.</p>
<p>Dışarı &ccedil;ıktı Cemre. Bah&ccedil;ede dolanırken eskiden &ccedil;im bi&ccedil;icinin işi bittiğinde koyulduğu yere baktı.</p>
<p>Burada kolu par&ccedil;alanmıştı Mustafa Kıra&ccedil;'ın.</p>
<p>Biraz yanda, lalelerle s&uuml;sl&uuml; mezarı vardı.</p>
<p>Mezar yapılmadan &ouml;nce, burada kalp krizi ge&ccedil;irmişti dedesi.</p>
<p>G&ouml;z&uuml;ne "SATILIK" yazan tabela takıldı.</p>
<p>Aklına gelen fikirle arabasına bindi.</p>
<p>~</p>
<p>&Ouml;mer Bey'in ofisinin &ouml;n&uuml;ndeki sıra her zamanki gibi &ccedil;oktu. Randevu almadığı i&ccedil;in saatlerce bekleyecekti Cemre. Ofladı ve oturup beklemeye başladı.</p>
<p>~</p>
<p>Sıranın sonuncusu olarak i&ccedil;eri girmeyi başarmıştı. Kendisinden sonra gelenler sırayı gelince hemen ka&ccedil;mıştı. Bu sebeple istediği kadar i&ccedil;eride kalabilirdi.</p>
<p>Kağıtlarına bakan &Ouml;mer Bey kapı sesini duyunca "Şikayetiniz ne-" İ&ccedil;eri gireni g&ouml;r&uuml;nce c&uuml;mlesini yarıda bıraktı. "Cemre Hanım, iki yıl sonra buraya neden geldiniz?"</p>
<p>Cemre g&uuml;l&uuml;msedi.</p>
<p>"&Uuml;st d&uuml;zey hipnoz olmak istiyorum ama Ala'nın yaptığı taşla."</p>
<p>Psikolojisini tamamen &ccedil;&ouml;kerten o kavram; hipnoz.</p>
<p>Belki de hipnoz kırdığını onarabilirdi?</p>
<p>Kim bilir?</p>
<p>Hipnoz ger&ccedil;ek bir gizemdi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Linkin Park &#45; Numb</title>
<link>https://edebiyatblog.com/linkin-park-numb</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/linkin-park-numb</guid>
<description><![CDATA[ Bu şarkıdan çıkmanın yolunu bilen varsa haber versin. Aşırı ilham veriyor ve istemsizce kafa sallıyorsunuz. ]]></description>
<enclosure url="" length="76084" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 21 Aug 2021 03:43:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>iremcoskun</dc:creator>
<media:keywords>Müzik</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>I'm tired of being what you want me to be.</strong></p>
<p><strong><em>Olmamı istediğiniz kişi olmaktan yoruldum.</em></strong></p>
<p><strong>Feeling so faithless, lost under the surface.</strong></p>
<p><em><strong>Y&uuml;zeyimin (g&ouml;r&uuml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n) altında &ccedil;ok inan&ccedil;sız hissediyorum.</strong></em></p>
<p><strong>Don't know what you're expecting of me.</strong></p>
<p><em><strong>Benden ne istediğinizi bilmiyorum.</strong></em></p>
<p><strong>Put under the pressure of walking in your shoes.</strong></p>
<p><em><strong>Sizin gibi olma zorunluluğumun baskısı altındayım.</strong></em></p>
<p><strong>(Caught in the undertow, just caught in the undertow.)</strong></p>
<p><em><strong>(Akıntıya kapıldım, sadece akıntıya kapıldım)</strong></em></p>
<p><strong>Every step that I take is another mistake to you.</strong></p>
<p><em><strong>Her adımım sizler i&ccedil;in başka bir hata.</strong></em></p>
<p><strong>(Caught in the undertow, just caught in the undertow.)</strong></p>
<p><em><strong>(Akıntıya kapıldım, sadece akıntıya kapıldım)</strong></em></p>
<p><strong>I've become so numb, I can't feel you're there.</strong></p>
<p><em><strong>&Ouml;yle hissizleştim ki orada olduğunuzu hissedemiyorum.</strong></em></p>
<p><strong>Become so tired, so much more aware.</strong></p>
<p><em><b>&Ouml;yle yoruldum ki neye d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;m&uuml;n daha &ccedil;ok farkına vardım.</b></em></p>
<p><strong>I'm becoming this, all I want you do is be more like me and be less like you.</strong></p>
<p><em><strong>Ben bu hale geliyorum, t&uuml;m istediğim daha &ccedil;ok ben gibi olmak ve daha az siz gibi olmak.</strong></em></p>
<p><strong>Can't you see that you're smothering me?</strong></p>
<p><em><strong>Beni boğduğunuzu g&ouml;remiyor musunuz?</strong></em></p>
<p><strong>Holding too tightly, afraid o lose control.</strong></p>
<p><em><strong>Kontrol&uuml; kaybetmekten korkup ipleri &ccedil;ok sıkı tutuyorsunuz.</strong></em></p>
<p><strong>'Cause everything that you thought I would be</strong></p>
<p><strong>Has fallen apart right in front of you.</strong></p>
<p><em><strong>&Ccedil;&uuml;nk&uuml; olabileceğimi d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z her şey &ouml;n&uuml;n&uuml;zde par&ccedil;alara ayrıldı.</strong></em></p>
<p><strong>(Caught in the undertow, just caught in the undertow.)</strong></p>
<p><em><strong>(Akıntıya kapıldım, sadece akıntıya kapıldım)</strong></em></p>
<p><strong>Every step that I take is another mistake to you.</strong></p>
<p><em><strong>Her adımım sizler i&ccedil;in başka bir hata.</strong></em></p>
<p><strong>(Caught in the undertow, just caught in the undertow.)</strong></p>
<p><em><strong>(Akıntıya kapıldım, sadece akıntıya kapıldım)</strong></em></p>
<p><strong>And every second I waste is more than I can take.</strong></p>
<p><em><strong>Ve harcadığım her saniye kaldırabileceğimden &ccedil;ok daha fazla.</strong></em></p>
<p><strong>I've become so numb, i can't feel you're there.</strong></p>
<p><em><strong>&Ouml;yle hissizleştim ki orada olduğunuzu hissedemiyorum.</strong></em></p>
<p><strong>Become so tired, so much more aware.</strong></p>
<p><em><strong>&Ouml;yle yoruldum ki neye d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;m&uuml;n daha &ccedil;ok farkına vardım.</strong></em></p>
<p><strong>I'm becoming this, all I want you do is be more like me and be less like you.</strong></p>
<p><em><strong>Ben bu hale geliyorum, t&uuml;m istediğim daha &ccedil;ok ben gibi olmak ve daha az siz gibi olmak.</strong></em></p>
<p><strong>And I know</strong></p>
<p><strong><em>Ve biliyorum,</em><br /></strong></p>
<p><strong>I may end up failing too.</strong></p>
<p><em><strong>Sonunda başarısız da olabilirim.</strong></em></p>
<p><strong>But I know</strong></p>
<p><strong><em>Ama biliyorum ki</em><br /></strong></p>
<p><strong>You were just like me with someone dissapointed in you.</strong></p>
<p><em><strong>Birileri sizi hayal kırıklığına uğrattığında siz de tıpkı benim gibiydiniz.</strong></em></p>
<p><strong>I've become so numb, i can't feel you're there.</strong></p>
<p><em><strong>&Ouml;yle hissizleştim ki orada olduğunuzu hissedemiyorum.</strong></em></p>
<p><strong>Become so tired, so much more aware.</strong></p>
<p><em><strong>&Ouml;yle yoruldum ki neye d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;m&uuml;n daha &ccedil;ok farkına vardım.</strong></em></p>
<p><strong>I'm becoming this, all I want you do is be more like me and be less like you.</strong></p>
<p><em><strong>Ben bu hale geliyorum, t&uuml;m istediğim daha &ccedil;ok ben gibi olmak ve daha az siz gibi olmak.</strong></em></p>
<p><strong>I've become so numb, i can't feel you're there.</strong></p>
<p><em><strong>&Ouml;yle hissizleştim ki orada olduğunuzu hissedemiyorum.</strong></em></p>
<p><strong>(I'm tired of being what you want me to be)</strong></p>
<p><em><strong>(Olmamı istediğiniz kişi olmaktan yoruldum)</strong></em></p>
<p><strong>I've become so numb, i can't feel you're there.</strong></p>
<p><em><strong>&Ouml;yle hissizleştim ki orada olduğunuzu hissedemiyorum.</strong></em></p>
<p><strong>(I'm tired of being what you want me to be.)</strong></p>
<p><em><strong>(Olmamı istediğiniz kişi olmaktan yoruldum)</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>