<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; : Felsefe</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/category/felsefe</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; : Felsefe</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>MİNİMALİZM VE HUZUR</title>
<link>https://edebiyatblog.com/minimalizm-ve-huzur</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/minimalizm-ve-huzur</guid>
<description><![CDATA[ Azalmak, eksilmek değildir, aksine, en saf halimize doğru atılan devasa bir adımdır. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202603/image_870x580_69c7ec131a4aa.jpg" length="34850" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 17:56:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>aydınuzkan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin; color: black; mso-themecolor: text1;">Eşya, insanın kendisine ördüğü ipekten bir hapishanedir aslında. Her nesne, ona bağlanan bir hatıranın ya da geleceğe dair bir kaygının zinciriyle bileklere dolanır. Minimalizm , işte bu bağları koparmak değil, düğümleri incelikle çözmektir. Gereksiz yükleri nazikçe yere bırakma sanatıdır o. Ne reddedişin sertliği vardır onda ne de yoksunluğun acısı. Sadece hafiflemenin dinginliği vardır.<o:p></o:p></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin; color: black; mso-themecolor: text1;">Minimalizm, modern dünyanın gürültülü kalabalığında ruhun kendine açtığı o dar ama uçsuz bucaksız patikadır. Varlığın ağırlığı altında ezilen zihnin, eşyaların gölgesinden sıyrılıp kendi ışığına yürüme gayretidir. Bu, sadece bir oda dolusu eşyadan kurtulmak değil, ruhun çeperlerine sinmiş, pas tutmuş tüm fazlalıkları bir çırpıda rüzgara savurmaktır. Azalmak, eksilmek değildir, aksine, en saf halimize doğru atılan devasa bir adımdır.<o:p></o:p></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin; color: black; mso-themecolor: text1;">Göz, kalabalıkta yorulur, ruh ise karmaşada boğulur. Bir odanın boşluğu, aslında içimizdeki doluluğun aynasıdır. Duvarların çıplaklığı, zihnin kendi hikayesini yazabileceği bembeyaz bir kağıt gibidir. Her boşluk, içinde yankılanacak yeni bir sesin, doğacak yeni bir düşüncenin sessiz davetçisidir. <o:p></o:p></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin; color: black; mso-themecolor: text1;">Zamanın kum saati, gereksiz ayrıntıların kumlarıyla tıkandığında hayat durma noktasına gelir. Minimalist bir bakış, o saati ters çevirmek değil, içindeki taşları ayıklayıp kumun akışını pürüzsüzleştirmektir. Günün içine sıkıştırılan onlarca sığ uğraşın yerine, tek bir derin anı yerleştirmektir. Bir fincan kahvenin buharında dünyayı izlemek, binlerce ekranın yalanına kanmaktan daha gerçektir.<o:p></o:p></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin; color: black; mso-themecolor: text1;">Sahip olduklarımız, bir noktadan sonra bize sahip olmaya başlar. Satın alınan her parça, vaktimizden ve enerjimizden çalınan birer hırsızdır. Minimalizm, bu hırsızları kapı dışarı edip evin anahtarını yeniden asıl sahibine, yani insana teslim eder. İhtiyacın olmadığı bir şeyi muhafaza etmek, sırtında başkasının yükünü taşıyan bir hamalın yorgunluğuna benzer.<o:p></o:p></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin; color: black; mso-themecolor: text1;">Kelimenin de minimalizmi vardır; sükut. Çok konuşmanın gürültüsünde kaybolan anlam, az sözün sadeliğinde yeniden can bulur. Şiir, kelimelerin elenip en has olanın kalmasıyla doğar. Hayat da bir şiir gibi yaşanacaksa eğer, her gün bir dize eksiltilmeli, anlamın yoğunluğu o tek mısraya sığdırılmalıdır. Eksildikçe artan bir tınıdır bu.<o:p></o:p></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin; color: black; mso-themecolor: text1;">Doğa, en büyük minimalisttir. Bir ağaç, kış gelince yapraklarını hiç acımadan döker, bilir ki o yükle bahara çıkamaz. Toprak, karın altında sessizce beklerken aslında en büyük yaratımını o sadeliğin içinde hazırlar. Bizler ise dökemediğimiz yaprakların ağırlığıyla mevsimleri ıskalıyoruz. Doğanın o dingin ritmine dönmek, fazlalıklardan arınmış bir kök salma sanatıdır.<o:p></o:p></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin; color: black; mso-themecolor: text1;">Görkemli binaların, gösterişli kıyafetlerin ve parıltılı teknolojik oyuncakların arasında gerçek "ben", sönük bir yıldız gibi kaybolur. Minimalizm, bu yapay galaksiyi söndürüp gökyüzündeki o tek ve parlak yıldızı, yani özü bulma eylemidir. Görkem, sadeliğin içinde saklı olan o vakur duruştadır.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin; color: black; mso-themecolor: text1;">Zamana da dokunur minimalizm. Daha az eşya, daha az karmaşa, daha az dağınıklık… Ve böylece daha çok zaman. İnsan, bir şeyleri sürekli toparlamak yerine, yaşamayı hatırlar. Anın içinde kalmak, sadeleşmenin en büyük armağanıdır.<o:p></o:p></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin; color: black; mso-themecolor: text1;">Minimalizm bir varış noktası değil, her sabah yeniden doğan bir hafiflik halidir. Son eşya da gittiğinde, son gereksiz söz de sustuğunda geriye kalan sadece nefes ve o nefesin değdiği kutsal yaşamdır. Artık sadece "var" olmanın dayanılmaz hafifliği başlamıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>VARLIĞIN YOKLUKLA DANSI</title>
<link>https://edebiyatblog.com/varligin-yoklukla-dansi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/varligin-yoklukla-dansi</guid>
<description><![CDATA[ Kendi değerini bir başkasının lütfuna emanet etmek, anahtarını yabancıya verdiğin bir zindanda hapis kalmaktır. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202603/image_870x580_69bf178665563.jpg" length="56171" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 22 Mar 2026 01:14:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>aydınuzkan</dc:creator>
<media:keywords>aydın uzkan, varlık, yokluk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">Ruhun dehlizlerinde yankılanan o kadim soru, bazen en keskin vedalardan daha ağır oturur insanın göğsüne. Kendi varlığını bir başkasının aynasında teyit ettirmeye çalışırken, o aynanın aslında çoktan kırıldığını ve sadece kesiklerle dolu bir yansıma sunduğunu fark etmek, uyanışın ilk sancısıdır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">Değer görmediğin bir iklimde çiçek açmaya çalışmak, kumun susuzluğunu dindirmeye çabalamak gibidir, beyhude ve tüketici.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">Değer, pazarlık masasında kazanılan bir meta değil, bir kalbin doğal rayihasıdır. Eğer o koku senin semalarına ulaşmıyorsa, rüzgarın yönünü değiştirmenin vakti çoktan geçmiştir. Sensizlik, hak etmeyene verilecek en zarif ve en mutlak cezadır, çünkü bazen yokluğun, varlığın anlatamadığı her şeyi bir çığlık gibi haykırır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">Kendi değerini bir başkasının lütfuna emanet etmek, anahtarını yabancıya verdiğin bir zindanda hapis kalmaktır. Oysa kapı hiçbir zaman kilitli değildi, sadece eşikte durup içeriye bir ışık hüzmesinin sızmasını bekledin. Şimdi o eşikten atlayıp, ardındaki kapıyı sessizce ama kararlılıkla kapatma vaktidir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">Bir insanın hayatındaki yerini, sadece oradan çekilerek anlayabilirsin. Eğer yokluğun bir boşluk yaratmıyorsa, varlığın zaten bir kalabalıkta kaybolmuş demektir. Bu yüzden, kendi kutsal yalnızlığına çekilmek, bir mağlubiyet değil; aksine, ruhun kendi krallığını yeniden ilan etmesidir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">Zamanın kadim dokusunda, birine "yokluğunu" hediye etmek, aslında ona verilmiş en büyük derstir. Ruhun, o sağır kulaklara fısıldamaktan yorulduğu noktada, kelimeleri geri çekip yerine uçsuz bucaksız bir sükutu yerleştirmek, bir vazgeçiş değil, bir varoluş hamlesidir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">Sen kendi kıyına çekildiğinde, o kıyıda derman arayanların dalgaları boşluğa çarpacak, senin ışığınla aydınlanan o loş sokaklar, kendi karanlığının soğuk gerçeğiyle ilk kez baş başa kalacaktır. Sensizliğe mahkum edilen kişi, aslında senin lütfunla aydınlanan bir dünyadan kendi karanlığına sürgün edilmiştir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">Bir başkasının mahrumiyeti, senin en büyük hürriyetindir. Sensizliğe mahkum edilen o kişi, aslında senin lütfunla örülen o ipek kozanın dışına itilmiştir. Sen, kendi bahçende açan narin bir çiçekken, o çorak topraklarda senin kokunu aramaya devam etsin; oysa sen çoktan rüzgarın sırtına binip, değerinin kıymet bulacağı uzak iklimlere, kendi hakikatine hicret etmişsindir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">Güneş, ona bakmayan gözler için doğmaktan vazgeçmez ama o gözlerin karanlığını da zorla aydınlatmaz. Sen kendi ışığının efendisi olmaya karar verdiğinde, kimin o ışıkta ısınmaya layık olduğu da kendiliğinden aşikar olacaktır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">Artık veda etme vakti değil, varlığını sadece hak eden topraklar için saklama vaktidir. Değer vermeyeni sensizliğin o ağır sessizliğine terk etmek, kendine olan en büyük borcunu ödemektir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YAZMANIN YAKICI ETKİSİ</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yazmanin-yakici-etkisi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yazmanin-yakici-etkisi</guid>
<description><![CDATA[ Zihnin karanlık dehlizlerinde saklanan düşünceler, yazıya döküldükçe birer lav gibi yüzeye çıkar. İçte bastırılan her duygu, kağıtla buluştuğunda erir, şekil değiştirir, akar ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202603/image_870x580_69bee1b20e10c.jpg" length="136106" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 21:22:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>aydınuzkan</dc:creator>
<media:keywords>YAZMAK, aydın uzkan</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">İçsel bir ateşin doğuşudur yazmak, her kelimeyle biraz daha büyüyen, her cümleyle biraz daha derinleşen. Ruhun en derinlerinde uyuyan bir volkanın patlaması gibidir. Kelimeler, kâğıt üzerinde sadece harflerden ibaret değildir, her biri birer kıvılcım taşır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">Yazarın kalemi, kıvılcımları ateşleyen bir kibrit gibidir. Her cümle, bir öncekinin üzerine eklenen bir odun parçası gibi, ateşi besler ve büyütür. Bu ateş, sadece kâğıdı değil, yazarın ruhunu da yakar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">Zihnin karanlık dehlizlerinde saklanan düşünceler, yazıya döküldükçe birer lav gibi yüzeye çıkar. İçte bastırılan her duygu, kağıtla buluştuğunda erir, şekil değiştirir, akar. Ve o akışta insan, kendi içinin coğrafyasını keşfeder, yanardağlarla dolu bir harita gibi. Yazmak, bu haritayı okumayı değil, bizzat patlamayı göze almaktır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">Her paragraf, bir parça derinin soyulması gibidir. İnsan yazdıkça incelir, yazdıkça savunmasızlaşır. İçindeki kabuklar birer birer dökülürken, altından çıkan hakikat ateşe daha yakındır. Ve bu yakınlık, acıtır; ama aynı zamanda arındırır. Çünkü yazmak, kendini yakarak saflaşmaktır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">Öyle asil bir eylem ki yazmak, duygular kâğıt üzerinde bir cenk eder. Aşkın sıcaklığı, acının soğukluğu, umudun parıltısı, çaresizliğin karanlığı... Hepsi kelimelerle şekillenir, cümlelerle hayat bulur. Yazarın kalemi, bu duyguların ritmine ayak uydurur, bazen hızlı ve heyecanlı, bazen yavaş ve hüzünlü. Bu cenk, yazarın ruhunu sarsar, onu farklı duygulara savurur. Ama bu cenk, aynı zamanda bir kurtuluştur, duyguların özgürleşmesidir<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">Bazı kelimeler birer ok gibi saplanır yüreğe, bazıları bir merhem gibi sarar yaraları. Yazarın kalemi, bu gücü kullanır, kelimeleri birer sanat eserine dönüştürür. Bu güç, okurun ruhunu etkiler, onu farklı dünyalara götürür. Kelimelerin bu gücü, yazmanın yakıcı etkisinin en önemli unsurlarından biridir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">Yazarken insan, zamanın ötesine bir yolculuğa çıkar. Kelimeler, yazarın sesini geleceğe taşır, düşüncelerini kuşaktan kuşağa aktarır. Bu yolculuk, yazarın ölümsüzleşmesini sağlar, onun izini dünyada bırakır. Ama bu yolculuk, aynı zamanda bir sorumluluktur, kelimelerin gelecekte nasıl yorumlanacağı sorumluluğu. Yazar, bu sorumluluğu taşır, kelimelerini dikkatle seçer.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">Hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir yolculuktur yazmak. Yazar, kelimelerle yeni dünyalar inşa eder, tanımadığı karakterlerle tanışır, hiç hissetmediği duyguları yaşatır. Bu yolculuk, yazarın ruhunu özgürleştirir, onu kalıpların dışına çıkarır. Ama bu yolculuk, aynı zamanda bir risktir, hayal gücünün içinde kaybolma riski. Yazar, bu riski göze alır, hayal gücünün sınırlarını zorlamaya devam eder.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">Yazmak, yazarın kendi iç dünyasıyla yüzleşmesidir. Kelimeler, yazarın en derin düşüncelerini, korkularını, arzularını ortaya çıkarır. Bu yüzleşme, bazen acı vericidir, bazen rahatlatıcı. Ama bu yüzleşme, yazarın kendini daha iyi tanımasını, kendini kabul etmesini sağlar. Gerçeğin bu yüzleşmesi, yazmanın yakıcı etkisinin en derin unsurlarından biridir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; line-height: 115%;">Yazmak, sonu gelmez bir yolculuktur. Her kelime, bir yenisinin başlangıcıdır, her cümle, bir sonrakinin temelidir.<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YAZMANIN SİHİRLİ GÜCÜ</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yazmanin-sihirli-gucu</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yazmanin-sihirli-gucu</guid>
<description><![CDATA[ Yazmak, “ben buradayım” demenin en sessiz ama en güçlü yoludur. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202603/image_870x580_69bed95a78621.jpg" length="112514" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 20:54:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>aydınuzkan</dc:creator>
<media:keywords>aydın uzkan, yazmak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Yazmanın, görünmeyeni görünür kılan bir sihir etkisi vardır. Harflerin sessizliğinde yankılanan bir kalp atışı gibi. Kalemin ucu, ruhun karanlık dehlizlerine dokunduğunda, kelimeler birer kıvılcım gibi sıçrar ve içimizde sakladığımız evreni aydınlatır. Sanki her cümle, zihnin derinliklerinde açılan gizli bir kapıdır.<o:p></o:p></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Bazen bir cümle, bir hayatı değiştirir. Bir paragraf, insanın bakışını başka bir yöne çevirir. Yazı, bir pusula gibi yön gösterir; karanlıkta kalmış düşünceleri gün yüzüne çıkarır. İçimizdeki karmaşayı düzenler, kelimelerle bir anlam haritası çizer.<o:p></o:p></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Yazmanın, zihnin en derin köşelerinden süzülerek kâğıt üzerine dökülen kelimelerin, sadece harf diziliminden ibaret olmadığını, her birinin ardında saklı olan o muazzam gücün ne denli büyüleyici ve dönüştürücü olduğunu keşfetmek, bir yazarın en büyük tutkusudur. Kelimeler, adeta birer sihirli değnek gibi, okurun zihninde yeni dünyalar inşa edebilir, duyguları harekete geçirebilir ve düşünceleri şekillendirebilir. <o:p></o:p></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Kelimeler, görünmez iplerle duyguları birbirine bağlar. Yazı sayesinde birinin yalnızlığı, başka birinin kalbinde yankı bulur. Hiç tanımadığımız bir insanın cümlesinde kendimizi buluruz. Bu, yazının kurduğu en gizli köprüdür. Mesafeleri yok eden, ruhları birbirine dokunduran bir bağ<o:p></o:p></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Yazmanın bu büyülü gücü, sadece kelimelerin bir araya gelmesiyle değil, aynı zamanda yazarın kaleminden dökülen her cümlenin, her paragrafın, her hikayenin ardında yatan o içtenlik ve samimiyetle de beslenir.<o:p></o:p></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Kelimeler kâğıt üzerinde canlandığında, hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir yolculuğa dönüşür. Bu yolculukta, yazarın kalemi, sadece bir araç olmaktan çıkar, adeta bir asa gibi, okuru, bilmediği diyarlara götürür, tanımadığı karakterlerle tanıştırır ve hiç hissetmediği duyguları yaşatır. Yazmanın bu büyülü gücü, sadece kelimelerin bir araya gelmesiyle değil, aynı zamanda yazarın kaleminden dökülen her cümlenin, her paragrafın, her hikayenin ardında yatan o içtenlik ve samimiyetle de beslenir.<o:p></o:p></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Yazarken insan, hem yaratıcı hem de tanık olur. Kendi hikâyesini yazarken aslında kendini yeniden kurar. Harfler, sadece anlam taşımaz; aynı zamanda bir varoluş biçimidir. Yazmak, “ben buradayım” demenin en sessiz ama en güçlü yoludur.<o:p></o:p></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Bir kelime bazen bir ömrü taşır sırtında. Yazarken, zaman eğilir; geçmişin küllerinden hatıralar doğar, gelecek henüz yaşanmamış bir rüya gibi satır aralarına sızar. An’ı dondurur ama aynı anda onu yeniden yaşatır. Bir nehir gibi akar, bazen durgun, bazen coşkun ama her zaman bir yere varır.<o:p></o:p></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12.5pt; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Yazmanın en büyülü yanı, insanı yalnızlıktan kurtarmasıdır. Bir kalem, bir kâğıt ve birkaç kelimeyle insan kendine bir dünya kurabilir. O dünyada acılar anlam bulur, sevinçler çoğalır. Yazı, insanın kendine tuttuğu bir aynadır. Bazen kırık, bazen bulanık ama her zaman gerçeğe en yakın olan.<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>PEDER PARKUS&amp;apos;A MEKTUP</title>
<link>https://edebiyatblog.com/peder-parkusa-mektup</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/peder-parkusa-mektup</guid>
<description><![CDATA[ Bir seyyah gemicinin, çöküşü ve psikolojik felsefik olarak papaya Mektup yazıp felsefenin içine atılması. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_6272817fa09b6.jpg" length="70981" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 03:31:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>berat efe çokcanoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yüzüğü Parmağında, Aklı Hala Piyasada Olanlar</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yuzugu-parmaginda-akli-hala-piyasada-olanlar</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yuzugu-parmaginda-akli-hala-piyasada-olanlar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202511/image_870x580_69259a8bea423.jpg" length="74256" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 15:01:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>Korhan KÜLÇE</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sadakat eksiklik değil; karakterdir.<br>Birine ait olmayı seçmek, zayıflık değil; omurga gerektirir.</p>
<p>-----------------------------------------</p>
<p>Artık öyle bir çağdayız ki, evli insanlar bile “piyasasının kapanmasını” istemiyor.<br>Tiksindirici, ama gerçek bu.</p>
<p>Evliliğin sunduğu güveni değil; hâlâ seçeneklerinin olduğunu bilmenin verdiği sahte özgüveni arıyor bazıları.</p>
<p>Son 15 yılda sosyal medya ve akıllı telefonlar ile yeni bir hastalık yayıldı:<br>Dışarıdan beğenilme bağımlılığı.</p>
<p>Mutlu bir evin varsa yetmiyor.<br>Eşinin ilgisi varsa yetmiyor.<br>Eşin seni seviyorsa yetmiyor.<br>“DM kutum boş kalmasın, paylaştığım fotoğraflara beğeniler çok olsun, çiçek, alev beğeni emojileri eksik olmasın, hâlâ talibim var hissi bende kalsın” diyen evli insanlar ortaya çıktı.</p>
<p>Bu yalnızca bir davranış değil; bir zihinsel çöküş.<br>Evdeki eşinden gelen gerçek bağın yerini “takipçi ilgisi”, gerçek sadakatin yerini “gizli hayranlar”, gerçek ilişkinin yerini “dışarıdan onay” aldı. Modern kültür fısıldıyor:<br>“Seçeneğin bitiyorsa, değerin de bitiyor.”</p>
<p>Ve o yalan öyle güzel parlatıldı ki…<br>Telefonun küçük ekranında sana gülücük atan, çiçek emojisi gönderen bir yabancının ilgisi, aynı evde senin için ömrünü harcayan, çaba gösteren eşten daha cazip geliyor bazılarına.</p>
<p>Çünkü sosyal medyada hesap verme yok.<br>Sorumluluk yok.<br>Yüzleşme yok.<br>Seni daha iyiye taşımaya çalışan, seni seven, geleceğini önemseyen ve bu sebeple eleştiren bir eş yok.</p>
<p>Sadece sahte ilgi var.<br>Senin gerçekte kim olduğunu, hatalarını, kötü alışkanlıklarını, sağlını, geleceğini umursamayan; sadece o geceyi seninle geçirmeyi planlayarak karşında oturan ve bu şansı kaybetmemek için her anlattığını gülümseyerek onaylayan birisi... <br>Ve en kötüsü: Sende oluşan sahte bir “ben hâlâ piyasadayım” hissi var.</p>
<p>Eşin evde seni beklerken, sosyal medyadan tanıştığın kişilerden ilgi beklemek…<br>Evdeki eşinin sevgisi yerine ekran başındaki yabancıların ilgisine ve onlardan alacağın takdire değer vermek…<br>İşte modern ilişkilerin çürük kalbi bu.</p>
<p>Oysa piyasada kalmak bir üstünlük değil;<br>Hiçbir yere ait olamamanın acı bir göstergesidir.<br>Gerçek güç, seçenek çokken bile birini seçebilmektir.<br>Sadakat eksiklik değil; karakterdir.<br>Birine ait olmayı seçmek, zayıflık değil; omurga gerektirir.</p>
<p>Bugünün sorunu evlilik değil.<br>İlişkiler değil.<br>İnsanlar değil…<br>Sorun, sadakati küçümseyen, bağlılığı zayıflık gören ve “piyasa değerim yüksek olsun” psikozunu normalleştiren kültürdür.</p>
<p>Ve bunun bedelini herkes ödüyor:<br>Sığlaşan ilişkiler.<br>Doymayan kalpler.<br>Sürekli daha fazlasını arayan ama hiçbir yerde bulamayan ruhlar.</p>
<p>En net şekilde söyleyeyim:<br>Evlendikten sonra hâlâ dışarıdan ilgi arayan bir insanın sorunu eşi veya evliliği değil; kendi içindeki boşluktur.</p>
<p>Tanrı iyi insanların karşısına, kendisinden başka seçenek düşünmeyen ve bunu ilan etmekten geri durmayan bir eş denk getirsin. </p>
<p>Yazan<br>Korhan KÜLÇE</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe Hayatın Yolu, Bölüm 16 – Platon Kimdir?</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-16-platon-kimdir</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-16-platon-kimdir</guid>
<description><![CDATA[ Akademi&#039;nin kurucusu, ilk sistem filozofu büyük Platon... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202210/image_750x500_63413dc0ee9cf.jpg" length="39324" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 08 Oct 2022 12:22:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>felsefe, ilkçağ, platon, köle, devlet, savunma, ideal, idea, Akademi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Mağara Alegorisi&rsquo;nden sonra yaşam hik&acirc;yesine g&ouml;z atarak devam edelim b&uuml;y&uuml;k filozof Platon&rsquo;a. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Platon M.&Ouml;. 427 (veya 428) yılında Atina&lsquo;da doğdu. Soylu bir aileden gelen Platon&rsquo;un annesi Periktione&rsquo;nin soyu Solon&rsquo;a, babası Ariston&rsquo;un soyu ise Kodros&rsquo;a kadar gitmekteydi. Adeimantus ve Glaukon adında iki erkek kardeşiyle, Potone adında bir kız kardeşi vardı. Mağara Alegorisi&rsquo;nde olduğu gibi, Sokrates Glaukon ile konuşmaktaydı, yazmış olduğu diyaloglarda onların isimlerini de kullanmıştır. &Ccedil;ocukluğu ve gen&ccedil;liği bu aristokratik ortamda ge&ccedil;miştir ve pek tabi &ccedil;ocukluğundan itibaren edebiyat ve felsefe hayatının hep i&ccedil;inde olmuştur. Gen&ccedil;lik yıllarında beden eğitimi dersleri almış, jimnastikle uğraşmış, g&uuml;reş yapmıştır. Bazı kaynaklarda esas isminin &ldquo;Arictocles&rdquo; olduğu, g&ouml;ğs&uuml;n&uuml;n genişliğinden dolayı geniş anlamına gelen Platon takma adını aldığı s&ouml;ylenir. Gen&ccedil;liğinde sanatla da uğraşmıştır; lirik ve dramatik şiirler yazmış, ozan olmayı istemiş, doğa felsefesiyle meşgul olmuştur. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Platon&rsquo;un hayatının y&ouml;n&uuml;, Sokrates ile tanıştıktan sonra değişmiştir. Şiirlerinin hepsini yakmış, doğa felsefesine olan ilgisi y&ouml;n değiştirmiş, ailesinin diğer &uuml;yeleri gibi aktif siyasette yer alma isteğinden vazge&ccedil;miştir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Platon&rsquo;un &ccedil;ocukluk ve gen&ccedil;lik yıllarında Atina sıkıntılı d&ouml;nemden ge&ccedil;iyordu. Platon bunun sebebinin başta bulunan y&ouml;neticilerden kaynaklandığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu. &Ccedil;oğu cahildiler ve kendi &ccedil;ıkarlarının peşinde koşmaktaydılar. Hatta Sokrates gibi m&uuml;thiş bir filozofu idam etmişlerdi. Gen&ccedil; yaşlarından itibaren bu yaşadıkları ve tanık oldukları ve de &ouml;zellikle bu idam onu hayatı, evreni, erdemi, bilgiyi&hellip; sorgulamaya itmiştir. Bu sorgulamaları da yazmış olduğu eserlerindeki diyaloglarla yapmıştır. Esasında hocası Sokrates&rsquo;in kullandığı Sokratik Y&ouml;ntemi izlemiştir bilgiye ulaşabilmek i&ccedil;in. Diyaloglarının pek &ccedil;oğunun başkahramanı Sokrates&rsquo;tir. Sokrates&rsquo;in Savunması&rsquo;nda Sokrates&rsquo;in ağzından mahkemeyi anlatır. Devlet adlı eserinde yine başrolde Sokrates vardır. Konuştuğu insanlara sorular sorarak doğruyu bulmalarını sağlar. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sokrates idam edildikten sonra Atina&rsquo;da bulunan filozoflar tedirgin olmuşlardı. Hatırlarsınız Megaralı Euklides Atina&rsquo;da bulunan filozofları kendi emniyetleri a&ccedil;ısından yanına &ccedil;ağırmıştı. Platon&rsquo;un da onun yanına gittiği rivayet edilir. Ondan sonraki yıllarda da s&uuml;rekli seyahat etmiş Platon. Sokrates idam edildiğinde yirmi beş yaşında,<span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp; </span>Atina&rsquo;ya d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;nde ise kırklı yaşlarındaymış. Kuzey Afrika&rsquo;ya, Mısır&rsquo;a ve İtalya&rsquo;ya gittiği s&ouml;ylenir. Mısır&rsquo;da matematik bilgisini geliştirdiğinden, Musevi Dini hakkında bilgi sahibi olduğundan, İtalya&rsquo;da ise Pythagos&ccedil;ılarla tanıştığından bahsedilir. Bu d&ouml;nemde yazdığı diyaloglarla &uuml;nlenmiştir. I. Dionysius Syracuse&rsquo;a (Sicilya&rsquo;da) davet etmiş ancak aralarında anlaşmazlık &ccedil;ıkınca k&ouml;le olarak satmış Platon&rsquo;u. Bir arkadaşı (muhtemelen Anniceris) tarafından satın alınarak &ouml;zg&uuml;rleştirilmiş. Sonrasında bir defa daha gitmiş Sicilya&rsquo;ya Platon. I. Dionysios&rsquo;un yerine ge&ccedil;en Dion talep etmiş. Kendi yerine ge&ccedil;ecek olan II. Dionysos&rsquo;u filozof-kral olarak eğitmesini istemiş. Ancak başarılı olamamıştır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; II. Dionysos hırslı, aktif bir y&ouml;neticiymiş, Platon ise idealist bir ahlak&ccedil;ı, uyuşamamışlar. II. Dionysos Platon&rsquo;u alıkoymaya kalkmış fakat bu defa Platon ka&ccedil;abilmiş. <span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Platon&rsquo;dan bize &ouml;ğretileri dışında en b&uuml;y&uuml;k mirası bence tarihte ilk Akademi&rsquo;yi kurmasıdır. <span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span>Akademi yani bug&uuml;nk&uuml; &uuml;niversitelerin ilki. Kapısına da &ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">Geometri bilmeyen i&ccedil;eriye giremez</i>&rdquo; yazdırdı. Nasıl mı kurmuş? K&ouml;le olduğu zaman kurtulması i&ccedil;in fidye parasını &ouml;deyen arkadaşına parayı geri &ouml;demeye kalkar. O da kabul etmez. Platon&rsquo;da gidip o parayla yer satın alıp Akademi&rsquo;yi kurar. Platon, M.&Ouml;. 348 (veya 347) yılında &ouml;l&uuml;nceye kadar t&uuml;m &ccedil;alışmalarını işte bu Akademi&rsquo;de s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r; politikayla sadece teorik d&uuml;zeyde ilgilenmiş, eserlerini yazmış, Akademi&rsquo;de Aristoteles de dahil olmak &uuml;zere pek &ccedil;ok filozof yetiştirmiştir. Akademi&rsquo;yi kurmaktaki esas amacı ilim ve felsefe temelli bir politika eğitimi verip filozof-kralı yetiştirmekmiş. Platon&rsquo;un Akademisi&rsquo;nin varlığı M.S. 539 yılına kadar s&uuml;rd&uuml;. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Gelelim eserlerine. Kaleme aldığı otuzdan fazla eseri g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar ulaşmıştır. Hepsini diyaloglar halinde yazmıştır. <span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span>Eserlerinin hepsi hem felsefi hem de edebi niteliktedir. <span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span>Platon&rsquo;un eserlerini, onun yaşamındaki d&ouml;nemlere g&ouml;re genel olarak &uuml;&ccedil; kategoriye ayırabiliriz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">İlki erken d&ouml;nem; bu eserlerinde bilgiyi ve inancın doğasını, ahlak ve erdemin kaynaklarını konu alır. Sokrates&rsquo;in Savunması (Apology), Charmides,&nbsp; Kriton, Euthyphro, Gorgias, </span><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Hippias I ve II, Ion, Laches, Lysis, Protagoras'ı sayabiliriz. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Orta d&ouml;nem eserleri ise Kratylos, Euthydemus, Meno, Parmenides, Phaidon, Phaidros, Devlet, Ş&ouml;len, Theaetetos&rsquo;tur. Genel olarak ilk ve ge&ccedil; d&ouml;nem arasındaki ge&ccedil;iş d&ouml;nemi eseridir. Daha &ouml;nceki eserlerinde Sokrates&rsquo;in etkisi &ccedil;ok y&uuml;ksektir. &Ouml;rneğin Meno&rsquo;da ilk defa kendi d&uuml;ş&uuml;ncelerini a&ccedil;ıklamaya başlar ve ilk defa y&ouml;ntem konusuna değinir. Kişinin bilgiye sahip olmasa da doğru y&ouml;ntemle &ouml;ğrenebileceğini ortaya koyar. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Ge&ccedil; d&ouml;nem eserlerini ise Critias, </span><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Sofist, Devlet Adamı, Timaeus</span><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">,&nbsp;Philebus,&nbsp;Yasalar olarak sayabiliriz. Burada da daha &ccedil;ok bilgi, varlık, estetik konularında yazmıştır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Calibri','sans-serif'; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-theme-font: minor-latin;">Uzunca bir s&uuml;re kalacağız bu durağımızda. B&ouml;yle b&uuml;y&uuml;k bir filozofun g&ouml;r&uuml;şlerini tek tek incelemeye başlayacağız.<o:p></o:p></span></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Allah mı Tanrı mı?</title>
<link>https://edebiyatblog.com/allah-mi-tanri-mi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/allah-mi-tanri-mi</guid>
<description><![CDATA[ Türkçede Yaratıcı kelimesine eşdeğer kelime hangisidir? ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202209/image_750x500_632ddc0242adf.jpg" length="104178" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 23 Sep 2022 19:20:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Deparegitim</dc:creator>
<media:keywords>insan, ruh, din, yaşam, yaratıcı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202209/image_750x_632ddc0269f4b.jpg" alt="" /></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İdolelerimiz</title>
<link>https://edebiyatblog.com/idolelerimiz</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/idolelerimiz</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/07/image_750x500_62d7ff881da37.jpg" length="71504" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 20 Sep 2022 12:30:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Zeliha Koç</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1" style="margin: 0px; font-stretch: normal; font-size: 17px; line-height: normal; -webkit-text-size-adjust: auto;"><span class="s1" style="font-family: UICTFontTextStyleBody;">Biz ideolojilerimiz ile varız. Hayatımızda&nbsp;<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span>bir şeylerin yolunda, gitmesinden sonra ideolojilerimiz devreye girer. Kimimiz o kadar bağlıyız ki bu ideolojilere hayatımızı onlar &uuml;zerine kurar ve onların, şartları dahilinde y&ouml;nlendiririz. Kimisi kendini kaybedercesine beğenmediği ideolojiyi red eder, bunu d&uuml;ş&uuml;neni soyutlar ve bu en sevdiği ruh olsa bile yapar. Unutmayalım ki biz ideolojilerimizi yarattık. Bunlar;&nbsp;<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span>değişebilirler, kalıplar i&ccedil;inde kalmak zorunda değiller. Babamızın, annemizin ideolojileri ile bir olmak zorunda değiller. Siz&nbsp;<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span>bir &uuml;st bilgi ile yetişmiş nesilsiniz. Her şey daha d&uuml;ş&uuml;nceli ve daha gelişmiş olarak,&nbsp;</span></p>
<p class="p1" style="margin: 0px; font-stretch: normal; font-size: 17px; line-height: normal; -webkit-text-size-adjust: auto;"><span class="s1" style="font-family: UICTFontTextStyleBody;">&ouml;teki bir yanlış da :&nbsp;<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span>insanların ideolojilerini oluştururken ideolojilerini insanın ırkına ,cinsiyetine , coğrafyasına ve doğuştan se&ccedil;ilemeyen bir &ccedil;ok şey &uuml;zerine g&ouml;re kurar ve bu&nbsp;<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span>en başından yanlış bir ideoloji. Bunu bir g&uuml;n anlayacak ama kaybettiği &ccedil;ok şey olduğu i&ccedil;in kaybettiklerine saygısından bu yanlışı bildiği halde savunacak, acı olanda bu olmasın&hellip;&nbsp;</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe Hayatın Yolu, Bölüm 15 – Platon’un Mağara Alegorisi</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-15-platonun-magara-alegorisi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-15-platonun-magara-alegorisi</guid>
<description><![CDATA[ Platon, bu devlet ve yasalarını asla ütopya olarak görmez, gerçekçi hedef olarak görür. Yalnız, ona göre bu sistemi sağlayabilmenin koşulu... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202209/image_750x500_632976d09917c.jpg" length="81867" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 20 Sep 2022 11:25:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Platon, Mağara, Alegori, Sistem, Filozof, İlkçağ, Eğitim, Yönetici, Devlet, Cumhuriyet, İdea, İdealar Öğretisi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Yolumuz bu defa, &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k hatta felsefe tarihinin en b&uuml;y&uuml;k filozofu denilebilecek, Sokrates&rsquo;in &ouml;ğrencisi, Aristoteles&rsquo;in hocası olan <b style="mso-bidi-font-weight: normal;">Platon</b>&rsquo;la kesişiyor. Platon ilk sistem filozofudur. Felsefesinin merkezinde &ldquo;<b style="mso-bidi-font-weight: normal;">İdealar &Ouml;ğretisi</b>&rdquo; yer alır. O filozof kimliğinin dışında &ccedil;ok iyi bir edebiyat&ccedil;ıdır, otuzun &uuml;zerinde eser kaleme almıştır. Onun d&uuml;ş&uuml;ncelerini onaylamayabiliriz ancak felsefede a&ccedil;tığı &ccedil;ığırla insanlığın yolunu değiştirdiğini kabul etmemiz ka&ccedil;ınılmazdır. Alfred North Whitehead onun i&ccedil;in &ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">Avrupalı felsefi geleneğinin en genel &ouml;zelliği, onun Platon'a d&uuml;ş&uuml;lm&uuml;ş bir dizi dipnottan meydana gelmesidir</i>,&rdquo; demiştir.</p>
<p class="MsoNormal">Platon&rsquo;un g&ouml;r&uuml;şlerini anlayabilmenin en iyi başlangı&ccedil; noktası bence &ldquo;<b style="mso-bidi-font-weight: normal;">Devlet</b>&rdquo; adlı eserinde yer alan &ldquo;<b style="mso-bidi-font-weight: normal;">Mağara</b> <b style="mso-bidi-font-weight: normal;">Alegorisi</b>&rdquo;dir. Bu eserin orijinal adı &ldquo;Polite&iacute;a&rdquo;&rsquo;dır, İngilizce ismi &ldquo;Republica&rdquo; olup &uuml;lkemizdeki bazı kaynaklarda &ldquo;Cumhuriyet&rdquo; olarak anılır. Toplam on kitaptan oluşan bu eserin tamamını hocası Soktates&rsquo;in ağzından diyaloglarla yazılmıştır.</p>
<p class="MsoNormal">Mağara Alegorisi&rsquo;nin yer aldığı yedinci kitapta Sokrates, Platon&rsquo;un ağabeyi olan Glaukon ile konuşmaktadır. Başlamadan evvel s&ouml;ylemek isterim ki okuyacağınız metin t&uuml;m yedinci kitabı kapsadığı i&ccedil;in &ccedil;ok fazla bilgi ve detay i&ccedil;eriyor. Ancak Platon&rsquo;un felsefesi i&ccedil;in &ccedil;ok &ouml;nemli olduğundan hi&ccedil; kendi yorumu katmadan hemen hemen hi&ccedil;bir detayı da atlamadan hepsini kısaca aktarmak istedim.<span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></p>
<p class="MsoNormal">Sokrates&rsquo;in &ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">Şimdi bir grup insanın hi&ccedil; eğitim almamış olduklarını varsayalım. Hatta ş&ouml;yle bir benzetme yapalım</i>,&rdquo; s&ouml;z&uuml;yle başlar. Sonra mağara ve i&ccedil;inde yaşayan insanları tasvir etmesiyle devam eder.</p>
<p class="MsoNormal">Yeraltında mağarada yaşayan insanlar bulunur. Bu mağaranın girişi &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k ve mağaranın i&ccedil;i aşağıya doğru dik eğimlidir. Mağaranın aşağı doğru kısmında bir grup insan ta &ccedil;ocukluklarından beridir zincire vurulmuş olarak yaşamaktadırlar. &Ouml;yle sıkı zincirlenmişlerdir ki hareket edemezler ve hatta başlarını bile &ccedil;eviremezler. Mağaranın o kısmı &ccedil;ok karanlık. &Ouml;nlerindeki &ccedil;ok kısa bir mesafe dışında bir başka hi&ccedil;bir yeri g&ouml;rm&uuml;yorlar. Arkalarında al&ccedil;ak bir duvar &ouml;r&uuml;l&uuml;, zincirlenmiş insanlar sırtları duvara d&ouml;n&uuml;k olarak oturuyorlar. Bu duvarın ardında, yukarıdaki kısımda bir ateş yakılmış. Ateş, mağaradaki zincirlenmiş insanların arkasından yansıyor.</p>
<p class="MsoNormal">Al&ccedil;ak duvarın ardında da insanlar var. O insanlar ise taş, ahşap gibi malzemelerden yapılmış insan veya hayvan şeklindeki kuklaları taşıyorlar. Bu b&ouml;l&uuml;mdeki insanların bir kısmı konuşuyor bir kısmı da susuyor. Mağaranın i&ccedil;inde zincirlenmiş insanlar, arkadan gelen ateşin etkisiyle o insanlarla kuklaların sadece g&ouml;lgelerini g&ouml;rebiliyorlar ve onların uğultuları duyabiliyorlar.</p>
<p class="MsoNormal">Zincirlenmiş insanlar da kendi aralarında konuşuyorlar. G&ouml;rd&uuml;klerine isim veriyorlar ve isimlerle ger&ccedil;ek şeyleri anlattıklarını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorlar. Duydukları sesleri ise o g&ouml;rd&uuml;klerinin sesi zannediyorlar. Bu zincirlenmiş insanlar i&ccedil;in ger&ccedil;ek, esasında o nesnelerin g&ouml;lgeleri.</p>
<p class="MsoNormal">Sokrates bu tarifinden sonra &ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">Bu insanların zincirleri &ccedil;ıkarıldı ve her şeyi olduğu gibi g&ouml;rmeyi başladılar. Ne olacak</i>?&rdquo; diye sorar ve tek bir insan &uuml;zerinden konuşmaya devam eder.</p>
<p class="MsoNormal">İ&ccedil;lerinden birisini kurtarıp alalım, ayağa kaldıralım, kafasını &ccedil;evirip y&uuml;r&uuml;telim. Işığa baktığı zaman acı &ccedil;eker, g&ouml;zleri kamaşır. Yanından ge&ccedil;tiği bu nesnelerin ne olduğunu sorarsak şaşırır. Daha &ouml;nceden g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; şeylerin esasında g&ouml;lgeler olduğunu ve artık y&uuml;z&uuml;n&uuml;n ger&ccedil;eğe d&ouml;n&uuml;k ve ger&ccedil;eğe daha yakın olduğunu s&ouml;yleyelim. Eski g&ouml;rd&uuml;kleri yani g&ouml;lgeler ona daha ger&ccedil;ekmiş gibi gelir &ccedil;&uuml;nk&uuml; kendi g&ouml;zleriyle g&ouml;rd&uuml;kleri bizim g&ouml;sterdiklerimizden daha g&uuml;venilir gelir ona.</p>
<p class="MsoNormal">Bu kişiye dik ve zorlu yokuşu tırmandırmaya devam edelim ta ki mağaradan &ccedil;ıkıp g&uuml;n ışığı g&ouml;rmesini sağlayıncaya kadar. Kişi direnir &ccedil;&uuml;nk&uuml; &ccedil;ok canı yanıyordur. G&ouml;zleri de kamaştığı i&ccedil;in hi&ccedil;bir şey g&ouml;remez ve bizim ger&ccedil;ek diye adlandırdığımız nesnelere bakamaz.</p>
<p class="MsoNormal">Sonra Sokrates senaryoyu değiştirir; kişinin kendi iradesiyle yukarıya &ccedil;ıkma durumundan bahseder.</p>
<p class="MsoNormal">Eğer bu kişi kendisi yukarıya &ccedil;ıkmak isteyip ışığa alışarak yavaş yavaş &ccedil;ıkarsa &ouml;nce g&ouml;lgeleri g&ouml;r&uuml;r, ardından insanların sudaki yansımalarını ve daha sonra insanların kendilerini. (Su muhtemelen mağaranın dışında, metinde daha &ouml;nce hi&ccedil; sudan bahsetmemişti.) En son g&ouml;zlerini yukarıya &ccedil;evirip aya, g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne, yıldızlara bakar. Hepsinden sonra da g&ouml;zlerini g&uuml;neşe doğru &ccedil;evirir. Artık hedefi yansıması değildir. Sonrasında mevsimlerin, yılların ortaya &ccedil;ıkmasını sağlayan şeyin g&uuml;neş olduğunu anlar. Mağarada g&ouml;rd&uuml;kleri de d&acirc;hil olmak &uuml;zere, g&ouml;r&uuml;nen her şeyi g&uuml;neşin belirlediğini fark eder.<span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp; </span></p>
<p class="MsoNormal">T&uuml;m bu g&ouml;rd&uuml;klerinden sonra mağarayı ve mağaradaki zincirlenmiş arkadaşlarını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;nce kendi durumunun ne kadar iyi olduğunu fark eder. Onlar i&ccedil;in &uuml;z&uuml;l&uuml;r.</p>
<p class="MsoNormal">Mağaradayken bilgi durumlarına g&ouml;re (g&ouml;rd&uuml;kleri şeyleri bilme, hatırlama, tekrar ne zaman g&ouml;receklerine dair en iyi tahminde bulunma&hellip;) kendi aralarında kişilere değer veriyorlardı. O dışarıdaki i&ccedil;in artık bu değerlerin hi&ccedil;bir &ouml;nemi kalmaz, mağaradaki y&uuml;ksek değerde olan insanı kıskanmaz, tekrar onlar gibi olmak, orada yaşamak istemez. Ayrıca oraya d&ouml;necek olsa, hen&uuml;z daha g&ouml;zleri karanlığa alışmadan yeniden karanlığa dalsa, bu defa g&ouml;zleri g&ouml;lgeleri g&ouml;rmez. Mağaradaki insanlarda onunla dalga ge&ccedil;erler; mağaradan &ccedil;ıkmasının boşuna olduğunu ve g&ouml;zlerine de boşu boşuna zarar verdiğini s&ouml;ylerler. O ise onları kurtarıp dışarıya g&ouml;t&uuml;rmeye kalksa onu &ouml;ld&uuml;rmeye bile kalkabilirler.</p>
<p class="MsoNormal">Platon bundan sonra yine Sokrates&rsquo;in ağzından &ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">Glaukon! &Ouml;rneğimizi biraz &ouml;nce konuştuğumuz şeylere uyarlayalım</i>,&rdquo; diyerek tasarlamış olduklarını yorumlamaya başlar. Ancak bu yorumun doğruluğunun tartışılabileceğini ilave eder. Diyalogların bundan sonraki kısmını şu şekilde &ouml;zetleyebiliriz;</p>
<p class="MsoNormal">G&ouml;r&uuml;nen d&uuml;nya mağaradır. Mağaranın etrafındaki ateş de g&uuml;neştir. Mağaradan yukarıya &ccedil;ıkan yokuş ve yukarıda g&ouml;r&uuml;len şeyler ise ruhun d&uuml;ş&uuml;ncelerde y&uuml;kselişidir. (Dışarıdaki bu d&uuml;nyayı algılanır d&uuml;nya olarak adlandırmış.) Algılanır d&uuml;nyanın i&ccedil;inde iyi ideası vardır. İyi ve g&uuml;zel olan her şey ondan gelir. Algılanır d&uuml;nyadaki doğruluk ve kavrama, g&ouml;r&uuml;nen d&uuml;nyadaki ışığın dağılması da ondan gelir. İnsan, bunları kavradığı zaman kendi i&ccedil;inde ve dışında bilgece hareket etmeye başlar.</p>
<p class="MsoNormal">Buradan insanın iyi olma durumuna ge&ccedil;er. İyinin ne olduğunu anlayan insan, d&uuml;nyevi şeylerle pek ilgilenmez, hep bu iyinin yanında yer almak ister.</p>
<p class="MsoNormal">Bu kısımda aklıma Sokrates&rsquo;in s&ouml;ylediği &ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">İnsan bile bile yanlış yapmaz</i>,&rdquo; s&ouml;z&uuml; geldi. Ger&ccedil;ekten iyinin ne olduğunu &ouml;ğrendiğimizde k&ouml;t&uuml;den uzak duruyoruz galiba. Neyse metne geri d&ouml;nelim.</p>
<p class="MsoNormal">Eğer bir insan yukarıyı g&ouml;rm&uuml;şse ve tekrar diğer insanların yanına d&ouml;nd&uuml;yse &ouml;nce her şeyi muğl&acirc;k olarak algılar, karanlığa alışamaz. O insanlara esas doğruyu anlatmaya kalkarsa onlar tarafından garipsenir.</p>
<p class="MsoNormal">Akıllı insan, g&ouml;z&uuml;nde farklı iki sebepten bulanıklık &ccedil;ıkacağını bilir ya karanlıktan aydınlığa ya da aydınlıktan karanlığa ge&ccedil;miştir. S&ouml;z konusu d&uuml;ş&uuml;ncelerimiz de benzerdir. İnsan karşısındaki kişiye ya g&uuml;lebilir ya da eleştirebilir. O kişi ya aydınlıktan karanlığa gelmiştir ya da karanlıktan aydınlığa &ccedil;ıkıyordur. Bu durumlardan ilkinde o kişiye g&uuml;lebilir ancak aslında g&uuml;l&uuml;necek olan g&uuml;lendir, diğer durumda ise eleştirebilir.</p>
<p class="MsoNormal">İnsanın eğitimine ge&ccedil;er buradan. Der ki; &ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">İnsanlar eğitimin adeta k&ouml;r olan birine g&ouml;z vermek gibi, bilgiye sahip olmayan bir ruha bilgi vermek olduğunu zannediyorlar ama yanılıyorlar</i>.&rdquo; Ruhlar &ouml;ğrenme konusunda yeteneğe sahiptirler. Karanlıktan aydınlığa ge&ccedil;işte hem bedenin tamamında hem de ruhta değişiklik olur. Ruhun varlığa bakabilmesi i&ccedil;in sıradan şeyleri bırakması ve varlığın en aydınlık kısmı olan iyiye bakması gerekir. Ruhun iyiye d&ouml;nmesi i&ccedil;in en kolay y&ouml;ntem eğitimdir. Eğitimin amacı g&ouml;rme g&uuml;c&uuml;ne sahip olan ruhun doğru y&ouml;ne bakmasını &ouml;ğretmektir. Muhteşem değil mi?</p>
<p class="MsoNormal">D&uuml;ş&uuml;nme haricinde, ruh ile bedenin diğer g&uuml;&ccedil;leri birbirine denk olur. Başlangı&ccedil;ta denk değillerse bile &ccedil;abayla denk hale getirilebilir. D&uuml;ş&uuml;nme ise tanrısal bir g&uuml;&ccedil;t&uuml;r ve asla yok olmaz. Kendisine yol verildiği gibi iyi, k&ouml;t&uuml;, yararlı, zararlı şekillerle girer. B&uuml;y&uuml;k sıkıntılara yol a&ccedil;an insanların sorunu k&ouml;t&uuml; olmalarıdır. Esasında d&uuml;ş&uuml;nmeyi bilirler ve &ccedil;ok akılı da olabilirler. Hatta d&uuml;ş&uuml;nceleri geliştik&ccedil;e yapabilecekleri k&ouml;t&uuml;l&uuml;kler de artar. İşte b&ouml;yle bir ruha &ccedil;ocukluğundan itibaren verilecek eğitim ile doğru tarafa bakması sağlanabilir.</p>
<p class="MsoNormal">Platon, iyi bir y&ouml;netici ile mağara alegorisini bağladığı kısımlara ge&ccedil;iyor bundan sonra. Konuyu iyi bir y&ouml;neticinin &ouml;zelliklerine ve nasıl eğitilmesi gerektiğine getirmeden &ouml;nce toplumu oluşturan bireylerin yapması gerekenden bahseder. Doğası gereği iyi olan insanları doğru bilgiye y&ouml;nlendirerek karanlıktan aydınlığa &ccedil;ıkmalarının sağlanması gerektiğini; ancak tıpkı mağaranın dışına &ccedil;ıkmış kişi gibi yani yeterince iyiyi g&ouml;rm&uuml;ş olanlara ise dokunulmaması gerektiğini anlatır. Bunun da sebebinin toplumun ortak mutluluğa ulaşmasını sağlamak olduğunu s&ouml;yler.</p>
<p class="MsoNormal">Filozofların y&ouml;netici olmaları konusunda ise ş&ouml;yle bir ayrımda bulunur. Eğer filozof kendi kendisini yetiştirdiyse ondan y&ouml;netici olması talep edilmemelidir. Eğer filozofu devlet yetiştirdiyse o zaman topluma karşı sorumluluğu olduğu i&ccedil;in y&ouml;netici olması talep edilmelidir. Mağaradaki yansımaların ger&ccedil;eklerini &ccedil;ok daha iyi bildikleri i&ccedil;in bu filozoflar gerektiği zaman g&ouml;zlerini karanlığa alıştırarak o mağaraya d&ouml;nmelidirler. <span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal">&ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">Bir &uuml;lkede ne zaman ki y&ouml;netime bunu en az isteyen insanlar gelirlerse, o &uuml;lkede d&uuml;zen kurulur. Kurulu d&uuml;zen de en iyi d&uuml;zendir</i>.&rdquo; Bunun temel koşulu s&ouml;z konusu y&ouml;netimin filozoflara verilmesidir.</p>
<p class="MsoNormal">&ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">Bu &uuml;lkeyi y&ouml;neten insanlar zengindir, kastım akılları ve erdemleri olmasıdır. İnsanlar ancak b&ouml;yle zenginlikle mutlu olurlar. &Ouml;te yandan bir &uuml;lkede iktidara geldikleri zaman, ama&ccedil;ları kendilerini zenginleştirmek olan insanlar varsa o &uuml;lkede d&uuml;zen yoktur. Bu durumda herkes y&ouml;netici olmak isteyecek, iktidar i&ccedil;in m&uuml;cadele artacak ve sonu&ccedil; olarak bu m&uuml;cadele hem kişilere hem de devlete zarar verecektir</i>,&rdquo; diye a&ccedil;ıklamalarını s&uuml;rd&uuml;r&uuml;r. Bu y&ouml;neticilerin eğitiminin kolay olmadığını, bu eğitimin esasında ruhun karanlıktan aydınlığa ge&ccedil;mesi yani ger&ccedil;ek varlığa y&uuml;kselmesi ve bunun da ger&ccedil;ek felsefe olduğunu s&ouml;yler.</p>
<p class="MsoNormal">Platon t&uuml;m bunları bence bilerek diyaloglar halinde yazmış. &Ouml;ncelikle hocası Sokrates&rsquo;in y&ouml;ntemini kullanmak istemiş. İkincisi, insan okurken bu soruları &ouml;nce kendisi cevaplamaya &ccedil;alışıyor sonra okumaya devam ediyor. Kişi okurken uyumuyor, her daim okuduklarının i&ccedil;inde sorgulama yapıyor, zamanımızın post-modern romanları gibi bir nevi. Ayrıca Platon&rsquo;un bu t&uuml;r yazması sayesinde okuyucu, yazıdan, konudan kopmadan bu kadar yığılı bilgiye ulaşabiliyor.</p>
<p class="MsoNormal">Gelelim bu eğitimin hangi bilimleri i&ccedil;erdiği konusuna. Jimnastik ve m&uuml;zik. Bunlar bir askerin alması gereken eğitimlerdir. Sonra sayılar ve matematik. Matematiği &ouml;zellikle &ouml;ğrenme zorluğu &ccedil;ekenlere tavsiye eder &ccedil;&uuml;nk&uuml; ona g&ouml;re matematik bilimi &ouml;ğrenmiş olanların d&uuml;ş&uuml;nce g&uuml;&ccedil;leri artar. Akabinde geometri. Geometrinin ise değişmeyen bilgi olduğu i&ccedil;in, ruhumuzun &ouml;z&uuml;n&uuml; y&uuml;kseltmeye yaradığına, bilim sevgisini arttırdığına ve aşağıda kalmayı değil yukarıya &ccedil;ıkmayı sağladığına inanır. Ayrıca diğer bilimleri kolayca kavramayı sağlar. Sonra astronomi ve de en son olarak diyalektik yani mantık biliminin eğitimi verilmelidir.</p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span>&ldquo;<i style="mso-bidi-font-style: normal;">Bir insan sadece akıl y&uuml;r&uuml;tme yoluyla ya da duyu organlarını kullanmadan nesnelerin &ouml;z&uuml;ne ulaşabilir ve ardından da iyinin &ouml;z&uuml;ne giderse, buna ulaşana kadar durmazsa o zaman g&ouml;r&uuml;lebilen d&uuml;nyanın sonuna gelmiştir, artık algılanan d&uuml;nya da sonlanır</i>.&rdquo; Başlangı&ccedil;taki alegorisine geri d&ouml;ner.</p>
<p class="MsoNormal">Diyaloglar burada bitmez ama az kaldı. Bilginin &ccedil;eşitlerine ge&ccedil;er. Ondan sonra hangi kişilik &ouml;zelliklerine sahip kişilerin, ka&ccedil; yaşlarında, hangi eğitimleri alması gerektiğini konuşurlar. Bu se&ccedil;imleri de yine mantık y&uuml;r&uuml;terek tespit ederler. En cesur, en kuvvetli, en g&uuml;zel, akıllı ve doğaları gereği iyi olmalarının yanında verilecek eğitime uygun insanlar olmalıdır. Anlatılanları kolayca akıllarında tutanlar, &ouml;ğretilenleri unutmayanlar, yorumlayabilenler ve t&uuml;m eğitimi almaya razı olanlar olmalıdır.</p>
<p class="MsoNormal">Matematik, geometri ve mantık dışındaki bilimlere &ccedil;ocukluktan itibaren başlanmalıdır. Ancak eğitim zorla yaptırılmamalıdır. Eğitimden &ccedil;ocuklar keyif almalıdır &ccedil;&uuml;nk&uuml; zorla &ouml;ğrenilen şey akılda kalmaz. Yaklaşık yirmi yaşına geldiklerinde i&ccedil;lerinden &uuml;st&uuml;n olanlar se&ccedil;ilip, tekrar eğitime tabi tutulmalıdır. Otuzlu yaşlarına geldiklerinde branşsal olarak nelere yatkın olduklarına bakılmalıdır. Ondan sonra diyalektik yani mantık verilmelidir. Erken yaşta asla diyalektik &ouml;ğretilmemelidir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu durumda &ouml;ğrenciler fikirleri &ccedil;&uuml;r&uuml;tmeyi oyun olarak g&ouml;r&uuml;rler. Ama&ccedil; doğruyu &ouml;ğrenmektense fikirlerin tam zıddını s&ouml;ylemek halini alır. Bu da belli bir s&uuml;re sonra onları inan&ccedil;sızlaştırır. Bunun sonucunda halkın g&ouml;z&uuml;nde hem kendileri hem de felsefe değerini yitirir. İnsan b&uuml;y&uuml;d&uuml;ğ&uuml; zaman ise diyalektiği oyun olarak g&ouml;rmez, doğruyu &ouml;ğrenmek i&ccedil;in kullanır beraberinde felsefe de değer kazanır.<span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp; </span>Mantık eğitimi de beş yıl s&uuml;rer. Sonrasında bu kişileri tekrar mağaraya sokmak gerekir. Orada onları g&ouml;zlemlemeliyiz. Yaklaşık on beş yıl sonra b&uuml;t&uuml;n konularda diğerlerinden &uuml;st&uuml;n olanların son kısım olan her şeyi aydınlatan varlığa bakmalarını sağlamalıyız. İyinin kendisini g&ouml;rd&uuml;kten sonra artık insanları d&uuml;zen i&ccedil;inde y&ouml;netebilen iyi bir y&ouml;netici olacaklardır. Yaşamlarının bundan sonrasında gerektiği zaman siyasetle uğraşıp geri kalan zamanlarında bol bol felsefeyle uğraşacaklardır. Ama&ccedil;ları ise kendileri i&ccedil;in şan ş&ouml;hret kazanmak değil, halkın ve devletin devamını sağlayabilmek i&ccedil;in kendileri gibi vatandaşlar yetiştirmek olacaktır. Bunları tamamladıktan sonra Mutlular Adası&rsquo;na (iyilerin &ouml;ld&uuml;kten sonraki mek&acirc;nı) gideceklerdir.</p>
<p class="MsoNormal">Bildiğiniz &uuml;zere eski Yunan&rsquo;da kadınların, &ccedil;ocukların, k&ouml;lelerin ve yurttaş olmayan erkeklerin y&ouml;netime katılma hakkı yoktu. Platon ise erkeklerle kadınları eşit kabul eder hem eğitim almaları hem de ilerleyen aşamada y&ouml;netime katılmaları konusunda ayrım yapmaz, &ldquo;&hellip; <i style="mso-bidi-font-style: normal;">belirttiğimiz doğaya sahip olan kadınlar da erkeklerle aynı durumda olacaktır</i>,&rdquo; der.</p>
<p class="MsoNormal"><span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span>S&ouml;z konusu bu devlet ve yasalarını asla &uuml;topya olarak g&ouml;rmez, ger&ccedil;ek&ccedil;i hedef olarak g&ouml;r&uuml;r. Yalnız, ona g&ouml;re bu sistemi sağlayabilmenin koşulu devleti bir ya da birka&ccedil; filozofun y&ouml;netmesidir.</p>
<p class="MsoNormal">Platon&rsquo;un felsefesine başlangı&ccedil; yaptığımız b&ouml;l&uuml;m&uuml;n sonuna geldik. Daha sonraki b&ouml;l&uuml;mlerde onun yaşam &ouml;yk&uuml;s&uuml; ve varlık felsefesi başta olmak &uuml;zere t&uuml;m felsefelerini inceleyeceğiz.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türklerin Yaratılış Mitolojisi</title>
<link>https://edebiyatblog.com/turklerin-yaratilis-mitolojisi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/turklerin-yaratilis-mitolojisi</guid>
<description><![CDATA[ Daha hiçbir şey yokken sadece su varmış. Güneş, ay, toprak yokmuş. Tanrı yalnız başına suyun üstünde uçmaktaymış... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202209/image_750x500_631f4bdbb80cf.jpg" length="81757" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 12 Sep 2022 18:21:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>mitoloji, Türk, Mitolojisi, Kayra Han, Bay Ülgen, Vakvak, Ağacı, Albıs, Töröngöy, Edji, MayTere, ŞalJime</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: left;">Her T&uuml;rk topluluğunun, birbirine benzer &ouml;ğeler i&ccedil;eren evrenin yaratılışına ilişkin kendi mitolojileri bulunmaktadır. Bunlardan &ouml;n plana &ccedil;ıkan ise Altay T&uuml;rkleri&rsquo;nin efsaneleridir. İki b&uuml;y&uuml;k araştırmacı olan Radloff (Altay Yaratılış Efsanesi) ve Verbitsky&rsquo;nin (Altay Efsanesi) derlemiş olduğu metinlerden T&uuml;rk Mitolojisi hakkındaki temel bilgilere erişebiliyoruz. Sayın Hocamız Prof Dr. Yaşar &Ccedil;oruhlu&rsquo;nun &ldquo;T&uuml;rk Mitolojisinin Kısa Tarihi&rdquo; adlı eseri bana bu &ccedil;alışmamı yazarken yol g&ouml;sterdi, kendisine buradan saygılarımı sunuyorum.</p>
<p class="MsoNormal">Hadi başlayalım.</p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Daha hi&ccedil;bir şey yokken sadece su varmış. G&uuml;neş, ay, toprak yokmuş. Tanrı yalnız başına suyun &uuml;st&uuml;nde u&ccedil;maktaymış. (Tanrı bazı kaynaklarda Bay &Uuml;lgen, bazı kaynaklarda ise Kayra Han olarak anılıyor.) Tanrı u&ccedil;arken su dalgalanmış, Ak Ana (Ak-Ene) sudan &ccedil;ıkmış ve Tanrı&rsquo;ya &ldquo;Yarat!&rdquo; demiş ve yaratırken de &rsquo;Yaptım oldu!&rsquo; de, başka bir şey s&ouml;yleme! Hele yaratırken, &lsquo;Yaptım olmadı!&rsquo; deme,&rdquo; deyip tekrar suyun i&ccedil;ine d&ouml;nm&uuml;ş. Tanrı, Ak Ana&rsquo;nın s&ouml;z&uuml;n&uuml; tutmuş ve kendine benzer bir varlık yaratmış, adını &ldquo;Kişi (İnsan)&rdquo; koymuş. Tanrı ve Kişi siyah kazlar gibi suyun &uuml;st&uuml;nde u&ccedil;maya başlamışlar. Bir s&uuml;re sonra Kişi yaratanından daha y&uuml;ksekte olmak istemiş ancak y&uuml;kselmek yerine aşağıya, suya d&uuml;şm&uuml;ş. Boğulmak &uuml;zereyken Tanrı&rsquo;ya onu kurtarması i&ccedil;in yalvarmış. Tanrı &ldquo;Ey insan, sudan dışarı &ccedil;ık!&rdquo; emrini verince Kişi kurtulmuş. <o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Daha sonra Tanrı &ldquo;Sağlam bir taş olsun,&rdquo; demiş ve denizden sert bir taş dışarıya fırlamış, Kişi ile birlikte bu taşın &uuml;st&uuml;nde oturmuşlar. <o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Tanrı bu defa d&uuml;nyayı yaratmayı d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;ş ve Kişi&rsquo;ye suyun dibine dalıp toprak &ccedil;ıkarması emrini vermiş. Kişi suya dalmış avucuyla toprak getirmiş. Tanrı toprağı denizin &uuml;st&uuml;ne savururken &ldquo;Yery&uuml;z&uuml; olsun,&rdquo; demiş ve yery&uuml;z&uuml; oluşmuş. Tanrı tekrar toprak getirmesi emrini vermiş. Bu defa Kişi aşağı inince iki avu&ccedil; toprak almış. Birini Tanrı&rsquo;ya vermiş, diğerini kendisine yery&uuml;z&uuml; yapabilmek i&ccedil;in ağzında saklamış. Tanrı yine toprağı savurmuş ve toprak kalınlaşmış. Kişi&rsquo;nin ağzının i&ccedil;indeki toprak da kabarmış, boğazını tıkamış, neredeyse &ouml;l&uuml;yormuş. Kişi Tanrı&rsquo;dan ka&ccedil;mış, uzağa gittiğini d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; anda Tanrı&rsquo;yı yanında g&ouml;rm&uuml;ş. Boğulmak &uuml;zereyken Tanrı&rsquo;ya onu kurtarması i&ccedil;in yalvarmış. Tanrı&rsquo;ya yery&uuml;z&uuml; yapabilmek i&ccedil;in toprağı ağzında sakladığını itiraf etmiş. Tanrı&rsquo;nın emriyle toprağı ağzından t&uuml;k&uuml;rm&uuml;ş ve o topraktan yery&uuml;z&uuml;ndeki k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;amur tepecikleri oluşmuş. Tanrı Kişi&rsquo;ye demiş ki; &ldquo;Artık g&uuml;nahk&acirc;rsın, bana k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmayı d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;n, sana itaat eden halkın ruhu da aynı şekilde k&ouml;t&uuml; olacak. Bana itaat eden halkın ruhu kutsal olacak. Onlar g&uuml;neşi, ışığı g&ouml;recekler... Senin adın Erlik olsun. Kim g&uuml;nahlarını benden gizlerse o senin olsun. Senin g&uuml;nahlarından sakınan da benim olsun.&rdquo; <o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Sonrasında dalsız tek bir ağa&ccedil; b&uuml;y&uuml;m&uuml;ş. Tanrı onu g&ouml;rm&uuml;ş ve dalsız tek bir ağaca bakmayı hoş bulmamış. Tanrı bu ağacın dokuz dalı olsun, dokuz dalın ucunda dokuz insan oluşsun, her bir insandan dokuz halk oluşsun istemiş ve hepsi olmuş. (S&ouml;z konusu bu ağa&ccedil;tan insanlar yere d&uuml;şerken &ldquo;Vak vak,&rdquo; diye sesler &ccedil;ıkardıkları i&ccedil;in Vakvak Ağacı olarak anılır.)<o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Erlik bazı sesler duymuş ve bu seslerin nereden geldiğini Tanrı&rsquo;ya sormuş. Tanrı hem kendisinin hem de onun efendi olduklarını ve bu seslerin kendi halkından geldiğini s&ouml;ylemiş. Erlik halkını kendisi yaratabilecekken, Tanrı&rsquo;nın yarattığını istemiş. <o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">O halkı incelemek i&ccedil;in yanlarına gitmiş; insanları, hayvanları ve diğer t&uuml;m canlıları g&ouml;rm&uuml;ş. Fark etmiş ki halk sadece tek bir ağa&ccedil;tan ve o ağacın belli dallarında bulunan meyvelerden yiyorlar. Bunun sebebini sormuş. İnsanlardan biri, bu ağacın d&ouml;rt dalındaki meyveleri yememeleri gerektiğini sadece g&uuml;n doğduktan sonraki oluşacak olan beş dalındaki meyveleri yiyebilecekleri ve bunun Tanrı&rsquo;nın emri olduğunu s&ouml;ylemiş. Ayrıca Erlik&rsquo;i engellemek i&ccedil;in k&ouml;pek ve yılanı g&ouml;revlendirdiğini ilave etmiş, o yaklaşmaya kalkarsa k&ouml;pek onu yakalayacak, yılan da onu sokacakmış. <span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span><o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Erlik ağaca yaklaşmış, T&ouml;r&ouml;ng&ouml;y&rsquo;e (insanlardan birinin adı) Tanrı&rsquo;nın beş daldan yenilmesi, d&ouml;rt daldan yenilmemesi konusunda yalan s&ouml;ylediği, tam tersini yemeleri gerektiğini s&ouml;ylemiş. O sırada yılan uykuya dalmış. Şeytan Erlik, yılanın i&ccedil;ine girmiş ve ona ağaca &ccedil;ıkmasını s&ouml;ylemiş. Yılan ağaca &ccedil;ıkınca Tanrı&rsquo;nın yasakladığı meyvelerden yemiş. T&ouml;r&ouml;ng&ouml;y ve birlikte yaşadığı kadın Edji&rsquo;ye de yemelerini s&ouml;ylemiş. T&ouml;r&uuml;ng&ouml;y reddetmiş fakat Edji yemiş ve &ccedil;ok tatlı bulduğu i&ccedil;in meyveyi T&ouml;r&ouml;ng&ouml;y&rsquo;&uuml;n ağzına s&uuml;rm&uuml;ş. Anında her ikisinin de t&uuml;yleri d&ouml;k&uuml;lm&uuml;ş ve utandıkları i&ccedil;in birer ağacın arkasına saklanmışlar. O sırada Tanrı gelmiş. B&uuml;t&uuml;n halk ağa&ccedil;ların arkasına saklanmış. Tanrı neler olduğunu sormuş. Edji cevaplamış; yasakladığı meyveyi yediğini ve T&ouml;r&ouml;ng&ouml;y&rsquo;&uuml;n ağzına s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; s&ouml;ylemiş. Tanrı neden b&ouml;yle yaptığını sorunca da yılanın &ldquo;Ye,&rdquo; dediğini s&ouml;ylemiş. Yılana nedenini sorunca, o da i&ccedil;ine şeytan girdiğini, nasıl girdiği sorusuna ise uyuduğu i&ccedil;in girdiğini s&ouml;ylemiş. K&ouml;peğe neden şeytanı yakalamadığını sorunca o da şeytanı g&ouml;zlerinin g&ouml;rmediği s&ouml;ylemiş.<span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp; </span><span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span>. <o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Tanrı hepsini cezalandırmış. Yılana artık şeytan olduğunu, insanların ona d&uuml;şman olacaklarını, onu d&ouml;v&uuml;p &ouml;ld&uuml;receklerini bildirmiş. K&ouml;peğe ise insanların ona &ccedil;ok k&ouml;t&uuml; davranacaklarını s&ouml;ylemiş. Edji&rsquo;ye şeytana uyduğu i&ccedil;in artık &ouml;l&uuml;ml&uuml; olacağını, &ccedil;ocuk doğuracağını ve şiddetli ağrılar &ccedil;ekeceğini, T&ouml;r&ouml;ng&ouml;y&rsquo;e ise şeytanı dinlediği i&ccedil;in artık şeytanın adamı olduğunu, kendisine d&uuml;şman sayacağını, şeytana uyarak artık onun dengi olma fırsatını ka&ccedil;ırdığını s&ouml;ylemiş. Artık insan yaratmayacağını ve insanın kendi soyunu kendisinin &uuml;reteceğini eklemiş. Onların dokuz oğlu ve dokuz kızı olacağını belirtmiş.<o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Tanrı en son olarak Erlik&rsquo;e insanları neden kandırdığını sormuş. O da Tanrı&rsquo;dan halkını istediğini ama kendisine vermediğini s&ouml;ylemiş. İnsanlara nasıl k&ouml;t&uuml;l&uuml;k edeceğini, onları nasıl birbirine d&uuml;ş&uuml;receğini anlatmış.<span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp; </span><o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Tanrı son olarak, &ldquo;Sizi yerin &uuml;&ccedil; kat altına, G&uuml;neş&rsquo;i ve Ayı olmayan karanlıklar &uuml;lkesine atacağım, yiyeceğinizi de vermeyeceğim, kendi g&uuml;c&uuml;n&uuml;zle kendinizi doyurun, sizinle konuşmaya gelmeyeceğim, size May Tere&rsquo;yi g&ouml;ndereceğim, her şeyi o size &ouml;ğretsin,&rdquo; demiş ve kendisi i&ccedil;inde g&ouml;ğ&uuml;n on yedinci katında bir nur &acirc;lemi yaratarak oraya &ccedil;ekilmiş.<o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;"><span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span>May Tere, Tanrı&rsquo;nın emrettiği gibi Erlik&rsquo;e ve halka her şeyi &ouml;ğretmiş. Bir s&uuml;re sonra Erlik, May Tere&rsquo;den Tanrı&rsquo;ya onun katına &ccedil;ıkabilmesi i&ccedil;in yalvarmasını istemiş, May Tere&rsquo;nin altmış iki yıl dua etmesi sonucunda Tanrı, Erlik&rsquo;i g&ouml;ğe y&uuml;kseltmiş. Tanrı&rsquo;nın rızasıyla Erlik, g&ouml;kte kendi d&uuml;nyasını yaratmış. Erlik&rsquo;in yarattığı k&ouml;t&uuml; varlıklarla şeytanlar orada &ccedil;oğalmışlar. <span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span>Tanrı&rsquo;nın halkının yanında yaşayan Mandı Şire, Erlik&rsquo;in g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde rahat yaşamasından rahatsız olmuş. Tanrı&rsquo;ya kızdığı i&ccedil;in, Erlik ile tek başına savaşmaya gitmiş. G&uuml;c&uuml; onu yenmeye yetmemiş. Mandı Şire Tanrı&rsquo;ya Erlik&rsquo;in halkı ile yery&uuml;z&uuml;nde yaşayan halk arasındaki eşitsizliğini anlatmış, Erlik&rsquo;i g&ouml;ndermek i&ccedil;in savaş a&ccedil;tığını ve başarısız olduğunu s&ouml;ylemiş. Tanrı, kimsenin kendinden daha g&uuml;&ccedil;l&uuml; olmadığı belirterek şimdilik Mandı Şire&rsquo;nin Erlik&rsquo;ten daha g&uuml;&ccedil;s&uuml;z olduğunu s&ouml;ylemiş. Belli bir s&uuml;re sonra Mandı Şire&rsquo;nin Erlik&rsquo;ten daha g&uuml;&ccedil;l&uuml; olacağını, o zaman geldiğinde ona s&ouml;yleyeceğini ve işte o zaman Erlik&rsquo;i yeneceğini s&ouml;ylemiş.<span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp; </span><o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Uzun s&uuml;re ge&ccedil;miş. Mandı Şire zamanın geldiğini d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;ş. Tanrı&rsquo;nın yanına gitmiş ve onun rızasını alarak g&uuml;&ccedil;lenmiş. Silah istemiş, Tanrı ona cirit vermiş. Mandı Şire Erlik&rsquo;in g&ouml;kteki yerini par&ccedil;alamayı başarmış. Oradan d&uuml;nyaya d&uuml;şen par&ccedil;alar, o zamana kadar yery&uuml;z&uuml;nde olmayan taşları, kayaları, ağa&ccedil;lı dağları meydana getirmiş. Erlik&rsquo;e bağlı bulunanları da g&ouml;kten atmış, onlar yere &ccedil;arparak &ouml;lm&uuml;şler. <o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">G&ouml;kteki yerini kaybeden Erlik sırasıyla kendisine &ouml;nce bir tarlalık, sonra beş kula&ccedil;lık yer vermesi i&ccedil;in Tanrı&rsquo;ya yalvarmış. Ancak Tanrı reddetmiş. En sonunda Erlik elindeki sopayı yere batırmış ve sopanın ucu kadar yer vermesi i&ccedil;in yalvarmış. Tanrı bu defa kabul etmiş. Fakat Erlik toprağın &uuml;st&uuml;nde g&ouml;k yaratmaya &ccedil;alışınca Tanrı &ccedil;ok kızmış. Erlik&rsquo;i engellemiş. Erlik&rsquo;in yeraltına doğru d&uuml;nyasını yaratmasını emretmiş ve ona artık g&uuml;neş y&uuml;z&uuml; g&ouml;remeyeceğini bildirmiş. &Ccedil;ok sonra, d&uuml;nyanın sonu geldiğinde onu yargılayacağını s&ouml;ylemiş. Eğer o zaman k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten vazge&ccedil;miş olursa, Tanrı onun iyi biri olduğuna karar verirse ancak o zaman kendi katına alacağını s&ouml;ylemiş. Aksi takdirde tekrar uzaklaştıracağını belirtmiş. Erlik &ouml;l&uuml;leri yanına almak istemiş ama Tanrı kabul etmemiş. Erlik yalnız kalacağından şik&acirc;yet etmiş. Tanrı ona sahip olmak istediklerini kendisinin yaratmasını s&ouml;ylemiş. Tanrı&rsquo;nın rızasını aldığı i&ccedil;in Erlik bir k&ouml;r&uuml;k yapmış ve altına bir aksam yerleştirmiş. Yukarıdan &ccedil;eki&ccedil;le k&ouml;r&uuml;ğe vurduk&ccedil;a alttan bir şeyler beliriyormuş; bir kurbağa; bir yılan, bir ayı... B&ouml;ylece devam etmiş ta ki k&ouml;t&uuml; ruhlar olan Almıs ve Şulumıs&rsquo;ı yaratıncaya kadar. Tanrı kızmış Erlik&rsquo;in elindekileri ateşe atmış. Ateşe altılan k&ouml;r&uuml;kten bir kadın ve kıska&ccedil;la &ccedil;eki&ccedil;ten ise bir erkek ortaya &ccedil;ıkmış. Tanrı her ikisine de sırayla t&uuml;k&uuml;rm&uuml;ş. Kadına t&uuml;k&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;nde &ccedil;ok k&ouml;t&uuml; kokan bir balık&ccedil;ıla, erkeğe t&uuml;k&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;nde ise o da bir t&uuml;r sı&ccedil;ana d&ouml;n&uuml;şm&uuml;ş. <o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Sonra Tanrı yery&uuml;z&uuml;ndeki halkına d&ouml;nm&uuml;ş. Onlar i&ccedil;in gerekli her şeyi yarattığını s&ouml;ylemiş. Onlardan onun i&ccedil;in iyi şeyler yapmalarını istemiş. Artık uzaklara gideceğini ve uzun s&uuml;re gelmeyeceğini ancak d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;nde insanların iyilik ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerine bakıp yargılayacağını s&ouml;ylemiş. Ayrıca onları &ldquo;Şeytan sizden yemek isterse siz verin ama siz şeytanın yemeğini yemeyin &ccedil;&uuml;nk&uuml; o zaman onlardan olursunuz,&rdquo; diye &ouml;ğ&uuml;tlemiş. Kendisine ihtiya&ccedil; duymaları halinde &ccedil;ağırdıklarında onun yanına geleceklerini de eklemiş. <o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Gitmeden evvel bazı kişileri g&ouml;revlendirmiş; Japkara, Manda Şire, Şal Jime, Podo-S&uuml;nk&uuml;. <o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Podo-S&uuml;nk&uuml;&rsquo;ye g&uuml;neşi ve ayı y&ouml;r&uuml;ngesinde sabit tutması g&ouml;revini vermiş. Mandı Şire&rsquo;ye yery&uuml;z&uuml;n&uuml; ve g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml; beklemesini s&ouml;ylemiş. İnsanlara t&uuml;m iyilikleri &ouml;ğretmeye devam etmesini buyurmuş. Ayrıca insanlara yaşamaları i&ccedil;in gerekli olan işleri nasıl yapacaklarını da &ouml;ğretmesini istemiş. Japkara&rsquo;nın g&ouml;revi ise hep Erlik&rsquo;i izlemesiymiş. Erlik &ouml;l&uuml;leri almak isterse Manda Şire&rsquo;ye s&ouml;yleyecekmiş. Şal Jime&rsquo;ye her şeyin yavrusunu ile i&ccedil;ki i&ccedil;miş insanları korumasını g&ouml;revini vermiş. Ayrıca eceliyle veya Tanrı&rsquo;nın, beylerinin uğruna savaşıp &ouml;lenleri Tanrı&rsquo;nın yanına g&ouml;t&uuml;rmek g&ouml;revini de ona vermiş. Ancak intihar edenlerin, zenginden &ccedil;alanların ve başkasına d&uuml;şman olanların &ouml;l&uuml;s&uuml;n&uuml; almamalıymış. Bir g&ouml;revi de k&ouml;t&uuml; ruhları g&ouml;zetlemek ve eğer bu k&ouml;t&uuml; ruhlar yery&uuml;z&uuml;ne &ccedil;ıkmaya kalkarsa May Tere&rsquo;ye haber vermekmiş. May Tere&rsquo;nin g&ouml;revi ise k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; iyilikten uzak tutmakmış. Tanrı gitmiş. <span style="mso-spacerun: yes;">&nbsp;</span><o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><i style="mso-bidi-font-style: normal;">Tanrı gittikten sonra Mandı Şire insanlara g&uuml;ndelik hayatlarında kullanacakları t&uuml;m iyilikleri &ouml;ğretmiş. İşini tamamladıktan sonra gitme zamanı gelmiş ve bir r&uuml;zg&acirc;rın oluşturduğu hortumla yery&uuml;z&uuml;nden ayrılmış. Japkara insanlara Mandı Şire&rsquo;nin Tanrı&rsquo;nın yanına gittiğini a&ccedil;ıklamış. Onu aramamalarını tembihlemiş. Kendisinin de Tanrı&rsquo;nın bir el&ccedil;isi olduğunu ve Tanrı&rsquo;nın yaşamasını s&ouml;ylediği &uuml;lkede yaşayacağını s&ouml;ylemiş. Son olarak insanların Tanrı&rsquo;dan &ouml;ğrendiklerinden sapmamalarını isteyerek kaybolup gitmiş.<o:p></o:p></i></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zaten…</title>
<link>https://edebiyatblog.com/zaten-3335</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/zaten-3335</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202208/image_750x500_62e9a20470dd2.jpg" length="40849" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 03 Aug 2022 01:15:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>siirsel__sanat</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zaten…</title>
<link>https://edebiyatblog.com/zaten</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/zaten</guid>
<description><![CDATA[ Zaten… ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/07/image_750x500_62d6feb38e5ee.jpg" length="41166" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 19 Jul 2022 22:00:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>siirsel__sanat</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe Hayatın Yolu, Bölüm 14 &#45; Sokratik Okullar</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-14-sokratik-okullar</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-14-sokratik-okullar</guid>
<description><![CDATA[ Sokrates omuzlarına birçok irili ufaklı devi almış ve onlara yeni yollar açmaları için ilham kaynağı olmuş... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/07/image_750x500_62d652c37ec08.jpg" length="76237" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 19 Jul 2022 09:53:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, İlkçağ, Sokrates, Ahlak, Sokratik, Hedonizm, Eristik, İyi, Haz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&ldquo;<em>Eğer daha uzağı g&ouml;rebiliyorsam, benden &ouml;nceki devlerin omuzlarında durduğum i&ccedil;indir,&rdquo; </em>demişti &nbsp;Isaac Newton, hatırlarsınız. Felsefe yolunda karşımıza &ccedil;ıkan Sokrates&ccedil;i Okullar işte tam da bu s&ouml;z&uuml;n g&ouml;ndergesidir.</p>
<p>Sokrates&rsquo;in &ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n daha doğrusu idamının ardından takip&ccedil;ileri onun &ouml;ğretilerini devam ettirmişlerdir. O, &ccedil;ok renkli kişiliğe ve &ccedil;ok farklı d&uuml;ş&uuml;ncelere sahipti, fakat bunların hi&ccedil;birini tamamen bilin&ccedil;li olarak kaleme almamıştı.&nbsp; Sokrates&rsquo;in g&ouml;r&uuml;şlerinin bize iletilmesi ve geliştirilmesi ve de farklı d&uuml;ş&uuml;ncelerin doğması işte onun ardılları, onların da ardılları tarafından olmuştur. Muhteşem bir zincir&hellip;</p>
<p>Sokrates&rsquo;in ardılları pek &ccedil;ok okul kurmuşlardır. Bunları Sokratik (Sokrates&ccedil;i) Okullar olarak biliriz. Felsefe d&uuml;nyası a&ccedil;ısından onun en b&uuml;y&uuml;k ardılı Platon&rsquo;dur ve onun da &ouml;ğrencisi Aristoteles. Onların g&ouml;r&uuml;şlerini ilerleyen b&ouml;l&uuml;mlerde detaylı olarak inceleyeceğiz (az kaldı).</p>
<p>K&uuml;&ccedil;&uuml;k Sokratik Okullar olarak adlandırılanlar ise Megara, Elis-Eteria, Kinikler, Kirene okullarıdır.</p>
<p>&ldquo;<strong>Megara Okulu</strong>&rdquo; ile başlayalım. Kurucusu Megara&rsquo;lı Eukleides&rsquo;dir. Euclid, &Ouml;klid olarak da ge&ccedil;er ismi ancak Matematik&ccedil;i Oklid ile karıştırılmamalıdır. Bir rivayete g&ouml;re Eukleides Sokrates&rsquo;in idamını izlemiştir ve idamının akabinde korkan t&uuml;m felsefecileri Megara Şehrine davet etmiş orada onlara koruma sağlamıştır. Sokrates&rsquo;in iyinin tek olduğu d&uuml;ş&uuml;ncesinden etkilenerek &ldquo;<em>Bir olan iyidir</em>,&rdquo; demiştir. Bu d&uuml;ş&uuml;ncesinde Elea &ouml;ğretisinden etkilendiği de s&ouml;ylenmektedir.</p>
<p>Megara Okulu&rsquo;nun en &ouml;nemli &ouml;zelliği <strong>Eristik Sanatı</strong> geliştirmeleridir. Yunanca tartışma, kavga anlamına gelen &ldquo;Eris&rdquo; kelimesinden t&uuml;retilen &ldquo;Eristik&rdquo; didişim demektir.&nbsp; Eristik Felsefe&rsquo;de ise konuşma ve tartışma ama&ccedil;tır, i&ccedil;erik değil. Mantık&rsquo;ın geliştirilmesinde Eristik Sanat &ccedil;ok &ouml;nemli rol oynamıştır.</p>
<p>Eristik Sanat&rsquo;ın en temel &ouml;rnekleri Giritli, Kel, Boynuzlu&rsquo;dur. &ldquo;Boynuzlu&rdquo; &ouml;rneğini burada paylaşayım;</p>
<p>&ldquo;<em>Kaybetmediğimiz şeye sahibiz. Boynuzlarımızı kaybetmedik. O halde boynuzlarımız vardır</em>.&rdquo;</p>
<p>Gelelim <strong>Elis-Eretria Okulu</strong>&rsquo;na. Elisli Phaidon tarafından, Sokrates&rsquo;in ahlak felsefesi &uuml;zerine kurulmuştur. Sokrates&rsquo;in soylu hayatı ve bu yaşamından alınacak derslere odaklanmışlardır. Ama&ccedil;larından birisi de insan hayatında felsefenin yerini vurgulamaktır. Kurucusu Phaidon zamanında k&ouml;leymiş, Sokrates onu satın alarak &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;ne kavuşturmuş. Phaidon&rsquo;a g&ouml;re felsefe insanı ruhsal hastalıklarından kurtaran hakiki &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k veren bir kılavuz niteliğindedir.</p>
<p>Genel olarak daha bilinen diğer bir Sokratik Okul<strong> Kinikler</strong>&rsquo;dir. &nbsp;Kinikler ismini duyduğumuzda pek &ccedil;oğumuzun aklına ilk Diogenes ve onun B&uuml;y&uuml;k İskender&rsquo;e s&ouml;ylediği o meşhur s&ouml;z gelir; &ldquo;G&ouml;lge etme başka ihsan etmem!&rdquo; B&uuml;t&uuml;n toplumsal kurallara karşı olan Diogenes &ouml;mr&uuml;n&uuml; bir fı&ccedil;ı i&ccedil;inde yaşamıştır.</p>
<p>Kinik Okulu&rsquo;nun esas kurucusu Atinalı Antisthenes&rsquo;tir. Antisthenes &ouml;nce Sofist Gorgias&rsquo;ın &ouml;ğrencisi olmuştur ve sonra ise Sokrates&rsquo;in dostu. Kurmuş olduğu okul her iki filozofun d&uuml;ş&uuml;nlerinden de etkilenmiştir. Sofist Gorgias&rsquo;ın &ldquo;Var olan birdir&rdquo; olan birlik &ouml;ğretisinden izler taşır. Antisthenes&rsquo;e g&ouml;re ilk varlık tanımlanamaz ve ilk varlık dışındaki varlıklar hep birleşik şeylerdir. Tanımları ise birleşimlerini oluşturan par&ccedil;aların sayılmasından ibaret olacaktır. Ger&ccedil;ek bilgi, kendi i&ccedil;inde daha fazla par&ccedil;alanamayan nesneler hakkındaki bilgidir.&nbsp;</p>
<p>Diğer Sokratik Okullar gibi Kinik Okul&rsquo;un &ouml;ğretisi Sokrates&rsquo;in erdem &ouml;ğretisine dayanmaktadır. Onlar i&ccedil;in hayatın amacı mutlu olmaktır, buna da erdemli hayat yaşayanlar ulaşabilir. Erdem konusunda Soktares&rsquo;in hayat tarzından etkilendiklerini s&ouml;yleyebiliriz. B&uuml;t&uuml;n maddi unsurları reddederler; para, mal, m&uuml;lk, ş&ouml;hret&hellip; Toplumsal yaşama, evliliğe de karşıdırlar. Bu d&uuml;nyada yaşayan t&uuml;m insanlar din, dil, ırk, cinsiyet g&ouml;zetmeksizin eşittir. İdeal devlet anlayışlarında b&uuml;t&uuml;n insanlar bir s&uuml;r&uuml; gibi bir arada yaşarlar. Bir nevi d&uuml;nya vatandaşlığından bahsetmişler zamanında, resmen bir &uuml;topya.</p>
<p>K&uuml;&ccedil;&uuml;k Sokratik Okullardan <strong>Kirene Okulu</strong>&rsquo;na baktığımızda onların da Kinikler gibi bireyci olduklarını ve felsefelerini Sokrates&rsquo;in ahlak felsefesine dayandırdıklarını s&ouml;yleyebiliriz. Ancak aralarındaki en temel fark hazza bakış a&ccedil;ılarıdır, hatta taban tabana zıtlardır.</p>
<p>Kirene Okulu&rsquo;nun kurucusu Aristippos&rsquo;tur ve o tarihte &ldquo;<strong>Hedonizm</strong>&rdquo;in kurucusu kabul edilir. Hedonizm (hazcılık) nedir peki?</p>
<p>Hazcılık&nbsp;veya&nbsp;hedonizm, hazzın mutlak anlamda iyi olduğunu, insan eylemlerinin nihai anlamda haz sağlayacak bir bi&ccedil;imde planlanması gerektiğini, s&uuml;rekli haz verene y&ouml;nelmenin en uygun davranış bi&ccedil;imi olduğunu savunan felsefi g&ouml;r&uuml;ş (Vikipedi).</p>
<p>Aristippos hazzı iyi ile &ouml;zdeşleştirir. Hazzı sağlayan şey iyidir, acı veren şey k&ouml;t&uuml;d&uuml;r, ne haz almadığımız ne de acı duymadığımız matematik, fizik gibi şeyler anlamsız ve değersizdir. &Ouml;zellikle matematik &ccedil;alışırken acı &ccedil;eken veya &ccedil;ok zevk alan &ccedil;ocuklar ile tanışmamış her halde o. İşin şakası bir yana Aristippos hazzı iyi ile bağdaşlaştırmaktadır. Onun asıl kastettiği maddi hazlardır, Sokrates&rsquo;en ayrılan y&ouml;n&uuml; burasıdır. Hazları sınıflandırmış maddi hazları manevi hazlara &uuml;st&uuml;n tutmuştur. Hazza bakışında esasında Protagoras&rsquo;ın r&ouml;lativizminden etkilenmiştir. Ona g&ouml;re algılarımız bizim duyumlarımıza dair bilgiler verir, ne şeylerin doğasına ne de başka insanların duyumlarına dair bir şeyler s&ouml;ylemez. Algılarımız, algılanan nesne ile algılayan &ouml;znenin birbirini izleyen hareketlerinin &ccedil;atışmasının anlık sonucudur. İşte bu durumda hissettiğimiz nazik, zarif, hoş ise iyidir, bizde haz yaratır. Sonu&ccedil; olarak haz iyidir. Maddi hazlar anlık ve direkttir o y&uuml;zden manevi hazlara g&ouml;re daha &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. Şiddetli anlık olan hazlar en iyileridir. İşyerinizde terfi aldınız veya &ccedil;ok zor bir sınavı ge&ccedil;tiniz ya da Mısırda yaşayan &ccedil;ok uzak bir akrabanızdan y&uuml;kl&uuml;ce bir miras kalmış, ne hissedersiniz? Aklıma birden Marquis de Sade geldi, sadece paylaşmak istedim, bir şey ima etmiyorum.</p>
<p>Bireyselci bir yaklaşımla hazcılığı savundukları i&ccedil;in toplumu &ouml;nemsemezler yani bireyin mutluluğu toplumun mutluluğundan &ouml;nemlidir.&nbsp;</p>
<p>Kirene Okulu&rsquo;ndan hazcılık konusunda &ccedil;ok u&ccedil; fikirlere sahip filozoflar da &ccedil;ıkmıştır; Hegesias gibi.</p>
<p>Hegesias intiharı doğru bir eylem olarak g&ouml;r&uuml;p &ouml;ğrencilerine &ouml;nermiştir. Onun da dahil olduğu Kirene Okulu mensuplarına g&ouml;re hayatın amacı mutlu olmaktır. Onun k&ouml;t&uuml;mser d&uuml;nya g&ouml;r&uuml;şlerinin başında tam mutluluğun var olmaması yer alır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; beden pek &ccedil;ok acı ve kederle doludur, ruh da bu duruma eşlik eder. Herkesin kendi mutsuzluğu vardır, zengininki fakirinkine, k&ouml;leninki &ouml;zg&uuml;r insanınkine, aptalınki bilgeninkine benzemediği gibi. Ayrıca yaşam kadar &ouml;l&uuml;m de arzu edilesi bir durumdur. Bu hayatta mutlu olamıyorsak &ouml;lmeliyiz&hellip; İnanabiliyor musunuz bazı takip&ccedil;ileri bu s&ouml;zlere kanıp intihar etmişler ama kendisi seksen yaşına kadar yaşamış intihar falan etmemiş&hellip; Yaşadığı d&ouml;nemde sadece s&uuml;rg&uuml;ne yollanmış.</p>
<p>Sokrates omuzlarına bir&ccedil;ok irili ufaklı devi almış ve onlara yeni yollar a&ccedil;maları i&ccedil;in ilham kaynağı olmuş. Onlar da ta g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar uzanan dar, geniş &ccedil;eşit &ccedil;eşit yollar inşa etmişler. Tabii ki yollar burada bitmeyecek, bizler de gelecek kuşaklara a&ccedil;ılacak olan yeni yolların yapımında &ccedil;alışacağız.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Halkların Sempozyomu</title>
<link>https://edebiyatblog.com/halklarin-sempozyomu</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/halklarin-sempozyomu</guid>
<description><![CDATA[ Ortadoğu Mezbaha sının en mükemmel parseli (türkiye)  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/07/image_750x500_62c9b6870f3a2.jpg" length="23076" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 09 Jul 2022 20:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Halklar Sempozyomu</p>
<p>K&acirc;rı sebibiyle bu</p>
<p>Yargılı sızılı kalıcı</p>
<p>Tamahı &ccedil;uvaldız hırsızı</p>
<p></p>
<p>İlkelliğe doğru&nbsp;</p>
<p>Meden&icirc;yet tortulu</p>
<p>&Ouml;&uuml;dipus &ccedil;ok yaşa</p>
<p>Zeus zargana</p>
<p></p>
<p>Bir ara heycanlan</p>
<p>hi&ccedil; bişey olmadı say</p>
<p>Arafı mehtap say</p>
<p>Unut sen umutlan</p>
<p></p>
<p>Alın yazgısı en işlek</p>
<p>Ortadoğu&rsquo;da m&uuml;kemmel</p>
<p>Mezbaha dan bir parsel&nbsp;</p>
<p>Yaşamaktan sevinmek</p>
<p></p>
<p>Urgen&icirc; bihember&icirc;</p>
<p>Tampon bir tedavi</p>
<p>İnce ince kanar</p>
<p>Son se&ccedil;enek bile batar</p>
<p></p>
<p>Toplu delirmeler izler&nbsp;</p>
<p>Peşi sıra Neyzen ile</p>
<p>Beni g&uuml;naha &ccedil;eker</p>
<p>Sizi ilhak afaroz ile</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sessizliğim…</title>
<link>https://edebiyatblog.com/sessizligim</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/sessizligim</guid>
<description><![CDATA[ Sessizlik… ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/07/image_750x500_62bf75dd6fb9a.jpg" length="54331" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 02 Jul 2022 01:33:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>siirsel__sanat</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Sonra, sessizliğim kalıyor bomboş evde.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sessizliğin i&ccedil;inde yankılanıyor sessizliğim,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ve haykırıyor benliğim sessizce.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&Ouml;ylece duruyorum camda sessiz&hellip;.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 13, Sokrates</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-13-sokrates</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-13-sokrates</guid>
<description><![CDATA[ Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62b8662a796bb.jpg" length="51581" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Jun 2022 17:03:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, İlkçağ, Sokrates, Ahlak, Sokratik, bilgi, diyalektik</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&ldquo;<strong><em>Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değer olmayan bir hayattır</em></strong><em>.</em>&rdquo;</p>
<p>Biraz durup bu s&ouml;z&uuml; d&uuml;ş&uuml;nmenizi isterim. Ne kadar anlamlı değil mi? Bu s&ouml;z s&ouml;yleneli beri iki bin beş y&uuml;z yıldan uzun s&uuml;re ge&ccedil;miş. <strong>Sokrates</strong> bu s&ouml;z&uuml;yle halen bizi, bizlere dayatılmış olan dogmalardan sıyrılıp g&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml; a&ccedil;mamız konusunda uyarmaya devam ediyor.</p>
<p>Felsefe tarihi boyunca karşımıza &ccedil;ıkan en &ouml;nemli filozoflardan biridir Sokrates, hatta en başıdır diyebiliriz. Art arda gelen &uuml;&ccedil; b&uuml;y&uuml;k filozofun ilkidir; Sokrates, Platon, Aristoteles. O Platon&rsquo;un, Platon da Aristoteles&rsquo;in hocasıdır. Felsefe tarihinde ilk defa d&uuml;ş&uuml;nceleri sebebiyle idam edilen filozoftur. Felsefesiyle, yaşayış tarzıyla, Sokratik d&uuml;ş&uuml;nce bi&ccedil;imiyle yeni bir &ccedil;ığrın a&ccedil;ılmasına yol a&ccedil;mıştır.</p>
<p>Sokrates&rsquo;ten &ouml;nceki ilk &ccedil;ağ filozofları Pre-Sokratikler yani Sokrates &ouml;ncesi filozoflar olarak anılırlar. Onlar daha &ccedil;ok doğa meseleleri ile ilgilenmişlerdir, g&uuml;neşin yanan taş olduğunu, her şeyin atomlardan oluştuğunu&hellip; keşfetmişlerdir. Sokrates ise y&ouml;n&uuml;n&uuml; doğaya değil de insana, insanla ilgili meselelere ve ahlaka &ccedil;evirmiştir, akılcı i&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmeyi başlatmıştır. Romalı filozof Cicero onun i&ccedil;in &ldquo;O, felsefeyi g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nden d&uuml;nyaya indirip şehirlerde barındırdı. Felsefeyi evlere sokup insanları hayat ve t&ouml;reler, iyilik ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;k &uuml;zerine d&uuml;ş&uuml;nmeye zorladı,&rdquo; der.</p>
<p>Felsefede her yeni d&uuml;ş&uuml;nce başka birisinin d&uuml;ş&uuml;ncesiyle bağlantılı olarak adım adım ilerler. Hatırlayacağınız &uuml;zere B&ouml;l&uuml;m 7&rsquo;de bir rivayete g&ouml;re Sokrates&rsquo;in hen&uuml;z &ccedil;ok gen&ccedil;ken, Parmenides ile tanışmış ve ondan &ccedil;ok etkilenmiş olduğunu belirtmiştim. Parmenides&rsquo;in metafizik alana b&uuml;y&uuml;k katkısı olduğu ve aynı zamanda Yunan mantık ve diyalektiğinin kurucusu olduğu kabul edilmektedir. Sokrates&rsquo;in hem i&ccedil;inde bulunduğu tarihsel d&ouml;nemin etkisiyle, hem doğa filozoflarının &ouml;ne s&uuml;rd&uuml;kleri teorilerin ispatlanamaz &nbsp;ve ona g&ouml;re insanın hayatı i&ccedil;in yararsız bilgiler olmaları (o g&uuml;nk&uuml; koşullar altında) sebebiyle, hem de Parmenides&rsquo;in etkisiyle y&ouml;n&uuml;n&uuml; doğadan insanlık meselelerine kaydırmış olması ve Sokratik y&ouml;ntemi geliştirmesi olasılığı &ccedil;ok y&uuml;ksektir.</p>
<p>Sokrates M.&Ouml;. 469 yılında Atina&rsquo;da doğdu. Babası heykeltıraş, annesi ebeydi. Dik başlı, dobra, aklına uymayan şeylere itaat etmeyen, s&uuml;rekli sorgulayan bir yapısı varmış. Giyimine &ouml;zen g&ouml;stermez, d&uuml;nyevi ve bedensel hazlara pek ilgi duymazmış. Zamanın &ccedil;oğunu sokaklarda dolaşıp insanlarla konuşarak, daha doğrusu onları d&uuml;ş&uuml;ncesizliklerinden uyandırmaya &ccedil;alışarak vakit ge&ccedil;irirmiş.</p>
<p>Yaşadığı d&ouml;nemin Atina&rsquo;sına bakarsak; Perslerle olan savaşı kazanan Atina Kent Devleti &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve refah bir d&ouml;nem ge&ccedil;irmişti. Bu d&ouml;nem M.&Ouml;. 431 yılında Sparta ile yapılan Peloponnes Savaş&rsquo;ına kadar s&uuml;rd&uuml;. Fakat bu savaşta yenilince zor g&uuml;nler başladı. Atina her ne kadar kent devleti olarak kalsa da Sparta&rsquo;nın egemenliğini kabul etti. Akabinde başlayan veba ile n&uuml;fusunun &uuml;&ccedil;te biri yok oldu. Bu d&ouml;nemde hem Sokrates hem de Sofistler &ouml;n plana &ccedil;ıktılar. Soktates de Sofistler gibi retorik ustası ve ş&uuml;phecidir. Ama hem metot bakımından hem de doğru bilgiye ulaşma konusunda birbirlerinden ayrılırlar. Sofistlerin d&uuml;ş&uuml;nceleri r&ouml;lativisttir, her şey g&ouml;recelidir, onlara g&ouml;re tek bir doğru bilgi yoktur. Oysaki Sokrates&rsquo;e g&ouml;re tek bir doğru bilgiye ulaşmak m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Doğru bilgiye ulaşmak i&ccedil;in kendi geliştirdiği <strong>Sokratik Y&ouml;ntem</strong>i kullanır. T&uuml;mevarım y&ouml;ntemini izleyen diyalektik bir metottur. Başlangıcı &ldquo;<strong>Bilgisizlik bilinci</strong>&rdquo;dir.</p>
<p>&ldquo;<strong><em>Bildiğim tek şey hi&ccedil;bir şey bilmediğimdir</em></strong>.&rdquo;</p>
<p>Sokrates konuştuğu kişiye &ouml;nce onun bilgisizliğini g&ouml;stermek ister &ccedil;&uuml;nk&uuml; bir şey bildiğini d&uuml;ş&uuml;nen kişi bilgi edinmeye &ccedil;aba g&ouml;stermez. İki aşamalı bir y&ouml;ntem izler. İlki &ldquo;<strong>ironi</strong>&rdquo;dir; onun s&ouml;z konusu konu hakkında bildiklerine ilişkin ş&uuml;pheye g&ouml;t&uuml;recek, bilgilerinin doğruluğunu sorgulayıcı sorular sorar. Bu arada mutlaka kendisinin bildiği tek şeyin hi&ccedil;bir şey bilmediği olduğunu s&ouml;yler. İkinci aşama ise &ldquo;<strong>ebelik</strong>&rdquo;tir (annesinin mesleği olduğunu hatırlatırım). Tabii ki bu aşama bir d&uuml;ş&uuml;ncenin, fikrin doğuşudur. Sonucunda Sokrates tikel tanımlardan t&uuml;mel tanımlara ulaşmaya &ccedil;alışır. Tikel kavramını tek olarak, t&uuml;mel kavramını ise t&uuml;m&uuml;, b&uuml;t&uuml;n&uuml; olarak d&uuml;ş&uuml;nebilirsiniz. Yani tek tek kavramlardan evrensel olan kavrama ulaşma &ccedil;abasıdır.</p>
<p>Bu y&ouml;ntem bana zamanımızın ko&ccedil;luk y&ouml;ntemini &ccedil;ağrıştırdı. Onlarda da durum benzerdir. Ko&ccedil;lar asla cevabı vermezler, y&ouml;nlendirici soru sormazlar. Kişinin kendisinin ko&ccedil;un sorduğu sorularla cevabını bulmasını sağlarlar.&nbsp; &nbsp;</p>
<p>Tekrar Sokrates&rsquo;e bakarsak, onun evrensel bilgi ile kastettiği iyiliğin bilgisidir.</p>
<p>&ldquo;<em><strong>Bilgi erdemdir</strong></em>,&rdquo; der.</p>
<p>Erdem nedir peki?</p>
<p>O d&ouml;nemdeki Yunan&rsquo;da beş erdem kabul g&ouml;rmekteydi; adalet, &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;l&uuml;k, cesaret, dindarlık, bilgelik. Sokrates ise hepsinin temelinde iyiliğin olduğu d&uuml;ş&uuml;nmekteydi, hatta tek erdem iyilikti ona g&ouml;re. İnsan iyiyi se&ccedil;iyorsa savaş alanında cesur olurdu, mahkemede yargı&ccedil;ken adil, &uuml;lkeyi y&ouml;netirken bilge&hellip;</p>
<p>Atina Kent Devleti&rsquo;nde o d&ouml;nemde demokrasi vardı. Temsili demokrasi değildi, yurttaşlar direkt y&ouml;netimde ve mahkemelerde g&ouml;rev alıyorlardı. Sadece h&uuml;r erkekler yurttaş kabul ediliyorlardı. Kura ile parlamentoda g&ouml;rev alabiliyorlar, mahkemelerde yargı&ccedil; olabiliyorlardı. Sokrates bunda &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir sıkıntı olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu g&ouml;reve atanan o kişiler, o g&ouml;revleri yerine getirebilecek yetkinliğe sahip olmayabiliyorlardı. Bir kunduracı bile işi konusunda uzmanken, yasalardan ya da adaletten anlamayan birinin kent devletinde y&ouml;netici veya mahkeme de yargı&ccedil; olması toplumun geleceğini tehlikeye atıyordu. O y&uuml;zden t&uuml;m yurttaşların erdemli olması yani bilge olması yani evrensel iyinin bilgisine sahip olması gerekiyordu.</p>
<p>İyiliğin eğitim ile &ouml;ğrenilebileceğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu.&nbsp;</p>
<p>&ldquo;<em>Kimse bile bile yanlış yapmaz</em>.&rdquo;</p>
<p>Bir kişinin yanlış i&ccedil;ine d&uuml;şmesinin sebebini iyi olanı bilmemesi, g&ouml;rmemesi ve yanıltılması olarak g&ouml;rmekteydi. B&ouml;yle bir kişinin aydınlatılması, bilgisizlikten kurtarılması gerekiyordu. &nbsp;Sokratik metot işte burada devreye giriyordu. T&uuml;m kenti dolaşıyor, tek tek kişilerle konuşuyordu. Onları bilgisizliklerinden uyandırmak istiyordu.&nbsp; &Ouml;zellikle gen&ccedil;ler &ccedil;ok ilgi g&ouml;steriyorlardı Sokrates&rsquo;e. Zamanla bu y&ouml;netimin dikkatini &ccedil;ekti ve hakkında &ldquo;Devletin tanrılarını tanımamak, başka tanrılar getirmek ve gen&ccedil;lerin ahlakını bozmak&rdquo; su&ccedil;lamalarından dolayı dava a&ccedil;ıldı. Toplam beş y&uuml;z yargı&ccedil; tarafından yargılandı. &nbsp;</p>
<p>Sokrates&rsquo;ten bize kalan yazılı bir metin yoktur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o yazının d&uuml;ş&uuml;nceyi sınırlandırdığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yormuş, hi&ccedil;bir d&uuml;ş&uuml;ncesini kaleme almamış. Ondan bize kalan t&uuml;m bilgiler Platon gibi onun yanında yer alan filozofların yazdıkları ya da d&uuml;şmanlarının yazdıkları ile ulaşmış bulunuyor.</p>
<p>Hakkında a&ccedil;ılan davada yaptığı konuşmaya dair o meşhur &ldquo;Sokrates&rsquo;in Savunması&rdquo;nı Platon kaleme almıştır.</p>
<p>Savunmasındaki iki b&ouml;l&uuml;m &ccedil;ok ilgi &ccedil;ekicidir. Burada paylaşmak istiyorum.</p>
<p>&ldquo;<em>Bilgisiyle &uuml;n almış birisine gittim. Doğrusu ikimizin de iyi g&uuml;zel bir şey bildiğimiz yok ama gene ben ondan bilginim &ccedil;&uuml;nk&uuml; o hi&ccedil;bir şey bilmediği halde bildiğini sanıyor. Bense bilmiyorum ama bildiğimi de sanmıyorum. Demek ben ondan biraz bilgiliyim. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bilmediklerimi bilirim sanmıyorum</em>.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>Yavaş olan ve d&uuml;rt&uuml;lmesi gereken bir atı andıran bu devleti yerinden oynatmak i&ccedil;in Tanrının tebelleş ettiği benim gibi bir at sineğini kolay kolay bulamazsınız. Ben Tanrının devletinin başına tebelleş ettiği at sineğiyim: her g&uuml;n her yerde d&uuml;rt&uuml;yor, uyarıyor, azarlıyor, ardınızı bırakmıyorum. Benim gibi birini kolay kolay bulamayacaksını</em>z.&rdquo;</p>
<p>Bu savunma pek &ccedil;oklarını rahatsız ettiği i&ccedil;in onu baldıran zehri i&ccedil;erek &ouml;l&uuml;me mahkum ettiler. Sokrates doğru bildiklerinden, savunduklarından vazge&ccedil;medi; ondan &ouml;nceki filozofların yaptıkları gibi de ka&ccedil;madı. Zamanı geldiğinde zehri i&ccedil;ip &ouml;ld&uuml;.</p>
<p>Yazıyı burada kapatamıyorum &ccedil;&uuml;nk&uuml; onun diamonundan ve ahlak anlayışından hen&uuml;z bahsedemedim.</p>
<p>Sokrates i&ccedil;inde ona yol g&ouml;steren bir nevi tanrısal bir ses olduğundan bahseder ve ona &ldquo;Diamon&rdquo; der. Diamon, onun vicdanının sesi olarak da değerlendirilebilir, daha &ccedil;ok ahlaki tavsiyelerde bulunurmuş. Parmenides&rsquo;in de &ldquo;Doğruluk Tanrı&ccedil;ası&rdquo; vardı bilmem hatırlar mısınız?&nbsp;&nbsp;</p>
<p>Ahlak anlayışına baktığımızda, ona g&ouml;re hayatın amacı mutlu olmaktır, yani insanın ereği mutlu olmaktır. Mutlu olmak ise insanın kendi kendiyle uyumlu olmasıdır. Onun mutluluk anlayışı Demokritos&rsquo;unkine benzer, bedensel ve maddi hazları kastetmezler.</p>
<p>Sokrates insanın beden ve ruhunu ayırır.&nbsp; Ona g&ouml;re &ouml;nemli olan ruha &ouml;zen g&ouml;sterilmesidir, insan daha &ccedil;ok bedenine &ouml;zen g&ouml;sterir, maddi hazlara y&ouml;nelirse ruhu &ouml;zg&uuml;r olamaz. Ancak burada tamamen hazcılığa karşıt da değil. Bir nevi dengeye yakın bir durum olması gerektiği g&ouml;r&uuml;ş&uuml;nde. Ruha &ouml;zen g&ouml;stermek demek ruhun yetkinleştirilmesidir, o da insanın iyi olma hali yani erdem ile ilişkilidir.&nbsp; &ldquo;Bilgi erdemdir,&rdquo; s&ouml;z&uuml;ne &ccedil;ıkıyoruz tekrar.&nbsp;</p>
<p>Sanki b&uuml;t&uuml;n d&uuml;ş&uuml;nceleri bir d&ouml;ng&uuml;sellik i&ccedil;eriyor. Bilgi, erdem, iyilik, iyi olma hali&hellip;</p>
<p>Erdemli birisi başkasına k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmaz ona g&ouml;re. O kişi bilir ki başkasına k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmak esasında yapan kişinin ruhuna zarar verir. Belki de idamına karşı &ccedil;ıkmamasının sebeplerinden biri de budur; aslında ruhları zarar g&ouml;renler o kararı verenlerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YARIM KALAN…</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yarim-kalan</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yarim-kalan</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62b7edb6cab37.jpg" length="55537" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Jun 2022 08:27:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Meltem Güdemezoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1" style="text-align: center;"><strong><span class="s1">Bitmeyecek sandığın aşk biter, biter sandığın bitmez.</span>Seni seveni sevmezsin, sevdiğin de seni sevmez. İki g&ouml;n&uuml;l bir olunca da yarım kalan kadeh&hellip;.</strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yürürken ne kadar mutlusun?</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yururken-ne-kadar-mutlusun</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yururken-ne-kadar-mutlusun</guid>
<description><![CDATA[ hayata dair ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62ab98c8caab1.jpg" length="92675" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 16 Jun 2022 23:57:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Seslenen Yazılar Handan Kılıç</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">&ldquo;<em>Birka&ccedil; mevsim renkler solunca/&nbsp;</em><em>T&uuml;kenmez hayatının sesi&rdquo;</em><span>&nbsp;</span>ama bize t&uuml;kenmiş gibi gelir bir zaman. Bazen o sessizliğin, renksizliğin i&ccedil;inden ge&ccedil;mek gerekir, kendi rengini bulmak, d&ouml;n&uuml;p yaşamına bakmak i&ccedil;in. &ldquo;Kocaman bir hi&ccedil;&rdquo; diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rsen uzar o t&uuml;nel ama bir g&uuml;n bir yerlerde misal sevdiysen ya da ne bileyim d&uuml;şt&uuml;ysen ama sonra kalktıysan yine yapabilirsin. Hatta tekrar yapmana, yaşamana da gerek yok, ge&ccedil;ip gidenle de sana uğradığı i&ccedil;in mutlu olabilirsin. Mantığın bunu s&ouml;yler, arkadaşına teselli versen nice g&uuml;zel gidiş ve varış yolları gelir insanın aklına da neden kendi sessizliği i&ccedil;inde kaldığında b&uuml;t&uuml;n renkleri silinmiş gibi hisseder yaşamın?</p>
<p>Oysa hayat bir yerlerde birileri i&ccedil;in akmaktadır. &ldquo;G&uuml;nler insanlar arasında dolaştırılır&rdquo; madem elbette iyileri gelecektir. Hi&ccedil;bir şey g&ouml;r&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; kadar iyi, s&ouml;ylendiği kadar k&ouml;t&uuml; de değildir hem. Belki de biz &ccedil;ok iyi g&uuml;nler g&ouml;rd&uuml;k ama i&ccedil;inden ge&ccedil;erken ş&uuml;kretmedik, dahasını istedik, şik&acirc;yet ettik ve olan da gitti. Bir daha bize gelene kadar da epey zaman ge&ccedil;ecek farz edelim. Yine de olanı, g&uuml;n&uuml;, yaşanılanı kabul etmeden bitmiyor. Mevsimler, yıllar, şehirler değişiyor ama insan hep aynı kısır d&ouml;ng&uuml;s&uuml;n&uuml; sırtında taşıyor.&nbsp;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">Y&uuml;r&uuml; ve ge&ccedil;&hellip; &Uuml;zerinden d&ouml;k&uuml;lenler &uuml;zecek elbet ama insan nelere alışmıyor? Yaşamak i&ccedil;in gereken tek şey sayılı nefesimiz. Bir g&uuml;n biteceği bu d&uuml;nya &uuml;zerindeki tek ger&ccedil;ek olan soluk alıp verişimiz. O da sağlıkla olsun dileğimiz.</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">Handan Kılı&ccedil;</p>
<p style="font-weight: 400;" data-original-attrs="{" :="">10 Mayıs 2022 &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 12, Sofistler</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-12-sofistler</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-12-sofistler</guid>
<description><![CDATA[ İnsan her şeyin ölçüsüdür... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62a4ae2cd7ac9.jpg" length="78330" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 11 Jun 2022 18:13:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Sofist, Sofistler, Protagoras, Gorgias, Kallikles, Thrasymachus, İlkçağ, Ahlak, Din, Hukuk, Siyaset, Eğitmen, Retorik</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yolumuza felsefede <strong>antropolojik d&ouml;nem</strong>i başlatan <strong>Sofistler</strong> ile devam ediyoruz. Hatırlarsanız onlardan &ouml;nceki d&ouml;nem Doğa Felsefesi d&ouml;nemiydi; Thales ile başlamış, Demokritos ile tamamlanmıştı. Antropolojik d&ouml;nemin felsefecileri veya filozofları doğaya değil, insan ve insanla ilgili meselelere odaklanmışlardır. Antropoloji Yunanca antrhropos (insan) ile logos (bilim) kelimelerinin birleşmesinden doğan &ldquo;İnsan-bilimi&rdquo; demektir. Antropolojik d&ouml;nemin ilk temsilcileri olan sofistler Pisagor gibi bir okul kurmamışlardır. Kendi aralarında fikir birliğine sahip değillerdi. Ortak bir felsefi g&ouml;r&uuml;ş &ccedil;izmeseler de onların g&ouml;r&uuml;şleri daha &ccedil;ok bilgi, ahlak, hukuk, siyaset, din alanlarındadır. Bilgi anlayışları genel olarak r&ouml;lativist (g&ouml;receli) ve ş&uuml;phecidir.</p>
<p>Sofistler ile felsefenin ilgisi neden doğadan insana kaymıştır? Tabii ki cevabı d&ouml;nemin sosyal, siyasal, ekonomik durumda gizlidir. M.&Ouml;. 5. y&uuml;zyılın ortalarına kadar Yunanlılarla Persler arasındaki savaş s&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r. T&uuml;m savaşların sonunda Persler&rsquo;i yenen Yunan koloni ve devletlerinden Atina Devleti olmuş ve olduk&ccedil;a g&uuml;&ccedil; kazanmıştır. Atina, parlamentosuyla katılımcı demokrasiye sahipti, ekonomik y&ouml;nden g&uuml;&ccedil;l&uuml;yd&uuml;. Toplumda bilgi sahibi olmak ve iyi konuşmak &ouml;nemliydi. Kişilerin hem parlamentoda g&uuml;&ccedil;l&uuml; olabilmeleri hem de varsa haklarında a&ccedil;ılan davaları kazanabilmeleri i&ccedil;in bu iki &ouml;zelliğe sahip olmaları gerekiyordu. Sofistler para karşılığında ihtiyacı olanlara eğitim veren gezgin &ouml;ğretmenler olarak o d&ouml;nemde karşımıza &ccedil;ıktılar. Sofist kelimesi Yunanca <em>sophistai</em> kavramında t&uuml;retilmiş olup &ldquo;<em>Bilgelik &ouml;ğreten kişi</em>&rdquo; anlamındadır. Siyasette yararlı olmayı &ouml;ğretmişler, retorik (s&ouml;z s&ouml;yleme sanatı) &uuml;st&uuml;ne dersler vermişlerdir. Onların felsefeye olan katkıları yadsınamaz olsa da bazı kaynaklar filozof oldukları konusunu tartışmaktadır. Sokrates, Aristoteles ve &ouml;zellikle Platon sofistleri işi oyuna getirdikleri, safsataya d&ouml;kt&uuml;kleri ve para karşılığında ders verdikleri i&ccedil;in eleştirmişlerdir. Onlara yapılan t&uuml;m eleştirilere rağmen Protagoras, Gorgias gibi sofistlerin g&ouml;r&uuml;şleri olduk&ccedil;a &ouml;nemlidir.</p>
<p>Felsefe tarihinde etki bırakan bazı sofistlerin g&ouml;r&uuml;şlerine bakmaya başlayalım.</p>
<p><strong>Protagoras ilk sofist </strong>olup M.&Ouml;. 481 yılında Abdera&rsquo;da doğmuştur. Hayatının bir kısmını Atina&rsquo;da ge&ccedil;irmiştir. M.&Ouml;. 411 yılında hakkında verilen idam cezasından gemiyle ka&ccedil;arken boğularak &ouml;lm&uuml;şt&uuml;r.</p>
<p>&ldquo;<em>İnsan her şeyin &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;d&uuml;r, var olanların varlıklarının da, var olmayanların var olmadıklarının da</em>.&rdquo; &nbsp;</p>
<p>Onun en bilinen fragmanıdır bu s&ouml;z ve r&ouml;lativizmini ortaya koyar. R&ouml;lativizm, g&ouml;recelik, olgu, olay ve kavramların mutlak olmayıp kişinin algısına, i&ccedil;inde yaşadığı toplum ve &ccedil;ağa g&ouml;re farklılık g&ouml;sterdiğini anlatmak i&ccedil;in kullanılan kavramdır. Protagoras bu s&ouml;z&uuml;yle hem b&uuml;t&uuml;n insanlığı kapsayan evrensel bir doğru olmadığını, hem de tek bir birey a&ccedil;ısından b&uuml;t&uuml;n eylemlerini kapsayan tek bir ilkenin olmadığını anlatmak ister.</p>
<p>Bu zamanın gen&ccedil;lerinin &ccedil;ok kullanmış olduğu bir s&ouml;z var &ldquo;Kime g&ouml;re, neye g&ouml;re&hellip;&rdquo; Bu s&ouml;z Protagoras&rsquo;ın g&ouml;receliğinin &ouml;zetidir bir nevi.</p>
<p>Hatırlarsanız Herakleitos evrendeki her şeyin her zaman değiştiği g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne sahipti. Protagoras onun bu d&uuml;ş&uuml;ncesinden etkilenmiş olup bu d&uuml;ş&uuml;nceyi bir adım &ouml;teye taşımış, bilgiye ulaşmanın imk&acirc;nsız olduğunu s&ouml;ylemiştir. Sayın Prof. Dr. Macit G&ouml;kberk Felsefe Tarihi adlı eserinde Protagoras&rsquo;ın g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; şu şeklide ifade eder; &ldquo;Duyumlar da duyumlayanın o andaki durumuna bağlıdır. Onun i&ccedil;in algı objeyi bize, ancak algılayanın algılama anındaki durumuna nasıl g&ouml;r&uuml;nm&uuml;şse &ouml;yle bildirir. Protagoras i&ccedil;in duyu algısı bundan doğan sanı (doksa) biricik bilgimizdir.&rdquo;</p>
<p>Peki, bilgi ile sanı arasındaki fark nedir? Sayın Prof. Dr. Teoman Duralı&rsquo;nın bir s&ouml;yleşisinde ifade ettiği gibi a&ccedil;ıklamak istiyorum; yaşarken karşılaştıklarımız &uuml;st&uuml;m&uuml;zde bir etki yaratır. O etkilerin değerlendirilme seviyeleri, dereceleri vardır. &Ccedil;ok kısıtlı değerlendirmeler bilginin en alt katmanını vermektedir. Buna sanı (zan, doksa) diyoruz. Sanı en alt seviyedeki bilme durumudur, &uuml;zerine bir d&uuml;ş&uuml;nme, tecr&uuml;be ger&ccedil;ekleşmemiş halidir. &nbsp;Bir resim olarak zihnimizde vardır. Bilgi ise bunun &ccedil;ok &ouml;tesindeki bir durumdur, d&uuml;ş&uuml;nme, tecr&uuml;be, deney&hellip; &nbsp;gerektirir.</p>
<p>Bilgi sofistlerde teorik merakı gidermek i&ccedil;in değildir, pratiğe katkısının ne olacağına bakarlar. Protagoras i&ccedil;in bilginin yararı &ouml;nemlidir; &ldquo;<em>Bir sanı bir başka sanıdan daha doğru olmayabilir ama daha iyi, daha yararlı olabilir. Daha iyi, daha yararlı sanıları olan kimse bilgilidir, bilgedir, dolayısıyla başkalarını bu daha iyi sanılar yetiştirebilecek durumdadır</em>.&rdquo;</p>
<p><strong>Gorgias</strong> ise bilginin imk&acirc;nsız olduğunu savunur.</p>
<p>&ldquo;<em>Hi&ccedil;bir şey yoktur, olsa da bilemezdik, bilsek de başkalarına aktaramazdık.&rdquo;</em></p>
<p>Sofistler i&ccedil;in <strong>erdem (arete)</strong> &ccedil;ok &ouml;nemlidir. Erdemli olmak ise bir yurttaş olarak &uuml;st&uuml;n ve yetkin olmaktır onlara g&ouml;re. Bu sebeple hepsi yurttaşları eğitmek i&ccedil;in ders vermişlerdir. Bu derslerde de daha &ouml;nce belirttiğimiz gibi retorik &ccedil;ok &ouml;nemlidir. Bilginin pratik değeri konusunda bir &ouml;rnek vermek isterim. O zamanın mahkemelerinde kişiler kendi savunmalarını kendileri yaparlarmış. O sebeple de yurttaşlar sofistlerden ders alırlarmış. Yalnız belirtmeden ge&ccedil;mek istemiyorum; ne kadar acı ki Atina Devleti&rsquo;ndeki yurttaş kavramına, kadınlar ve k&ouml;leler d&acirc;hil değildi. Bununla beraber kişinin kendi emeğiyle para kazanması k&uuml;&ccedil;&uuml;msenirmiş. Bazı filozofların sofistleri beğenmemelerinin sebebi de emekleri karşılığında para kazanmalarıymış.</p>
<p>Gelelim Protagoras&rsquo;ın ş&uuml;pheciliğine. Tanrı hakkındaki g&ouml;r&uuml;ş&uuml; ş&uuml;pheciliğinin temelini oluşturur ve idam cezasına &ccedil;arptırılmasının yolunu a&ccedil;mıştır. Onun tanrılar hakkındaki g&ouml;r&uuml;ş&uuml; agnostiktir. Agnostisizm (bilinemezcilik) en yaygın ve bilinen tanımıyla, tanrı veya tanrısal varlıkların bilinemez veya varlığı ile birlikte yokluğunun da kanıtlanamaz olduğunu savunan bir felsefi g&ouml;r&uuml;şt&uuml;r (Vikipedi). Tabii ki bu kelime o y&uuml;zyılda kullanılmıyordu. Protagoras, tanrıların var olup olmadıkları sorusu karşında &ccedil;aresiz olduğunu s&ouml;yler. İki sebep ileri s&uuml;rer; ilki tanrıların duyularla algılanamaması; ikincisi ise insan hayatının kısa olmasıdır.</p>
<p><strong>Kritias</strong> ise tanrıların t&uuml;m&uuml;yle keyfi olan, politik hesaplarla bulunmuş bir takım kuruntulardan başka bir şey olmadıklarını s&ouml;ylemiştir.</p>
<p>Protagoras&rsquo;a g&ouml;re her şeyin &uuml;zerine birbirine zıt iki s&ouml;z s&ouml;ylenebilir, her ikisi de kuvvet bakımından birbirine denktir. Bu g&ouml;r&uuml;ş&uuml;yle de ş&uuml;pheci yaklaşımını bir kez daha ortaya koymuştur. Retorik o sebeple &ccedil;ok &ouml;nemlidir &ccedil;&uuml;nk&uuml; doğru, yanlış veya haklı haksız yoktur. &Ouml;nemli olan karşı tarafı s&ouml;zlerle ikna etmektir.&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>
<p>Sofistlerin insanlığa katkılarının başında, felsefenin insanın psikolojik y&ouml;n&uuml;n&uuml; incelemeye başlaması gelir. Eğitim vermeleri sırasında ihtiya&ccedil; duydukları i&ccedil;in bu incelemeyi yaparmışlar. İlk olarak dilde &ccedil;alışmalar yapmışlar. Prodikos eşanlamlı s&ouml;zler, Hippios gramer, Gorgias stil ve Protagoras ise s&ouml;zc&uuml;klerin doğru kullanılması &uuml;zerine yoğunlaşmışlardır. Mantık &uuml;zerine de &ccedil;alışmalar yapmışlardır. Gorgias duygulanımları incelemiş ve sevin&ccedil;, acı, y&uuml;reklilik, korkuyu d&ouml;rt temel duygulanım olarak belirlemiştir.</p>
<p>Sofistlerin, devlet ve hukuk ile ilgili d&uuml;ş&uuml;nceleri birbirinden farklıdır. Protagoras bug&uuml;n kullandığımız şekliyle &ldquo;toplum s&ouml;zleşmesi&rdquo; ve t&uuml;m insanların eşit olduğu d&uuml;ş&uuml;ncesi &uuml;zerinde durmaktadır. (&ldquo;Toplum S&ouml;zleşmesi&rdquo;ni zamanı geldiğinde &ccedil;ok detaylı olarak konuşacağız.) Kallikles, Thrasymachus sert anlayışa sahiptirler. <strong>Thrasymachus</strong> adaletin yasalara uymak olduğunu, yasanın ise hakimlerin kendi iradelerinin yargıladıkları kişilere zorla kabul ettirmeleri olduğunu &ouml;ne s&uuml;rer. <strong>Kallikles&rsquo;e</strong> g&ouml;re insanlar ikiye ayrılır; zekiler ve aptallar. Zekiler kendi kurallarını aptallara dayatmanın yollarını bulurlar; bu yol bazen ahlak bazense din şeklindedir.</p>
<p>Sofistler, &ldquo;<strong>doğal olan</strong>&rdquo;la (physis-doğa), &ldquo;<strong>insan yapıtı</strong>&rdquo; (nomos-kanun) arasındaki farkı incelemişler, hukuk, ahlak ve din kuralları hakkındaki g&ouml;r&uuml;şlerini bu ayrım &uuml;zerinden ifade etmişlerdir.</p>
<p><strong>Antiphon</strong> g&ouml;r&uuml;şlerinde doğanın koyduğu kuralları se&ccedil;er. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; doğada her şey eşittir. İnsan yapıtı kanunlar gibi keyfilik yoktur. Mesela doğada insanlar arasındaki gibi bir soyluluk kavramı yoktur.</p>
<p><strong>Kallikles</strong> de tercihini doğadan yana yapsa da izlediği d&uuml;ş&uuml;nce sistemi tamamen farklıdır. Ona g&ouml;re toplumdaki kuralları &ccedil;oğunlukta olan zayıflar tanımlar. Ama&ccedil;ları da g&uuml;&ccedil;l&uuml; olanların g&uuml;c&uuml;n&uuml; engellemek i&ccedil;indir. &Ouml;rneğin &ldquo;istemeyi&rdquo; k&ouml;t&uuml; olarak tanımlamaktadırlar. Oysaki doğa da hırsları engellemek yoktur, onları m&uuml;mk&uuml;n olduğunca tatmin etmek vardır.</p>
<p>Sofistlerin toplumsal d&uuml;zen i&ccedil;in tehdit unsuru olarak g&ouml;r&uuml;lmesinin sebeplerinin başında, doğal hukuku, insanların koymuş olduğu (pozitif) hukuktan &uuml;st&uuml;n g&ouml;rmeleridir.</p>
<p>Felsefede tek bir doğru yoktur. &Ouml;nemli olan sorular sorarak olgu, olay ve durumlara farklı a&ccedil;ılardan bakmayı &ouml;ğrenip fikirleri genişletmektir. Sofistler bence bu en iyi yapan felsefecilerdendir. Sordukları sorularla, g&ouml;r&uuml;şleriyle toplumda istenmemiş, eleştirilmiş hatta idam edilmeye &ccedil;alışılmışlardır. Oysa ki temas ettikleri pek &ccedil;ok insanın d&uuml;ş&uuml;nce kalıplarını kırmalarını sağlamışlardır. Bug&uuml;n bile biz onları okurken, g&ouml;r&uuml;şleri &uuml;zerinde d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rken bu etkiyi hissedebiliyoruz.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Rüknettin /ayna çatımaları</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ruknettin-ayna-catimalari</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ruknettin-ayna-catimalari</guid>
<description><![CDATA[ Atlı vezirli muharebenin tek şehidi  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62a47ceb47644.jpg" length="101530" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 11 Jun 2022 14:22:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba benim adım r&uuml;knettin<br />tanışıyor olmalıyız.&nbsp;<br />A&ccedil;mış olmalıyım size kalbimi<br />a&ccedil;madıysam şayet a&ccedil;abilir miyim?&nbsp;<br />K&uuml;heylan gibi besledim kalbimdeki tospağayı<br />arpa verdim kesme şekerler<br />kırlardan kesitler, maratonlar izlettim koşamadık hi&ccedil;.&nbsp;<br />&ccedil;&ouml;le fidanlar diktim &nbsp;birazcık suyumu da verdim&nbsp;<br />yağmur yağsın diye ne &nbsp;dualar ettim ben kumlara g&ouml;m&uuml;p suretimi.<br />&nbsp;Umudumu kestim tanrıdan insandan d&uuml;nyadan.&nbsp;<br />bıktım kardan taavdan irsali misali inniden s&uuml;nniden&nbsp;<br />s&uuml;lietlerden hislerden kirlerden<br />&nbsp;insan g&ouml;r&uuml;n&uuml;ml&uuml; hurilerden&nbsp;<br />kirli &ccedil;amaşırlı sabun semtlerinden pirayeden h&uuml;vviyetten&nbsp;<br />yoldan gitmekten kalmaktan&nbsp;<br />araftan aşktan kaştan ayıptan&nbsp;<br />Bıktım kitaptan okumaktan yazmaktan susmaktan&nbsp;<br />edebiyattan sanattan<br />&nbsp;umudumu kestim mor k&uuml;lhaniden polyanadan moira dan&nbsp;<br />g&ouml;rmekten d&uuml;ş&uuml;nmekten var olmaktan<br />Hayret etmiş olmalısınız<br />Ben r&uuml;knettin<br />&nbsp;aynalarla davalı ha aynanın karşısında ha i&ccedil;inde<br />&nbsp;atlı vezirli muharebenin tek şehidi<br />&nbsp;ne yani siz hi&ccedil; yenilmedinizmi&nbsp;<br />ben hep yenildim&nbsp;<br />k&ouml;melere b&ouml;l&uuml;nd&uuml;m&nbsp;<br />ha koyun ha kanguruya &nbsp;<br />Avongart gladyat&ouml;rlerede yenildim&nbsp;<br />usandım ihtimalden istifadan gayeden gururdan&nbsp;<br />solamandan basradan &ccedil;avuştan r&uuml;tuştan yalnız kim yorulur insan olmaktan&nbsp;<br />Malesef b&ouml;yle hissediyor&nbsp;<br />yarından &ouml;d&uuml; kopan r&uuml;knettin...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 11, Demokritos</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-11-demokritos</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-11-demokritos</guid>
<description><![CDATA[ İnsan için önemli olan hayatı olabildiği kadar çok neşeyle ve olabildiği kadar az sıkıntıyla geçirmektir. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_6294c30f6f3ac.jpg" length="63359" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 30 May 2022 16:14:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Arke, Atom, Evren, İlkçağ, Demokritos, Ahlak, Etik, Mutluluk, İyi, Ölüm, Ruh</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&ldquo;<em>Ger&ccedil;ek, atomlar ve atomların hareketleridir</em>.&rdquo;</p>
<p>Bu s&ouml;z&uuml; <strong>Demokritos</strong> &nbsp;<strong>M.&Ouml;. 5. y&uuml;zyılda</strong> s&ouml;ylemiş, inanabiliyor musunuz?</p>
<p>Felsefe tarihinde o ve hocası Leukippos &ldquo;<strong>Atom Teorisi</strong>&rdquo;nin kurucu sayılırlar. Muhtemelen bilmeyen yoktur Atom Teorisi&rsquo;ni ama yine de Wikipedia&rsquo;daki tanımına bir bakalım:</p>
<p>&ldquo;Atom Teorisi; maddenin atom adı verilen s&uuml;reksiz ve ayrık yapılardan oluştuğunu belirten, maddenin doğası &uuml;zerine bir bilimsel teoridir. Antik Yunan&rsquo;da felsefi bir kavram olarak başlayan bu d&uuml;ş&uuml;nce, 19. yy başlarında kimya alanındaki keşiflerin de maddenin ger&ccedil;ekten atomlardan oluştuğunu destekleyen bulgularıyla kendisine ana akım bilimde yer edinmiştir.&rdquo;</p>
<p>Bundan 2500 yıl &ouml;nce, neyi, nasıl inceleyip bu teoriyi yaratmışlar insanın ger&ccedil;ekten dimağı tutuluyor. Bu fikre nasıl ulaştıkları bir yana, her ikisinin, &ouml;zellikle hocası Leukippos&rsquo;un yaşamı hakkında bile &ccedil;ok fazla bilgiye sahip değiliz. Mesel&acirc;, Demokritos&rsquo;un doğum yılı tahmin ediliyor, kesin bilgi mevcut değil; M.&Ouml;. 460 olduğuna inanılıyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Anaksagoras&rsquo;tan 40 yaş k&uuml;&ccedil;&uuml;km&uuml;ş. Doğum yeri ise kesin olmamakla beraber bazı kaynaklara g&ouml;re bug&uuml;nk&uuml; adıyla Sığacık (İzmir) yani Teos, bazı kaynaklara g&ouml;re ise &ouml;mr&uuml;n&uuml; ge&ccedil;irdiği yer olan Batı Trakya&rsquo;da bulunan Abdera. Bundan sonraki bilgiler biraz daha net. En &ccedil;ok seyahat eden filozofmuş; Yunanistan&rsquo;ı, Mısır&rsquo;ı, Anadolu&rsquo;yu, İran&rsquo;ı dolaşmış. Hi&ccedil; siyasetle uğraşmamış. Yaklaşık 100 yıl s&uuml;ren &ouml;mr&uuml; s&uuml;resince bilgin hayatı yaşamış. &ldquo;<em>Bir tanıt bulmayı Pers kralı olmaktan &uuml;st&uuml;n tutarım</em>,&rdquo; s&ouml;z&uuml; bunu kanıtlar niteliktedir.</p>
<p>Demokritos materyalist bir filozoftur. Atomculuğu t&uuml;m felsefesinin temeli oluşturur; arkeyi a&ccedil;ıklaması, evren tezah&uuml;r&uuml;, bilgi felsefesi ve hatta ahlak felsefesi. Detaylara girmeden evvel belirtmek isterim ki Demokritos İlk &Ccedil;ağ filozofları arasında felsefe yolumda karşıma &ccedil;ıkan en sevdiğim filozoftur. &Ouml;yle ki bir g&uuml;n zaman makinesi yapılsa, ge&ccedil;mişe gidip birisiyle tanışma fırsatım olsa, tanışmak i&ccedil;in Demokritos&rsquo;u se&ccedil;erdim. Ancak bir kadın olarak beni &ccedil;ok hoş karşılayacağını d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yorum. Maalesef ki o d&ouml;nemin pek &ccedil;ok filozofu gibi hakkında cinsiyet ayrımcığı yaptığı s&ouml;ylenmektir. Belki bu kadar ileri g&ouml;r&uuml;şl&uuml; birine anlatabilirim bu d&uuml;ş&uuml;ncelerinde haksız olduğunu.</p>
<p>Onun ve hocasının m&uuml;thiş atomculuğunun ayrıntılarına başlayabiliriz. Yalnız hangi d&uuml;ş&uuml;ncelerin onun, hangilerinin hocasına ait olduğunu net olmadığı i&ccedil;in pek &ccedil;ok kaynakta yer aldığı gibi ben de Demokritos&rsquo;un fikirleri olarak paylaşacağım sizlerle.</p>
<p>Ona g&ouml;re arke atomlardır. Her cisim kendisinden geriye gidilmeyecek k&uuml;&ccedil;&uuml;k par&ccedil;alara b&ouml;l&uuml;nebilir. İşte o par&ccedil;alara &ldquo;<strong>Atom</strong>&rdquo; der. Atomun Yunanca kelime anlamı &ldquo;B&ouml;l&uuml;nemez&rdquo;dir. &nbsp;Ona g&ouml;re, atomların dışında, atomların i&ccedil;inde hareket ettiği <strong>boş uzay </strong>vardır. Atomlar yaratılmamıştır, ezeli ve edebidirler. Sonsuz sayıdadırlar. Hareketlerinin sebebi ne Empedokles&rsquo;teki gibi sevgi ve nefrettir ne de Anaksagoras&rsquo;taki gibi Nous&rsquo;tur. Ona g&ouml;re atomların daimi hareketlerinin sebebi <strong>mekanik zorunluluk</strong>tur. Boş uzay sebebiyle atomlar hareket imk&acirc;nı kazanırlar.</p>
<p>Atomların hepsi cisimseldir, uzayda yer kaplar, ağırlıkları/hafiflikleri, yoğunlukları, sertlik dereceleri ve şekilleri vardır.&nbsp; Renk, sıcaklık/soğukluk, ses gibi nitelikleri yoktur. Onlardaki tek değişiklik boş uzayda yer değiştirmeleridir. İkinci olarak saymış olduğum nitelikler duyu yanılsamalarından kaynaklanır. Duyu bilgisi asıl ger&ccedil;eği g&ouml;rebilecek kadar kesin değildir, kesin bilgi akılla kavranabilir.</p>
<p>Evren tasarımı &ccedil;ok kesin bir mekanist g&ouml;r&uuml;şe sahiptir. Mekanizm, t&uuml;m olayları hareket ve hareket yasalarına dayanarak a&ccedil;ıklayan g&ouml;r&uuml;şt&uuml;r. Atomlar en başından beridir boş uzayda kendiliklerinden hareket ederler yani yer değiştirirler. Bu hareketleri ağırlıkları ile ilgili olarak yavaş ve hızlı olabilir. Hareket halindeki atomlar uzayın belli bir yerinde karşılaşınca bir &ccedil;evrinti oluşmuş. Bu &ccedil;evrintiyle ağır ve kaba olanlar ortada toplanıp&nbsp; toprağı meydana getirmiş, hızlı ve ince olanlar yukarıya itilip suyu, havayı ve ateşi oluşturmuş. G&ouml;k cisimleri de boşluğa fırlayıp tutuşmuş olan taşlardır. Hatırlarsınız Anaksagoras da az daha &ouml;l&uuml;m&uuml;ne yol a&ccedil;acak olan g&ouml;k cisimleri a&ccedil;ıklamasını benzer şekilde yapmıştı.&nbsp; &nbsp;</p>
<p>&ldquo;<em>Rastlantının s&ouml;z&uuml;n&uuml; etmemiz yalnız bilgisizliğimizden ileri gelir; bir olayın nedenini bilmedik mi, bunu rastlantıyla a&ccedil;ıklamaya kalkışırız</em>.&rdquo;</p>
<p>Yukarıdaki s&ouml;z&uuml;nden de anlaşılacağı gibi teleolojik a&ccedil;ıklamayı kabul etmez o. Mekanist g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n kurucusu Demokritos tamamen mekanik sebebi kabul eder. Mekanist g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n temel sorusu &ldquo;Olay hangi amaca yaradı?&rdquo; değil; &ldquo;Daha &ouml;nce hangi koşullar olaya yol a&ccedil;tı?&rdquo; sorusudur. İkinci sorunun cevabı bizi bilimsel bilgiye ulaştırır.</p>
<p>Bu ortaya koyduğu teorilerle yaşadığı d&ouml;nemin en &ouml;nemli doğa bilimcisidir Demokritos. Ama o sadece doğa bilimcisi değildir, aynı zamanda kendi d&ouml;neminin &ccedil;ok &ouml;nemli ahlak felsefecisidir. Ahlak konusundaki temel g&ouml;r&uuml;şleri halen ge&ccedil;erliğini korur.</p>
<p>Kendi değişiyle &ouml;nemli olan;</p>
<p>&ldquo;<em>Hayatı olabildiği kadar &ccedil;ok neşeyle ve olabildiği kadar az sıkıntıyla ge&ccedil;irmektir</em>.&rdquo;</p>
<p>İnsan s&uuml;rekli bir &ldquo;i&ccedil; dinginliğine&rdquo; (ataraksia) sahip olmalıdır. İnsan i&ccedil; dinginliğine sahip olursa &ldquo;iyi bir durumda olma/ruh iyiliği&rdquo; (euthymia) halinde olur ve mutlu bir yaşam s&uuml;rebilir. Ayrıca o mutluluğun gelip ge&ccedil;ici, bedensel hazlara y&ouml;nelik, y&uuml;zeysel bir duygu olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmez.</p>
<p>Euthymia hali i&ccedil;inse bazı &ouml;nerileri vardır; İlki, duygulanımları yenmektir. İkincisi ruhta hi&ccedil;bir korkuya (&ouml;l&uuml;m korkusu da dahil), boş kuruntuya, tutkuya yer vermemektir. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; ise &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml; ve dingin bir şekilde yaşamaktır. Bunları uygulayabilmek i&ccedil;in &ouml;zelikle en &ouml;nemlisi olan &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;l&uuml;k i&ccedil;in aklımız ve d&uuml;ş&uuml;nme g&uuml;c&uuml;m&uuml;z bizlere rehberlik edecektir. &nbsp;</p>
<p>Peki, atomculuğu ile ahlak felsefesinin bağlantısı nedir acaba diye sorabilirsiniz. Demokritos &ldquo;Tin&rdquo;in de (ruhun da) atomlardan oluştuğuna inanıyordu. &nbsp;</p>
<p>M&uuml;thiş bir s&ouml;z&uuml;yle ahlak felsefesine bakışını kapatayım. &ldquo;<em>B&uuml;y&uuml;k hazlar g&uuml;zel eserlerin temaşasından doğarlar</em>.&rdquo;</p>
<p>Felsefenin yolu, Atomcular (Leukippos ve Demokritos) ile bilimsel yola d&ouml;n&uuml;p &ccedil;ok ileriye taşınmıştır. Ancak bu yol uzunca bir s&uuml;re devam edememiştir. Sofistler, Sokrates, Platon ve Aristoteles ile başka bir a&ccedil;ılıma y&ouml;nelip (metafiziksel, dinsel&hellip;) bilimsel alan dışına &ccedil;ıkmıştır.</p>
<p>Bertrand Russell Batı Felsefe Tarihi isimli eserinde Demokritos&rsquo;tan sonraki felsefenin gidişatı ile ilgi olarak ş&ouml;yle yorumlamıştır. &ldquo;&Ouml;nceki, eşi g&ouml;r&uuml;lmemiş başarıya karşın, bu noktada, &ccedil;&ouml;k&uuml;ş&uuml;n ilk tohumları atılmış, ardından, aşama aşama bir gerileme başlamıştır. Demokritos&rsquo;tan sonra, en iyi felsefe bile yanlış olan, insan &uuml;zerinde, onu evrenle karşılaştırarak gereksiz yere durmaktadır.&rdquo;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kıyamet Günlükleri&#45; İnsan</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kiyamet-gunlukleri-insan</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kiyamet-gunlukleri-insan</guid>
<description><![CDATA[ İnsan, ne acımasız bir kelime ama...  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/img_6282474265d1e7-28027395-69734056.gif" length="11456" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 30 May 2022 13:00:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nymeria</dc:creator>
<media:keywords>İnsan, dünya, felsefe, hayat, bencillik, doyumsuzluk, mutluluk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Herkesin hayatında bir yere sahiptir mutluluk.&nbsp;</p>
<p>Bazılarının y&uuml;z&uuml;n&uuml; g&uuml;l&uuml;msetir, bazılarınınsa kalbini bin par&ccedil;aya ayırır.&nbsp;</p>
<p>Yalnızca bir kelimeden ibaret bu mutluluk denen şey...</p>
<p>Oysa onlarca insan mutlu olmak i&ccedil;in başkalarının mutluluğunu elinden &ccedil;alıyor...&nbsp;</p>
<p><strong><em>Mutluluk başkası &uuml;z&uuml;l&uuml;nce var olan bir şey midir ki?</em></strong></p>
<p>Değildir, mutluluk sahibi bir insanın varlığı etrafına da mutluluk sa&ccedil;ardı. O halde mutluluğu bile zehirlemeyi nasıl başarmışlardı?</p>
<p>Mutlu insanların, aydınlığın i&ccedil;inde mutsuz insanlar vardı. Onlar k&uuml;&ccedil;&uuml;k siyah noktalardı. Mutluluğun kaynağının bile dokunamayacağı k&uuml;&ccedil;&uuml;k noktalar.</p>
<p>Diğerlerinden ayrı kalmayı onlar istememişti. Mutlu olmak ve g&uuml;l&uuml;msemek elbette onların da hayaliydi.</p>
<p>Ancak mutluluk başkasının mutsuzluğunda var olurdu. Bir insanın elindekiler i&ccedil;in ş&uuml;kretmesini bile sadece kendilerinden k&ouml;t&uuml; durumdakileri d&uuml;ş&uuml;nmeleri sağlayabilirdi.</p>
<p>İnsanlar bencildi, ş&uuml;kretmek nedir bilmezdi. Mutluluğun ne olduğunu tattıktan sonra daha fazlasını isteyecek kadar a&ccedil;g&ouml;zl&uuml;lerdi. Sonu&ccedil;ta insandı onlar.&nbsp;</p>
<p><strong><em>Bencillikte, doyumsuzlukta onlardı</em>.</strong> İnsanı tanımlayacak en uygun kelimelerdi bunlar.</p>
<p>Sonu&ccedil;ta insandı, sokaktaki kedilerin soğuktan tir tir titrediğini bilerek onları "&Ccedil;ok g&uuml;r&uuml;lt&uuml;l&uuml;." diyerek tekmeleyen.</p>
<p>Sonu&ccedil;ta insandı, namusumu beş paralık etti diye lızını &ouml;ld&uuml;ren.</p>
<p>Sonu&ccedil;ta insandı her ge&ccedil;en g&uuml;n daha fazla ormanı yakan, onları yok eden.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><em>İnsan, ne cani bir kelime ama...</em></span></p>
<p><em><strong>Oysa bizler bebekken &ccedil;ok masum g&ouml;r&uuml;n&uuml;rd&uuml;k...</strong></em>&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sen Kahve Ol</title>
<link>https://edebiyatblog.com/sen-kahve-ol</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/sen-kahve-ol</guid>
<description><![CDATA[ Attığınız her adım sizin için bir zaferdir. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_6292541c822da.jpg" length="27417" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 28 May 2022 19:57:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>YağmurunKızı8</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><em><strong>&nbsp; &nbsp;Bir baba bir g&uuml;n kızına 'Eline bir havu&ccedil; bir yumurta ve iki &ccedil;ay kaşığı kahve al sonra bunları ayrı kaplara koyup aynı derecede ısınmasını sağla.' der. Kızı birşey anlamaz ve bu anlamaz haliyle babasının dediklerini yapar. Sonu&ccedil; ise elimize aldığımız da sert olan havucun yumuşadığını hisseder. Yumurta ise kırılgan ifadesinden kurtulmuş sert bir hal almıştır kabuğunun altından, kahveye bakan kız g&uuml;l&uuml;mser ve fincana boşaltır &ccedil;&uuml;nk&uuml; kahvenin sonucu g&uuml;zel bir tattır. Babası kızına bakarak konuşur 'Kızım&nbsp; hayat bizi zorluklar ile sınar. Bu sevdiğin ya da aile veyahut i&ccedil;ine d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n bir sorun olabilir ve olacaktır. Senden istediğim şey ise zorluklar karşısında havu&ccedil; gibi olma &ccedil;&uuml;nk&uuml; havu&ccedil; g&uuml;&ccedil;l&uuml;yken tek bir sendeleme de yumuşadı. Yumurta da b&uuml;t&uuml;n sorunlarını i&ccedil;inde tuttu ve karşılaştığı zorluk bile i&ccedil;indekini &ccedil;ıkarmaya yetmedi. İnsan i&ccedil;inde tutmamalı kızım. Ama sen kahve ol b&uuml;t&uuml;n o zorluklara rağmen aynaya baktığında g&uuml;zel ve g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir kız g&ouml;rs&uuml;n g&ouml;zlerin.'..</strong></em></p>
<p style="text-align: left;"><em><strong>&nbsp; &nbsp;Şimdi bir d&uuml;ş&uuml;nelim biz neyiz? Dışardan g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve yenilmez olup ama ilk t&uuml;msek de kalkamayan mı? Yoksa her bir zorluk da kabuğuna sığınan bir korkak mı? Ya da b&uuml;t&uuml;n zorlukların &uuml;stesinden gelip g&uuml;zel olmayı başaran bir avu&ccedil; kahve mi? Hadi bak kendine git ve bak aynaya sen kimsin nesin sen? Eğer bir korkaksan bundan sonra kır kabuğunu eğer sert g&ouml;r&uuml;n&uuml;ml&uuml; bir zavallıysan sertliği bırak. Ve d&ouml;n&uuml;ş bir kahve kokusuna seni i&ccedil;en huzuru tatsın kokun g&ouml;zlerin kapanmasına yol a&ccedil;sın. Sen g&uuml;&ccedil;lerini ezerek bir avu&ccedil; kahve ol...☘️</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İNSAN…</title>
<link>https://edebiyatblog.com/insan-2646</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/insan-2646</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_628bead3bc1ae.jpg" length="120806" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 23 May 2022 23:13:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>siirsel__sanat</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">İnsan !!<span class="Apple-converted-space">&nbsp; </span>Zor durumda kaldığında,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hatta acıyla kıvranırken diz &uuml;st&uuml; &ccedil;&ouml;kt&uuml;ğ&uuml;nde,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Tutunduğu ve sığındığı tek dalın,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&ldquo;İnan&ccedil;ları&rdquo;olduğunu anlar.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Evet ! İnan&ccedil;larımızın hayatta ve ayakta kalmamızı sağladığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r&uuml;z.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sevdiklerimize olan inancımız-</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yaradana olan inancımız-</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Başarabileceklerimize olan inancımız-başardıklarımıza olan inancımız ve bize inanan herkesin inan&ccedil; sanrılarıdır belkide bize hayatı anlamlı kılan&hellip;</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Peki hangimiz tam anlamıyla başarısızlıklarını-hatalarını-</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&ouml;n yargılarını-kaygılarını kucaklayıp bağrına basabildi.?</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ben Kendi adıma tutunup-sığındığımız o inan&ccedil;larımız da dahil olmak &uuml;zere hepsini yıkıp, yaratımını iptal edip, yeniden yapılandırdım ve yapılandırıyorum.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Başarıyor muyum ? Elbette bilmiyorum. Zaten s&uuml;rprizi de orada...</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Demek ki bu durumda sıkı sıkıya tutunduğumuz inan&ccedil;larımızda kaybolursa, geriye &ccedil;abalamaktan başka se&ccedil;eneği kalmıyor insanın.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">O zaman &ccedil;alışıp &ccedil;abalayıp olmayana eyvallah! Der,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Oldurduklarımıza Amin! Deriz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ş&ouml;yle geriye birazcık bakıp hatalarımızdan dersler alır,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yolumuza devam ederiz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Zorluklar mı ?</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Zor diye bir şey yoktur.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Zorluklar beynimizdeki &ldquo;biz&rdquo;in bir oyunu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ben o zorluklara hep &ldquo;mola&rdquo; adını verdim.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Mola bitince yola devam dedim.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&Ccedil;&uuml;nk&uuml; hayatın zorlukları bizi durdurup bir şeyler &ouml;ğretir mutlaka.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&Ouml;ğrendiğimi cebime koyup bir basamak daha &ccedil;ıkmak isterim hep.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Gerisi tek nefeslik &ouml;m&uuml;r değil mi ?</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yıllar sadece rakamdan ibarettir unutmayın.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Onu anlamlı kılan, her ANI dolu dolu yaşadığımızdır.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÖNYARGINIZI YIKIN</title>
<link>https://edebiyatblog.com/onyarginizi-yikin</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/onyarginizi-yikin</guid>
<description><![CDATA[ Yaşantımızda bir çoğumuzun düştüğü bir durum! Önyargılı olmak... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_62815b9e359ac.jpg" length="92761" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 15 May 2022 23:00:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>KUM SAATİ YAZARI</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>+</p>
<p>&Ouml;NYARGINIZI&nbsp; YIKIN</p>
<p>&nbsp;İlk doğduğumuz andan itibaren dinlemeyi &ouml;ğreniriz. &Ccedil;oğu zaman karşımızdaki insanı dinlemeden ya da s&ouml;z&uuml; bitmeden cevap veririz. Karşımızdaki insana karşı bir &ouml;nyargı oluşur ve yaşam &ccedil;oğumuz i&ccedil;in hep &ouml;nyargı ile devam eder. &Ouml;nyargıyı yıkmak ve biraz da d&uuml;ş&uuml;nceye sevk edecek kısa bir hikaye.</p>
<p>&nbsp;Bir g&uuml;n; bir profes&ouml;r seminer vermek i&ccedil;in k&uuml;rs&uuml;ye &ccedil;ıkar. Salona bir g&ouml;z gezdirdikten sonra, karşısında sadece &nbsp;bir kişiyi g&ouml;r&uuml;r. Kendi kendine ş&ouml;yle der: &nbsp;Ben bu adama seminer versem ne olur? Vermesem &nbsp;ne olur? Konuşursam bir saatim &nbsp;boşa &nbsp;gidecek &nbsp;ve sesimi yoracağım. En iyisi vazge&ccedil;eyim diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r.</p>
<p>&nbsp;&nbsp;Biraz bekledikten sonra, ben yine de sorayım. Profes&ouml;r salonda oturan kişiye d&ouml;nerek;</p>
<p>&nbsp;Salonda senden başka &nbsp;beni dinlemeye kimse gelmemiş. Sence ben bu semineri vereyim mi? Vermeyeyim mi? diye sorar. Salondaki adam bu soru karşısında, şu cevabı verir:</p>
<p>&nbsp;Hocam, ben bir &ccedil;obanım ve koyun otlatıyorum. Benim vazifem koyunları otlatmak. Ben işimi nasıl yapacağımı kimseye sormam. Ama! ben bir &ccedil;oban olarak bir koyunum bile olsaydı, yine de onu &nbsp;otlatırdım der.</p>
<p>&nbsp;&nbsp; Profes&ouml;r, salondaki adamın g&uuml;zel cevabı karşısında haklısın der ve konuşmayı yapar. Konuşmanın sonunda profes&ouml;r &ccedil;obana teşekk&uuml;r eder. &Ccedil;oban son bir kez profes&ouml;re d&ouml;nerek ş&ouml;yle der:</p>
<p>&nbsp;Saygı değer hocam, bug&uuml;n bir kişi g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z kişi! yarın bir s&uuml;r&uuml; insan demektir.</p>
<p>&nbsp;Bazen k&uuml;&ccedil;&uuml;k şeyleri &ouml;nemsemeyiz ya da karşımızdakine &ouml;nem vermeyiz. &Ouml;nyargıyla yaklaştığımız her durum, bizlerin bizden bir şey kaybetmesine sebep olabilir...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yüceler Şef&amp;apos;i İle Sohbet</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yuceler-sefi-ile-sohbet</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yuceler-sefi-ile-sohbet</guid>
<description><![CDATA[ +Yağur gibi bombalar mı yağdırmak, yoksa hayvanlar gibi kahkaha mı atmak daha büyük yaratıklıktır?  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_627e36627423b.jpg" length="48876" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 May 2022 13:45:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yunus Emre Bal</dc:creator>
<media:keywords>yüceler, Şef&#039;i, sohbet, felsefe</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>+Yağur gibi bombalar mı yağdırmak, yoksa hayvanlar gibi kahkaha mı atmak daha b&uuml;y&uuml;k yaratıklıktır?&nbsp;</p>
<p>-Bomba atmak mı? Buna yaratıklık denmez Efendim. Bomba yapmak ve atmak insana &ouml;zg&uuml; bir meziyettir. B&ouml;ğ&uuml;rmek hayvani bir şeydir, kahır edici y&uuml;kseklikte b&ouml;ğ&uuml;rmek ise yaratıklara &ouml;zg&uuml; bir şeydir.</p>
<p>-------------------------------------------------------------------------</p>
<p>+Derdin nedir Azizim, seni herg&uuml;n acı i&ccedil;inde kıvrandıracak?</p>
<p>+Derdim &uuml;lkemdir Efendim.&nbsp;</p>
<p>+Ne i&ccedil;in &uuml;lkeyi dert edinirsin, onca dert arasında Azizim?&nbsp;</p>
<p>+Dertlerin en şereflisidir memleket memleket Efendim.&nbsp;</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİRİ OLMAK İÇİN BİRİNİ TANIMAK</title>
<link>https://edebiyatblog.com/biriolmaki%C3%A7inbirinitan%C4%B1ma</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/biriolmaki%C3%A7inbirinitan%C4%B1ma</guid>
<description><![CDATA[ Birini tanımak ve onlarla, toplumla ilişkilenmek için mi biri oluruz yoksa biri olmak için, toplum ve diğerleriyle ilişkilenmek ihtiyacı duyarız?  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_627d3eee38852.jpg" length="84916" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 13 May 2022 02:07:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>Anahid</dc:creator>
<media:keywords>Biri, kendinitanımak</media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Aforizmalar</title>
<link>https://edebiyatblog.com/aforizmalar-2425</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/aforizmalar-2425</guid>
<description><![CDATA[ 
Sevmek en büyük erdemdir, ne yazık sevmeyi acıma duygusu kadar bilmeyenlere... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_627c0dfc8881e.jpg" length="51672" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 11 May 2022 22:28:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yunus Emre Bal</dc:creator>
<media:keywords>aforizmalar, felsefe</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>1024</p>
<p>Sevmek en b&uuml;y&uuml;k erdemdir, ne yazık sevmeyi acıma duygusu kadar bilmeyenlere.</p>
<p>1025</p>
<p>Kahka atmak, hayvanlar gibi b&ouml;ğ&uuml;rmekten başka bir şey değildir.</p>
<p>1026</p>
<p>Bir kurşunla vurulmaktan daha acıdır kederli bir anında kahkahalara kulak misafiri olmak.</p>
<p>1027</p>
<p>Erdemlerin en &uuml;st&uuml;n&uuml;d&uuml;r sevmek, onuru dahi ezip ge&ccedil;ebilir y&uuml;reğinden.</p>
<p>1028</p>
<p>Eğer hep biri vardı diyorsan yazarken, hep bir başka birini yazdığını itiraf ediyorsundur istemeden.</p>
<p>1029</p>
<p>Bir filozof olduğunu s&ouml;ylemeden &ouml;nce, kim olduğunu s&ouml;yleyebilmen gerekir aslında.</p>
<p>1030</p>
<p>S&ouml;zlerinin konusu karmaşık sırayla doldurmuyorsa defterini, ciddiye almamalısın zihnindekileri.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sözcüklerin bilgeliği...</title>
<link>https://edebiyatblog.com/sozcuklerin-bilgeligi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/sozcuklerin-bilgeligi</guid>
<description><![CDATA[ Yol, dört esas üzerine bina edilmiştir.. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_627bb14ce7481.jpg" length="97906" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 11 May 2022 15:56:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>Rüya gibi</dc:creator>
<media:keywords>sözcük, bilgelik, çağ, felsefe</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><span style="background-color: #b96ad9;">Yol, d&ouml;rt esas &uuml;zerine bina edilmiştir,</span></strong></em><br /><em><strong><span style="background-color: #b96ad9;">Sadece varlık aleminden s&ouml;z et,</span></strong></em><br /><em><strong><span style="background-color: #b96ad9;">Sadece ihtiyacın olduğu i&ccedil;in ye,</span></strong></em><br /><em><strong><span style="background-color: #b96ad9;">Sadece uykunu bastıramadığın i&ccedil;in uyu,</span></strong></em><br /><em><strong><span style="background-color: #b96ad9;">Ve sadece huşu duyduğun i&ccedil;in sus</span></strong></em></p>
<h1 class="entry-title"><em><strong><span style="font-size: 8pt; background-color: #b96ad9;">C&Uuml;NEYD-İ BAĞDADİ</span></strong></em></h1>
<p><img src="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x_627bb137bd947.jpg" alt="" /></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Keşfedecek çok şey var...</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kesfedecek-cok-sey-var</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kesfedecek-cok-sey-var</guid>
<description><![CDATA[ Keşfedecek çok şey var... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_627bab50e5ff2.jpg" length="69641" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 11 May 2022 15:34:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Rüya gibi</dc:creator>
<media:keywords>doğa, yaradılış, keşfetmek, felsefe</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><span style="background-color: #7eff00;"><strong>Hayallerinizi kovmayınız, &ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar gittiler mi, belki siz kalırsınız, fakat artık yaşamıyorsunuz demektir.</strong></span></em></p>
<p><img src="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x_627babafdc339.jpg" alt="" /></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karanlıktan Aydınlığa...</title>
<link>https://edebiyatblog.com/karanliktan-aydinliga</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/karanliktan-aydinliga</guid>
<description><![CDATA[ Karanlıktan aydınlığa... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_627b945238cc6.jpg" length="52611" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 11 May 2022 14:20:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Rüya gibi</dc:creator>
<media:keywords>Bilgi, bilgelik, cehalet, duygu, zihin, alim, edebi, edebiyat, keşfet, blog, felsefik, düşünceler, takip</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000; background-color: #3598db;"><em><strong>Bunun bilincinde olan toplumların insanları sırtı yere yere gelmez. Kimsenin g&uuml;c&uuml; yetmez yakıp yıkmaya, yok etmeye.</strong></em></span></p>
<p><img src="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x_627b9a55e7ebd.jpg" alt="" /></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 10, Anaksagoras</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-10-anaksagoras</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-10-anaksagoras</guid>
<description><![CDATA[ Yaşadığı dönemde cehaletin yok etmeye çalıştığı ancak başaramadığı filozofların ilki; Anaksagoras... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_627a538b3b1ed.jpg" length="75389" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 May 2022 15:01:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Arke, Sperma, Nous, İdam, Evren, Dünya, Doğa, Üzerine, Anaksagoras, Anaxogoras</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren cehalet her yerde ve her y&uuml;zyılda karşımıza &ccedil;ıkmaktadır. Hatta o &ouml;yle sarmal bir d&ouml;ng&uuml;d&uuml;r ki, bir başladı mı dolanmaya &ccedil;evresindeki her şeyi siler, s&uuml;p&uuml;r&uuml;r, yok eder. Yaşadığı d&ouml;nemde cehaletin yok etmeye &ccedil;alıştığı ancak başaramadığı filozoflardan birisi, hatta ilki diyebileceğimiz Anaksagoras&rsquo;tır. Bug&uuml;n yolumuz onunla kesişiyor. Anaksagoras&rsquo;ın başına ne gelmiş peki?</p>
<p>Anaksagoras M.&Ouml;. 500 yılında İyonya&rsquo;nın Klazomenai şehrinde doğmuş. Klazomenai bug&uuml;n İzmir Urla&rsquo;nın sınırları i&ccedil;erisinde bulunuyor. Otuzlu yaşlarının sonlarına doğru Atina&rsquo;ya yaşamak i&ccedil;in gitmiş ve hayatının otuz yılını orada ge&ccedil;irmiş. D&ouml;neminin en b&uuml;y&uuml;k doğa bilgini olarak Atina&rsquo;ya bilimi ve felsefeyi getirmiş. &nbsp;Atina&rsquo;nın soylularından, asker ve devlet adamı olan Perikles ile yakın dost olmuşlar. İşte bu dostluğu onun hayatını kurtarmış. Atina kentlileri alıştıkları, bildikleri şeylerin dışında konuşan bu adamı susturmak i&ccedil;in &ldquo;&rsquo;Y&uuml;ksekteki Şeyler&rsquo; ile ilgili kuramlar &uuml;retmeyi ve tapınmamayı yasaklayan yasa&rdquo; &ccedil;ıkarmışlar. Onların inanışına g&ouml;re g&uuml;neş bir tanrıydı. Oysa ki Anaksagoras g&uuml;neşin sıcaklıktan kıpkırmızı kesilmiş bir taş ve ayın ise toprak olduğunu s&ouml;ylemekteydi. Bu g&ouml;r&uuml;ş&uuml; sebebiyle yargılanmış ve ona &ouml;l&uuml;m cezası verilmiş. Anaksagoras, bu olayla tarihte fikirlerinden dolayı &ouml;l&uuml;m cezasına &ccedil;arptırılan ilk filozof olma namına sahip olmuş. Neyse ki o, tutsakların tutulduğu yerden Perikles&rsquo;in yardımıyla &ccedil;ıkarılmış ve b&ouml;ylece idamdan kurtulmuş. İyonya&rsquo;nın Lampsakos (bug&uuml;nk&uuml; Lapseki&rsquo;nin olduğu yer) şehrine s&uuml;rg&uuml;ne g&ouml;nderilmiştir.</p>
<p>Ona &ouml;l&uuml;m cezası verilmesine yol a&ccedil;an g&ouml;r&uuml;şleri, d&uuml;ş&uuml;nceleri, fikirlerinin ayrıntılarına bakalım biraz da.</p>
<p>Anaksagoras&rsquo;ın felsefesi mistik &ouml;ğelerden uzak salt bilimsel bir felsefedir. &ldquo;Doğa &Uuml;zerine&rdquo; adlı eserini d&uuml;z yazıyla (nesir)&nbsp; kaleme almıştır. Duyu algılarının insanları yanıltmadığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. Evren hakkındaki g&ouml;r&uuml;şleri teleolojiktir, hatta telos d&uuml;ş&uuml;ncesini felsefeye ilk o getirmiştir. Pl&uuml;ralist bir filozoftur. Monist filozoflar gibi arkenin canlı olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmez, aksine cansız olduğunu ve onu harekete ge&ccedil;irecek bir unsur bulunduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. İşte bu unsura &ldquo;<strong>Nous</strong>&rdquo; (ergi, zihin, akıl) demiştir. Nous evrendeki kaosun kozmosa d&ouml;n&uuml;şmesinin sebebidir. Ona g&ouml;re insan hayvanların en akıllısıdır &ccedil;&uuml;nk&uuml; Nous&rsquo;tan pay alır ve doğa akıllıca kullanabileceği i&ccedil;in insana alet olarak ellerini vermiştir.</p>
<p>Anaksagoras&rsquo;a g&ouml;re temel madde &ldquo;<strong>Sperma(Tohum)</strong>&rdquo;dır. &ldquo;<em>Ne kadar nesne varsa o kadar &ccedil;eşit de sperma var</em>,&rdquo; der. Ona g&ouml;re t&uuml;m nesneler, her &ccedil;eşit spermadan oluşur; ancak oranları farklıdır. &nbsp;Hangi &ccedil;eşit sperma ağır basıyorsa, nesneler o sperma &ccedil;eşidine g&ouml;re adlandırılır. Yani onun g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne g&ouml;re; &ldquo;Her şey her şeyden pay alır. Bununla birlikte her şey sadece bir şey olarak mevcuttur.&rdquo; Spermayla ilgili bu a&ccedil;ıklamaları sanki h&uuml;creyi andırıyor değil mi? Boşluk olmadığını, hava kanıtını &ouml;ne s&uuml;rerek a&ccedil;ıklar. &Ouml;rnek olarak, şişmiş bir tulumun i&ccedil;inde hava olduğunu verir.&nbsp;</p>
<p>Ayrıca var olma ve yok olma yoktur Anaksagoras&rsquo;a g&ouml;re. Var olma spermaların bir araya gelmesi ve yok olma ise dağılması olayıdır. Nesneler başka bir nesneye d&ouml;n&uuml;şemez; sadece değişirler. Bu değişimin nedeni ise nesnenin i&ccedil;erdiği sperma oranlarının değişmesidir; nesneye &ldquo;Ya yeni spermaların girmesi ya da ayrılmasıdır,&rdquo; der. Ona g&ouml;re bu hareketi veya değişimi sağlayan &ldquo;Nous&rdquo;tur. Nous&rsquo;u ise mistik bir unsur olarak g&ouml;rmez. Nous, maddi bir şeydir; b&uuml;t&uuml;n nesnelerin en incesi, en arınmışı, yalnız başına olabilen tek madde, diğer t&uuml;m nesneleri harekete ge&ccedil;iren madde! Bu harekete ge&ccedil;iş bir ama&ccedil; doğrultusunda olur.</p>
<p>Nous evrene egemen olan kuvvettir. Başlangı&ccedil;ta spermalar kaos i&ccedil;inde, karışık yığınlar halinde bulunuyorlardı, nesneler yoktu. Sonra Nous bir burga&ccedil; hareketi başlattı ve bu hareket her yeri sardı. Benzerleri bir araya toplanıp yeri oluşturdu. Yerin kenarından taşlar boşluğa fırladılar, akkor haline gelip yıldızları oluşturdular. D&uuml;nya d&uuml;zd&uuml;r, altı hava ile doludur. Depremler ise aşağıdaki havadan &ccedil;ıkan kabarcıklar sonucunda oluşur. Anaksagoras evrene ve d&uuml;nyaya ilişkin tasavvurunu b&ouml;yle a&ccedil;ıklamış.</p>
<p><em>&ldquo;Nasıl bir bal&ccedil;ık yığını kendiliğinden bir heykel olamazsa, bunun i&ccedil;in nasıl bir heykelcinin &ccedil;alışıp bu bal&ccedil;ık yığınına bir bi&ccedil;im kazandırması gerekirse, bunun gibi, sperma&rsquo;ların kaosu, kendiliğinden g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z d&uuml;zenli, belirli nesnelerin d&uuml;nyasını meydana getirmiş olamaz. Bunun i&ccedil;in, d&uuml;zenleyici, bi&ccedil;imlendirici bir kuvvet olan Nous&rsquo;un işe karışması gerekir.&rdquo;</em></p>
<p>Nous hareketleri rastgele değil, bir ama&ccedil; doğrultusunda yapmaktadır. Bu a&ccedil;ıklamasıyla Anaksagoras teleolojik a&ccedil;ıklamayı felsefeye adapte etmiştir. Teleoloji yani erek bilim evrendeki veya herhangi bir nesnedeki değişimin bir erek, bir ama&ccedil; doğrultusunda olduğunu ileri s&uuml;rer.</p>
<p>&nbsp;&ldquo;<em>Algılarımız bize evreni d&uuml;zen, ereği olan bir b&uuml;t&uuml;n olarak g&ouml;sterirler; dolayısıyla hareketi sağlayan kuvvet de, d&uuml;zenleyen bir ereğe (telos) g&ouml;re oluşturan bir kuvvet olacaktır.</em>&rdquo;</p>
<p>Ben de buradan esinlenerek diyebilirim ki &ldquo;Felsefe, Hayatın Yolu&rdquo; yazı serisi de esasında ereksellik taşıyor. Rastgele &uuml;st &uuml;ste yazılmış b&ouml;l&uuml;mler değildir. Ama&ccedil; felsefe tarihi boyunca birbirine eklenen d&uuml;ş&uuml;ncelerin bizi nereye g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ve g&ouml;t&uuml;rebileceğini keşfetmek.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sanat insan içindir...</title>
<link>https://edebiyatblog.com/sanat-insan-icindir</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/sanat-insan-icindir</guid>
<description><![CDATA[ Sanat insan içindir.. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_6276c9163ee2c.jpg" length="67784" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 07 May 2022 22:39:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>Rüya gibi</dc:creator>
<media:keywords>Bilgi, bilgelik, cehalet, duygu, zihin, alim, edebi, edebiyat, keşfet, sanat, insan</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>G&uuml;zel sanatlar insanın elinin kafasının ve kalbinin birlikte &ccedil;alıştığı şeylerdir. Francis Bacon</strong></p>
<p><strong><span>D&uuml;ş&uuml;nce ve deneyim asla bir merkezde buluşamaz onlar ancak sanat ve eylem sayesinde birleştirilebilir. Wolfgang Van Goethe</span></strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Başucu Kitabım&#45;7</title>
<link>https://edebiyatblog.com/basucu-kitabim-7</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/basucu-kitabim-7</guid>
<description><![CDATA[ Üzmeyin, kırmayın, kıymet bilin. Hayatta geri dönüşü olmayan ayrılıklar var... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/05/image_750x500_627406c8c96f5.jpg" length="67508" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 05 May 2022 20:34:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>Rüya gibi</dc:creator>
<media:keywords>Bir, Başkaları, içten, şiir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&Uuml;zmeyin, kırmayın, kıymet bilin. Hayatta geri d&ouml;n&uuml;ş&uuml; olmayan ayrılıklar var.</p>
<p>Bazen bir c&uuml;mle her şeye yeter. O y&uuml;zden dilinden gelene dikkat etmeli insan.</p>
<p>İnsanın ger&ccedil;ek b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n kanıtı, kendi k&uuml;&ccedil;&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; fark etmesinde yatar.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 9, Empedokles</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum</guid>
<description><![CDATA[ Onun müthiş tasavvuru; maddi bir dünya, yüksek ruhların olduğu ikinci bir dünya, soyut bir Tanrı… ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_626b78c98d7c1.jpg" length="62464" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 29 Apr 2022 08:42:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Arke, Ateş, Hava, Su, Toprak, Sevgi Nefret, Doğa, Üzerine, Arınmalar, Empedokles</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yolumuza ilk defa bir pl&uuml;ralist &ccedil;ıkıyor; Empedokles, M.&Ouml;. 494 yılında Sicilya&rsquo;nın Agrigentum şehrinde doğmuştur. Soylu bir ailenin &ccedil;ocuğudur. Bir d&ouml;nem kendisine tiranlık &ouml;nerilmiş olsa da demokrasiyi savunduğu i&ccedil;in bu teklifi reddetmiştir. Empedokles filozof olmasının yanı sıra tıp alanında da uzmandır. Bir ara şehrinden uzaklaşıp başka &uuml;lkelere seyahat etmiştir, ancak bir rivayete g&ouml;re şehrinden uzaklaşmasının sebebi esasında s&uuml;rg&uuml;ne g&ouml;nderilmesinden kaynaklanmıştır. Bu seyahatler &ouml;ncesinde &ccedil;ok sert, ateşli bir insan iken d&ouml;n&uuml;ş&uuml;nde adeta bir peygamber gibi davranmaya başlamıştır. Ancak belli bir s&uuml;re sonra kendini Tanrı olarak g&ouml;rmeye başlamış ve &ouml;l&uuml;ms&uuml;z olduğunu ispat etmek i&ccedil;in Etna Yanardağı&rsquo;nın volkanlarına atlamış. 434 yılında bu şekilde hayatı son bulmuş. Tabii bunlar onun hakkındaki s&ouml;ylentilerdir.</p>
<p>Empedokles&rsquo;ten bize iki uzun şiirinden par&ccedil;alar kalmıştır. İlki &ldquo;Doğa &Uuml;zerine&rdquo;, diğeri ise &ldquo;Arınmalar&rdquo;dır. İlkinin bilimsel &ccedil;alışmaları, ikincisinin dinsel &ccedil;alışmaları olduğu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lse de birbirinin devamı olduğu şeklinde de yorumlanmaktadır.</p>
<p>Empedokles i&ccedil;in pl&uuml;ralist demiştik. Peki, pl&uuml;ralizm ne demek? &Ccedil;oğulculuk olarak da adlandırılır, Vikipedi&rsquo;deki tanımı &ldquo;Varlığın birbirine indirgemeyen bir&ccedil;ok t&ouml;zden oluştuğunu savunan bir felsefi yaklaşım&rdquo;dır.&nbsp; Pl&uuml;ralizmin Empedokles dışında başlıca temsilcileri Anaksagoras, Demokritos ve Leukippos&rsquo;tur.</p>
<p>Empedokles &ouml;ncesi Doğa Filozofları arkeyi belirlerken monist yaklaşım da bulunup tek bir madde olarak belirlemişlerdi;&nbsp; Thales&rsquo;in arkesinin &ldquo;Su&rdquo; olması gibi. Pl&uuml;ralist yaklaşıma sahip Empedokles ise evreni oluşturan d&ouml;rt unsur olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmektedir. Ona g&ouml;re varlık d&ouml;rt temel unsurun belli oranda karışımından oluşmaktadır, bir nevi bunları d&ouml;rt temel element olarak d&uuml;ş&uuml;nebiliriz. Hadi tahminlerinizi alayım. Ateş, su, toprak... İzleyenlerin aklına GORA filmi geldi değil mi? Tabii ki son element tahta değil. Empedokles&rsquo;e g&ouml;re bu d&ouml;rt temel unsur; &ldquo;H<strong>ava, su, ateş ve toprak&rdquo;tır. Onların karışması varlığı, karışımın ortadan kalkması ise yokluğu oluşturur</strong>. Bu d&ouml;rt unsur ezeli ve edebidir. Evrendeki miktarları artmaz da azalmaz da. Empedokles bu d&ouml;rt unsuru tanrısal varlık olarak kabul eder ve onları evrenin temeline yerleştirir. Onlar kendiliğinden harekete ge&ccedil;mez, birleştiren veya ayrıştıran iki hareket ettirici g&uuml;&ccedil; vardır; &ldquo;<strong>Sevgi</strong>&rdquo; ve &ldquo;<strong>Nefret</strong>&rdquo;. Sevgi ve nefret maddi olmadıkları i&ccedil;in ezeli ve ebedi değillerdir.</p>
<p>Evrenin oluşumunu da yine bu yolla a&ccedil;ıklıyor. Evren bu iki kuvvetin savaşından meydana gelmiştir. İlk d&ouml;nemde sevgi h&acirc;kimdir, sonra nefret sahneye &ccedil;ıkar, onu yine sevgi takip eder. Bu bir d&ouml;ng&uuml; şeklinde devam eder. Nefretin h&acirc;kim olduğu &ccedil;ağda şeyler dağılmış, sonra sevginin h&acirc;kim olduğu &ccedil;ağ gelmiş ve birleşmişlerdir. Evrenin sevgi hali kozmos, nefret hali ise kaostur.</p>
<p>Varlıkların oluşumu hakkındaki g&ouml;r&uuml;şlerine baktığımızda bir hiyerarşiyi izlediğini g&ouml;r&uuml;r&uuml;z. &Ouml;nce ilkel sonra gelişmiş canlılar oluşmuştur. &nbsp;Onları bitkiler, bitkileri hayvanlar, hayvanları insanlar izler. Cinsiyet olarak ise &ouml;nce hem erkek hem dişi olan canlılar sonra ise dişi ve erkek ayrı ayrı olan canlılar oluşmuştur.</p>
<p>Bu oluşumu a&ccedil;ıklarken &ccedil;ok fantastik bir teoride bulunmuş. Ş&ouml;yle ki varlıklar bir b&uuml;t&uuml;n olarak ortaya &ccedil;ıkmamıştır. &Ouml;nce kafa, kol gibi organlar oluşmuş ve tesad&uuml;fen bir araya gelip varlıklar oluşmuştur. G&ouml;z&uuml;n&uuml;zde canlandı mı bilemedim ama benim zihnimden ge&ccedil;en sahne ş&ouml;yle; bir kafa ortada yuvarlanıyor, sonra kendine v&uuml;cut buluyor, oradan kol ve bacaklar ekleniyor&hellip; Ne kadar acayip değil mi! Neyse onun d&uuml;ş&uuml;ncelerine devam edeyim, sonu&ccedil;ta bu bir korku filmi değil. Bu birleşmelerden uyum sağlayamayanlar ise ortadan kalkmış. Sanki &ldquo;Evrim Teorisi&rdquo;nin &ouml;ndeyişlerine benziyor bu yaklaşım. &Ouml;nce tek h&uuml;creliler, sonra bitkiler ardından hayvanlar ve de en son insanlar&hellip; Adaptasyon sağlamayan canlıların nesli t&uuml;kenir, doğal se&ccedil;ilim yani.</p>
<p>Empedokles t&uuml;m varlıklarda olduğu gibi insanlarda da bu d&ouml;rt temel unsurun mevcut olduğunu s&ouml;yl&uuml;yor. Et ve kemik toprak, kan sıvı y&ouml;n&uuml;, yani bedenin su kısmı, solunum hava, v&uuml;cudun sıcaklığını ise ateş ile &ouml;zdeşleştirmiş. Sağlık bunlar arasındaki uyumun yani sevginin h&acirc;kim olduğu evre, hastalık ise aralarındaki uyumun bozulması yani nefret g&uuml;c&uuml;n&uuml;n h&acirc;kim olmaya başladığı evredir.</p>
<p>Tıp hekimi olarak kanı insan hayatının ana taşıyıcısı ve d&uuml;ş&uuml;nmenin merkezi olarak g&ouml;r&uuml;r.&nbsp; Ayrıca kanda da b&uuml;t&uuml;n &ouml;ğelerin var olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r.</p>
<p>Ona g&ouml;re insan her şeyi bilebilir. Duyu algısının oluşmasını insanda bu d&ouml;rt unsurun var olması ile a&ccedil;ıklıyor. Tıpkı insandaki gibi &ccedil;evresindeki her şeyde bu d&ouml;rt unsur bulunur. &ldquo;<strong>Bir cinsten olan şeyler birbirini etkiler</strong>,&rdquo; der. G&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml;n yapısında ateş olduğu i&ccedil;in ışığı g&ouml;rebiliyoruz mesela. Evren hakkında ise bilgi sahibi olabiliriz &ccedil;&uuml;nk&uuml; evrenle aynı &ouml;zden oluşuyoruz. Esasında karışık gibi g&ouml;r&uuml;nse de biraz d&uuml;ş&uuml;n&uuml;nce, inanmasak bile anlayabiliyoruz. Aynı dili konuşmak gibi bir şey galiba bu durum. Her şey hava, su, toprak ve ateşten oluştuysa ve biz de keza aynı şekilde oluştuysak duyularımızla evreni algılayabiliriz.</p>
<p>Empedokles bilgiye ulaşmak i&ccedil;in sadece duyu algılarını kullanmamamız gerektiğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. Hem aklımızı hem de duyularımızı kullanmamız gerektiğini savunur. Onun felsefesinin temeli bir uzlaşım felsefesidir. Herakleitos&rsquo;un değişimi ile Parmenides&rsquo;in sabit fikirlerinin uzlaşımıdır.</p>
<p>&ldquo;Arınmalar&rdquo; adlı eserinde ise daha &ccedil;ok dini inancına ilişkin g&ouml;r&uuml;şleri yer alır. Platon&rsquo;un meşhur &ldquo;Mağara Alegorisi&rdquo;ni &ccedil;oğunuz bilirsiniz. Paylaşmak isterim ki onu da konuşmamıza az kaldı. S&ouml;z konusu bu teoriyi &ouml;nce Empedokles &ouml;ne s&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r. O da Orphik ve Pythagoras&ccedil;ı d&uuml;ş&uuml;nceden etkilenmiştir. Hadi başlayım. &Ouml;ncelikle ruh g&ouml;&ccedil;&uuml;ne yani reenkarnasyona inanır. Reenkarnasyon teorisine g&ouml;re maddi d&uuml;nyanın &ouml;tesinde, ikinci ve daha y&uuml;ksek ruhların olduğu bir d&uuml;nya daha vardır. Su&ccedil; işlemiş ruhlar s&uuml;rg&uuml;n i&ccedil;in maddi d&uuml;nyaya g&ouml;nderilirler (yani bizim d&uuml;nyamıza), tabii maddi d&uuml;nyada beden sahibi olup, sınırlanırlar. Bazen bitki, bazen hayvan bazen de insan olarak maddi d&uuml;nyaya doğarlar. Bedenlenirken eski bedenlerini unuturlar, Pythagoras hari&ccedil;miş, &ccedil;&uuml;nk&uuml; Pythagoras&rsquo;ın kendisi hatırladığını ifade ediyormuş. Bu yeniden doğuşun bir sınırı bulunmaz ta ki y&uuml;ksek ruhların seviyesine erişinceye kadar bu yeniden doğuş ger&ccedil;ekleşir. O da Orphik tarikattaki ve Pythagoras&ccedil;ılardaki gibi belli şeyleri ruh g&ouml;&ccedil;&uuml;nden dolayı yemezmiş; defne yaprağı, fasulye ve t&uuml;m hayvanlar gibi&hellip; Yine onlar gibi bu &ouml;ğretilerini &ouml;ğrencilerine gizlilik yeminiyle aktarırmış. &nbsp;&nbsp;</p>
<p>Son olarak Tanrı inancına bakalım. O antropomorfik tanrı inancına karşı &ccedil;ıkıyor. Onun tanrısı v&uuml;cuda sahip değil, soyut, evreni hızlı d&uuml;ş&uuml;nceleriyle dolaşan m&uuml;thiş bir zeka&hellip;</p>
<p>Onun m&uuml;thiş tasavvuru; maddi bir d&uuml;nya, y&uuml;ksek ruhların olduğu ikinci bir d&uuml;nya, soyut bir Tanrı&hellip;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ateş ve Su</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ates-ve-su</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ates-ve-su</guid>
<description><![CDATA[ Birbirimizi huzura kavuştururuz ama aynı zamanda, bi savaşa iteriz.Ama bu ikimiz arasındaki bir savaş değildir Ateş ve Su&#039;nun birleşip dünyayı buharlaştırabilecek kadar güçlü olup dünyaya karşı yaptıkları savaştır. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/06/image_750x500_60d8ed93df31d.jpg" length="77738" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 25 Apr 2022 17:53:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nehir Kahraman</dc:creator>
<media:keywords>Ateş ve Su, huzur, savaş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>D&uuml;nya da iki tane element vardır en &ccedil;ok bilinen iki element bir birine &ccedil;ok zıt g&ouml;r&uuml;n&uuml;rler. Aslında birbirleri olmadan da yaşarlar ama hayatın anlamı kalmaz o zaman. Bu elementler Ateş ve Su'dur. Bana g&ouml;re su saflığı, temizliği ve g&uuml;veni temsil eder, Ateş ise tam zıttı savaş, kaos, karmaşayı temsil eder.</p>
<p>Ateş sıcaktır mesela hemde &ccedil;ok sıcaktır heryeri k&uuml;le d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rebilir, ama su soğuktur hemde &ccedil;ok soğuktur heryeri dondurabilir. Su, Ateş'i s&ouml;nd&uuml;r&uuml;r b&uuml;t&uuml;n o kaosu yok edebilir. Ateş, Su'yu yok eder buharlaştırır b&uuml;t&uuml;n o saflığı yok eder. Aslında b&ouml;yle bakıldığında birbirinden &ccedil;ok alakasız, birbirine &ccedil;ok zıt aynı yere koyulamayacak iki madde gibidirler.</p>
<p>Ama biri olmadan diğeri hi&ccedil;tir. Biri olmazsa diğeri hep yarım kalır. Hayatımıza giren ve belki diğer yarım diye adlandırdığımız o kişiyle de b&ouml;yleyiz aslında. Biz Ateş'izdir o ise Su. Birbirimizin tam zıttıyızdır ama aslında aynıyızdır. Ondan ayrı kalamayız.</p>
<p><em>Birbirimizi huzura kavuştururuz ama aynı zamanda, bi savaşa iteriz.Ama bu ikimiz arasındaki bir savaş değildir Ateş ve Su'nun birleşip d&uuml;nyayı buharlaştırabilecek kadar g&uuml;&ccedil;l&uuml; olup d&uuml;nyaya karşı yaptıkları savaştır.</em></p>
<p>Bu iki kişi ayrı ayrı da &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;l&uuml;d&uuml;rler bir araya geldiklerinde birbirlerini tamamlar daha g&uuml;&ccedil;l&uuml; olurlar. &Ouml;nlerinde kimse duramaz &ccedil;&uuml;nk&uuml; onları engelleyecek kadar g&uuml;&ccedil;l&uuml; biri yoktur. O y&uuml;zden hayatınıza giren insanları iyi se&ccedil;in derim. Onlarla zaman zaman kavga edip k&uuml;ssenizde bu Ateş ve Su'nun zıtlığıdır unutmayın. Ve ger&ccedil;ekten siz Ateş ve Su iseniz o kişiyi k&uuml;ssenizde bırakamazsınız. Ama Ateş'inizi veya Su'yunuzu havada veya doğada aramayın &ccedil;&uuml;nk&uuml; o sizin yangınınızın ortasında atılan bi kovadaki sudur belki yada buz gibi &uuml;ş&uuml;rken yanınızda aniden oluşan Ateş'tir.</p>
<p>Sadece bekleyin, Ateş'inizi veya Su'yunuzu doğa size hediye olarak verecektir. Başka birinden uzaklaştım diye &uuml;z&uuml;lmeyin &ccedil;&uuml;nk&uuml; o sizin diğer yarınız olsaydı sizi bırakamazdı emin olun. Dediğim gibi o size en doğru zamanda gelecektir zaten...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mein kampf</title>
<link>https://edebiyatblog.com/mein-kampf</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/mein-kampf</guid>
<description><![CDATA[ İç muhasebe ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_62650d06631ef.jpg" length="63147" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 24 Apr 2022 11:42:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords>felsefe, mein kampf</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Elbet h&uuml;z&uuml;nde birikir</p>
<p>Tuzlu sular karışır şiire&nbsp;</p>
<p>İntikam istenciyle bı&ccedil;aklanır s&ouml;ylemler</p>
<p>Fikirler ayakta lanetlenir</p>
<p>M&uuml;steh&ccedil;en edebiyatla</p>
<p>Das faşist tutumlar fason bir gururda</p>
<p>Kefen satanlar &ouml;l&uuml;y&uuml; g&ouml;zler</p>
<p>İnan&ccedil;ları ne kadar kim bilir</p>
<p></p>
<p></p>
<p>İlahi adalet adına&nbsp;</p>
<p>Zaman doğar mesela</p>
<p>Zaman b&uuml;y&uuml;r&nbsp;</p>
<p>Zamanda elbet &ouml;l&uuml;r</p>
<p>İntikam yemeği yenir hatta</p>
<p></p>
<p></p>
<p>G&uuml;ndem umut</p>
<p>Birinci d&uuml;nya barışı</p>
<p>İkinci d&uuml;nya barışı</p>
<p>Soğuk barış&nbsp;</p>
<p>Bu hep</p>
<p>&nbsp;bu b&ouml;yle</p>
<p>Satın al kaos'u</p>
<p>Bir d&uuml;zeni bozdur</p>
<p></p>
<p></p>
<p>K&uuml;rek mahkumu Sanatlar</p>
<p>Kurşun bağımlısı akımlar&nbsp;</p>
<p>U&ccedil;urucu bilim</p>
<p>&nbsp;bildiğin havada canlar</p>
<p>Beyinleri nerde kim bilir</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&Ouml;l&uuml;m&uuml; bi &ccedil;i&ccedil;ekler haketmiyor</p>
<p>G&uuml;nd&uuml;z kabuslarından irkilip</p>
<p>Geceye uyanıyorum</p>
<p>Y&uuml;kselen aya karşı esniyor&nbsp;</p>
<p>Geceye ge&ccedil; kalarak başlıyor yaşamak</p>
<p></p>
<p>Hızıra konuk gidiyorum</p>
<p>Zerd&uuml;şt ten &ccedil;ekiniyo</p>
<p>İsadan sıkılıyor</p>
<p>Muhammed'den korkuyorum</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Kendime yeni bir r&uuml;ya inşa ediyorum</p>
<p>Birşeyler anlatıyorum&nbsp;</p>
<p>Su alıp g&ouml;t&uuml;r&uuml;yor</p>
<p>Ama kuşlar u&ccedil;urumu anlamıyor</p>
<p>bu kuşlar nasıl intihar ediyor</p>
<p>&nbsp;Masaldan dışarı &ccedil;ıkıyor</p>
<p>Ağzından alev &ccedil;ıkan ejderha</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&Uuml;&ccedil; dilek hakkının &uuml;&ccedil;&uuml; de sizindir</p>
<p>Yalnız &Uuml;&ccedil; elma nereye d&uuml;şt&uuml;yse</p>
<p>&Uuml;&ccedil; g&uuml;n daha uzasın vefa&nbsp;</p>
<p>Herşey nasıl &ouml;lebiliyor</p>
<p>Ne yapsam ne yapsam&nbsp;</p>
<p>İsrafı ben oluyorum d&uuml;nyanın</p>
<p>Fernweh'li apo memo celo</p>
<p>Kuro!</p>
<p>Umudu g&uuml;ne uydur</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 8, Zenon (Elealı Zenon)</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-8-zenon-eleali-zenon</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-8-zenon-eleali-zenon</guid>
<description><![CDATA[ Acaba Zenon kendisinden yaklaşık iki yüz yıl önce yaşamış Ezop’un masalını mı duymuştu da bize bu paradoksu yarattı?  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_6260f44b85a8b.jpg" length="77141" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 21 Apr 2022 09:14:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Permenides, Elea, İtalya, Sicilya, Varlık, Diyalektik, Bir, Mantık, Doksa, Kanı, Hakikat, Zenon, Paradoks</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Zenon ismini duyduğumuz anda ilk akla gelen onun paradokslarıdır; Akhilleus ve Kaplumbağa, Yarış&ccedil;ı, Ok, Hareketli Sıralar&hellip;</p>
<p>Elea Okulu filozoflarından olan Zenon, Parmenides&rsquo;in &ouml;ğrencisidir. M.&Ouml;. 490-430 yılları arasında yaşamıştır. Onun hakkındaki bilgilere Platon'un &ldquo;Parmenides&rdquo; diyalogu ve&nbsp; Aristoteles&rsquo;in &ldquo;Fizik&rdquo; adlı eserlerinden ulaşıyoruz.</p>
<p>Peki, neymiş bu meşhur paradoksları? Ve neden d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;ş bunları?</p>
<p>&Ouml;ncesinde tabii ki temel bir soru var; Paradoks nedir? TDK&rsquo;nin tanımı, &ldquo;D&uuml;ş&uuml;nceler arasında tartışmaya a&ccedil;ık, kesin bir yargı i&ccedil;ermeyen karşıtlık&rdquo;tır. T&uuml;rk&ccedil;ede yanıltma&ccedil;, &ccedil;atışkı, &ccedil;elişki olarak da ifade ediyoruz. &ldquo;Paradoks&rdquo; (paradoksos) doğru g&ouml;r&uuml;nmekle birlikte ger&ccedil;ekte &ccedil;elişki barındıran ya da sezgiye aykırı sonu&ccedil;lara yol a&ccedil;an ifade ya da ifadeler topluluğu olarak da tanımlanır.</p>
<p>Hatırlayacağımız &uuml;zere Parmenides varlığın Bir, b&uuml;t&uuml;n, değişemez, hareket edemez olduğunu s&ouml;ylemişti. Pythagoras&ccedil;ılar ise varlığın sonsuz sayıda k&uuml;&ccedil;&uuml;k par&ccedil;acığa b&ouml;l&uuml;nebileceğini ileri s&uuml;rm&uuml;şlerdi. Elea Okulu mensubu, mantık&ccedil;ı bir filozof olan Zenon, hocasının izinden gider ve onun g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; ispat etmek i&ccedil;in bu paradoksları o tasarlar. Bu sayede diyalektik d&uuml;ş&uuml;ncenin gelişmesine katkı sağlamıştır. &Ouml;zellikle değişim ve &ccedil;okluğun olanaksızlığını ispat etmeye &ccedil;alışır.</p>
<p>Paradoksları ilk duyduğumuz anda &ldquo;Ne yani soru bu muymuş?&rdquo; ya da &ldquo;Ben bu problemlerin benzerlerini okul hayatım boyunca &ccedil;ok &ccedil;&ouml;zd&uuml;m!&rdquo; gibi lafları i&ccedil;imizden ge&ccedil;irdiğimiz zamanlar olabilir. Hatta okumaya devam ettik&ccedil;e &ldquo;Zihni Sinir&rdquo;i anabiliriz. &nbsp;</p>
<p>Hadi bakalım &ouml;nce &ccedil;okluğun imk&acirc;nsızlığını anlattığı paradoksuyla başlayalım. Zenon&rsquo;a g&ouml;re bir cisim sonsuz sayıda par&ccedil;alara b&ouml;l&uuml;n&uuml;rse iki durum ortaya &ccedil;ıkar;</p>
<p>Birinci durumda bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k par&ccedil;alar uzayda yer kaplar. Onların toplamından sonsuz b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k oluşturacağı i&ccedil;in bu durum sa&ccedil;madır.</p>
<p>İkincisi ise bu par&ccedil;alar o kadar k&uuml;&ccedil;&uuml;kt&uuml;r ki uzayda yer kaplamaz. B&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml; olmayan şeylerin toplamının da b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml; olmayacağı i&ccedil;in toplam b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k hi&ccedil;bir zaman oluşmaz.</p>
<p>Her iki durumda t&uuml;m var olan cisimlerin sonsuz par&ccedil;acıktan meydana geldiği g&ouml;r&uuml;ş&uuml; Zenon&rsquo;a g&ouml;re sa&ccedil;maya d&uuml;şmeden kavranamaz. Yani ona g&ouml;re bu durum uzamın sonsuz b&ouml;l&uuml;nebilinirliğine karşı ispattır.</p>
<p>Zenon&rsquo;un hareketin var olmadığına y&ouml;nelik paradokslarından en meşhur olanı &ldquo;Akhilleus (Aşil) ve Kaplumbağa Paradoksu&rdquo;dur.</p>
<p>Yunan kahramanı Akhilleus&rsquo;un ve bir kaplumbağa ile yarıştığını hayal edelim. Tavşan ile kaplumbağanın masalı geldi hemen aklıma, sizinde &ouml;yle değil mi? Acaba Zenon kendisinden yaklaşık iki y&uuml;z yıl &ouml;nce yaşamış Ezop&rsquo;un masalını mı duymuştu da bize bu paradoksu yarattı? Neyse paradoksa geri d&ouml;nersek Zenon Akhilleus&rsquo;un kaplumbağaya hi&ccedil; yetişemeyeceğini savunur (Akhilleus uyuyakalmıyor, y&uuml;r&uuml;yor hep). Akhilleus, kaplumbağaya &ouml;nceden başlaması i&ccedil;in zaman tanır. Malum kaplumbağa yavaş y&uuml;r&uuml;yen bir hayvandır. Akhilleus ise hızlı koşar. Hepimiz biliyoruz ki koşmasa sadece y&uuml;r&uuml;se bile yakalayıp ge&ccedil;er, Zenon da aynı şeyi biliyordu. Ama onun ispatlamak istediği şey farklıdır. Akhilleus&rsquo;un kaplumbağaya yetişmesi i&ccedil;in zamana ihtiyacı vardır. Bu s&uuml;rede kaplumbağa da yol alacaktır.&nbsp; Akhilleus&rsquo;un yine yakalamak i&ccedil;in zamana ihtiyacı olacak ve kaplumbağa yine birazcık daha yol alacaktır. Bu durum sonsuza kadar b&ouml;yle s&uuml;r&uuml;p gider. Zenon&rsquo;a g&ouml;re zamanda sonsuz b&ouml;l&uuml;nemezdir. Asıl anlatmak istediği duyu bilgisinin yanıltıcı olduğudur. &nbsp;Asıl bilgi aklın &ccedil;elişkiye d&uuml;şmeden ulaştığı bilgidir.</p>
<p>Başka bir paradoks ile anlatmak isterim. Bir yere ulaşmak isteyen bir yolcu &ouml;nce yolun yarısını, sonra yarısının yarısını, sonra onunda yarısını gitmeli. Esasına bakarsanız en k&uuml;&ccedil;&uuml;k kalan yarısının bile yarısı vardır. Tamamını gitmek i&ccedil;in o son yarıyı aşmalı insan.&nbsp; Ama bu aşma durumda yarısını bitirmiş olduğumuzun kanıtı değil sadece o son yarıyı aştığımızın g&ouml;stergesidir. Teknik olarak hep bir yarım vardır.</p>
<p>Zenon&rsquo;un hareketin olanaksızlığını anlattığı diğer bir paradoksu olan &ldquo;Ok Paradoksu&rdquo;na da bir bakalım. Zenon&rsquo;a g&ouml;re hareket gibi g&ouml;r&uuml;nen şey, ger&ccedil;ekte zamanın bir anında bir yerdeki durgun cisimlerin toplamıdır. İzlediğimiz bir filmin bir sahnesini d&uuml;ş&uuml;nerek daha iyi anlaşılabiliyor bu paradoks. Mesela birinin bir bardağı alıp dudaklarına g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; sahneyi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n. O hareket tek bir kareden oluşmuyor, bir&ccedil;ok duran kareden oluşuyor esasında. Gelelim ok da durum nasıl oluyormuş? A noktasından B noktasına fırlatılan bir oku g&ouml;zlemlediğimizde, okun, &ccedil;izdiği rota boyunca her an bir noktada durduğunu fark ederiz. Bu anlarda ok uzayın belli noktasında olan, ancak diğer noktasında olmayan sabit bir konumdadır. Zenon&rsquo;a g&ouml;re bu durumda da yine duyularımız bize yanıltıcı bilgi verir, sanki oku hareket halinde algılarız.</p>
<p>Sonu&ccedil; olarak Zenon&rsquo;un paradokslarıyla anlatmak isteği şey &ccedil;elişkisiz, a&ccedil;ık/se&ccedil;ik ve kesin kavramlara ulaşmak &uuml;zere takip edilecek yolu g&ouml;steren &ouml;ğretisini doğrulamaktır. Yani akıl bize doğru bilgiyi verir, duyular değil.</p>
<p>Zenon felsefe yolunda karşımıza geniş d&uuml;ş&uuml;nce sistemiyle karşımıza &ccedil;ıkmasa da onun yaratmış olduğu bu t&uuml;r paradokslar iki bin yıldan fazla bir s&uuml;redir pek &ccedil;ok filozofun, matematik&ccedil;inin ve fizik&ccedil;inin ilgisini &ccedil;ekmiştir. Onları şaşırtmış, meydan okumuş, &ccedil;ileden &ccedil;ıkartmış, eğlendirmiş, etkilemiş ve ilham vermiş. Bunlar arasında Platon, Aristoteles, Hengry Bergson, Bertrand Russell gibi pek &ccedil;ok ismi sayabiliriz.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Araf’a hoşgeldin…</title>
<link>https://edebiyatblog.com/araf-hosgeldin</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/araf-hosgeldin</guid>
<description><![CDATA[ Araf hoşgeldin... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_62607461b03ec.jpg" length="40644" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 21 Apr 2022 00:00:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>siirsel__sanat</dc:creator>
<media:keywords>Araf, şiir, hoşgeldin</media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yağmura ihanet.</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yagmura-ihanet</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yagmura-ihanet</guid>
<description><![CDATA[ Yağmura açılan her şemsiye gökyüzüne sıkılan bir mermidir. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_626014d1508c7.jpg" length="61598" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 20 Apr 2022 17:13:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Duyguknoglu</dc:creator>
<media:keywords>Yağmur, Bereket, İhanet, Mermi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Seni bulmaya &ccedil;alışırken kendimi &ouml;yle &ccedil;ok kaybetmişim ki.</p>
<p><br />D&uuml;nya bir par&ccedil;a almış sanki senden. Ya altın sarısı sa&ccedil;larından ya da deniz mavisi g&ouml;zlerinden. Yağmurlar yağdırmış sonra sana olan &ouml;zleminden, bazı insanlar bereket sanmış, bazıları felaket.<br />Ve ben her g&uuml;n o berekete avu&ccedil; a&ccedil;tım. Her damlasına muhta&ccedil; olduğum yağmura insanlar şemsiye a&ccedil;tı.</p>
<p>A&ccedil;ılan her şemsiye g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne &ccedil;evrilmiş bir namlu değil mi?&nbsp;</p>
<p>Bu yağmura ihanet değil mi?&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ölümün yaşamı, Yaşamın ölümü</title>
<link>https://edebiyatblog.com/olumun-yasami-yasamin-olumu</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/olumun-yasami-yasamin-olumu</guid>
<description><![CDATA[ Yaşam her adımda ölüme giderken, ölüm her nefeste biraz daha yaşamı hissediyordu. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_625f0e85956d6.jpg" length="116530" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 19 Apr 2022 22:34:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>YağmurunKızı8</dc:creator>
<media:keywords>Yaşam, ölüm, felsefe</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><b><i>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Yaşam ve &ouml;l&uuml;m&uuml;n karşı karşıya geldiğini g&ouml;r&uuml;r gibiyim. Yaşam her adımda &ouml;l&uuml;me giderken, &ouml;l&uuml;m her nefeste biraz daha yaşamı hissediyordu. Oysaki yaşam &ouml;l&uuml;m i&ccedil;in giderken, &ouml;l&uuml;m yaşamı bekliyordu hazin son i&ccedil;in. Hangisinin sonu olacak bu ? &Ouml;l&uuml;m&uuml;n yaşamı i&ccedil;in mı? Yoksa yaşamın &ouml;l&uuml;m&uuml; i&ccedil;in mı bu son.? Peki bizler yaşıyor muyuz? Nefes almak &ouml;l&uuml;m i&ccedil;in yaşamaktır ancak yaşam i&ccedil;in nefes almak yaşamak sahiden? Bazılarımız hayatı yaşarken bazılarımız yaşamı yaşıyor. Peki bu ikisinin arasındaki fark ne? Yaşam ve hayat, biri bize bahşedilen diğeri ise bizim yolumuz. &Ouml;l&uuml;m&uuml; bilerek yaşamak insanoğlu i&ccedil;in zor değil ancak ya &ouml;l&uuml;m&uuml; ensede hissederek yaşamak? Bug&uuml;n binlerce &ccedil;ocuk &ouml;l&uuml;m&uuml;n i&ccedil;inde yaşıyor. Her biri &ouml;l&uuml;me şahit oluyor g&ouml;zleriyle, birisi duyuyor &ouml;l&uuml;m&uuml;n fısıltılarını diğeri yaşamın gidişini izliyor usul usul, &ccedil;aresiz. Bizler ne yapıyoruz peki sadece izlemek ve iki &uuml;&ccedil; kuru ah vah etmekten başka ne yapıyoruz? Soruyorum size onca insan &ccedil;ocuk yaşlı &ouml;l&uuml;m&uuml; parmak u&ccedil;larında hissederek yaşarken, bizler burada bilmem hangi derdin &uuml;z&uuml;nt&uuml;s&uuml;n&uuml; &ccedil;ekiyoruz. Yaşamak denilen eğerse mutluluk eğlence huzur..vs ise bunca g&uuml;z yaprakları neden d&ouml;k&uuml;l&uuml;yor? Soruyorum size şimdi yaşamak d&uuml;nya i&ccedil;in mıdır? Yoksa yaşamak &ouml;l&uuml;m&uuml;n bir son olmadığını bile bile ona ulaşmak mıdır?...</i></b></p>
<p style="text-align: left;"><b><i>&nbsp;</i></b></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kıyamet Günlükleri&#45; Hayat</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kiyamet-gunlukleri-hayat</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kiyamet-gunlukleri-hayat</guid>
<description><![CDATA[ İnsanlığın yok ettiklerinden var olmaları kadar saçmaydı yaklaşan kıyamet.  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_625d34c39baea.jpg" length="44337" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 18 Apr 2022 08:27:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nymeria</dc:creator>
<media:keywords>Kıyamet, hayat, felsefe, var olmak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hayat, ne acımasız kelime ama.</strong></p>
<p></p>
<p><strong>Hayat adı altında korkutucu ger&ccedil;ekler vardı oysa. Sadece bir defa hayata geliyoruz dediler, yok ettiler her şeyi. Hayat bu dediler, ger&ccedil;ekleri sildiler. Hayatta kalmak i&ccedil;indi dediler, birbirlerini yok ettiler...</strong></p>
<p></p>
<p><strong>Geriye ne kaldı ki zaten... Sonsuz karanlıkta cayır cayır yanmak belki. Nereden geliyordu bu g&uuml;ven?</strong></p>
<p></p>
<p><strong><em>Ger&ccedil;eklikten ka&ccedil;mak mıydı bu yoksa?</em>&nbsp;</strong></p>
<p></p>
<p><strong>D&uuml;nya par&ccedil;alarına ayrılırken kendini korumaya &ccedil;alışmak mıydı?</strong></p>
<p></p>
<p><strong>&Ouml;yle olabilir miydi? Varlığını korumak i&ccedil;in iftira atacak birisi olabilir mi? Karanlığa teslim olacak kadar korkutucu muydu yok oluş?</strong></p>
<p></p>
<p><em><strong>Oysa soğuktu karanlık, insanın t&uuml;m varlığını s&ouml;m&uuml;r&uuml;rd&uuml;. Kıyamet kopsa dahi karanlık en b&uuml;y&uuml;k yokluk simgesiydi.</strong></em></p>
<p></p>
<p><strong>Ne ironik ama, yok olmaktan ka&ccedil;arken yokluğa sığınmak. İnsanlığın varlığı da bir o kadar ironikti. Yok ettiklerinden var olmuşlardı &ccedil;&uuml;nk&uuml;.</strong></p>
<p></p>
<p><em><strong>Hayat her ge&ccedil;en g&uuml;n daha da değersizleşirken insanlığın sonunun gelmesi ka&ccedil;ınılmaz değil miydi?</strong></em></p>
<p></p>
<p><span style="text-decoration: line-through;">-Kıyamet G&uuml;nl&uuml;kleri</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Arşiv 2 (Özgürlük)</title>
<link>https://edebiyatblog.com/arsiv-2-ozgurluk</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/arsiv-2-ozgurluk</guid>
<description><![CDATA[ Özgürlük ise , içten içe asla ulaşmak istemediğimiz... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_62592d0f70163.jpg" length="151149" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 15 Apr 2022 11:30:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>Garip</dc:creator>
<media:keywords>Özgürlü, dünya, hayat, popüler kültür</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Tanrı , insanlara &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; hediye ettiği an onlar birlik olup kendilerine boyunduruklar inşa ettiler. Sonrasında kendi acizliklerinin su&ccedil;unu birbirlerine , hayata , tanrıya attılar. Boyundurukta doğan &ccedil;ocukları ise zaten hep orada olduklarından boyunduruğun &nbsp;fark etmediler. B&ouml;ylece bir kısmı &ouml;zg&uuml;r olduğu kanısına vardı. H&acirc;lbuki &ccedil;oğu , &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n ne demek olduğunu bile bilmiyordu.</p>
<p>&Ouml;zg&uuml;r olduğu yanılgısına kapılanlar bunu hissetmek istediler.</p>
<p>&bull;Bir kısmı gruplaşmaları tercih etti. Fikirsel &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; hissetme arzusu şahısları gruplaşmalara itti. Sonrasında bu gruplar kendilerinin asıl doğru olduklarını iddia etti. Ayrıştılar ve &ccedil;atıştılar. G&uuml;c&uuml; eline almayı başaran gruplar kendilerinden zayıf olan kesimleri ezmeyi kendilerine hak kıldı. Zamanla ezilenler ezen , ezenler ise ezilen oldular belki ama &ouml;z&uuml;nde bu d&ouml;ng&uuml; hi&ccedil; değişmedi.&nbsp;</p>
<p>&bull;Başka bir kesim ise &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; hissetmek i&ccedil;in g&uuml;ce aşık oldu. Bir grubun eylemleri &uuml;zerinde mutlak karar verme yetkisine sahip olması , kendisini k&ouml;lelerine karşın &ouml;zg&uuml;r kıldığı yanılgısına s&uuml;r&uuml;kledi. Yalanlar ile insanların g&ouml;zlerine bir perde &ccedil;ekti. G&ouml;rmek istedikleri şeyi g&ouml;rd&uuml;ler , g&ouml;rmek istemedikleri şeyleri ise g&ouml;rmediler. Bir &ccedil;oğu da acı ger&ccedil;eğe değil de tatlı yalana inanmayı se&ccedil;ti. Bu se&ccedil;imi yapanlar seraplarda kayboldu. G&uuml;ce aşık olanlar ise bu kişileri kanatları altına aldı. Onlardan aldığı g&uuml;&ccedil;le y&ouml;netim basamaklarında bir bir y&uuml;kseldi. Para insanı getirirdi , insan da g&uuml;c&uuml; ... Parayı istediler ve gruplara , kendi &uuml;r&uuml;nlerini satın almak mecburiyetindelermiş gibi hissettirdiler. Boyunduruklarını s&uuml;slediler ve onlara , sanki farklı bir şeymiş gibi sattılar. &Ouml;yle ki bir s&uuml;re sonra m&uuml;şteriler kendi rızaları ile , bir karşılık beklemeden bu boyundurukların reklamlarını yaptı. &Ouml;zel hissetme istekleri s&ouml;m&uuml;r&uuml;len bu insanlar da farkında olmadan &nbsp;g&uuml;ce aşık olanların kanatları altına girdiler.</p>
<p>&bull;Bazıları ise &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; farklı olmakta aradı ancak bunu sağlamak i&ccedil;in ucuz yolları se&ccedil;tiler. Yalanlar anlattılar ve diğerlerine kendilerini &ccedil;ok farklı biri olarak g&ouml;sterdiler. Diğerlerinden daha s&uuml;sl&uuml; ve farklı boyunduruklar satın aldılar. Kendilerini tanıma isteklerini ise g&uuml;ce aşık olanların hurafeleri ile tatmin ettiler. Bir yalanı yaşadılar ve ufak , kısa s&uuml;reli mutluluklara bağımlı oldular. M&uuml;şteri , m&uuml;rit , se&ccedil;men oldular ve g&uuml;ce aşık olanlarca s&ouml;m&uuml;r&uuml;ld&uuml;ler. Sonu&ccedil; olarak &ouml;zg&uuml;r hissetmek i&ccedil;in &ccedil;ıktıkları yolda k&ouml;lelik kavramınım tanıma uyan bir &ouml;m&uuml;r ge&ccedil;irdiler.<br />Aciz varlığımız , bilmenin getirdiği sorumluluk altında ezildi. Biz de kendimize g&ouml;rkemli zindanlar ve s&uuml;sl&uuml; boyunduruklar inşa ettik. Mutluluğu , ge&ccedil;ici materyallerde arayışımız bizi bu zindanlar ve boyunduruklar iyice bağladı. Zamanla dışarısını unuttuk. Zaten zindanda doğan &ccedil;ocuklar i&ccedil;in ise dışarısı hi&ccedil; olmamıştı. İ&ccedil;inde bulunduğumuz bu durumu belirtenleri dışladık ,s&uuml;rd&uuml;k, &ouml;ld&uuml;rd&uuml;k. Bu d&ouml;nemde ise sorunumuzun nedeni cahillikten &ccedil;ok istek ve arzu haline geldi. Boyunduruklarına aşık topluluklar yarattık.&nbsp;</p>
<p>Neticede benimsememiz gereken &ouml;l&uuml;m , ka&ccedil;ılan ve korkulan olmuştur.</p>
<p>Kısıtlı &ouml;mr&uuml;m&uuml;z&uuml;n her bir anı acizliğimizin kurbanı olmuştur.</p>
<p>&Ouml;zg&uuml;rl&uuml;k ise , i&ccedil;ten i&ccedil;e asla ulaşmak istemediğimiz...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Küçük İnsanların Büyük Dünyaları</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kucuk-insanlarin-buyuk-dunyalari</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kucuk-insanlarin-buyuk-dunyalari</guid>
<description><![CDATA[ İşte biz böyle  küçük bir insandık içimizde binbir masalarının dünyasını taşıyan...☘️ ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_6257f808f2fa0.jpg" length="60458" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 14 Apr 2022 13:32:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>YağmurunKızı8</dc:creator>
<media:keywords>küçük, insan, dünya, felsefe</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp;<strong style="font-style: italic;"> Biz k&uuml;&ccedil;&uuml;k insanlarız aslında bir &ccedil;i&ccedil;eğin tohumuna duygularımızı y&uuml;kleyip koca bir &ccedil;ınar olursa duygumuzunda b&uuml;y&uuml;yeceğine inanan, k&uuml;&ccedil;&uuml;k insanlarız. Bir sokak sanat&ccedil;ısının s&ouml;ylediği şarkıda hatıraları bulup kaybolan insanlarız biraz da ve bir &ccedil;ocuğun mutluluğuna şahit olmak i&ccedil;in birbiri ile yarışa giren insanlardık belki de. Sahi, k&uuml;&ccedil;&uuml;k insanlar kaldı mı? Bir şeker ikramı ile mutlu olan birini g&ouml;rd&uuml;n&uuml;z m&uuml;? Ya da bisiklet binmenin heyecanını yaşayan o &ccedil;ocuğun şimdiler de telefon almak i&ccedil;in heyecan i&ccedil;inde olduğunu bilmek peki? Hani sal&ccedil;alı ekmeğin verdiği o m&uuml;thiş tadı şimdilerde ket&ccedil;ap ile bir tutan hatta ve hatta &uuml;st&uuml;n tutan o topluluğu, ne yapmalıyız? H&acirc;lbuki o sal&ccedil;a da ne anılarımız vardı bizim, mesela bir mahallede bir bisiklet vardı ve t&uuml;m &ccedil;ocuklar binmek ve &ouml;ğrenmek i&ccedil;in heyecan i&ccedil;inde beklerlerdi. Tabi cami &ccedil;ıkışı dedelerin verdiği o g&uuml;zel şekerleri unutmamak gerek, birde balkondan kurabiye tabağı hazırlayan hacı teyzelerin de hatrı b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r &ccedil;ocuklar da. İşte biz b&ouml;yle k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir insandık i&ccedil;imizde binbir masalarının d&uuml;nyasını taşıyan...</strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BENİM ADIM TOPRAK…</title>
<link>https://edebiyatblog.com/benim-adim-toprak-2045</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/benim-adim-toprak-2045</guid>
<description><![CDATA[ Benim adım toprak.. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/04/image_750x500_625749b3e4588.jpg" length="99780" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 14 Apr 2022 01:08:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>siirsel__sanat</dc:creator>
<media:keywords>toprak, insan, felsefe</media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 7, Parmenides</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-7-parmenides</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-7-parmenides</guid>
<description><![CDATA[ Var olan meydana gelmiş bir şey olsaydı, varolmayan bir şeyden doğmuş olması gerekirdi. Böylece varolmayan gerçekten var olmuş olacaktı… ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/03/image_750x500_623b37054485e.jpg" length="70451" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 13 Apr 2022 16:48:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Permenides, Elea, İtalya, Sicilya, Varlık, Diyalektik, Bir, Mantık, Doksa, Kanı, Hakikat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Parmenides</strong> G&uuml;ney İtalya&rsquo;nın Sicilya b&ouml;lgesinde M.&Ouml;. 515-460 yılları arasında yaşamıştır. Elea Okulu&rsquo;nun kurucusudur. Yaşadığı Elea&rsquo;da yasa koyucu ve devlet adamıdır. Sokrates hen&uuml;z &ccedil;ok gen&ccedil;ken, Parmenides ise yaşamının son yıllarındayken tanıştıkları ve Sokrates &uuml;zerinde derin etkiler bıraktığı s&ouml;ylenir. Onun tarih a&ccedil;ısından &ouml;nemi metafizik alana dair bulmuş olduğu kanıttır. Hatta Platon&rsquo;dan Hegel&rsquo;e kadar uzanır onun metafizik g&ouml;r&uuml;şlerinin etkisi. <strong>Yunan mantık ve diyalektiğinin kurucusu</strong> olarak kabul edilir. Herakleitos&rsquo;a karşıt g&ouml;r&uuml;şleri ile d&ouml;neminde &ouml;n plana &ccedil;ıkmıştır.</p>
<p>Hadi biraz yakından bakalım onun g&ouml;r&uuml;şlerine.</p>
<p>Duyu tecr&uuml;besini g&uuml;venilir bulmaz. Ona g&ouml;re g&ouml;zlem hakikate ulaşmada bir y&ouml;ntem değildir. Ger&ccedil;ek bilgiye akıl ile ulaşılabileceğini savunur. Yani akıl y&uuml;r&uuml;tmelerle a&ccedil;ık ve kesin bilgiye ulaşabilir.</p>
<p>&ldquo;<strong>Doğa &Uuml;zerine</strong>&rdquo; isimli uzun şiirinde &ouml;ğretisini a&ccedil;ıklamıştır. Bu şiirdeki &ouml;ğretisini iki kısma ayırmıştır; &ldquo;<strong>Doğruya giden yol (doğruluk yolu)</strong>&rdquo; ve &ldquo;<strong>Sanrılara g&ouml;t&uuml;ren yol (kanı yolu)</strong>&rdquo;. Buradaki d&uuml;ş&uuml;nce yolculuğuna &ccedil;ıkarken duyduğu i&ccedil;sel sesi takip ederek başlar. Bu ses ise ona, onun tanımlamasıyla &ldquo;Doğruluk Tanrı&ccedil;ası&rdquo;&rsquo;ndan gelmiştir.</p>
<p>Birinci b&ouml;l&uuml;mde incelediği biricik doğru olan &ldquo;Bir, Varlık&rdquo;, ikinci b&ouml;l&uuml;mde incelediği ise kozmolojidir.</p>
<p>Tek ger&ccedil;ek, sonsuz ve b&ouml;l&uuml;nmez varlık &ldquo;Bir&rdquo;dir. Hatırlarsanız Herakleitos &ldquo;Bir&rdquo;in karşıtlardan oluştuğunu ileri s&uuml;rm&uuml;şt&uuml;. O bu g&ouml;r&uuml;şe karşı &ccedil;ıkar. Ayrıca Herakleitos&rsquo;un değişim g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne de karşı &ccedil;ıkar.</p>
<p>&ldquo;Esti gar einai&rdquo; der. &Ccedil;ok anlaşılır oldu değil mi?</p>
<p>Yani &ldquo;<em>Bir varlık vardır</em>&rdquo; der. <strong>Bir birliktir, kendi i&ccedil;ine kapalıdır, doğmamıştır, yok olmayacaktır, değişmez, b&ouml;l&uuml;nmez, hareket etmez, yoğunlaşmaz, seyrekleşmez.</strong> Yapmış olduğu bir a&ccedil;ıklamayı paylaşayım; Var olan meydana gelmiş bir şey olsaydı, varolmayan bir şeyden doğmuş olması gerekirdi. B&ouml;ylece varolmayan ger&ccedil;ekten var olmuş olacaktı&hellip;</p>
<p>Diğer bir a&ccedil;ıdan, &ldquo;Mantık&rdquo; a&ccedil;ısından &ouml;nermesine bakarsak;</p>
<p>&ldquo;Varlık vardır&rdquo; &ouml;nermesi &ldquo;A, A&rsquo;dır&rdquo; demektir.</p>
<p>&ldquo;Varlık yoktur&rdquo; demek ise &ldquo;A, A değildir&rdquo; demektir.</p>
<p>&ldquo;Varlık hem vardır, hem de yoktur&rdquo; demek ise &ldquo;A hem A&rsquo;dır, hem de A değildir&rdquo; demektir.</p>
<p>Akıl ise hi&ccedil;bir araştırmaya gerek duymadan, a&ccedil;ık ve kesin olarak, Parmenides&rsquo;in g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne g&ouml;re &ldquo;Varlık&nbsp; vardır&rdquo; &ouml;nermesini kabul eder. Yani doğru bilgi sadece akıl ile kavranabilir.&nbsp;</p>
<p>&ldquo;Varlık hem vardır, hem de yoktur&rdquo; &ouml;nermesinde akıl &ccedil;elişkiye d&uuml;şer. İşte bu durum doksalar (kanılar) d&uuml;nyasına aittir. Peki doksa (doxa) nedir? Ona g&ouml;re ger&ccedil;ekliğin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;ne veya genel olarak varlığa dair &ccedil;arpık ve yanlış kanaat demektir. Bu d&uuml;nyada duyular bize aldatıcı bilgi verir.</p>
<p>Bu noktada &ccedil;ok kritik bir yere ulaşmış oluyoruz. Bundan sonraki filozofların -&ouml;zelikle Platon&rsquo;un- &ccedil;ok &uuml;st&uuml;nde duracağı hakikatler ve g&ouml;r&uuml;şler d&uuml;nyası. G&ouml;r&uuml;şler d&uuml;nyası duyuların, doksaların (sanı, kanı) d&uuml;nyasıyken, hakikatler ise &ldquo;varlık&rdquo; alanıdır.</p>
<p>Unutmadan eklemek isterim ki, o da "Bir" dediği varlığı uzamlı ve maddi olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p k&uuml;re şeklinde bahseder.&nbsp;</p>
<p>"Doğruluk yolu" b&ouml;l&uuml;m&uuml;ndeki s&ouml;ylemlerinden bir ka&ccedil; tanesini de aşağıda paylaşıyorum;</p>
<p>&ldquo;<em>Bulunamayanı bilemezsin. Olanaksızdır bu. Dile getiremezsin. D&uuml;ş&uuml;n&uuml;lebilen ve olabilen aynıdır &ccedil;&uuml;nk&uuml;</em>.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>O halde var olan, gelecekte nasıl var olabiliyor? Ya da o nasıl var olabildi? Eğer ge&ccedil;mişte var olduysa yoktu. Gelecekte var olacaksa da yoktu. B&ouml;ylece var olan ortadan kalkmakta ve bir daha işitilmemek &uuml;zere g&ouml;zden yitip gitmektedir</em>.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>D&uuml;ş&uuml;n&uuml;lebilen ve uğruna d&uuml;ş&uuml;ncenin var olduğu şey aynıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; var olan ve hakkında d&uuml;ş&uuml;ncenin dile getirildiği bir şey olmaksızın d&uuml;ş&uuml;nce olmaz</em>.&rdquo;</p>
<p>Burada esasında değişimin olmayacağını anlatmaya &ccedil;alışmış. Bir şey şu anda ne ise odur. Başka bir anda başka bir şeye d&ouml;n&uuml;şmez demek istemiş, diye a&ccedil;ıklıyor pek &ccedil;ok felsefeci ve/veya filozof.</p>
<p>Ancak benim aklıma Wittgenstein&rsquo;ın "Tractatus" eserini getirdi. Ona g&ouml;re, insan dil tarafından sınırlanır ve ger&ccedil;eklik dil yoluyla ortaya koyulabilir. Wittgenstein eserinin son c&uuml;mlesinde &ldquo;<em>&Uuml;zerinde konuşulamayan konusunda susmalı</em>,&rdquo; der. Parmenides de &ldquo;..... <em>d&uuml;ş&uuml;ncenin dile getirdiği bir şey olmaksızın d&uuml;ş&uuml;nce olmaz</em>,&rdquo; der. Burada, uzun yıllar sonra ortaya &ccedil;ıkacak olan "Dil Felsefesi"ne bir girizg&acirc;h yapmış olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum.</p>
<p>Bir&rsquo;in, kendi i&ccedil;ine kapalıdır, hareket etmez vb gibi&hellip; tanımlamalarını da a&ccedil;ıklamıştır. T&uuml;m bu &ouml;nermelerinin aksi tabii ki ispatlanabilir, ancak &ouml;nemli olan yaşadığı d&ouml;nem i&ccedil;erisinde onun felsefede bize g&ouml;stermiş olduğu yoldur.</p>
<p>Pythagoras&rsquo;la&nbsp; uyanmaya başlayan &ldquo;Gizemli Felsefe&rdquo;, Parmenides ile ana hatlarıyla ortaya &ccedil;ıkar ve sonrasında &ldquo;Metafizik&rdquo;e d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r. Genel olarak baktığımızda ise felsefenin &ccedil;izgisi Parmenides&rsquo;le birlikte fizik alandan &ccedil;ıkıp metafizik alana kayar.</p>
<p>&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÇANAKKALE GEÇİLMEZ...</title>
<link>https://edebiyatblog.com/canakkale-gecilmez</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/canakkale-gecilmez</guid>
<description><![CDATA[ Bu vatan uğruna dökülen her kanın güzelliği var bu topraklarda...Çanakkale&#039;nin ruhu hep var olacak... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/03/image_750x500_6233882252be8.jpg" length="77301" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 17 Mar 2022 22:14:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>KUM SAATİ YAZARI</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>+</p>
<p>&Ccedil;ANAKKALE&nbsp; GE&Ccedil;İLMEZ</p>
<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; &Ccedil;anakkale denilince; d&ouml;k&uuml;len kan ve şehit sadece akla gelmemeli. &Ccedil;anakkale i&ccedil;in ne&nbsp; yazılan destansı&nbsp; kitaplar, ne&nbsp; de anlatılan&nbsp; s&ouml;zler&nbsp; s&ouml;yler. &Ccedil;anakkale nin ruhunu değerli şairimiz Mehmet Akif Ersoy un&nbsp; yazdığı&nbsp; istiklal&nbsp; Marşında&nbsp; bulabiliriz. İstiklal&nbsp; Marşının her bir&nbsp; satırı&nbsp; bizlere&nbsp; &Ccedil;anakkale yi yaşatır. Her&nbsp; bir&nbsp; satırı&nbsp; vatanı anlatır. B&uuml;t&uuml;n &nbsp;kıtası &nbsp;atalarımızın &nbsp;&uuml;lkemizi nasıl koruduğunu ve &nbsp;can&nbsp; verdiğini &nbsp;anlatır.</p>
<p>&nbsp;&Ccedil;anakkale yi İstiklal Marşının&nbsp; şu&nbsp; kıtası bizlere&nbsp; o anı&nbsp; yeniden yaşattırıyor.</p>
<p>&nbsp;Dalgalan sende şafaklar gibi ey şanlı hilal!</p>
<p>Olsun artık d&ouml;k&uuml;len kanlarımın hepsi helal.</p>
<p>Ebediyen sana yok,Irkıma yok izmihlal:</p>
<p>Hakkıdır,H&uuml;r yaşamış,bayrağımın h&uuml;rriyet;</p>
<p>Hakkıdır,Hakk a tapan,milletimin istiklal.</p>
<p>&ldquo;Vatan Uğrunda &ouml;len varsa vatandır&rdquo;. &Ouml;zdeyişi ile hep birlikte bir aynı cephede K&uuml;rt, Arap,Laz,&Ccedil;erkez demeden &nbsp;kol kola, omuz omuza verip kanlarının son damlasına kadar savaşan&nbsp; atalarımızın bizlere mirasıdır &Ccedil;ANAKKALE.Onu anlamak, onu yazmak,onu s&ouml;ylemek olmaz. Onu yaşamak ve hep hatırlamak&nbsp; gerek.</p>
<p>&nbsp;Bu vesile ile &Ccedil;anakkale cephesinde g&ouml;ğs&uuml;n&uuml; siper eden kahraman şehitlerimizi rahmet&nbsp; ve saygı&nbsp; ile anıyorum&hellip;</p>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &Ccedil;ANAKKALE'NİN &Ouml;L&Uuml;MS&Uuml;Z YILD&Ouml;N&Uuml;M&Uuml; KUTLU OLSUN...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 6, Xenophanes</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-6-xenophanes</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-6-xenophanes</guid>
<description><![CDATA[ Xenophanes’le felsefe yolumuz çatallandı.  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/03/image_750x500_6229ce260d300.jpg" length="69363" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 10 Mar 2022 13:09:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Tarih, Epistemoloji, Metafizik, Din, Xenophanes, Ksenopfanes</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Xenophanes&rsquo;in (Ksenopfanes) ne zaman doğduğu tam olarak bilinmese de Pythagoras ve Herakleitos&rsquo;un ona yaptığı g&ouml;ndermeler ve Elea Okulu&rsquo;nun kurucusu olan Parmenides&rsquo;in &ouml;ğretmeni olması sebebiyle M.&Ouml;. 570-480 (M.&Ouml;. 569-477) yılları arasında yaşadığı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmektedir. Bug&uuml;nk&uuml; İzmir ile Efes arasında bulunan Kolophon&rsquo;da doğmuştur. Gen&ccedil; yaşlarında muhtemelen Perslerin saldırıları sebebiyle yurdunu terk etmiş, G&uuml;ney İtalya&rsquo;ya gitmiştir. Orada ise gezici ozan olarak yaşamını s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r. Onun d&uuml;ş&uuml;nce ve s&ouml;ylemleri daha <strong>teoloji (Tanrıbilim)</strong> alanındadır.&nbsp; &Ccedil;ağının Tanrı anlayışına iki b&uuml;y&uuml;k eleştiri getirmiştir;</p>
<p>İlki Homeros ve Hesiodos&rsquo;un anlattığı antropomorfik tanrı anlayışına karşıdır. İkincisi ise &ccedil;ok tanrıcılığa karşıdır.</p>
<p>Antropormofizm (İnsan bi&ccedil;imcilik), insani niteliklerin başka bir varlığa atfedilmesidir.&nbsp;</p>
<p><em>"İnsanlar tanrıların kendileri gibi doğmuş olduklarını ve kendininkilere benzeyen elbiseleri, sesleri ve bi&ccedil;imleri olduğunu sanmaktadırlar."</em></p>
<p><em>"Eğer &ouml;k&uuml;zlerin, atların ve aslanların elleri olsaydı ve onlar elleriyle insanlar gibi resim yapmasını ve sanat eserleri meydana getirmesini bilselerdi, atlar tanrıların bi&ccedil;imlerini atlarınkine, &ouml;k&uuml;zler &ouml;k&uuml;zlerinkine benzer &ccedil;izerlerdi ve onların her birine de kendi t&uuml;rlerine uygun bedenler verirlerdi." </em></p>
<p><em>"Habeşler </em><em>tanrıların kara ve basık burunlu, Trakyalılar</em><em>&nbsp;ise mavi g&ouml;zl&uuml; ve kızıl sa&ccedil;lı olduklarını s&ouml;ylerler." </em></p>
<p><em>"Homeros ve Hesiodos, &ccedil;alma, zina, dolandırıcılık gibi &ouml;l&uuml;ml&uuml;ler arasında utan&ccedil; verici ve aşağılayıcı b&uuml;t&uuml;n işleri tanrılara y&uuml;klemişlerdir."</em></p>
<p>Onun Tanrı konusundaki bu &ouml;zg&uuml;n d&uuml;ş&uuml;ncesini biraz irdeleyelim.</p>
<p>Xenophanes g&ouml;re Tanrı bir ve b&uuml;t&uuml;nd&uuml;r. O hareket etmez, d&uuml;ş&uuml;nce g&uuml;c&uuml;yle her şeyi yapabilir, her şeyi bilendir. O tek yetkin varlıktır.&nbsp;</p>
<p><em>&ldquo;Tek bir Tanrı, tanrılar ve insanlar arasında en ulu, ne kılık&ccedil;a insanlara benzeyen ne de d&uuml;ş&uuml;nmece, hep g&ouml;z, hep d&uuml;ş&uuml;nce, hep kulaktır o." </em></p>
<p><em>&ldquo;Hep aynı yerde kalır hi&ccedil; kımıldamadan, Yakışmaz ona bir oraya bir buraya gitmek, yorulmadan sarsar ruhun d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ş&uuml;yle b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyayı.&rdquo;</em></p>
<p>Onun Tanrı anlayışı tek tanrılı dinlerdeki gibi monist (Tek Tanrıcı) yaklaşım izlese de onlardan farklılığı vardır. Tek Tanrılı dinlerde Tanrı cisimsizdir ama onun Tanrı anlayışı ise cisimlidir.</p>
<p>&ldquo;<em>Tanrının &ouml;z&uuml; k&uuml;re bi&ccedil;imlidir</em>,&rdquo; demiştir. &nbsp;Yani Tanrı d&uuml;nyadır.&nbsp;</p>
<p>Sonu&ccedil; olarak onun Tanrı&rsquo;sı k&uuml;re bi&ccedil;imli olması y&ouml;n&uuml;yle yarı somut, zihin g&uuml;c&uuml;, bilgisi gibi tanımlamaları ile yarı soyut olarak ifade bulur.</p>
<p>Biraz da onun bilgi anlayışına bakalım.</p>
<p>Her şeyin bilgisine sahip olan tek varlığın Tanrı olduğuna inanır.&nbsp; İnsan bilgisi ise Tanrı&rsquo;nın bilgisi yanında sınırlı bilgidir ve insan tam bilgiye asla ulaşamaz, sadece yaklaşır. Bilgiye ulaşmaya &ccedil;alışan insan duyularına g&uuml;venmemeli, akıl yoluyla hareket etmelidir. İşte felsefenin en b&uuml;y&uuml;k dilemmalarından birisi daha; doğru bilgiye duyularla mı ulaşırız yoksa akıl yoluyla mı?</p>
<p>Onun g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne g&ouml;re, akıl yoluyla araştırıp keşfeden insan bilgiye ulaşabilme yolunda &ouml;nemli adımlar atar.</p>
<p><em>&ldquo;Doğru Tanrılar en baştan g&ouml;stermediler her şeyi insanlara</em></p>
<p><em>Ancak onlar araştırarak keşfedecekler zamanla.&rdquo; </em></p>
<p>Bilgi konusundaki bu d&uuml;ş&uuml;nceleri ileride Platon&rsquo;un doksalarının yolunu a&ccedil;acaktır. Şimdilik bu konulara girmiyorum, sadece ufak bir &ccedil;engel atayım istedim.</p>
<p>Xenophanes&rsquo;in evrenbilim konusundaki d&uuml;ş&uuml;nceleri biraz &ccedil;ağının gerisinde kalmıştır. &Ouml;rneğin her g&uuml;n yeni bir g&uuml;neşin doğduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. Bu yeni doğan g&uuml;neş havada bir doğru &ccedil;izer ve akşam olduğunda batıda bir &ccedil;ukura d&uuml;şer.&nbsp; Ertesi g&uuml;n yeni g&uuml;neş tekrar doğudan doğar.&nbsp; Yıldızları geceleri tutuştuklarında y&uuml;kselen, g&uuml;nd&uuml;zleri s&ouml;nd&uuml;klerinde d&uuml;şen k&ouml;m&uuml;r par&ccedil;alarına, k&ouml;zlere benzetir. D&uuml;nyanın alt yarısı toprak, &uuml;st yarısı havadan oluşur ve d&uuml;zd&uuml;r der. &nbsp;Ne kadar enteresan değil mi? Tanrı&rsquo;yı k&uuml;re şeklinde tanımlayıp, d&uuml;nyayı d&uuml;z olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor.</p>
<p>Ayrıca Pythagoras&ccedil;ıların ruh g&ouml;&ccedil;&uuml; kavramına da inanmıyor. Bertrand Russell&rsquo;ın aktardığına g&ouml;re bir g&uuml;n bir Pythagoras&ccedil;ının bir k&ouml;peğe k&ouml;t&uuml; davrandığını g&ouml;rm&uuml;ş ve ş&ouml;yle seslenmiş &ldquo;Dur. Vurma, bir arkadaşının tini var onda, sesini duyunca tanıdım.&rdquo;</p>
<p>Xenophanes, &ccedil;ağdaşı olan Doğa Filozoflarına g&ouml;re evren konusunda son derece kısır a&ccedil;ıklamalar yapmış olsa da Tanrı konusundaki &ouml;zg&uuml;n d&uuml;ş&uuml;ncesiyle Platon ve Aristoteles gibi &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k filozofların &ccedil;ığır a&ccedil;an d&uuml;ş&uuml;ncelerinin doğmasına yol a&ccedil;mıştır.</p>
<p>Xenophanes&rsquo;le felsefe yolumuz &ccedil;atallandı. Evren tasarımında geriye bir d&ouml;n&uuml;ş, metafizik alanında ise yeni b&uuml;y&uuml;k bir yol a&ccedil;ıldı.&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Düşünceyi Unutmak</title>
<link>https://edebiyatblog.com/dusunceyi-unutmak</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/dusunceyi-unutmak</guid>
<description><![CDATA[ Sonra diyorum sonra, yıkılış gerçekleştiği an düşünmeyi unutacağım. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x500_621a9780618d1.jpg" length="31488" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 27 Feb 2022 00:12:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>YağmurunKızı8</dc:creator>
<media:keywords>Düşünmek, unutmak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&nbsp; D&uuml;ş&uuml;ncelerimi toplamak istiyorum, b&ouml;yle &ccedil;amaşır asar gibi tek tek asıp incelemek istiyorum. Ardını astarını bulmak sonra ona g&ouml;re hareket etmek. Ama olmuyor bazen o kadar &ccedil;ok d&uuml;ş&uuml;ncelerim bir birinin i&ccedil;ine giriyor ki durup dinliyorum usulca. İki kişi var evet beynimin i&ccedil;inde iki kişi var, biri farklı bir d&uuml;ş&uuml;nceyi ele alıyor ve buna mantık diyoruz diğeri ise duygularım. Ve ben &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; bir kişi olarak bu d&uuml;ş&uuml;nce girdabına son veriyorum. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; bir yol sunuyorum onlara, farklı bir yapı ya da başka bir adım atmalarını sağlıyorum. Ortak bir bedende buluşturuyorum ikisini. &Ouml;n&uuml;mde durana boyun eğmek yerine onun yıkılışını d&ouml;rt g&ouml;zle bekliyorum. Sonra diyorum sonra, yıkılış ger&ccedil;ekleştiği an d&uuml;ş&uuml;nmeyi unutacağım...</em></strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 5, Herakleitos</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-5-herakleitos</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-5-herakleitos</guid>
<description><![CDATA[ “Kendimi araştırdım,” demiş Herakleitos... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x500_6215ebab7022e.jpg" length="121395" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 23 Feb 2022 11:06:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Milet, Okulu, Miletos, İyonya, Arke, Ateş, Herakleitos, Doğa, Üzerine, Değişim, Irmak, Pantarhei</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Lisede okurken &ccedil;ok sevdiğim bir felsefe &ouml;ğretmenim vardı, y&uuml;z&uuml; g&ouml;z&uuml;m&uuml;n &ouml;n&uuml;nde ancak ismini maalesef hatırlamıyorum. &nbsp;G&uuml;z d&ouml;neminin başlarında bir g&uuml;n derse</p>
<p>&ldquo;<em>Aynı ırmağa iki kez girilmez</em>,&rdquo;</p>
<p>s&ouml;z&uuml;yle başlamıştı,</p>
<p>&ldquo;&Ccedil;&uuml;nk&uuml; aynı ırmağa aynı kişi girdiğinde, artık akan su da ve giren kişi de aynı değildir,&rdquo; diye a&ccedil;ıklamıştı. Hayattaki değişim bundan daha g&uuml;zel nasıl anlatılabilir ki?</p>
<p>Yolumuz bu defa felsefe d&uuml;nyasında ırmak metaforuyla hayattaki <strong>değişimi</strong> ilk defa ortaya koyan filozof <strong>Herakletios</strong>&rsquo;la kesişiyor.</p>
<p>Herakleitos, İyonya felsefesinin son filozofudur. &nbsp;M.&Ouml;. 540-480 (bazı kaynaklara g&ouml;re M.&Ouml;. 535- 475) yılları arasında yaşamıştır. Soylu ve k&ouml;kl&uuml; bir aileden gelmiştir. T&uuml;m yaşamını Efes&rsquo;te ge&ccedil;irmiştir.</p>
<p>Herakleitos&rsquo;u aksi karaktere sahip bir filozof olarak tanımlasam sanıyorum hataya d&uuml;şmem. O pek &ccedil;ok kişiyi k&uuml;&ccedil;&uuml;msermiş; onların arasında Homeros&rsquo;u, Hesiodos&rsquo;u, Pythagoras&rsquo;ı, Xenophanes&rsquo;i sayabiliriz. Sadece &ldquo;<em>İnsanların &ccedil;oğu k&ouml;t&uuml;d&uuml;r</em>,&rdquo; diyen Teutamos&rsquo;u severmiş.&nbsp; &Ccedil;okları k&ouml;t&uuml;, azları iyi olarak tanımlarmış. Yalnızlığı &ccedil;ok severmiş. Savaşın iyi bir şey olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rm&uuml;ş ve dermiş ki &ldquo;<em>Savaş, her şeyin babası ve kralıdır. Kimini tanrı, kimini insan olarak ortaya &ccedil;ıkarır, kimini tutsak, kimini &ouml;zg&uuml;r kılar</em>.&rdquo; Bazı filozoflar tarafından &ldquo;<strong>Karanlık Herakleitos</strong>&rdquo; olarak anılırmış. Yaşadığı d&ouml;nemin siyasal durumundan hoşlanmaz ve ge&ccedil;erli olan inan&ccedil;larının bir kısmını kendine g&ouml;re yorumlayıp bir kısmını da tamamen reddedermiş.</p>
<p>Okunması ve anlaşılması &ccedil;ok zor olan &ldquo;<strong>Doğa &Uuml;zerine</strong>&rdquo; isimli kitap yazmış. Bu kitap evren, siyaset ve teoloji olmak &uuml;zere &uuml;&ccedil; kısımdan oluşuyormuş. Herakleitos &ccedil;okların anlamaması i&ccedil;in bilerek zor bir kitap yazmış esasında. &Ccedil;oklar ona g&ouml;re aklını kullanmayan, kendilerine verilenle yetinen, d&uuml;ş&uuml;nmeyen, sorgulamayan insan kalabalığıdır yani ona g&ouml;re k&ouml;t&uuml;d&uuml;rler.</p>
<p>&ldquo;<em>Nedir ki onların anlayışı d&uuml;ş&uuml;ncesi? Halk ozanlarına inanıyorlar. &Ccedil;oğunluğun k&ouml;t&uuml;, azınlığın iyi olduğunu bilmeden yığını &ouml;ğretmen olarak kabul ediyorlar</em>.&rdquo;</p>
<p>Nietzche&rsquo;yi anımsatıyor &ccedil;oklarla ilgili d&uuml;ş&uuml;ncesi. Aralarında y&uuml;zyıllarca fark olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rsek Nietzche&rsquo;nin &ldquo;pek &ccedil;oklar&rdquo;, &ldquo;s&uuml;r&uuml; insanı&rdquo; terimlerini ondan esinlendiğini &ccedil;ıkarabiliriz. &Ccedil;okların okumaması i&ccedil;in &ldquo;Doğa &Uuml;zerine&rdquo; kitabını Artemis Tapınağı&rsquo;na bırakmış. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu tapınağa sadece aristokratlar girebiliyormuş. Zamanla bu kitap o kadar &uuml;nlenmiş ki Herakleitos&ccedil;ular t&uuml;remiş. Ancak onlar onun &ouml;ğretisini bozarak aktarmışlar. Bu ufak tanışmamızdan sonra onun d&uuml;ş&uuml;ncelerine ge&ccedil;elim.</p>
<p>Herakleitos da diğer Miletli filozoflar gibi arkenin ne olduğunu sorgulamış. Ona g&ouml;re arke sabit madde değildir, s&uuml;rekli değişken ve s&uuml;rekli değişimin ilk ilkesidir, <strong>arke</strong> &ldquo;<strong>ateş</strong>&rdquo;tir. Ateş, evrendeki değişimin ilkesidir. Sular ateş sayesinde buharlaşır, buhar y&uuml;kselir bulut olur, bulut soğur yağmura d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r&hellip; Toprak ateş sayesinde kuru kalır. Katı, sıvı ve gaz k&uuml;tlelerinin birinin azaldığı yerde diğeri &ccedil;oğalır, esasında b&uuml;t&uuml;n hep aynı kalır. D&uuml;nya hi&ccedil; s&ouml;nmeyen bir ateştir.</p>
<p>&ldquo;<em>&Ccedil;emberin &ccedil;evresinde başlangı&ccedil; ve son ortaktır</em>.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>B&uuml;t&uuml;n&uuml;n kendisi olan bu kozmosu ne bir tanrı ne bir insan meydana getirmiştir. O, daima belli &ouml;l&ccedil;&uuml;lere g&ouml;re yanan belli &ouml;l&ccedil;&uuml;lere g&ouml;re s&ouml;nen ezeli ve ebedi ateştir</em>.&rdquo;</p>
<p>Onun fragmanlarını ardı ardına okumak anlaşılması zor ve yorucu olabiliyor. Belki de yapmak istediği şey ger&ccedil;ekten buydu. Ben m&uuml;mk&uuml;n olduğunca bu fragmanları paylaşmaya &ccedil;alışacağım.</p>
<p>&nbsp;&ldquo;<em>Evren, boyuna akan bir s&uuml;re&ccedil;tir</em>,&rdquo; der. Bir başka deyişiyle &ldquo;<em>Aynı ırmaklara girenlerin &uuml;zerinden hep başka sular akar</em>.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>Panta-rhei</em>&rdquo; yani her şey akar.</p>
<p>Ona g&ouml;re değişim i&ccedil;erisinde aynı kalan hi&ccedil;bir şey yoktur sadece değişmeyen iki şey vardır. <strong>İlki arkenin miktarı</strong>, yani aynı an i&ccedil;erisinde bir yerde sular azalıyorsa, bir yerde &ccedil;oğalır. <strong>İkincisi değişimin ilkesi</strong>dir. Bu değişim ise belli d&uuml;zene, &ouml;l&ccedil;&uuml;ye g&ouml;re oluşur. Herakleitos her şeyin &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml; bir şekilde değişmesinin yasasına &ldquo;<strong><em>Logos</em></strong><em>&rdquo; </em>adını verir. Logosun Yunanca kelime anlamı akıl, d&uuml;ş&uuml;nme, &ouml;l&ccedil;&uuml;, orandır. Kozmosun ardında logos yatar. Logos bir yorumla kozmosun yasasıyken bir yorumla da insan aklıdır. Herakleitos&rsquo;a g&ouml;re logos evrenin d&uuml;zeniyle insan d&uuml;ş&uuml;ncesinin ortak yanıdır. Herakleitos buradan diyalektik mantığın ilk basamağını oluşturmuş. Nasıl mı?</p>
<p>Diyalektik mantığın temel olarak &uuml;&ccedil; basamağı vardır; tez, antitez, sentez. &Ccedil;ok basit&ccedil;e ifade edersem; &ouml;nce bir fikir &ouml;ne s&uuml;r&uuml;l&uuml;r, sonra onun karşıtı ortaya konulur, ikisinin değerlendirilmesinden de sentez ortaya &ccedil;ıkar. Bu ufak a&ccedil;ıklamadan sonra Herakleitos&rsquo;un bakış a&ccedil;ısına geri d&ouml;nelim.&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>
<p>Logos d&uuml;nyadaki &ccedil;okluğun ardındaki birliktir. Yani &ldquo;bir&rdquo; b&uuml;t&uuml;n&uuml;n i&ccedil;inde farklılaşır, &ldquo;bir&rdquo;in b&uuml;t&uuml;nleşmesiyle &ccedil;okluk oluşur. Bu b&uuml;t&uuml;nleşme eş zamanlı ve sonsuzdur.</p>
<p>&nbsp;&ldquo;<em>Bir, b&uuml;t&uuml;n şeylerden yapılmıştır, b&uuml;t&uuml;n şeyler bir&rsquo;den &ccedil;ıkar</em>.&rdquo;</p>
<p>&nbsp;Logos ile evrendeki karşıtlar s&uuml;rekli birbirlerine d&ouml;n&uuml;ş&uuml;rler. Esasında her karşıt &ccedil;ift s&uuml;rekli birbirleriyle savaşan birliktir. Yine onun deyişiyle;</p>
<p>&ldquo;<em>İnen yol ile &ccedil;ıkan yol aynıdır</em>.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>İyi ve k&ouml;t&uuml; bir ve aynı şeydir</em>.&rdquo;</p>
<p>Bu karşıtlar arasındaki savaşı d&uuml;zenleyen de yine logostur. Savaş karşıtların toplamıdır.</p>
<p>Herakleitos, insanın ruh ve bedenden oluşan ikili yapıya sahip olduğuna inanan filozoflardandır. Kozmostaki logosun insandaki karşılığı akıldır ona g&ouml;re. İnsan her nefeste kozmik ateşi i&ccedil;ine &ccedil;eker ve akıl sahibi olur. Ancak t&uuml;m insanlar aklını yeteri kadar kullanmaz. Duyularına g&uuml;venenler yanılabilirler, duyular ger&ccedil;ek bilgi vermez. Akıl ger&ccedil;ek bilgiyi verir. Kitle olarak &ccedil;okluk ise duyularına g&uuml;venen, aklını kullanmayan kişilerden oluşur diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r.</p>
<p>Ayrıca ona g&ouml;re insanlar ateş, su ve topraktan oluşmuştur. Bu &uuml;&ccedil; madde arasında da s&uuml;rekli d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m vardır.</p>
<p>&ldquo;<em>Ruhlar i&ccedil;in &ouml;l&uuml;m su olmaktır. Suyun &ouml;l&uuml;m&uuml; toprak olmaktır. Su topraktan meydana gelir, ruh da sudan</em>.&rdquo;</p>
<p>Ruhsal durumların en &uuml;st seviyesi sıcak ve kuru hava olmaktır. Su ve nem olmak ise en alt noktadır ki o da yeraltı tanrısı Hades&rsquo;in &ccedil;amurlu ve k&uuml;fl&uuml; yollarında son bulur.</p>
<p>Herakleitos dağa &ccedil;ıktığı bir yolculuk sonunda, tabii ki insanlardan ka&ccedil;mak i&ccedil;in, v&uuml;cudu &ouml;dem yaparak siteye geri d&ouml;ner. Bedenindeki &ouml;demi atmak i&ccedil;in kendisini g&uuml;breliğe g&ouml;mer. Amacı kendisini ısıyla kurutmaktır. Ama sonu&ccedil;ta bu olay hayatına mal olur. Yani Hades&rsquo;in &ccedil;amurlu ve k&uuml;fl&uuml; yollarına kavuşur.</p>
<p>Herakleitos g&ouml;relilik kuramına da değinmiştir.</p>
<p>"<em>İnsan tanrı tarafından k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ocuk olarak &ccedil;ağrılır, nasıl ki &ccedil;ocuk da yetişkin insan tarafından &ouml;yle &ccedil;ağrılırsa</em>."</p>
<p>"<em>En bilge insan, tanrıyla karşılaştırılırsa bilgelik, g&uuml;zellik ve b&uuml;t&uuml;n &ouml;teki şeyler bakımından bir maymundur</em>."</p>
<p>"<em>En g&uuml;zel maymun, insanla karşılaştırılırsa &ccedil;irkindir.</em>&rdquo;</p>
<p>Onun anlatmak istediği kullanmış olduğumuz kavramlarımızın esasında g&ouml;reli olduğudur.</p>
<p>&ldquo;<em>Adaletin adı bilinmezdi, bu şeyler olmasaydı</em>.&rdquo;</p>
<p>Yani adaletsizlik olmazsa adalet bilinmez; k&ouml;t&uuml;l&uuml;k olmazsa iyilik bilinmez&hellip;</p>
<p>&ldquo;<em>Kendimi araştırdım</em>,&rdquo; demiş Herakleitos. Onun bakış a&ccedil;ısından, insanın logostaki birlik olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rsek bunun ne kadar b&uuml;y&uuml;k bir s&ouml;z olduğunu g&ouml;r&uuml;r&uuml;z. Bu s&ouml;z&uuml;n bir ucu da onun ahlak felsefesine gider. T&uuml;m insanların logosa uygun davranması gerektiğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. &nbsp;</p>
<p>&nbsp;&ldquo;<em>Mutluluk bedensel hazlardan kaynaklanmış olsaydı, &ouml;k&uuml;zler yemek i&ccedil;in bur&ccedil;ak bulduklarında onlara mutlu varlıklar derdik</em>.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>Tutkulara karşı m&uuml;cadele etmek zordur. Arzu edilen şeyin bedelini ruh &ouml;der</em>.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>Ruhları nemlendiren haz ve &ouml;l&uuml;md&uuml;r. Biz onların &ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; yaşarız, onlar bizim &ouml;l&uuml;m&uuml;m&uuml;z&uuml;.</em>&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>Altın arayanlar &ccedil;ok fazla toprak kazarlar ve &ccedil;ok az bulurlar</em>.&rdquo;</p>
<p>&ldquo;<em>Bilgelik tektir, her şeyi her şeyle y&ouml;neten d&uuml;ş&uuml;nceyi bilmektir</em>.&rdquo;</p>
<p>Yukarıdaki fragmanlarından da anlaşılacağı gibi onun hayattaki en &uuml;st&uuml;n amacı bilgeliktir. Bedensel hazlar &ouml;nemli değildir. İnsan &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml; olup tutkularına karşı koyup doğruyu bulup ona uygun bir şekilde yaşadığında mutlu olabilir. B&ouml;yle yaşanmazsa bedelini bedenin &ouml;dediğini s&ouml;yler.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kader</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kader</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kader</guid>
<description><![CDATA[ Yol belli, ey başını usul usul yürü şimdi” dedi... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x500_621350a440424.jpg" length="90802" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 21 Feb 2022 11:45:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>Seslenen Yazılar Handan Kılıç</dc:creator>
<media:keywords>zaman, hayat, insan, deneme</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Yol belli, ey başını usul usul y&uuml;r&uuml; şimdi&rdquo; dedi.</p>
<p style="font-weight: 400;">G&uuml;ld&uuml;m, demek sonunda sen de aramıza katıldın.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kadercilik rahatına rahattır ama huzursuz insan orada da yapar yapacağını, mızmızlanır.</p>
<p style="font-weight: 400;">&ldquo;Hadi artık ne olacaksa olsun&rdquo; der.</p>
<p style="font-weight: 400;">Olacaklar hayatıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bitse de gitsek sabırsızlığı &ouml;mr&uuml;n sonuna &ccedil;ağrıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsan bir film izler gibi k&ouml;şesine ge&ccedil;ip hayatını seyretse usulca.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kahramana akıl vermeden dursa, yargılamasa.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yaşamak vazifesinin ağırlığından b&ouml;ylece kurtulacağını unutmasa, kuş gibi hafifler aslında.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ama zordur b&uuml;y&uuml;k kırılmaların, kayıpların yaşandığı anlarda sessizce kalıp sahnenin sonunu beklemek.</p>
<p style="font-weight: 400;">İşte insanın kadercilikteki samimiyeti de orada anlaşılır zaten.&nbsp;</p>
<p style="font-weight: 400;">Teslim olduysa, &ldquo;Yol belli eğ başını usul usul y&uuml;r&uuml; şimdi&rdquo; der.</p>
<p style="font-weight: 400;">Fark eder ki, hoş geldiniz dense de sefalar yoktur burada ama sefalet de yoktur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yerlerde s&uuml;r&uuml;n&uuml;p isyan bayraklarını g&ouml;ndere &ccedil;ekme ekseninde d&ouml;nmez d&uuml;nya.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir &ccedil;izgide gider işte. Yola ışık tutabilirsen i&ccedil;inden gelenle ne ala.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hem teslim olursan belki bir yardımcı &ccedil;ıkar, yeni yol g&ouml;sterir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bazen bir insan bazen bir hayvan kimi zaman r&uuml;zg&acirc;r kimi vakit bir sevda bazen hayal bazen r&uuml;ya, yakaza ve hakeza.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kul sıkışmadan Hızır yetişmez zira.</p>
<p style="font-weight: 400;">Handan Kılı&ccedil;</p>
<p style="font-weight: 400;">26.11.2021</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ne kadar..</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ne-kadar</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ne-kadar</guid>
<description><![CDATA[ ne kadar... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x500_620cc33353fac.jpg" length="61611" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 16 Feb 2022 12:36:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>Rüya gibi</dc:creator>
<media:keywords>iyi, insan, ne kadar, kötü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x_620cc33389571.jpg" alt="" /></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 4, Pythagoras</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-4-pythagoras</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-4-pythagoras</guid>
<description><![CDATA[ Jenga oyununu oynayanlar bilir, bazı taşların çekilmesi çok kritiktir. O taşları çektiğiniz anda yapı sallanır ve taşlar yere düşer, oyun biter... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x500_62026fd46fdcc.jpg" length="82047" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 08 Feb 2022 16:29:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Tarih, Epistemoloji, Varoluşçuluk, Metafizik, Dil, Din, Mantık, Mitoloji, İlkçağ, Pythagoras, Pisagor, Orpheusçuluk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yolumuzun bu kısmında karşımıza &ccedil;ok &ouml;nemli bir isim &ccedil;ıkıyor; <strong>Pythagoras</strong>. Pisagor teoremi desem, sanırım herkesin aklından &ldquo;<em>Bir dik &uuml;&ccedil;gende hipoten&uuml;s&uuml;n karesi diğer iki kenarın karelerinin toplamına eşittir</em>&rdquo; ifadesi ge&ccedil;ecektir. Eğitim hayatımızda &ouml;ğrendiğimiz en bilindik teoremlerden. Pythagoras yani Pisagor &ouml;yle b&uuml;y&uuml;k bir devdir ki Bertrand Russell &lsquo;<em>Batı Felsefesi Tarihi&rsquo;</em> eserinde ş&ouml;yle bir ifadede bulunur;</p>
<p>&ldquo;<em>Matematikle Tanrıbilimin Pythtagoras&rsquo;ta başlayan birleşimi, Yunanistan&rsquo;da orta&ccedil;ağlarda ve Kant&rsquo;a değin modern zamanlarda, din felsefesinin &ouml;z &ccedil;izgisini bi&ccedil;imler.</em>&rdquo;</p>
<p>Ne demektir bu peki? Yapmış olduğum araştırmaların bende kalan izlerini kalemim elverdiğince, haddimi aşmadan yazmaya &ccedil;alışayım.</p>
<p>Pythagoras&rsquo;ın yaşamı hakkında &ccedil;ok az bilgiye sahibiz. M.&Ouml;. 570 yılında Yunanistan&rsquo;ın Sisam Adası&rsquo;nda doğmuş. Bir ara Thales&rsquo;in &ouml;ğrencisi olduğu ve onun isteğiyle Mısır&rsquo;a gittiği matematiği orada &ouml;ğrendiği s&ouml;ylenir. D&ouml;n&uuml;ş&uuml;nde ise adasının bir tiranın baskısı altında y&ouml;netildiğini g&ouml;r&uuml;nce İtalya&rsquo;nın g&uuml;neyindeki Kroton&rsquo;a gider. Kroton&rsquo;da efsanevi şarkıcı Orpheus&rsquo;un kurduğu Orphik k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n &ccedil;ok etkisinde kalmıştır. Orpheus&ccedil;uluk tarikatındakiler ruh g&ouml;&ccedil;&uuml;ne ve doğuşların d&ouml;n&uuml;ş&uuml;ml&uuml; olduğuna inanırlarmış. Yani bir nevi reenkarnasyon olan bu durum, insanın hayatını nasıl yaşadığına g&ouml;re ruhu bedenden ayrılınca başka bir insanın bedenine mi yoksa bir hayvanın bedenine mi gireceğini belirlermiş. Bu sebeple hem et yemezlermiş hem de bu d&ouml;ng&uuml;den kurtulmak i&ccedil;in maddi zevklerden uzak, disiplinli bir hayat s&uuml;rerlermiş. Pythagoras da bu tarikattan &ccedil;ok etkilenmiş. Onlar gibi hatta daha da sıkı kuralları olan bir birlik kurmuş. Pythagoras&ccedil;ılık olarak adlandırılan bu birlik dini ve politik bir birlikmiş. Pythagoras Kroton&rsquo;da bir d&ouml;nem siyasal g&uuml;&ccedil; kazanmış ancak zaman i&ccedil;erisinde aristokratik &ouml;ğeler taşıyan y&ouml;netim şekli halkı ve diğer siyasal y&ouml;neticileri rahatsız ettiği i&ccedil;in Kroton&rsquo;dan ayrılmak zorunda kalmış. Bu arada değinmeden ge&ccedil;emeyeceğim Aristoteles Pythagoras&rsquo;tan direkt kalan bir eserden bahsetmez; &ldquo;<strong>Pythagoras&ccedil;ıların Felsefesi</strong>&rdquo; diye bahseder bu birliğin felsefesinden.</p>
<p>Siyasal erdemlerin &ouml;ğretildiği, ahlaksal bir eğitimin verildiği, okul diyebileceğimiz bu tarikatımsı yapıdaki birlikte, Pythagoras&ccedil;ılar sadece mistik veya dini alanda değil aynı zamanda bilim ve sanat alanlarında da &ccedil;alışmalar y&uuml;r&uuml;tm&uuml;şler. &Ouml;zellikle m&uuml;zik ve matematik ile &ccedil;ok uğraşmışlar, her ikisinin arasında &ccedil;ok sıkı bağlar olduğunu keşfetmişler. Astronomi alanında muazzam &ccedil;alışmalarda bulunmuşlar. Bu efsanevi &ccedil;alışmaları tek kişinin yapamayacağı ve kendisinin yazmış olduğu herhangi bir eser g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze gelmediği i&ccedil;in Pisagor&rsquo;un ger&ccedil;ekte yaşamadığı bile s&ouml;ylenir bazı kaynaklarda. Bazılarında ise Pythagoras&ccedil;ıların başındaki kişiye bu ismin verildiği de s&ouml;yleniyor. Bunlar tarihin sisli sayfaları. Şahsi fikrim ise onun ger&ccedil;ekten yaşadığı y&ouml;n&uuml;nde. &Ouml;nemli olan zaten Pythagoras&ccedil;ılığın olduğu ve t&uuml;m bu &ccedil;alışmaları yapmış olmalarıdır. Onların felsefesi teorikten daha &ccedil;ok pratik bir felsefedir. &ldquo;Uyum&rdquo; &ccedil;ok &ouml;nemlidir, &ldquo;Arınma&rdquo; &ccedil;ok &ouml;nemlidir yani ahlaksal olarak yaşamı nasıl yaşamamız gerektiği asıl meseleleridir. Gelelim yaptıkları muazzam &ccedil;alışmalara.</p>
<p>Pythagoras&rsquo;ın kendisi ses perdesi ile tel uzunluğu arasındaki bağlantıyı keşfetmiş b&ouml;ylece m&uuml;zikteki gamı bulmuş. Birliğindekiler ise bu bilginin devamında bug&uuml;n do, re, mi, fa, sol, la, si, do&hellip; diye kullandığımız notaların arasındaki uyumu keşfetmişler ve bunu matematikteki sayılar ile bağdaştırmış. Gamların uyumlu olduğunu &ccedil;&uuml;nk&uuml; aralarındaki ilişkinin basit ve kesin matematiksel oran olduğunu bulmuşlar. Bu matematiksel oran onlara g&ouml;re evrendeki matematiksel d&uuml;zenin ispat edilmesinin bir y&ouml;n&uuml;yd&uuml;. Hemen aklıma Galileo Galilei&rsquo;nin o m&uuml;thiş s&ouml;z&uuml; geldi; &ldquo;<em>Evrenin dili, matematiğin diliyle&nbsp;yazılmıştır</em>.&rdquo;</p>
<p>Pythagoras&ccedil;ılar kurdukları sistemle işte bu s&ouml;z&uuml;n temelini attılar. Tabii ki onlarınkisi materyalist bir yaklaşım sayılmazdı. Onlar i&ccedil;in sayılar &ccedil;ok &ouml;nemliydi, hatta onlara g&ouml;re <strong>arke</strong> &ldquo;<strong>Sayı&rdquo;</strong>dır yani sayılardır. Hatırlayacağınız &uuml;zere Miletoslu filozoflar arkeyi yani evrenin ana maddesini su, hava gibi maddelerle, yani maddi nedenle a&ccedil;ıklamaya &ccedil;alışmışlar, Pyhagoras&ccedil;ılar ise arkeyi sayılar olarak formel nedenle a&ccedil;ıklamışlardır. Pek &ccedil;ok şeyi sayılarla ifade etmeye &ccedil;alışmışlar. Mesela 1, 2,&nbsp; 3, 4 olan ilk d&ouml;rt sayıyı ele almalarına bakalım; başlangı&ccedil;ta nokta bulunur ve nokta 1&rsquo;dir, doğru 2&rsquo;dir &ccedil;&uuml;nk&uuml; iki noktanın yan yana gelmesinden oluşur, 3 &uuml;&ccedil;gendir, 4 ise hacimli cisim olan k&uuml;biktir. Geometriyi somutlaştırmışlardır. İrrasyonel sayılarda ise &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml; sonsuz b&uuml;y&uuml;k ve sonsuz k&uuml;&ccedil;&uuml;k kavramları ile &ccedil;&ouml;zm&uuml;şlerdir. Bu kısmı biraz &ouml;zet ge&ccedil;iyorum, yoksa bunları anlatmaya kelimeler yetmez.</p>
<p>Pyhtagoras&rsquo;a g&ouml;re her şeyin temeli &lsquo;Bir&rsquo;dir ve iki temel &ouml;ğenin birleşmesinden oluşur. &lsquo;Bir&rsquo;, sınırlı olan ile sınırsız olanın birleşmesinden oluşur. Sınırsız olan hava ile sınırlı olan ateşin birleşmesi &lsquo;Bir&rsquo;dir mesela. &lsquo;Bir&rsquo; kozmostaki her şeyin temelidir. Bu sebeple sınırlı- sınırsız &ccedil;ifti t&uuml;m kozmosta vardır. Evrendeki uyumu sağlayan on karşıt &ccedil;ift belirlemişlerdir; sınırlı-sınırsız, tek-&ccedil;ift, bir-&ccedil;ok, sağ-sol, erkek-dişi, s&uuml;kunette olan-harekette olan, doğru-eğri, aydınlık-karanlık, iyi-k&ouml;t&uuml;, kare-dikd&ouml;rtgen. Bunlardan ilk adı ge&ccedil;enler yetkinlik ve d&uuml;zen, ikincisi olarak ge&ccedil;enler ise tahmin edebileceğiniz gibi eksiklik ve d&uuml;zensizliği ifade eder. İşte kozmos da &lsquo;Bir&rsquo;lerden oluşur ve esasında bu karşıtlar arasındaki uyumdur.</p>
<p>On sayısının ise onlar i&ccedil;in ayrı bir &ouml;nemi vardır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ilk d&ouml;rt sayının toplamıdır ve sayıların b&uuml;t&uuml;n doğasını i&ccedil;inde barındırır, yani m&uuml;kemmel sayıdır.</p>
<p>Kopernik&rsquo;in keşfettiği g&uuml;neş merkezli evren sistemini ilk a&ccedil;ıklayan Pythagoras&ccedil;ılar olmuştur. Onlar hen&uuml;z g&uuml;neş demedikleri i&ccedil;in merkez ateş olarak isimlendirmişlerdi. S&ouml;z konusu merkez ateş de sınırlı ve sınırsızın birleşmesinden doğmuştu. Neymiş bu sistem; T&uuml;m g&ouml;k cisimleri merkezde bulunan merkez ateşe bir yay ile bağlıdır ve onun etrafında d&ouml;nerler. Sisteme &lsquo;Karşı Yer&rsquo; diye bir kavramı eklemişlerdir. Ş&ouml;yle ki, o zaman beş yıldız var diye biliniyordu; Sat&uuml;rn, J&uuml;piter, Mars, Merk&uuml;r, Ven&uuml;s. M&uuml;kemmel on sayısına ulaşabilmek i&ccedil;in on tane g&ouml;kcisminin olması lazımdı. D&uuml;nya, ay, g&uuml;neş ve diğer sabit yıldızlar ise g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml;n bir par&ccedil;ası kabul edildiği i&ccedil;in on sayısına dahil değillerdi. D&uuml;nyanın merkez ateşi değil de g&uuml;neşi g&ouml;rmesinin sebebi işte bu Karşı Yer&rsquo;in araya girmesiydi. Bu m&uuml;thiş bir a&ccedil;ıklama yaklaşık iki bin yıl boyunca g&ouml;z ardı edilmiş&hellip; &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Hıristiyan d&uuml;nya Aristoteles&rsquo;in evren sistemini benimsemiş. Ayrıca t&uuml;m g&ouml;k cisimlerini de k&uuml;re olarak tanımlamışlardır. Bu arada kare, k&uuml;p, k&uuml;re vs&hellip; bir&ccedil;ok geometrik şeklin ismini de onlara bor&ccedil;lu olduğumuzu belirtmek isterim.</p>
<p>T&uuml;m felsefe tarihi etkileyen, en &ouml;nemli tartışmalardan birisi olan; &ldquo;Beden ve ruh ayrı t&ouml;zler midir?&rdquo; sorusunu başlatan da Pythagoras&ccedil;ılardır. Daha &ouml;nce de belirttiğim gibi ruh g&ouml;&ccedil;&uuml; inanışları sebebince beden &ouml;l&uuml;nce ruh başka bir varlığa ge&ccedil;iyor. Yani beden ile ruhu ayrı kabul ediyorlar. Bu inanışın sonucu olarak da hayatı nasıl yaşamamız gerektiğini sorgulayarak etiksel ilkelerin konuşulmaya başlanmasını sağlamışlardır.</p>
<p>Onlar ni&ccedil;in felsefeyle uğraşmışlar? &Ccedil;&uuml;nk&uuml; arınmak istemişler, bilgiyle saflaşıp evrenle birleşmek istemişler. Hayatın merkezine ahlakı koymuşlar ve hayatın amacını ise ruhların kurtulması olarak g&ouml;rm&uuml;şlerdir. İşte onların bu metafizik d&uuml;ş&uuml;nceleri Parmenides, Platon gibi pek &ccedil;ok filozofu etkilemiştir.</p>
<p>Jenga oyununu oynayanlar bilir, bazı taşların &ccedil;ekilmesi &ccedil;ok kritiktir. O taşları &ccedil;ektiğiniz anda yapı sallanır ve taşlar yere d&uuml;şer, oyun biter. &Uuml;stten &ccedil;ekerseniz belki alt kısmı sağlam kalır ama aşağıdan &ccedil;ekerseniz eğer, yapı tamamen devrilir. Oyunun amacı da kuleyi devirmeden taşları &ccedil;ekmektir. Pythagoras&ccedil;ıların biz insanlığa katkıları da oyunun sağlam kalmasını sağlayan o en alttaki taşlar gibidir bence. Hem mistik felsefe, hem ahlak felsefesi, hem de bilimsel gelişmeler a&ccedil;ısından.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yarına senet</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yarina-senet</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yarina-senet</guid>
<description><![CDATA[ Yarına senet... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x500_61facc7e831ba.jpg" length="48840" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 02 Feb 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>sare bilgen</dc:creator>
<media:keywords>Yarın, senet, bugün, ömür, hayat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yarına Senet<br />Yarına &ccedil;ıkmaya senedimiz var mı? Ya da &ldquo;Kesinlikle sen yarın &ouml;lmeyeceksin.&rdquo; diyen bir sigorta firması? B&ouml;yle bir firma olmasını ister miydin? D&uuml;ş&uuml;nelim ki b&ouml;yle bir sigorta firması bulduk. Yarın &ouml;lmeyeceğiz ama ertesi g&uuml;n &ouml;l&uuml;m kapımızı &ccedil;alacak işte sana bir fırsat neler yapmak isterdin?</p>
<p>Mesela &ccedil;ok sevdiğin ailenle dolu dolu bir g&uuml;n ge&ccedil;irmek kulağa hoş geliyor. Ailenle sevdiğiniz mekanlara gidip oralarda vakit ge&ccedil;irmek. Ya da annen baban uzakta mi? En azından son g&uuml;n&uuml;m&uuml; onların yanında ge&ccedil;ireyim, onlar benim her şeyim diyenlerden misin? &Ccedil;ok sevdiğin arkadaşlarınla toplanıp beraber bir yerlere gidip eğlenerek mi ge&ccedil;irirsin son g&uuml;n&uuml;n&uuml; ? Allah&rsquo;ı tefekk&uuml;r ederek ge&ccedil;irdiğin bir &ouml;m&uuml;r ve kalan son bir g&uuml;nde ibadetle meşgul olup Allah&rsquo;a kavuşmayı mı beklersin? Bu saydıklarımda teşbihte hata olmasın. Farkındalık olması i&ccedil;indi. Yani sen kardeşim! Evet sana sesleniyorum! Bug&uuml;n&uuml;n ve yarınını neye g&ouml;re kime g&ouml;re yaşıyorsun? Oyunu kurallarına uyarak mı oynuyorsun? Yoksa hilelerle dolu bir hayatta başrol olmayı mı se&ccedil;tin. G&uuml;n&uuml;m&uuml;z d&uuml;nyasındaki koşuşturmacalar seni nereye s&uuml;r&uuml;kledi? Helal yollarda deryalara mı daldın? Haram sevdaların dikenleri y&uuml;reğini mi kanattı? İşte hepsi muamma. İşte hepsi tezah&uuml;r.</p>
<p>Ben koşturmacalar arasında kendimi unuttum k&ouml;şeme &ccedil;ekildim deme sakın! Seninki hem d&uuml;nyalık hem ahiretlik dolu dolu bir hayat olsun. Koşturmacalar arasında ibadetlerini aksatma! Eğer ibadeti başa koyarsan ve Allah&rsquo;ın varlığına inanırsan, d&uuml;nyanın işleri senin peşine takılır . Anlamazsın biranda her şey yoluna girer. O zaman ge&ccedil; kalma! Yarına Senedimiz var mı bilinmez ama şuan nefes alıyorsan halen umut var demektir ????</p>
<p>Haydi kendini sorgula ???? Bug&uuml;n senin son g&uuml;n&uuml;n olsa neler yapardın?</p>
<p><br />@sarebilgen_54&nbsp;<br />~Sare Bilgen ~</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tercihlerimiz</title>
<link>https://edebiyatblog.com/tercihlerimiz</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/tercihlerimiz</guid>
<description><![CDATA[ Herkesin kabul ettiği bir doğru vardır ancak o doğrunun içinde ki seçeceğimiz doğru bizimdir. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x500_61f9e3fa432ae.jpg" length="26842" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 02 Feb 2022 05:04:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>YağmurunKızı8</dc:creator>
<media:keywords>Doğru, tercih, Kader, ben</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><b><i>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Doğrular vardır herkes i&ccedil;in ancak bu doğrular herkesin olmayabilir, ya da herkes bu doğruyu kabul etmeyebilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; doğrunun i&ccedil;inde bile başka bir doğru vardır ki bu da bizim doğrumuz olur. Yani gitmen gereken bir yol var ancak o yol da iki d&ouml;neme&ccedil; var bu da senin doğrun ile herkes i&ccedil;in doğru olan doğrunun ortak noktasını bulmanı sağlıyor. Nasıl ki kaderimize olan inancımız tam olsa da tercihler bizimdir ve evet tercihimiz kaderimizi etkileyebilir. Sonu&ccedil; olarak aynı sonucu yaşasak bile bu hayatta (nasıl &ouml;leceğimiz ya da kiminle evleneceğimiz ki bu hayatta değişmeyen &uuml;&ccedil; ger&ccedil;ek var; doğum, &ouml;l&uuml;m ve evleneceğin kişi) bu sonucu farklı bir şekilde de yaşama imkanımız bizim tercihimizin eseridir. Velhasıl kelam, tercihler bizi biz yapan etkendir ve onları se&ccedil;erken veyahut yaparken iyi d&uuml;ş&uuml;nmeliyiz ve artılarını eksilerini de kabul etmeliyiz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kimse sizin tercihinize karışamaz bunu unutmayın...☘️❄️</i></b></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SARILACAĞIMIZ ÖMRÜMÜZ OLSUN...</title>
<link>https://edebiyatblog.com/sarilacagimiz-omrumuz-olsun</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/sarilacagimiz-omrumuz-olsun</guid>
<description><![CDATA[ ilk doğduğumuz andan itibaren birbirimize sıkı sıkı sarılır sevginin ve samimiyetin gücünü ondan alırız...Sarılmak rahatlatır. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/01/image_750x500_61eaa8f33f81d.jpg" length="30685" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 21 Jan 2022 15:37:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>KUM SAATİ YAZARI</dc:creator>
<media:keywords>An, doğmak, sarılmak, ömür</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Her g&uuml;ne yeni bir anlam katarız...</p>
<p>Sevgililer G&uuml;n&uuml;</p>
<p>Anneler G&uuml;n&uuml;</p>
<p>Babalar G&uuml;n&uuml; vesaire...</p>
<p>Tarihler 21 Ocak.bu tarihi neden not aldım dersniz! Zira;bug&uuml;ne "D&Uuml;NYA SARILMA G&Uuml;N&Uuml;"Adı verilmiş.</p>
<p>Sarılmanın tek bir g&uuml;ne sığdırıldığı bir zaman...Maalesef &ouml;yle bir hale geldik ki!Herşeyi sadece o g&uuml;ne sığdırdık...</p>
<p>SARILMAK,nedir?İ&ccedil;tenlikle,Sadakatle,Samimiyetle,Dost&ccedil;a bir yaklaşımdır.Sarılmanın g&uuml;n&uuml; olmaz...Sarılmak,Anlık g&uuml;venin samimiyetin g&ouml;stergesidir...Bir sevin&ccedil; yaşar sarılırız.Bir h&uuml;z&uuml;n yaşar sarılırız.Sevdiklerimiz yanımızda diye onlara sıkı sıkı sarılırız.Sarılırız da sarılırız...Toplum olarak bir b&uuml;t&uuml;n&uuml;z ve dostlarımıza,Sevdiklerimize,insanlara sarılırız...</p>
<p>SARILALIM...</p>
<p>Bug&uuml;n,Yarın,G&uuml;nler sonra,Aylar sonra,Yaşam boyu hep sarılalım...Ama,Sarılmayı bir g&uuml;ne değil!Yaşantımıza katalım...</p>
<p>Hep Birlikte Sarılacağımız &Ouml;mr&uuml;m&uuml;z Olsun...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kimseli Kimsesizlik</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kimseli-kimsesizlik</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kimseli-kimsesizlik</guid>
<description><![CDATA[ Yalnızlık, insan yokluğu değil duygu yokluğudur. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/01/image_750x500_61e85b5b5c965.jpg" length="67717" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 19 Jan 2022 21:41:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>YağmurunKızı8</dc:creator>
<media:keywords>Kimseli, kimsesizlik, yalnızlık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong> Yalnızlık denilen şey neydi? İnsan yokluğunun i&ccedil;inde debelenmek mı yoksa duygunun yoksulluğunu nefes alır gibi i&ccedil;ine &ccedil;ekmek mi? Her yanı insan dolu bu hayatın en b&uuml;y&uuml;k sınavı neden kimsesizlik? Anlaşılmak bu kadar zor olabilir mi? Nank&ouml;rl&uuml;k herkes i&ccedil;in o kadar &ccedil;ok normalleşmiş ki kimse yadırgamıyor. Bencillik denilen şey 'Bu senin hakkındı ' denilerek bir başarıya d&ouml;n&uuml;şm&uuml;şt&uuml;. H&acirc;lbuki biz insanlar herkesin arasında birer kimsesiz &ccedil;ocuklardık. Ben kimsesiz biriyim mesela, okulda alay konusu olup yediğim o dayak da kimsesiz oldum. Komşumun oğlu d&uuml;n babasını kaybettiği an kimsesizliği tattı. Bug&uuml;n yoldan ge&ccedil;en kız tacize uğradığı i&ccedil;in kimsesizliği iliklerine kadar yaşadı...ve bunlar gibi bir s&uuml;r&uuml; insan kimseli kimsesizliği iliklerine kadar yaşıyor...☘️</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yükledim Duygularımı</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yukledim-duygularimi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yukledim-duygularimi</guid>
<description><![CDATA[ Ben mutluluğu bir çocuğun gülüşün de sakladım, huzuru denizin mavisinde , umudu bulutlara emanet ettim, hayallerim uçurtma ucunda. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/01/image_750x500_61e5b1dcad086.jpg" length="55349" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 17 Jan 2022 21:25:33 +0300</pubDate>
<dc:creator>YağmurunKızı8</dc:creator>
<media:keywords>Mutluluk, umut, hayaller</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong> Umutları y&uuml;klendim yine sırtıma, zor olan taşımasından &ccedil;ok hassaslığı oluyor bu zamanlar. Korkuyorum kırılacak diye, korkuyorum&nbsp; denizin dibinde kaybolacak diye, i&ccedil;imde bir kıpır kıpır bir mutluluk hakim ve ben yine korkuyorum. Sebebi ise bu mutluluğumun yanılgı olması. Peki mutluluğun yanılgı olup olmadığı nasıl anlarız ki? Anlaşılır mı ki mutluluğun sahteliği hoş artık mutluluk olsun da sahte mı yanılgı mı pek umursamıyoruz. Bu kadar k&ouml;t&uuml; durumdayız sanırım. Deniz mavi olsun da i&ccedil;i &ccedil;&ouml;pl&uuml;km&uuml;ş ne fark ediyor değil mi? Ahh bu insanlık mutluluk diye diye, huzuru i&ccedil;tenliği samimiyeti ve değeri unutuyor. &Ouml;nemli olan huzur değil mi? &Ouml;nemli olan değer vermek değil mıydi? Ben mutluluğu bir &ccedil;ocuğun g&uuml;l&uuml;ş&uuml;n de sakladım, huzuru denizin mavisinde, umudumu bulutlara emanet ettim, hayallerim u&ccedil;urtma ucunda...☘️❄️</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Belkilerle Yaşamak</title>
<link>https://edebiyatblog.com/belkilerle-yasamak</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/belkilerle-yasamak</guid>
<description><![CDATA[ Ben, ömrümü sana adamaya hazırken; sen her şeye rağmen sevebilir misin?  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/01/image_750x500_61e32476559ab.jpg" length="63842" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 15 Jan 2022 23:02:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kağıttan Ruhlar</dc:creator>
<media:keywords>yaşamak, çiçek, sevmek, hikaye, ömür</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>"Belki bir g&uuml;n tekrardan karşılaşacağız. Başka birer hikayenin, başka birer karakteri olarak. Belki bu sefer hikayemiz bir &ouml;m&uuml;rl&uuml;k olacak." ~@yazirehberi~</strong></em></p>
<p></p>
<p>Belkileri kullanmak ne kadar kolay geliyor dile değil mi? Oysa hi&ccedil; de kolay değil o belkilerle yaşamak. Umut etmeyi unutmuş birine belkileri yaşamak da, dile getirmekte zor gelir... Peki kalpte yer eden o kelimeyle beklemek nasıl s&uuml;rer?&nbsp;</p>
<p>Silinen bir hikayenin devamı m&uuml;mk&uuml;n olur mu? Biten bir şeye tekrar başlanır mı? Peki yarım kalmış kalpte &ccedil;i&ccedil;ek a&ccedil;ar mı?&nbsp;</p>
<p>Bir g&uuml;n... Ne kadar g&uuml;zel kelime değil mi? Sanki gelecekle ilgili s&ouml;z verirmiş gibi hissettiriyor bana, halbuki yarım bir kelime. Olasılığı da, ihtimali de &ccedil;ok d&uuml;ş&uuml;k...</p>
<p>Belki bir g&uuml;n karşılaşırız, peki karşılaştığımızda yeniden denemek m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;? O kadar kırıklara, par&ccedil;alara rağmen başarır mıyız tekrardan biz olmayı?&nbsp;</p>
<p>Ge&ccedil;mişte bıraktığımız ya da bırakmaya &ccedil;alıştığımız şeylerin yeniden g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne &ccedil;ıkmasına dayanabilir miyiz? Bu sefer ka&ccedil;ıp gitmek yerine, savaşabilir miyiz?</p>
<p style="text-align: center;"><em>Ben, &ouml;mr&uuml;m&uuml; sana adamaya hazırken; sen her şeye rağmen sevebilir misin?</em>&nbsp;</p>
<p>01'01</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bazı şeyler</title>
<link>https://edebiyatblog.com/bazi-seyler</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/bazi-seyler</guid>
<description><![CDATA[ Gözümüz açık ama kalbimiz kapalı herkes bir savaşta kendini korumaya çalışıyor benim penceremden bazı şeyler iyi okumalar:) ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/01/image_750x500_61df04170f4f6.jpg" length="36408" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 12 Jan 2022 19:45:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>apolitikjüpiterli</dc:creator>
<media:keywords>İnsan, sorgulama, duygu, hayat, adalet, yönetim, toplum, durum hikayesi, dünya</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kadın gemilerini uğurluyor adamın okyanusunda</p>
<p>Bir &ccedil;ocuk u&ccedil;ağına başkalarının g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde veda etti</p>
<p>Bir anne g&ouml;zyaşlarıyla&nbsp; &ccedil;ocuğunun y&uuml;z&uuml;n&uuml; yıkamakta</p>
<p>Annelerin d&ouml;kt&uuml;ğ&uuml; g&ouml;zyaşları &ccedil;ocuklarının kaderine işler, g&ouml;zyaşıyla yeşermiş &ccedil;ocuklar mutluluğu kurak bir toprak zanneder hep mahmurdur halleri, hep karanlıktır d&uuml;şleri</p>
<p>Bir kuş g&ouml;&ccedil;t&uuml; bug&uuml;n bu şehirden, son kez baktı veda etti sevgilisine, denize, dalına kıvrılıp uyuduğu ağacına...</p>
<p>Yağmur kiminin evine kiminin y&uuml;reğine yağar&nbsp;</p>
<p>Kar bazılarının bah&ccedil;esini s&uuml;slerken bazılarının ciğerini &uuml;ş&uuml;t&uuml;yor</p>
<p>Birine t&uuml;m yollar &ccedil;ok kısadır adım atmak kolay y&uuml;r&uuml;mek daha kolaydır, bir diğerinin &ouml;n&uuml;nde engeller, bir diğerinin yolu yok</p>
<p>Bir yerlerde hayaller nefesle dışarı atılmasıyla ger&ccedil;ek oluyor bir yerlerdeyse insanlar hayallerini r&uuml;yalarında bile g&ouml;rmeye g&ouml;rmeye unuttu&nbsp;</p>
<p>Yıldızlar kayıyor hayalleri alıp &ccedil;ok uzaklara g&ouml;t&uuml;r&uuml;yor</p>
<p>Bizim i&ccedil;in yetersizlik bir başkasının mucizesi&nbsp;</p>
<p>Bu d&uuml;nyada ne bir terazi var ne de denge&nbsp;</p>
<p>Bu d&uuml;nyada &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k yok, adalet sadece kitaplarda, kahve masalarında sokağa &ccedil;ıkınca adaletin lafı bile olmuyor</p>
<p>Sahip olmayı bilmiyoruz &ccedil;&uuml;nk&uuml; sahip olma isteğimizin bir sonu yok&nbsp; satın alınan hi&ccedil;bir şey aslında bizim değil başkalarının &ccedil;ıkarlarına g&ouml;re şekil alıyor mutluluklarımız</p>
<p>Hangi menfaat bir başkasına huzur olabilir ki, yalan karışan topluluklarda d&uuml;r&uuml;st kalmaya &ccedil;abalıyoruz</p>
<p>Bazı &ccedil;ocuklar u&ccedil;urtma u&ccedil;urtmuyor bisiklet s&uuml;rm&uuml;yor tehlikeden saklanıp hayata koşuyorlar, hayatta kalmak i&ccedil;in &ouml;l&uuml;me sarılıp yola &ccedil;ıkıyorlar</p>
<p>Bir yanda oyuncak yemek takımları bir yanda plastik toplayan &ccedil;ocuklar&nbsp;</p>
<p>Bazılarının oynadığı savaş oyunları birilerinin ger&ccedil;eği, bomba sesine alışan silah sesini yabancılamayan nesiller oluştu ama pembe mutfaklarda hala prenses hikayeleri</p>
<p>Galiba insanoğlunun bulduğu b&uuml;y&uuml;k bir buluş var g&ouml;z&uuml;m&uuml;z a&ccedil;ıkkende g&ouml;rmemeyi &ouml;ğrendik&nbsp;</p>
<p>~Umut ve ışıkla kalın~</p>
<p><a href="https://youtu.be/pt10azoOwsI">https://youtu.be/pt10azoOwsI</a></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İçindeki Güç</title>
<link>https://edebiyatblog.com/icindeki-guc</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/icindeki-guc</guid>
<description><![CDATA[ İçinde ki gücün varlığını bil, yeri geldiğinde ortaya çıkartmak dan korkma. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/01/image_750x500_61dc9970c04aa.jpg" length="45752" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 10 Jan 2022 23:51:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>YağmurunKızı8</dc:creator>
<media:keywords>Güç, inat, yollar, hayat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong> K&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k bir tohumun koca &ccedil;ınar olacağını kim bilebilir ki? Peki attığımız her adımın ileride&nbsp; duracağımız durağı etkilediğini? Bir s&ouml;z, kelime veyahut bakış bile yarınımızı değiştiriyorken bizim bu pervasız hallerimize ne demeli? Şimdi diyeceksiniz ki 'planlı yaşadık da ne oluyor?', haklısınız. Bu hayat bizi tepe taklak etmek i&ccedil;in var. Planlarımızın olmaması yada y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z yolun bir anda yok olması gibi etkenler ile hayat bizi zorluyor. Diyor ki 'sen bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k halinden &ccedil;ıkacaksın, yapmayacağım dediğin ne varsa yapacaksın! Olmayacak dediklerin olacak ve sen bunu kabulleneceksin. Sırtını yasladığın o dağ yıkılacak ve sen sırtını dikleştirmek zorunda kalacaksın...' . Bunları &ouml;n&uuml;m&uuml;ze koyduğu taşlar ve y&uuml;r&uuml;rken taktığı &ccedil;elmeler ile daha iyi anlıyoruz. İ&ccedil;imizdeki o g&uuml;c&uuml; &ccedil;ıkartmak i&ccedil;in inat&ccedil;ı olun. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu hayat inat&ccedil;ı kişiliklerle uğraşmayı sevmez. Bir zaman sonra geri &ccedil;ekilir ve izin verir yaşamana...☘️</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 3, Anaksimandros ve Anaksimenes</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-3</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-3</guid>
<description><![CDATA[ Himation giymiş beyaz uzun sakallı bir adam yerde uzanmış geceleri gökyüzünü inceliyor. İrili ufaklı uzak yakın pek çok yıldız gökyüzünde parıldıyor. Bir de ay düzenli olarak gün be gün tam daire olup sonra gün be gün azalıp kayboluyor, sonra yine aynı döngü. Güneş çıkınca hepsi görünmez oluyor… ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/01/image_750x500_61db24387d07a.jpg" length="33302" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 09 Jan 2022 21:23:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Milet, Okulu, Miletos, İyonya, Thales, Anaksimenes, Anaksimandros, Arke, Su, Aperion, Hava</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Miletos Okulu filozoflarından Thales&rsquo;in &ouml;ğrencisi olan Anaksimandros ile yola devam edelim. Anaksimandros m&uuml;thiş bir filozof; astronominin kurucusu, kozmoloji geliştirmiş, evrimci d&uuml;ş&uuml;ncenin &ouml;nc&uuml;s&uuml;, Platon&rsquo;un idealarının da bir nevi &ouml;nc&uuml;s&uuml;&hellip; Tabii ki o da hocası gibi arke sorunu ile ilgilenmiş, fakat &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml; hocasınınkinden farklı olarak monist bir yaklaşım değil, yani tek ve sınırlı bir madde olarak kabul etmemiş arkeyi. Hatırlayacağımız &uuml;zere Thales arkeyi su olarak belirlemişti.</p>
<p>Anaksimandros&rsquo;a g&ouml;re <strong>arke</strong> &ldquo;<strong>Apeiron&rdquo;</strong>dur. Peki &ldquo;Aperion&rdquo; nedir? Eski Yunancadaki s&ouml;zl&uuml;k anlamı &ldquo;Sınırlı olmayan&rdquo;dır. Anaksimandros g&ouml;re evreni oluşturan ilk madde, ilk ilke sınırsız ve sonsuzdur, doğmamış ve doğrulmamıştır yani &ldquo;Aperion&rdquo;dur. T&uuml;m zıtlıkları bir arada barındırır. Her şey aperiondan var olur ve yok oluşlarında da tekrar ona d&ouml;ner. Aynı zamanda evrendeki devinimin de sebebidir. T&uuml;m var olanların ondan nasıl bir hareket ile meydana geldiğini a&ccedil;ıklamaz. Duyularla algıladığımız d&uuml;nyanın &ouml;tesinde de var oluşlardan bahseder. Aperiondan sınırsız ve sonsuz olarak bahsetse de bir k&uuml;tlesi olduğuna inanır ama bu k&uuml;tlenin nerede olduğunu a&ccedil;ıklamaz. Hem sınırsız hem sonsuz hem de k&uuml;tlesi olan bir şey olması a&ccedil;ısından sanki biraz &ccedil;elişkili bir durumdur. M.&Ouml;. 610 ile M.&Ouml;. 546 yılları arasında yaşadığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rsek bu g&ouml;r&uuml;şleri yine de muazzamdır.</p>
<p>Astronominin kurucusu olan Anaksimandros&rsquo;u hep ş&ouml;yle hayal ettim; &nbsp;himation giymiş beyaz uzun sakallı bir adam yerde uzanmış geceleri g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml; inceliyor. İrili ufaklı uzak yakın pek &ccedil;ok yıldız g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde parıldıyor. Bir de ay d&uuml;zenli olarak g&uuml;n be g&uuml;n tam daire olup sonra g&uuml;n be g&uuml;n azalıp kayboluyor, sonra yine aynı d&ouml;ng&uuml;. G&uuml;neş &ccedil;ıkınca hepsi g&ouml;r&uuml;nmez oluyor&hellip; S&uuml;rekli g&ouml;zlem yapıp notlar alıyor, d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor, tekrar g&ouml;zlemliyor&hellip;</p>
<p>O d&uuml;nyayı eni boyundan b&uuml;y&uuml;k olan bir silindir şeklinde d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;ş ve insanları d&uuml;z alanında y&uuml;r&uuml;d&uuml;klerini belirtmiş. Ondan &ouml;nce Thales suyun &uuml;zerinde bir tepsi gibi duran d&uuml;nya olarak ifade etmişti. Bu silindir havada hi&ccedil;bir şeye yaslanmadan durur. Silindir şeklindeki d&uuml;nyayı kaplayan dokuz katman var. Bu da evren. Bu katmanlar i&ccedil;i ateş dolu dairelerdir ve d&ouml;nerler. Bu dairelerde oluşan &ccedil;atlaklardan g&uuml;neş, ay, gezegenler ve Samanyolu g&ouml;r&uuml;n&uuml;r. M&Ouml; 7. y&uuml;zyıl i&ccedil;in bu tasarım m&uuml;thiş değil mi?</p>
<p>Hi&ccedil; bir şeye dayanmadan duran silindir bi&ccedil;imindeki d&uuml;nya, ilk ayrım başladığında sularla kaplanır. Var olan t&uuml;m canlılar suda yaşayan canlılardan evrilerek meydana gelmişlerdir der. Bu g&ouml;r&uuml;ş&uuml; evrimci d&uuml;ş&uuml;ncenin &ouml;nc&uuml;s&uuml;d&uuml;r.</p>
<p>Bilim insanı olan Anaksimandros kozmoloji geliştirmiştir; yani evrenin bir b&uuml;t&uuml;n olarak incelenmesi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml;. O sadece g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml;n haritasını yapmaya &ccedil;alışmamış, d&uuml;nyanın haritasını da yapma girişiminde bulunmuştur. Ayrıca g&uuml;neş saatinin yapımında b&uuml;y&uuml;k katkısı vardır.</p>
<p>Ayrıca Anaksimandros tarihte &ouml;ğretilerini kaleme almış ilk filozof olarak ge&ccedil;er. Maalesef ki bu yapıtlar bize ulaşmıştır.</p>
<p>Anaksimandros&rsquo;dan sonra &ouml;ğrencisi <strong>Anaksimenes</strong> gelir. O M.&Ouml;. 585-525 yılları arasında yaşamış olan Miletos Okulu&rsquo;nun son filozofudur. Anaksimenes&rsquo;in d&uuml;ş&uuml;nceleri ilk &ccedil;ağda &ccedil;ok etkili olmuştur. Bunun sebebi Milet&rsquo;i Perslilerin alması sonucunda &ouml;ğrencilerinin d&uuml;nyaya dağılmış olmalarıdır.</p>
<p>İlk defa canlı-cansız ayrımını yapan filozoftur. Bu ayrımı yapmasının k&ouml;k sebebi &ldquo;Arke&rdquo; &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml;nden kaynaklanır. O da Thales gibi arkeyi monist bir yaklaşımla tek bir madde ile a&ccedil;ıklamıştır. Ona g&ouml;re <strong>Arke</strong> &ldquo;<strong>Hava</strong>&rdquo;dır. Bunun temel iki sebebi var. İlki hava sudan daha &ccedil;ok yer kaplar.</p>
<p>İkinci sebep ise Yunancada hava soluk anlamına da gelir. Soluk ise ruhtur, canlılıktır, yaşamdır. T&uuml;m canlıların ruhunun olduğunu kabul eder. Canlıları ayakta tutan ise ruhlarıdır. Buradaki ruh metafiziksel anlamda değildir, yani soludukları havadır.&nbsp; &Ouml;l&uuml;mle birlikte ruh bedeni terk eder.</p>
<p>Canlı cansız her şey havadan oluşur. O, oluşları havanın sıkışması veya seyrelmesi &uuml;zerinden a&ccedil;ıklar. Hava y&uuml;kseldik&ccedil;e seyrelir ve ateşi oluşturur, sıkılaştık&ccedil;a sırasıyla buhar, bulut, yağmur ve su oluşturur. Su sıkılaşınca toprak, sonra da taş oluşur. Nasıl bir d&uuml;ş&uuml;nce değil mi? O zamanın koşullarında, M.&Ouml;. 6. y&uuml;zyılda deney yapmadan (&Ccedil;&uuml;nk&uuml; bilimsel y&ouml;ntem olarak hen&uuml;z deney bilinmiyor, kullanılmıyordu) sadece g&ouml;zlem yaparak, mitoslara bağlanmadan aklını kullanarak yapmış t&uuml;m bu a&ccedil;ıklamaları.</p>
<p>O da diğer Miletos okulu filozofları gibi astronomiyle de ilgilenmiştir. Kristal k&uuml;relere &ccedil;akılı &ccedil;iviler olarak adlandırdığı sabit yıldızlar ile gezegenler arasında ilk ayrımı yapan odur. Tek ışık kaynağının g&uuml;neş olduğunu s&ouml;ylemiştir. Bu muhteşem bir keşif. Ay ve g&uuml;neş tutulmalarının tam zamanları hesaplamıştır.</p>
<p>Evet, şu ana kadar ilk &uuml;&ccedil; b&uuml;y&uuml;k dev ile tanıştık; Miletos Okulu&rsquo;nun bu &uuml;&ccedil; b&uuml;y&uuml;k filozofu &nbsp;Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes. Hayatta her şeyin bir sonu olduğu gibi bu okulun da sonu oldu, sebebi de Pers saldırıları. Bu okul dağılınca felsefe &ccedil;alışmaları G&uuml;ney İtalya&rsquo;da bulunan Yunan kentlerine ge&ccedil;ti. Bug&uuml;n i&ccedil;in bazı d&uuml;ş&uuml;nceleri &ccedil;ok garip veya sa&ccedil;ma gelebilir bize, ama o g&uuml;n&uuml;n koşulları altında d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde muhteşem fikirler, muhteşem buluşlardır hepsi. Bir kısmı keşfedilmeseydi şu anda insanlık olarak Mars&rsquo;ta yaşama hayalleri kuramazdık.</p>
<p>&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yazıyorum Ruhumun Derinliklerini</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yaziyorum-ruhumun-derinliklerini</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yaziyorum-ruhumun-derinliklerini</guid>
<description><![CDATA[ Cahit Zarifoğlu&#039;nun dediği gibi &#039;İnsan bastırdığı duygunun esiridir&#039;. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/01/image_750x500_61d090b1e5d22.jpg" length="72845" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 01 Jan 2022 20:35:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>YağmurunKızı8</dc:creator>
<media:keywords>Yazıyorum Ruhumun Derinliklerini</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>&nbsp; &nbsp; Cahit Zarifoğlu'nun bir s&ouml;z&uuml; vardır; 'İnsan bastırdığı duygunun esiridir' diye esir olmamak i&ccedil;in gittim anlattım konuşabildiğim kadarıyla, anlattım sesimin &ccedil;ıktığı kadarıyla, anlattım insanlara insan oldukları kadarıyla, olmadı yine esir d&uuml;şt&uuml;m duygumun kollarına bastırdığım onca şeyi anlattım esir olmamak uğruna ben &ccedil;ıkarım sanmıştım hapsolduğum bu h&uuml;creden ama sandıklarım sadece bir sanrı dan ibaret kaldı. Kelimeler dedim, onlar da anlatmanın diğer kolu değil miydi? L&acirc;l olmuş onca insan yazmıyor muydu? Yazmaya başladım parmaklarımın ruhlarını g&ouml;rene dek, yazmaya başladım esir olduğum h&uuml;cre den &ccedil;ıkana dek, yazmaya başladım her bir zerremin kum tanesi misali d&ouml;k&uuml;lmesine dek... Yazıyorum hi&ccedil; durmadan... &Ouml;lene dek ????</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YENİ BAŞLANGIÇLAR BİR MUCİZEDİR</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yeni-baslangiclar-bir-mucizedir</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yeni-baslangiclar-bir-mucizedir</guid>
<description><![CDATA[ Her bitişin yeni bir başlangıcı vardır  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/01/image_750x500_61d03da4ed9df.jpg" length="69694" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 01 Jan 2022 14:42:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Meltem Güdemezoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Her gecenin bir g&uuml;neşi&nbsp;</strong></em><br /><em><strong>Her kışın bir baharı&nbsp;</strong></em><br /><em><strong>Her bitişin yeni bir başlangıcı vardır&nbsp;</strong></em></p>
<p><em><strong>Dostluklar, aşklar bitebilir&nbsp;</strong></em><br /><em><strong>İşini, evini ve her şeyini kaybedebilirsin</strong></em><br /><em><strong>G&uuml;neşin doğuşuyla yepyeni başlangı&ccedil;ların mucizelerle dolu doluğunu unutmayın</strong></em><br /><em><strong>Her g&uuml;n&uuml;n&uuml;z mucizelerle doğsun&hellip;</strong>.&nbsp;</em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünüm, Bugünüm ve Yarınlarım</title>
<link>https://edebiyatblog.com/dunum-bugunum-ve-yarinlarim</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/dunum-bugunum-ve-yarinlarim</guid>
<description><![CDATA[ Günleri bağlamak ne mümkün, her gün sessizce geçip gidiyorken... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61cf60fc24486.jpg" length="49856" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 31 Dec 2021 23:02:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kağıttan Ruhlar</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>G&uuml;nleri bağlamak ne m&uuml;mk&uuml;n, her g&uuml;n sessizce ge&ccedil;ip gidiyorken...</em></p>
<p>Her g&uuml;n&uuml;, her haftayı, her ayı, her yılı yavaş&ccedil;a geride bırakıyoruz. Zaman hızla ilerliyor, peki biz bir yol kat edebiliyor muyuz? Belki hayatımızdaki en &ouml;nemli, geri gelemeyecek şey zamanken; dolu dolu yaşayabiliyor, doğru kullanabiliyor muyuz?&nbsp;</p>
<p>G&uuml;n&uuml;n birinde yapamadığımız şeyler y&uuml;z&uuml;nden pişman olmak yerine, neden yaptığımız şeylerden pişman olmayı se&ccedil;miyoruz? En azından yaşayıp sonucu g&ouml;rmek varken, bilinmezlikte kaybolmaya gerek var mı?&nbsp;</p>
<p>D&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum da... Bu yıl yaptığım, yaşadığım hi&ccedil; bir şeyden pişman değilim; aklım hala yapamadıklarımda diyebilirdim ama şu anda aklıma yapmak isteyipte yapmadığım bir şey gelmiyor :)&nbsp;</p>
<p>2021 yılım m&uuml;kemmel ge&ccedil;ti diyemem ama g&uuml;zeldi... Benim i&ccedil;in dolu dolu ge&ccedil;en bir yıldı. Herkesin hayatına y&ouml;n veren yıl, tarih farklıdır ama g&uuml;n&uuml;n birinde illa hayatımızı değiştiren bir tarih ufak olsa da oluyor. D&uuml;ş&uuml;n&uuml;nce, aklımıza unutamadığımız bir yıl gelir değil mi? 2021 yılı benim i&ccedil;in unutamayacağım, hep aklımda kalacak; her hatırladığım da y&uuml;z&uuml;mde g&uuml;l&uuml;mseme a&ccedil;tıracak.&nbsp;</p>
<p>Geride bırakacağım yıl i&ccedil;in &ccedil;ok emek vermedim ama bu yeni yıl i&ccedil;in savaşmaya kararlıyım. Hayatıma '<strong>kendim</strong>' y&ouml;n vereceğim ve her g&uuml;n&uuml;; o g&uuml;nde bırakıp her g&uuml;neş doğduğunda yeni bir sayfa a&ccedil;acağım bir yıl i&ccedil;in, elimden geleni yapmayı umuyorum.</p>
<p><em>Yeni yıl; yeni bir sayfa ve bu sayfa umutlarla dolsun...</em></p>
<p><strong><em>UNUTMAYIN! Ge&ccedil;mişi geride bırakmazsanız, geleceğe y&ouml;n veremezsiniz.&nbsp;</em></strong></p>
<p></p>
<p><em>♡31'12♡</em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 2, Thales</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-2</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-2</guid>
<description><![CDATA[ Nasıl oldu da Thales bunları ve daha fazlasını keşfetti? Çünkü bakışlarını doğaya çevirdi. Artık mitlerle doğa olaylarının açıklanamayacağının farkına vardı. Gözlem yaptı... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61cd63b2ac6f8.jpg" length="127226" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 30 Dec 2021 11:02:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Milet, Okulu, Miletos, İyonya, Thales, Anaksimenes, Anaksimandros, Arke, Su</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&Ccedil;ok heyecanlıydım, &ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;n&uuml;mde beni bekleyen olduk&ccedil;a uzun bir yol vardı; M.&Ouml;. 7. y&uuml;zyılda başlayıp ta g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar devam eden, hem de &ouml;yle d&uuml;md&uuml;z uzayıp giden değil, &ccedil;etrefilli, bazen geri d&ouml;n&uuml;şl&uuml; bazen bir anda uzun bir atlayış gerektiren, bazen de ara sokaklarında kaybolunulan bir yol. İlk karşıma &ccedil;ıkanlar Miletos Okulu Filozofları oldu; yani tarihin ilk filozofu Thales ve &ouml;ğrencisi Anaksimandros ile Anaksimenes. İyonya Okulu olarak da anılan bu okul felsefe tarihinin ilk ekol&uuml;d&uuml;r. Mitostan logosa ge&ccedil;iş bu filozofların d&uuml;ş&uuml;nceleri sayesinde olmuştur.</p>
<p>Miletos Okulu ile başlayan Sokrates&rsquo;e kadar devam eden d&ouml;neme Naturalist D&ouml;nem, filozofları da Nat&uuml;ralist Filozoflar veya Pre-Sokratikler yani Sokrates &ouml;ncesi filozoflar olarak anılırlar. Bu d&ouml;nem filozoflarının ilgisi doğanın kendisinedir ve doğa ile ilgili t&uuml;m oluşumları yine doğa ile a&ccedil;ıklamaya &ccedil;alışırlar. Her şeyin kendisinden meydana geldiği ilk maddeyi bulmaya &ccedil;alışmışlardır. İşte bu ilk maddeye, ilk ilkeye &ldquo;<strong>Arke</strong>&rdquo; denir. Temel soruları da &ldquo;<strong>Arke nedir?</strong>&rdquo; olmuştur. Arkeyi arama d&uuml;ş&uuml;ncesinde ve bulmuş oldukları &ccedil;&ouml;z&uuml;mlerde mitolojinin etkisi yadırganamaz.</p>
<p>Onlardan &ouml;nce yani felsefi d&uuml;ş&uuml;nme başlamadan evvel insanlar kendilerini, &ccedil;evrelerini ve evreni anlamak i&ccedil;in mitolojik d&uuml;ş&uuml;nmeden faydalanıyorlardı. Ağa&ccedil;ların yapraklarını d&ouml;k&uuml;p &ccedil;ıplak kalmalarını ve havaların soğumaya başlamasını bereket tanrı&ccedil;ası Demeter&rsquo;in yeraltı tanrısı Hades&rsquo;in yanına inmiş olmasına bağlamaları gibi. Her şeyden evvel Khaus&rsquo;un olması gibi&hellip; Mitoslarla a&ccedil;ıklanan olaylar olduğu gibi kabul ediliyor, mitolojik d&uuml;ş&uuml;ncede nedensel sorgulama yapılmıyordu. Bu d&uuml;ş&uuml;nme şekli M.&Ouml;. 8. ile 5. y&uuml;zyıllar arasında g&uuml;c&uuml;n&uuml; yitirmeye başladı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insanlar artık bu kabullerden tatmin olmuyorlardı. Bunun başlıca sebepleri arasında değişen yaşam koşulları sayabiliriz; toprak sahibi aristokratların g&uuml;&ccedil; kaybetmeleri ve zanaatk&acirc;rların g&uuml;&ccedil; ve para kazanmaya başlaması gibi.</p>
<p>Peki, ilk felsefi d&uuml;ş&uuml;nme tarzı Eski Yunan da mı başlamıştır? Bu konuda kesin bir g&ouml;r&uuml;ş birliği mevcut değildir. Bazı kaynaklara g&ouml;re S&uuml;mer veya Mısır uygarlıklarına dayandırılıyor. Olabilir. Bu bilgiyi de &ccedil;antama koydum.</p>
<p>Filozofları ve felsefe ekollerini incelemeye başlamadan evvel bir sorum olacak; <strong>Felsefe nedir?</strong> Yani tanımı, kelime anlamı&hellip;</p>
<p>&nbsp;&ldquo;Philosophia&rdquo; yani &ldquo;Felsefe&rdquo; kelimesinin k&ouml;keni bize Arap&ccedil;a&rsquo;dan onlara da Yunanca&rsquo;dan ge&ccedil;miştir.</p>
<p>Philo + Sophia= Bilgelik + Sevgi</p>
<p>Yani &ldquo;Bilgeliksevgisi&rdquo;dir.</p>
<p>TDK&rsquo;nın s&ouml;zl&uuml;ğ&uuml;nde;</p>
<ol>
<li>Varlığın ve bilginin bilimsel olarak araştırılması.</li>
<li>Bir bilimin veya bilgi alanının temelini oluşturan ilkeler b&uuml;t&uuml;n&uuml;; Tarih felsefesi. Hukuk felsefesi,</li>
<li>Bir filozofun, bir felsefe okulunun, bir &ccedil;ağın &ouml;ğretisi;&nbsp;Sokrates felsefesi.</li>
<li>D&uuml;nya g&ouml;r&uuml;ş&uuml;,</li>
<li>Bir konuda soyut d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ş olarak tanımlanmıştır.</li>
</ol>
<p>Bu tanımları alt alta okunca &ccedil;ok sıkıcı oldu değil mi? Yine de bu tanımlar yolumuzu bilmemiz a&ccedil;ısından &ouml;nemli.</p>
<p>Aristoteles Metafizik adlı eserinde ilk filozof olarak Thales&rsquo;e işaret eder. Thales yaklaşık olarak M.&Ouml;. 640 ila M.&Ouml;. 550 yılları arasında Milet&rsquo;te yaşamıştır. Kendisi ilk filozof olmasının haricinde geometrinin kurucusudur. İkizkenar &uuml;&ccedil;genin taban a&ccedil;ılarının eşit olduğunu, birbirini kesen iki doğrunun ters a&ccedil;ılarının birbirine eşit olduğunu ve dairenin &ccedil;apla iki eşit par&ccedil;aya ayrıldığını g&ouml;stermiştir. Ayrıca fizik ve astronomi ile ilgilenmiştir. G&uuml;neş ve ayın b&uuml;y&uuml;kl&uuml;klerini hesaplamış, mevsimleri bulmuş, ayın son g&uuml;n&uuml;ne otuzuncu g&uuml;n adını takmıştır.&nbsp; M.&Ouml;. 585 yılında Lydia ile Media arasında yapılacak savaş sırasında olacak olan g&uuml;neş tutulmasını hesaplamıştır.</p>
<p>Nasıl oldu da Thales bunları ve daha fazlasını keşfetti? &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bakışlarını doğaya &ccedil;evirdi. Artık mitlerle doğa olaylarının a&ccedil;ıklanamayacağının farkına vardı. G&ouml;zlem yaptı, yani bilimsel y&ouml;ntem olarak g&ouml;zlemi kullandı. Diğer a&ccedil;ıdan bakarsak onun g&ouml;zlemi sayesinde ilk bilimsel &ccedil;alışmalar başlamış oldu. Ancak yaşadığı d&ouml;nemin mitolojik inancının etkisinden de tamamen kopamamıştır.</p>
<p>Yaptığı g&ouml;zlemler sonucunda doğada s&uuml;rekli bir değişimin olduğunu keşfetti. Bu değişimler ise evrende bir d&uuml;zenliliğe g&ouml;re oluyordu. Evrendeki bu d&uuml;zenin devam edebilmesi i&ccedil;in değişen şeylerin ardında değişmeyen şeyin bulunması gerektiğini d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. Yani o &nbsp;&ldquo;<strong>Arke</strong>&rdquo;nin &nbsp;&ldquo;<strong>Su</strong>&rdquo; olduğunu s&ouml;yledi. &Ccedil;evresinde baktığında her yerin su ile kaplı olması etkili olmuş olabilir. Yaşadığı yer ve diğer kara par&ccedil;aları hep su ile &ccedil;evriliydi. Diğer bir se&ccedil;enek ise buz, su, buhar d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml; olabilir. Ayrıca mitolojik &ouml;ğretide de yaratılışta sudan bahsediliyor olması da olabilir. Bu ihtimalleri &ccedil;oğaltmak m&uuml;mk&uuml;n. Maalesef ki bu a&ccedil;ıklamalar konusunda net bir bilgiye sahip değiliz. Bildiğimiz şey ona g&ouml;re <strong>su</strong> ana maddedir, ilk ilkedir, arkedir.</p>
<p>Thales&rsquo;in &ouml;ğrencisi olan Anaksimandros ve onun &ouml;ğrencisi Anaksimenes&rsquo;in arke sorununa getirmiş oldukları &ccedil;&ouml;z&uuml;m onunkiyle aynı değildir. Şimdi biraz burada, Thales&rsquo;te durayım. Onun g&ouml;zlerinden d&uuml;nyaya bakmak i&ccedil;in k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir mola vereyim &ccedil;&uuml;nk&uuml; başta dediğim bu gibi bu yol uzun bir yol, bir solukta gitmektense, keyfini &ccedil;ıkararak ilerleyeceğim, ilerleyeceğiz.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kırık Parçalar</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kirik-parcalar</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kirik-parcalar</guid>
<description><![CDATA[ Evet, insan bir kere düşerek bütün kaldırımlara olan inancını yitiriyor. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61ca06905baa2.jpg" length="72416" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 27 Dec 2021 21:44:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>YağmurunKızı8</dc:creator>
<media:keywords>İnanç, güven</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>T&uuml;m kırıkları &ouml;n&uuml;ndedir insanın, bilir farkındadır ama elinden birşey gelmez &ccedil;&uuml;nk&uuml; bunu d&uuml;ş&uuml;nmek bile acı verir insana bunu istemezsin g&uuml;venin kırıklığı seni t&uuml;keten şeydir &ccedil;&uuml;nk&uuml;. Ve bu y&uuml;zdendir g&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml;n &ouml;n&uuml;ndekini g&ouml;rmememizin nedeni, en yakınlarımızdan aldığımız darbelerin de sebebi budur aslında zihnimizi perdeleriz ve g&ouml;z&uuml;m&uuml;z de buna destek &ccedil;ıkar. Ama &ouml;yle bir an geliyor ki o perde d&uuml;ş&uuml;yor yırtılıyor ve o zaman g&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml;n &ouml;n&uuml;nde ki o cam parampar&ccedil;a oluyor. Her bir par&ccedil;ası saplanıyor &ouml;nce g&uuml;veninizi yaralıyor sonra da inancınızı &ouml;ld&uuml;r&uuml;yor. Evet, insan bir kere d&uuml;şerek b&uuml;t&uuml;n kaldırımlara olan inancını yitiriyor... İşte alınan tek bir darbe attığımız onca adımımıza engel olabiliyor. Ve bu y&uuml;zden g&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml;n &ouml;n&uuml;ndeki cam kırılmadan siz onları kırmayı başarın, &ccedil;&uuml;nk&uuml; sız kırarsanız eğer par&ccedil;aları size değil etrafa olur...</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Özgür Ruh</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ozgur-ruh</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ozgur-ruh</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Özgür ruhlar enderdir, ama gördün mü bilirsin. En basitinden yanlarındayken, iyi, çok iyi hissedersin.&quot; Charles Bukowski  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61c4454301325.jpg" length="60506" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 23 Dec 2021 13:06:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>melek</dc:creator>
<media:keywords>İnsan, Ruh, özgürlük, Felsefe, psikoloji, Tutsak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x_61c444e659020.jpg" alt="" /></p>
<p>"&Ouml;zg&uuml;r ruhlar enderdir, ama g&ouml;rd&uuml;n m&uuml; bilirsin. En basitinden yanlarındayken iyi, &ccedil;ok iyi hissedersin." Charles Bukowski</p>
<p>Bukowski' nin bu s&ouml;zlerini ilk okuduğumda "woow" dedim. Sonra durup birka&ccedil; saniye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m ve sordum kendime. Ben &ouml;zg&uuml;r m&uuml;y&uuml;m? Peki sen &ouml;zg&uuml;r m&uuml;s&uuml;n? Biz, biz &ouml;zg&uuml;r m&uuml;y&uuml;z?&nbsp;</p>
<p>'G&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml; g&ouml;rebiliyorsan, nefes alabiliyorsan &ouml;zg&uuml;rs&uuml;n' dediğinizi duyar gibiyim. Haklısın &ouml;zg&uuml;r&uuml;m, &ouml;zg&uuml;r&uuml;z. Peki ya ruhumuz? O &ouml;zg&uuml;r m&uuml;?&nbsp;</p>
<p>&Ouml;zg&uuml;r bir ruh demek, mutlu bir ruh demek. Yanlarındayken bize &ccedil;ok iyi hissettiren ruhlar mutlu olan ruhlardır.&nbsp;</p>
<p>Kafesin i&ccedil;ine hapsedilmiş bir kuş d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n. O kafes pırlanta taşlarla da işlenmiş olsa tutsaktır o kuş. Tutsaklık mutsuzluk getirir kuş kendi olamaz, ne iyi hisseder ne de iyi hissettirebilir. İnsan da b&ouml;yledir, ne pırlanta kafeste &ouml;zg&uuml;r olur o ruh, ne de altın kafeste. Ne kendini mutlu edebilir ne de onu kafese hapsedenleri, &ccedil;&uuml;nk&uuml; tutsaktır. Kuşu da insanı da olduğu gibi kabul etmek gerekir, aksi mutsuzluk getirir. Ruhu &ouml;zg&uuml;r, kendisi olabilen her canlı sana da iyi hissettirir kendine de.&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BEKLERSİN</title>
<link>https://edebiyatblog.com/beklersin</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/beklersin</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Beklemek cehennemdir&quot; demiş, &#039;o cehennemde yanıp kül oluncaya dek...&#039; ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61c374c86ec60.jpg" length="50306" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Dec 2021 21:57:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kağıttan Ruhlar</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bekliyorum seni bir akşam&uuml;st&uuml;; beni g&ouml;rmeni, beni sevmeni, bana gelmeni...</em></p>
<p>Beklemek, "bir şey gelinceye değin bir yerde kalmak" demekmiş. Şimdi soruyorum size, her bekleyen bir g&uuml;n varır mı vuslatına?</p>
<p>Hi&ccedil; gelmeden giden birini beklemek ne kadar s&uuml;rebilirdi? Ben durdum yerimde bekliyorum... O gelinceye dek bekleyeceğim. Biliyorum aslında 'gelmeyecek birini' beklediğimi ama ben beklemeye yemin ettim , o ise gelmemeye. Bu savaşta birimiz kaybedecek, belli aslında değil mi kimin kaybedeceği? Ne zaman g&ouml;r&uuml;lm&uuml;ş bekleyenin kazandığı...</p>
<p>D&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum da 'bekle' deseydin b&uuml;y&uuml;k ihtimalle beklemezdim bir &ouml;m&uuml;r seni... &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bilirdim, gelecek olsaydın bekletmezdin bir &ouml;m&uuml;r beni. Peki gelmeyeceğini bilmeme rağmen, ne diye bekliyorum?&nbsp;</p>
<p>Umutlarımı, kanadı kırık kuşların kanatlarına g&ouml;md&uuml;ğ&uuml;mden bu kadar gelmeyeceğinden umutsuz oluşum. Ama bakmayın umutsuz oluşuma, umudumun olmaması engel değil beklemeye... Ben umutsuzca bekliyorum onu.</p>
<p><strong>William Shakespeare "beklemek cehennemdir" demiş, 'o cehennemde yanıp k&uuml;l oluncaya dek' diyorum...</strong></p>
<p><em>S&ouml;ylesene sevdiğim; beklediğim durak mı yanlıştı, yoksa beklemek mi hataydı?.</em></p>
<p><em>20'12</em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HAYALLERİNİZİ DEĞİŞTİRMEK  SİZİN ELİNİZDEDİR</title>
<link>https://edebiyatblog.com/hayallerinizi-degistirmek-sizin-elinizdedir</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/hayallerinizi-degistirmek-sizin-elinizdedir</guid>
<description><![CDATA[ Başka hayallerin peşinden koşarken kendinizi bambaşka dünyalarda bulabilirsiniz. Hayallerinizi, yollarınızı ve hayatınızı değiştirmek sizin elinizdedir.  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61bb180fceb9b.jpg" length="30164" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 16 Dec 2021 13:41:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Meltem Güdemezoğlu</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Mutlu olmak i&ccedil;in hayaller kurarız. Hayaller bir bakımından ger&ccedil;eklerden oluşan hayallerdir. Ger&ccedil;ekleşmesini istediğin bazen olur, bazense olmayabilir yine de hayal kurmaktan vazge&ccedil;meyin, &ccedil;&uuml;nk&uuml; hayallerde her şey yolundadır&hellip;</p>
<p>&nbsp;&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bana g&ouml;re hayallerin iki &ccedil;eşidi vardır. &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>
<ul>
<li>Kalıplaşmış hayaller</li>
<li>Değiştirebileceğiniz hayaller</li>
</ul>
<p>&nbsp;&nbsp; Kalıplaşmış hayaller Evlilik, anne baba olmak, doktor olmak, şansınız varsa kariyerinde iyi bir yerlere gelip y&uuml;kselmek, araba almak, mal m&uuml;lk sahibi vs. Kadınların beyaz gelinlik giyme anne olma hayali vardır. Her erkeğin de becerebilirse iyi bir eş iyi bir baba olma gibi işte bunlar kalıplaşmış hayaller sınıfına girer.</p>
<p>&nbsp; &nbsp;Değiştirebileceğiniz hayaller ise; birden radikal kararlarınızla hayallerinizi değişilebilirsiniz. Nedir bunlar; sanat camiasında girerek, ressam, &nbsp;şarkıcı, m&uuml;zisyen, oyunculuk, yazarlık- şairlik, baleci dans&ccedil;ı, sporcu, modacı ya &nbsp;da hayatını film senaryosunu hayallerinde yazarak ger&ccedil;ekleştirmek, yurtdışına gidebilir ve orada&nbsp; gezdiğiniz yerde yurtdışında yaşamak,doğayla i&ccedil; i&ccedil;e olmak (ormanda ıssız adada yaşamak) hayal g&uuml;c&uuml;n&uuml;&nbsp; genişleşmek..</p>
<p>&nbsp;Hayal kurmaktan sakin vazge&ccedil;meyelim ger&ccedil;ekleşse de ger&ccedil;ekleşmese de hayallerimizin peşinden koşalım.</p>
<p>&nbsp;Başka hayallerin peşinden koşarken kendinizi bambaşka d&uuml;nyalarda bulabilirsiniz. Hayallerinizi, yollarınızı ve hayatınızı değiştirmek sizin elinizdedir.</p>
<p>&nbsp;&lsquo;&rsquo;Hayat; sana verilmiş ya da g&ouml;sterilmiş yol değildir, se&ccedil;tiğin yoldur&hellip;&rsquo;&rsquo;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Şehrin En İyi Ve Tek Gazetesinin Köşe Yazısı</title>
<link>https://edebiyatblog.com/sehrin-en-iyi-ve-tek-gazetesinin-kose-yazisi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/sehrin-en-iyi-ve-tek-gazetesinin-kose-yazisi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61baf61032d3a.jpg" length="119141" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 16 Dec 2021 11:17:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>Garip</dc:creator>
<media:keywords>basın, özgürlük, siyaset, din, siyasal islam, gazete, politika, köşe yazısı, adalet</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlar , başarısızlıklarından &ouml;t&uuml;r&uuml; tanrının y&uuml;z &ccedil;evirdiği &ccedil;&ouml;plerdi değişimden &ouml;nce. Doğuştan tanrı tarafından belirlenen haklarını inkar eden bencil bir kesim daha fazlası i&ccedil;in giriştikleri ter&ouml;rist eylemleri Uzun Şapkalı Adam sayesinde başarısızlıkla sonu&ccedil;lanmıştır. Adeta tanrının yery&uuml;z&uuml;ndeki temsilcisi olan Liderimiz kalbinin en derinlerinden &ccedil;ıkardığı DEĞİŞİM sayesinde insanları tekrardan olmaları gereken yola sokmuştur. Artık insanlar ; onlara doğuştan verilen haklarının ve sorumluluklarının dışına &ccedil;ıkmayarak &uuml;st&uuml;n bir irade &ouml;rneği sergiliyor , ellerindekiler ile yetinerek sabır sahibi oluyor , Uzun Şapkalı Adam `a karşı gelmeyerek aslında tanrıya olan teslimiyetlerini yery&uuml;z&uuml;nde de sergiliyorlar. Kısacası mutluluğa giden bu yolda m&uuml;kemmel iradeler ile donatılıyorlar.</p>
<p>&Ccedil;ocuklarımız , atalarının bencil davranışlarından tamamen uzak bir şekilde yetiştiriliyor ve topluma en uyumlu hale getirilerek &ccedil;oğunluğun mutluluğu hedefleniyor. Ders kitapları Liderimizi ve onun bizim i&ccedil;in yaptığı fedakarlıkları yazıyor. &Ouml;rnek alınası karakteri &ccedil;ocuklarımıza aşılanıyor. Bu sayede &ccedil;ocuklarımız toplumun i&ccedil;inde kolaylıkla yer bulabiliyor ve d&uuml;zeni bozacak eylemler sergilemiyor.</p>
<p>Kutlamalarda halkın mutluluğu Liderimizi de mutlu ediyor. Nitekim bu zaferleri , bu başarıları siz olmasaydınız asla sağlayamazdı. Siz Liderimize inancınızı , iradenizi , g&uuml;c&uuml;n&uuml;z&uuml; ve g&uuml;veninizi verdiniz. Bu &ccedil;abanız sayesinde eski d&uuml;zenin size y&uuml;klediği sorumluluklardan kurtuldunuz ve şu anki mutlu hayatınıza kavuştunuz. Ge&ccedil;mişte &ouml;zg&uuml;r iradenizin size yıktığı sorumluluklar bir yana dursun başarısız şahsiyetlerin bile sorumluluğunu &uuml;slenen halk şimdi Liderimiz sayesinde iradesinin getirdiği sorumluluklardan bile muaftır. &nbsp;</p>
<p>Farklı fikir ve inan&ccedil;ların oluşturduğu kaotik toplum Uzun Şapkalı Adam sayesinde tek bir fikre ideale ve inanca sahip olarak i&ccedil;indeki kaotik ortamı yok etmiştir. &nbsp;Kesin ve doğru bilginin varlığını bize &ouml;ğreten liderimiz , kesin ve doğru bilginin karşısında olan kişileri ya yok etmiş ya da onları da doğrunun etrafında toplamıştır. Bu sayede mutlak bir toplum &nbsp;ve d&uuml;zen oluşturmuştur.</p>
<p>G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde de mu icraatlar hala devam etmektedir. &nbsp;Uzun Şapkalı Adamın emri ile hala kuytu k&ouml;şelerde saklanan ve mutluluğunuzu yıkmak isteyen , bu ama&ccedil; doğrultusunda da her eylemde bulunabilecek nank&ouml;rler vardır. Bu nank&ouml;rlerden her g&uuml;n birilerinin yakalanıp infaz edilmesi ise &nbsp; Uzun Şapkalı Adama olan g&uuml;venimizi arttıran ve bizi daha da mutlu eden bir olaydır.</p>
<p>Sizden istediğim şey ise ge&ccedil;mişte yaptığınız gibi şimdi de Liderimiz i&ccedil;in iyilikte bulunmanızdır. Etrafınızda ş&uuml;pheli hareketler sergileyen şahıslar olması durumunda hemen en yakındaki g&ouml;revliye haber verip yakalanmasını sağlamanızdır.</p>
<p>Liderimiz ve t&uuml;m şehir bu iyiliğine karşı minnettar olacaktır . Bundan emin olabilirsiniz.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çaresizliğin Rengi</title>
<link>https://edebiyatblog.com/caresizligin-rengi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/caresizligin-rengi</guid>
<description><![CDATA[ Üzülüyorum hemde bir serçenin gözyaşı kadar az ama ölecek gibi.. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61ba577d4c2aa.jpg" length="26111" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 16 Dec 2021 00:10:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>YağmurunKızı8</dc:creator>
<media:keywords>Çaresizlik, ölecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&nbsp; Karanlığın sessiz renginde yitirdim ben hayallerimi, kimsesiz kalan bir ben bıraktım arkamda. Tuttuğum umudumun ucu kırıldı ansızın, yanaklarıma d&uuml;şen cemrelerim gibi.. G&ouml;z kırptığım her an d&uuml;ş&uuml;nmekten yoruluyorum, t&uuml;keniyorum. Artık kelebeklerin kanatlarına olan inancım bitti, kedileri g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m zaman oluşan o mutluluk hissi yok, g&uuml;neşi beklerken t&uuml;kettim ben benliğimi, kar tanesini beklemiyorum mesela ya da yağmurun tanelerine umutlarımı koymadım bug&uuml;n.. Ama &ccedil;aresizliğimin siyah rengine inat bulutlara baktım, i&ccedil;ime k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir an sen d&uuml;şt&uuml;n.. &Uuml;z&uuml;l&uuml;yorum hemde bir ser&ccedil;enin g&ouml;zyaşı kadar az ama &ouml;lecek gibi...????</em></strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Arşiv 23 (Bir Ömür)</title>
<link>https://edebiyatblog.com/arsiv-23-bir-omur</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/arsiv-23-bir-omur</guid>
<description><![CDATA[ Genç olduğum zamanları gerçekten özlüyorum. Arkadaşlarım ile yeşillikler arasında , adeta rüzgar ile dans ederdik.
Hayvanları sever ve onları beslerdik. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61b7c51a1a8f7.jpg" length="80009" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 14 Dec 2021 01:13:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Garip</dc:creator>
<media:keywords>ömür, zaman, kader, değişim, dost, yalnızlık, ölüm, felsefe</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Gen&ccedil; olduğum zamanları ger&ccedil;ekten &ouml;zl&uuml;yorum. Arkadaşlarım ile yeşillikler arasında , adeta r&uuml;zgar ile dans ederdik.<br />Hayvanları sever ve onları beslerdik. Bazı g&uuml;nler g&ouml;ky&uuml;z&uuml; bereketini ikram ederdi yery&uuml;z&uuml;ne sağanak sağanak. Mutlulukta kalbimize akardı bir yandan. Yağmurlu havaları &ccedil;ok daha fazla severdik. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; g&ouml;r&uuml;rd&uuml;k ki ertesi g&uuml;n o bereket &ccedil;i&ccedil;eklere vesile olmuş. Bize işlerdi o &ccedil;i&ccedil;ekler. Bir bek&ccedil;iydik adeta. &Ccedil;i&ccedil;eklerimiz ise rozetlerimiz. Doğa ananın bizi tanıdığının işareti. Arkadaşlarım ile aramızdaki bağ da g&uuml;&ccedil;lenirdi. Ah arkadaşlarım.</p>
<p>K&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ocuklar yanımıza gelirdi bazen. Bizi oyunlarına dahil eder , akşama kadar g&uuml;zel vakit ge&ccedil;iri , sonra da evlerine dağılırlardı. &Ouml;zellikle bazıları bizi &ccedil;ok severdi. Bizde onlara meyve ikram ederdik. Daha &ccedil;ok sevinirler , bizde onların mutluluğunda mutluluk bulurduk. &Ouml;zlemeden edemiyorum o &ccedil;ocuk seslerini.</p>
<p>Kışlar zor ge&ccedil;erdi. Ne kadar zorlu olursa olsun asla dostlarımdan ayrılmazdım. Soğuk ge&ccedil;en kış g&uuml;nlerine rağmen orada &ouml;ylece bekler ve karın armağanı olan sessizliğin tadını &ccedil;ıkarır , bir kez daha minnet ederdik. Tabi bu huzur , &ccedil;ocuklar yanınıza gelip kart topu savaşı yapmaya başlayana kadar s&uuml;rerdi.&nbsp;</p>
<p>Zamanla b&uuml;y&uuml;d&uuml;k elbette ama asla dostlarımla , o yeşil tepede durmaktan vazge&ccedil;medik. Olgunlaşmış , zamanla daha bilge olmuştuk. Bunu bildikleri i&ccedil;in sanırım o &ccedil;ocuklar b&uuml;y&uuml;d&uuml;klerinde bile bizi ziyaret etmeyi bırakmadılar. Dertlerini , hayallerini , hayatlarını hep bize anlattılar. Onlar i&ccedil;in i&ccedil;lerini rahat&ccedil;a d&ouml;kebilecekleri abileriydik. Tabi abileri olamayacak kadar b&uuml;y&uuml;kt&uuml;k ama bu bir şeyi değiştirmezdi. Onları dinlemekten asla sıkılmazdım. Bazıları iyi bir dinleyici olduğumu bile s&ouml;ylerdi.&nbsp;</p>
<p>Eh zaman bizi de yıprattı tabi. Dostlarımız ayrıldı ,o yeşil tepeden bir bir. Trajik şekilde veda etti bir &ccedil;oğu. Yaşlılığın beni de esir aldığını hissediyordum yavaş&ccedil;a. O &ccedil;ocuklarda artık yetişkin olmuş ,iyice hayat oyununa dahil olmuşlardı. Nadiren de olsa hala uğrayanları oluyordu. En son o k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızlardan biri uğramıştı. Ger&ccedil;i o artık bir hanımefendi. B&uuml;y&uuml;m&uuml;ş , serpilmiş ve g&uuml;zeller g&uuml;zeli bir kız olmuştu. Bana yakında evleneceğini , taşınacağını ve son kez bu yeşil tepede bulunmak istediğini anlattı. Mutluluğu y&uuml;z&uuml;nden okunuyordu. O yavaş&ccedil;a yeşil tepeyi terk ederken ben ve dostlarım ise orada kalmaya devam ettik.&nbsp;</p>
<p>Zamana yenik d&uuml;şen te biz değildik. B&uuml;y&uuml;k binalar ve fabrikalar yeşil tepemize hi&ccedil; olmadıkları kadar yakındılar artık. Ama biz gene de oradaydık. Eski g&uuml;nleri yad eder , son g&uuml;nlerimizin olduğu bilinci ile huzuru tatmaya &ccedil;alışırdı. Yeşil tepemiz hala ayaktaydı . Sonuna kadar nasiplenirdik nimetlerinden. Bu g&ouml;n&uuml;l sofrasından ayrılanlar artıyordu bir bir . Yad ediyorduk bir de yadigarlarını. Gene duruyorduk o tepede. Kalan huzur kırıntılarını kucaklıyorduk.</p>
<p>Anlayacağınız zaman , han&ccedil;erini saplarken acı &ccedil;ekilirmiş. Bunu o acıyı yaşamadan anlamıyorsun maalesef. Şimdi ise son g&uuml;nlerinde , etrafı dumanlar ve betondan &ccedil;evrili bu yaşlı ağacın g&ouml;&ccedil;me vakti. Yapraklarımın ayrılışı bile geri d&ouml;nmeyeceklerini hissettiriyordu. Vaktimiz gelmiş demek ki. &Ouml;l&uuml;m&uuml;nden ka&ccedil;ış olmuyormuş. Son yapraklarımı d&ouml;kerken bunu bir kez daha anladım. Artık bulunmamam gereken bir yerdeyim ben. Gitmeliyim artık bu hayat evinden. Elveda. Bu kadar.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilemedik…</title>
<link>https://edebiyatblog.com/bilemedik</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/bilemedik</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61b4e024984e9.jpg" length="20220" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 11 Dec 2021 20:30:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>siirsel__sanat</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Bilemediler, anlayamadılar,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Temiz bir kalp ile, </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Başladığımız her şeye,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&Ouml;nce iyi NİYET ile başlayıp,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Dualarla m&uuml;h&uuml;rlememiz gerektiğini.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Her k&ouml;t&uuml; NİYET&rsquo;li insan, m&uuml;h&uuml;rledi </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&Uuml;st&uuml;m&uuml;ze lanetini,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Biz de onları nazar sandık,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kendimizi nazar değecek y&uuml;celiğe &ccedil;ıkardık.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Biz bilemedik, saflığın bilgeliğini.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">B&ouml;ylece k&ouml;t&uuml;lerin dileklerine yol verdik &ouml;nce,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kendimize acımakla &ouml;ylesine meşguld&uuml;k ki,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Acınası halimize, ilk o acımasızlar acısınlar istedik.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Anlaşılmak istediğimiz her duygumuzu,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Merhametsizlerin merhametine teslim ettik.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Biz işte b&ouml;yle yanıldık,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kendi ışığımızı, karanlığa bırakarak.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kendi omzumuza dayanmamız gerektiğini,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Dayandıklarımızın ihaneti ile anlayabildik.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ve sevmemiz gerekenin,<span class="Apple-converted-space">&nbsp; </span>ilk &ouml;nce kendimiz olduğunu,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sevdiklerimizin sevgisizliği ile &ouml;ğrendik.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Biz &ouml;ğrenmenin bile tecr&uuml;beden ibaret olduğunu zannettik,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir nasihat yetmedi de,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bin musibet &ouml;ğretti, hayatı bize.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Biz d&uuml;şmanı uzakta arayanlardandık,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sonra bir c&uuml;mle ile, ger&ccedil;eğin farkına vardık.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Belki hayat yolunda &ccedil;ok yanıldık,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&Ccedil;ok da hata yaptık, </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Lakin&hellip;</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yol bizim yolumuzdu,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ve biz bu yolda kimseye &ccedil;elme takmadık&hellip;</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zaman tüm topukları yaralar</title>
<link>https://edebiyatblog.com/zaman-tum-topuklari-yaralar</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/zaman-tum-topuklari-yaralar</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61b4b3fd54a59.jpg" length="52395" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 11 Dec 2021 17:34:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>Seslenen Yazılar Handan Kılıç</dc:creator>
<media:keywords>zaman, hayat, insan, deneme</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman t&uuml;m topukları yaralar</p>
<p>Bir Fas atas&ouml;z&uuml;nde &ldquo;Zaman t&uuml;m topukları yaralar&rdquo; diye ne g&uuml;zel s&ouml;ylemişler.</p>
<p>Zamanın yapamadığı mı var insana?</p>
<p>Bazen bir değirmen bazen bir sel, kimi zaman deprem, kimi zaman &ouml;zlemle ge&ccedil;er hepimizin &uuml;zerinden.</p>
<p>Yorar, yaralar, g&ouml;zyaşına boğar.</p>
<p>Sevin&ccedil;li zamanları hatırlasan bile ge&ccedil;tiğini fark edince &uuml;z&uuml;l&uuml;rs&uuml;n.</p>
<p>Zamanın hen&uuml;z topuklarına yaralar a&ccedil;madığı yaşlarda insan &ccedil;ok da fark etmez bu durumu.</p>
<p>Zaman y&ouml;netimi &uuml;zerine geliştirilen teknikleri uygulayarak onu zapturapt altına alacaklarını zannederler.</p>
<p>Heyhat o bir yılkı atıdır, eğerlenmez.</p>
<p>Ge&ccedil;er gider, eğlendirirse de eğlenmez.</p>
<p>Durmak nedir bilmez.</p>
<p>&Ccedil;atlayıncaya kadar koşar &ouml;zg&uuml;rce.</p>
<p>Herkese ayrı bi&ccedil;ilmiş vaktince eşlik eder.</p>
<p>Yaralı topuklara, kana, g&ouml;zyaşına bakmaz.</p>
<p>Dur diyeni dinlemez.</p>
<p>Bekle diyene y&uuml;z vermez.</p>
<p>Acısıyla tatlısıyla ge&ccedil;er gider.</p>
<p>Bitişiyle bize sonlu olduğumuzu hatırlatan her şey gibi acıtır.</p>
<p>Zaman, sonsuz g&ouml;r&uuml;nen en sonlu varlıktır.</p>
<p>#handankılıc</p>
<p>10/12/2021</p>
<p>#izmir</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Bölüm 1, Mitler</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-1</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu-bolum-1</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Eğer daha uzağı görebiliyorsam, benden önceki devlerin omuzlarında durduğum içindir.”   
Isaac Newton ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61b4716db008f.jpg" length="58978" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 11 Dec 2021 12:39:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Tarih, Epistemoloji, Varoluşçuluk, Metafizik, Dil, Din, Mantık, Mitoloji</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Karl Jaspers&rsquo;ın dediği gibi &ldquo;<em>Felsefe yolda olmak</em>&rdquo; ise bence bu yoldaki başlangı&ccedil; durağı mitolojilerdir. Ben oradan başladım. Felsefe yapma etkinliğini ilk başlatan filozof olan Milet&rsquo;li Thales&rsquo;ten &ouml;nce insanlar evreni ve yaşamı a&ccedil;ıklamak i&ccedil;in mitolojilerden, destanlardan faydalanmışlardı. Bug&uuml;n bunları okurken ne kadar sa&ccedil;ma olduklarını d&uuml;ş&uuml;nebiliriz. Ancak o zamanlarda insanlığın elinde ne bilgi vardı ne de bilim. Felsefi sorgulama veya d&uuml;ş&uuml;nme tarzı başladıktan sonra bilgi ortaya &ccedil;ıktı, g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar &uuml;st &uuml;ste eklendi ve eklenmeye de devam ediyor. Isaac Newton&rsquo;ın muhteşem bir s&ouml;z&uuml; vardır; &ldquo;<em>Eğer daha uzağı g&ouml;rebiliyorsam, benden &ouml;nceki devlerin omuzlarında durduğum i&ccedil;indir.</em>&rdquo;&nbsp; Evet, ş&ouml;yle bir d&uuml;ş&uuml;n&uuml;nce ne kadar &ccedil;ok devimiz olduğunu g&ouml;rebiliriz; Thales, &nbsp;Epik&uuml;r, Heraklitos, Sokrates, Platon, Aristoteles, Descartes, Kant, Hegel, Marx, Nietzsche, Schopenhauer, Wittgenstein, Derrida&hellip; Devlerimizi incelemeye başlamadan evvel biraz mitolojilere bakalım.</p>
<p>Her topluluğun kendine ait mitolojileri bulunur; T&uuml;rk, Yunan, &Ccedil;in, Budist, Anglo-Sakson, Slav, Arap, Pers, Aztek, Mısır&hellip; Peki mitoloji nedir?. Vikipedi&rsquo;nin tanımına g&ouml;re; &ldquo;<em>Mitoloji, belirli bir din </em><em>veya k&uuml;lt&uuml;rdeki </em><em>insanlık ile evrenin yaratılış ve doğasını, geleneklere &ouml;zg&uuml; inan&ccedil; ve uygulamaların sebebini a&ccedil;ıklamaya y&ouml;nelik s&ouml;ylencelerin t&uuml;m&uuml;</em>&rdquo;d&uuml;r.&nbsp; İşte bu s&ouml;ylenceler evren ve yaratılışa veya tanrılara ve kahramanlara dair olabilir.</p>
<p>Mitoloji denilince aklımıza genellikle Yunan Mitolojisi gelir. Bence bunun sebepleri arasında Homeros&rsquo;un İlyada ve Odysseia&rsquo;sı ile Hesiodos&rsquo;un İşler G&uuml;nler ve Theogonia (Tanrıların Doğuşu) eserleridir. M.&Ouml;. 7 veya 8. y&uuml;zyılda yazmış oldukları d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len bu eserler sayesinde biz bug&uuml;n s&ouml;zl&uuml; gelenek dışında Yunan Mitolojilerine erişebiliyoruz.</p>
<p>Benim ilgimi en &ccedil;ok yaratılış mitleri veya destanları &ccedil;ekiyor, onların i&ccedil;inden de Altay T&uuml;rklerinin Yaratılış Destanı. Hadi &ccedil;ok kısaca bir bakalım. Altay T&uuml;rklerinin Yaratılış Destanına g&ouml;re her şeyin en başında sadece su varmış, g&ouml;k de yokmuş, yer de. Her yer su imiş. Tanrı &Uuml;lgen bu suların &uuml;st&uuml;nde u&ccedil;up duruyormuş. Bir yandan da konacak bir yer arıyormuş. G&ouml;nl&uuml;ne d&uuml;şen kutsal ilham ile duyduğu sesin buyruğuna uyup denizden &ccedil;ıkan bir taşı tutmuş ve o taşın &uuml;st&uuml;ne binmiş. Tanrı &Uuml;lgen rahatlamış ve bir d&uuml;nya yaratmak istemiş&hellip; Bu destanın birka&ccedil; versiyonu olduğunu s&ouml;ylemeliyim. Yaptığım incelemelerde temel olan, her şeyin başlangıcının hep su olduğuydu.</p>
<p>Gelelim en pop&uuml;ler, en bilinen mitlerin olduğu Antik Yunan Mitolojisine. En pop&uuml;ler tanrıları kim diye soracak olursam Zeus dediğinizi duyar gibi oluyorum. Peki ya Zeus&rsquo;tan &ouml;ncesi, en başında ne oldu? Bu evren, bu d&uuml;nya nasıl yaratıldı? Hadi ona da kısaca bakalım. Başlangı&ccedil;ta Khaos vardı yani sonsuz boşluk, hi&ccedil;lik. Birdenbire hi&ccedil;liğin ortasında Gaia yani Toprak Ana belirdi. Belirsiz olan Khaos&rsquo;un aksine, bi&ccedil;imli bir şekle sahip, her şeyi doğuran Gaia. Kendini saracak, eşi olan g&ouml;ky&uuml;z&uuml; Uranos&rsquo;u yarattı. Onlar ermiş muradına biz &ccedil;ıkalım kerevetine diye devam etmiyor tabii ki aşklarının sonu. &Ccedil;ok &ccedil;etrefilli, karışık, bol aksiyonlu, bol tanrılı ve bol kahramanlı devam ediyor.</p>
<p>G&uuml;nlerce, aylarca okudum &ccedil;eşitli toplulukların mitlerini ama hi&ccedil; sıkılmadım. Ancak yola &ccedil;ıkmam gerekiyordu. O y&uuml;zden ara sıra a&ccedil;ıp bakmak i&ccedil;in &ccedil;antama koydum onları ve yola &ccedil;ıktım.</p>
<p>.&nbsp; &nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Arşiv 18 (Tesbihten Kelepçe)</title>
<link>https://edebiyatblog.com/arsiv-18-tesbihten-kelepce</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/arsiv-18-tesbihten-kelepce</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61b27226a8384.jpg" length="39796" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 10 Dec 2021 00:16:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Garip</dc:creator>
<media:keywords>deneme, toplum, din, kölelik, sömürü, adalet, zaman, esaret</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>X : İnsanlar neden b&ouml;yle ?&nbsp;<br />&nbsp;<br />Y: Nasıl yani ?&nbsp;<br />&nbsp;<br />X: Biliyorsun işte . Bariz bir ger&ccedil;eği inkar etmeleri , inandıklarını iddia ettikleri inan&ccedil;lar ile s&uuml;rekli &ccedil;elişmeleri ama bunu belirtenleri d&uuml;şman bellemeleri. &nbsp;<br />&nbsp;<br />Y: Cahillerden &ccedil;ok şey bekliyorsun.&nbsp;<br />&nbsp;<br />X: Bu cahillik gibi değil. Daha farklı. Kişi sanki &nbsp;hakikati inkar ederken s&ouml;ylediklerine inandığı i&ccedil;in değil de inanmak zorundaymış gibi duruyor &ccedil;oğu zaman. &Ccedil;eliştiğinin farkında olmasına rağmen inkardan vaz ge&ccedil;miyor. Sanki biri ona silah zoru ile s&ouml;yletiyormuş gibi ama arkasında kimse yok. &nbsp;<br />&nbsp;<br />Y: Anlıyorum. Bak senle bir deney yapacağız. Dışarı &ccedil;ık ve bahsettiğin kişilerden birini bul ve onla aynen bahsettiğin gibi sohbet et ama bir fark ile. Asla isim belirtme , yer ve ya zamanda. Sanki hayali bir evrenden bahsediyormuş gibi konuş . O hayali evrene &ouml;nceden inkar ettiğin hakikatleri serp. &nbsp;Yarın da buradayım . Gelip anlatırsın ne olduğunu.&nbsp;<br />&nbsp;<br />X : Pek fark edeceğini sanmıyorum ama denerim.&nbsp;<br />&nbsp;<br />&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; * Ertesi g&uuml;n*&nbsp;<br />Y: E ne oldu.&nbsp;<br />&nbsp;<br />X: İtiraf etmeliyim ki &ccedil;ok garipti. Aynen s&ouml;ylediğin gibi , s&ouml;ylediğin şartlarda bir sohbet a&ccedil;tım. İlk başta benim ger&ccedil;ek hayattan bahsettiğimi s&ouml;yleyip durdu. Bir s&uuml;re uğraştırsa da onu hayali bir evren hakkında varsayımlarda bulunduğumuza ikna ettim ve anlatmaya başladım. Bu seferde konu ile alakasız sorular soruyordu ve sorularını s&uuml;rekli , cevapları ger&ccedil;ek hayata dayandırılacak şekilde soruyordu. &Ccedil;ok uğraştırsa da bahsettiğin gibi hi&ccedil; isim , zaman ve mekan belirtmeden bir şekilde cevapladım ve anlatmaya geri d&ouml;nd&uuml;m. S&uuml;rekli s&ouml;z&uuml;m kesen o adam bir s&uuml;re sonra sakince dinlemeye başlamıştı. Anlatacaklarım bittiğinde ise hi&ccedil; beklemediğim bir cevap verdi.&nbsp;<br />&nbsp;<br />Y: Ne dedi peki ?&nbsp;<br />&nbsp;<br />X: " Haklısın"&nbsp;<br />&nbsp;<br />Y: Bu şahit olduğun şeye "Tesbihten Kelep&ccedil;e" denir.&nbsp;<br />&nbsp;<br />X: Tesbihten Kelep&ccedil;e' mi? &nbsp;<br />&nbsp;<br />Y :Buna tesbihten kelep&ccedil;e denir. En samimi inan&ccedil;ların bile bir kelep&ccedil;esi vardır. Kullanılması ile kulu &ccedil;epe &ccedil;evre sarar. Elini değil zihnini kısıtlar . Kelep&ccedil;enin sahibi bağladığı kişinin de sahibidir artık . Kelep&ccedil;enin tutsağı &ccedil;oğu zaman ka&ccedil;mayı d&uuml;ş&uuml;nmez bile . Aslında tesbihten kelep&ccedil;e yoktur bir s&uuml;re sonra. Sadece diz &ccedil;&ouml;km&uuml;ş , boyun eğmiş bir cahil ile boyun eğdiği efendisi vardır. İste buna TESBİDEN KELEP&Ccedil;E DENİR !&nbsp;<br />&nbsp;<br />X : Biraz daha a&ccedil;ar mısın?&nbsp;<br />&nbsp;<br />Y: Dikkatini &ccedil;ekmiştir karşındaki kişi s&uuml;rekli seni sınıflandırmaya &ccedil;alıştı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kelep&ccedil;enin &ouml;ğretileri siyah ve beyazdan ibarettir. Tesbihten Kelep&ccedil;enin sahibi tutsaklarına şu emri verir.&nbsp;<br />"Benim dediklerim iyi , demediklerim k&ouml;t&uuml;. Benim emrim farz , onların s&ouml;zleri g&uuml;nah . Benim sevdiğim yer cennet , onların sevdiği yer cehennem . Benim anlattığım din , onların ki kafirlik."&nbsp;<br />Bu kelep&ccedil;e y&ouml;neticilerin en etkili silahıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kelep&ccedil;eye vurulmuş kişinin &ccedil;ıkarı maddi değil manevidir. Bu da kişinin g&uuml;&ccedil; sarhoşu politikacılar tarafından s&ouml;m&uuml;r&uuml;lmesini kolaylaştırır.&nbsp;<br />&nbsp;<br />İnsanlar maneviyat i&ccedil;in yaşar. Bir kişiye yardımının en temel sebebi vicdanen seni tatmin etmesidir. G&uuml;zel bir s&ouml;z s&ouml;ylemek vb. i&ccedil;indeki o bencil duyguların tatmini i&ccedil;indir.&nbsp;<br />Tesbihten kelep&ccedil;e ise insanın başta dini inan&ccedil;larını kullanır , g&ouml;z&uuml;yle g&ouml;remediği tanrı i&ccedil;in bir obje g&ouml;sterir ve kişi nihayetinde manevi eylemlerle sağladığı manevi tatminin &ccedil;ok daha fazlasını maddi eylemler ile sağlanan manevi tatminde bulur. &nbsp;<br />&nbsp;<br />Yaptığın bu deneyde &nbsp;kelep&ccedil;enin etkisindeki kişi maddi eylem ile manevi tatmin i&ccedil;in seni kullanmayı planladı. Efendisinin emri ile seni d&uuml;şman belleyecek ve seni yenerek maddi zaferi ile manevi bir tatmin yaşayacaktı . Ancak sen ona hi&ccedil;bir koz vermedin. Kafasının i&ccedil;ine efendisi tarafından sokulmuş d&uuml;zeneği tetikleyecek ne bir isim ne bir zaman ne de bir mekan verdin. &Ccedil;ok fazla uğraşsa da , denek senin d&uuml;şman mı dost mu olduğunu anlayamadı ve bir anlığına da olsa kelep&ccedil;enin etkisinden &ccedil;ıktı. &nbsp;<br />&nbsp;<br />Onu tesbihten kelep&ccedil;e ile tutsak etmiş efendisini olmadığı bir evrende ilk defa hakikati kabul etti. &nbsp;<br />&nbsp;<br />X: N... Ne diyeceğimi bilemiyorum. Peki nasıl olacak ? Bu insanları nasıl o kelep&ccedil;eden kurtaracağız.&nbsp;<br />&nbsp;<br />Y: &nbsp;Dediğim gibi ;&nbsp;<br />Buna tesbihten kelep&ccedil;e denir. En samimi inan&ccedil;ların bile bir kelep&ccedil;esi vardır. Kullanılması ile kulu &ccedil;epe &ccedil;evre sarar. Elini değil zihnini kısıtlar . Kelep&ccedil;enin sahibi bağladığı kişinin de sahibidir artık . Kelep&ccedil;enin tutsağı &ccedil;oğu zaman ka&ccedil;mayı d&uuml;ş&uuml;nmez bile . Aslında tesbihten kelep&ccedil;e yoktur bir s&uuml;re sonra. Sadece diz &ccedil;&ouml;km&uuml;ş , boyun eğmiş bir cahil ile boyun eğdiği efendisi vardır. İste buna Tesbihten Kelep&ccedil;e denir. G&uuml;c&uuml;n&uuml; bağnazlıktan alır. Bize ise anlatmaktan başka bir se&ccedil;enek sunmuyor.&nbsp;<br />&nbsp;<br />Anlatacağız &nbsp;<br />Anlatacağız&nbsp;<br />Anlatacağız &nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Felsefe, Hayatın Yolu &#45; Başlangıç</title>
<link>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/felsefe-hayatin-yolu</guid>
<description><![CDATA[ “Felsefe yolda olmaktır.” 
Karl Jaspers ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61a73d6dd9b4f.jpg" length="112242" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 03 Dec 2021 00:00:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>TUĞBA İNCEOĞLU</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe, Tarih, Epistemoloji, Varoluşçuluk, Metafizik, Dil, Din, Mantık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>&ldquo;Felsefe yolda olmaktır.&rdquo;</em></p>
<p>Bu s&ouml;z&uuml; uzunca zaman evvel bir dergide okumuştum. Bir şekilde beni etkilemiş, ara sıra aklıma gelip d&uuml;ş&uuml;nmeme yol a&ccedil;mıştı. Oldum olası felsefeye ilgim vardı. Araştırıp okuyup &ouml;ğrenmek istediğim fakat hayatın yoğunluğu sırasında bir t&uuml;rl&uuml; vakit ayıramadığım, &ouml;ğrenince ne işime yarayacağını bilmediğim bir alan. Lise yıllarında ders alırken &ccedil;ok sevdiğim ancak hayattan kopuk, bulutların &ouml;tesinde, g&uuml;nl&uuml;k yaşamımız i&ccedil;erisinde yer almayan bir disiplin olarak bakıyordum galiba. Ta ki bu s&ouml;z ile karşılaşıncaya kadar&hellip; &Ouml;nce felsefe hakkında kitaplar aldım. Onları okuduk&ccedil;a daha da ilgimi &ccedil;ekti. Bir s&uuml;re sonra nereye gideceğimi şaşırdım. O zaman akademik olarak destek almaya karar verdim ve Anadolu &Uuml;niversitesi Felsefe B&ouml;l&uuml;m&uuml;ne yazıldım. Mezun oldum. Halen okumaya, araştırmaya devam ediyorum. Bu s&ouml;z&uuml;n sahibi Karl Jaspers&rsquo;ın dediği gibi felsefe ger&ccedil;ekten yolda olmak. &Ouml;yle bulutların &uuml;st&uuml;nden, hayata teğet ge&ccedil;en bir yol değil; hayatımızın, insanlığın yolu, insanın kendi yolu&hellip;&nbsp;&nbsp;</p>
<p>Ortaokul yıllarında ilk soru sormakla başlamışım. Bir ergen olarak o soruların &ldquo;Felsefenin B&uuml;y&uuml;k Soruları&rdquo; ile bağlantılı olduğunu bilmiyordum. Ben kimim? Bu d&uuml;nyaya neden geldim? Neden yaşıyoruz? Hayat neden bu kadar anlamsız? Mutluluk nedir? İnsan olmak ve bu hayatı nasıl yaşamakla ilgili pek &ccedil;ok soru&hellip;</p>
<p>T&uuml;rk Dil Kurumu&rsquo;nun s&ouml;zl&uuml;ğ&uuml;ne baktığımızda &ldquo;İnsan&rdquo;; &ldquo;<em>Toplum h&acirc;linde bir k&uuml;lt&uuml;r &ccedil;evresinde yaşayan, d&uuml;ş&uuml;nme ve konuşma yeteneği olan, evreni b&uuml;t&uuml;n olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve bi&ccedil;imlendirebilen canlı,&rdquo;</em> olarak tanımlanmıştır. Bu tanımdaki &ldquo;<em>değiştirebilen ve bi&ccedil;imlendirebilen&rdquo; </em>kısmının olabilmesi ve &ldquo;Felsefenin B&uuml;y&uuml;k Soruları&rdquo;nı sorabilmesi insanın doğuştan sahip olduğu merak duygusunun eseridir.</p>
<p>Evet, her şeyi merak ederiz. Bundan iki bin beş y&uuml;z yıl &ouml;nce yaşamış ilk filozoflar olarak kabul edilen Doğa Filozofları, &ccedil;evrelerindeki d&uuml;nyayı merak ettikleri i&ccedil;in insanlığa &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir kapı a&ccedil;mışlardır. Onlar evrenin d&uuml;zenini mitlerde değil de doğa olaylarında aramışlardır.</p>
<p>Ben bir bilim insanı veya filozof olmadığım i&ccedil;in kendi k&uuml;&ccedil;&uuml;k d&uuml;nyamın sorularının cevaplarını kendi &ccedil;evremde aradım. Bu araştırmaları yaparken karşıma bir dernek &ccedil;ıktı, spirit&uuml;alizm araştırmaları yapıyorlardı. O zamanlar bunu felsefe ile hi&ccedil; bağdaştırmamıştım ama felsefe konusunda eğitim alınca g&ouml;rd&uuml;m ki esasında felsefenin b&ouml;l&uuml;mlerinden olan Metafiziğin alt ayrımında bulunan araştırmalarla ilgileniyorlarmış&hellip;</p>
<p>Felsefe B&ouml;l&uuml;m&uuml;nde okurken aldığımız hemen hemen her derste, İlk &Ccedil;ağ, Orta &Ccedil;ağ, Modern ve &Ccedil;ağdaş Felsefe, Etik ve Ahlak Felsefesi, Metafizik, Varoluş&ccedil;uluk, Din Felsefesi, Dil Felsefesi, Epistemoloji vs&hellip; felsefenin ne kadar &ccedil;ok hayatın kendisi olduğunu anladım. Mantık dersi bile ilk bakışta kopuk ve zor gibi g&ouml;r&uuml;nse de doğru d&uuml;ş&uuml;nmenin yollarını &ouml;ğretiyor. Etik ve Ahlak Felsefesi doğru ve iyi bir insan olma konusunda bize yardımcı oluyor. &Ouml;zellikle beni bu alan &ouml;yle &ccedil;ok etkiledi ki ilk romanım &ldquo;Gece ve G&ouml;lgeler&rdquo;i Etik&rsquo;ten etkilenerek yazdım.</p>
<p>Esasında felsefe hayatımızın her alanında var. Bizler pek &ccedil;ok zaman ismini bilmiyoruz. Araştırıp &ouml;ğrendik&ccedil;e hayat yolumuzda daha bilin&ccedil;li olarak y&uuml;r&uuml;meye devam ediyoruz ve bu yol sonu olmayan bir s&uuml;re&ccedil;. Jaspers dediği gibi;</p>
<p><em>&ldquo;Felsefe, yolda olmaktır; hi&ccedil;bir yere yerleşmemektir, s&uuml;rekli bir maceradır. Felsefe yersizlik ve yurtsuzluktur; amansız bir g&ouml;&ccedil;ebeliktir. Felsefe, evine hi&ccedil;bir zaman ulaşamaz. Felsefe sadece aramaktır; aradığını bulamayacağını bile bile aramaktır. Felsefe, hakikate varamaz; o hep eksik olmakla yazgılıdır.&rdquo;</em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BAŞLAR AYAK,AYAKLAR BAŞ</title>
<link>https://edebiyatblog.com/baslar-ayakayaklar-bas-1126</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/baslar-ayakayaklar-bas-1126</guid>
<description><![CDATA[ DOSTLUK ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/12/image_750x500_61a90248c6348.jpg" length="22144" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 20:23:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ayşe Atlı</dc:creator>
<media:keywords>BAŞ, AYAK, DOST</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>DOST</p>
<p>Ayaklar baş ,başlar ayak olduğu g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde işimiz zor...</p>
<p>Ayaklarımız taşır onca y&uuml;k&uuml; maddi manevi...</p>
<p>Dost başa ,d&uuml;şman ayağa bakıyor yaa...</p>
<p>Hep dostunuz olsun hayatta...BELHİ</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sev, İnan,Başar</title>
<link>https://edebiyatblog.com/sev-inanbasar</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/sev-inanbasar</guid>
<description><![CDATA[ Nasıl başarabilirim?  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/11/image_750x500_61a3cf95823ae.jpg" length="158840" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 28 Nov 2021 21:54:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>sare bilgen</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>
<p><img src="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/11/image_750x_61a3cf95bd335.jpg" alt="" /></p>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>
<p></p>
<p></p>
<p>SEV, D&Uuml;Ş&Uuml;N, İNAN, BAŞAR!&nbsp;</p>
<p>Nasıl başarabilirim?&nbsp;</p>
<p>Bazen anlatılamayan duygular vardır. Anlatılması kelimelerle zor, yaşanması g&uuml;zel olan duygular. Bunlardan biri sevgidir. Bir şeyi sevmek demek onu en g&uuml;zel haliyle algılamaktır.</p>
<p>Bir ağa&ccedil; nasıl susuz kurursa, sevgisiz insanda &ouml;yle kurur. Sevgisiz insan olmaz. Her insan bir şeyi sever. Cerrah ameliyatta ge&ccedil;irdiği saatlerden sonra, hastasını kurtarmanın rahatlığıyla &ccedil;ayını yudumlamayı sever. İş&ccedil;i &ccedil;alışır, yorulur, belki de gecenin bir vakti evine d&ouml;ner. Hanımının yanında &ccedil;ocuklarıyla olmayı sever. Sevgi b&ouml;yle bir şey. Emek ve &ccedil;aba ister.</p>
<p>Peki ya birilerini sevmek, aşık olmak...? Herkes bilmez bu duyguyu, cesaret ister. Herkes sever belki, ama ger&ccedil;ekten canı g&ouml;n&uuml;lden kıymet verebilir mi? Yoksa iki g&uuml;n sonra başkalarına mı takılır aklı? B&ouml;yle sevgiye sevgi denir mi?</p>
<p>Seversin sevmesine de sevdiklerin seni sevmez bazen. İnsanı kahreden onların seni sevmemesi değil, y&uuml;z&uuml;ne g&uuml;l&uuml;p arkandan vurmasıdır.</p>
<p>D&uuml;ş&uuml;nmeyen bir insan sevginin de ne olduğunu anlayamaz! Y&uuml;ce kitabımız Kur'an-ı Kerimde bir &ccedil;ok ayette okumuşuzdur. ''Hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmez misiniz?''. Neden bu kadar sık tekrar edildiğini, vurguladığını d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;n&uuml;z m&uuml;? &nbsp;Eğer bu c&uuml;mleyi her okuduğumuzda veya duyduğumuzda biraz d&uuml;ş&uuml;nseydik bu kadar hata yapmazdık.</p>
<p>D&uuml;ş&uuml;nme kabiliyetimiz sahip olduğumuz en &ouml;nemli hazinedir biridir.</p>
<p>D&uuml;ş&uuml;nmenin bir par&ccedil;ası da inanmaktır.Benim i&ccedil;in İnanmak başarmanın da bir yarısıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hi&ccedil;bir iş d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmeden ve inanılmadan başarılamaz. Savaş alanlarında az sayının &ccedil;ok sayıya &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;nden tutun, anadolu'nun k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir kasabasında kısıtlı imkanlarına rağmen T&uuml;rkiye'nin en değerli bilim adamlarının yetişmesine. Bu gibi &ouml;rnekler aslında d&uuml;ş&uuml;nmeyle ve inanmayla bağlantılıdır.</p>
<p>Konf&uuml;&ccedil;y&uuml;s'un dediği gibi "En b&uuml;y&uuml;k başarı hi&ccedil;bir zaman d&uuml;şmemek değil,her d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;m&uuml;zde tekrar ayağa kalkmaktır"!!!&nbsp;</p>
<p>Başarının sırrı &ccedil;okta gizemli değildir, herkes tarafından bilinir. &Ouml;nemli olan başarıya giden yolda sabırlı ve disiplinli &ccedil;alışmaktır.</p>
<p>Başarmak i&ccedil;in yapmamız gereken: "Başarmayı sevip istemek, d&uuml;ş&uuml;nerek hareket etmek ve en &ouml;nemlisi inanarak yaşamaktır."</p>
<p>Vesselam</p>
<p>~Sare Bilgen ~</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karmaşık Zihnimizi Sarmalı</title>
<link>https://edebiyatblog.com/karmasik-zihnimizi-sarmali-1064</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/karmasik-zihnimizi-sarmali-1064</guid>
<description><![CDATA[ Sarmaşığın içinde kendimi bulamıyorum... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/11/image_750x500_61a34d95eaa5c.jpg" length="66438" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 28 Nov 2021 12:47:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>YağmurunKızı8</dc:creator>
<media:keywords>Karmaşık, sarmaşık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Zihnimizin i&ccedil;indeki d&uuml;ş&uuml;ncelerin, fikirlerin veyahut isteklerin her birini bir yol olduğunu d&uuml;ş&uuml;nelim. Adım adım ilerleyip bakalım o yolun sonuna hangi yolda ne kadar d&uuml;ş&uuml;yoruz &ouml;ğrenelim her bir adım da, peki bu kadar ile biter mı sonucu g&ouml;rmek yada biz o yolu bitirdiğimiz de İlk adım attığımız da ki gibi olur muyuz? Karmaşık olan bu yolları d&uuml;zene sokmak i&ccedil;in ka&ccedil; kere d&uuml;ş&uuml;p yara almamız gerekiyor.. Yollar gittik&ccedil;e uzuyor ve karışıp bizi de i&ccedil;ine sarmalıyor bir sarmaşık gibi ... Sarmaşık &ccedil;&ouml;z&uuml;l&uuml;r m&uuml;? Yollar fer&acirc;h&acirc; erer mı? Peki bunlar olduğun da biz hala biz olur muyuz?...</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kalp kırıklığından daha iyi</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kalp-kirikligindan-daha-iyi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kalp-kirikligindan-daha-iyi</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Sahip olamayacağın birini sevmek acı verici.
Bunu ben zor yoldan öğrendim.&quot; ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/11/image_750x500_61896530a2567.jpg" length="29888" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 16 Nov 2021 00:22:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Öykü</dc:creator>
<media:keywords>acı, kalp kırıklığı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sahip olamayacağın birini sevmek acı verici.</p>
<p>Bunu ben zor yoldan &ouml;ğrendim.</p>
<p>Bir kafenin, sessiz bir k&ouml;şesinde elimde kahvemle oturuyor ve birka&ccedil; masa uzağımda oturan kızın g&uuml;lmesini izliyorum. Renkli g&ouml;zlerinin parıldamasını, solgun yanaklarının kızarmasını izliyorum. Yanındaki kişinin elini tutmak i&ccedil;in uzanmasını, sol elini başının altına koyarak karşısındakine bakmasını izliyorum.&nbsp;</p>
<p>Bir şey s&ouml;ylemek istiyorum ama s&ouml;yleyecek kelime bulamıyorum.</p>
<p>Bir rutinmiş gibi yerimden kalkıp yanlarına y&uuml;r&uuml;yorum. Y&uuml;z&uuml;me sahte g&uuml;l&uuml;msemelerimden birini yerleştirip yanlarındaki boş sandalyeye oturuyorum.&nbsp;</p>
<p>"Nasılsın?" demek istiyorum. "Bug&uuml;n g&uuml;zel g&ouml;r&uuml;n&uuml;yorsun" demek istiyorum. En &ccedil;okta "Seni Seviyorum." demek istiyorum.&nbsp;</p>
<p>Ama tek yaptığım, birka&ccedil; aşağılayıcı s&ouml;z s&ouml;ylemek. Onun demek istediğim kelimeleri duymasını umuyorum. Yalvaran bakışlarla bakıyorum beni anlaması i&ccedil;in, anlamıyor. Karşılık veriyor bana, en &ccedil;okta bu huyunu seviyorum. Asla s&ouml;z&uuml;n&uuml; esirgemiyor.&nbsp;</p>
<p>Onu aşağılamam, onu sinirlendiriyor. Ağzını sıkmasından anlıyorum. Bunun kendime beni reddetmesinden daha iyi olduğunu s&ouml;yl&uuml;yorum.&nbsp;</p>
<p>Bu g&ouml;rmezden gelinmekten daha iyi.</p>
<p>Bu kalp kırıklığından daha iyi.</p>
<p>Kafamın i&ccedil;inde, sayabileceğimden daha fazla senaryo &uuml;rettim. Her seferinde farklı bir hikaye, farklı kelimeler var.</p>
<p>Ama her seferinde sonu&ccedil; aynı. Reddilmenin getirdiği kalp kırıklığı.&nbsp;</p>
<p>Bununla başa &ccedil;ıkamayacağımı biliyorum.&nbsp;</p>
<p>Eğer ağzımı kapalı tutarsam en azından bir umut olacağını biliyorum. Ve acının yerine bu aptal umuta tutunuyorum.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kaybımız Olacaklar Olsun..</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kaybimiz-olacaklar-olsun</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kaybimiz-olacaklar-olsun</guid>
<description><![CDATA[ Cesaretin korkularından haberi olsaydı, cesaret edebilir miydi? ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/11/image_750x500_6190d6b220b9e.jpg" length="74858" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 14 Nov 2021 12:29:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>YağmurunKızı8</dc:creator>
<media:keywords>Kaçmak, Korkum, Cesaret</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Ka&ccedil;ıyoruz.. Korkularımızdan mı yoksa cesaretimizin getireceği kaybedişlerinden mı? Peki asıl ka&ccedil;arken kaybediyorsak kendimizi? Ya benliğimiz r&uuml;zgara kapılıp gidiyorsa bizden her bir adım da yeni bir benlik d&uuml;ş&uuml;yorsa bize.. Ka&ccedil;mamızın ne amacı kalır ki o zaman, madem ka&ccedil;tık&ccedil;a da kaybediyoruz madem ka&ccedil;ış denilen şey başlı başına bir kaybediş varsın kaybedelim bizde... Ama ka&ccedil;arak olmasın bu koşalım cesaretimiz ile korkularımıza doğru kaybeden sadece olacaklar olsun kazanan ise kendimiz benliğimiz...☘️</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mumları Eritmeyin..</title>
<link>https://edebiyatblog.com/mumlari-eritmeyin</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/mumlari-eritmeyin</guid>
<description><![CDATA[ Zaman, size bir şey vermez siz zamana verirsiniz... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/11/image_750x500_618a1f4a920dc.jpg" length="71136" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 09 Nov 2021 10:15:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>YağmurunKızı8</dc:creator>
<media:keywords>Zaman, mumlar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p><em><strong>&nbsp;Salvador Dali bu eserinde ne ifade etti bilmiyorum ancak ben şunları anladım;</strong></em></p>
<p><em><strong>&nbsp; &nbsp; Zaman, en b&uuml;y&uuml;k hazinemiz ve yine İlk g&ouml;zden vazge&ccedil;ilen. &Ouml;yle değil mı herkes zamanının olmadığı s&ouml;ylerken ne kadar nank&ouml;r ne kadar bilin&ccedil;siz ve bir o kadar aciz, zaman bizim elimizde iken bunu tutarsız bilin&ccedil;siz harcıyoruz. Ne diyorlar "Eriyen Saatler" g&uuml;zel demişler saatler eriyip giderken bizler ise sadece seyirci kaldık, kalıyoruz elimiz de ki hazineyi g&ouml;zden &ccedil;ıkarıyoruz....</strong></em></p>
<p><em><strong>&nbsp;</strong></em></p>
<p><em><strong>&nbsp; Yarınlara uyanıyoruz evet, bir d&uuml;n&uuml; unutarak bug&uuml;n&uuml; hatırlayarak yaşıyoruz peki ne uğruna ne hi&ccedil;lere, zamanın bir mum gibi eridiğini unutmayın</strong></em><strong style="font-style: italic;">p</strong> &nbsp;<strong style="font-style: italic;">planınızı ertelediğinizi onca şeyi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n tekrar neden erteledim diye, pişman olmayın zamanın bittiğine yetişememeye, keşke demeyin yapmadığınıza yapamadığınıza ....</strong></p>
<p><em><strong>&nbsp; Vel hasıl kelam mumları eritmeyin....</strong></em></p>
<p><em><strong>24 Mayıs 2015</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Aşk ile…</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ask-ile-942</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ask-ile-942</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/11/image_750x500_61880349dc587.jpg" length="70175" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 07 Nov 2021 19:49:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>siirsel__sanat</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>EVLAT…</title>
<link>https://edebiyatblog.com/evlat</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/evlat</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/11/image_750x500_618800f98c418.jpg" length="79932" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 07 Nov 2021 19:38:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>siirsel__sanat</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Pişmanım Diyemiyorum</title>
<link>https://edebiyatblog.com/pismanim-diyemiyorum</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/pismanim-diyemiyorum</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Pişmanım diyemiyorum. Senin gitmene izin verdiğim için pişmanım diyemiyorum.&quot; ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/11/image_750x500_6186c0a14864f.jpg" length="105858" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 06 Nov 2021 20:52:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>Öykü</dc:creator>
<media:keywords>pişmanlık, özlem</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hi&ccedil; otuzlu yaşlarımı d&uuml;ş&uuml;nmemiştim gen&ccedil;ken. Bir asır sonrası gibi gelirdi bana o zamanlar. Şimdi oldum otuz beş. Cahit Sıtkı Tarancı'nın da dediği gibi yolu yarıladım. Ama h&acirc;la bir şeyler eksik, bir şeyler yanlış.&nbsp;</p>
<p>&Ouml;len hayallerimin altında eziliyorum. Her saniyesi hayatın, y&uuml;k oluyor bana. Dışardan baksan hayatıma nasıl mutlu g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor dersin. Bilmiyorsun ki her nefeste &ouml;l&uuml;m&uuml; dilediğimi.&nbsp;</p>
<p>Biriyle evlendim senden sonra, tek istediği beni d&uuml;nyanın en mutlu insanı yapmak isteyen biriyle. Ondan &ccedil;ocuğum oldu, senin ismini verdim. Seni unutmam gereken yer de hayatıma daha fazla eklemeye &ccedil;alıştım. Hayatımdaki herkese yalan s&ouml;yledim sırf hayatımda olmayan biri uğruna.</p>
<p>Dilimin ucunda neden b&ouml;yle hissettiğim, s&ouml;yleyemiyorum yine de o kelimeyi seslice. Pişmanım diyemiyorum. Senin gitmene izin verdiğim i&ccedil;in pişmanım diyemiyorum.</p>
<p>Belki unuttun beni &ouml;yle bir unuttun ki adımı bile hatırlamıyorsundur. Belki de arada sırada aklına geliyorumdur. Bilmiyorum, asla da bilemeyeceğim. Ama umarım mutlusundur &ccedil;&uuml;nk&uuml; bilirsin asla mutsuz olmanı istemem.&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Banane !</title>
<link>https://edebiyatblog.com/banane</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/banane</guid>
<description><![CDATA[ ... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/11/image_750x500_618445a21a7b9.jpg" length="64879" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 04 Nov 2021 23:42:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>siirsel__sanat</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Aforizmalar &#45; 3</title>
<link>https://edebiyatblog.com/aforizmalar-3</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/aforizmalar-3</guid>
<description><![CDATA[ Hevessizlik, hayata dair bütün anlamları tek kalemde silebilecek güçteki bir canavardır. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/07/image_750x500_60e0954755594.jpg" length="30588" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 31 Oct 2021 09:50:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nurdoğan Ertaş</dc:creator>
<media:keywords>felsefe edebiyat nurdoğan ertaş aforizmalar özdeyiş irade</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<ol style="list-style-type: upper-roman;">
<li>Yeniler mi gitgide kısırlaşıyor, biz mi b&uuml;y&uuml;yoruz v&uuml;cudumuz zırhlanarak?</li>
<li>Bazen birinin mucizesi, başkasının evini yakabiliyor.</li>
<li>İnsanlar kendini kandıracak derecede zek&acirc;larına h&acirc;kim değiller. Yalnızca mantıklı g&ouml;rd&uuml;kleri bahanelerle inandıkları yanlışları doğru olarak g&ouml;rme ve kabullenme potansiyeline sahipler.</li>
<li>Şeyler ve şeylerin nedenselliği fiziğe ve h&acirc;liyle maddeye indirgendiğinde hakikate yaklaşımda herhangi bir &ouml;znelliğe gerek kalmayacaktır. Netice itibarıyla hakikatin "zihinden bağımsız var olan" tanımında bir uzlaşım sağlanacak, işin i&ccedil;ine &ouml;znel yorumlar katılmaksızın en nesnel ve doğru bilgiye ulaşılacaktır.</li>
<li>Hevessizlik, hayata dair b&uuml;t&uuml;n anlamları tek kalemde silebilecek g&uuml;&ccedil;teki bir canavardır.</li>
<li>Diğer t&uuml;m canlılar gibi insan iradesi (isten&ccedil;) de ne olursa olsun v&uuml;cut kalıtımına ve bu kalıtımların eşlik ettiği yeni deneyimlere &ndash;&ouml;ğretiler, dış d&uuml;nyadan alınanlar ve şahit olunanlar- tabi kalır. Bu iradenin temelinde &ldquo;ihtiya&ccedil;&rdquo; yatar. İhtiyacı ise birey, bizzat&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&ndash;kendiliğinden, farkında olarak- belirleyemez veya ortaya koyamaz. Beden dediğimiz mekanizma, tıpkı organların arasındaki işleyişi inanılmaz şekilde y&ouml;nettiği gibi bizim dış d&uuml;nyada hayatta kalmamızı sağlayacak fakt&ouml;rlere ulaşmayı da aynı ustalıkla y&ouml;netir. Bu da demek oluyor ki irademiz bizim elimizde değil, kısacası &ouml;zg&uuml;r iradeye sahip değiliz.</li>
</ol>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Neden?</title>
<link>https://edebiyatblog.com/neden</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/neden</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/10/image_750x500_61771ddb50b8e.jpg" length="38657" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 26 Oct 2021 00:13:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>siirsel__sanat</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>EKİM HÜZNÜ</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ekim-huznu</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ekim-huznu</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/10/image_750x500_616888a8d5302.jpg" length="127604" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 14 Oct 2021 11:02:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ayşe Atlı</dc:creator>
<media:keywords>EKİM, GÜZMEVSİMİ, HÜZÜN</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;SON BAHAR</p>
<p>&nbsp;Sonbahar veya ilkbahar adı her ne bahar olursa olsun...Umuda heyecan ve inanca bir kapı aralar...Hazırlıktır her mevsim geleceğe ...Hep h&uuml;z&uuml;n dense de adına g&uuml;z mevsiminin hasadıdır &ouml;nceki g&uuml;nlerin. BELHİ</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Güz Geldi..</title>
<link>https://edebiyatblog.com/guz-geldi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/guz-geldi</guid>
<description><![CDATA[ Ve vakit güz vaktiydi.. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/10/image_750x500_6166ab5a8572d.jpg" length="44705" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 12 Oct 2021 00:09:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>YağmurunKızı8</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Sonbahar, beni anlatan en g&uuml;zel şey hep bir h&uuml;z&uuml;n saklı r&uuml;zgarında, ne &ccedil;ok g&uuml;neş a&ccedil;ar ne de yağmur yağar hep bir h&uuml;z&uuml;n benim gibi. T&uuml;kenmiş bitmiş bir mevsim , biraz solgun. Yaprakları h&uuml;z&uuml;n&uuml;n rengin de boyanmış, yağmur ise sessiz &ccedil;ığlık atmak da sonbahar i&ccedil;in.. &Ouml;nce sonbaharı &uuml;zd&uuml;ler sonra neden bu kadar acısı var dediler haksızlık değil mi bu?. &Ouml;nce kırıp sonra neden kırıldın der gibi.. H&uuml;z&uuml;n kokan mevsim yağmurun yağmıyor ama r&uuml;zgarın hep ensemde...????</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Denge</title>
<link>https://edebiyatblog.com/denge</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/denge</guid>
<description><![CDATA[ ...Sen kötü değilsin ancak bu senin hep iyi olacağın anlamına gelmez bazen kötü biri olman gerekiyor iyiler için...☘️ ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/10/image_750x500_61674f39e5268.jpg" length="60100" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 11 Oct 2021 02:17:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>YağmurunKızı8</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>&nbsp; &nbsp;&Ccedil;ocukken daha anneannem beni karşına almıştı, bir elinde siyah diğer elinde beyaz ip vardı ve. başladı anlatmaya..</strong></em></p>
<p><em><strong>&nbsp; &nbsp;"Bak, P&acirc;re bu elimde tuttuğum siyah ip k&ouml;t&uuml;l&uuml;k beyaz ise iyilik olsun şimdi ve bunları yavaş yavaş birbirinin i&ccedil;inden ge&ccedil;irelim. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; iyilik olmadan k&ouml;t&uuml; olmaz. Bu hayatta saf iyilik yoktur saf k&ouml;t&uuml;l&uuml;k de yok. Sen hem k&ouml;t&uuml;s&uuml;n hem iyi ama &ouml;nemli olan bunu denge de tutmak ve şunu unutma sen herkes i&ccedil;in iyi olmak zorunda değilsin ki hayat sana bunun yetkisini vermiyor. Doğru zamanda doğru yerde k&ouml;t&uuml; olursan bu en azından doğru k&ouml;t&uuml; haline gelir. P&acirc;re, sen şuan belki beni anlamıyor olabilirsin ancak bende senin o anladığın zaman da olmayabilirim o y&uuml;zden bu yaptığım bilekliği &ccedil;ıkarma ve hep şunu hatırla..Sen k&ouml;t&uuml; değilsin ancak bu seni hep iyi biri olacağın anlamına gelmez bazen k&ouml;t&uuml; olman gerekiyor iyiler i&ccedil;in...". ....</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karmaşık</title>
<link>https://edebiyatblog.com/karmasik</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/karmasik</guid>
<description><![CDATA[ Çünkü yorulmuşsundur. Hemde kelimelere dökemeyeceğin kadar çok yorulmuşsundur. Sonra bir daha düşünürsün içinde bulunduğun durumu, ben nasıl pes edebilirim ki dersin. Ben bırakırsam nolur, birşeyleri kontrol etmeyi bırakırsam yani hayatımı komple bırakırsam daha da karışmaz mı diye. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/10/image_750x500_6158bf07c6874.jpg" length="95641" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 02 Oct 2021 23:21:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nehir Kahraman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen &ouml;yle birşey hissedersinki, sanki herşey &uuml;st&uuml;ne geliyormuş gibi. Sanki en basit şeyler bile dehşet şekilde karmaşıkmış gibi. O an ne kadar yorulduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rs&uuml;n. Yaşadıklarını g&ouml;zden ge&ccedil;irirsin, herşeyi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rs&uuml;n. Beni ger&ccedil;ekten seven varmı, ben neden bunları yaşıyorum gibi ve daha fazlası. Bu d&uuml;ş&uuml;nceler genelde her k&ouml;t&uuml; birşey yaşandığında bulur insanı. En basit işlemler g&ouml;z&uuml;n&uuml;zde farklı boyutlara ulaşır.</p>
<p>&Ccedil;&uuml;nk&uuml; yorulmuşsundur. Hemde kelimelere d&ouml;kemeyeceğin kadar &ccedil;ok yorulmuşsundur. Sonra bir daha d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rs&uuml;n i&ccedil;inde bulunduğun durumu, ben nasıl pes edebilirim ki dersin. Ben bırakırsam nolur, birşeyleri kontrol etmeyi bırakırsam yani hayatımı komple bırakırsam daha da karışmaz mı diye. Herşeyi kapatıp kimseye haber vermeden uzaklara, &ccedil;ok uzaklara gitmek istersin. Yalnızca biraz sessizlik, huzur, sakinlik istersin. Ama bu yoğun hayat temposunda asla ama asla m&uuml;mk&uuml;n olabilecek bişey değil.</p>
<p>&Ccedil;oğu zaman kendine bile zaman bulamazken, bu imkansız gibi bişeydir. Ya hayatın temposuna uyman gerekir, yada arada yok olup gitmen gerekir. Eğer sen bırakıp gidersen herşey &ccedil;ok daha fazla karışır. Bir daha d&ouml;nmek istersen o tempoyu bidaha yakalayamazsın. O y&uuml;zden bırakma şansın yok. Ne kadar yorulsanda, bırakıp gitmek istesende yapamazsın. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; senin hayatını hi&ccedil; kimse y&ouml;netemez. Sen herşeyi eline alıp başarılı olmazsan unutulup gidersin.</p>
<p>&Ccedil;oğu insan seni başarıların i&ccedil;in sever veya paran herneyse. Hepsinin ucunda bir şekilde başarı vardır. O y&uuml;zden pes etmeyi kenara atarak kendini y&uuml;celtmelisin. Sen herşeyi bırakıp gidersen bu kimsenin umrunda bile olmaz. O y&uuml;zden kalk &ccedil;alış ve başar. Sadece kendin i&ccedil;in. İnan bana başarılı olmak &ccedil;ok g&uuml;zel birşey...</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Normal</title>
<link>https://edebiyatblog.com/normal</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/normal</guid>
<description><![CDATA[ Anlaşılmakta anlaşılmamak kadar olağan &#039; ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x500_6150fbda9640c.jpg" length="40871" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 27 Sep 2021 03:00:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>eda.ce</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ne normal,normal olan ne? Ne neye g&ouml;re normal ya da normal olana&nbsp; g&ouml;re normal ne?Doğru soru hangisi ya da soru normal mi?Peki b&ouml;yle bir soru sormak anormal mi?Bu bir sa&ccedil;malık mı ?Eğer sa&ccedil;malıksa kime veya neye g&ouml;re sa&ccedil;malık?Bu d&uuml;zende sa&ccedil;ma olan mı doğru yoksa doğru olan sa&ccedil;malamak mi? İ&ccedil;im rahatlasın diye yazmak mı doğru yoksa doğru olanı bulmak i&ccedil;in mi yazmalıyım? Senin doğrun herkesin doğrusu olursa benim i&ccedil;in ger&ccedil;ekten doğru olur mu bu?Benim doğrularım yalnız beni bağlarsa bunun doğru olması pekte normal olmaz mı?Diyelim b&ouml;ylesi doğru oldu ama olduğu doğru gibi g&ouml;z&uuml;ksede senin i&ccedil;in normal olabilir mi? Olamaz bence olamaz doğrularda yanlışları g&ouml;t&uuml;rebiliyor &ccedil;oğu zaman.Anlaşılmakta anlaşılmamak kadar olağan.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Evren’e Arz&#45;ı hal</title>
<link>https://edebiyatblog.com/evrene-arz-i-hal-677</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/evrene-arz-i-hal-677</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x500_6150c6c87ceac.jpg" length="9795" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Sep 2021 22:16:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>siirsel__sanat</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Cennet ile Cehennem arasında arafta bir yer var, D&uuml;nya,</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bize iyilikler ve temiz bir ruh karşılığında vadedilen cennetimiz de bu D&uuml;nyada,</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kirli ruhumuzun, k&ouml;t&uuml; huylarımızın azap ve işkence g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; de bu D&uuml;nyada,</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Peki, cennet ve cehennem ile sınırlandırıldığımız ebedi yolculuğumuzun yeg&acirc;ne se&ccedil;enekleri bunlar değilse?</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">D&uuml;nyada Araf&rsquo;ta yaşamak !</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İşte &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; se&ccedil;eneğimiz&hellip;</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir &ccedil;eşit fantastik kurgu filmleri gibi, g&ouml;zlerimizin &ouml;n&uuml;nden s&uuml;rekli iyi bir yaşam s&uuml;rme versiyon seneryoları ge&ccedil;irten, hiyerarşik sistemler,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kıt kanat ge&ccedil;inip, istedikleri hayatı s&uuml;rekli hayal edip ulaşamadan &ccedil;alışıp didinenler,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir de iyimser bir ruhun beş para etmediğini anlayıp, ruhunu şeytana satıp, D&uuml;nyada h&uuml;k&uuml;m s&uuml;renler,</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Biz hangi azınlıktayız acaba?</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Taraf belirleme, g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde hi&ccedil; bu kadar &ouml;nemli olmamıştı&hellip;</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">A&ccedil;lık, susuzluk, salgın hastalıklar, uzun s&uuml;re bile &uuml;&ccedil; maymunu oynayanlara, bu durumun değişmesi gerektiğini hatırlattı,&nbsp;</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu sebepten midir bilmem ama, nereye baksam bir guru, ne yana d&ouml;nsem bir şifacı g&ouml;r&uuml;r oldum&hellip;</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Online eğitimler ile &ccedil;ok kısa bir s&uuml;rede ruh temizliği ge&ccedil;işleri bile m&uuml;mk&uuml;n oldu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İnsanlar bu denli saf&rsquo;ını belirledi ise, </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">K&ouml;t&uuml;ler nerede ?</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Herhalde bunlara bu kadar </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kafa yorduğuma g&ouml;re,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bende onlardan biriyimdir&hellip;</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Zira artık i&ccedil; sesim ile dış sesimin bir konuştuğu evredeyim&hellip;</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kimse kırılmasın d&ouml;nemlerinden,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&ldquo;Aman be ! Biraz da beni d&uuml;ş&uuml;ns&uuml;nler banane&rdquo;d&ouml;nemine ge&ccedil;işim ışık hızı modunda&hellip;</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Araf&rsquo;ta Ve Araf&rsquo;taki D&uuml;nyada yaşamak zaten insanoğlunun yapabileceği bir şey bence&hellip;daha ne olabilir ki dediğimiz her durumda bir &uuml;st level'a atlamanın, insan &uuml;st&uuml; varlıkların bile kaldırabileceğini d&uuml;ş&uuml;nemiyorum doğrusu&hellip;</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Şeytan zaten paranın icat edilmesinden bu yana tatil yapıyor&hellip;&ouml;yle dil d&ouml;k&uuml;p, kışkırtıp cehennemi doldurma &ccedil;abasına gerek olmadığını d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;ne neredeyse eminim&hellip;</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">D&uuml;ş&uuml;ncelerimizin, değerlerimizin, yaşam şekillerimizin bile Arafta olduğu bu D&uuml;nyada yaşamak,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Biraz Cennetten, </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir tutam Cehennemden yapılma kokteyl i&ccedil;mek tadında gibi,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Her yeni g&uuml;ne birer melek olarak uyanan insanoğlunu,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">G&uuml;n&uuml;n sonunda yatağına birer şeytan olarak girmesinde yeg&acirc;ne sebeb olarak saf k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n v&uuml;cut bulmuş halindeki diğer insanlar olduğunu bilmek&hellip;</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ve hi&ccedil; bir şey yapamamak,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Benim daha bir &ccedil;ok Evrene Arz-ı Hal yollayacağımın g&ouml;stergesi olsa da, her beşer gibi umut meşalem y&uuml;reğimde hep yanmakta,</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Evrene Arz olur efenim&hellip;</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İşte Böylesi Bir Şey…</title>
<link>https://edebiyatblog.com/iste-boylesi-bir-sey</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/iste-boylesi-bir-sey</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x500_61466031c3e62.jpg" length="56278" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 19 Sep 2021 00:56:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>siirsel__sanat</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Normalite</title>
<link>https://edebiyatblog.com/benden-iceri</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/benden-iceri</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x500_613f3651d3e82.jpg" length="77169" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 13 Sep 2021 12:13:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çiğdem Culha</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp;Bir ben var ben den i&ccedil;eri. Kimi vakit i&ccedil;eri, kimi vakit dışarı. Normal mi bu gidiş gelişler?Yoksa anormalmi? Normallik ne peki kime g&ouml;re neye g&ouml;re? D&uuml;ş&uuml;n&uuml;n bi karşınıza gelmiş biri size :-Normalmisiniz? diye soruyor. Cevabınız: - Evet ben &ccedil;ok normalim. Yoksa: - Arada sırada anormalliklerim vardır benim.Yada:Ben anormalim yaa!. . Mi dersiniz? Enteresan bir durum varki, ben daha: "-Normal bir insanmısınız?" sorusuna, "- Hayır "cevabı verecek bir insan olabileceğini sanmıyorum. Hatta bu bir, zırdeli olsa bile.</p>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; Başkalarının b&uuml;t&uuml;n kusurlarını apa&ccedil;ık g&ouml;ren g&ouml;zlerimiz, kendi kusurlarımızı g&ouml;rmekten aciz ise eğer, nasıl oluyorda başkalarına bakarak normal insan vasıflarını belirleyebiliyoruz? Herkezi kendi doğasında ,kendi şartlarında, kendi benliğiyle, var olabilme g&uuml;d&uuml;s&uuml;ne g&ouml;re değerlendirmek gerekmez mi? Nihayetinde normal insan olma hususunda ne kadar &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;, iyi niyetli, azimli olmaya &ccedil;alışsakda nihayetinde hepimizde az &ccedil;ok anormallikler olucaktır. Bizide biz yapan bu az &ccedil;oklar işte. Yani anormalliklerimiz belkide.</p>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Şimdilerde bir furyadır gidiyor pozivitizm, Kuantum vs. Bir yerden sonra sorgulamadan edemiyorum doğrusu. Hepimiz farklı d&uuml;ş&uuml;ncelerin i&ccedil;inde, farklı d&uuml;şlerle, umutlarla var isek ve yaşamımızı buna g&ouml;re şekillendiriyorsak, hep ama hep iyisini var etmek, nasıl m&uuml;mk&uuml;n olabilir?Her şeyi m&uuml;kemmel yapabilmek m&uuml;mk&uuml;nse eğer, aslında bu m&uuml;kemmelliğin ta kendisi "sorun" teşkil etmiyor mu? D&uuml;ş&uuml;n&uuml;n.. B&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya aynı şekilde d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor, aynı s&ouml;zleri s&ouml;yl&uuml;yor, aynı renkte giyiniyor, aynı rit&uuml;elleri yapıyor... Peki ya kendine &ouml;zg&uuml; yazıları olan yazarlar, şairler, y&ouml;netmenler, ressamlar,modacılar vs, nasıl var olabilecekler ve nasıl o eşsiz eserleri d&uuml;nyamıza katabilecekler.Bir Bethoven, Dostoyevski, Leonardo de Vinci ve dahası, dehası.Kusursuz oldukları i&ccedil;inmi dev isim oldular. Yoksa kusurları ile mi?</p>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Demem o ki aslında normal olan tek şey anormallikleri ile mevcut. O halde her şey bir denge &uuml;zerinde. İyisi k&ouml;t&uuml;s&uuml;, d&uuml;z&uuml; eğrisi, doğrusu yanlışı, acısı tatlısı, merhametlisi zalimi, yeteri yetmezi ile hepsi bir b&uuml;t&uuml;n, denge ve normalite. &Ouml;yleyse tercihlerimizi yaşarken bir başkasına fatura &ouml;detmeyelim. Anlaşılmak yolu anlamaktan ge&ccedil;er diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Patikalarda zaman kaybedip asıl olanı unutmayalım yeter.&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Küçüklüğüm</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kucuklugum</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kucuklugum</guid>
<description><![CDATA[ Şuan kaç yaşındasınız bilemem ama emin olun ki bunun da bi geleceği olacak. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x500_613e5ea46c19d.jpg" length="28202" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 12 Sep 2021 23:13:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nehir Kahraman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen insan k&uuml;&ccedil;&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; &ouml;zler 4 yaşındaki dertsiz tasasız hayatını. O masum g&uuml;l&uuml;ş&uuml; &ouml;zler. Hi&ccedil; bir sorumluluğu olmadığı o d&ouml;nemi,&nbsp; sadece arkadaşlarıyla masum bi kavga ettiği o d&ouml;nemi &ouml;zler.&nbsp;</p>
<p>Ama ne yazık ki elimizden hi&ccedil;bir şey gelmez. Ne o g&uuml;nlere d&ouml;nmenin bir yolu vardır. Nede b&uuml;y&uuml;memenin. Hayat &ccedil;ok garip ger&ccedil;ekten de. Bir sene &ouml;nce arkadaşlarınla evcilik oynarken, bir sene sonra ağlayarak 'e' yazarsın mesela. Sonraki sene toplama &ccedil;ıkarma birka&ccedil; sene sonra da okulu bitirmiş halde iş ararken bulursun kendini.&nbsp;</p>
<p>Her bir yaşında, her bir senede sorumluluklarımız, g&ouml;revlerimiz bir kademe daha artar. Arkadaşlıklar kazanılır, kaybedilir. Ağlanır, g&uuml;l&uuml;n&uuml;r. Hepsi o an olup biter bir saniye sonra bile o bir ge&ccedil;miştir artık. &Ccedil;ok garip değil mi sadece bir saniye. Seneler &ouml;nce g&uuml;lerek evcilik oynamanda ge&ccedil;miş, benim yazdığım &ouml;nceki satırda bi ge&ccedil;miş aslında.&nbsp;</p>
<p>Şuan ka&ccedil; yaşındasınız bilemem ama emin olun ki bunun da bi geleceği olacak. Ve siz bu g&uuml;nlerinizi de &ouml;zleyeceksiniz. Şikayet ederek gittiğiniz okulu veya işi bile. O y&uuml;zden ne kadar k&ouml;t&uuml; bir zamanda bile olsanız. Bunun kıymetini bilin. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sonrasında &ccedil;ok ararsınız ama geri d&ouml;n&uuml;ş&uuml; kalmamış olur...</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ya da…</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ya-da</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ya-da</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x500_613a6fdf86560.jpg" length="62393" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 09 Sep 2021 23:35:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>siirsel__sanat</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Derinlikler...</title>
<link>https://edebiyatblog.com/derinlikler</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/derinlikler</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x500_6133e4bb18ea8.jpg" length="33656" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 05 Sep 2021 00:28:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>siirsel__sanat</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Herkesin g&ouml;z&uuml; dalmış</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Eşsiz manzaradaki masmavi</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Denize bakıyordu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Neden dedim kendime,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Neden sadece bakmıyorda,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Derinlikleri g&ouml;r&uuml;yorsun?</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Tuhafsın işte!</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&Ccedil;oğunluk ne yapıyorsa onu yapsana.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Herkes sohbet ederken ne vardı sanki?</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">G&ouml;zlerini kapatıp kuş seslerini dinleyecek.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Her yağmur yağışında son yağmurunmuş gibi o toprağı koklayacak.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yok, yok ya bende bir tuhaflık var,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ya da b&uuml;t&uuml;n insanlık artık şiir okuyacak...</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Araftaki Anka...</title>
<link>https://edebiyatblog.com/araftaki-anka</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/araftaki-anka</guid>
<description><![CDATA[ Peki senin saf’ın hangisi ? ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x500_61320050da0af.jpg" length="59034" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 03 Sep 2021 14:01:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>siirsel__sanat</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Araf sadece &ouml;l&uuml;m ile yaşam arasında kalmakla ilgili değildir. G&uuml;n&uuml;m&uuml;z Araf&rsquo;ı yaşamı idame etmek ile ilgilidir...</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Zebanileri hiyerarşik sistemler,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Melekleri ise yeni nesillerdir...</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Siyah ile Beyaz,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İyi ve k&ouml;t&uuml;,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ay g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde geceyi aydınlatıp,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">yerini g&uuml;nd&uuml;z&uuml;n o sıcacık G&uuml;neş&rsquo;ine bıraktığı s&uuml;rece,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">savaşmaya devam edecektir...</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&Ouml;nemli olan bu g&ouml;r&uuml;nmez savaştaki saf&rsquo;ını belirlemektir.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Peki senin saf&rsquo;ın hangisi ?</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">ARAF&rsquo;A HOŞGELDİN</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yaşarken Ölmek</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yasarken-olmek</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yasarken-olmek</guid>
<description><![CDATA[ Bir söz okumuştum:
Yaşarken ölmek diye birşey var, ruh teslim olsa bu kadar can yakmaz...  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_61297912370ae.jpg" length="60817" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 28 Aug 2021 02:46:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nehir Kahraman</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Siz hi&ccedil; bir cinayete şahit oldunuz mu? Cinayet dediğim karşınızda bir bedenin &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesi değil. Birinin susarak bağırmasına, boğazına oturan şeye, kafasının &ccedil;ok dolu ama aslında &ccedil;ok boş olduğuna şahit oldunuz mu? İnanın bana bu bir bedenin &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesinden daha k&ouml;t&uuml;. Hele de buna en yakınınızda şahit oluyorsanız.&nbsp;</p>
<p>Karşınızdaki s&uuml;rekli dalıp uzaklara gidiyorsa, g&ouml;zleri s&uuml;rekli doluyorsa bu sizin i&ccedil;in herşeyden daha zordur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; karşınızda bir insanın i&ccedil;ten i&ccedil;e yok oluşunu izlersiniz ve elinizden hi&ccedil; birşey gelmez. Belki yemek yemez, uyumaz. Artık &ouml;yle bir duruma gelir ki siz korkarsınız her an bişey olacak diye. Ve bunlar olurken siz sadece onu izleyebilirsiniz.&nbsp;</p>
<p>&Ccedil;&uuml;nk&uuml; hi&ccedil;bir şey yapamazsınız. İ&ccedil;ten i&ccedil;e o yok olur, duyguları &ouml;l&uuml;r, kendisi &ouml;l&uuml;r. Bi bakarsınız ki karşınızda bambaşka biri var. Ama ne olursa olsun bambaşka biri bile olsa ondan vazge&ccedil;emezsiniz ya. İşte o &ccedil;ok başkadır. Ne olursa olsun birbirinizde iyileşmeniz en g&uuml;zel şeydir. Sonra yavaş yavaş d&uuml;zelmeye başlar. O yaşanılanlar sadece siz hatırlarsınız.&nbsp;</p>
<p>O d&ouml;nemdeki ağlamalarınızı, zordanda olsa g&uuml;lmenizi, senin ona kızmanı sadece siz hatırlarsınız. Tekrar hayata d&ouml;ner herşeye kucak a&ccedil;ar hayat dolu kahkahalar atmaya devam eder. Uzun zamandan sonra ilk defa g&ouml;zlerinin parladığını g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n. Sen daha &ccedil;ok mutlu olursun. Herşey d&uuml;zelir evet ama o ağlamalar ne oldu? Belki saatlerce ağladınız birlikte nereye gitti onlar. Bak işte hepsi bir anda sıkışıp kaldı. Bir anı olarka kaldı.&nbsp;</p>
<p>Ama en k&ouml;t&uuml; anınızı bile g&uuml;zel kılan tek şey birlikte yaşamanız ve sonrasında hi&ccedil;bişey olmamış gibi tekrar g&uuml;lmenizdir. Birlikte g&uuml;lmeniz. İşte sadece bu kişiyi bulun belki de vardır kim bilir. Beraber g&uuml;l&uuml;p ağlayabileceğin ayağın takıldığı an seni kolundan yakalayabilecek bir dostun vardır. Veya belki de vardı ama o seni bıraktı. Emin ol ki o ger&ccedil;ek dostun değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ger&ccedil;ek dostun seni asla ama asla bırakmaz.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bigane...</title>
<link>https://edebiyatblog.com/bigane</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/bigane</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_6126cb6668200.jpg" length="83095" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Aug 2021 02:00:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>siirsel__sanat</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Y&uuml;reğimin kıyısındaki gel-gitleri beklemeyeli nice zaman oldu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yakamozlar,artık en sevdiğim &ccedil;ağlarım.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Şuna buna bulduğum bahaneler meyhanesinde,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir yudum uzlet ile bir lokma gayret mezelerinin huzurundayım.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Gramofondan gelen &ldquo;sirtaki&rdquo;nin tadını &ccedil;ıkartıyorum.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yunanlılarda halay m&uuml;ziği olmasına rağmen,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bana hep h&uuml;z&uuml;nl&uuml; gelmiştir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Zaten D&uuml;nyada &ouml;yle değil mi?</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">H&uuml;z&uuml;nl&uuml; olan her şey aslında komik,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Komik olanlar ise,h&uuml;z&uuml;nl&uuml; sayılacak kadar ironik...</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Oturduğum şu ahşap masada,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Benliğimin g&ouml;zden ge&ccedil;ireceği &ldquo;ben&rdquo;i </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">saklıyorum.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ge&ccedil;ici d&uuml;ş&uuml;nceler ile d&uuml;ş&uuml;ncelerimi</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Oyalıyorum,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir &ldquo;ben&rdquo;lik muhakeme daha kaldıramayacak kadar da yorgunum.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ve &ouml;ylesine big&acirc;ne...</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ucuz Masal</title>
<link>https://edebiyatblog.com/ucuz-masal</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/ucuz-masal</guid>
<description><![CDATA[ Fazla bilinçli olmak bir hastalıktır. Gerçek tam bir hastalıktır. ~Dostoyevski ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_61119df09567d.jpg" length="98708" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 10 Aug 2021 01:42:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>apolitikjüpiterli</dc:creator>
<media:keywords>İnsan sorgulama duygu hayat adalet yönetim toplum</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>D&uuml;nya k&ouml;t&uuml; bir yer mi? Bunca insan, aile, &ccedil;alışan, g&uuml;len, modern ve gelişmiş bir toplum g&ouml;r&uuml;n&uuml;rde ve anlatımda m&uuml;kemmel. Reklam filmi olabilecek nitelikte hayatlarımız bir elektrik faturasından ibaret.&nbsp; &Ccedil;&uuml;nk&uuml; anlatılan t&uuml;m bu şeyleri ancak televizyonlarda izliyoruz. Ger&ccedil;ek ne mi? Haykırış feryat ve boşluk. Tonlarca g&uuml;r&uuml;lt&uuml;n&uuml;n i&ccedil;inde sessiz zihinler &ccedil;&uuml;nk&uuml; zihinler konuşsaydı ne bu g&uuml;r&uuml;lt&uuml; ne de bu karmaşa olurdu.&nbsp;</p>
<p>Bir sistem hayal edin hep p&uuml;r&uuml;zl&uuml;, hep kaygılı. Eminim hi&ccedil;bir toplum yoktur ki sorunsuz olsun ama eminim bir yerlerde bazı toplumlar var ve aptal yerine konulmuyorlar &ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar ihtilal toplumları bizse kurtuluş hep ihanetler ve egolarla savaşan bir toplumuz. Uykuyu seven uyanmaktan korkan bir toplumuz biz kimmiyiz biz vaatlerle dolu bir yaşamın k&ouml;leleriyiz. Biz de &ccedil;alışan kazanmaz bizde hile yapan kazanır. Bizde havlayan t&uuml;m k&ouml;pekler ısırır. Korkuyla b&uuml;y&uuml;t&uuml;lm&uuml;ş insanlardan oluşan m&uuml;cadele toplumuyuz biz. Elimizdekini de kaybetmekten korkan yeniliklere kapanan toplumuz biz. Yarına umutla bakmaya korkanların umutları yaktığı, en &ccedil;ok soy sop d&uuml;ş&uuml;nen ama torunlarına hi&ccedil; bir değer bırakmayanlarız biz. Yazarlar, ressamlar neden tutuklanır, yaptıkları işler y&uuml;z&uuml;nden değil olur da birileri o işi anlar &uuml;st&uuml;ne d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r diye biz &ccedil;alışan beyinleri tutuklar kol g&uuml;c&uuml;n&uuml; salarız.</p>
<p>&nbsp;Silahlar patlar şiirler susar işte o zaman g&uuml;neş doğmuştur benim şehrime.&nbsp;</p>
<p>????umut ve ışıkla kalın????</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Doğayla sözleşme</title>
<link>https://edebiyatblog.com/dogayla-sozlesme</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/dogayla-sozlesme</guid>
<description><![CDATA[ #Doğa #intikam #yıkım #düzen #yaşam #doğakültürü  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/08/image_750x500_6110225fbcb0e.jpg" length="15089" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 08 Aug 2021 21:32:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Rüya gibi</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>İnsan mıyız?</title>
<link>https://edebiyatblog.com/insan-miyiz</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/insan-miyiz</guid>
<description><![CDATA[ Yasal bir insan olmak kaç kilo kana karşılık gelir? ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/07/image_750x500_60f1fedde3bb2.jpg" length="37276" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 17 Jul 2021 00:51:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>apolitikjüpiterli</dc:creator>
<media:keywords>İnsan, sorgulama, duygu, hayat, adalet</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Nerede yaşamak istiyorsun deseler, bir &ccedil;ocuğun d&uuml;şlerinde derim&nbsp;<br />&Ouml;ylesine saf ve tertemiz&nbsp;<br />Kimi zaman uzayda bir &ccedil;i&ccedil;ek koklar bazen de denizin dibinde balon u&ccedil;urabilirdim sınırlar olmazdı<br />Bize b&uuml;y&uuml;rken sınırların olsun dediler sınırlarımızı yıkarak... kimse birbirine sınırı aşmamayı &ouml;ğretemedi &ccedil;&uuml;nk&uuml; onların sınır dedikleri beyinlere vurulan kelep&ccedil;eden başka bir şey değil<br />B&uuml;y&uuml;kler karşısında saygılı olmayı k&uuml;&ccedil;&uuml;k bedenlerimizi k&ouml;şelere sıkıştırarak &ouml;ğrettiler biz de g&uuml;c&uuml; y&uuml;ksek ses ve uzun boy sanıp b&uuml;y&uuml;m&uuml;ye koşar adım gittik&nbsp;<br />Ger&ccedil;ekler satın alındığı kadar dediler ve biz bulutlarda u&ccedil;maktan vazge&ccedil;tik&nbsp;<br />Bize ilk olarak hayal kırıklığını &ouml;ğrettiler, s&ouml;z verip tutmadılar yanımızda konuşup duyma dediler<br />Seni en &ccedil;ok biz severiz dediler başkalarına karşı d&uuml;şmanlığı &ouml;ğrendik<br />En &ccedil;ok sevdiğini iddia edenler en b&uuml;y&uuml;k psikolojik savaşları a&ccedil;tı biz severken d&uuml;şman olunduğunu g&ouml;rd&uuml;k<br />Sus dediler i&ccedil;imize atıp unutmayı &ouml;ğrendik&nbsp;<br />Ağlama dediler biz masumiyeti unutup &ouml;fkeyle elde etmeyi &ouml;ğrendik&nbsp;<br />Kendini ezdirme dediler başkalarının haklarını gasp etmeyi &ouml;ğrendik&nbsp;<br />Bizi &ccedil;ok kırdılar kendimizi korumak i&ccedil;in kırmayı &ouml;ğrendik<br />Her &ccedil;ocuk insanlığı bilerek doğdu biz onlara yetişkin hayvanlar olmayı &ouml;ğrettik</p>
<p>Eğer hala &uuml;z&uuml;lebiliyorsanız bilin ki yeterince yasal bir insan değilsiniz. Bağırmanız ve kan d&ouml;kmeniz lazım. Bu d&uuml;nya ağacı u&ccedil;up ka&ccedil;amadığı i&ccedil;in kesen, g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde u&ccedil;an kuşu yuvasına kavuşamadan avlayanlarla dolu. Biz kendi evlatlarımız &ouml;lmesin diye başka evlatların kanını akıtırız. Kendi annemize laf ettirmez başkasının annesine s&ouml;veriz. Y&uuml;rekli, onurlu olmanıza gerek yok yaşamak i&ccedil;in biraz nefret yeter.&nbsp;<br />&nbsp;<br />Umut ve ışıkla kalın..</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Aforizmalar &#45;2</title>
<link>https://edebiyatblog.com/aforizmalar-2</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/aforizmalar-2</guid>
<description><![CDATA[ Öncelik, aşmak. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/07/image_750x500_60e0954755594.jpg" length="30588" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 13 Jul 2021 22:43:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nurdoğan Ertaş</dc:creator>
<media:keywords>felsefe nurdoğan ertaş aforizmalar özdeyiş aşkın insanüstü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<ol style="list-style-type: upper-roman;">
<li>Bilmemek, bildiğini sanmaktan &ccedil;ok daha iyidir.</li>
<li>Aşk, aslen, &acirc;şığın kendisiyle kurduğu bir t&uuml;r k&ouml;pr&uuml;d&uuml;r. Karşı tarafın idealleştirilmesi de muhtemelen bu y&uuml;zdendir.</li>
<li>İnsanlar, inan&ccedil;larını savunurken inan&ccedil;larının barındırdığı fenalıkları ve inan&ccedil;ları haricindeki g&uuml;zellikleri g&ouml;remezler.</li>
<li>&Ccedil;aresizlikler, nice devrimlere yol a&ccedil;mıyorsa pek anlamsızdır.</li>
<li>G&ouml;remeyen insanlar ne de &ccedil;ok g&uuml;venir g&ouml;zlerine! G&ouml;rebilen g&ouml;zlerse kılı kırk yarmaktan vazge&ccedil;mez.</li>
<li>Hayat, sahilde kumdan kale yapmaya benzer. &Ouml;ğretiler ve g&uuml;d&uuml;ler, kalelerin sahil dışında yapılmaması gerektiğini s&ouml;yler insana. Kumdan kaleler dikildik&ccedil;e dalgalar yıkar her birini. &Ouml;ğreti ve g&uuml;d&uuml;lerinin dışına &ccedil;ıkamayan insanlar &ndash;ki bu her daim &ccedil;oğunluktur- bunu rutin h&acirc;line getirir, &uuml;stelik ahmak&ccedil;a su&ccedil;u denize atar. Kimi kalesinin &ouml;n&uuml;ne set &ccedil;eker kimiyse kalesini demirden duvarlarla &ouml;rer. Fakat &ouml;ğreti ve g&uuml;d&uuml;lerini aşan insanlar ya kale yapmayı bırakır ya da sahilin dışında devam eder kalesini dikmeye.</li>
<li>
<p>Bazı insanlar sadece karşı tarafı aşağılayabilmek i&ccedil;in tırmanıyor yukarı.</p>
</li>
<li>
<p></p>
<p>&ldquo;Hayat&rdquo; diye tanımladığımız şey ikiye ayrılır: İlki kendi hayatımız, ikincisiyse bizden bağımsız akıp giden hayat. Bu bakımdan mutluluğa ulaşmak, kendi hayatımızı bizden bağımsız hayatla en uyumlu h&acirc;le getirmek olacaktır.</p>
</li>
<li>
<p>Cenneti g&ouml;rmek istiyorsanız evvel&acirc; &ouml;lmelisiniz.</p>
</li>
<li>
<p>Erdem &ouml;ğreticilerini g&ouml;rm&uuml;yor musunuz? Barışı, iyiliği, ahlakı ve erdemi &ouml;ğ&uuml;tlerken d&uuml;şmanlarına ne denli kılı&ccedil; sallıyorlar. Sakinliği emrederken kendi karşıtlarına ne de acımasızca &ouml;fke besliyorlar. Kibirlerinin tutsağı olmuş zavallılar&hellip;</p>
</li>
</ol>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zaman</title>
<link>https://edebiyatblog.com/zaman-159</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/zaman-159</guid>
<description><![CDATA[  Bir düşünsene bir iş başarmak istiyosun. Ama kendine güvenmiyosun. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/07/image_750x500_60e6f40857f24.jpg" length="63597" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 09 Jul 2021 01:19:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nergis_H</dc:creator>
<media:keywords>Zaman, güvenmek, başarmak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zaman</strong> bazen sadece bir ara&ccedil;tır aslında. Hayallerine gidebilmen i&ccedil;in yoldur belki de. Nasıl mı?</p>
<p>&nbsp;Bir d&uuml;ş&uuml;nsene bir iş başarmak istiyosun. Ama kendine g&uuml;venmiyosun. Tam o anda birinin gen&ccedil; yaşında hayatını kaybettiyini duyuyosun televizyonda.Duraksıyosun o an. "Hayatında daha ne g&ouml;rm&uuml;şd&uuml; ki,ne yaşamışdı ki" diyosun. "Daha hayalleri vardır onun" diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yosun.&nbsp;</p>
<p>Bu sana bir şey hatırlattı mı? Evet aynen &ouml;yle.Doğru tahmin. Senin de hayallerin var ama peşinden gitmiyosun. Ama bilmiyorsun senin<strong> zamanının</strong> ne zaman biteceğini. Belki elli yıl sonra, belki beş yıl, belki de beş saat. Belki de son beş saniyeni yaşıyosun bu hayatda . Yani kısacası bu hayat sence de pes etmek i&ccedil;in fazla belirsiz deyil mi? Hangi zaman diliminde başına ne geleceyini bilemezsin. O y&uuml;zden k&uuml;&ccedil;&uuml;k şeylerden korkup ka&ccedil;makdansa, hayellerinin peşinden koş ve sana verilen <strong>zamanı </strong>iyi deyerlendir.</p>
<p><strong><em>Unutma bu hayata bir kere geliyoruz. Doya doya yaşamak lazım.</em></strong></p>
<p></p>
<p><em><strong>Saygılarımla:Nergis</strong></em>&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gerçek Dünyaya İlk Adım</title>
<link>https://edebiyatblog.com/gercek-dunyaya-ilk-adim</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/gercek-dunyaya-ilk-adim</guid>
<description><![CDATA[ Sorgulama  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/07/image_750x500_60e32e06393a6.jpg" length="36636" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 06 Jul 2021 13:29:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>apolitikjüpiterli</dc:creator>
<media:keywords>Zihin, dünya, gerçek, sorgulama</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Zihnimde kurduğum bir d&uuml;nya vardı ger&ccedil;ek hayata tutunmak i&ccedil;in ihtilal &ccedil;ıkardığım. B&uuml;y&uuml;k bir savaş nice yangın ve ardından sessizlik her savaş gibi bu da bitmeye mahkum oldu. Dumanların ardından bir g&uuml;neş g&ouml;r&uuml;nd&uuml; ilk başta sonra zaman ge&ccedil;tik&ccedil;e izler belirginleşti ardından &ouml;l&uuml; bir &ccedil;ocuk kaldı geriye. Ger&ccedil;ekler uğruna g&uuml;lmeyi isteyen bir &ccedil;ocuğu katlettim ilk başta ondan korktum &ccedil;&uuml;nk&uuml; sadece g&uuml;lmek,sevmek, g&uuml;venmek istiyordu en b&uuml;y&uuml;k su&ccedil; buydu bu d&uuml;nya b&ouml;yle yanılgılara aldanılacak bir yer değildi ciddi ve &ouml;nemli bir yerdi yeşile yer yoktu bu d&uuml;nyada her yer gri siyah kahverengiydi . Sonra &ccedil;ıkamadığım kapıları kırdım, evimi yıktım &ouml;zg&uuml;r olacağımı d&uuml;ş&uuml;nerek t&uuml;m &ccedil;abamla uğraştım şimdi zihnimin i&ccedil;inde yıkılmış bir şehrin &uuml;st&uuml;nde u&ccedil;an kuşların cıvıltısı var. &Ouml;l&uuml; bir &ccedil;ocuk ve yeni bir ben var. Uğrunda kendimi &nbsp;t&uuml;m izlerimi yok ettiğim d&uuml;nya beni kendine k&ouml;le yapmaya &ccedil;alışıyor. Aldığım nefesi bor&ccedil; defterine yazıyor. Huzur bulduğum sokaklar i&ccedil;in tapu istiyor. Kuşları avlıyor, herkesi ağlatıyor. Kendime hapis olmak, kendi zincirlerime bağlı kalmak bu demir parmaklıklarla &ccedil;evrili d&uuml;nyadan daha az canımı yakıyordu. O &ccedil;ocuk bana g&uuml;l&uuml;ms&uuml;yordu şefkatliydi burda herkes bana bağırıyor, herkes &ccedil;ok &ouml;fkeli. Yıktığım evde &ccedil;i&ccedil;ekler b&uuml;y&uuml;yordu burada t&uuml;m ağa&ccedil;ları kesip &ccedil;i&ccedil;ekleri eziyorlar. Bana zincirlerimi kırmamı s&ouml;ylediler ellerimden ve ayaklarımdan kelep&ccedil;elediler kendi sınırlarına gideceğim yer belli d&ouml;neceğim yer belli y&uuml;zlerce ev var bu şehirde ama bir tane yuvam yok. Y&uuml;zlerce sokak var ama g&uuml;ven yok. Ger&ccedil;ekten g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne bakabildiğimiz her an &ouml;zg&uuml;r m&uuml;y&uuml;z? Ge&ccedil;ireceğim &ouml;m&uuml;r devlet dairelerinde yazılı her şeyimi biliyorlar bana ne kaldı buna yaşamak mı denir? Bir toprak uğruna yıllarca y&uuml;klerini sırtlanmamı emirlerinde y&uuml;r&uuml;memi isteyenler beni mutlu edebilir mi? Hepimiz &ccedil;ocuk katiliyiz bir &ccedil;ocuk &ccedil;ocukluğunu inşaatta &ouml;ld&uuml;rmek zorunda kaldı, bir &ccedil;ocuk kendini savunmak bedenine kalkan &ouml;rebilmek i&ccedil;in &ccedil;ocukluğunu sokaklara sattı &ccedil;ocukluğunu &ouml;ld&uuml;rmek zorunda kaldı, bir başka &ccedil;ocuğun hayatını t&ouml;ren eşliğinde yaktınız kefenini taşlarla s&uuml;slediniz ışıltılı takılar taktınız alkışlarla karşılayıp al d&uuml;nya evinin anahtarı dediniz işte ilk defa orda d&uuml;r&uuml;st oldunuz d&uuml;nyanın ger&ccedil;ek y&ouml;n&uuml;n&uuml; g&ouml;sterdiniz...</p>
<p>Kendi d&uuml;nyanızı koruyun ger&ccedil;ek adı verilen bu d&uuml;zen i&ccedil;in kendinizi yok etmeyin aynaya baktığınızda m&uuml;kemmel bir yabancıdansa kusurları da olsa kendi kalabilmiş bir &ccedil;ocuğun izlerini hep g&ouml;zlerinizin i&ccedil;inde kalbinizde taşımaya bakın sabah 8 akşam 5 arası kendinizi satmayın kazandığınızı zannettikleriniz belki kaybettiklerinizdir, sabah uyandığınız anda asıl uykunuz başlıyordur belki de kabusunuza uyanıp k&ouml;t&uuml;l&uuml;klere g&ouml;z&uuml;n&uuml;z&uuml; kapatmayın...<br />&nbsp;<br />????umut ve ışıkla kalın????</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yeni Evim</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yeni-evim</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yeni-evim</guid>
<description><![CDATA[ Eski anılarını unutup kendine yeni bir arkadaş veya sevgili bulduğunda onun diğerine göre onun yanında daha mutlu ve huzurlu hissedersiniz. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/07/image_750x500_60e0ef3002252.jpg" length="27781" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 04 Jul 2021 02:14:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nehir Kahraman</dc:creator>
<media:keywords>Yeni ev, umut, anı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen bakarsın hava &ccedil;ok g&uuml;zeldir. Bulutlar şekil şekildir. Kuşlar u&ccedil;uyordur. Hafif bir r&uuml;zgar esiyordur. Sonra birden yağmur başlar. Bir an oradan uzaklaşmak i&ccedil;in yeltensende vazge&ccedil;ersin. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hava hala &ccedil;ok g&uuml;zeldir. Hatta yağmurla birlikte daha g&uuml;zel olduğunu fark edersin. Yağmur yavaş yavaş diner. Oturursun tekrar oraya. G&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne odaklanırsın. Sonra bu d&uuml;zenin hayata ne kadar &ccedil;ok benzediğini farkedersin.</p>
<p>Hayatın &ccedil;ok g&uuml;zel giderken birden k&ouml;t&uuml; şeyler yaşarsın. Ama hayattan vazge&ccedil;mezsin. S&uuml;rekli bunları d&uuml;zeltmek ve eski hayatına d&ouml;nmek i&ccedil;in &ccedil;abalarsın. Ve olurda, hayatın yavaş yavaş d&uuml;zene girer. Mutlu olursun tekrar, yani yağmurların diner. Derken bi şimsek &ccedil;akar gece yarısı. Beklemediğin anda evin yerle bir olur.</p>
<p style="text-align: left;">Her yer yanar k&uuml;l olur. Tam herşey d&uuml;zeldi derken birinden kendin bile farketmeden sana yapılan k&ouml;t&uuml;l&uuml;kt&uuml;r bu şimşek. Ve evde senin en g&uuml;vendiğin hatta belki en sevdiğin kişidir. Evin tamamen k&uuml;l olduğunda o evdeki anılarda kaybolur. Ge&ccedil;mişteki h&uuml;z&uuml;n ve mutluluklar, geleceğin umudu hepsi o evle birlikte k&uuml;l olur gider. Bundan sonra evinle aranda bir sevgi bağı kalmaz, kalamaz. Ama evindeki k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir eşya bile olsa o an başka bir yerdeyse eğer şanslısındır &ccedil;&uuml;nk&uuml; evinden sana kalan tek şey odur, sana onu hatırlatabilecek tek şey.</p>
<p>Ama o eşya &ccedil;ok duygu saklar b&uuml;t&uuml;n anılarını g&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;n ağladığın zamanları. Birini sevdiğinizde, g&uuml;vendiğinizde ondan kalan k&uuml;&ccedil;&uuml;k bi eşya veya mektup bunları saklamak genel olarak istemeyiz &ccedil;&uuml;nk&uuml; hayatımızdan &ccedil;ıktığı i&ccedil;in aklımızdan da &ccedil;ıkmasını isteriz. Aslında olması gereken de budur. Ama unutamazsın işte. İlla onu bir şekilde g&ouml;rmek yada duymak istersin yaptığı yaşadığı şeylerin haberini almak istersin &ccedil;&uuml;nk&uuml; alışmışsındır. Ama o ev yandığı i&ccedil;in anılarında hatırlatmaması i&ccedil;in o eşyayı da almazsın.</p>
<p>Yeni evine taşınırsın. Yeni mobilyalar, kıyafetler, yepyeni bir hayat. Ve bu hayatında daha mutlu olduğunu hissedersin. &Ouml;nceki evine g&ouml;re daha geniş, daha huzurludur yeni evin. Eski anılarını unutup kendine yeni bir arkadaş veya sevgili bulduğunda onun diğerine g&ouml;re onun yanında daha mutlu ve huzurlu hissedersiniz.</p>
<p>İşte diğer kişinin ger&ccedil;ek dostunuz ve ya aşkınız olmadığını b&ouml;yle anlamış olursunuz. Diğer kişide daha mutlu olduğunuzu hissettiğinizde. Ve bu doğru kişileri bulana kadar da devam eder. Hayatınızdan şimşekeler eksik olmaz siz yeterki evinizde değerli eşyalarınızı bulundurmayın. Yani b&uuml;t&uuml;n hayatınızı ona bağlamayın.&nbsp;</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Aforizmalar</title>
<link>https://edebiyatblog.com/aforizmalar</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/aforizmalar</guid>
<description><![CDATA[ Sözlerimi açıklamadığım için kızacaklar bana çok kez. Açıklasam neye yarar? İstedikleri neyse onu anlayacaklar yine. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/07/image_750x500_60e0954755594.jpg" length="30588" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 03 Jul 2021 19:52:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nurdoğan Ertaş</dc:creator>
<media:keywords>felsefe, nurdoğan ertaş, aforizmalar, özdeyiş, aşkın</media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sorularla Dolu Hayatımız</title>
<link>https://edebiyatblog.com/sorularla-dolu-hayatimiz</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/sorularla-dolu-hayatimiz</guid>
<description><![CDATA[ Yaşamaya geldiğimiz bu dünyada, yaşayamayan kaç insan ? ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/06/image_750x500_60cb9bd1887bc.jpg" length="50640" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 17 Jun 2021 22:01:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kağıttan Ruhlar</dc:creator>
<media:keywords>Yaşam, sorgu, soru, dünya</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Şimşek &ccedil;akıyor, yağmur yağıyor bir b&ouml;lgede.&nbsp;<br />Bir evde yorganın altına girmiş, kulaklarını kapamış duran bir kız. Korkuyor.. o sesten, g&uuml;r&uuml;lt&uuml;den ama duyuyor; duymaya, korkmaya mahk&ucirc;m bırakılmış bir kız. Kim olduğu &ouml;nemsiz biri.. &ccedil;&uuml;nk&uuml; d&uuml;nyanın d&ouml;rt bir yanında aynı durumda olan bir &ccedil;ok &ccedil;ocuk var. Korktuğunda anne-babasının yanına gitmek isteyipte gidemeyen, yanına gelmesine izin vermeyen bir s&uuml;r&uuml; ebeveyn.&nbsp;</p>
<p>O an sadece o şimşekten korkmayıp, ses &ccedil;ıkarırsa ona kızılacağını bilen bir s&uuml;r&uuml; &ccedil;ocuk. &Ccedil;ocukluğunu yaşayamayıp, hayatı mahvolan her t&uuml;rl&uuml; insan.</p>
<p>Yaşamaya geldiğimiz bu d&uuml;nyada, yaşayamayan ka&ccedil; insan? G&ouml;z g&ouml;re g&ouml;re &ccedil;&uuml;r&uuml;yen ka&ccedil;ıncı beden? Sesimizi &ccedil;ıkartmayıp &ccedil;ocukluğu &ccedil;alınan ka&ccedil;ıncı &ccedil;ocuk? &Ouml;lmeye mahk&ucirc;m bırakılan ka&ccedil;ıncı hayat? Kulaklarımızı tıkadığımız ka&ccedil;ıncı &ccedil;ığlık? Yardım etmediğimiz ka&ccedil;ıncı nefes?</p>
<p>K&ouml;r olmaya neden bu kadar istekliyiz? Bağırışları duymayacak kadar neden sağırız? Neden g&ouml;rm&uuml;yoruz g&ouml;zlerden yok olan feri, yardım dilenen g&ouml;zleri?&nbsp;</p>
<p>Neden her şey iyiymiş gibi davranıyoruz?</p>
<p>NEDEN HAYKIRMAK YERİNE SUSUYORUZ??</p>
<p>13'06&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Temiz kalbim</title>
<link>https://edebiyatblog.com/temiz-kalbim</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/temiz-kalbim</guid>
<description><![CDATA[ Kül halini seviyorum sevginin° ]]></description>
<enclosure url="" length="50640" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 14 Jun 2021 19:59:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Çetin</dc:creator>
<media:keywords>Kül, sevgi, temiz, saf, kalp</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>T&uuml;t&uuml;n kokuyor ağzım</p>
<p>Dudaklarımdan sağa sola</p>
<p>Kasvet akıtıyorum</p>
<p>B&uuml;lb&uuml;lde yesem</p>
<p>Dilimden k&uuml;f&uuml;r bitmiyor</p>
<p>Bizim kalbimiz temiz</p>
<p></p>
<p>G&uuml;nd&uuml;z yazım</p>
<p>Gece ayaz</p>
<p>Cephe hatları sıkı</p>
<p>Darbeci sendeliğim</p>
<p>Ev sahibi benliğim</p>
<p>Bizim kalbimiz temiz</p>
<p></p>
<p>Kar yağıyor dağda geceleri</p>
<p>Ben g&uuml;nd&uuml;zde denizdeyim</p>
<p>Karanlıkla aslan kesiliyorum</p>
<p>Sanki elimde Z&uuml;lfikar Kılıcı</p>
<p>Ben kalem kullanmasını biliyorum</p>
<p>Bizim kalbimiz temiz</p>
<p></p>
<p>Zırhlar kuşanıyorum</p>
<p>Elimde t&uuml;fek s&uuml;ng&uuml;</p>
<p>Okla avlanıyorum</p>
<p>Tam on ikiden</p>
<p>Niye d&ouml;v&uuml;ş&uuml;yoruz biz</p>
<p>Bizim kalbimiz temiz</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Yorgun d&uuml;ş&uuml;yorum</p>
<p>Beklide sarhoş</p>
<p>Bir k&uuml;t&uuml;k koyuyorum &ouml;n&uuml;me</p>
<p>&Ouml;vg&uuml;ler nasihatler</p>
<p></p>
<p>Hisler ilanı aşklar</p>
<p>Sobaya koyuyorum sonra</p>
<p>K&uuml;l halini seviyorum sevginin</p>
<p>Neden mi? &Ccedil;&uuml;nk&uuml;</p>
<p>Kalbimiz temiz bizim</p>
<p></p>
<p>&deg;&deg;&deg;</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Aşık mısın?</title>
<link>https://edebiyatblog.com/asik-misin</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/asik-misin</guid>
<description><![CDATA[ Şansın yaver giderse temizlenmez, ait kılmazsan ait olmazsın. Kulak ver bana istemezsen aşık olmazsın ~ ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/05/image_750x500_60afddf261ee9.jpg" length="53171" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 27 May 2021 20:59:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>Roza</dc:creator>
<media:keywords>Aşk, sanat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Aşık mısın? Aşk bir sanatsa sanatın adını ge&ccedil;irdin diye haklı mısın? Onsuzlukta ona mı bağlısın, onunla olduğundan mı ona bağlısın? Kadehinde kalbimi sallandır ama nolursun s&ouml;yle!&nbsp;</p>
<p>&nbsp;Aşık mısın?</p>
<p>&nbsp;Kendi doğrularını &ouml;ld&uuml;recek kadar, onun doğrularını varedecek kadar. Hatalarını g&ouml;rmezden gelip yok etmek isteyecek kadar. Sana ait olsun diye temizleyecek kadar.</p>
<p>&nbsp;Artık soruların anlamı yok, kapkara kalbini sanat olarak sığındığın aşkınla yıka. Şansın yaver giderse temizlenmez, ait kılmazsan ait olmazsın. Kulak ver bana istemezsen aşık olmazsın ~</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çok Yaşa</title>
<link>https://edebiyatblog.com/cok-yasa</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/cok-yasa</guid>
<description><![CDATA[ İnsanın sadece kendisi için yaşamadığını hatırlatan bir yazı.  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/05/image_750x500_60ae41921d1f1.jpg" length="56713" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 May 2021 15:43:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yasin</dc:creator>
<media:keywords>Yaşam, insan</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; İnsanın hayatı nefes aldığı andan başlamaz. Annesinin, babasının, dedesinin, b&uuml;y&uuml;k annesinin yaşantılarıyla can bulur; tecr&uuml;beleriyle yaş alır, d&uuml;ş&uuml;nceleriyle de değişir. Doğduğunda ise bunlar y&uuml;klenir sırtına. Daha doğmadan yirmi yaşındaki adamın parasızlığıyla b&uuml;y&uuml;r. Doğar, annesinin şefkatiyle yirmi beş yaşındaki kadının sevgisi filizlenir kalbinde, &ouml;mr&uuml; boyunca da boy alır. Tohumu bozuksa da... Başka şeyler b&uuml;y&uuml;r. Yutar hepsini: farklı yaşantıları, yaşam bi&ccedil;imlerini, yaşama sebeplerini... B&uuml;y&uuml;r, b&uuml;y&uuml;r. Yaşadığı bir s&uuml;r&uuml; hayatla birlikte adımlarını atar.&nbsp;</p>
<p>&nbsp; &nbsp; Sonra bir g&uuml;n aklına ileride doğacak &ccedil;ocuğu gelir. O &ccedil;ocuğun ilk nefes alışıdır o an. "Onun i&ccedil;in yapıyorum." dediğin zamanlar onu yaşatırsın. Onun rahatı i&ccedil;in &ccedil;alıştığın g&uuml;nler onu &ccedil;oktan mutlu etmiş olursun bile. Pes etmediğin her an onun hayata tutunma sebebi olursun. Değişirsin. Farklı d&uuml;ş&uuml;nmeye &ccedil;alışırsın, buna alışırsın. Koşturursun. &Ouml;yle ya artık annen baban yaşatmıyordur seni, sen yaşıyorsundur o zamandan sonra. Aynı zamanda yaşatıyorsundur.&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;">&nbsp; &nbsp; <strong>Baban yapıyor bir şeyler sen rahat ol. Doğduğunda g&ouml;r&uuml;ş&uuml;r&uuml;z.</strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ay&amp;apos;a Tutkun</title>
<link>https://edebiyatblog.com/aya-tutkun</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/aya-tutkun</guid>
<description><![CDATA[ Sonuçta herkes gitmeyi bilmeli  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/05/image_750x500_60a6c22c98bb4.jpg" length="40943" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 20 May 2021 22:50:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kağıttan Ruhlar</dc:creator>
<media:keywords>Ay, tutkun</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Geceyi daha &ccedil;ok seviyorum..<br />Ay a&ccedil;ığa &ccedil;ıkıyor, yıldızlar parlıyor g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde. Onlara eşlik eden sokak lambaları ise fevkalade bir uyum i&ccedil;inde. Evlerin camından g&ouml;r&uuml;nen ışıklar renk veriyor karanlığa ;sonra birer birer terk ediyorlar aniden, hi&ccedil; haber vermeden. Saatler ge&ccedil;tik&ccedil;e her ışık yavaş yavaş s&ouml;n&uuml;yor. Işıklar s&ouml;nd&uuml;k&ccedil;e sanki gece daha da &ccedil;ok hissizleşiyor. &Ouml;nce evlerin ışıkları sonrasında yıldızların parıltıları sonra sokak lambaları en sonda ay terk edip tamamiyle g&uuml;neşe bırakıyor yerini ya da daha fazla g&ouml;rebilmek i&ccedil;in G&uuml;neşi, en son terk ediyor olabilir mi? O da sevgisine biraz daha eklemek i&ccedil;in ge&ccedil; gidiyordur belki, bilemeyiz. Fakat bu gece ilk terk eden ay oldu bizi. Neden, k&uuml;st&uuml;ler mi acaba birbirlerine, yok k&uuml;smemişlerdir sadece kırılmıştır belki. Ay ondan ilk giden olmuştur. K&uuml;s&uuml;pte G&uuml;neşi kırmak istemez değil mi? Halbuki b&ouml;yle erken giderse yine kırılır, ka&ccedil;mak yerine neden kalmadı ki? Oysa kalsa daha erken halledebilirlerdi. Belki de ne bileyim sinirlenmiş onu kırmamak i&ccedil;in gitmiştir olamaz mı?&nbsp;<br />Sonu&ccedil;ta herkes gitmeyi bilmeli, d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;nde daha iyi olması i&ccedil;in bunu yapmalı.<br />Bu sefer de bizi yalnız bırakmış oluyor ama biz kırılmayalım, &uuml;z&uuml;lmesin olur mu?</p>
<p>17'05</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>