EdebiyatBlog & Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku & : Kişisel Blog https://edebiyatblog.com/rss/category/kisisel-blog EdebiyatBlog & Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku & : Kişisel Blog tr-TR © 2021 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır. Çiçek https://edebiyatblog.com/cicek https://edebiyatblog.com/cicek Ümit edin herşeye rağmen bir gün gerçekten ümit ettikleriniz sizin olunca iyiki diyeceksiniz. Asla vazgeçmeyin kaybedersiniz ve kaybettiğiniz gün çok pişman olursunuz. Az sabır biraz da ümit gerisi ilerisi boş, ümit yeşermeye yüz tutmuş bir çiçektir.

]]>
Thu, 26 Jan 2023 23:25:03 +0300 Medine Herzem
Bir Çok https://edebiyatblog.com/bir-cok-4126 https://edebiyatblog.com/bir-cok-4126 Güzel günlerin hiç gelmeyeceğine inanarak kendine bu hayatı zehir eden o kadar çok insan tanıyorum ki yazarak bitiremem ama şunu açıklayabilirim, hayat bir olayı kafayı takarak geçirebileceğimiz bir yer değil. Bu hayatta bir çok şey yaşıyoruz ve yaşadığımız herşeyin sonucunda kişiliğimiz ortaya çıkıyor, bu durumdan çoğu kişi şikayetçi olsa da aslında şikayet etmek yerine sabırla olayların geçmesini beklemeliyiz. Umudumuzu kıracak, yıpratacak bir çok şey olacak ama herşeye rağmen dimdik durup etrafımıza bakmalıyız belki de bizim sayemizde ayakta duran bir çok insan vardır. Herşeyle tek başımıza göğüs gelmenin ağırlığı var omuzlarımızda belki bu yük bizi her geçen gün biraz daha yürümeye zorlasa da elbet bir gün tüm yüklerimizden kurtulup dimdik yürüyeceğiz. Umudumuzu yitirdiğimiz zaman etrafımıza umut da saçamayız ve umut sayamadığımız zaman da bizimle ayakta duran insanlar da bizimle birlikte yerle bir oluyor. Geçmişi silip atın diyemem ama şuanda olun ve önünüze bakın sizi geleceğe taşıyacak olan şuan ve şuanı geçmişle geçirirseniz, gelecekte çok pişman olursunuz. Umudunuzu bitirdiğiniz an hayallerinizin de bir anlamı kalmıyor...

]]>
Wed, 25 Jan 2023 14:40:14 +0300 Medine Herzem
Evden Çıkmak İçin de Bir Sebep Verin Bana Sokakta Ölmemek İçin de https://edebiyatblog.com/evden-cikmak-icin-de-bir-sebep-verin-bana-sokakta-olmemek-icin-de https://edebiyatblog.com/evden-cikmak-icin-de-bir-sebep-verin-bana-sokakta-olmemek-icin-de 21/Ekim/2022
Madem sokak evime giriyordu, evimden çıktım sokağı da giyinip. Akış varsa illa karşı çıkmak, illa debelenmek mi? Hayır. Beraber kapıldık, ben de karıştım. Ben de onlardan biriyim. Ben de İstanbulluyum. Ben de evsizim. Paltom, kirleniyor her geçen gün. Elbisem ıslanmadan da yağmur kokuyor. Yıkamadan koruyorum bir müzeci hassasiyetiyle. Beraber aktık, karşı gelmedim. Gidenleri takip ettim, gelenleri gözlemeden. Gidenleri unuttum biraz, gelecekleri beklemeden. Atatürk bulvarını aştım, itfaiye caddesinde taşı çıkarırken ayakkabısı çıkan bir çocuğu ve daha öncesinde ayağına büyük geldiği için her adımda ayakkabısı çıkayazan bir çocuğu gördüm. İlkinin fotoğrafını çektim, ikincisi fazla karanlıktı, cesaret edemedim. Yürüdüm ama yorulmadım. Isındım. Rüzgar vardı, başım üşüdü. Rüzgar bir şeyleri sürüklüyordu, cami duvarına yaslanıp uyuklayan tozlu gölgeleri, ağaç dalları arasında gizlenen hayali kimsesizleri.. Sokak öylesine kirliydi ki gözlerimi silmeye utandım. Bozdoğan kemerini geçince, birden işte, kavuştum oraya. Zeyrek'e. Bir bütün olarak kavramalıydım. Sadece Fazilet Sokak'la sınırlayamazdım. Fazilet Sokağı Fazilet Sokak yapan tüm o dar Zeyrek sokakları, geniş bulvarlar, üst ve alt geçitli ana yollarıyla, bütünüyle İstanbul. Fazilet sokak o sıkışıklığın ucunda, o kargaşanın, o akışın, o duramayışın, nereye gideceğini bilmesen bile kendini yollara bırakışın, sokak başlarında metro istasyonlarında bir karton parçası, yırtık bir battaniye üzerinde el açışın, hayata yalvarışın, bir dirhem can, bir anlık nefes, birazcık yaşamak. Yok mu şu Ekim sabahında, verin bir parça yaşam. Verin. Ama orada olsun, oraya doğru yürütsün. Evden çıkmak için de bir sebep verin bana sokakta ölmemek için de. Ben ne evsiz ne sokaksız yapamam.

.

https://youtu.be/WA7693eIdTA

]]>
Fri, 20 Jan 2023 16:26:23 +0300 rehneverd
Hile Kavramı https://edebiyatblog.com/hile-kavrami https://edebiyatblog.com/hile-kavrami Bu konuya değinmemin sebebi ülkemizdeki insanların türlü oyunlara gelerek paralarını kaybetmeleridir. Hileciler bu insanların hayalleriyle oynayarak onların iyi niyetini suiistimal etmektedirler. Böyle bir duruma düşmemek için yapmanız gereken ilk şey kısa yoldan para kazanma arzusuna kapılmamanız. Dolandırıcılar insanların risk almadan, çaba göstermeden para kazanma zafiyetlerinden yararlanmaktadır.

Hileciler size düşünecek zaman tanımayarak mantıklı bir karar vermenizi engellemeye çalışırlar.

Hileciler yetki sahibine itaat etme gibi davranışlarımızdan dolayı yetki sahibiymiş gibi davranabilirler.

Hileciler yaptıkları işin doğru olduğu konusunda kurbanlarını ikna etmeye çalışırlar.

Türlü davranışlarla sizin dolandırıldığınızı fark etmemeniz için dikkatinizi dağıtmaya çalışırlar.

İyi niyetinizi suiistimal edebilirler. Bu durumda beden dili öğrenmek çok önemlidir.

Yalan söyleme kabiliyeti yüksek olan kişilerdir ve yakalansalar bile türlü bahanelerle bu durumun üstesinden gelebilirler.

]]>
Mon, 16 Jan 2023 16:45:05 +0300 Zülfükar Utkan
MUTLU YILLAR https://edebiyatblog.com/mutlu-yillar https://edebiyatblog.com/mutlu-yillar   Başlarken yeni bir yıla, o gelmeden yani bu gün yaz bütün dileklerini. Hiç bir sınır koyma. Hayalini kurduğunu, olmak istediğin seni, maddi manevi ne varsa sırala. Olmuşçasına gir yazdıklarının içine. Öyle coşkuyla heyecanlındır ki yüreğini , başlasın gerçeklerin. Hadi yaz dileklerini.

]]>
Sat, 31 Dec 2022 18:24:50 +0300 Gülbeyaz Gürsoy
Viitsima https://edebiyatblog.com/viitsima https://edebiyatblog.com/viitsima (Viitsima: kelime anlamı üzerimize çöken yorgunluk sebebiyle hiçbir şey yapmak istememek.) 

Bir yorgunluk hastalığına tutulmuşuz milletçe. En ufak bir işte bile yoruluveriyor hemencecik can. Onu geçtim hiç dinlenmiyor ki diyeceksiniz. Tembelliğe alıştırıldık biz. Eskidenmiş viitsimasız hallerimiz, atalarımızda kalmış gitmiş, çok çok eskide. Eskide kalmışta eskimemiş tam tersine bizler eskimişiz eskilerden uzaklaştıkca, yenilendikçe biz eskimişiz.

Yıllarca uğranmayan bir evin toz tutmuş rafı gibiyiz, üflesen bir öksürük tutturcak sana, boğazına takılıp kalcak bazı şeyler.

Takatsiz, inayetsiz darmadağan olduk milletçe. Muğlak bir batak bu nefis. Eğer düşersen peşine bir viitsima içinde bin viitsimaya tutulursun. Öyle sadece kelimelere tutulup kalınmıyor yalnız. Kemikler, eklemler, diller, koca bir beden tutulup kalıyor. Görüyorsunuz işinde ne kadarda hünerli bu nefis, zindanında neleri tutup bırakmıyor. Kim bilir kaç yüzyıldır işlek suç caddesi olup durdu sokağımızın ucu. Kaç gardiyanını yolladı bu nefis dedikleri, kaç kişi caydı yada kaç kişi tutuklandı. Derinlere bir ömür kur, kendine pişmanlıklar yükleme dinç sapasağlam uzvundan taşan bir fikriyat yarat. Şaşma yerinden, ilerle hep derinden derinden. 

Ufka bakılırsa yol uzun lakin bunu kısaltacak olan âya kişi. Olup biteni çek bir sineye bak bakalım ney eksik ney fazla. Terbiye ver nefsine. Hiç olmadı sotele en azından yenek olsun...

]]>
Thu, 29 Dec 2022 18:41:04 +0300 Elif Can
Mahza https://edebiyatblog.com/mahza https://edebiyatblog.com/mahza (Mahza: Kelime anlamı ; yalnız, sade, 

tam, katıksız demektir.) 

Eğilip alıyor muyuz gerçekten her düşen figürleri.  Düşen çoklarımızdan düşer. Mahza bir yaşama taabi olmak ancak böyle mümkün olabilir. Düşürdüğümüzü düşen yerde bırakmayalım kirlilik yapar tamam ama taşımayalımda. O çoklarınızdan havada örümcek ağlarından bir ipe asıverin. Varsın bir eksik kalsın.

Kamburunu ağrıtır sırtlandığın onca yük. 

Bir gurbet kuşu uçurmamak için düşürmek lazım bi kaç figür. En güzel raftan seçilenler bile bir hayli tozlu şimdi. Bu toprağa tozlu demek kadar gerçek olsa gerek. İnsanda toprak, eninde insanda tozlu. Zaman erirmiş insan gibi sırf mahzasız bir hâl takınmak için. Bunu öğrendim son zamanlarda. Buzun sıcakta erimesi yada tuzun suda çözünmesi gibi bir erime değil bu. Haddizatında zedelenmiş zaman paramparça. Elin kapının arasında kalmış ve birkaç kılcal patlaması sonucu morluklar oluşması misali; zaman kapının arasında kalmış sıkışıvermiş öylece. Şimdilerin kapısını çalanda yok açanda. Açık olan yalnız yaratıcının kapısı. Eskilerde ki ; kapı açık buyur gel sözleri özlendi belki de ondandır şimdilerin soğuğu. Doğan güneşle ısınmıyor bu soğuklar, esen rüzgarla uçmuyor bu üzerimizdeki tozlar. Esen rüzgar başlı başına bizi alıp götürüyor bütün toprak olarak. Bir boş kalıp yaratmayalım bu zamanın kollarına. Harcı bol olsun kalıplarımızın. Mahzayı takaza etmeyelim.

]]>
Thu, 29 Dec 2022 18:36:31 +0300 Elif Can
Nefha https://edebiyatblog.com/nefha https://edebiyatblog.com/nefha (Nefha: Kelime anlamı güzel koku demek)

Kaybolan sesler bir sır gibi tüm muhteşemliğiyle. Az öteye atılanlar düşüvermiş uzağımıza. Çiçekler bile çok korkunç olmuş bu zamanlarda. Bütün ihtişamıyla o nefhasını yayarken, meğerse zehirliymiş bazısı. Oysaki ne denli güzel ve nezih onca rengiyle. Sen bir çiçeksin nasıl zehirlersin bir dikenden öte. Bir gece gibi soğuktur bazen bütünüyle herşey. Yüklenip yağan buluttan almışlar feyzini. Bir çiğ tanesi ise bülbülün çilesi ekseri. Muhteşemliklerde zehirlidir bu durumda.

Nedir yer gök bu dünyanın matemi. Gizlenmiş her bir yaprağa, sabahı bekliyor. Seher vakti açığa çıkıyor bu iclal. 

Hepimizin altında yatan gizlilikler korkutuyor beni. Şefaflıktan kaçışlar ürkütüyor. Çok korkunç bu, güneşin doğmaması gibi. Sanki kara bulutlar sarmış üzerimi, bir çiçeğin güzel kokusunu zehirlemesi çok korkunç. Onları koklayınca içimin ferahlıkla dolmamasından korkuyorum. İyileştirici bir özelliğinden ziyade yayacağı zehrinden korkuyorum. Düşüncelerimin ihtimalleri zedeliyor zihnimden dökülüyor bir yaprak misali tek tek. Bu düzendeki ikilikler, onca insanın kötüklere feyz vermesi... Daha birçoğu gibi misaller besliyor çiçeklerin zehrini. 

Herşeyin başı insandan geçiyor aslında, yaptıklarımızı ve yapcaklarımızı çevreye bulaştırıyoruz, yere düşürüyoruz kirlenip, pas tutup gidiyor. 

Yagmur sonrası arda kalan bir toprak nefhası olsun isterdim bütün göz açıp kapayışım...

]]>
Thu, 29 Dec 2022 18:34:15 +0300 Elif Can
Lahza https://edebiyatblog.com/lahza https://edebiyatblog.com/lahza (Lahza; kelime anlamı; zamanın bölünmeyecek kadar kısa bir parçası,göz açıp kapayacak kadar kısa zaman demektir.)

Lahza bir vakit yer tutuyor, hayatımızın büyük bölümünde. Zaman kısalıp uzuyor yaptıklarımıza göre. Sahi iyi geçirdiğimiz vakitlermi lahzaya giriyor kötü geçirdiklerimiz mi? Tabii birde hiç geçiremediğimiz zamanlar mevcut. Akıl erdiremediğimiz bu yolculuk kendi sıra hokkabazlıklarını yapıyor bize. Koyuveriyor o kara şapkasına, ha çıktı çıkacak derken; üçte el çeviriyor üzerimizde kayboluveriyoruz sonra. O kadar derinliklere inip gidiyoruz ki sevgili hokkabazın attığı birçok şeyin kaybolduğu yere düşüveriyoruz. Bir bakmışız bu kara haberle kendisine köle etmiş bizi. Şapkasına bazı sakladıklarını çıkaramıyor; merhamet, saygı, sevgi, muhabbet, başlıbaşına bizi.

Kara şapkanın kara çukurunda kaybolmuş bir oyuncuyuz sadece. Bütün benliğimizle kaybolmuş bir oyuncu. Genel izleyici de çok memnun bu kayboluştan dolu dolu alkışlar kopartıyorlar. İzleyip kayıtsız kalıyorlar bu ilizyona. Bir zaman bu hokkabaz; seyircileri de kaybetmez umarım. Bir çekmece dibine atılmaktan daha ciddi bir durum bu. Orada en azından varolmuş bişeyler oluyor. Bu durumda ise başlıbaşına kayıbız. Kendimiz, anılarımız, eşyalarımız, bu dünyaya hiç iz bırakmamış gibi bir yokluk bu. Evet evet bu kayboluşumuz bir kıtlık. Muhabbet kıtlığı sarmış dört bir yanı, acilen tedbir alınmalı. Bu lahzaya içi dolu cümleler kurulmalı. Kurulanı bozmak olmasın, gücümüzü harcadığımızın büyük kısmı. Yani; yıkmaya değil yapmaya meyilli olunmalı. Kendimizi de genel izleyicimizide bulabilmek adına...

]]>
Thu, 29 Dec 2022 18:31:34 +0300 Elif Can
Ephe'Sus.. https://edebiyatblog.com/ephesus https://edebiyatblog.com/ephesus Yorgunluk var üstümde 

Ama nasıl yorgunluk

Yüreğimi yaralayan 

Bedenime ağır gelen bir Yorgunluk 

Sen ela gözleri ile baharı yaşatan adam..

Kirpiklerini kavuşturma;

Fırtına kopuyor buralarda 

Delicesine esiyor rüzgar 

Savruluyor Bedenim

Zapt edemiyorum

Çatlıyor yer kabuğu 

Ve fışkırıyor her çatlağın arasından acı acı nidalar..

Sen S' yi kaybeden Ephesus

Sus.. sus..

Ephe..

Kimse anlamayacak bu şiiri 

Ve benim hüzünlü senfonimi 

Kim bilir 

Ne zaman sen bir S' için yitip gittiğini anlayabilirsen belki o zaman..

Sus..Sus..Sus.. 

Ephe

Ah güzel sevgilim 

Hoyrat bir seher vaktinde 

Sazanlıklar arasında 

Ben tüm acizliğim ile

İlk senfonimi dilimden dökerken

Sus..Sus.. Sus.. 

S'si düşmüş Ephe'm

Sus..

Kimse anlamayacak 

Sus..

Ephe'Sus..

Ben kadifetepe'de yolunu gözlüyorum 

 bana ekho'nun efsanesini anlattığın o küçük arada 

Yüreğim hıçkırıklara boğuluyor, özlüyorum. 

Sen gelmiyorsun, sen konuşmuyorsun, anlatmıyorsun..

Gülüşünü saklıyorsun benden

Ve S' yitip gitmiş bizden..

Ephe

Sus..Sus.. Sus.. 

Acelen ne Ephe'm..

 Bu gidişinin sebebi kırgınlıktan mı ?

kaybolup giden zamana mı,

bir harf gibi kayıp giden hayata mı yoksa küskünlüğün..

Oysa daha İnciraltına inecektik seninle

Koşacak.. Koşacak ve hiç durmaycaktık 

Sen, martılara olağan sesinle haykıracaktın

Seviyorum..diyecektin

Ve bana olan sevgin bir S'gibi düşüp gitmeyecekti. 

Ephe'm ömrüm soldu.. suskunluğun can acıtır oldu

Ephe.. S'gibi olma, kaçma..

Ephe..

Sus..Sus.. SUSMA

]]>
Mon, 26 Dec 2022 21:43:27 +0300 Selenophilia☆
NEDEN? https://edebiyatblog.com/Dilara-Esen-Üstündağ-4053 https://edebiyatblog.com/Dilara-Esen-Üstündağ-4053 İnsan denen varlık; neden bastıramadığı arzuların kölesi olmayı tercih eder? Neden hiçbir zaman olduğu yeri beğenmeyip hep daha fazlasını isterken kendini arsız bir yaratığa dönüştürür? Bir insan bunu kendine neden yapar? Boşuna dememişler değil mi; ne kadar az insan o kadar çok huzur diye? Şimdilerde anlıyorum bu cümlenin haklılığını. Ne kadar çok insan tanırsak o kadar çok çirkinliğe şahit oluyoruz. İnsanların kötü kalbinin, bitmek bilmeyen arsız isteklerinin ve kendilerini yükseltmek için her türlü şeyi yapabilecek maymun iştahları ruhlarını ele geçirmiş. Öyle ki karşımızdaki insan eğer bizim istediğimiz şeyi yapmazsa onu en kötü şekilde yerebiliyor ve rahatlıkla ezebiliyoruz. Peki neden? Bunun tek sebebi kendimizi ondan daha güçlü gösterebilmek mi? Gerçekten tek derdimiz insanlara onların üstünde kolayca hüküm sürebileceğimizi göstermek mi? O kadar iğrenç insanlara tanık oluyoruz ki bizi bir anda her şeyden soğutabiliyor ve insanlığa karşı umudumuzu kırabiliyorlar. Nedenlerini  aradığımız soruların cevaplarına ulaşmak oldukça basit fakat insanların özüne inebilmek ne yazık ki fazlasıyla meşakkatli…

]]>
Mon, 19 Dec 2022 10:40:05 +0300 Dilara Esen Üstündağ
Boş Kalan Kafes https://edebiyatblog.com/bos-kalan-kafes https://edebiyatblog.com/bos-kalan-kafes

Boş kafes.... 

Bugün mavişimiz ucurttuk. Önce şok olduk, yok ya gitmez dedik, sokaklarda kuş sesi eşliğinde aradık, her uçan kuşa, her cik sesine bir umutla baktık. Ama maalesef ki elimiz boş şekilde eve geldik ve evde bizi bekleyen boş kafesi görünce daha iyi anladık uçup gittigini. O boş kafes öyle anılarla doldu ki bazen güldük, bazen kizdik, ama herzaman sevgi dolu baktık birbirimize. Doğan Cuceloglundan duyduğum bir cümleyi bugün çok derinden hissettim, canin büyüğü küçüğü olmaz demişti. Kayıp, tüm canlar için çok zor. Kendi küçüktü ama hepimizin sevgisini kazanan kocaman bir kustu bizim mavisimiz. Üzüldük çok üzüldük yokluğunu kabulden başka yapacak birşey gelmiyor, gittigi yerde mutlu olsun onu çok sevecek bir ailenin balkonuna konsun demekten baska birşey gelmiyor elden... Biz seni çok sevdik maviş.... Gittiğin her yere güzellikler götür. 

Hoşcakal...

]]>
Fri, 16 Dec 2022 12:35:20 +0300 Tuba KAYA
Halim Kalmamış Gibi https://edebiyatblog.com/halim-kalmamis-gibi https://edebiyatblog.com/halim-kalmamis-gibi Belli bir zaman sonra hiçbir şey  insanın istediği gibi olmuyor . Belkide eski heves ,hırs olmadığı için veya içinden birşeyler eksildiği içindir.Ama  bilmiyorum ya elimden geleni yapıyorum ve yapmaya devamda edicem ama insanların umurunda değil.Onlar içinde yapmıyorum ama insan bir boşluğa düşebilir bazen. Değerli bir arkadaşımın bir cümlesi var "Gülmek herkese yakışır. Gülümsemekten vazgeçme." sizde istediklerinizi yapın ama yeterki pişman olmayın sevgiyle kalın.

]]>
Tue, 13 Dec 2022 15:37:02 +0300 TrFerhat4913
Huzur Bulmak https://edebiyatblog.com/huzur-bulmak https://edebiyatblog.com/huzur-bulmak 12.12.2022

Huzur...

Benim için huzur spor yapmak,resim çizmek,kitap okumak,yemek yapmak,yağmurun yağması,bir hayvanı sevmek,kendime zaman ayırmak,sevdiğim insanlara sarılmak,film ya da dizi izlemek.Yani aslında daha bir sürü şey.Ama sonuç olarak hepsi yapmayı sevdiğim şeyler.Peki ya bir insan huzur bulma sebebiniz olabilir mi?Sanırım olabiliyormuş.Çok kötü geçen bir günün ardından ya da moralimi bozan bir şey olduğunda aklıma onu getiriyorum.Gülüşünü,sesini,bakışını,bir hareketini.Görebileceğim bir yerdeyse kafamı çevirip ona bakıyorum.Ve birden bütün sorunlarım,negatif düşüncelerim ve hislerim yok oluyor.Her şey yoluna giriyormuş gibi hissediyorum.İçimi daraltmak yerine açıyorsun.Sanki ben şimdiye kadar denizin dibindeymişim ve her seferinde birileri gelip beni daha da dibe çekmiş hep nefesimi tutmuşum ama sonra sen gelmişsin yanında bir oksijen tüpüyle ve tekrardan nefes almamı sağlamışsın gibi.O oksijen tüpü eninde sonunda biticek ve benim artık yüzeye çıkmam gerekicek.Elimden tutup beni yüzeye çıkarır mısın?

]]>
Mon, 12 Dec 2022 21:53:50 +0300 nimbusrain
EDEBİYATBLOG GÜNCELLEME/GELİŞTİRME NOTLARI V2.1.0 https://edebiyatblog.com/edebiyatblog-guncellemegelistirme-notlari-v210 https://edebiyatblog.com/edebiyatblog-guncellemegelistirme-notlari-v210 Değerli EdebiyatBlog Ailesi sizlerin geliştirmeleri sevdiğinizi ve dikkatli olduğunuzu biliyoruz.
Bize EdebiyatBlog'u geliştirme konusunda geri bildirimde bulunmanızı rica ediyoruz.
Yakında yeni süprizler ile yine sizlerle olacağız...

  • Tüm arayüz yeniden dizayn edildi.
  • Profil sayfası özelleştirildi. Artık profil fotoğrafınızın yanında arka plan resmi de ekleyebilirsiniz. (Bu bağlantıdan kontrol edin)
  • Popüler Gönderi Sistemi Güncellendi. (Gönderiler artık aylık sayfa görüntülemelerine göre popülerlik kazanacak, sıralanacaktır.)
  • Gönderiyi Taslak Olarak Ekleme Hatası Düzeltildi.
  • Yönetim paneli görünüm iyileştirmeleri yapıldı.
  • Hata düzeltmeleri ve hızla ilgili iyileştirmeler yapıldı.
  • SEO eklentileri geliştirildi.
  • Depolama alanı optimize edildi.
  • Performans iyileştirmeleri yapıldı.
  • Kullanıcılarımız tarafından sabit bildirilen hatalar düzeltildi.
]]>
Mon, 12 Dec 2022 06:24:36 +0300 EdebiyatBlog
Ne hissettiğimi bilmiyorum https://edebiyatblog.com/ne-hissettigimi-bilmiyorum https://edebiyatblog.com/ne-hissettigimi-bilmiyorum Artık nerdeyse eskisinden çok farklıyım.Ne yapsam yada yapmasam karar verirken netim.Belkide zaman beni gittikçe daha çok mutlu ediyor.Sevdiğim insanlarla daha fazla vakit geçirmeyi tercih ediyorum.Yanımda olmayıp beni mutlu eden dostlarım ve arkadaşlarım olduğu için çok şanslıyım.Uzaktada olsa bana nasılsın demesi beni mutlu etmeye yetiyor.Elimden geldiği kadar bende nasılsın bi sıkıntın var mı diye sorarım ihmal etmem çünkü onu önemsiyorum.Kendinize sizi yargılamadan anlayışla karşılık veren dostlar edinin.Evet öyle insanlar siz üzgünken üzülen ve mutluyken mutlu olan onları asla kaybetmeyin. Sağlıcakla kalın kendinize iyi bakın. ????

]]>
Sat, 10 Dec 2022 23:58:02 +0300 TrFerhat4913
Umut https://edebiyatblog.com/umut-4018 https://edebiyatblog.com/umut-4018 Umudu ben sığınaklara benzetirim. Nedeniyse; ben güvendiğim yerde umut eder, sabırla beklerim. Umut ettiğimiz şeyler her daim olacak diye bir kaide yokturdur. Bazı umutlar boşa çıkıyor ve boşa boşa çıkan her umuttan sonra biraz daha dikkat ediyor insan umut etmesi gerektiği şeylere.

]]>
Sat, 10 Dec 2022 19:36:30 +0300 Medine Herzem
VİCDANİYET https://edebiyatblog.com/vicdaniyet https://edebiyatblog.com/vicdaniyet KÖTÜ GÜNÜMDE YANIMDA OLMAYIP VİCDANI HİÇE SAYANLARA ARTIK İNSANLIĞI BAĞIŞLIYORUM!

#söz

]]>
Thu, 08 Dec 2022 00:15:21 +0300 Şiir perisi
Sorma https://edebiyatblog.com/sorma-3990 https://edebiyatblog.com/sorma-3990 Vazgeçmek...

Bazen de vazgeçmemek.

Vazgeçmeyi insanlar; kabulleniş, hayattan vazgeçiş diye adlandırıyorlar. Bunun nedeni belki de hiç zorunda olmadıkları içindir...

Vazgeçememeği insanlar; takıntılık, her şeyi ona bağlamak diye adlandırıyorlar.

İnsanlara neyi sorsak her şeyde bir kusur ararlar. Kendi kusurlarını, güzelliklerini görmeden her daim karşısındaki insanları görürdü insanlar. Kimse kendisini görmezdi, çok sevdiğim bir öğretmenimin bir cümlesi her daim aklımdadır. Bir parmak karşıyı gösterirken üç parmak bizi gösteriyor. Aslında her şeyi anlatıyor bu cümle ama anlayana...

]]>
Sat, 03 Dec 2022 19:25:46 +0300 Medine Herzem
DOĞAYA HAYAT VEREN CANLILAR https://edebiyatblog.com/dogaya-hayat-veren-canlilar https://edebiyatblog.com/dogaya-hayat-veren-canlilar Her canlının bir yerlerde Yaşam hakkı vardır. Kimi ;Denizlerde Kimi; Karada Kimi de; Havada doğaya ve insanlara huzur verir... 

Hayvanların daha iyi bir yaşam sürmesi, Bakımlarının ve sağlık kontrollerinin yapılması amacıyla hayvanları korumak için kurulan barınaklar olur.İnsana duyulan saygı ve sevgi burada yaşayan hayvanlara da gösterilmeli.

Hayvan bakıcılığı yapacak insan, Hayvan sevgisi taşıyan, Onlara değer veren ve koruyup gözeten kişi olmalı.Hayvana yapılan her  zulüm,Eziyet ve  masum ve sessiz bir cana kast etmek bir canilik sonucunu doğurur.

Doğayla iç içe bir yaşamda bir hayvan diğer hayvana merhamet gösterirken! Bir insan bir hayvana merhametten uzak,Eziyet eder ,Zulüm eder ve vahşice öldürür.

Nasıl bir zihniyet bu? 

Hangi akla ve mantığa sığmayan bir duygu ile bir hayvan katledilir?

Duygusuz ve Merhamet yoksunu bir cani savunmasız ve dilsiz bir canlıya nasıl kıyabilir?

Sorulan ardında sessiz kalan cevaplar... Daha kaç doğa dostu canlı öldürülecek? Daha kaç cani aramızda gezecek? Doğaya güzellik ve renk katan sevimli dostlarımız iyi ki varsınız... İyi ki yaşantımızda sizler varsınız...

HAYVANA ŞİDDETE HAYIR!

HAYVANA ZULME HAYIR!

HAYVAN ÖLDÜRMEYE HAYIR!

Doğaya hayat veren canlılar bizler hep sizinleyiz...

]]>
Sat, 03 Dec 2022 15:00:31 +0300 KUM SAATİ YAZARI
Aşk https://edebiyatblog.com/ask-3987 https://edebiyatblog.com/ask-3987 03.12.2022

Aşk.Aşk ne gerçekten?İnsan birden fazla kez aşık olabilir mi?Aşık olduğunu nasıl anlar?Karşılıklı olmak zorunda mıdır?Ne kadar sürer?Nasıl başlar?Biterse nasıl biter?

Bazen birini görürsünüz ve onla ortak bir şeyleriniz olduğunu hissedersiniz.Belki hiç konuşmazsınız,belki aranızda hiçbir şey geçmez,onun haberi bile olmaz.Ama siz hissedersiniz.Onu görünce mutlu olursunuz,huzur bulursunuz.Görmeseniz,sesini duymasanız bile çok yakınınızdadır hep.Dünyanın öbür ucuna gitseniz bile hep en yakınınızda o vardır.Somut olarak yanınızda olan insandan bile yakınıdr size.Çünkü siz onu hep içinizde taşırsınız.

Peki aşık olduğunuz insan içinizde kelebek hissi uyandıran,heyecandan nefes almakta zorlandığınız,sizi farketsin diye çabaladığınız,hemen istediğiniz insan mıdır yoksa onu görünce huzur ve mutluluk bulduğunuz,aceleye getirmediğiniz,illa sizi farketsin diye uğraşmadığınız,hayalinizde bile size yeten bir şeyler olduğu insan mıdır?

İlk seçenek fazlasıyla hep yaşanan bir seçenek.Ama ikinci olan ilk defa olan bir şey ve ben ne yapmam,nasıl davranmam gerektiğini bilmiyorum.Onu görünce elim titremiyor,karnıma ağrı girmiyor ya da o kelebek hissi dediğimiz olmuyor.Sadece konu iletişim kurmaya gelince korkuyorum.Heyecanlanmıyorum.Korkuyorum sadece.Neyden korkuyorum bilmiyorum.Bu yüzden hep bir şeyler eksikmiş gibi hissediyorum.Ama belki de doğru olan budur.Onu görünce,sesini duyunca.gözlerini,güldüğünü görünce,aklıma gelince gülümseyip huzur bulmam lazımdır.Bunun doğruluğunu zamanla görücem.Umarım doğru olan budur ve sen hiç bilmesen bile bana hep böyle hissettirirsin.

]]>
Sat, 03 Dec 2022 09:56:39 +0300 nimbusrain
Şimdi ki Ben Lise Öğrencisi Olsaydı. https://edebiyatblog.com/simdi-ki-ben-lise-ogrencisi-olsaydi https://edebiyatblog.com/simdi-ki-ben-lise-ogrencisi-olsaydi Mezun olduğum lisenin önünden geçtim bugün. Oradaki ogrencileri izledim uzaktan, kendi liseli hallerim geldi karşıma.

Şimdiki halim o gün ki yaşım birlesseydi ve derse girseydim aynı hocalarimin anlattığı dersleri nasıl dinler neler düşünürdüm diye sordum kendime.

Edebiyatta ki duygu yüklü metinlerin ayrılığın, acının, gurbetin sadece kelimelerden ibaret olmadığını...

Tarih derslerini bir film gibi dinleyip, sadece yazılı için çalışmamak gertektigini, insanlarin canları pahasına yâptiklarini daha çok anlamaya çalışırdım.

Matematiğin formul sistemi üzerindeki tık tık cozume ulaştırma yontemlerinin hayatın matemetigine uymadığını her problemin hemen cozulemedigini, biraz zamana bırakmak gerektiğini, mantığın bazen ise yaramadigini ama buna rağmen hayatın da bir formulu olduğunu o formülü bulmak için ömürler harcandığını daha iyi anlardım.

 Coğrafyadaki, dağı taşı ovayı denizi akarsuları hepsinin insan taşıdığını insanin acılarına şahit olduklarını düşünür acaba ne hissediyorlar diye empati kurmak isterdim insanın gozunden dünyayı değilde, dunyanin gözünden insani gormeye anlamaya çalışırdım.

Olmayan müzik derslerini, cizilemeyen resimleri, sahayı turladigimiz beden derslerini, her birinin hayat dersi verdiğini hayatın bir ritminin olduğunu bu ritmi yakalayamadıgin zaman sol anahtarinda yerini kaybetmiş bir nota gibi kaldığını, yaşamanin kaderindeki resmi ortaya çıkarmak olduğunu, dünyanın hep bir koşturma, tur gecme olduğunu dusunurdum eğer şimdi tekar bir lise öğrencisi olsaydım....

Okul hayatıni tamamlayıp, hayat okuluna devam ettigimiz  bugünlerde tecrübenin zamanla öğrenilen en kıymetli bilgi olduğunu bir kez daha idrak etmiş oldum.

]]>
Thu, 01 Dec 2022 08:43:42 +0300 Tuba KAYA
Tezelzül https://edebiyatblog.com/tezelzul https://edebiyatblog.com/tezelzul (Tezelzül: kelime anlamı sarsılma, etkilenme, deprenme anlamlarına gelmektedir.)

Zannetmek üzerine kurmuşuz bütün yaşantımızı. Bu kızıl mavi dönen koca evren bir zan kendi haline kendince. Bataklıkta bir balçık sanki üzerimize sıvanan. Bu tezelzül uzvum herşeyden habersiz zan içinde kulaçlıyor kendini.

Sağlıklı sıhatliyim zannediyorsun, ertesi amansız bir durum çıkıyor. Hava güneşli olacak zannediyorsun, bir kaç dakikaya çekiyor güneş beyaz yorganını üzerine ben üşüdüm diyerekten. Böylede tezat böylede tezelzüldür işte zannetmek. Densizce dönüyor dünya. Kendi dengemizi bulmalıyız bu densizlikte. Zanlarımızı sabitlemeliyiz biryerlere, bu sarsıntı da düşmesinler diye. Yol uzun yolculukta. Daha birçok şey var zannetceğimiz. Daha çok şeyde yanılacağız gidişata bakılırsa. Kendi raylarında tıngır mıngır giden bir günden fırlama sessizlik zamanındayız.

Kendi sesizimiz nede dinlenir şimdi bu gümbürtülü sessizlikte, en azından öyle zannediyorum. Duyabildiğimiz şeyler kârımız. Sondan üçüncü parçadadır belkide zanlarımız, kişisel menkıbelerimiz.İkiye düşsek delicesine döncek gibi bu dünya, ne kelimeler asılı yerlerinde durabilir nede bu denli biz sabit kalırız bu sarsıntıda. Şirazesinde, dönenide duranıda yaşatmalı nihayetinde. Seher vakti alınan nefes kadar temizlese içimizi keşke bütün zamanlar. Böylesine nefes açıcı böylesine mis gibi olsa zanlarımızda.Tek ses tek nefeslik hakkımızda güçlü bir çığlık atabilmek vazife. İstikamet doğrultusunda bu tezelzülde düşmeden hızlanılmalı o halde...

]]>
Wed, 30 Nov 2022 23:38:56 +0300 Elif Can
Serendipçe https://edebiyatblog.com/serendipce https://edebiyatblog.com/serendipce (Serendipçe: kelime anlamı tesadüf, mutlu kaza anlamlarına gelmektedir.) 

Bize çizilen dünya kafeste. Hüzzam makamında çalan bir serendipçe. İstikrarlı başlıyor bundan sonraki günler yanıbaşımızda. 

Neden midir? 

Kaybolup gitmeye yüz tuttu çünkü onca şey, kültürümüz, dilimiz, dinimiz, saygımız hepsi zedelendi. 

Batıya özenmekle, kendimizi düzeltmeyi unuttuk. 

"İçten çürüyor benim memleketim ve buda beni çok üzüyor."  Sonradan müslüman olmuş batılı bir yazarın kelimeleri bunlar.

O kadar büyük olup, özgürlüğün sembolu olup bir çok ilgiyi üzerine çekebiliyorlar lakin, kötü alışkanlıklarla yavaş yavaş zedeliyorlar kendilerini. Biz bir şeyin iyi hoş güzel olanını seçip, örnek alırız kendimize değil mi? 

O halde eleğimizden geçirmeden nedendir herşeyiyle örnek almamız bir başka yeri. 

Özgürlük ne de tuzaklı bir kelime değil mi?

Özgürleşmekten yalnızlaştık artık.

Belki bu kadar özgür değilken daha kalabalıktı bayramlar, daha genişti sofralar, yürekler daha genişti. Dıştan genişledikçe içten daralıyor insanoğlu. 

Günümüzün klasik sıradan yakınması, herkesin dilinde belkide, lakin üzülerek söyluyorum ki malesef bu hiçbirşey değiştirmiyor. Serendipçelerimizi kaybediyoruz yavaş yavaş. Yavaş yavaş sözü de eskidenmiş artık hızla...

O denli de eskimişiz anlaşılan.

Bu mutlu kazalarımızı, güzel günlerimizi yaşatabilmek adına.

Unutmayalım duyduklarımıza değil, kendi okuduklarımıza inananalım, kendimizi örnek alalım. Yazınsal küredeyiz hepimiz.. İçten özgürleşebilceğiniz günleriniz olsun.

]]>
Wed, 30 Nov 2022 23:36:48 +0300 Elif Can
Okumak ama nasıl? https://edebiyatblog.com/okumak-ama-nasil-3935 https://edebiyatblog.com/okumak-ama-nasil-3935 "Dünyada başarı salt bilgi aktararak değil çalışma metodu­nu bilerek doğruyu bulma veya bir amaç uğruna çalışma isteği uyandırarak sağlanır."(İrade terbiyesi)

Günümüzdeki eğitim sistemi, öğrencilere sadece bilgi yüklemesi yaparken o bilgiyi nasıl kullanacaklarını ne için kullanacaklarına dair bir bakış açısı kazandiramamaktadir.

Bizler bir kitap okurken oradaki salt bilgiyi öğrenmenin yeterli olduğunu düşünüyor üzerine yorum eleştiri yapamiyorsak çocuklardan bunu yapmalarını nasıl bekleyebiliriz ki, 

Merak duygusu doğuştan gelen bir duygudur, çocukların bu yetilerini kaybetmelerine neden olmasak, gelecek nesiller daha meraklı, bilginin hambali değil bilgiyi kullanan  nesiller olacaktır.

Kitap okumak sadece içindeki bilgiyi öğrenmek için olursa gerçek amacına hizmet etmemiş olur. Kitap okurken okuyucu kendi dusuncelerini gözden geçirir, kendi fikirlerini günceller, pekiştirir. Olanı olduğu gibi kabul etmek bizi bilgili yapmaz kelime hambali yapar. Bilgili olmak sürekli kendini yenilemek, merak duygusu her daim tazelemek, sende olanı fark etmektir...

Kitap okurken kendini okumaktır...

]]>
Mon, 28 Nov 2022 12:53:49 +0300 Tuba KAYA
Vuslat https://edebiyatblog.com/Yıllarca kaçtığı ses işte ruhunu çınlatıyordu şimdi https://edebiyatblog.com/Yıllarca kaçtığı ses işte ruhunu çınlatıyordu şimdi Hasret,taşlarla döşeli dar sessiz ve tenha yolda yavaş yavaş tedirgin adımlarla yürüyor ama sanki nereye gittiğini bilmiyormuş gibi korkak adımlarla ilerliyordu.İç güdüleri onu o ıssız sokak kadar yalnız düşüncelerinden sıyırıp atmak istercesine daha sahile varmadan dalga sesleri ile yok etmeye çalışıyordu.

Küçük adımlarla sahil boyu yürüdü,tıpkı büyülenmiş gibiydi, gelip seslensen belki duymazdı seni..Çünkü dalgaların sesi onu alıp uzaklara götürmüştü çok uzaklara hem de bir gün değil iki gün değil yıllar öncesine çocukluğuna götürmüştü.

Sonra uykudan uyanmışcasına gözlerini ovuşturdu,gördüğünden emin olmak için koca koca açtı gözlerini,uzakta küçük bir kız çocuğu vardı.Oturmuş başını dizleri üzerine koymuş elleriyle bacaklarını kavramış sessizce oturuyordu.

Buraya kadar korkakça attığı küçük adımlarını emin ve büyük adımlara çevirdi hızla yürürken her adım atışında geçmişe gittiğini hissetti ama hayır şu an sadece küçük kızın kim olduğunu merak ediyor,yaklaştıkça da kalbi istemsizce hızla atmaya başlıyordu,kısa bir sürede kendini o küçük kız çocuğunun yanında buldu,diz çöküp omuzuna dokundu hiç düşünmeden.

Küçük kız başını kaldırıp baktığında Hasreti yıllarca bekleyen bir dost gibi...

 -Neredeydin,neden bu kadar geç kaldın,

diye konuştu.

Hasret şaşkınlıkla bakıyordu, kimdi bu kız ilk defa görüyordu ama onu neden bekliyordu, nereye geç kalmıştı,başında bir dertmi vardı acaba,diye düşüncelere dalmışken

Küçük kız ağlamaya başladı,

-Bu kadarmı yabancısın bana,beni neden tanımadın,bu kadar mı uzaksın bana diye kafasını kucağına gömüp hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam etti.

Ne olduğunu anlamayan bu olanları aklında bir yerlere oturtamayan Hasret öylece kala kaldı kızın başucunda.

Yüzü donmuş mimiksiz ama ruhu kabarmış dalgalara eşlik ediyordu benliği.Ne oluyordu kimdi bu kız neden beni bekliyordu ben ona ne yapabilirdim ki kendime bile yetemezken,neden geç kaldın demişti kız, kime neye geç kalmıştı ahh işte sinirlenmeye başlamıştı Hasret üstesinden gelemediği her durumda bunu yapmaz mıydı sinirlenir,kaçar bi köşede ağlardı,bu küçük kız çocuğu gibi....

Tekrar diz çöküp kızın iki omzunu kavrayıp,yüzüne düşen kısa saçlarını kulağının arkasına atarak o küçük masum gözleri kendine çevirdi, çenesinden tutarak.Sanki aynaya bakıyormuş gibi hissetti Hasret hayır hayır gibisi fazlaydı öyleydi,aynaya bakıyordu.Minik suratında yüzünü kaplayan o iki cam parçasının arkasından bakıyordu Hasrete.

Boğuk çıkan sesiyle bir kez daha konuştu -Beni hiç mi özlemedin diye inledi sanki..

Kendini yokladı ben seni tanıyamadım ki be güzelim nasıl özleyeyim seni diye sessizce bakıyordu karşısında duran masum temiz küçük kız çocuğuna.Çekingen bir halde konuşmaya çalıştı Hasret, ne diyeceğini bilmez bir halde, yanlış bir şeyler söylemekten çekinerek,

 -İsmin ne senin güzelim dedi ve o an pişman oldu sorduğuna

Elini hızla çekti çenesinden,hırçınlaşarak kalktı ayağa,Hasret neye uğradığını şaşırmış, nedese uygun olurdu bilmiyordu,şuan hiçbir şey bilmiyordu.

Koşarak uzaklaştı çocuk,gayri ihtiyari Hasret de koşmaya başladı,durmuyordıu koşuyordu sanki Hasretten değil kendinden kaçıyordu çocuk,öyle acı öylesine ızdıraplı bir koşuştuki,iki ayrı bedenin tek bir kalpte kavuşma öncesi çektiği ızdıraptı bu.Hasret nefes nefese kalmış ama çocuk hala sahilin sıcak kumlarında koşuyordu,Hasret daha fazla dayanamayıp olduğu yere çöktü ve o da hıçkırıklara boğulmuştu,içinde tarifsiz bir acı hissettiki o biraz önce kız çocuğunu değil kendine koşuyor da kendine yetişemiyordu,bu gününe kadar hiç böyle ağladığını bilmiyordu,

Sadece ağlıyor avuçlarının arasındaki kumları alıp alıp savuruyordu sanki kendini savururcasına...

Zaman durmuş tüm sesler susmuştu o an.Hızla atan kalbinin sesinden başka hiç bir şey duymuyordu..

Küçük kız çoktan gitmiş ve gözden kaybolmuştu yada ona öyle geliyordu.

 -Gitti onu tanıyamadım ,gitti işte gitti,diyerek kızdı kendine,dizlerini döverek..

Beklemiyordu ama küçük kız gelmiş karşısına dikilmişti,bu defa o tutmuştu Hasretin çenesini ,direnmeden kaldırdı başını hıçkırığı kesilmiş ama yaşlar ardın sıra akıyordu.

-Neden ağlıyorsun büyükler ağlarmı ? diyerek yaşlarını sildi usulca ama durmuyordu yaşları Hasretin,yıllarca bu anı beklemişcesine sadece karşısında ki aynaya bakıp ağlıyordu..

-Affet tanıyamadım,ben seni tanıyamadım deyip tekrar hıçkırıklara boğuldu.

Küçük kız çocuğu Hasretin yüzünü avuçlarının arasına alıp,

-Sana ağlama demeyeceğim çünkü ben yıllarca seni bekledim,ağlayıp yaşlarınla kendini temizlemeni bekledim.

Beni hatırlamanı,bana gelmeni çok bekledim.

Ama senn deyip,geri çekti kendini,çattı kaşlarını,şimdi küçük bir kız çocuğu olan Hasretti gözyaşlarıyla ıslanmış yüzünü eğdi -Ama sen ne yaptın diye bağırarak azarlarcasına konuşmasına devam etti.

Hasret sadece suç işlemiş masum bir çocuk edası ile onu izliyordu , kendini izliyordu ve bu yüzdendi karşısındaki isyana sessizce duruşu.

-Sennn beni unuttunnn 

Sen büyümek istedin ve nihayetinde büyüdünde ve senn çocukluğunu ötesi kendini unuttun diye haykırırken,

Hasretin yüreğinde ki yaranın kabuğu düşmüş,kanamaya başlamıştı,acı çektiği her halinden belliydi ama küçük kız acımasız davranıyor ve konuşmaya devam ediyordu.

-Başkaları girdi hayatına,onlara benzemek istedin,onları mutlu etmek istedin ama beni içindeki karanlık zindana hapsettin

-Masumluğumu aldın,saflığımı,berraklığımı aldın benden,sesimi,hayallerimi aldın,sen ne yaptın ha söylesene,susma cevap ver bana, konuş konuş????diye Hasreti sarsıyordu.

Hasrette değil gitmek kıpırdayacak derman kalmamıştı çünkü yıllarca kaçtığı ses işte ruhunu çınlatıyordu şimdi.

Onca kızgınlığına rağmen diz çöktü göz göze geldiler ama başını sallayarak 

-Hayır gözlerine,gözyaşlarına,asla kanmayacağım 

-Söylesene kimi mutlu edebildin,kime kendini verebildin,kime kendini sevdirebildin.

Hepsi boş herkes yalan değil mi ? o yüzden burada karşımda aciz bir haldesin......

Hasret uyuşmuş kendinden geçmişti,ağır gelmişti bu yüzleşme ama susmuyor belliki susmayacak,acıtmaya devam edecekti...

Hasret derin içli bir nefes aldı önce uzun süredir ciğerlerine nefes gitmiyormuş gibi...

+ Ben seni unutmadım,sen hep benimleydin

-Susss..yalan söylüyorsun,ben o attığın zindanda tek başıma ağladım yıllarca,

şimdi bana seni hiç unutmadım diyorsun, büyümek seni yalancıda yapmış..!

Hasret hiç düşünmeden ayağa kalkıp yeter diye çıkıştı 

+ Baksana sen bana şuan ne kadar farklıyız seninle,anlamayacağın şeyler var be çocuk,herşey senin gördüğün gibi değil , düşündüğün gibi hiç değil,hayat güllük gülistan hiç değil,gökkuşağını bilir misin sen,o renkleri alırlar hayatından da siyahla yaşamak zorunda kalırsın,o yüzden ben anlatsam bile sen anlamazsın o masum temiz ruhunla anlayamassın

+ Sen sadece kendi açıından bakıyorsun,çünkü bana kızgınsın,kırgınsın çokta haklısın.

Ama banada hak vermeye çalış,diyerek devam etti,yıllarca içinde biriktirdiği her ne varsa döküyordu Hasret, konuştukça rahatlıyordu..

+ Benden büyümemi istediler büyümek zorundaydım,

Benden yüreğimi aklımı hayallerimi söküp atmamı istediler, öyle de yaptım itaat ettim onlara aptal gibi

Benden kadın olmamı istediler,daha kadın olmayı kavrayamamışken benden Anne olmamı istediler.

Sen içimdeki karanlıktayken ve ben o karanlıktan korkuyorken,dünyaya senin gibi bir çocuk getirmek için yıllarca çaba sarf ettim,halada ediyorum,yaşları dinmiş,yerini öfkeye bırakmıştı,ama bu öfkenin asla bir sahibi yoktu,

+ Büyümek zorundaydım anlıyormusun yoksa bunları yapamazdım,yaşayamazdım, bu dünyanın telaşı çok benim çocuk ruhum bu telaşı kaldırmazdı anlıyormusun büyümek zorundaydımm 

Daha önce öfkesini kusmuş olan küçük kız yumuşamıştı,Hasretin elini tutup asıldı kendine doğru,göz kontağı kurdu konuşmadan önce

-Büyümek zorundaydın ama beni unutmak zorunda değildin,hiç yokmuşum gibi davranmayabilirdin,bende karanlıktan korkuyorum senin gibi, belkide senden daha çok,tut elimi şimdi çıkar beni o karanlık zindandan,gelecek o mucizevi yolcuyu,beraber bekleyelim, bekleyelim ki ne o karanlıkta kalsın ne ben ne de sen..

Bir onay bekliyor du,küçük de olsa bi işaret bi söz ama Hasret uzunca bi süre sustu elleri minik eller arasında öylece kala kaldı.

-Konuşmayacakmısın,bana küsmü gideceksin dedi sessizce boynunu bükerek

Hiç bir şey demeden sımsıkı sarıldı kendine,daha da diyecek bir şey yoktu zaten,öptü kokladı dakikalarca,ağladılar beraber,dünya durmuş,zaman durmuş,tek bir vücut olup,vuslat gerçekleşmişti.

O an farketti Hasret bugüne kadar hiç kimseye hiçbir şeye muhtaç olmadığı kadar muhtaçtı kendisine,çünkü kendisine açtı kendisine susuz, kimseye değil sadece kendisini içindeki karanlık zindandan çıkarmaya ihtiyacı vardı...

]]>
Sun, 27 Nov 2022 23:53:32 +0300 Kasım Çiçeği
Her Hata Affedilebilir Mi? https://edebiyatblog.com/her-hata-affedilebilir-mi https://edebiyatblog.com/her-hata-affedilebilir-mi 26.11.2022

Çok zor biliyor musun?Artık birgün gelsen de affedemicem seni.Sana bir daha geri dönemicem.Demiştim kendi kendime.Hayatına bir daha birini alırsa benim için biticek biliyorum o yüzden lütfen yapmasın demiştim.Ama sen yine yaptın.Tek bir kelimenle seni her şeyden çok sevicek bir kızı kazanabilirdin.Yapmadın.Ben seni,sende beni sonsuza kadar kaybettin.Gerçi sen beni,bende seni hiç kazanamadık.Kazanılmayan şey sonradan kaybedilir mi onu da bilmiyorum.En çok herkese karşı savunduğum insanın herkesin söylediği gibi biri çıkması canımı acıtıyor.Şuan başkasını sevmene ya da hayatında birinin olmasına üzülmüyorum.Ben seni affedemicek olmama üzülüyorum.İçimde bir yerde hep bize yazık etti dicek olmama üzülüyorum.Ama bunların yanında şöyle bir şey de var.Birgün seni hatırladığımda aklıma güzel bir anı,güzel bir heyecan ve sevgi olarak geliceksin.Her şeye rağmen hala iyi ki karşıma çıktın.Ben seni çok sevmiştim...

]]>
Sat, 26 Nov 2022 15:30:20 +0300 nimbusrain
ÖĞRETMENLER GÜNÜNDEN ARTA KALANLAR https://edebiyatblog.com/ogretmenler-gununden-arta-kalanlar https://edebiyatblog.com/ogretmenler-gununden-arta-kalanlar Dijital çağın getirisi kutlamaları da dönüştürdü. Yıllar sonra yeni nesle bugünün insanı şöyle aktaracak “Ne günlerdi, mesaj yağmuruna tutulurduk. Her sosyal medya sayfam günün hikayeleriyle dolardı. Unutsan bile farkına varırdın özel günün”

Özel günler ne içindir? Farkındalık yaratmak için…. Bir şeyin özel günü varsa üzerine düşünülecek çok şey var demektir. Bugün 24 Kasım: Öğretmenleri düşüneceğiz öyleyse.

Eğitim her ortama yayıldı. Öğretmene ihtiyaç var mı diye konuşulmaya başlandı. Pandemi sürecinde çocuklar dijital öğretmenlere alıştılar. Mesleklerde dönüşüm olacaksa öğretmenlik mesleği de bundan nasibini alacak. Evet okul denen binalara binlerce yavruyu toplayıp, bir bilgi aktarımı tarzında öğretime öğretmene mecbur etmenin modası geçti sanıyorum. Çocuk haklı olarak sabah istediğim saatte kalkayım, bir şey öğrenmem gerekiyorsa kendime uygun saatte  sanal alemimi açar öğrenirim diye düşünüyor. Bu zihniyetteki çocuğa klasik eğitim sisteminin dayatmaları da türlü türlü sorunlarla karşılaşılmasına yol açıyor.

Eğitim hep sorunluydu. Zira öğrenci merkezli eğitimin öğretmen yok sayarak yapılan iyileştirmeleri asla kimseyi iyi bir noktaya ulaştırmadı. Öğretmen öğrencinin ihtiyacını ortak mekan ve zamanlar paylaşarak gören, tespit eden kişidir. Kendi kendine öğrenen bireyin gelişip gelişmediği mutlaka ölçülerek anlaşılır. Bu dijital alemin sunduğu sınav olanaklarıyla henüz başarılamıyor. Çoktan seçmeli maddelerden oluşan test sınavları yaratıcığı ölçemiyor. Bilgi ölçüyor.  Mesala yaratıcı yazarlık, resim, karikatür çizmek, oyunculuk, sinemacılık gibi yetenek, beceri ve ustalıkları birebir değerlendiremezseniz sadece yazılı sınavla ölçemezsiniz. İşin tuhafı her meslekte yaratıcılık bulunduran bir adım öne çıkıyor. Bilgisi tam olan, ya da eğitim kurumlarını birincilikle bitirenlerin çok başarılı olduğunu göremiyoruz. Parlayan, tanınan, kendisini ve çevresini hızla kalkındıran kişiler ortalama eğitim başarılarına sahip kişiler genellikle. Bilerek örneklendirmiyorum. Zira istisnalara takılıp herkes için geçerli olduğu kanısı uyandırıyor, iyi bir rehber olmuyor. EİNSTEİN okulda başarısızmış. Ama bugün dahi bilim adamı olarak biliniyor örneğinde olduğu gibi. Bütün başarısızlar kendini bu kategoriye koyup, hiçbir şey yapmadan başarının kendisini bulmasını bekliyor.

Öğretmen çocuğun keşfedicisi, rehberi olan kişidir. Fert bazında değil bu işi sınıf bazında icra eder. Ama farklılıkları farkederek, rehberliğini çeşitlendirerek. Öğrenci yol arayandır. Öğrenmenin yolunu arar. Zira öğrenmeler bir hayat boyu devam eder. Öğrenmenin kendisi için nasıl gerçekleştiğini bulan, her türlü yoluna başarılarını da sürükleyerek devam eder. Öğretmenliğini ilk çağlardan beri olması gerektiği gibi yapan vardır ki öğretmene büyük değer atfedilmiştir. Bugün de öğrencilerine deniz feneri olan nice öğretmenler var. Sistem niteliklilik konusunda seçicilik yapamasa da, insan ruhu bunu en iyi şekilde yapar. Kendisinde iz bırakan öğretmeni daima hatırlar. İyi veya kötü.

Öğretmen değerlidir: Çünkü insanı sever, işi insandır, malzemesi de insan.

Öğretmen toplumu inşa edendir: Toplumu ileriye götürecek hangi unsur varsa onun beşeri kaynağını öğretmen var edecektir.

Öğretmen milletin zamkıdır: Millet ailelerden, aileler fertlerden oluşur. Bir öğretmenin bir öğrencisi varsa ailesi ile birlikte süreci götürür. Zaman zaman ebeveynleri çocuğa, zaman zaman da çocuğu ebeveynlere yaklaştırır. Aileler arası etkileşim de bunun bir parçasıdır.

Öğretmen gelecektir: Öğrenci öğretmeninden etkilenir örnek alır. Giyim tarzı, yazı tarzı, konuşma tarzı vb. Anne ve babasından sonra tanıdığı bu varlığı daha öne geçirir. Öğretmenin istediği olacaktır, dayatır evde. Öğrencinin fıtratına, gelecek hayallerine uygun kişilerle buluşturur, bir anlamda tanıştırır. Hayat öykülerini okuduğunuzda değil, etkili bir ağızdan dinlediğinizde repertuvarınıza alırsınız.

Öğretmenin kıymeti bütün bu çerçevede değerlendirilip bilindiğinde öğrenciden, topluma olumlu bir enerji akışı sağlanacak ve güzel bir dünya yaratılması ile somutlaşacaktır.

]]>
Thu, 24 Nov 2022 18:33:30 +0300 GÜMÜŞ SÖZ
HAYATA YÖN VEREN ÖĞRETMENLER https://edebiyatblog.com/hayata-yon-veren-ogretmenler https://edebiyatblog.com/hayata-yon-veren-ogretmenler

]]>
Wed, 23 Nov 2022 20:00:04 +0300 KUM SAATİ YAZARI
Depresif Olmak https://edebiyatblog.com/depresif-olmak https://edebiyatblog.com/depresif-olmak Depresif bir yaşam sürüyorsanız eğer kendi potansiyelinizi heba edersiniz. Geçmişte yaşadığınız her şeyi depresif olmanız için değil ders almanız için yaşadınız. O yüzden geçmişi bir kenara bırakıp geleceğe odaklanmanız gerekmektedir. Depresiflik başarılarla dolu bir hayat sürebilmenizi engelleyen bir durumdur. Ne potansiyelinizi ortaya koyabilirsiniz, ne de bir işi başarmak ve bir işe başlamak için can atarsınız. Hayata karşı olan isteksizliğiniz tüm vücudunuzu kaplayarak tembel, başarısız, geleceğe yönelik bir hedefi bile olmayan bir kişi haline gelirsiniz. Eğer öyle bir sorununuz varsa ne yapın edin bu depresiflik durumundan kurtulmaya çalışın. Bunun için pozitif müzikler dinleyebilir, kitap okuyabilir, geleceğe yönelik planlar yaparak kendinizi motive edebilirsiniz.

Bunlarla birlikte sadece bireysel sorunlar değil, evrensel sorunlarda bizi depresifliğe sürükleyebilir. Bu durumda yapmanız gereken kontrol edemediğiniz durumları odak noktası haline getirmemeniz. Kontrol edemeyeceğiniz durumları göz ardı ediniz. Sadece kontrol edebileceğiniz sorunlara odaklanmanız sizin için harika olacaktır.

]]>
Mon, 21 Nov 2022 23:02:50 +0300 Zülfükar Utkan
Tabandan Tavana https://edebiyatblog.com/tabandan-tavana https://edebiyatblog.com/tabandan-tavana Sat, 19 Nov 2022 13:05:00 +0300 Kübra Çiftçi Ateşe Uçan Kelebek https://edebiyatblog.com/atese-ucan-kelebek https://edebiyatblog.com/atese-ucan-kelebek                                                                                                                                                    02.11.2022

Seni her gün birilerine karşı savunmaktan o kadar yoruldum ki.Biliyorum ben sen kötü değilsin.Kalbin kırık senin.Hissediyorum.Anlamıyor kimse.Anlatamıyorum.Gözlerinin içini gördüğümde kırılmış,gülmeyi,değer görmeyi unutmuş,görüyorum ben.Umarım gördüklerim ve hissettiklerim beni yanıltmıyordur.Her gün birileri hakkında bana yanlış olduğunla ilgili konuşuyor.Yanlış olan sen değilsin bence.Belki hayatına aldığın insanlar.Belki de yaşadıkların.Emin değilim.Ben seninle her şeyi düzeltmek istiyorum.Bana düşündüklerimin doğru olduğunu kanıtla istiyorum."Herkesten duyuyorum hakkında ne kadar ağır şeyler ama sen duyma."

Bu sefer başkarını dinlemicem,umursamıcam.Hata da olsa doğru da olsa denicem,yaşıcam ve sonuçlarını kendim görücem.Biliyor musun?Ben bu kadar cesaretli konuşamazdım hiç.Hep üzülmekten korkup kaçardım.Sen bana haberin olmadan cesaretli olmayı da öğrettin sanırım.Sen benim karşıma tesadüfen çıktın.Hayat gerçekten tesadüflerle güzelmiş.Sen hiçbir zaman birileri arasından seçenek olmadın.hep tektin.Benim şuan bunları kabullenmem çok korkutucu.Bu düşünceler ve sen ateş gibi.Bende ışığı görüp sıcaklığı tahmin etmeden ateşe doğru uçan kelebek gibiyim.Sıcaklığı hissedip kaçmak istediğim zaman her şey için çok geç olucak belki.Ama sonuçta kelebeğin ömrü çok kısa zaten.Ateşe gitse de gitmese de az bir ömrü var.En azından istediğini yapsın,yaşasın.Kanatları yansa da canı acısa da kısacık zamanında istediğine ulaşsın,onu görsün,hissetsin.

]]>
Thu, 17 Nov 2022 19:37:58 +0300 nimbusrain
Her Bitiş Bir Başlangıcın Habercisi Midir? https://edebiyatblog.com/her-bitis-bir-baslangicin-habercisi-midir https://edebiyatblog.com/her-bitis-bir-baslangicin-habercisi-midir                                                                                                                                              30.10.2022

Niye kafamdan çıkmıyorsun bilmiyorum.Senden nefret etmem gerekirken seni hala çok seviyorum.Yani sanırım.Sürekli görmek istiyorum,görmek istememem gerekirken.Keşke en başında çok mutlu olsaydık seninle.O merdivende çöküp kaldığımda yaşadığım heyecanı sana sarılırken yaşasaydım.Keşke birbirimizi çok sevseydik.Üzüldüğünde yanında olsaydım hep.Bankta otururken,bahçede dolaşırken hep suratın ifadesiz.Donuksun.Keşke seni güldürebilseydim.Keşke hiç başkasının omzuna yattığını görmemiş olsaydım.Beni sevmemen canımı acıtmazdı.Ama başkasını sevmen çok canımı acıttı.Yanında birini gördüğüm ilk zamanlar çok kötüydüm.Zorla bile gülemezdim.Bu sene başkasının elini tutup yanımdan geçtiğinde bunla dalga geçtim ve güldüm.Ama o gülmelerim ağlamamdan daha çok canımı acıttı.Başkasını sevdim mi,sevmeye çalışıp kendimi buna mı inandırdım bilmiyorum.Ama sen farklıydın.Seni ilk kez görüşüm,kim olduğunu bulmam,sana yazmam,sana olan bakışlarım,heyecanım,mutluluğum...Hepsi çok farklıydı.Ben senin için çabalamak istemiştim.Hep sana bakıyım,hep yanımda ol istemiştim.Seni üzen ne varsa buna engel olabiliyim istemiştim.Ama sen bunların hepsine engel oldun.Belki sevilmeyi hak etmiyorsun.Ama ben seni herkesten,her şeyden çok sevmek istemiştim.Bunların hepsi çok can acıtıcı belki ama bunlardan daha fazla acıtan şey yine gelsen yine seni sevmem,sevecek olmam,yaptıklarının gram umrumda olmaması ve çabalamaya hazır olmam.                       

]]>
Thu, 17 Nov 2022 19:13:25 +0300 nimbusrain
ÖDÜLLÜ YAZAR VE ŞAİR BETÜL FIRAT BAŞARIDAN BAŞARIYA KOŞUYOR https://edebiyatblog.com/odullu-yazar-ve-sair-betul-firat-basaridan-basariya-kosuyor https://edebiyatblog.com/odullu-yazar-ve-sair-betul-firat-basaridan-basariya-kosuyor ÖDÜLLÜ YAZAR VE ŞAİR BETÜL FIRAT BAŞARIDAN BAŞARIYA KOŞUYOR

Yazar ve Şair Betül FIRAT, By Medya Protokol tarafından 5 Kasım 2022 de düzenlenen 3. Gümüş Kariyer Ödüllerinde Yılın En Başarılı Fark Yaratan Yazarı Ödülünü alan Başarılı Yazar Betül Fırat, yine 8 Kasım 2022 de görkemli bir törenle gerçekleşen Kristal Çam Ödüllerinde de Yılın En Başarılı Yazarı Ödülüne ünlü ve başarılı isimlerle birlikte layık görüldü.

Başarılı Yazar Fırat; “Son dönemdeki beni mutlu eden başarım aldığım ödüller olmakta. By Medya Protokol Dergisine ve Kristal Çam Ödülleri Yönetim Kuruluna çok teşekkür ederim bu ödülleri layık gördükleri için. Hem duygulandım hem de onur duydum. Bundan sonraki çalışmalarımı daha şevkle ve keyifle yapabileceğimi söylemek isterim. Bu şekilde ödüller genelde daha fazla teşvik ediyor beni; özellikle de yeni eserler üretebilmem için. Yeni eserler üzerindeki çalışmalarıma titizlikle devam etmekteyim. ” dedi. 

 

ONUN BÜYÜLÜ KALEMİ OKUYAN HERKESE İYİ GELDİ

Etkili kalemiyle sosyal medyada da büyük etki yaratan ve Paradoks Okur Yazar olarak bilinen Betül Fırat, 4 eser sahibi, besteli şiirleri olan,  Edebiyat Sanat Meltemi Genel Yayın Yönetmeni ve Aksed Yönetim Kurulu Üyesi olarak kariyerindeki başarısını sürdürmeye devam ediyor.

 

BETÜL FIRAT ETKİSİ SOSYAL MEDYADA DA DEVAM EDİYOR

Ödüllü yazar Betül Fırat’ın başarı basamaklarını hızla çıkmaya devam ettiği kariyerindeki gelişmelerden haberdar olmak istiyorsanız onu sosyal medyadan takip edebilir, kitaplarını kitap satan her yerde bulabilirsiniz.

 

Betül Fırat kimdir?

1984 yılında Amasya’da doğdu. Liseyi Diyarbakır İlinde

Diyarbakır Anadolu Öğretmen Lisesi’nde tamamladı. 2010 yılında lisansını Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde, 2018 yılında da Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü’nde yüksek lisansını tamamladı. 2012 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde görevine halen Ankara’da devam etmektedir. Türkiye Engelli Bayan Halter 2009 (Benç Press)

Şampiyonası’na katılarak ikinciliği yakalamıştır. Şu ana kadar 4 eser çıkarmıştır. 3 Antoloji kitabında yer almaktadır. Çeşitli web gazetelerinde köşe yazarlığına ve dergi yazarlığına devam etmektedir. Türkiye Yazarlar Birliği Ankara Şubesi Üyesi, Ankara Kültür Sanat ve Edebiyat Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Yazşader Üyesidir. Edebiyat Sanat Meltemi Platformunun Genel Yayın Yönetmenliğini yapmaktadır.

 

Eserler:

Mavinin Fecri (Deneme Kitabı, 2020),

Mihrinin Hicranı (Şiir Kitabı, 2021)

Kimine sevdadır, kimine cezadır. (Bestelenen Şiiri, 2021)

Heybemden Dökülen Öyküler (Öykü Kitabı, 2022)

Siyah Şapkalı Adam (Polisiye Roman, 2022)

Sisli Gece Öykü, Yürekten Kaleme Dökülen Öyküler, Yürekten

Kaleme Dökülen Şiirler (Katıldığı Antolojiler, 2022)

Ödül;

2022 Altın Kalemler Mansiyon Ödülü (Şanlı Bayrağım)

Yılın En Başarılı Fark Yaratan Yazar Ödülü, 3. Kariyer Gümüş

Ödülleri, 2022 By Medya Protokol

Yılın En Başarılı Yazarı Ödülü, Kristal Çam Ödülleri, 2022

Kristal Çam Ödülleri Yönetim Gurubu

Jüri Başkanlığı;

2022 Ferhat ve Şirin Öykü Yarışması Jüri Başkanlığı

]]>
Thu, 17 Nov 2022 10:54:02 +0300 Betül FIRAT
Bazı Bazılar https://edebiyatblog.com/hansahanım-3880 https://edebiyatblog.com/hansahanım-3880 Bazı yaralarımız var kabuk bağlamayan

bazı eksiklerimiz kalbimizde uçan kuşlardan

Ne sarabiliyoruz yaralarımızı, ne kanatlandırabiliyoruz gönlümüzün kuşlarını

Ama kimsesiz değiliz yine, biz saramasak da

yaralarımıza yara bandı saran çiçek yüreklerimiz var...

                                                                                            "Hansa"

                                                                                                                                                                   

]]>
Tue, 15 Nov 2022 21:34:33 +0300 Kübra Nur
Duygularını Kontrol Et https://edebiyatblog.com/duygularini-kontrol-et https://edebiyatblog.com/duygularini-kontrol-et Herhangi bir olay karşısında aşırı reaksiyon vermekten kaçınınız. Etrafınızda ki insanlar aşırı reaksiyon verdiğiniz takdirde sizi özgüvensiz ve çevresel etkenlere karşı korunmasız olduğunuzu düşünür. Kısacası zayıflığınızı belli etmiş olursunuz. Bir insanın karşısında asla duygusallaşmayın, çünkü duygusallaştığınız konuya bağlı olarak zafiyetlerinizin farkına varabilir. 

Eğer birisi size duygularınızı kötü etkileyecek bir şey söylerse sakin olun. Sakın sinirlenmeyin ya da aşırı reaksiyon vermeyin. Bunu yaparsanız karşıda ki kişi hem zayıf olduğunuzu hem de söylediği şeyden etkilendiğinizi düşünecektir. Sakince karşı saldırıya geçin ya da söylediği şeyi alaya alarak gülün. Burada vermek istediğiniz mesaj "senin söylediklerin beni etkilemez" olacaktır. 

Başınıza ne gelirse gelsin kolaylıkla sinirlenmeyin. Sinir anında mantıklı fikirler üretemezsiniz. Mantıklı davranışlarda bulunamazsınız. Bakın duygusallaşmayın, bunu asla yapmayın.

Gelişen durumlar karşısında sakin kalabilen insan güçlü insandır. Çünkü mantıklı davranışlarda bulunabilir, durumu düzeltebilir, ya da gelecek olan zarardan en az zayiatla kurtulmasını bilebilir. 

]]>
Mon, 14 Nov 2022 17:24:56 +0300 Zülfükar Utkan
Efdal https://edebiyatblog.com/efdal https://edebiyatblog.com/efdal (Efdal: kelime anlamı üstün, erdemli , çok faziletli anlamlarına gelmektedir.)

Zaman göreceli bir kavram. Tıpkı bu dünya ile öbür dünyadaki zaman kavramlarının farklı olması gibi. Onu geçtim günlük hayatımızda bile aynı dünya üzerinde farklı zamanlar.  Veyahut aynı evren üzerinde... Uzaydaki 1 saatin dünyada 7 yıla tekabül etmesi misali. Zaman kişinin gönlünden akanla ilişkilidir. Efdal sahibi bir insan ile 2 gün bile yıllar gelir sana, onu hep tanırcasına hemencecik geçiverir. Tam zıttı ise saliseleri geçirmek için uzuv patlatırsın.

Ruhu bedene ağırlık ettirmeden yaşanılmalı. "Ruh bedende pür heves olmalı." Ruh, eliyle tutar, gözüyle görür, kulağıyla işitir, ayağıyla yürür... Bedende bulunduğu sürece bedene muhtaçtır. Lakin bir nur misalidir o beyaz ışığı binlerce renklerden oluşur. Zamanı zaman yapanda ruhumuzun bu renkleridir. Bu efdalli yüreğimiz bunca renklere rağmen darsa yaradanla bir iletişim kopukluğu olduğundandır.  Mevlânâ'nın az ve öz bir hikayesi ile konumuzu özlendirmek gerekirse; 

Mevlânâ Celâleddin Muhammed Rûmî Hazretleri, arkadaşlarından birini üzüntülü gördü ve şöyle dedi: 

- bütün gönül darlığı, bu âleme gönül bağlamaktan gelir, kendini yok bilirsen, her renge bakarsın, her lezzeti tadarsın, bilesin ki bunların hiç birisi ile kalmazsın! şunları bilesin ki bunları gördükten sonra, öyle bir yere gideceksin ki, orada hiç gönül darlığı çekmeyeceksin. 

Dervişin; 

- bütün âlemi dolaştım, ne rahatlık buldum, ne de rahatlık bulan birini gördüm sözünü dinleyen dar'ın: 

"- neden kendinden el çekmedin, hem kendin rahat olurdun, hem de herkesi rahat bulurdun." sözü çok derin mânâ taşır. (sâdık dânâ, altınoluk sohbetleri shf 172 – 185) 

Ruhumuzun renkleri kadarız biz. Dıştaki renkler sadece bizden yansımadan ibaret.

Bir gün daha devrildi bu efdalli yatağına hayasızca.  Zamana yenilip beyaza bürününce cümleler gibi günlerde devrik oluyor...

]]>
Mon, 14 Nov 2022 13:15:40 +0300 Elif Can
Önceliğiniz Kendiniz https://edebiyatblog.com/onceliginiz-kendiniz https://edebiyatblog.com/onceliginiz-kendiniz Değmeyecek insanlara her daim fazla anlam yükledi herkes. Değmeyeceğini ise daha sonralardan anladılar, değecek olmuş olsaydı eğer; sizi kırmaya, üzmeye korkarlardı eğer kırdıysa da kırıkları toplayıp tekrardan yapıştırırdı. Yapmadılar arkadaşlar çünkü; gideceklerini onlar da biliyorlardı. Kalacakları olsaydı, başından sahip çıkarlar ve gitmezlerdi. Şimdi siz üzülüyorsunuz da boşa. Giden gelmez, kalan hep değişir, aklı başına gelir. Gitmek sevmeyenlerin işi... Şimdi diyeceksiniz ki; ya gitmesi gerekiyorsa? Ben hep şuna inandım, kimse gitmek için bahane üretmez. Tam tersine insanlar kalmak için güzel sevmeleri yeterli, bir insan seviyorsa bunu seni seviyorum demeden karşı tarafa hissettirmeli. Sizi sevmeyenle seven arasında dağlar kadar fark vardır bunu anlayamıyorsanız sorun karşı tarafta değil sizdedir. Ya da takıntı haline getirmişsinizdir en berbatı da budur. Bir şeyleri ona bağlarsınız, onsuz yapamam dersiniz... Ve dahası herkese bugüne kadar dedim ve demeye devam edeceğim, arkadaşlar ilk sırada siz olmalısınız, birilerini takıntı haline getirmeyin, sevin sevilin de ama birilerinsiz yapamayacağınızı dile getirmeyin. Siz onsuz da yaşıyordunuz,  sizin şahsi bir hayatınız var kimseyi bu kadar da umursamamak lazım. Birileri gidiyorsa gitsin hatta o kapıyı siz açın sonra arkanızdan ben ona yol verdim gibisinden derler. Kimse sizin gözünüzün yaşına bakmaz, siz ilk başta kendinize acımalısınız elin oğlu veya kızı size acımaz. Bu hayata bir kez geldiniz, doya doya yaşamadan ölmeyin! Birilerini kafanıza takmak için bu hayat çok kısa mesela bugün ne yaptınız kendiniz için? Bu soruyu sorun başta kendinize tabut iki kişilik değildir, kimse sizin günahlarınızı veyahut sevaplarınızın bedelini iyi veya kötü ödemeyecek önceliğiniz kendiniz olması dileğiyle...

]]>
Sun, 13 Nov 2022 18:59:59 +0300 Medine Herzem
Hasret https://edebiyatblog.com/hasret-3858 https://edebiyatblog.com/hasret-3858 Hasret 

]]>
Sun, 13 Nov 2022 10:05:18 +0300 Ayşe Atlı
BİR KENDİME BIRAKTIM KENDİMİ https://edebiyatblog.com/bir-kendime-biraktim-kendimi https://edebiyatblog.com/bir-kendime-biraktim-kendimi

]]>
Sat, 12 Nov 2022 20:52:58 +0300 KUM SAATİ YAZARI
Dünya Sizin Etrafınızda Dönüyor https://edebiyatblog.com/dunya-sizin-etrafinizda-donuyor https://edebiyatblog.com/dunya-sizin-etrafinizda-donuyor     Hani ekmeklerin elli kuruş olduğu zamanlar vardı ya beş kuruşa da buz verirdi hani, on kuruşa da muzlu bir kek aldığımız o zamanların birinde dünyanın sadece benim etrafımda döndüğünü zannederdim. Sanki herşey benim için var olmuş, bu insanların var oluş nedeni bile benim yüzümden sırf ben varım diye var bu insanlar. Bu düzen, bu ev benim için var ve ben olmasaydım onlar da olmaz..sanırdım. Evet, ciddi ciddi bunu düşünürdüm. Ama büyüdükçe iki şey fark ettim biri, bu insanlar benim yüzümden varlar. Çünkü çevremizdeki insanların yerlerini biz belirleriz ki doğrusu da budur. Arkadaş olduğumuz insanın belli bir yeri ve sınırı olmalı, aile dediğiniz kişilerin belli bir yeri olduğu gibi. Siz onları nereye koymak isterseniz onlar o yerdedir aksi olursa eğer bilin ki siz, kendi çevresinde hapsolmuş birey haline gelmişsiniz.

   Bir diğer fark ettiğim şey ise, bu dünya benim etrafımda döndüğüdür. Evet, benim etrafımda dönüyor. Neden dönmesin? Dünya bir tane ve bende, kendim için bir taneyim. Eğer dünya yaşamına doğru şekilde bakarsanız eğer dünyanın gerçekten sizin etrafınızda döndüğünü fark ederseniz. Önemli olan sadece yaşamaya değer bulmaktır. Siz "dünya boştur" demeye devam ederseniz. Tren rayından çıkar. Dünyayı döndüren de ve o dönen dünyada yaşayan da sizsiniz. Varlığınız dünyayı, dünya varlığınız için var. Bunun kıymetini bilin. Dünyaya bağlı olun demiyorum, dünyaya düşman olmayın diyorum. 

]]>
Fri, 11 Nov 2022 13:00:56 +0300 YağmurunKızı8
Dünya Sizin Etrafınızda Dönüyor https://edebiyatblog.com/dunya-sizin-etrafinizda-donuyor-3837 https://edebiyatblog.com/dunya-sizin-etrafinizda-donuyor-3837     Hani ekmeklerin elli kuruş olduğu zamanlar vardı ya beş kuruşa da buz verirdi hani, on kuruşa da muzlu bir kek aldığımız o zamanların birinde dünyanın sadece benim etrafımda döndüğünü zannederdim. Sanki herşey benim için var olmuş, bu insanların var oluş nedeni bile benim yüzümden sırf ben varım diye var bu insanlar. Bu düzen, bu ev benim için var ve ben olmasaydım onlar da olmaz..sanırdım. Evet, ciddi ciddi bunu düşünürdüm. Ama büyüdükçe iki şey fark ettim biri, bu insanlar benim yüzümden varlar. Çünkü çevremizdeki insanların yerlerini biz belirleriz ki doğrusu da budur. Arkadaş olduğumuz insanın belli bir yeri ve sınırı olmalı, aile dediğiniz kişilerin belli bir yeri olduğu gibi. Siz onları nereye koymak isterseniz onlar o yerdedir aksi olursa eğer bilin ki siz, kendi çevresinde hapsolmuş birey haline gelmişsiniz.

   Bir diğer fark ettiğim şey ise, bu dünya benim etrafımda döndüğüdür. Evet, benim etrafımda dönüyor. Neden dönmesin? Dünya bir tane ve bende, kendim için bir taneyim. Eğer dünya yaşamına doğru şekilde bakarsanız eğer dünyanın gerçekten sizin etrafınızda döndüğünü fark ederseniz. Önemli olan sadece yaşamaya değer bulmaktır. Siz "dünya boştur" demeye devam ederseniz. Tren rayından çıkar. Dünyayı döndüren de ve o dönen dünyada yaşayan da sizsiniz. Varlığınız dünyayı, dünya varlığınız için var. Bunun kıymetini bilin. Dünyaya bağlı olun demiyorum, dünyaya düşman olmayın diyorum. 

]]>
Fri, 11 Nov 2022 13:00:56 +0300 YağmurunKızı8
10 Kasım günü saat 09:05 geçe https://edebiyatblog.com/10-kasim-gunu-saat-0905-gece https://edebiyatblog.com/10-kasim-gunu-saat-0905-gece 10 Kasım günleri saat 09.05'te çalan siren sesleriyle birlikte Türkiye genelinde 2 dakika süreyle Atatürk anısına saygı duruşuna geçilmektedir.

Ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi binası önündeki bayraklar hariç, Türkiye'deki tüm resmi binalarda ve ülkenin dış temsilciliklerde bayraklar, yas göstergesi olarak yarıya indirilir.

Anıtkabir'de bulunan bayraklar diğer günlerde hiçbir sebeple yarıya indirilmez.

Bayrağın sürekli çekili bulunmadığı yerlerde, bayrak önce göndere çekilir; daha sonra da yarıya indirilir.

Ruhuna el-Fatiha 

]]>
Thu, 10 Nov 2022 13:51:55 +0300 Rüya gibi
10 KASIM YASIMIZ https://edebiyatblog.com/10-kasim-yasimiz-3826 https://edebiyatblog.com/10-kasim-yasimiz-3826

]]>
Wed, 09 Nov 2022 22:36:16 +0300 KUM SAATİ YAZARI
Âmiyane https://edebiyatblog.com/amiyane https://edebiyatblog.com/amiyane (Amiyane: sözlük anlamı olarak basit, sıradan, bayağı ve alelade gibi anlamlara gelmektedir) 

Koşuşturmaların yanı sıra bir susuş bile âmiyâne bu günlerde.  Dört kısa günün sonu kadar hepsi. Detaylı incelesen akıştaki bütün arabalar farklı ama ve lakin genel bir bakış ile akış hergün aynı. Hayat misali... Uzun uzadıya söz dizilimlerinden kaçarcasına hepsi. Bir karınca ile rastlaştık yolda, halitavrı çok telaşlı dünyanın bütün erzağını çekmişte yetinememişçesine, ziyan olmaktan kurtarıyor onları âmiyânece.

Zihnimin soru işaretlerinide alıp götürseler keşke kışlık niyetine. Yada bir piyano üzerinde gezinseler şenlendirseler bu şehri naçizane müzikleriyle. Belkide minik bir karinca bile yetebilir herşeye. Belkide...

İhtiyacımız olan incelemek uzun uzun.

İnce-elemek aslı. Âmiyâne bir incelik bile kabul şartlara. Basiti zoru olmaz sonuçta ince-elemenin. Bir karıncanın çıkarabileceği bir kasırgada mümkün. Aslızatı böyle bunun. Tartışmasız anlaşmasız ince bir incelik. Bilendikçe insan hepten incelir. Hayat çok uzak sanır derinlere saklanır. Gün ortası sabah seheri yaşatır. Yatak döşek yatırır çağmızın bu hastalığı. Har gür tahamülsüzlükler bu yüzyıla yüz tutmaya layık değil. Gün geçtikçe kopmamalı, gün geçtikçe bağlanmalı kardeşlik. Sazlıklardaki ördekler misali şenlenmeli heryer... 

Sineye çek kendini, sor soruştur alıp götürmeden karıncalar soru işaretlerini tamamla sorularını...

]]>
Mon, 07 Nov 2022 19:32:49 +0300 Elif Can
KAZ OLMAK https://edebiyatblog.com/kaz-olmak https://edebiyatblog.com/kaz-olmak                Birisine aslan, kaplan, kartal, şahin, doğan deriz de “kaz” dediğimizde iltifat etmiş olmayız. Neden? Bu farklı yaklaşım bizim ikiyüzlülüğümüz değil mi? Ne biliyoruz hayvanlar âlemini? Türler kendilerini veya diğer türleri nasıl algılarlar?

             TDK Sözlüğünde “kaz” maddesine baktım: “Perde ayaklılardan, uzun, beyaz veya gri boyunlu, suda ve karada yaşayan, uçan, yabani veya evcil kuş” ve “budala” deniyor. "Kaz kafalı” deyimine de baktım, “anlayışsız, kavrayışsız,kafasız(kimse)” deniyor. "Kazın ayağı öyle değil" deyimi de bakılmaya değer : Bu deyim aslında "Kaziye-i anha öyle değil" imiş. Arapça kökenli "Kaziye" (hüküm, kesin yargı) ve "Anha" (o, onun) sözcüklerinden oluşan bu deyim dilimizde ses değişime uğramıştır. "Onun yargısı öyle değil" anlamındadır. Önceki bütün anlamlar bence bu açıklamaya bağlı. Kaziye kelimesi ile tanışmayan cüheyla kimselerin, “kaz” ile yakınlığı tercih etmelerinden zavallı kazlara kıymışız.

              Yaban kazları,  yuvalarını  sarp kayalıklı,  dik yamaçların en ulaşılamayacak yerine yuva kurup, anneli babalı yumurtalardan yavru  çıkana kadar bekliyorlar. Daracık alanda yerden gelecek tehlikeler bertaraf edilmiş oluyor, ama havadan gelen avcılar da var. Hepsinden önemlisi acıkan yavrulara tedarik edecek yakın bir yerde yiyecek yok. Oradan iki gün içinde ayrılmaları gerek. Önce baba örnek uçuşunu cesaret veren bağırışlarıyla yapıyor. Sonra anne kendini boşluğa bırakıyor, yavrularının izleyeceğine güvenerek.

              Beş yavrunun travmalı Hayat başlamak üzere. Ya atlamayıp açlıktan ölecek, ya da henüz gelişmemiş kanatlarına ve şansına güvenecek. İlk yavru kendini bırakıyor boşluğa, düşüş hızını azaltmak için yok hükmündeki kanatlarını açıyor. Bir çıkıntıya çarpıyor, göğsü ile çarptığı için şanslı. Yerle olacak kaçınılmaz çarpışma şiddeti azalmış oldu. İkinci yavru da kendini bırakıyor, kayalıklara yakın düştüğü için yuvarlanarak, çarpa çarpa aşağıya iniyor. Üçüncü yavru ters dururken kayarak boşluğa düştü, pozisyonu hiç düzelmediği için yere kafasını çarparak ulaştı. Dördüncü yavru yamacın ters tarafına fırladı, arka tarafta bir yere düştü. Beşinci erken yüzeye kavuştu ama yuvarlanmasını durduramadı. Anne baba kaz farkettiler, yanına ulaşıp önünde durarak yavruya yardım ettiler. Sonra buluşma çağrısı başladı. Sağlam olan ve sesi duyan yavrular, kısa bir süre sonra aileyle buluştu. Üç yavru başardı. İki yavruyu beklemek tehlikeli olacağı için, yerde yeni yaşam alanlarına yolculuk başladı.

              Şimdi bu doğa harikası hayvan “kaz kafalı” diye bizce küçümseniyor, zavallı görülüyor. Doğar doğmaz, hayatta kalmak için kayalıklardan atladıkları için mi aptallar, ebeveynlerine bir süre daha bağımlı yaşamak zorunda olduklarına dair içgüdülerine güvendikleri için mi aptallar? Aptal olmak bize ait bir sınıflandırma. Doğasına göre bütün yaradılanları kucaklayamamak yetersizliği…

               Hakaretane hitaplarımıza dahil ettiğimiz diğer canlı türlerine yakıştırdıklarımızı bird aha düşünmeyi  sizlere bırakıyorum: kurnaz tilki, ödlek tavşan, nankör kedi, sinsi yılan, örümcek kafalı, deve kini, eşek şakası, öküz gibi bakmak, uğursuz baykuş, hain domuz, balık hafızalı…

]]>
Sun, 06 Nov 2022 15:02:41 +0300 GÜMÜŞ SÖZ
LÂL https://edebiyatblog.com/lal-3801 https://edebiyatblog.com/lal-3801 LÂL

Gittiğim bir yol var, gittikçe bitmeyen bir yol. Engebeli, gittikçe yoran, tüketen. Son bir adım, son bir adım diye diye gittiğim, gittikçe omuzuma binen yükler, ağırlaşan bedenim ara sıra bedenimi taşıyamayan dizlerim, düştükçe yara olan. Pes ettikçe, hayır devam, dediğim bir yol. Zoru başaran, kolayı bir şekilde başarır diye kendimi teselli ettiğim bir yol. Tüm sevdiklerimden uzak, özlem dolu bir yol. Tamam yeter dediğim an da elimi tutan insan var bu yolda, pes etme başarırsın diyen, az kaldı sabır diyen. Yorulduğum da destek olan, düştüğümde elimden tutup kaldıran, dizlerimdeki yarayı öpüp, merhem olan.

Çıktığım bu yolun bu kadar zor olacağını bilseydim belki de adım atmazdım diye düşündüğüm ama çıktığıma pişman olmadığım bir yol. Ne kadar zor gelse de verdiğim sözler için dik durmaya çalıştığım bir yol.

Özlüyorum. Büyüdüğüm şehiri, deli dolu olup gezdiğim sokakları, oturup kalktığım mahalleleri, kaldığım, yuva bildiğim evleri, çaresiz kaldığım, sığındığım insanları. Evimi... Özlüyorum, ailemle olan anılarımı, geçirdiğim zamanları, onların yanında deli dolu kahkaha atmalarımı, çocuklaşmayı. Özlüyorum, kendim olduğum her anı, benliğimi, kendimi...

Yol zor geliyor ama dönüşüm yok. Nasıl bu yolu çıkarken hevesliysem o şekilde devam etmek istiyorum. Aslında hala hevesliyim ama yine de özlediğimden zor geliyor. Yine de pes etmekte yok, geri adım atmakta. Çıktığınız yol ne kadar zor olsa bile asla geri adım atmayın. O yolun sonu nasıl güzel olacak bir bilseniz. Pes etmeyin, yola devam. 

]]>
Fri, 04 Nov 2022 20:08:06 +0300 lâlzü
Sicak Yuvalar https://edebiyatblog.com/sicak-yuvalar https://edebiyatblog.com/sicak-yuvalar Her odanın sıcak olması aile içindeki bağları soğuk odaya çevirdi.

Sobalı evlerde yaşayanlar bilir tüm aile bir odada, sıcak odada birlikte oturuken sobanin sicakligi ile beraber, birlikte olmanın huzuru o haneleri birer sicak yuva haline cevirirdi. 

Şimdilerde ise her oda sıcak ama yuvalar buz gibi olmaya başladı. Aradaki sevgi bağları  ayristikca, uzaklaştıkça incelmeye hatta kopmaya başladı.

Peki sıcak odaları sıcak yuvalar haline nasıl dosturecegiz. Odanın sıcaklığından daha çok içleri ısıtacak sevgi, saygı, şükür duygularını canlandırarak adım atabiliriz, öncelikle anne ve babalar bu sevginin kaynağı olduklarını bilerek hareket etmeli  o ateşi her daim yakmaya devam etmeli ates sönünce evler sıcak olsade gönüller buz gibi oluyor...

Sımsıcak yuvalara...

]]>
Wed, 02 Nov 2022 06:56:44 +0300 Tuba KAYA
Yazının Hükmü https://edebiyatblog.com/yazinin-hukmu https://edebiyatblog.com/yazinin-hukmu     Yazı ne güçlü bir şey değil mi? İnsanın düşüncesine hükmediyor hayallerine şekil veriyor. Şimdi size beyaz karların üzerinize yağdığı bir yer yazıyorum. 

    " Karların tüm pislikleri örtercesine yağdığı bir gece vaktininde adımlarınızın sesleri bir ahengi oluşturduğu o an saçlarınızı örten bereyi çıkarıp atmak istiyorsunuz, yapıyorsunuz da. Kollarınıza iki yana açıp gülerek etrafınızda döndüğünüz o an birşey fark ediyorsunuz. Yalnız değilsiniz.! Sizinle birlikte bir çok insanın aynı şeyi yaptığını görüyor ve hayran kalıyorsunuz bu manzaraya sonra ansızın bir şarkı ve hep bir ağızdan söylenen o şarkı... Ve o şarkıyı bölen bir ateş, karların ateşi söndüremediği bir alev, alevlerin yaktığı o insanlar, yakılan evlerin içinde yanan insanlar, yanan insanların içinde ki çığlıklar, çığlıkların buz kestiği acı, acının haykırdığı çaresizlik!... Ve çaresizliği bölen bir ses, bulutlardan gelen ince ince çiseleyen bir ses. Sesin huzur dolu kokusu ve kokunun yaptığı uyandırıcı his. Rüya. Belki de yaşanmışlık içinde bir giz. Kim bilebilir ki bunu?"

   Şimdi soruyorum size ne düşünüyorsunuz? Ne hissettiniz okurken? Hayalleriniz al aşağı oldu mu?  

]]>
Wed, 02 Nov 2022 00:23:00 +0300 YağmurunKızı8
BAŞKA BİR DÜNYA https://edebiyatblog.com/baska-bir-dunya https://edebiyatblog.com/baska-bir-dunya Bazı insanlar vardır hayatınıza birden girer. Saklambaç oynar gibi aniden bulursunuz.

Nereden geldiğinin farkında bile olmadan karşınıza çıkar. Hayatınıza, size karışır. 

İşte tam o anda da başlar tüm güzellikler. İnadına korkuların üstüne gitmek istersiniz, her şey güzel olsun istersiniz ve elinizden gelen her şeyi yaparsınız. Yapın da hayatınızı güzelleştirin, bu sizin elinizde. Hayatınızı güzelleştirmek için bütün olanaklar var yeter ki görün, bilin, hissedin. Her şey sizinle başlar. Hayata kaldığınız yerden değil, daima yeniden kendinizden başlayın.

Ben kendimi onunla buldum, başka bir dünyanın da varolduğuna inandım. Siz de başka bir dünyanın varolduğuna inanın. Beklemeyin, birden denk geliyor.

Size bir şarkım var.

Sezen AKSU - Hoşgeldin 

]]>
Tue, 01 Nov 2022 17:43:17 +0300 lâlzü
Bergüzar https://edebiyatblog.com/berguzar https://edebiyatblog.com/berguzar Derbeder bir koşuşla geldim bu dünyanın kollarına. Camından çeşitli hikayeler görüyorum, bir telaşla koşuşturuyor herkes. Bütün bu telaş ekmek davası mı gerçekten. Sanki istilaya gidermişçesine öylesine bir koşuşturma. Şimdi eskilerden bergüzar o sessizlik. Bu devirde hikaye duymuyoruz hikaye görüyoruz sadece. Onu da çıkartabilirsen hikaye. Kendi başlı başına bir hikaye iken niyedir ki insanın bu arayışı. Çağımızın hastalığı bu; durup dinleyememek hiçbir şeyi. Üstü tozlanmış insanımızın, eski bir saman sarısı kağıdı dönmüş yüreği. Dokunsan onun ufak oluverecek. Bergüzar bir kağıt bile şikayetçi halinden "neden eskidim ben". Köreliyor ufkumuzun derinlikleri, testinin ucundan bakınca dibi karanlık gibi. Dünya gibi insanlık gibi... Bir çok şey benzer işte her şey birbirinin taklidi. İçi boş ve dibi karanlık... Kendi armonim de kayboluyorum fakat duyamıyorum dışarıdaki notaları. Bir bülbülün sesini, bir böceğin vızıltısını duyamıyorum. Ürküttük sanırım onları da bu gürültümüzle. Sözde ekmek davası işte... Nihayeti emek, çaba sarfiyat ürkütücü de olsa ortaya konulan bir yapıt. Ben yaptım değil ben yaptırdım demek korkunç olsa gerek. Düşüncelerimiz bile yaptırdım misali. Alın teri ve emek elle yürürmüş hep. Bunun gayesinde yorulmak da güzeldir korkunç olmadan koşuşturmakta...

]]>
Mon, 31 Oct 2022 12:54:07 +0300 Elif Can
Terennüm https://edebiyatblog.com/terennum https://edebiyatblog.com/terennum (Terennüm : kelime anlamı mırıldanır gibi alçak sesle şarkı söylemek) 

Bir terennüm bu yaşam dilimde söyleyip bitiremediğim. Doğadan feyz alıyor dilim. Diğer canlar hafiften fısıldıyorlar notaları kulağıma. Ah bir duysan sende o ukteleri.

Renklerin tanısı inmiş seslere, tevazu ile benimsemişler bu armoniyi. Yaşamın dorukları pek bi sesli bu zamanlarda. Bir kum saati misali sessizce akar gibi lakin fazlasıya ses getiriyor. İnceden inceden kıvrıla kıvrıla akıyor kendine tutkun bırakarak. Farkındalığımızın üzerini kapatıyor hüneriyle. Karşımda süzülüyor öylecesine akıyor... Geçip giden bir zaman olmuyor kendi başına. Bir çocukluk, bir gençlik, bir mutluluk, bir korku herşeyiyle koca bir yaşam alıp götürüyor bu hünerli akıntı o tatlı terennümü ile. Bu melodileri arka fona alarak geçip gidenleri tutmak lazım sıkı sıkı. Akılda ve yürekte en azından.  Saygı duyuyorum herşeyiyle bütün aleme, esefle taşımak yürekten olmaz. Yürüyüp tatmanın meşruluğu doğru kılınan. Yolda olup keşiflere katmalı alemi. Her bir köşeye iz bırakmalı. Koşsanda kaçamazsın  bazen yıldızın parlar hep gökten. Bundandır ki aceleye getirmeden anda yaşamalı bu armoniyi.  Herkesin gözünden herkesçe hissetmeli. Bir tek kişiye göre bir melodi yok çünkü arkadaki.

Dinlenilen ses duyabilen herkesin. Bu esameyi duymalı okumaktan ziyade. Dile kolaylı gelir diğer türlü. Seçim ve geçimlerle

doludur bu sürecimiz,  taş duvar örüp hor görmememenin altını çizmeliyiz...

]]>
Mon, 31 Oct 2022 12:52:11 +0300 Elif Can
Anlayamadığım Konular Var https://edebiyatblog.com/anlayamadigim-konular-var https://edebiyatblog.com/anlayamadigim-konular-var Anlayamadığım konular var. Mesela neden zamanında kolaylıkla yapabildiğimiz bazı şeyleri yapamaz hale geliriz? Büyümenin ağırlığından mı? Yoksa sadece üşengeçlikten mi? Dünyanın bütün yükünü tek başımıza sırtlanmış gibi hissederiz bazen. Neden? Yapamayacağımızdan fazla sorumluluk aldığımız için mi? Yoksa büyüdükçe beklentilerin çoğalmasından mı? Ya da hepsi. Kim bilir. Yapamadıkça, çözemedikçe bahaneler üretmeye başlarız. Bir süre sonra bu bahaneler de içinden çıkılmaz bir hal alır. Böyle yüksekten kopmuş bir kar tanesi gibi büyüdükçe büyür. Aşağı indiğinde kocaman bir kar yığınıdır. Kaçışlarda bu kar tanesi gibi büyüdükçe yığın haline gelir ve biz altında kalırız. Bu zamanlar en yalnız olduğumuz zamanlardır ve hep tek başımıza çıkmak zorunda kalırız. Yalnızlığın en can alıcı yanı da budur zaten. Anlamadığım daha birçok konu varda, nerden başlayacağımı bilmiyorum. Belki ileride onları paylaşırım kim bilir?

]]>
Sun, 30 Oct 2022 16:12:58 +0300 Selin Sabcıoğlu
CUMHURİYET https://edebiyatblog.com/cumhuriyet https://edebiyatblog.com/cumhuriyet

CUMHURİYET  

 Bugün  bağımsızlığın,hürriyetin  ve  ülkemizin  kurtuluşunun  tarihi  olan 29 EKİM  Cumhuriyet   Bayramı . 

 Tarih  yazan ,uğrunda  kanlarını  ve  canlarını  siper  eden  atalarımızın savaş  verdiği  ve  Ulu    Önder  Mustafa  Kemal  Atatürk ün bizlere  armağan  ettiği  CUMHURİYETİMİZİN  günü . Yazmak  çok    şey  ifade  etmez. O  günlerin  değerini  bilmek, o  günlerde  çekilen  çileleri  acıları hiç  unutmadan    yaşamak, anmak  ve  anlamak  gerekir … 

Cumhuriyetin  Onuncu   Yıl  Nutkunda  şu  sözler  ne  de  güzel  anlatıyor  bizleri :

Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk Kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki başarıyı, Türk Ulusunun ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimle yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı hiçbir zaman yeterli görmeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak zorunluluğunda ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en bayındır ve uygar ülkeleri düzeyine çıkaracağız. Ulusumuzu en geniş refah araç ve kaynaklarına sahip kılacağız. Ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkaracağız. Bunun için, bize zaman ölçüsü geçmiş yüzyılların gevşetici görüşüne göre değil, çağımızın hız ve hareket kavramına göre düşünülmektedir. Geçen zamana oranla, daha çok çalışacağız. Bunda da başarılı olacağımıza kuşkum yoktur. Çünkü Türk ulusunun karakteri yüksektir. Türk ulusu çalışkandır. Türk Ulusu zekidir. Çünkü Türk Ulusu, ulusal birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Çünkü Türk Ulusunun yürütmekte olduğu yükselme ve uygarlık yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müsbet bilimdir.

Bu güzel sözlerin ışığında;Aziz şehitlerimizi ve ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ü saygı ile anarken,

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun…

 

]]>
Fri, 28 Oct 2022 23:09:38 +0300 KUM SAATİ YAZARI
BİLMELİYİZ Kİ https://edebiyatblog.com/bilmeliyiz-ki https://edebiyatblog.com/bilmeliyiz-ki Hayatta bir tek zamandan tasarruf edemiyoruz.

Saklayıp bir köşeye biriktiremiyoruz. 

Ömrümüzün geri kalan kısmına ekleyemiyoruz. 

Yaşanmamış, pişmanlıkların yerine o boş zamanları koyamıyoruz. 

Hatalarla, doğrunlanmış yalanlarla kirlenmiş hatıraları o temiz anlarla değiştiremiyoruz. 

Üzüntünleri sevinçlerle, göz yaşlarını gülücüklerle dertleri devalarla, cefaları sefalarla  , ihanetleri masum aşklarla değiş tokuş edemiyoruz. 

]]>
Tue, 25 Oct 2022 16:00:11 +0300 sena sabcıoğlu
Bir kaç tatlı maniler https://edebiyatblog.com/bir-kac-tatli-maniler https://edebiyatblog.com/bir-kac-tatli-maniler Çeşmeye koydum testi

bu suları kim kesti

sular kesik değilmiş

meğer delikmiş testi

****************

Sigara İçer misin

İyi Kötü Seçer misin

Benden Güzeli Görsen

Benden Vazgeçer misin

********†**********

Fabrika arkasında

çekirdek kabukları

atma yarim ceketi

okurlar mektupları

**************

yılana bak yılana

yılan kaçmış ormana

anam beni verecek

kara kaşlı oğlana

]]>
Mon, 24 Oct 2022 14:28:57 +0300 Rüya gibi
Siyah Gökkuşağı https://edebiyatblog.com/hansahanım-3771 https://edebiyatblog.com/hansahanım-3771 Siyah Gökkuşağı 

      Sebepsiz bir hüznün pençesinde boğuşuyordu bugün siyah. Kendisi siyahtı ama içinde renkler vardı az da olsa. İçinde renk kırıntılarını, umutlarını barındırmaktan hiç vazgeçmedi. Ne kadar karanlığa boğulsa da, ne kadar dibine girmiş olsa da bu dipsiz kuyunun, gün ışığını, gökkuşağını görmekten, görmek istemekten hiç vazgeçmedi. Hiç görmediği zamanlar da oldu, tamamen karanlığa düştüğü, yolunu izini kaybettiği zamanlar. Ama görmeyi hayal etti bu sefer, düşlerinde, hayallerinde gördü o eşsiz renkleri. Umut olduğundan, renklerin de var olduğundan, buna inanmaktan hiç vazgeçmedi siyah.

     Karanlıklar lordu gibi hissediyordu kendini. Tüm karanlığı, siyahlığı içinde toplamış gibiydi. Siyahın bir renk değil gölge olduğunu da biliyordu elbet. Ona daha da uyuyordu bu sanki, bir renk kadar canlı, hissedilir olmadığını biliyordu çünkü. Bu yüzden siyahtı ya o, bir gölge gibi varlığı başkalarına muhtaç, varlığı bir hayalden ibaret. Ama siyah tüm renklere elverişlidir. Bunu biliyordu siyah. Bu yüzden hiç vazgeçmedi inandıklarından, hiç vazgeçmedi hissettiklerinden. Acıyı, ağrıyı, hüznü, hazanı en derinlere kadar hissediyordu. Ama mavinin derinliğini, beyazın dinginliğini, sarının eşsizliğini biliyordu farkındaydı hatta en derinlerinde hissediyordu. Bu yüzden zahirde görmese bile inancıyla görebiliyordu renkleri. Daha çok yolun başında ama siyah. O renkleri, inandığı, güvendiği renkleri en derinden çıkarması için zamana ihtiyacı olduğunu biliyordu. Hasret olduğu renklerle vuslatının olacağını bekliyordu, sabrı bu anlamda takdire şayandı siyahın. O siyahtı, bir gölgeden ibaret olan. Ve inançlıydı, bir gün görebileceğine inanıyordu gökkuşağını. Siyahtı şimdilik simsiyah ama dönüşecek, gelişecek, büyüyecekti. Sırtına yük olanlardan kurtulacak, bir kuş gibi hafifleyecekti. Mavinin hakimi, sarının hayranı olacaktı. O siyahtı, simsiyah ama inanıyordu renklenecekti. Siyah bir gün rengarenk olacaktı buna inanıyordu. Renkleri görecek, tanıyacak ve onlardan olacaktı. Siyah sonunda bir gökkuşağı olacaktı...

                                                                                                                                                    "Hansa"

]]>
Sun, 23 Oct 2022 23:20:17 +0300 Kübra Nur
Hastalıklı ruhlar. https://edebiyatblog.com/hastalikli-ruhlar https://edebiyatblog.com/hastalikli-ruhlar Ben hastalığın yaşamında ders niteliğinde olduğunu düşünüyorum.

Hastalık başınıza geldiğinde yıkılıyoruz bütün ruh metabolizmanız harap oluyor.

Aslında güzel şeyleri nasıl kucaklıyorsak hastalığı da kucaklamamız gerekiyor. Nasıl mı? Neden mi?

Her güzel şeylerin zorlukları olduğu gibi hastalığında güzel yönleri var. Hayatı daha iyi yaşamak için ciddiye alıp ona göre yaşıyorsun.

Kendini daha iyi anlıyorsun fikirlerin düşüncelerin daha anlamlı oluyor.Ölümün olduğunu; ona göre yaşamanız gerektiğini anlıyorsunuz.

Bir çaba veriyorsun iyi olmak için hasta olmamak için. Mücadeleci olmayı daha iyi kavrıyoruz.

Bunun bilince olan insanlar daha çabuk hastalığı iyileşiyor.

Farkında olmak bilinçli olmak, hayatımıza çöp kusutusu gibi doldurduğunuz gereksiz duygu ve düşüncelerinizi temizliyorsunuz.

Rüya Gibi.

]]>
Fri, 21 Oct 2022 19:04:53 +0300 Rüya gibi
Harakete Geç https://edebiyatblog.com/harakete-gec https://edebiyatblog.com/harakete-gec         Oturmuşum bir banka önümde uçsuz bucaksız bir mavi, kulağımda ritmini bozmayan yağmur, ayaklarım toprağı öldüren bir asfaltın üzerinde. Gözlerim bakıyor sadece gördüğü birşey yok aslında hoş bu günlerde göremiyorum nedense. Gözleri âmâ olan insanlar gibiyim bakıyorum ama görmüyorum. Sanki gözlerimin önüne bir perde inmişte kapatmış orayı. Duyuyorum konuşulan herşeyi ama anlamıyorum. Sesleniyorlar bana biliyorum farkındayım bunun ama duymuyorum. Olan herşeyin ve olmayan herkesi biliyorum ama bilmiyormuş gibi davranıyorum. İstem dışı çalışan beynim ve istem dışı haraket eden onca uzvum var. Peki ne bekliyorum? Görmek için perdenin kalkmasını mı? Anlamak için önce dinlemem gerektiğini mi bilmiyorum? Peki ya bildiğim onca şeyi gerçekten bilmiyorsam?  Soruyorum sana, ne bekliyorsun?  Tokat mı? Peki, kalk ve aynanın karşısına geçerek o tokatı kendine at. Sonra kaldır o perdeyi görmeyi başar. Duy bütün konuşulanları ve anla. Önce dinle sonra dinlet kendini. Biliyorum dediklerini sil ve yeniden öğren. Korkaklığı bırak ve harakete geç. En fazla ne mi olur?  En fazla..ölürsün.  

]]>
Fri, 21 Oct 2022 00:17:44 +0300 YağmurunKızı8
Ölüm Döşeğindeki Ruhlar https://edebiyatblog.com/olum-dosegindeki-ruhlar https://edebiyatblog.com/olum-dosegindeki-ruhlar Bir romanımın girişinde yer alan bu deneme 2018 yılında yazılmış, 2021 yılında revize edilmiştir. Roman hâlâ yazım aşamasında olup henüz herhangi bir platformda yayımlanmamıştır ve aşağıdaki deneme romanın başkahramanının ağzından yazılmıştır. Deneme kurguyla ilgili bir spoiler içermemektedir.

***

Sonbahar, ölüm döşeğinde olan ruhları en iyi anlatan kelimeydi.

Bir arazinin ortasında duran, dallarındaki yeşil yapraklar rüzgârla beraber dans eden bir ağaçtım. Arazinin ortasında tek başımaydım ama neticede buradaydım, köklerim toprağın metrelerce altına uzanarak ait olduğu yere sıkıca tutunuyordu. Güneşli günleri gördüm; mavi gökyüzünü, cıvıldayarak kanat çırpan kuşları, çimenlerin arasında açan rengarenk çiçekleri de gördüm. Sonra bulutlar geldi, gri renkli devasa bulutlar; kuşlar göç etti, çiçekler soldu ve güneş beni terk etti. Bir zamanlar arazinin ortasında tek başına manzarayı seyreden bir ağaçtım, sonraysa o arazinin ortasında hayat mücadelesi veren ağaca dönüştüm.

Kapıya dayanan sonbaharın benden aldığı ilk şey dallarımı süsleyen yemyeşil yapraklar oldu. Hazana kurban verdiğim tüm yapraklarıma acıyla bakarken gök de benimle beraber ağlamaya başladı. Gökten düşen yağmur damlaları gövdemi döverken yağmurun kadim arkadaşı rüzgâr da ona katıldı ve sertçe eserek bütün dallarımı kırdı, beni köklerimden ayırıp yere devirdi. Kanayamadım, sadece eksik olan parçalarımın acısını dibine kadar hissettim. Bir zamanlar çok güzel bir ağaçken sonbaharın gelmesiyle beraber bir odun parçasına dönüştüm.

En kötüsüyse kışın gelmesiydi. Kar taneleri gökyüzünden düşmeye başladığında artık üşüdüğümü hissedemeyecek kadar cansızdım. Beyaz her yeri kaplarken ben baştan sona siyahtım, karanlığın içindeydim.  Kar yağdı, yağdı ve yağdı; yavaşça birikti, yükseldi ve tüm gövdemin üzerini kaplayarak beni içine aldı. Bir zamanlar yaşadığım yer mezarıma dönüştü, cesedim de bana can veren toprakla değil de karla kapatıldı.

İnsanlar geçti üzerimden, ayak izlerini önceden gövdemin şimdiyse cesedimin olduğu yerin üzerine bıraktılar ve öylece çekip gittiler. Hiç kimse burada bir mezar olduğunu bilmedi. Bu mezarın içinde bir beden yatmıyordu, bir ruh yatıyordu, benim ruhum. Bir beden öldüğünde bunu kabullenmesi gerekenler diğer insanlar oluyordu ama bir ruh öldüğünde onun ölümünden kimsenin o kadar haberi olmuyordu ki ortada kabullenecek bir şey de kalmıyordu. O ruhun içinde yaşadığı bedenin sahibi, ruh öldüğünde onun ölümünü bile fark edemeyecek kadar cansızlaşıyor ve hissizleşiyordu. Oysa ben ruhumun öldüğünü biliyordum, bunun farkındaydım ve bu taze yaraya basılan tuz kadar acıtıyordu.

İnsanlar bir beden öldüğünde ağlıyor, onu bir mezara gömüp ardından yas tutuyordu ama bir ruh öldüğünde öldüğü yerde çürümeye bırakılıyordu ve hiç kimsenin umurunda olmuyordu. Oysaki etrafta gezen, içinde ruh olmayan o kadar beden vardı ki bir ruhun varlığı ve yokluğu en az bir bedeninki kadar önemsenmeliydi fakat insanlar bunu fark etmiyor, fark etse de görmezden geliyor ve nefes almayı yaşamak sanmaya devam ediyordu.

Sonbahar, ölüm döşeğinde olan ruhları en iyi anlatan kelimeydi ve ruhu o döşekte can veren ben, artık sonbaharın ta kendisiydim. Bedenim o arazinin ortasında, ruhumun mezarının üstünde dikiliyordu; sonbahar çevremdeydi ve beni ondan ayırt etmek artık imkânsızdı.

]]>
Thu, 20 Oct 2022 16:05:47 +0300 eylemoykuozdemir
Pamuk Prenses https://edebiyatblog.com/On yıldır hayalini kurduğum mutluluğun rüyasını bir hastane odasında ayak üstü uyanıkken gördüm. https://edebiyatblog.com/On yıldır hayalini kurduğum mutluluğun rüyasını bir hastane odasında ayak üstü uyanıkken gördüm.          10yıldır hayalini kurduğum mutluluğun rüyasını 2günde ayak üstü uyanıkken gördüm.

Dünya ya doğduktan yarım saat kırk dakika sonra kucağıma verilen masum bir melek ağlıyor ben şaşkın ben ürkek ne yapacağını bilemez halde bir oturup bir kalkıyordum.Kocaman kollarım arasında küçücük bedeniyle kayboldu,ahhh Allah'ım kokladım mis gibi cennet kokusu dedikleri bumuymuş,çokta haklılarmış,çektim ciğerlerime doyasıya,doymayacağımı bile bile kokladım..

Zemzemini verdik babasıyla hurmasını sürdüm çok az korktum ağlayınca.Ağlamasın hiç bir bebek,hiç bir insan ama o kadar da güzel ağlanmaz ki kıpkırmızı küçük suratı,açılmamış şiş japon gözleri, o titreyen minik çenesi, ağlayınca kocaman açılan o ağzı,hele titreşen o küçük dili yokmu ahh Allah'ım bu yaşadığım gerçekmi? yok yok rüya daha önce gördüğüm uyanınca ruhumun sızladığı o rüyalardan birisi işte tek farkla şimdi uyumuyor aksine uyanık halde görüyordum bu güzel rüyayı..

Annesi gelene kadar ağladı,kucağımda kah tamam anne gelecek az kaldı dayan pamuğum dedim,kah ağla burası dünya istediğin kadar ağla,bir daha asla böyle özgürce ağlayamayacaksın,seni hep bir şeylerle susturacaklar ağlama diye,bak biz senin gibi özgürce ağlayamıyoruz dedim,ağlasakta iki yaşta diner hıçkırıklar içimize gömülür.Annesi geldi ama yaralı ama minik pamuk prenses aç susmuyor beni mest eden ağlayışını sürdürüyor,o ağladıkça bende ağlamak istedim burnumun direği sızladı yaşlar ha indi ha inecek derken ne oluyor kızım bak bu masum senin ellerinde sen ağlarsan o ne yapsın metanetli ol dedim kendime.Annesi ile buluşunca ahh işte annelik bu,benim yarım saatte dindiremediğim yavruyu annesi kokusuyla dindirdi.Rabbim hiçbir anneyi evladından, hiçbir evladıda annesinden ayırmasın????

Karnı doyan yavru uykuya daldı,daldı velakin bir haller oldu bana yerimde duramıyor uyandımı nefes alıyor mu ? diye kıpırdanıp tatlı bir telaşa kondu kuş yürekli kalbim.

Gaz denen bir illet varmış meğer bebekler için,iki yudum süt içip bin dayak yiyen bebek niye ağlamasın ki,o gaz çıkacakmış oyy kuzum omzunda büzüştü sırtına vuruşumda yavaşmış daha hızlı vurmam gerekiyormuş, işte bunu yaparken ağladım.Ne dünyasın be iki lokma süte dayak yedirtiyorsun insan yavrularına ,küçük belli bir sesten sonra rahatlayan gevşeyen bebek,iki pışpışlamayla uykuya daldı, koklaya koklaya koydum yerine...

Dururlar mı hiç neymiş topuk kanıymış omzumda attığı çığlığa sağır oldu kulaklarım bağırta bağırta aldılar bebeklerden ayy ufacık hepsi kırmızı et parçaları,neredeyim ben ya cennete mi düştüm önüm ardım sağım solum miss kokusu dolu,günlerce kapısında beklediğim o kapı bir kaç kat aşağıda burası o kapının bir level üstü, orası gibi sessiz değil,biri susuyor biri başlıyor,düşüncelerime bir girse o karanlık kör kuyuda kaybolacak yine benliğim ama etrafımdaki o tatlı telaş buna engel oluyor,iyiki de oluyor çünkü o kör kuyuda kaybolmak kolay ama çıkması öyle zorki,anlatması imkansız,

Neysee nerede kalmıştım ben, anne iyileşme derdinde,iğneler serumlar ağrılar,bebek nereye geldiğinden habersiz ağlıyor emiyor uyuyor, bense hayalimin içindeki rüyada tadını çıkardığım iki gün geçirdim..

Zamanın durduğunu hissettiğim koca iki gün..

Bir hastane odasında uyumadan ayakta gördüğüm ruyanın tadı ile minik pamuk prensesin burnuma dolan kokusu, kulağıma dolan ağlayışı ile buruk bir kalple uyanıp gözyaşlarıyla kurumuş çorak topraklarımı sulamaya devam edeceğim...

        Hoşgeldin pamuk prensess... hoşgeldin sefalar getirdin.

]]>
Wed, 19 Oct 2022 20:51:47 +0300 Kasım Çiçeği
İptidai https://edebiyatblog.com/iptidai https://edebiyatblog.com/iptidai Bazı konularda ilkel kalmalı insan. Gelişmek değişmeyi beraberinde getiriyor çünkü. Kontrol altına alınmayan kalabalık içinde yaşlı başlı ruhumuzla iptidai bir seviyeye iner gibiyiz. Gelişimin ilkelliğini bulaştırıyorlar üzerimize. Ya da ben bulaştırıyorum elime yüzüme. Sırça bir hayat bütün saydamlığıyla... Zorba, ürkek aklımı yoran. Girdabına alan onca satır kelime... İrdelemek gerek tek tek her bir anı. Her bir anda vardır her bir anı. O eski iptidai halime götüren beni; bir çocuğun el sallaması veyahut kulağıma hafiften fısıldayan sonbahar. Biraz kızgın gökyüzü çakıyor şimşekleri. Ben geldim diyor, ben geldim! Hazan vakti... Uzun uzun incelemeli bazen sıradan bir şeyi. Bakmakla görmek arasındaki mesafeyi keşfetmeli. Bâs değil bâsiyet önemli. Bakmak değil görmek! Pek bir titriyor uzaklardaki sokak lambaları, üşüyorlar belli ki dişleri keman çalıyor adeta. Bedenim çürük bir elmaydı, kurtlar şahitlerdi. Nefesim taze sonbaharın gelişi gibi. Boş odamda sakladığım ganimetim iptidai bir ben. Kapıyı çekmek fırtınavi, değişim kaçınılmaz ve ani. Feri soluk bu baharında, tiz sesiyle ele veriyor her şeyi. Uzak düşmüş sürükleniyor hallice. Her bir seste ufak bir parça,  dirhem dirhem anlatıyor safça. Bir dinlesen sen de şu evreni ne de iptidai ne de nakaratça. Neler neler söylüyor duysan hissetsen kendince... Bulgur simit vardır ya; onu yoğurursun köfte olur hayatta bulgur simit gibidir, yani şiir gibidir. Şiiri de yoğurursun güfte olur. Meçhul-i menfaat kalanı... Ellerimde kir içim dışım bir. Bu hicran dudaklarıma ezeli bir nakarat yapıştırdım iptidai bir sır...

]]>
Wed, 19 Oct 2022 19:50:34 +0300 Elif Can
Friends Bilgi Testi https://edebiyatblog.com/Friends https://edebiyatblog.com/Friends Tue, 18 Oct 2022 23:32:33 +0300 Bella Ellie Hall SİSTEME BAKIŞ https://edebiyatblog.com/sisteme-bakis https://edebiyatblog.com/sisteme-bakis Amasra- Bartın 28 maden işçisi ölü. Kurtarılmaya çalışılanlar var. Yaralı 11 işçi hastanelerde. Sendika Başkanı Başaran Aksu’nun doğru tespitleri dinlendi: Bu bir kamu madeni. Soma’daki faciada ölenler için kimseye hesap sorulmadı. Ceza alan yönetici, idareci, patron yok. Bedeli can kaybı yaşayan madenci ve sevdikleri ödüyor. Acil müdahelede harikayız. Ama bu kaza olmasın diye önlemlerimiz facia. Atamalar siyasi, denetimler göstermelik. İşçi kendisine verilen talimatları harfiyyen uygulamak zorunda, yapıyor. Ama yine de ölüyor. Suçlusu kim? Yüksek can kaybı olduğu için medya tüm kameralar burada . Ama her gün maden işçisi ölüyor. Arayan soran önlem kısmında adım atan yok. Liyakatsiz atamalar, denetimlerdeki aksaklıklar çözülmüyor. Bu iş sonunda madencinin üzerine kalıyor. Gel çalış dediklerinde çalıştığı için bedel ödeyen sadece o. Yok yere hem de. Ölen yakınlar hakkını alacaktır. Sonuçta burası kamu işletmesi. Umarım sorumlular da hesap verir.

Ben bu dünyanın Türkiye coğrafyasında bedenlenmiş bir varlığım.  Sorgulamak niyetim…

Ey kardeşler, bir arada yaşamak için doğduğumuza inandırıldık ve bir arada yaşamanın sistemlerini kurmaya çalışıyoruz. Bu dünyanın hayal veya dünyevi tabirle simülasyon olduğunu duyduğumuzda hafifçe gülümseyip geçtik. Ama öyle yapmamamız gerekiyor.

Bilinçsiz zannettiğimiz dönemde de bilincimiz var, seçim yaparak dünyaya geliyoruz diyorlar kimileri şimdilerde. Gülüp geçmiyorum. Her bir şeyi beyin arşivime alıyor, sırası geldiğinde sorguluyor, muhafaza ediyor veya siliyorum.

Dil, tarih, coğrafya, matematik, fizik, kimya vb. birçok dalda bilgiler edindirildik. Dünyayı daha iyi analiz etmek ve ilerleyerek yaşam kalitemizi yükseltmek için. Sonra da “bilime göre” diye başlayan cümlelerle büyük büyük laflar ettik.

Bundan sonra söyleyeceklerim bence; bilime ya da şuna buna göre değil.

Aile, mahalle, şehir, ülke, içinde yaşamaktan vazgeçemediğimiz topluluklar. Elbette bir sistem gerekiyor ve tarih boyunca da oldu. Hepsi birbirinden farklı. Ama objektif değerlendirdiğimiz kanaatinde değilim. Bize öğretilenler ışığında bir teraziye koyuyoruz ve bu da bizi mutlak doğrulara götürmüyor. Bazen yanlışlara çıkıyor yolumuz. Liderlerle yönetilmişiz; padişah, kral, hakan, kraliçe, başkan, komutan gibi sıfatlarla bağlamışız kendimizi insanlık olarak. Sonra tek kişi olmasın, yönetim paylaşılsın istemişiz; asiller komitesi, meclis, temsil kurulu devreye girmiş. Seçtiğimizi yetkilendirip yine onun ürettiği kurallarla yönetilmeye razı olmuşuz. Ama temsil edildiğimizi biz mi seçmişiz sorgulamak aklımıza gelmemiş. Bugünlerde geliyor. Gerçekten birisi aday olsa, ben toplumu iyi yönetmeye adayım, dese, nereye kadar ilerler veya bunu deneyebilir mi, siz değerlendirin. Parti dediğimiz kurullara mecbur. Oralara kayıt para ile, sonrası bir dünya masraf. Bu da yolu paraya yani maddiyata çıkarıyor. Zaten demokrasi para gücünün yönetimidir. Amerika keşiflerinden sonra, soy bağı ile devletleri yönetenlere itiraz ile, biz para ve zenginlik getireniz, öyleyse yönetimde söz sahibi olmalıyız, diyen zümrenin yönetim şeklidir. Onlar para kazanmaya devam ederler ama yönetimde karar verdirecekleri kişileri belirler, destekler, bütçe sunar, önümüze koyarlar.

Bizim bugünkü sorunumuz yönetim şekillerinden çok, erdemli yönetim anlayışlarını kaybetmemizdir. Kim nasıl yönetilirse yönetilsin ahlak veya erdemlilik ilkelerini terk ederse iyi bir yönetim çıkmaz ortaya.

Yönetmek aksaklıklara sınır çizmek demek. Kontrol ve denetim! İşte biz bunu kaybettik. O kadar çok kanunumuz var ki, bir vatandaş olarak artık takip edemiyoruz. Her gün değişiyor. Öğrendiğiniz kısa bir süre sonra çöp olduğu için öğrenmeyi de bıraktık. Hukukçular bu işin erbabı. Sağlıkçılar sağlığımızın, eğitimciler eğitimin olduğu gibi. Demeyi çok isterdim. Ama günümüzde ne bir avukata ne bir doktora ne bir öğretmene güvenebiliyoruz. Bu dünyada yaşıyorsan göbeğini kendin keseceksin, her işini en iyi kendin bileceksin diye yaşıyor, başımıza geldikten sonra tecrübeleniyor ve etrafımızdakileri yararlandırmaya çabalıyoruz. Doğrusu ben bir hastaneye gittiğimde, önce hizmet alan hastalardan bilgi almayı yeğliyorum. Daha dün bir kurumda işlemim için hangi seçeneğe basıp numara alacağımın içinden çıkamadım, sonunda yanlış numara almışım, zaman kaybettim. Bir bekleyenin benimle aynı işi olduğuna kulak misafiri olup yeniden numara aldım. Ama o da yanlışmış. Memure hanım, göz tacizimden etkilenmiş olmalı, niye beklediğimi sorup doğru numarayı aldı ve önce beni içeriye çağırdı. Ben de bütün bencilliğimle daha önce gelen iki kişi var demeyip kul hakkını yedim. Bile isteye bu durumu yaratmadığımı takdir edersiniz. Eğer orada içeri çağırıldığımda ben değil o gelecek deseydim, bunu kime nasıl anlatırdım?

Ülkenin sorunu bu. Kurallar, kanunlar var, evet. Ama kim nasıl denetliyor? Gücü ve parası olanlar asla bu sorumlulukları taşımıyor. Sade vatandaş için kurallar yürütülüyor. Bu hiçbir ahlaki felsefeye, toplumsal kurallara, dini inanışa uygun değil. Denetim adeta yok. Denetleyiciler zavallı durumda. Ancak gücünü yetirdiğine kükrüyor. Orada burada tanıdığı, cebinde parası olmayana. Bir yer denetlenmeye çıkılmışsa , çiçeklerle, yemeklerle ağırlanıyor. Görev yapılmış addedip geçiliyor. Veya gıda denetimlerini öyle bir denetleyicilere veriliyor ki, kontrol edilmesi gereken ayrıntılar titiz bir laboratuvar analizi gerektirdiğinden, kim hakkıyla yapmaya çalışırsa çalışsın bu kurumlar emre amade olmadığından ve yeterli ölçüm cihazı olmadığı için gayrı kabil bir denetim oluyor.

Siz bunu büyük düşünün. Sayıştay, Danıştay, her türlü kontrolörler işlevsiz. Dünya örgütleri de buna dahil. Zira oradaki engeller de siyasi menfaat çatışmaları. Al gülüm, ver gülüm ile işler yürüyor. Sonra biz bunları nasıl mı yutuyoruz. Söyleyeyim: Dünya böyle ne yazık ki, ülkeler arası veya ülke içi siyaset bunu gerektiriyor, dünya güçleri buna izin vermez, Ahmet müteahhidin milletvekili tanıdığı olduğundan ona dokunulmaz, senin evine helal ekmek girmesine bak ötesine gücün yetmez, takma kafana bunları, sen biliyorsun da başkaları bunun farkında değil mi, her kötülüğün mutlaka bir gün foyası ortaya çıkar, bu dünya hesap yeri değil belki öte dünyada hesabını verecek…..

Bana göre her nerede duruyorsak, düzgünce sorgulamalı, adam sendeci olmamalı, iyilikleri inşa etmek için çaba sarfetmeli, biraz üzülmeyi kaybetmeyi göze alarak erdemliliği bulaşıcı kılmalıyız. Başka bir gezegen, kainat keşfedilmesi umudumuz yoksa elbette….

]]>
Sat, 15 Oct 2022 13:00:58 +0300 GÜMÜŞ SÖZ
Senin İçinde Bir Sen https://edebiyatblog.com/senin-icinde-bir-sen https://edebiyatblog.com/senin-icinde-bir-sen           Bir kitap da şöyle bir cümle okudum "Sahi hep mi böyle? Dünya üzerinde bir yansımamız var mı mutlaka? Aynı olmasa aynı gibi. Işık olmasa parıltı gibi. Görüntü olmasa da özenle çizilmiş gibi." 

Düşünün bir zaman olsaydı ve içinde size ait bir yol. Bu yolda devam eden bir başkası ve başkasını takip eden siz, sizi takip eden başkası. Uyanıyorsunuz telaş içinde ve uyanıyor yine telaş içinde. Siz işe geç kalmanın telaşında yuvarlanırken, başkası geç kalmanın acı tadında kavruluyor. Siz korkuyorsunuz işinizi iyi yapamam diye, başkası o işin içindeki karanlıktan korkuyor. Yürüyorsunuz o taşlı yolda ve takılıyorsunuz, başkası yürüyor ancak takıldığı şey taşlarla bezenmiş gizi. Düşmekten son anda kurtuluyorsunuz ve yine başınız dik, başkası kalkıyor gizin bıraktığı perişanlığı alarak. Ve her adımınız onun adımı ya da her adımı ile siz adım atıyorsunuz. Yol aynı, son aynı, zaman aynı, adımlar birbirinin üstünü tamamlarken, siz bilmiyorsunuz. Kayboluyorsunuz zamanın gizin de ve sona geldiğiniz de yol arkadaşınızı görmeyi bırak varlığını bencilliğiniz ile örtüyorsunuz. Halbuki o vardı düştünüz de, ağlarken o da ağlıyordu. Güldüğünüz de onun da kahkahasını duydunuz. Yaranız aynıydı aynı anda acı bedeninize girdi. Siz aynısınız zamanın farklı gizin de sıkışmış olan. 

]]>
Wed, 12 Oct 2022 21:10:22 +0300 YağmurunKızı8
Çocuğundan Gencine Yediden Yetmiş'e Kitap Önerileri https://edebiyatblog.com/cocugundan-gencine-yediden-yetmise-kitap-onerileri https://edebiyatblog.com/cocugundan-gencine-yediden-yetmise-kitap-onerileri Mon, 10 Oct 2022 16:14:48 +0300 şükran yağcı Güvenli Alan Yaratmak: Çengelli İğne (Safety Pin) Hareketi https://edebiyatblog.com/guvenli-alan-yaratmak-cengelli-igne-safety-pin-hareketi https://edebiyatblog.com/guvenli-alan-yaratmak-cengelli-igne-safety-pin-hareketi https://dergio.com/20221010/guvenli-alan-yaratmak-cengelli-igne-safety-pin-hareketi

Bugün, sosyal medyada sık sık karşılaştığım ve herkesin bir parçası olması gerektiğini düşünerek desteklediğim bir hareketten bahsedeceğim sizlere. Çengelli iğne yani ‘’safety pin’’ hareketi aslında sizin nefrete karşı olduğunuzun bir sembolü olarak kısaca açıklanabilir ancak çok daha derin anlamları içinde barındırır. Gelin beraber bu harika hareketi biraz daha tanıyalım. 

Biliyorsunuz ki –ne yazık ki- bazı dezavantajlı/ azınlık (!) gruplara sonu bitmek bilmeyen saldırılar artık adeta basit rutinler gibi günlük hayatın bir parçası haline geldi. Dünyanın her yerinde sayısız saldırı haberleri yükselirken bunlara karşı duruş niteliğindeki çengelli iğne hareketi ise aslında Amerika’da gerçekleşen seçim döneminin ardından Trump’ın azınlık saydığı gruplara mensup bireyleri destekleyen ve Trump’ın bu nefret odaklı davranışlarına karşı çıkan bireyler tarafından başlatıldı. 

Saldırganların ‘’dezavantajlı/ azınlık’’ olarak adlandırdığı bu grubun çoğunlukla kimlerden olduğuna bakacak olursak; 

  • Çocuklar, 
  • Kadınlar, 
  • Müslümanlar,  
  • LGBTQ+ bireyleri, 
  • Göçmenler ve mülteciler, 
  • Farklı ırktaki bireyler, 
  • Engelli bireyleri görebiliriz.  

İnsanların bir etiketi olmayacağını, etiketin ancak eşyalara ait bir şey olduğunu anlatma çabalarımız yıllardır sürse de saldırganlar bunları yok sayarak kendi bildiklerini okumaya devam ediyor. Bu durumda da kendini tehdit altında veya tehlikede hisseden bireyler için ses olmaya devam etmekle kalmayıp, onlar için güvenli bir ortam sağlama çabası içerisinde olmamız ve bu çabamızı da karşı tarafa hissettirmemiz gerekiyor.  

Şapkanıza, çantanıza, gömleğinizin yakasına veya cebinizin üstüne bir çengelli iğne takarak bu güzel hareket içerisinde yerinizi alabileceğiniz gibi sosyal medyada ‘’hakkında’’ kısmına çengelli iğne emojisi ekleyerek güvenli alan oluşturmak adına bir adım daha atabilirsiniz. 

Çengelli İğne (Safety Pin) Ne Anlama Gelir?  

Huzursuz olan ve güvende hissetmeyen her kim olursa olsun, çengelli iğne hareketine dahil olmuş birine başından geçenleri yargılanmayacağından ve zarar görmeyeceğinden emin olarak korkmadan anlatabilir, ona sığınabilir.   

Çengelli iğne taktığınızda; 

  • Bana güvenebilirsin,  
  • Benden sana zarar gelmez, başkasının da zarar vermesine izin vermem, 
  • Seni seviyor ve saygı duyuyorum,  
  • Rengin, ırkın, cinsiyetin, yönelimin, dinin, inanışın, engelin veya korktuğun şey ne olursa olsun seni kabul ediyorum,  
  • Bana sığınabilir, saklanabilirsin, 
  • Neye ihtiyacın varsa elimden geldiğince yardım edebilirim, 
  • Konuşmak istersen seni yargılamadan dinlerim demiş oluyor ve dünya üzerindeki güvenli alanı biraz daha genişletmeye destek olmuş oluyorsunuz.  

Yazımın finalini ise Charles Bukowski’den çok sevdiğim bir alıntı ile yapmak istiyorum. 

“Hangi çiçek, diğerini ‘sarı açtı’ diye ayıplar? Hangi kuş, ‘farklı ötünce’ diğerine yasak koyar? Derisinden, dilinden ötürü öldürülüyor insanlar. Ah insanlar! Her şeyi bulup kendini bulamayanlar.”  

 

Bu dünya hepimizin, hep birlikte, bizi biz yapan farklılıklarımızla güzel, özel ve eşsiziz. Güvenli bir hayat sürebilmek için böyle hareketlere ihtiyaç duymayacağımız günlere bir an önce kavuşmamız umuduyla... 

]]>
Mon, 10 Oct 2022 13:12:12 +0300 Nur Bersun
ADIN ÇOCUK SENİN https://edebiyatblog.com/adin-cocuk-senin https://edebiyatblog.com/adin-cocuk-senin Sat, 08 Oct 2022 12:16:55 +0300 KUM SAATİ YAZARI Karadeniz Türkülerinden Öneriler https://edebiyatblog.com/karadeniz-turkulerinden-oneriler https://edebiyatblog.com/karadeniz-turkulerinden-oneriler Thu, 06 Oct 2022 16:19:28 +0300 şükran yağcı Rize Ağzıyla neyi Nasıl söylüyoruz https://edebiyatblog.com/biz-rize-agziyla-neyi-nasil-soyluyoruz https://edebiyatblog.com/biz-rize-agziyla-neyi-nasil-soyluyoruz Thu, 06 Oct 2022 12:32:44 +0300 şükran yağcı Duygusal yoksunluk https://edebiyatblog.com/duygusal-yoksunluk https://edebiyatblog.com/duygusal-yoksunluk İnsan neden sevilmek ister? 

Sevilme arzusu yani”duygusal yoksunluk” içinde kendisini sevilmeye değer görmeği için veya kendisini önemsiz gördüğü için sevilme ihtiyacı duyar. O sevgi olmadığında ise kendisini depresyon halinde hisseder. Aslında biraz araştırma yaptığımızda çevremizde bunun gibi bir çok örnek görebiliriz. Fakat bu örnekler sizi çok yakından alakadar edebilir… çünkü o kişi bizzat siz olabilirsiniz. İnsan kendini yeterince sevip önemsemediğinde ve hayatının baş rolünde kendisinin olması gerektiğini bilmezse ve hep hayatını başkalarından gelicek sevgiye bağlarsa bunun sonucu üzücü ve aynı olur. İnsan kendisini bilirse,tüm dünya onu bilir ve görür! Başkalarına feda edilen zamanlar eğer insan kendindisini aksattıysa maalesef ki zarar

]]>
Wed, 05 Oct 2022 01:00:54 +0300 Semira Bulut
Nostalji : Eski dizilerden öneriler https://edebiyatblog.com/nostalji-eski-dizilerden-oneriler https://edebiyatblog.com/nostalji-eski-dizilerden-oneriler Tue, 04 Oct 2022 14:00:15 +0300 şükran yağcı Aktüalite https://edebiyatblog.com/aktualite https://edebiyatblog.com/aktualite (Aktüalite: kelime anlamı güncellik, günün konusu demektir.)

İnsan olarak yaratıldık hepimiz. Bir bitki bir kelebek olarak değil... An be an gün gün ilerlemek zorundayız aktüaletik bir süreç geçirebilmek için. Ne zaman ki ilerlemesin o zaman acı çekmeye başlar beden. Bedenden ziyade düşüncelerin acı çekmesidir bu sancı. Kendi bilgilerimizin mutlak doğruluk konusunda ısrarcı olmamalıyız hiçbir zaman. Güncellik ısrarı ve tekrarı barındırmaz bünyesinde. Yeni ve yenileyicidir her daim. Yenilik ve aktüalite ise kişinin kendi içindedir aslında. Kendinde olan yolculukta kişi hemencecik buluverir gel gör ki sen bir kendine yolculuk ediverirsin. Ne demişler; "Evvela önce kendime, sonra yine kendime, en son yeniden kendime, hasıl-ı kelam hep kendinden kendime." İnsanın güncel konusu ; şöhret, magazin, siyaset değildir. İnsanın güncel konusu kendisinden başka değil ta kendisidir. Bu yolculukta sadakata doğru yol almalı er kişi. Ama bu aktüalitik bir sadakat olmasın. Böyle Lale devri'nden kalan sadakatlardan...

Günümüze sadakatine sadaket delilmez çünkü. Kardeş içinde birbirimizi sarabilen bir toplum olmak varken, hepimiz ayrı bir köşede medeniyetiz. Dayanışma içinde kardeşçe yürümektir sadakat. O içimizin yolunu dışımızın yolu yapabilmektir. Yolunu yönünü ve kum taneni bilmektir. Evet evet yanlış okumadınız kum tanesi... Kıymetini kaybetmeden kum taneleri, değeri inmeden yerlere bulalım bizde o içimizdeki bir yerlerdeki sadakati.

Herkesin bir gün bitecek kum saatinde ki taneleri, kumları mavide olsa pembede olsa...

]]>
Mon, 03 Oct 2022 22:34:01 +0300 Elif Can
Rizede gezilecek yerler listesi https://edebiyatblog.com/rizede-gezilecek-yerler-listesi https://edebiyatblog.com/rizede-gezilecek-yerler-listesi Sat, 01 Oct 2022 20:18:53 +0300 şükran yağcı OKUMAK , AMA NASIL? https://edebiyatblog.com/okumak-ama-nasil https://edebiyatblog.com/okumak-ama-nasil Okuma yazma ile tanıştığımız ilk günden bu yana çok duyduğumuz bir tavsiye. “ Oku…, bol bol kitap oku…, Okumak çok yararlıdır…” O kadar ki “kitap okumayın, zararlıdır” tavsiyesini duymadığınızla bunu ispatlayabiliriz.

Okumanın yararlı dönüşümü için ne okuduğumuz, nasıl okuduğumuz biraz ihmal ediliyor gibi. Kimi edebiyat dünyası mensupları, belki öğretmenimiz; “ belirli bir alışkanlık edinene kadar ne okursan oku, zaten zamanla kendi okuma zevkin oluşacak ve ona yöneleceksin” derler. Gerçekten öyle oluyor mu? Zorunlu eğitim çağını önemli bir nüfus çoğunluğumuz tamamladığına göre mantıksal bağlamda okur sayısı da ona paralel bir seviyede olması beklenir. Lise ve Dengi Meslek Mezunu 15 426 019 , nüfusa oranı  %21.(2020) Kitap okuma oranı   %0,1. Rakamlara boğmak istemediğim için bir örnekle yetineceğim.  Hepimizin bildiği gibi faydalı iş olan  kitap okumaya istendiği düzeyde yönelmiyoruz. Bu problemin bir yanı.  Diğer bir yanı ise, ne okuduğumuz ve nasıl okuduğumuz? Bu yazıda buna yoğunlaşma önceliğim olacak.

Az sayıdaki okur kitlesinin de okuma tercihleri aşağı yukarı şöyle: Kitap okuyanların  %45’i aşk, %43’ü dini kitaplar (namaz hocası-dua kitapları), ve %12’si de ma­sal, fıkra, siyaset veya kişisel gelişim ile ilgili kitaplar okuyor. Daha başka istatistik verilerine ulaşılabilir. Okuma alışkanlıklarının temeli ailede atılıyor. Anne babası kitapsever olan bireyler de kitapla erken tanışıyor ve hayatına kitabı erken alıyor. Okuma tercihlerine baktığımızda ailenin yaşamı yorumlama şekli, siyasi kabulleri, değer atfettikleri yönde gelişip olgunlaşıyor. Çeşitli anlayışları ortaya koyan veya zıt siyasi içerikleri, önem vermediği bakış açılarına sahip perspektifler sunan kitaplara ilgi göstermiyor. Sonuç olarak tek taraflı beslenmiş bir okur kitlesi ile karşı karşıya buluyoruz kendimizi.

Okul kitap okuma alışkanlığı bakımından zorlayıcı olabileceği gibi, bir öğretmeni ile gönül köprüsü kişiyi kitaplara götürebiliyor. Gönüllü , gönülsüz dersin gerektirdiği kitaplar genellikle kültürümüzün mihenk taşı diyebileceğimiz eserler oluyor. Burada sıkıntı,okur dünyası ile örtüşmeyen bu kitapların teşvik edicilik seviyesi oldukça düşük olması. Lise düzeyinde bile öğrenciler klasik edebiyat ürünlerinden haz alacak estetik duyarlılığa ulaşmamış oluyorlar. Erken buluşmalar sempatiden çok antipati doğuruyor. Genç okurların, aksiyon, gerilim, bilinmeze merakları yüksek olduğundan güncel popüler kültür eserleri ile buluştuklarını gözlemliyoruz. Böyle olması eleştirilmesi gereken bir durum mudur, elbette değildir. Ancak dilin kullanım ustalığını bu eserlerde pek göremeyeceğimiz için sağlanacak faydalardan da feragat etmemizi öngördürtüyor.

Nasıl okuduğumuzu da fayda – bedel dengesi açısından değerlendirmeliyiz. Verdiğimiz zaman kazanımlarımıza değmeli. Ne kadar sürede okuyoruz? Okuduğumuz hız, anlama ve dimağımızda taşıma sürecini etkileyeceğinden önemli. Bir romanı hızlı okuyabilirsiniz, ama bir deneme yazısını, daha yavaş, beyninize sindirerek okumalısınız. Keza bir bilimsel eser de anlayarak ilerlemeniz için hızınızı yavaşlatabilir. Aslında zaman mefhumunu kitap okuma eylemimizle muhasebeye dönüştürürsek, kitap okuma istatiklerine olumlu artış sağlayabiliriz. Örneğin, haftada bir, ayda bir kitap okuma gibi. Kendimizle yaptığımız anlaşmaya uyma, özdisiplinimizin ne kadar geliştiği ile bağlantılıdır. Genel eğilim kendimizi kandırmamaktan yanadır herhalde.

Kısa kitaplar daha çok okunuyor. Daha mı etkili içeriklere sahip, yoksa kolaycı okur tercihlerinden midir? Şüphesiz genç okur kesimi az sayfalı kitapları tercih ediyor. Kalın kitapları devirecek sabır yok. İnternet ve sosyal medya sağolsun, onların suçu değil. Elbirliği ile bu büyülü dünyaya daldık, etkilerinden şikayet hakkımız yok. Eh ne yapalım, uyumlanırız biz de. “Küçürek hikaye” diye bir tür çıktı. Romanlar da küçülecek sanırım. Okuma yeni bir eyleme evriliyor. “Dinleme”… Çeşitli uygulamalarda usta telaffuzcuların okuduğu kitapları, başka işler yaparken (fiziksel), yolculukta dinleme fırsatı sunuyor.  Yakında “kitap okur dinleri” diye bir tanımı dilimize yerleştirmemiz gerekecek.

Şunu da belirtmemiz gerekir ki, aynı kitaptan her okur aynı şeyi anlamaz. Birikimleri, önyargıları, kişiliği vb. hepsi etkilidir. Yazarın yazma amacı dışında yeniden kendi amacı ile harmanlanarak başka bir içerikle ulaşır okuyucuya. Bu nedenle kitap okuma gruplarını önemserim. Aynı zamanda belirlenen kitabı okuyup, bir zaman diliminde bir araya gelerek kitap kritiği yapmak o kitabı okuyan kişi asayısınca okuma ayrıcalığını kazandırır insana. Kalıcı öğrenme alanına aktarmış o kitabı kültürünüzün bir parçası yapmış olacaksınız. Bu az bir kazanım değildir.

Kitap okuma bakış açısı ile çeşitlilik içerirse, kişisel kütürümüze dahil edebilirsek, tür farklılığını gözetirsek, mesleğimiz ne olursa olsun, hayatımıza güzellikler katacak, anlam yükleyecek, paylaşma isteğimizi, tahammül gücümüzü artıracak, meram anlatmakta daha becerikli olacağız. 

]]>
Sat, 01 Oct 2022 14:31:19 +0300 GÜMÜŞ SÖZ
Yara https://edebiyatblog.com/yara-3681 https://edebiyatblog.com/yara-3681 Ben kocaman sevgisiz dünya içinde bir hiç kadar yoktum aslında. Sen beni tutup almasaydın dünyana ben senden habersiz bu sevgisiz dünyada yaşadığımı zannedip zaman kaybedip durucaktım işte. Ama sen kurtardın beni o karanlıktan ve kederden. Yıllardır ruhumun eksin parçası senmişsin meğer…

“Yara’ya merhem olan yar’imiş meğer”

]]>
Fri, 30 Sep 2022 22:30:04 +0300 Semira Bulut
Yar https://edebiyatblog.com/yar https://edebiyatblog.com/yar

Ben kocaman sevgisiz dünya içinde bir hiç kadar yoktum aslında. Sen beni tutup almasaydın,dünyana ben senden habersiz bu sevgisiz dünyada yaşadığımı zannedip zaman kaybedip durucaktım işte. Ama sen kurtardın beni o karanlıktan ve kederden. Yıllardır ruhumun eksin parçası senmişsin meğer…

“Yara’ya merhem olan yar’imiş meğer”

]]>
Fri, 30 Sep 2022 01:31:00 +0300 Semira Bulut
Zaman Mı? İçimizdeki Kötülük Mü? https://edebiyatblog.com/zaman-mi-icimizdeki-kotuluk-mu https://edebiyatblog.com/zaman-mi-icimizdeki-kotuluk-mu Zaman mıdır bizi değiştiren, yoksa içimizde olan o kötülük müdür? Çoğu kez kendime sordum ama herhangi bir cevap alamadım... Bize yapılan kötülükleri her zaman bir başkasından çıkarıyoruz oysa ki; o kişinin yaptığı bir şey de yoktur. Kendi acımızı dindirmek için başkalarının canını yakıyoruz. Ve bu da bir nevi bencilliktir, biz başkasının canını yaktığımızı zannederken yine kendi canımızı yakıyoruz ve sonunda pişman olan taraf yine biz oluyoruz. İçinizdeki o iyiliği kaybetmeyin zira üzülen siz olacaksınız.

]]>
Thu, 29 Sep 2022 21:02:58 +0300 Medine Herzem
İçtimai https://edebiyatblog.com/ictimai https://edebiyatblog.com/ictimai (İçtimai: kelime anlamı toplumsal demek)


Her şeyden önce sanatın ve düşüncenin içtimai birer fonksiyon olduğu fikri ile sanat ve düşünceyi toplumsal bir gelişim kabuğuna koymak istiyorum. Kabuğunun içinde bin bir sancısı ile istiridye misali incisini verebilmesi adına. İhtişamlı bir kabuğu olmasına gerek yok çünkü ihtişamlı bir içi ve düşüncesi var. İçtimai bir İhtişam için yapısal bir düşünce gerekli. Kalfalık yapmalı evirip çevirip yıllarını vererek yapılaştırmalı, yapı taşları ile yapılaştırılmalı sanat. Elinde olanlar ile sanat yapabilmek önemli olan. Malzeme aramak değil mesele... İçtimai bir refahı ancak bu şekilde elde edebiliriz. İçtenlikle. En kaliteli boyalar, en güzel mekanlar ; bunlardan ziyade bir elma atığı çekirdeğinden sanat yapabilecek veyahut eskiyen bir eşyanızı sanata çevirmek en önemlisi ve en güzeli de konuşma ve dinleme sanatı yapabilmektir. Malzemeye ihtiyaç olmadan hemde. Güzel dinlemek daha ağır basacaktır eminim. Düşsel ve kurgusal olgularımızı arttıracaktır. Bu uzun yolculuğumuzda içimizdeki kendimizi keşfedebilmektir sanat..

İçtimai hayat bizi hem dış tabiattan hem de kendi varlığımızdan uzaklaştırır. Dıştan uzak olmak içe yakın olmak demektir. Yolu bulmak.. 

]]>
Thu, 29 Sep 2022 01:09:44 +0300 Elif Can
Oradayım, Yanında https://edebiyatblog.com/oradayim-yaninda https://edebiyatblog.com/oradayim-yaninda    Oradayım, yalnızlığın dibinde ama herkesin içindeyim. Gözlerinin önünde ama elinin dokunamadığı o yerdeyim. Görüyor musun beni? Ben görüyorum herkesi. Bencilliklerin içinde iyiliği oynayan o insanları çok güzel görüyorum. Hani 'Neden ben gideyim?'  deyip hep karşı taraftan bir adım bekleyen o insanları görüyorum. Hep beklenti içinde kavrulurken hep bir iyi rolü içindeler. Peki neden ilk adımı onlar atmıyorlar ki? Ya herkes onlar gibi düşünüyorsa? Ya onlar da senden mesaj bekliyorsa?  Yarının planını yaparken ölme ihtimalini unutan sizlere sesleniyorum içinizden. "Durmayın ve beklemeyin hep bir adımın ötesine gidin gerisine değil"   Ve duyuyorum kendi çığlıkları içinde dilsiz olan onca insanı, onlar özgürlüklerin de bir hapse mahkum olanlar.  Şimdi vicdanları sağırlaşan onca insana nasıl duyaracaklar kalplerinde sesleri? Merhametlileri körleşmiş bu insanlara nasıl anlatılır ki adalet?  Önce ellerinden tutuyorum düşen dizleri kanayan çocukların, öperek iyileştiriyorum yaralarını. Kahkaha atıyorum özgürce ve yerde ki örtüyü başıma bağlayarak bu kez sesleniyorum tüm İslam karşıtına. Allahın ayeti ile sesleniyorum onlara. "Ey inananlar! Sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun, cihada hazır olun. Allah'a karşı gelmekten sakının ki başarıya erişebilirsiniz." 

]]>
Sat, 24 Sep 2022 16:09:56 +0300 YağmurunKızı8
Teşekkür Ediyorum https://edebiyatblog.com/tesekkur-ediyorum https://edebiyatblog.com/tesekkur-ediyorum "Teşekkür ediyorum" duyduğumuz da hoşumuza giden, bize moral veren cümlelerde ilk beştedir eminim. Yaptığımız işin neticesinde bize verilen manevi bir armağandır. "Teşekkür ediyorum ya sağ ol" bundan bahsetmiyorum. Mümkünse bu yazıdan ve hayatımızdan uzak olsun.  Çünkü bu iğnemeli bir teşekkür. Daha çok "Aferin iyi batırdın" tarzında bir teşekkür. O yüzden bizden uzak olsun. Ben içten, samimi edilen, sözlü kucaklama olan teşekkürden bahsediyorum. 

Karşımızdaki insandan duyunca mutlu oluyoruz ama biz söylüyor muyuz? Söylüyorsak ne sıklıkla söylüyoruz? Kendimden örnek vereyim, en sık kullandığım cümledir, "Teşekkür ediyorum." Hatta konuştuğum insanı bezdirdirdiğim bile olmuştur. En sonunda, "Lütfen teşekkür etme" der. Ama elimde değil. İçimde bir buton var ve otomatik olarak devreye giriyor. "Nasılsın?" diye sorulduğunda, "İyi günler" ya da "İyi akşamlar" denildiğinde hep bu buton araya giriyor ve sözlü, yazılı olarak karşı tarafa iletiliyor. Mesela bir ürün siparişi verildiğinde söylediğim zaman şaşırıyorlar. "Bu bir alışveriş. Neden söyledin ki?" diyorlar. Bana o kadar normal geliyor ki, önce şaşırmalarına şaşırıyorum, sonra da, "Güvendiğiniz ve bizi tercih ettiğiniz için teşekkür ediyorum" diye izah ediyorum. Ya da ürün hazırlama aşaması uzun sürdüğünde bunu sorun yapmayıp anlayış gösterdikleri için teşekkür ettiğimi söylerim. Alıcı ile bu tarz diyalog yaşadığında akılda kalıcılık da artıyor. Hele bir de internet üzerinden satış yapılıyorsa... 

Konumuza dönecek olursak, teşekkür etmek güzeldir. :) İletişimde olduğumuz insanı önemsediğimizi gösterir. Bize ayırdığı vakit için, dinlediği için, derdimize çare aradığı için ve akla gelmeyen her güzellik için hayatımızdaki değerli insanlara teşekkür etmeliyiz. Bu duyarlılıkta insanlar varsa etrafımızda ne mutlu bize. Yani aynı şekilde düşünüp teşekkürü esirgemeyen insanlar varsa şanslıyız demektir. 

Ben de bu vesile ile, bu zamana kadar yazılarımı, şiirlerimi takip eden, yorumlarını esirgemeyen dostlarıma, beni yazıya teşvik eden babama ve ablama (Sena Sabcıoğlu) çok teşekkür ediyorum.  Bir de tam vazgeçmişken, beni yazıya ve şiire tekrar yönelmemi sağlayan dostum, Emrah Alaçam'a çok teşekkür ediyorum.

İyi ki varsınız, ve hep var olun, sağ olun. Sizleri seviyorum. 

]]>
Fri, 23 Sep 2022 18:42:55 +0300 Selin Sabcıoğlu
Salahiyet https://edebiyatblog.com/salahiyet https://edebiyatblog.com/salahiyet (Salahiyet: Kelime anlamı yetki demek)


Her acı günün birinde şehvetin dikenine dönüşecek. Bu bizim salahiyetimizde olmayan bir durum mesela güneş ışınları bir şehvet güneşin batması ile karanlığın ortamı ele alması şehvetin dikeni. Demem o ki her güzel şeyin bir sonu vardır ya tam tersi her güzel şeyin acı bir başı vardır. Her iki durumda da diken bize batıyor bu kaçınılmaz. Bu durumda batan dikeni çıkartmak için daha çok çaba sarfetmeye başlıyoruz. Sarfettiğimiz çabalarımız bizim gelişimimiz bir üst kademeye çıkmamız için zeminimiz oluyor. Salahiyetlerimizi içtenlikle sürdürdüğümüz çabalarımızla arttırıyoruz. Emek, çaba yolunda yürümek yeniden dirilmek gibidir. Eski benliğinden bi haber... Yepyeni bir sen olmuşsun. Sancılı bir süreçle yeniden bir sen doğmuşsun. Bu ıssızlığın, sessizliğin içinde kendini yeniden bulmuşsun. Anlamsızlığı,içinde yaşadığımız dünyanın ve yaşamın anlamı olmayışını zihnimizde taşıdığımız tüm hücrelerimize kadar hissettiğimiz bir ağırlık olarak görmekten vazgeçip anlamsızlığın hafifliğine kendini bırakabilmek ve bu anlamsızlıktan zevk alır hale gelmek ulaşılması gereken aşırı derecede zor ve zaman gerektiren anlamlı bir hakikat. Bu hakikatte salahiyetli olabilene ne mutlu...

]]>
Wed, 21 Sep 2022 23:28:23 +0300 Elif Can
İşitme Engelli Bireylerin Gözünde Dünya https://edebiyatblog.com/isitme-engelli-bireylerin-gozunde-dunya https://edebiyatblog.com/isitme-engelli-bireylerin-gozunde-dunya

Bunun olacağını hiç düşünmezdim aslında, bir anda sessizleşiverdi dünya. Ne eskiden şikayet ettiğim kapı gıcırtısı sesi vardı artık ne de çok sevdiğim kuşların o huzur veren şarkıları... O çok gürültülü şehir bir anda ıssız bir yere döndü adeta. Ne oldu anlayamadım önce, herkes konuşuyordu ama tek bir kelime bile yoktu duyabildiğim. Kendimi dünyadan dışlanmış hissettim, kendi sesimi bile duyamıyordum. Hep aynı tartışmalar yaşanmaya başladı sonrasında, ‘’Bersun, beni dinlemiyor musun?’’, ‘’Anlamıyor musun?’’, ‘’Beni umursamıyorsun bile’’ ve daha niceleri... Hiç aklıma gelmedi kulaklarımın artık duymama ihtimalinin oluşu, kafam dolu dedim, dikkatim dağınık dedim sanki korkulacak bir şeymiş gibi kabullenemedim. Çünkü korkmuştum, ne işaret dili bilirdim ne de işitme engelli bir tanıdığım vardı beni anlayabilecek ve yol gösterebilecek. Duyamadığım sesler de baş ağrıtabilirmiş, bunu öğrendim bu süreçte.

Bir düşünsenize akşam her şeyi duyabiliyorsunuz ama sabah sesler sanki yanınızdaki insandan değil de iki bina öteden geliyor. Ve o kadar ötekileştirilmiş ki işitme engelli bireyler sanki başka bir evrenden gelmişler gibi, kimse işaret dili bile bilmiyor. Duyamıyorum dediğinizde ahlaya vahlaya cevap veriyorlar size, duyamıyorsunuz ama o acıyan gözler adeta kara tahtayı tırnaklarmışçasına bir uğultu saplanıyor beyninize kadar.

Artık tamam deyip kabullenip gidiyorsunuz hastaneye, durumu anlatıyorsunuz ve giriyorsunuz işitme testine. Bir bakıyorsunuz ki o test odasının rahatsız edici sessizliği her yerde sizinle olacak artık. Bir sonraki adım ne olacak, bilemiyorsunuz. İşitme cihazı almanız gerektiği söyleniyor ve onunla duyabileceğiniz anlatılıyor size tane tane. Kabul ediyorsunuz, gürültü dolu bir dünyada sessiz yaşamak sandığınızdan daha zor çünkü, öğreniyorsunuz bunu.

Güç bela ücretini denkleştirdiğiniz işitme cihazınıza kavuşuyorsunuz sonunda. İlk denemeniz hep hatıranızda kalacak bir an olarak kazınıyor aklınıza. Dünyayı ilk defa deneyimleyen bir bebek kadar heyecanla bakıyorsunuz etrafınıza, dinlemeye duymaya çalışıyorsunuz her şeyi. Çok güzel gidiyor her şey, artık duyabiliyorsunuz iletişim kurup hayatınızı sürdürebilecek kadar ama bir sorun var... O cihaz ne kadar küçük olursa olsun acıtıyor, bazen fırlatıp atasınız geliyor ama dışarıdaysanız ne yazık ki tehlikeyi çağırmak demek bu, yapamıyorsunuz.

Sabah uyandığınızda bazen en sevdiğiniz şarkıyı açmak ister ya insan, açamıyorsunuz. Açsanız da duyamıyorsunuz zaten. Eskiden dinlediğiniz şarkıların ritimleri dolanıyor parmak uçlarınızda. Düşünüyorsunuz sadece, ya hiç duymasaydım ne olacaktı? Ya doğuştan duymasaydım, hatırladığım şarkıları bile hiç duymamış olsaydım, kuşları hiç dinlemeseydim... 

Ne kadar ütopik geliyor kulağa değil mi? Değil aslında, bunu yaşayan milyonlarca insan var. Eminim ki bunu okurken az da olsa anlayabildiniz bizleri. Çok bir şey yok sizden beklediğimiz aslında. Bizi ötekileştirerek veya yok sayarak daha da zorlaştırmayın hayatımızı. Bizim de sizlerden farkımız olmadığını, herkesin engelli adayı olduğunu unutmadan davranın. İşaret dili öğrenmeye çalışın, bizlerle bağırmadan tane tane konuşun, nasıl iletişim kurmanız gerektiğinizi sorun. Unutmayın ki engelleri aşmanın en kolay yolu birlik olmaktır!

 

]]>
Wed, 21 Sep 2022 15:00:18 +0300 Nur Bersun
Yok Oluş https://edebiyatblog.com/yok-olus https://edebiyatblog.com/yok-olus    Bugün şöyle bir cümle okudum, "Raslantı en eski ilahi güçtür".  Ben sana rastlamayı mucizem kabul etmişken şimdiler de hiçliği bile temsil etmeyen biri halindesin. Bunun için üzgünüm, evet seni bir hiç yerine bile koyamadığım için üzülüyorum. Çünkü ben verdiğim değerin çöp olmasını istemem, her ne olursa olsun. Güzeldi, güzeldin. Yalan değil yine olsa yine o sokaktan geçerim ben. Sana rastlamak, kendimi unutturan sonra da en acı şekilde hatırlamamı sağlayan şeydi.  Gülmeden ağlanmazmış ya hani bende güneşli günlerimi seninle yaşayarak geçirdim. Sonra yaprak hüznüne yenildi intihar etti ya da bu bir cinayetti de biz tüm suçu yaprağın düşmesine bağlamıştık, bilemiyorum. Ama artık en güzel sonbahar da yaşıyorum en güzel kışın gülümsüyorum. Çünkü seni ben güneşin aldıtıcı ışığında bulmuşken kendimi karın soğuk ama gerçekçi ellerinde buldum... 

]]>
Mon, 19 Sep 2022 23:02:19 +0300 YağmurunKızı8
Günlüğüm ve ben: Yine Sorular, Yine Ben https://edebiyatblog.com/gunlugum-ve-ben-yine-sorular-yine-ben https://edebiyatblog.com/gunlugum-ve-ben-yine-sorular-yine-ben Uzun zaman önce yaşanmış bir anı kadar gözden ve yürekten uzak hissediyorum günlük. Nedenini çok aradım da bulamadım, doktorlar, psikologlar, kişisel gelişim kitapları, terapiler... Hepsinde aradım bir cevap ama en önemli şeyi gözden kaçırdım hep...Soru olmayınca cevap nasıl bulunabilirdi ki? 

Ama inat ettim ya bir kere, bulacağım cevabı öyle ya da böyle. O zaman başlayayım bir yerden, ne sormam gerekiyor ya da ne sormamalıyım daha fazla zorlanmamak için? Bu mümkün mü, yara almadan çıkabilir miyim bu hayattan yoksa zaten sağ çıkamayacağımı bilerek mi sormalıyım sorularımı?

Aslında düşünüyorum da... Niye kaybedeceğimin kesin olduğu bir savaşa girmeliyim ki ya da girmeli miyim cidden? Bayılıyorum kendimi soru sormakla ilgili sorularla bunaltmaya belli, her zamanki halim işte... 

]]>
Mon, 19 Sep 2022 22:46:29 +0300 Nur Bersun
KENDİMİ SEÇTİM https://edebiyatblog.com/kendimi-sectim https://edebiyatblog.com/kendimi-sectim Doğdumuz hayatı seçme şansımız olmaz ama yaşayacağımız hayatı kendi tercihlerimizle seçiyoruz. Doğru ya da yanlış bir şekilde devam ediyoruz. Bize yani sana, bana doğru gelen bir başkasına yanlıl gelebilir ya da bunun tam tersi sana, bana yanlış gelen bir başkasına doğru gelebilir. Önemli olansa yaptığımız tercihler bizler için, senin için ya da benim için ne kadar doğru.

Şu zamana kadar yaptığım her seçimimin arkadasında durdum. Ne kadar yanlış olursa olsun ya da ne kadar doğru olursa olsun. Çünkü doğru da benim yanlış da benim, kimseye bir şey demek düşmez. Düşmezdi, kararlarına karışmalarına çokta hakları yok, ben bu hayatın bu kısmına tek başıma, yalnız geldim.

Tıpkı yeni çizdiğim yolda yalnız devam ettiğim gibi... Peki bundan pişman mıyım? Hayır. Korkuyor muyum? Evet. Birinin desteğine ihtiyacım var mı? Kendim yeterim, çünkü vazgeçtim. İnsanların yaptığı iyilikten, kötülükten, destekten, insanlıklarından vazgeçtim. Kimde ne kadarsa im çizdiğim yeni yolda o kişi bende o kadar. Böyle olmayı sevdiğimden değil daha fazla zarar görmek istemediğimden ama şöyle bir baktığım zaman iyi de geliyor. İnsanlardan uzak olmak, yalnız kalmak. İnsana en çok kendisi lazım.

]]>
Sun, 18 Sep 2022 19:44:10 +0300 lâlzü
Seçmece... https://edebiyatblog.com/secmece https://edebiyatblog.com/secmece Pazardan kaleme yansiyanlar

Çoğu pazarda duyarız seçmece bunlar diye çoğunluğun tercihi de genelde o ürünleri almaktır. Kendi seçtiğimiz daha güzeldir deriz ve başlarız seçmeye. Bugün de pazarda bu niyetle bir soru geldi kırmızı kapya biber almak isteyen bir abla, secebilirmiyiz diye sordu pazarda sorulmasi gereken en doğal soruyken pazarcı ne cevap verdi dersiniz? Abla seçimler 2023 te! Başta anlam veremeyen müşteri tekrar sorma gereği hissetti ve yine aynı cevabı aldı, orda olayı dışardan biraz gözlemlemek isterken zihnimde boş durmadı tabii. Pazarcinin vermek istediği cevap secemezsiniz biz istediğimizi vereceğiz seçimlere yaklaşırken neyin mesajını almak isterseniz siz seçin bakalım :)

]]>
Thu, 15 Sep 2022 17:22:43 +0300 Tuba KAYA
Yazmak... https://edebiyatblog.com/yazmak-3617 https://edebiyatblog.com/yazmak-3617 Yazı yazmak, harflerin biraraya gelmesi ile olsaydı hepimiz yazar olmuştuk degil mi?

Ama öyle olmuyor, her harf yanına anlam kacak diğer harfi arıyor onu da ancak arayarak buluyor. Bu öyle bir arama ki önce kendini, benliğini, acıyan yanını bulduruyor. Nasıl mı,  hiç beklenmedigin anda bazen 90 dan gol atıyor, bazen yolda giderken çakıl taşı ile düşürüyor, bazen bir ateşin içine atıveriyor tüm bedenini. Hamdim, pistim, yandim sürecinden geciriyor yani. Bazen yanmakta yetmiyor küllerin savruluyor semaya sonra... Sonra ne mi oluyor işte o zaman harfler yanına anlam katacak, o duyguyu okuyucuya yansıtacak satırlar olarak sagnak sagnak yağıyor...

]]>
Wed, 14 Sep 2022 19:57:12 +0300 Tuba KAYA
3 GÜN'DEN & SANDAL https://edebiyatblog.com/3-gunden-sandal https://edebiyatblog.com/3-gunden-sandal MERHABA AKİS , 
BU  GÜN YİNE SAAT DOKUZDA UYANDIM . BİR SAATİM TAVANA BAKMAKLA GEÇTİYSE DE DÜŞÜNMEK İYİ GELDİ . KALKIP KAHVALTI YAPTIM VE MUTFAĞI TOPARLADIM . BAHÇEDE BİR KEDİ VAR. MİSKET , ONUNLA VAKİT GEÇİRMEYİ VE OYNAMAYI ÇOK SEVİYORUM , ÇOK TATLI . ÇALIŞMA MASAMI TOPARLADIM , İŞTE BURADAYIM ÖNÜMDE YAZACAĞIMI DÜŞÜNDÜĞÜM HER ŞEY .. SEN NASILSIN ? UMARIM HER ŞEY YOLUNDADIR . SENİN DE ETRAFINDA KEDİLER VAR MI ? BENİM ÇOK VAR VE HEPSİ DE ÇOK SEVİMLİ , OKULA GİTTİĞİMDE HERKESE KEDİ FOTOĞRAFLARI GÖSTERİYORUM BENCE BENDEN SIKILDILAR AMA ÇAKTIRMIYORLAR , OLABİLİR TABİ DİYECEK ÇOK BİR ŞEYİM YOK . ÜÇÜNCÜ GÜNÜM BU SENİNLE VE SENİ ÇOK İYİ TANIYORUM , İSTER İNAN İSTER İNANMA AMA İÇİMİZDE YATAN BİR KAYIK VADETTİĞİMİZ YERLERE GÖTÜRÜRÜYOR BİZİ . TIPKI BU GÜN OLDUĞU GİBİ . YAŞAYIŞLARINI , HAYALLERİNİ , RÜYALARINI HEPSİ KABURGALARIMIN İÇİNDE , GARDINI ALABİLDİĞİN KADAR AL Kİ ZORLANMA AMA BEN DIŞARIDA DEĞİL ZİHNİNDEYİM , DUYAMACAĞIN KADAR YAKININDA, NEDEN ÜZGÜNSÜN YA DA NEDEN MUTLU NEREDE UYKUN VAR NİÇİN KEYİFLİSİN ANLIYORUM SENİ . O KÜÇÜK SANDAL BENİM. BENİ DE SÜRÜKLÜYORSUN YANINDA , SIZIYORUM ÇATLAKLARDAN İÇERİ . BÖYLE SAVUNUYORUM KENDİMİ BÜTÜN YÜKLERİMİ BIRAKIYORUM SUYA , KÜREKLERLE ÇATIŞIYORUM HATTA HEPİMİZE AĞIR GELİYOR ÇÜNKÜ YAPILANLAR VE DÜŞÜNDÜKLERİN . ÇOK KOLAYMIŞ GİBİ YAZIP ÇİZİYORUM BENDE . DAHA FAZLA ANLATIRDIM ASLINDA AMA YAPACAK İŞLERİM VAR , NEYSE DİKKAT ET KENDİNE ... 
 
                                                                                                                                   " SEVGİLERLE FERİZZ" 
 
YANSIMALAR ETRAFINDA ŞEKİLLENİYOR AYNALAR 
DANS EDİYOR ÇEVRESİNDE ZAMANLAR 
YILDIZLARIN KAYIKLARI VAR ÖTE YANDAN 
BİR SATIRDA BEN EKLEDİM YALNIZLIĞA ... 
]]>
Wed, 14 Sep 2022 10:45:17 +0300 gecesizsaye
BENCİLLER https://edebiyatblog.com/DilaraEsenÜstündağ-3605 https://edebiyatblog.com/DilaraEsenÜstündağ-3605 Neden hep karşı taraftan bekleriz ilk adımı? Neden kendimizi sorgulamadan doğruyu aramaya çalışıp, hesaplar peşinde koşarız? Neden sürekli birilerini idare etmek zorunda kalırız? Ve tüm bunların cevaplarını bir gün alır mıyız? 

Sürekli birilerinin istekleri ve arzuları doğrultusunda bir şeyler yürütmeye çalışmak bize zarar vermekten öteye geçmeyen tatsız bir yaşam. Alttan aldıkça tepenize binmeye çalışan insanlarla dolu hayat. Ve bu insanlar kendilerini düşünen bencillerden başka bir şey değiller.  Her şeyin en doğrusunu, en güzelini kendilerinin yaptığını ve hak ettiğini sanan bu varlıklar; küçük bir durumda sizi alaşağı etmek için hazır kıta beklemektedirler. 

Çünkü kalplerindeki o çürük yeri kapatamadıkça daha da çürümesine yol açarlar. Onlara göre doğru olan yolun aslında yanlış olmasının hiçbir önemi yoktur. Keza onlar gittikleri yol ne olursa olsun kendilerine göre uydurur. Kendileri zarar görmediği müddetçe sizin de bir öneminiz yoktur. Kullanılmaya ve iş görmeye devam ettiğiniz sürece çok iyi bir dostsunuzdur. Fakat artık gözünüzü açmış, her şeyin farkında biri olarak başkaldırıyorsanız tüm dostluğunuz bitmiş demektir. Sizden faydalanamayan bir insan için sıfır değerini bile taşımaz duruma gelirsiniz. Şunu unutmayın; herkesin işine yaradığı kadarsınız! 

İşte bu yüzden tercihlerinizi çok iyi yapın! Ailenizi seçemeyebilirisiniz fakat dostunuzu seçebilirsiniz. Eşinizi seçebilirsiniz. Çevrenizde olacak insanları pekâlâ seçebilirsiniz! Bu hayat sizin, ve siz ne isteyip dilerseniz onu yaşarsınız. Lütfen seçimlerinizi özenle yapın ve istemediğiniz hiçbir şeyi kabullenmeyin! 

]]>
Mon, 12 Sep 2022 13:10:49 +0300 Dilara Esen Üstündağ
Hayatın Riyazesi https://edebiyatblog.com/hayatin-riyazesi https://edebiyatblog.com/hayatin-riyazesi Riyaze: Kelime anlamı olarak matematik demek. 

Peki ya hayatın matematiğine ne dersiniz?

(2s + 2g = Hayat) Förmül! Hayatın förmülü..

Sevgi, saygız göz ve gönül. Sevgi saygıyla görebilirsen gönlün aslında senin hayatın olur. Bu riyaze içinde kaybolmak durmaksızın geliştirir ruhumuzu. Bir dar kafes avuç içi kadar olan yer denklemin aslı. Sonrasında ise bütün denklemlerimizin çözümü doğrudan elimizde. Mesken tutmuş saygı içimin odalarına kırmak incitmeye misafirperver değil bu odalar. Saygı sevgiye misafir hem de yatılı misafir. Zamanın memuru olsam hiç doymaz ama her şeye adil bir çizgi çizerim. Zengin, fakir, büyük, küçük hepsini yerleştiririm o çizgime memurluğumdan olmak adına. Derler sonra adı kader. Bende ise keder. Korkudan mıdır ya da değişmez kadim Tabu mudur bu?  Her şeye rağmen yalansız dolansız dört büyüğü  denklemimdeki dört noktaya yerleştiririm. Çünkü bugünün yalanı yarın kişisinin bir gerçeğe ulaşmasını engelleyecek. Bu da sistematik büyük bir bozukluk. Şirazesi kayar evrenin hükümsüz yönsüz tertemiz kayar. Düşünebiliyor musunuz her şey olup bitince ışık gören tavşan gibi kitlenip izleriz. Ufacık bir yalan da olsa ne kadar yerler oynatır. Sözlerle ağır yükler vermenizi istemem sizlerden ama bir umut bir telaş için de karşılanmasını isterim hayatın. Bu durumda formülümüzün sağlamasından doğru yola ulaşacağımızı umuyorum. Gelir geçer zamanda ne gerek vardı böyle ezbere demiş olmalısınız. Bizi ne kralın tacı, ne de kısa günün kazancı kurtaracak formaliteden bunların hepsi. Asıl olan formaliteler değil formüllerdir...

]]>
Sun, 11 Sep 2022 18:26:56 +0300 Elif Can
EHVEN & İ & ŞER https://edebiyatblog.com/ehven-i-ser https://edebiyatblog.com/ehven-i-ser Ehvenişer: Günümüzde bu kelime kötünün iyisi olarak kullanılır. Kötü şeyler arasında seçim yaptığımızda daha az kötü, arasında daha hafif olandır.

Yüzyıllardan kalma bit hasretler hepimiz eski yaşantılara özlem duyarız. Eskilerde yaşamak tarihte gömülmek ister ruh. Eskilerden yadigar kalan bir çok yapıyı hakkıyla koruyamıyoruz. Dilde korumak bizimkilerin hepsi. Çizdiğimiz mutluluk resminin ehvenişer bir köşesine yerleştirelim dilde koruma kelimelerimizi.

İnsan duyduğunu değil gördüğünü yaparmış. Mutlu bir resim gibi görüp yapabilmek adına enazından. Kumdan kaleler alın birer birer karşınıza çarptırmamak için dalgaya sarfettiğimiz çaba misali taştan kalelere de çaba verin. Bu ehvenişer seçimlerin olduğu bir yaşamda kapılar ardında kaçtığım zamanlar boş vermiştim. Zırhı paslanmıs bir kahramandan sıyrılıp kaçarcasına çıktım hücrelerimden,  koruyup kollayabilmek adına. Ne yazık ki koruyabilmek için seçimler yapmakta koruyucu yerine daha yıkıcı olabiliyor. Ömrümün takvimine yazı oldu bu kavram, üretebilmek, çabalayabilmek, yılmadan birşeyleri korumaya çalışmak, değerlere sahip çıkmak çok yorucu olabiliyor bu yüzyılda. Kendini kurutmuş bir nehir makamından sıyrılıp, karanlık çökmeden yola koyulmak lazım. Önce yere düşen bir eser taşını yerine yerleştirmek lazım, sonra her gece kendimize nöbet yazıp mesai alıp onları korumata almak... Daha sonra ise aynı toprakta yetişen ayrı dalların çiçekleri gibi açmak lazım, çevreye güzel kokular yayabilmek...  En sonunda ise yağmurdan dökülen, dağlardan süzülen, denizde can veren nehirler gibi, aynı hayale kapılmış, aynı ormanda kaybolmuş çiçekler gibi olalım. Unutmayalım ki bütün seçimlerde ehvenişer tabii tutuyor kendini bize...

]]>
Sun, 11 Sep 2022 18:21:58 +0300 Elif Can
2 GÜN'DEN & UNUTULAN BEDENLER https://edebiyatblog.com/2-gunden-unutulan-bedenler https://edebiyatblog.com/2-gunden-unutulan-bedenler

MERHABA AKİS , 
BU GÜN SANA ŞİİR GİBİ YAZMAK İSTEDİM . 
BİR UMUTTU BANA SENİ UNUT DİYEN AKİS ,HATIRALARIMDA BİTMEZ TÜKENMEZ YALANLARIN VARKEN VE ONCA ÖLÜ RUHTAN SONRA CANLANMAZ TOPLADIĞIMIZ BEDENLER . KARŞINDAYIM YİNE VE YENİDEN . SAKLANDIĞIM DUVARLAR DAHA DOĞRUSU ARKASINA SAKLANDIĞIM NEDENLERLE BİRLİKTE , TOPRAĞA KARIŞTI CESARETİM . GÖMDÜM HEPSİNİ BİR AĞACIN ALTINA . SORACAKCAKSIN,  KARŞIMA ÇIKMAK ZOR OLAN DEĞİL Mİ ? DİYE . HAYIR , DEĞİL ASIL ZOR OLAN VE CESARET GEREKTİREN YAŞADIĞIM BOĞUK KARANLIK ACIYA DEVAM EDİP KATLANMAK  OLACAKTI . YAPAMADIM MAALESEF .ÇIKTIM KARŞINA , BAKIYORUM SADECE BENİ ANLA DİYE . SAATLERCE KALACAĞIM YANINDA İNSANLAR GELİP GEÇECEK , ARABALAR ÜSTÜMÜZE SÜRECEK IŞIKLARINI , BİZ GECEYE KALACAĞIZ . HESAPLAŞMAK DESEN DEĞİL . BAKACAĞIM ÖYLECE SURATINA . BELKİ DE SUÇLAYACAĞIM SENİ  PEŞİNDEN GELİRKEN.
BİLE İSTEYE , DÜĞÜMLENİP RUHUNA KARIŞACAĞIM , SARKACAĞIM ŞAKAKLARINDAN , SEN KONUŞURKEN İNSANLARLA, BEN GÜLECEĞİM .  KİRPİKLERİNİN UCUNA DENK GETİRECEĞİM GÜNEŞİN DOĞUŞUNU , SABAHIN SOĞUĞUNU BEKLEYECEĞİM . FİLM GİBİ OLACAK , MİSAL SEN DALGALI BİR DENİZİ CANLANDIRACAKSIN BENSE GÖĞE TUTUNMAYA ÇALIŞAN BİR UÇURTMAYI . SÜZÜLÜP SAVRULACAĞIZ , UÇAKLARA KAFA TUTUP KUŞLARIN KANATLARINDA SAKLANACAĞIZ . DURACAĞIZ ÖYLE , DURUP DURACAĞIZ ...
 
AĞAÇ DALINDAKİ YÜZLER ,YAPRAKLARI ARASINDA GEZİNEN RÜZGAR ,
YABANCILAŞTIRDI BİZİ BU ŞEHİRLER ,
SÖYLEYEMEDİĞİM NE VARSA HEPSİ PEŞİMDELER . 
 
                                                                                                                                                           
                                                                                                                                                 "SEVGİLERLE FERİZZ"

 

]]>
Sun, 11 Sep 2022 11:42:03 +0300 gecesizsaye
Aklını Kullan(MA) https://edebiyatblog.com/aklini-kullanma https://edebiyatblog.com/aklini-kullanma Aklini kullanan, nefsini dizginler!

Akıllı insanları yönetmek zor, insanların aklını kullanması kapitalist sistemin işine yaramayacagi için tüm düzen akıl kıtlığı üzerine kurgulaniyor. Sen aklıni kullanma ki biz seni daha kolay yonlendirelim, daha çok kandırıp kazancına ortak olalım, asgari ücretle gecinsende cebine ısırılmis elma cihazları koyduralim, sen hiç bunlar için aklını zorlama, gündüz kuşağındaki programları izlemeye devam et tüm ulkenin en büyük derdi yemek, güzellik, eğlence olduğuna inan ki hayatin merkezine bunlari al. Velhasıli sana verilen en değerli emaneti biz senin yerine koruma altına alalım diyen bir zihniyet olduğunu ne zaman fark edeceğiz acaba!

 Çocuklarımıza daha anne karnı da zeka gelistirici aktivitelere başlarken, anne ve babanın kendi zekasını aktive etmesi gerektiğini unutabiliyoruz, gündüz kuşağı izlerken, sosyal medyayı sadece tüketici olarak ve tükettiği şeyleri paylaşmak için kullanırken, kitap okumayıp sadece kitap okumanın faydasını dinleyerek kültür seviyesinin arttığına inanan bir aileden nasıl bır nesil yetişecek dersiniz.

Bir şeylerin sadece faydasını bilmek kavanoz dışından bali yalamaya benzer. Çocuklara birşeyin faydalı olduğunu ancak yaşayarak ögretebiliriz. Zeka oyunları ile geliştirmeye çalıştığımız çocuklarımizin, ekran bağımlısı haline gelmesinin sebebi ne olaki ? Sadece faydayı sunup arka tarafta onu kullanamaktir. Bir odada zeka açıcılar verip diğer odada ekran başında oturarak daha akıllı nesiller yetiştiremiyoruz malesef buna ben de dahil...

Akıl sahibi olduğumuzu ve gelistirmek için kullanmak gerektiğini en kısa zamanda hatırlamak dileği ile...

]]>
Sun, 11 Sep 2022 06:53:10 +0300 Tuba KAYA
How I Met Your Mother Bilgi Testi https://edebiyatblog.com/Howımetyourmother-bellaelliehall https://edebiyatblog.com/Howımetyourmother-bellaelliehall Sat, 10 Sep 2022 00:41:43 +0300 Bella Ellie Hall 1 GÜN'DEN & SAKLAMBAÇ https://edebiyatblog.com/1-gunden-saklambac https://edebiyatblog.com/1-gunden-saklambac  MERHABA AKİS 

    RÜYAMADA SENDEN SAKLANDIĞIMI  FARK ETTİM , NEDENDİR BİLMEM   SANKİ BENİ BULAMADIĞINDA HER ŞEY YERİNE OTURACAKMIŞ GİBİ , BOMBOŞ BİR SAYFAYA ATTIĞIM VİRGÜLLER GİBİ DE... BENİM HER SEFERİNDE  BİR HEYECANLA SENİ ARAYIŞLARIM HÜSRANLA SONUÇLANIYORDU ÇÜNKÜ. ÖYLECE BİR KAPI ARKASINA GEÇİP SIRTIMI DUVARA YASLADIM . BENİ BULABİLİR MİSİN BİLMİYORUM AMA DİZLERİME YASLAYIP ALNIMI SENİ BEKLEYECEĞİM KARANLIKTA . DÜN GECE FİLM İZLERKEN DE ÇOK AĞLAMAK İSTEDİM AMA AĞLAYAMADIM AĞLAMAMAM GEREKTİĞİNİ BİLİYORDUM . BİLİM KURGU  FİLMİYDİ . UZAY , ZAMAN , BEKLEYİŞ ASLINDA SONSUZ BİR KARANLIĞI ANLATIYORDU BEN O ANDA DA SENİ ARADIM . HER SAHNEYE SENDEN BİR İZ EKLEDİM . BÖYLE DÜŞÜNÜNCE TABİ GÖZLERİM DE DOLDU AKLIMDAKİLER DE VE DÖKÜLMEYİ BEKLİYORLAR , SENİ BEKLİYORLAR EN ÇOKTA GELMEYİŞLERİNİ . BAŞI BOŞ SAKLANIYORUM İŞTE , ÖYLECE TAM DA ORTADA GİZLENİYORUM BİLİYOR MUSUN .İNSANLAR ARADIKLARINI BULAMADIKLARINDA DÖNÜŞÜR VE DEĞİŞİRLER , GENİŞ ZAMANDA KENDİNİ BULMAK OLGUSU ÜZERİNE VE HAYATI ANLAMLANDIRMA AŞAMASINDA BOCALARLAR . SANIRIM BANA DA BUNDAN OLUYOR . ÖZLÜYORUM DEĞİŞİYORUM , ARIYORUM DÖNÜŞÜYORUM . EN ÇOK KENDİME KIZIYORUM BU OLANLAR YÜZÜNDEN AMA DUYULMAK İSTENENLER ÇIKMIYOR BAZEN AĞIZDAN . ADIMI SANKİ SENDEN DUYMAK İYİ GELECEKMİŞ GİBİ BÜTÜN YAPTIKLARIMI BOZUP  , SAÇMALIORUM . NE OLACAK Kİ SONUNDA BU HAYALİN , KİM KİMİN YANINDA SOLUKLANACAK , BEN NE İÇİN VE NELER İÇİN  YAZMAYI BIRAKACAĞIM . TARİHLER DEĞİŞİRKEN  BİR BİR VE TAKVİMLER BİTERKEN HAYATIMIN UCUNDA , BENİ GERÇEKTEN BULABİLECEK MİSİN ? ÇIKARABİLECEK MİSİN KARANLIKTAN ? BEN GÖKYÜZÜNE AŞIĞIM SIĞDIRABİLECEK  MİSİN  GÜNEŞİ GÖZLERİNE ...

   AKİS HER ŞEYE RAĞMEN ALDIRMA BU SÖYLEDİLERİME . NASIL KENDİM DÜŞTÜYSEM BU DÖNGÜYE KENDİM ÇIKACAĞIM BİR ŞEKİLDE BİLDİĞİM TEK GERÇEK BU . SENİN BİLE BİR HAYAL ÜRÜNÜ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM . BENİ BEN YAPAN BU BOŞLUK BENİM ASLINDA . DERT ETME OLUR MU İYİYİM BEN  FAZLACA YAZARAK YANINA GELMEYE ÇALIŞACAĞIM AMA YİNE DE ARA BENİ HER BULAMADIĞINDA İSE BİR RESİM ÇİZ . BEN SENİ HER KAYBEDİŞİMDE ELİMDE KALEMLE İLHAM ARIYORUM BENDİMDE ...      

 

                                                                                                 "SEVGİLERİMLE FERİZZ" 

]]>
Thu, 08 Sep 2022 22:55:41 +0300 gecesizsaye
Bardağın Dolu mu&Boş mu? https://edebiyatblog.com/bardagin-dolu-mu-bos-mu https://edebiyatblog.com/bardagin-dolu-mu-bos-mu Bardağın Dolu mu- Boş mu?

"Bardağın dolu tarafını görebilmek." Tamam gördüm ama boş tarafida hala bos, doluyu görmek o boşluğu doldurmuyor değil mi?

Peki ne yapalım olumlu bakmayalim mi hayata, pozitif dusunmeyelim mi, dünya tüm olumsuzluklarina rağmen çok güzel demeye devam mi edelim? Negatif tarafları hiç yokmuş gibi bakmak o negatifi düzeltme imkanıni nasıl verecek.  Sadece dolu tarafi görmek sadece boş tarafi görmek kadar toksit etki yapabilir hayatımıza, bir de şunu deneyelim mi? Bardağın her iki tarafında gorebilmek.

Başıma gelen olay ne tamamen olumsuz, ne de tamamen olumlu, olmak zorunda hissetmemek bu durumdan çıkmak için güzel bir yöntem olabilir, siz ne dersiniz?

]]>
Thu, 08 Sep 2022 10:55:54 +0300 Tuba KAYA
EVREN EVİ https://edebiyatblog.com/bas-asagi-kelebekleri https://edebiyatblog.com/bas-asagi-kelebekleri Bir ağaç kavuğu düşünün, yaşam ve ölüm arasındaki o ince çizgi. Ürkekliğim üzerindeydi o kavuğun içerisinde. Elinde olup da bile bile ölüme göz yummaktı belki de. Etrafıma sardığım koza beni korurdu kötülüklerden. Hep sarmaya çalıştığım kanatlarım vardı kendime. Ruhum soğumaya başlarsa o zaman uçardım. Öyle sanıyordum. Olup biteni izlerdim bulduğum küçücük bir delikten. Hayatı takip etmeye çalışmak oyundu dikenli teller arasında. Hiçliğe sahip olduğum bu soğuk evrene art arda kelepçeler vurduğumdan gökyüzünden kanatlarıma yıldızlar düşürüyordum. Ben ben değildim, hiçbir zaman da olmamıştım. Kendimden kendimi azat edemediğindendi ya zaten kırıklıklarım. Baktığım yerde değil gördüğüm o minik küre içinde baş aşağı olmuş, adlandıramadığım hislerim sağlı sollu sıkıştırıyordu beni. Sorun şu ki asla kaçacak bir iğne deliği bile bırakmamalarıydı. Bir kaçış yolu vardı aslında ama ben kendimi kendimden çalamadığım için sıkışıp ölmeyi bekliyordum. O kozadan ve etrafımda ağaç kavuğundan kanatlarımı terk etmek, kaçıp hep uzaktan izlediğim evrene ayak basmak zordu. Dünyayı izlediğim küçücük boşluktan ruhumu geçirebilir miydim bilmiyordum. “Acaba"larım vardı. Olur da bir gün çıkarsam dışarıya silip atacaktım düşlerimdeki yağmur izlerini. Her şeye rağmen inanıyordum yine de o küçük deliği yırtıp maviye tutsak olup beni kafesine hapsetmesine izin verecektim. Kanatlarımın bir günü rehin olarak geçirmesini içimdeki yirmi dört saatlik mutluluğa sığdıracaktım. Çünkü ben hep hasretle beklediğim kasırgaları gökkuşağı gibi renklerine ayırıp benliğimin içinden geçirecektim. Doğru yerde doğru zamanda kanat çırpıp kasırgaları savuracaktım dünyanın her bir yerine, kozandan çıktığım günün akşamına ölümü her şeyimle hissedebilmek için. Ben bir günde hem yaşamı hem ölümü mezarıma götürecektim.

]]>
Wed, 07 Sep 2022 15:23:26 +0300 gecesizsaye
Sana inat, yaşarım… https://edebiyatblog.com/sana-inat-yasarim https://edebiyatblog.com/sana-inat-yasarim Çizgiyi geçmedim ben hissettim önce, sonra durdum. 

Siz! Hayat süren leşler, zaferiniz daima olacak vurgun,

Elimde gençliğimin beyaz saçlı sayfaları var,

Bahaneler üreten sizlere, olacak kapım hep duvar,

Ne sevda bıraktınız, ne de yürek insanda,,

Tozlu aşkımı kaldırdım,

Odamın tozlu bir rafına,

Zırhını kuşanırım her gece özgürlüğün,

Kanar kanadı sol yanımın,

Şafak bize yine kördüğüm,

Çalın davulları yokuştan aşağıya doğru 

Bir türküdür tutturduğun amma

Duyanın hiç olmadığı,

Galibi yok, mağlubu yok, benim dünyamın,

Şehidi yok bu sokakta,

geçtiğin bu mezarlığın.

Korkacaksan çıktığın bu meydandan,

Desturu çekip sıvış kardeş

Arkana bile bakmadan,

Ziyan olanlar da, senin gibi düşünürdü,

Kafayı çekince hepsi birer ninjaya dönüşürdü,

Sizlerin taptığına, ben çoktan dedim pul,

Saymam sizi insandan,

Olamazsın hakka iyi bir kul,

Siz hayal kurarken, ben “o” nu yaşarım,

Ölmem ben bu sokakta,

Size  inat yaşarım…

Düştüğümü sandığında, ben dinlerim.

Kafam eserse yanına doğru,

Bir volta atıp geri gelirim…

]]>
Mon, 05 Sep 2022 23:35:58 +0300 siirsel__sanat
Hayal'im https://edebiyatblog.com/hayalim https://edebiyatblog.com/hayalim Dünyaya gelip dün ile bugünü aynı yaşamak...

Bu yüzden mi geliyorduk dünyaya...

Ben dünümün, bugün ile aynı olsun istemiyorum.

Eğlenmek istiyorum... Gezmek istiyorum...

Öğrenmek istiyorum ama bunun zorunluluk olarak üstüme binmesini istemiyorum.

Dünüm, bugünümden çok farklı olsun istiyorum.

Ödüm kopuyor bilmediğim yerlere adım atmadan öleceğim diye.

Her gün başka ülkelerde sabahlamayacağım diye.

Başka kültür göremezsem bu hayata tamamen bağlanmamış gibi hissetmekten çok korkuyorum. 

Bu hayatı boş yaşamaktan çok korkuyorum.

18 yaşıma az kaldı...

Daha hayatımın baharındasın diyebilirsiniz ama hayalleri böyle olan birisi beni çok iyi anlayacaktır.

Düne göre bugünden tek fark benim biraz daha yaşlanmış olmam.

Öğrenmekten zevk alan biriyim fakat bunu zorla öğrenmekten sıkıldım. 

Asla isyan etmem...

Çünkü bilirim ki...

Bu duruma şükür etmezsem daha kötüsü başımın üstünden eksik olmaz...

Ben isyan etmiyorum sadece... Hayallerim için savaşıyorum...

Benim çünkü hayalim bir meslek değil...

Benim hayalim öğrenmek...

Diğer ülkeleri, diğer kültürleri, diğer insanları, diğer dilleri...

Hepsini bir bir görerek öğrenmek istiyorum. 

Hayatın sadece hayalimin meslek olacakmış gibi koşullandırması geriyor beni. 

]]>
Sat, 03 Sep 2022 19:16:22 +0300 Buse Nur Gürlek
ZİHİN BULANTISI https://edebiyatblog.com/zihin-bulantisi https://edebiyatblog.com/zihin-bulantisi Bulutlar gökyüzünü tutsak etmiş , kuşlar sesini çiçeklere kadar savuruyor . Hafif esen rüzgar kirpiklerinin ucuna hüküm sürüyordu. Oturduğum çimenlerin ıslaklığını hissediyor , havanın sarsıcı güzelliğinin tadını çıkarıyordum. Yoldan geçen arabaları ve içindekileri seyredip , insanların yüz ifadelerini yüzümde barındırdığım , bazen alay bazense tebessümle izliyordum. Birbiri ardını takip eden aynı suratlar . Bir zamanın peşine takılmış dünyalılar. Fazla gösteriş bolca kibir. Sadece kıyafetlerle sarılı bedenler . Beden demeye bin şahit, et yığınları. Derin bir nefes aldım . Yetmiyordu işte , ne aldığım nefes ne de yaşadığım hayat . Yetmiyordu ! Dudaklarım yoruldum dese de , ruhum kabul etmiyordu . Neydi o zaman derdim ? Ne almalıydım hayattan ? Bana göre dert çok , yapacak bir şey yoktu . Düşündüklerim duyduklarımla uyuşmuyordu. Hep daha fazlasını istediğim yerde ; hep daha azını almak , o hırsla çıktığım merdivenleri yüzümde ağlamaklı bir ifade ile inmeme neden oluyordu. Yorulmamıştım halbuki... Bazen kendimi takım elbisenin önemli parçası olan kravat gibi hissediyordum. İçindeki adam kravatı sevmese de, onu boğsa da ihtiyacı vardı ona. Kravatsız olursan ne saygı kalır ne de ciddiyet . Ancak iş bitti mi boynundan çıkarılan , bir köşeye fırlatılan bir kumaş parçası olmaktan geri alınamıyordu. O kumaş parçası gibi hem önemliydim hem de sıkıcı. Sıkıyordum herkesi . Bazen de topuklu ayakkabı bir kadının en önemli aksesuarı ama acı veren , sanki bir bıçak üstünde yürüyormuş hissi veren topuklu ayakkabı . Hem sıkıp hem can acıtıyordum. Normal miydi bu durum ? Hiç sanmıyorum . Yalnızlık etrafımda sinsi bir yılan gibiydi. Doğru zamanı bulsa zehirleyecek ... İçime zincirler vuruluyor acı acı. Canımı ezmek istercesine . Uçan bir kuşa takıldı bakışlarım . Özgür. Gökyüzünün hakimleri . Günün kanatları, uçmanın en güzel yanı . Yanık sesli bir türkücü gibi dillerinde dolanan notalar . Deniz karaya vurdukça saz gibi eşlik ediyor onlara . Gökyüzünün hakimleri... Sonra yavaş yavaş veda eden gün . Kuşlar daha çok canlanmış güneş yüzümü delice dövüyor. Korkmadan meydan okuyorum ona . Karşında güçlü durabildiğim güneş, darbelerini indirmeye devam ediyor. Direnmiyorum, kaçmıyorum. Galibiyet benim . Güneş uzaklaşıyor sükunetle. Günler geçiyor ama yetmiyor . Geceyi o kadar hızlı yaşıyoruz ki yıldızları kucaklamak zorlaşıyor. Gün gün eriyip bitiyoruz . Geceye teslim edildik . Sonra anlıyorum ki meğer kazanan güneşmiş ben kaçtığını sanarken o geceye devrediyormuş biz dünyalıları . Gece ve gündüz hüküm sürüyor üzerimizde. Ne kaçabiliyoruz ne de saklanabiliyoruz . Bir köşede çürümeyi bekliyoruz. Zihnim , oyun oynuyormuş gibi sildi birden düşüncelerimi. Ayağa kalkıp , üzerimi silkeledim. Sokak lambalarının , kaldırımları yuttuğu karanlık bir kuytuya doğru ilerlemeye başladım . Sürüklenerek sokakta kayboldum. Silinerek zihnimi kaybettim . Karadeliğe düştüm..

]]>
Thu, 01 Sep 2022 21:48:33 +0300 gecesizsaye
:) https://edebiyatblog.com/3540 https://edebiyatblog.com/3540 kalmamıştı. Her şey üst üste gelmişti, kardeşleri aklına gelince öylece kala kaldı yerinde.

  Erdal: Abi kardeşlerim.

Yalçın: Korkma evlat.

            Dedi ve Erdal'ın sırtına yavaşça iki sefer vurdu. Erdal'ı henüz tam anlamıyla tanımasa da, onda kendini görüyordu. Babasını bulamamasına sinirlense de elinden bir şey gelmiyordu, bir yandan annesinin cansız bedeni aklından gitmezken, diğer yandan da aklı kardeşlerinin nerede olabileceğindeydi. Geldikleri yolu tekrardan dönerken ikisinin de aklında tek bir soru vardı, çocukların nerede olduğu? Yalçın belli etmemeye çalışsa da çocukların başına bir şey gelmesinden çok korkuyordu. Zaman aleyhlerine işliyordu, iyi mi yoksa kötü mü? İkisi de bunu bilmiyordu. Evin önüne gelince, çoktan polis ve cenaze nakil aracının evin önünde olduğunu gören Erdal’ın bir anlık nefesi kesildi, gözleri doldu.

     Artık kimsesi kalmamıştı neredeyse Erdal'ın. Bir teyzesi vardı, onun da kocası ne beni ne de kardeşlerimin yanlarında kalmamıza izin vermezdi. Kardeşlerimi bir an önce bulmam gerekiyor diye düşündü Erdal. Ne, nasıl olacaktı oda bilmiyordu, şu anda tek isteği kardeşlerinin yanında olmasıydı. Gözlerinin önünden giden cenaze aracının peşinden koşarak, ‘anne’ diye bağırdı ve giden aracın arkasından koşmaya başladı. Cenaze aracı durmamıştı, gidiyordu sanki; ölenin geri gelmediği gibi oda gidiyordu ve durmuyordu hiçbir şekilde. Yalçın ne yapması gerektiğini bilmeden Erdal’ın arkasından bakıyordu, onun da gözleri dolmuştu. Her ne kadar annesi yaşasa da, sanki Yalçın’ın annesi ölmüş gibi hissediyordu. Bu hayattaki en büyük acılardan biri de annesizliğin olduğunu bilse de, şimdi daha iyi anlıyordu Yalçın.

  Erdal, koşmaktan bacaklarında hal kalmamıştı ama hala koşmaya çalışıyordu, anne diye bağırsa da cenaze aracı göz önünde kaybolmuş ve yok olmuş gibiydi, Erdal için. Bacaklarında takat kalmayan Erdal kendini yolun ortasına bıraktı, annesinin sesi sanki kulaklarında çınlıyordu, annesinin cansız bedeni çıkan eve geri girse annesine sarılacakmış gibi hissediyordu.

     Erdal’ın yere oturduğunu gören herkes etrafında toplanıp teselliler verirken, Yalçın da Erdal’ın yanına doğru yürümeye başladı. Her ne kadar perişan da olsa birinin ayakta durup, destek olması gerektiğini biliyordu Yalçın. Göz yaşlarını eliyle sildikten sonra, daha da hızlı adımlarla Erdal’ın yanına geldi.

      Yalçın: Evlat, hadi kalk. Kardeşlerini bulacağız, onlar için ayakta kalman lazım.

    Erdal sanki, bu anda değildi. Giden cenaze nakil aracının gittiği yola boş gözlerle bakıp, ağlıyordu. Evden çıktığı için kendini suçlamaya hala devam ediyordu.

      Erdal: Benim yüzümden anam öldü, benim yüzümden.

      Yalçın: Evlat, kalk ayağa kardeşlerin için ayakta kalman lazım. Onlar seni bu halde görürse daha da kötü olurlar, zaman çözüm değil. İçindeki alevlerin daha da büyümesine neden olur, ama senin ayakta kalman lazım için yanıp kül olsa bile, kardeşlerin var.

Yalçın’ın bu sözleriyle beraber, Erdal göz yaşlarını sildi elinin tersiyle, kardeşlerini bulması lazımdı ama nasıl olacaktı oda bilmiyordu. Başını kaldırınca komşularından Ayşe teyze konuşmaya başladı.

      Ayşe teyze: Erdal oğlum, sabah baban olacak o adam kardeşlerini götürdü. Annen arkasından götürme falan dedi ama baban dinlemedi dahi. Oğlum sen benim her ne kadar öz olmasa da oğlum gibisin, sadece benim değil tüm mahallenin oğlusun sen de kardeşlerin de. Unutma bunu oğlum, kardeşlerin için ayakta kalman lazım, bu bey doğru söylüyor.

    Erdal babasından iyicene nefret etmeye başlamıştı, ama nefreti de içinde yaşamak durumundaydı. Her şeyi ve herkesi ne kadar umursamasa da doğruyu söylüyorlardı. Oturduğu yerden kalkıp eliyle yüzünü kapatıp, düşünmeye başladı, o adamın kardeşlerini nereye götürdüğünü, teyzesi vardı bu hayatta ve babaannesi ikisinden birine götürmesi çok yüksek bir olasılıktı. Derin bir nefes aldı, sanki gökyüzündeki tüm havayı almak istermişçesine. Ama olmuyordu, kardeşlerini bulsa bilene nereye gideceğini, ne yapacaklarını hiç bir şekilde bilmiyordu, matematik dersi iyiydi Erdal’ın ama şu anda önüne gelen denklemi çözemiyor, uğraşıyor çözebilirim diye ama yok başaramıyordu. Hayallerinin peşinden gitmek için babasına karşı çıkıp, evden kaçmıştı ama artık o hayali de gerçekleştirmek isteniyordu. İçindeki tüm hevesi yok olmuştu, önce hayal kurulur sonra da çalardı tüm insanlar, ama Erdal için ne bir hayal kalmıştı, ne de bir aile. Bugüne kadar aile diye bir şeyi yoktu, vardı ama ne bir sevgi ne de bir saygı vardı o ailede hepsi bir birinden kopuktu, bir tek annesi o sevgiyi verirdi çocuklarına, o sevgi de bir yere kadar anne sevgisi ne kadar önemliyse, baba sevgisi de o kadar önemli. Erdal’ın ve kardeşlerinin bir yanı hep eksikti, her şeyiyle. Eve ne bir para bırakırdı ne de bir sevgi gösterirdi çocuklarına, çocukların yüzlerindeki mutluluk yavaşça silindi bunun en büyük sebebi her gün para da para diyen ve annelerini döven bir baba yüzündendi. Anneleri öldü, babaları kaçtı, kimsesiz kalan 6 kardeş, her şeyi mantıklı yoldan çözmeye çalışan Erdal bilene sanki; her şey olup biterken, ölüyordu, hissizleşiyordu en çok da kimsesizleşiyordu. Bundan korkmuyordu Erdal, hayatına bir şeyler katacağını bildiği için korkmuyordu, ya da korkmaktan vazgeçiyordu.

   Herkes bir bir evlerine dağılmış ve yine kalan Erdal’la, Yalçın olmuştu. Erdal ruh gibiydi, kendisi bilene kendini bilmiyordu, tanımıyordu, hisleri alınıyordu ellerinden. Bir şeyler sadece oluyordu, bir tepki bilene vermiyordu. Aslında en büyük tepkiyi veriyordu oda yazar, Tülay Koçağın da dediği gibi;

   ‘Sakin kalmayı öğren. Çünkü bazı durumlarda tepkisiz kalmak en doğru davranıştır. Ve unutma... En büyük tepki tepkisizliktir.’

Tepki vermeye çalışsa bilene, bir tepki vermiyordu Erdal, kalp kırmaktan korkuyor, insanlar çevresinde çok az ve az olan insanların da gitmesinden korkuyordu. Korkması da eline herhangi bir çözüm sunmuyordu bunu bilmesine rağmen hala sessizliğini korumaya devam etti, Yalçın’ın sorduğu soruları bilene cevaplamadı sadece sustu. Bir yere baktı uzun uzun, ama bir türlü çıkamadı bu döngünün içerisinden. Dışarıdan gelen ses, ya da görüntülerle alakası yoktu, Erdal’ın dalıp dalıp gitti, düşündü hatta boğuldu ama çıkamadı bir türlü o bataklıktan.

“Erdal hadi bak yemek istedim, bir kaç lokma bir şey ye.”

  Yalçın hala Erdal’la konuşmaya çalışıyor ama hala, bir cevap dahi vermiyordu Erdal. Zor olduğunu tahmin edebiliyordu Yalçın o yüzden pek üzerine gitmedi Erdal’ın. Her ne kadar bu durumuna çok üzülse de elinden bir şey gelmiyordu Yalçın’ın, bazı durumlar için sessizlik ve yalnızlık gerekiyordu bunu bildiği için, Erdal’ı rahat bırakıyordu Yalçın. Sessizlik her ne kadar bir şeyi ifade etmesi de Erdal için susuyordu sadece. Sessizlik sadece bir odada yalnız kalmaktan ibaret değildir. Odada onca insan varken de yalnız kaldığını hissedebilir herkes. Bunu en kötü bir şekilde anlayan sadece Erdal, herkesin onu anlamadığını ve anlamayacağını düşünüyordu Erdal. Kardeşlerinin nerede olduğunu dahi bilmeden ilerlemek durumunda kalıyordu. Yalçın derin bir nefes aldı ne olması gerektiğini kendisi de bilmiyordu. Evin kapısı çalınınca Yalçın kapıyı açmak için ayaklandı ve kapıya doğru ilerledi, kapıya gelince kapıyı açtı.

“Merhaba. Ben Cevdet, Erdal’a bakmıştım.”

“İçeride kendisi.”

    Yalçın'ın tanımadığı o adam içeriye girdi ve Yalçın yolu göstermesine gerek kalmadan adam evin odasına doğru yol aldı. Yalçın açıkçası gelen bu adamın kim olduğunu merak etmişti o yüzden hızla kapıyı kapatıp adamın peşinden odaya doğru ilerledi.

“Merhaba. “

  Diyen adamla beraber tepkisiz kalan Erdal bir tepki vermişti sonunda ve gelen adama bakmıştı, ağlamaktan gözlerinin içi kızaran Erdal adamı görünce şaşkınlıktan gözleri açıldı. Yalçın, Erdal’ın bu tepkisiyle kaşlarını çattı ve ikisini izlemeye başladı.

“Ne işin var burada?”

  Diye öfkeyle bağıran Erdal’a Yalçın şaşırmayın edemedi, bir kaç saniye içerisinde üzerindeki şaşkınlığı atıp hemen Erdal’ın yanına gidip elini sırtına koydu ve sıvazladı Yalçın.

“Sakin ol evlat, adam kimdir? Nedir? Bilmeden bağırma.”

 “Ağabey nasıl bağırmam? Bu adamı ben tanıyorum. Annem de tanıyordu, hem de çok yakından.”

“O zaman nedir bu öfken evlat?”

“Kendisi dayım olur. Gerçi ne kadar yaptıysa orası meçhul. Anneannem ölünce miras kavgası oldu, dayımın o kadar-“

“Erdal bence bunu burada konuşmayalım, bir hataydı.”

“Öyle mi? Hata mıymış? Annemi bıçaklamanın neresi hata söyle bana, ha neresi hata?”

  Erdal’a bakan başını yere eğince adam, Yalçın kendini aralarına girmek zorundaymış gibi hissetmişti.

“Erdal sakin ol ve otur şuraya. Sizde şuraya oturun beyefendi.”

  Erdal’ın sakinleşmek gibi bir niyeti yokmuş gibi hemen konuşmaya başladı.

“Ben gidiyorum kardeşlerimi bulmaya. “

  Diyerek bir adım atınca Yalçın kolundan tutup tam bir şey söyleyeceği sırada Cevdet’in sesi duyuldu.

“ Kardeşlerin benim yanımda, baban bugün yanıma geldi ve annenle işleri annenle işleri olduğunu söyledi. Bende şaşırdım çünkü; onca senedir birbirimizi görmüyorduk ama bir şey demedim. Seni sorduğumda ise, işte dedi. Bir saat geçti babanın dediği saat üzerinden belki işleri uzamıştır diye gelmedim. Bu sefer iki saat daha geçti merak edip geldim, olanları konu komşudan öğrendim ne denir cidden bilemiyorum Erdal. Yaptıklarım için de pişmanım cezamı da çektim, gel bu aramızdaki savaşı bitirelim. Yeni bir sayfa açalım, kardeşlerinle beraber olup o güzel olmayan sayfalara karşılık temiz ve güzel sayfalar açalım.”

  İlk başta Yalçın ve Erdal şaşırsa da birkaç saniye içerisinde ikisi de kendine geldi. Erdal dayısının yüzüne bakıp yüzünü buruşturdu.

“ Yeni ve temiz sayfalar öyle mi?”

“Evet, öyle.”

“Seninle yeni sayfa açmayı geç, su içmeye dahi gitmem. Buraya gelip vicdanını rahatlatmaya çalışıyorsun ama onu dahi beceremiyorsun dayı! Kardeşlerimi getiriyorsun hemen bu eve ve bir daha karşımıza dahi bir daha çıkayım deme! Gelip geçici bir şeyden ötürü annemi bıçakladın, bir de karşıma geçip diyorsun ki; “Ben cezamı çektim.” Senin cezamı çektim diyerekten etrafta dolaşıyorsun da, para verip hakimin önüne takım elbiseyle çıkıp, yalancı şahitler tutarak cezanı çekmiş olmuyorsun! Bir hatanı örtmeye çalışmak yerine daha da hata yapıyorsun! Çık git evimden, bana kardeşlerimi getir.”

  Cevdet hızla odadan çıkıp gidince birkaç saniye içerisinde dış kapının çarpılma sesi evin içinde ve dışında yankılanarak duyuldu.

“Evlat, hadi sakinleş biraz. Dayının yaptığına haklı senin yaptığına haksız veya onun yaptığına haksız, senin yaptığına haklı diyemem ikinizin de haksız olduğu konular da var, haklı olduğunuz konular da var.”

 “Sakinim ağabey ben. Birden bire karşıma çıktı ve sanki; hiçbir şey olmamış gibi konuşması zoruma gidiyor.”

“Kimin olsa gider illa ki ama sabret bu zorlu günler geçecek ve geçtikten sonra daha mutlu günler seni bekliyor olacaktır, buna emin ol evlat.”

“Bilmiyorum ağabey. Kardeşlerim bir hayırlısıyla gelsinler gerisi şu akar yolunu bulur misali.”

Cevdet’in gitmesinin üzerinden yaklaşık olarak iki saat geçmişti. Bu iki saat içerisinde Erdal düşünmüş ne yapacaklarını ama bir yol bir türlü bulamamış. Yalçın ise, Erdal gibi düşünmüş ne yapmalıyım diye aklına Erdal’ı ve kardeşlerini yanına almak gelmiş ama Erdal’ın kabul edip, etmeyeceğini bilmediği için sadece susmuştu. İkisi de bir şeyler düşünürken dışarıda oturuyorlardı ve mahallenin ortasında çocuk sesleri duyuldu.

“Ağabey...”

Diye bağırarak gelen üç küçük çocuk ve üç küçük çocuktan biraz daha büyük iki çocuk daha vardı Yalçın onları izlerken, Erdal ve üç çocuk koşarak birbirlerine sarıldılar. Yalçın’ın bu kavuşmayla gözleri doldu ve keşke benim de bir kardeşim olsaymış diye içinden geçirdi. Gözlerinden yaşlar akarken çocuklar görmesin diye etrafa bakmaya başladı, gözleri pencereden onlara bakan insanlara takıldı, insanlar da bu hallerine gözleri dolu doluya seyrediyorlardı. Yalçın tekrardan çocuklara bakınca içinden bir şeylerin eriyip gittiğini hissetti, boğazı düğümlenirken çocukların bu kavuşmanın duygusal bir kavuşma olduğundan haber darsızlardı.

“Hadi eve gidelim.”

Çocuklardan biri bunu söyleyince Yalçın hızla boğazını temizledi ve ardından konuşmaya başladı.

“Evinizde tadilat var, o yüzden isterseniz benim evime gidebiliriz.”

Çocuklar başta kabul etmese de Yalçın’ın yoğun ısrarı üzerine kabul etmek zorunda kalırlarken, Erdal konuşmaya başladı.

“Ağabey ben böyle bir şeyi kabul edemem.”

“Bende bu evde kalmanızı kabul edemem. O yüzden itiraz istemiyorum benim evime gidiyoruz.”

“Ne desem de götüreceksin ağabey ama cidden kabul edemem sana karşı yeterince zaten mahcubum.”

“Mahcup olunacak herhangi bir durum yok evlat.”

“Peki ağabey. “

Demesine rağmen yüzündeki mahcubiyetin farkındaydı Yalçın. Cevdet’e baktığında arkası dönük bir şekilde geldiği yolu tekrardan gittiğini görünce bir şey demeden tekrardan çocuklara baktı.

“Erdal?”

“Efendim ağabey?”

“Alınacağım ama sana.”

“Ne için ağabey? Ne yaptım? “

“Daha ne yapacaksın, beni kardeşlerinle tanıştırmadın.”

Yalçın’ın bu dediğine hepsi birlikte kahkaha atmaya başladılar em sonunda kahkahaları durunca Erdal boğazını temizleyip Yalçın’a baktı.

“O zaman tanıştırmaya başlayayım.”

“Tabi.”

Erdal Yalçın'a eliyle, saçının iki yanı örgülü küçücük bir kız çocuğunu gösterdi Yalçın ise minik çocuğun yüzündeki şaşkın ifadesine tebessüm edip Erdal’a baktı.

“Bu minik 2 yaşında, ismi de Seçil.”

“Memnun oldum minik civciv.”

“Bende memyun oydum. “

Yalçın minik Seçil’in sesini duymasıyla gülümsemesi bir oldu. Erdal eliyle diğer bir kardeşini gösterirken tanıtmaya da devam ediyordu.

“Bu ise 6 yaşında, ismi de Selim.”

“Memnun oldum yakışıklı.”

“Ben de memnun oldum.”

“Hım şimdi diğerlerine geldi. Nazlı, 8 yaşında. Yaren, 10 yaşında. Toprak ise 15 yaşında.”

Yalçın hepsiyle tanışıp kibar bir şekilde memnun olduğunu dile getirirken çocuklar ya Yalçın’a aynı kibarlıkla karşılık verdiler. Biraz daha orada kaldıklarından sonra Yalçın çocukları da alıp yürümeye başladılar. Yarım saattir yürüdükleri için Seçil yorulduğunu elini tutan ablasına söylemişti, ablası ise onu kucağına alamayacağını söyleyince Seçil yolun ortasında durup, kollarını birbirine doladı. Yalçın anlamayarak yanlarına gidince Seçil yere oturmaya yeltendi ama Yalçın omzuna aldı Seçil’i. Yollarına devam ederken diğer çocukların da yorulduğunu düşünüp Yalçın parka doğru ilerleyip bir banka otururken çocuklar da koşarak oyun oynamaya başladılar. Toprak ne olup bittiğini hala anlamış değildi ve oturduğu bankta rahatsız bir şekilde oturmaya çalışıyordu ama beceremiyordu, sonunda içini kemiren şeyi sormak için konuşmaya başladı.

“Annem ve babam nerede?”

Yalçın, Erdal’a bakınca Toprak biraz daha şüphelendi. Erdal başını olumlu anlamda sallayınca ne olduğunu söyleyeceklerini Toprak anladı.

“O zaman ben başlayayım Erdalcığım.”

“Tamam ağabey.”

“Öncelikle Toprak bir şeyler soracağım.”

“Dinliyorum ağabey.”

“Erdal evden gittikten sonra ne oldu?”

Diyerekten sordu Yalçın, her şeyi bilmek ve her şeyin ortaya çıkmasını istiyordu. Toprak derin bir nefes aldı burada ne olduğunu bilmiyordu ama içinde kötü bir his vardı.

“Babam, ağabeyim gittikten sonra annemin üzerine bağırdı. Ama annem hiçbir şekilde karşılık vermedi hep sustu, ağabeyim bilir babam hep annemin üzerine yürür. Sonra dedi ki; “Bu oğlunu bul getir, gidip çalışacak!” annemin üzerine hala bağırıyordu. Annem yine bir şey demedi bu babamın sinirlerini iyicene bozdu ve evdeki eşyaları darma dağın etmeye başladı, karşı çıkmaya çalıştım ama beni itti. Bende kardeşlerim korkmasın diye onları yan odaya götürmeye kalktım ama beni tam gideceğim sırada annemi tehdit edip evden çıktı. Kapıyı öyle sert çarptı ki, ev başımıza yıkılacak sandım.”

Yalçın Toprağın söylediği her şeyi gözünün önünde canlandırdı daha sonrasındaysa tekrar konuşmaya başladı.

“Toprak, babanın tehdidini hatırlıyor musun?”

Toprak çabucak başını salladı olumlu anlamda, daha sonrasındaysa konuşmaya başladı.

“Şimdi gidiyorum ama döndüğümde Erdal olmazsa senin elimden çekeceğin var demişti.”

“Tamam.”

Dedi Yalçın. Her şey fazlasıyla karışıktı Yalçın’ın kafasında. Derin bir nefes alırken aklı hala olayın devamındaydı.

“Sonra ne oldu Toprak?”

Diyerek aralarına giren bu sefer de Erdal olmuştu.

“Bir saat veya iki saat geçti ama sen gelmedin. O arada babam alkol şişesiyle içeriye girdi, etrafa bakıp seni sordu, annem ise seni aradığını ve bulamadığını söyledi ama inanmadı babam. Sonra elindeki şişeyi annemin ayaklarının orada kırdı, bize bakıp amcam gile gitmemizi söyledi ama biz gitmedik. Sonra bizi alıp amcam gile zorla götürdü. Amcama söyledim olanları ama bizi kaile dahi almadı dediği tek şey şuydu; “Onlar karı koca barışırlar.” ama içim hiç rahat değildi, şuan bile rahat değil. Sonra baya bir zaman geçti amcama bizim gitmemiz gerek dedim ama bizi bırakmadı işte babam demiş “Ben gelene kadar çocukları bir yere gönderme.” bir şeylerin yolunda olmadığını tahmin ediyordum ama elimden bir şey gelmiyor ve sana da ulaşamıyorduk ağabey.”

“Anladım Toprak.”

“Peki benim anlamadığım şeyde şu; annem nerede? Eve neden girmedik oysa ki evin tadilatı falan yoktu.”

Toprağın bu zekice davranması Yalçın’ın dikkatini çekmişti ama bir şey demedi. Erdal’ın gözleri dolmuş ve göğsünü tutması Toprağın dikkatini çekti.

“Ağabey iyi misin? Bir sorun mu var?”

İçten içe tahmin edebiliyordu bir şeylerin yolunda olmadığını Toprak ama tek dileği yanılıyor olmasıydı. Derin bir nefes almaya çalıştı Erdal ama kalbine sanki bir şey batıyormuş hissi birdenbire bedenini sardı.

“Evlat, şimdi gözlerini kapat ve seni strese sokan her şeyden uzaklaş. Toprak sende şuradaki bakkaldan su al ağabeyine. “

Toprak hızla kalkıp Yalçın’dan parayı alıp bakkala gitti. Yalçın bir elini omzuna koyup sıvazladı, Erdal biraz daha kendini iyi hissedince gözlerini açtı ve Yalçın’a baktı.

“Ağabey ne olacak?”

“Erdal biz söylemesek bilene kardeşin fazlasıyla zeki senin gibi ve illa ki bu gerçeği öğrenecek. Senin ağzından duyması daha iyi olacaktır emin ol.”

O sırada Toprağın geldiğini gören Yalçın sessizliğe büründü tekrardan. Toprak elindeki suyu Erdal’a uzatınca Erdal alıp kana kana içti suyu. Ardından derin bir nefes aldı ve konuşmaya başlamak için kelimelerini seçmeye başladı.

“Ben sinirle evden çıktıktan sonra bir kaç saat mahallede dolaştım ardından bir parka gittim. O sırada da Yalçın ağabeyle tanışıp başımdan geçen olayı anlattım. Sinirlendi Yalçın ağabey çünkü; o da benim gibi düşünüyordu bir çocuğun okuma hakkını elinden alamazdı. Daha sonrasında eve doğru yürümeye başladık babamla konuşacaktı ama bende biliyordum kararını değiştirmeyeceğini ama belki dedim değişir kararı...”

Erdal anlatırken fazlasıyla zorlanıyordum ve bunu Yalçın fark etti.

“Ben devam edeyim istersen evlat.”

Erdal başını tamam dercesine sallayınca konuşmaya başladı Yalçın.

“Babanızla ne konuşmam gerekiyordu bilmiyordum, tek bildiğim şey; bir çocuğun okuma hakkı ve diğer haklarını hiçbir şekilde ellerinden alınmaması gerektiğiydi. Büyük ihtimalle buna benzer şeyler söyleyecektim ama kaile dahi almayacaktı çünkü birkaç şey söyledi Erdal. Bir hasta haneye yatırıp tedavi edilmesindeki tüm masrafları üslenecektim tabi kabul etseydi ve ardından bir iş teklifi sunacaktım ama bunların hiçbiri olmadı. Şimdi sana söyleyeceklerim seni fazlasıyla sarsacak Toprak ama kardeşlerin için ayakta durmak zorundasın bunu unutma. Eve geldiğimizde annenin cansız bedeni yerde kanlar içerisindeydi. Bunu söylemek benim açımdan çok zor bir şey bunu bilmeni isterim böyle bir haberi benden duymuş olduğun için üzgünüm ama bunu ben söylemeseydim ağabeyin söylemeseydi illa ki bir yerden bir şekilde öğrenecektin Toprak. Şuan sizden tek isteğim bunu kardeşlerinize söylememeniz yaşları fazlasıyla küçük ve böyle bir tramvayı kaldıra bileceklerini sanmam. Ya içlerine kapanacaklar yada fazlasıyla agresif olacaklar benim bunları size söylüyorum çünkü onlara söylerseniz olacaklardan haberdar olmanızı istiyorum.”

Erdal’a ve Toprağa baktı Yalçın ikisi de bedenen buradaydı ama ruhen buradan bağımsız bir yerdelerdi. Toprak şaşkınca Yalçın’a baktı.

“Bunlar gerçek değil. Değil mi?”

Yalçın ve Erdal sessizliğe bürünürken bir arabadan yükselen son ses müzik duyuldu.

‘Kalacak evim yok

Ama dışarda tehlike çok

Sen gel bize sor

Hakim bey...’

Araba hızla geçerken Yalçın arabadan duyduğu müziğin sözlerini aklından geçirdi ‘Kalacak evim yok ama dışarda tehlike çok .’ bu kelimeler 6 küçük çocuğu andırıyordu Yalçın’ın gözünde. Onların da evleri yoktu ve onlar için dışarıda tehlike çoktu Yalçın’ın gözleri çoktan dolup yaşlar yanaklarından aşağıya doğru süzülüyordu. Erdal ve Toprak ise sessizce ağlayıp öylece yere bakıyorlardı. Çocuklar ise her şeyden haber darsız bir şekilde ondan oraya koşuşturuyorlardı.

“Bir şey d-demediniz, gerçek değil deyin!”

“Gerçek olmamasını inan ki hepimiz isterdik ama maalesef ki gerçek, kimse istemezdi böyle olmasını ama...”

Yalçın ama dan sonrasını getiremedi, sessizliğe büründü. Erdal ise bir tepki vermemişti henüz. Toprak aklındaki soruların tam anlamıyla cevabına ulaşamamıştı ama soracak takadı da kalmamıştı ağabeyinin suyundan iki yudum içip tekrardan Yalçın’a baktı.

“O adam nerede?”

Hızla konuşmaya başlayan bu sefer Erdal oldu, gözlerindeki öfke çok net bir şekilde görünüyordu.

“Bir bulsam pişman edeceğim ama yok.”

Yalçın aklının karışık olmasına rağmen içinden düşünmesi gerekenleri dışından düşünmeye başlamıştı.

“Cevdet bey, demişti ki; “Annesiyle işleri olduğunu ve bir kaç saat çocuklara bakmam gerektiğini söyledi demişti ama Toprak da diyor ki; çocukları bir yere gönderme gibi bir şey demiş saçmalık bu.”

Yalçın içinden düşündüğünü zannederken birden bire Erdal ona döndü ve gözleri bir anlığına parladı, gerçeğe ulaşma umuduyla ardından ayağa kalktı.

“Ağabey senin de dediğin gibi; saçmalık ve bu saçmalığı dayım son bulduracak.”

    Yalçın birkaç saniye sessiz kaldı nasıl içimden düşünmedim diye kendi kendine kızıyordu. Erdal ise bir şeylerin açığa yavaştan ulaşabileceği düşüncesiyle hem mutlu hem de içinde bir sıkıntı vardı. Yalçın telefonunu eline alıp, korumaları arayıp olduğu parkın konumunu atarken, Erdal yerinde duramıyordu korkusu yüzünden net bir şekilde okunuyordu. Toprak ise dayısının ne için yalan söylediğini düşünüp duruyordu. Yalçın içten içe Cevdet’in ve Erol’un iş birliği içinde olduğunu düşünse de belli etmemeye çalışıyordu. Erdal neden diye düşünürken, Toprak’ta bunun sebebini düşünüyordu. Aslında hepsi birbirine benzer şeyleri düşünüyorlardı ve bunu birbirlerine söylemeden bulmaları da imkansız gibiydi. Yalçın’ın korumaları arabadan inip Yalçın’ın yanına gelince Yalçın ayağa kalktı.

“Hamdi çocukları benim eve götür ama öncesinde birkaç parça kıyafet alın hepsine. Oyuncak ve diğer temel ihtiyaçlardan bir şeyi eksik etmeyin. “

“Tamam kardeşim ben hepsini halledeceğim.”

“Hamdi birde, çocuklar biraz daha burada oynasınlar o bizimde ufak tefek işlerimiz var ama yine de Mehmet’i yanımıza alalım.”

“Tamam, ben arayayım gelsin bir araçla.”

Yalçın başını tamam anlamında sallarken Toprak ve Erdal’ın aklında sadece bir soru vardı; “Acaba biz de gidecek miyiz?” birkaç dakika içerisinde Mehmet’de bir arabayla gelip parkın orada durunca Erdal ve Toprak tüm dikkatleriyle Yalçın ağabeylerini izliyorlardı. Şuan ikisi de ne arabanın şıklığında nede Yalçın’ın parasında, malında ikisinin de tek derdi; annesiydi.

Yalçın başıyla arabayı işaret ederken Erdal eliyle bir dakika bekleyin der gibi elini kaldırdı ve kardeşlerinin yanına gidip birkaç şey söyleyip aceleyle Yalçın ve Toprağın yanına gidip arabaya bindiler.

“Çocuklar ben bir şeyden şüpheleniyorum ama emin değilim.”

“Ağabey bende nedenini sorguluyorum.”

Diyerekten araya girdi Erdal, ardından da Toprak konuşmaya başladı.

“Bende sebebini soruyorum kendi kendime.”

Yalçın derin bir nefes alırken anladı ki, hepsi aynı şeyden şüpheleniyor. Cevdet’in ve Erol’un beraber bir cinayet işleyebileceğini. Derin nefesler alıp verirken Yalçın şüphesinin yanlış olmasından değil de gerçek oluşundan korkuyordu. Çünkü; zamanında para için ablasını bıçaklayan birinden her şeyi beklerdi ama aklını karıştıran diğer şeyse bugün ki tavırları pişmanım diye feryat edişi. Toprak yolu tarif ediyordu onun dışında hiçbir şekilde ses çıkmıyordu hiçbirinden. Erdal dayısının böyle bir şey yapmış olmama ihtimalini hiç göz önünde bulundurmuyordu çünkü; her ne kadar dayısı olsa da adı kadar emindi yapmış olduğundan.

“Burası!”

Dedi Toprak heyecanla, hepsi arabadan inerken Cevdet’in elinde bir valizle apartmandan çıkışına şahit oldular. Erdal ve Toprak şaşırırken Yalçın adamlarından emin bir şekilde Cevdet’in arkasından hızla gidip elini omzuna koydu. Bu arada Toprak ve Erdal oldukları yerde şaşkınca dayılarına bakıyorlardı.

“Nereye böyle kaçar gibi?”

“Ş-şey, b-ben bakkala gidiyordum.”

Cevdet karşısında Yalçın’ı görünce hem şaşırmış hem de fazlasıyla korkmuştu. Cevdet’in söylediği şeye Yalçın gülerken, Cevdet’in yüzünden terler akmaya başlamıştı.

“Tamam bakkala gidiyorsun da, elindeki valizle mi?”

Cevdet kaçmak için hamle yapmıştı ki Yalçın kolundan tutup çekiştirerek Toprak ve Erdal’ın yanına getirdi.

“Kaçmak yok!”

Diyerek adeta kükredi Yalçın. Cevdet kaçmak için yer ararken gözleri Erdal ve Toprağı gördü yüzü kızarırken bakışlarını yere eğdi.

“Depoya gidelim.”

Yalçın’ın dediği şeyle Erdal ve Toprak bir tepki vermedi, arabaya binince herkes tekrardan araba çalıştı ve kimseden bir ses yine çıkmadı.

“Erdal dayının telefonunu al.”

“Tamam ağabey.”

Erdal telefonu aldıktan sonra Yalçın'a uzattı. Yalçın telefonunu kapatıp cebine koydu ardından tekrardan sessizlik kapladı ortamı, herkes Cevdet’in pisliğinin farkındaydı ve içten içe herkesin Cevdet’e karşı içinde kin vardı. Yol iyicene ilerlerken, hava da kararmaya yüz tutmuştu Erdal dayısının yüzüne tiksinircesine bakıyordu aralarındaki gerginlik herkesin üzerindeydi. Deponun önüne gelince araba yavaşladı ardından da durdu, arabadan herkes inerken Cevdet yine kaçmaya çalıştı bu sefer de Mehmet kolundan tutup deponun içine doğru yürümeye başladılar.

“Kaçmak yakışıyor mu sana?”

Cevdet korkuyla bir depoya birde Yalçın’a bakıyordu. Depoya girince herkesi sessizlik etkisi altına almıştı Yalçın’ın aklında, Cevdet korkutmak ve bildiği her şeyin söylemesini sağlamaktı.

“Evet anlat bakalım.”

Cevdet’i sandalyeye oturtan Mehmet kenarı çekilirken anlatması için böyle konuşmuştu. Mehmet de biliyordu Yalçın’ın amacını çünkü; bugüne kadar kimseye zarar vermemişti Yalçın ve bu adamı korkutmak için buraya getirmişlerdi.

“B-ben bir şey bilmiyorum.”

Yalçın, Cevdet’in söylediği şey karşısında tebessüm etti, insanların bu huyunu hiç sevmiyordu Yalçın. Bildiği şeylere rağmen bilmiyorum demeleri onları gözünde küçük düşürüyordu ve Yalçın şundan da emindi; bir kaç dakika sonrasında tehdit edilince her şeyi anlatmaya başlayacaktı.

“Eşin seni bekliyormuş, otogarda. Çocuğunuz da ne tatlı.”

Yalçın korumalardan biletleri araştırmalarını ve Cevdet’in eşini araştırılmasını istemişti ve araştırılan şeylerin sonucunda bir şeyler çıkmıştı ve bu Yalçın’ın hoşuna gitmişti.

“Karıma ve çocuğuma bir şey yapmayın!”

Diye bağırmaya başladı Cevdet. Mehmet kahkaha attı çünkü o istese de Yalçın böyle bir adam değildi, birine zarar verecek veya öldürecek.

“Bence hemen anlatmaya başla yoksa sonuçları senin açından iyi olmayacak.”

Diyen Mehmet’in kelimelerine Yalçın başını sallayarak katıldı.

“Anlatamam.”

“Peki. Ağabey arıyorum o zaman.”

“Ara.”

Diye cevap verdi Yalçın, oysa ki buda bir oyundu ve Cevdet bu sayede korkacak diye tahmin ediyordu Mehmet.

“Kimi arıyor?”

“Ailen artık yok.”

Cevdet gözlerini birkaç sefer kırıştırdı ardından Yalçın’a baktı.

“Bir şey yapmayın y-yalvarırım.”

Bilmem dercesine ellerini iki yana açtı Yalçın.

“Tamam anlatacağım arama!”

Diye kükredi Cevdet. Ardından konuşmaya başladı.

Toprak ve Erdal tüm dikkatle Cevdet’i dinlemeye başladılar.

“Dün gece Erol aradı beni. Acil konuşmamız gereken bir konunun olduğunu söyledi, şaşırdım çünkü hiçbir şekilde benimle iletişime geçmemişti ta ki düne kadar. Daha sonrasında ormanlık alanda buluştuk ve bana planını anlattı.”

“Bu plan ne?”

Toprağın sorusuyla burada olduğunu bir anlığına hatırladı Cevdet.

“Nalan’ı öldürmek. Bunun Erdal ile bir ilgisi yoktu o kavga edecek herhangi bir konu arıyordu ve bulmuştu o konuyu da Erdal’ın işe gitmesi, hedefi Erdal’dı çünkü; Erdal evin en büyük çocuğuydu ve okul hayatı fazlasıyla başarılı. Bu yüzden hedef olarak Erdal’ı seçti, sonrasında ise annene söyledi ve kavga çıktı evde. Planı buydu başından beri biliyordum, bana ise çocukları evden uzak tutmam gerektiğini ve benim yanında olmamı istedi, benim işime gelirdi Nalan’ın olmaması ama bu işten çıkarım da olması gerekiyordu ve o yüzden Erol’a dedim ki; bu işten benim çıkarım ne? Erol bu soracağıma emindi ve hemen cevap verdi; Nalan’ın üzerine olan yüz dönümlük arsa dedi. Bende hemen kabul ettim. O da tehdit etti eğer ki birine dersem ailemi öldüreceğini söyledi ve bende bu yüzden söylemek istemedim.”

Yalçın başıyla Mehmet’e işaret verince Mehmet elindeki telefonla bir şeyler yapıp ekranı kapattı.

“Ben ne sana nede ailene elimi dahi sürmem. Karakterime ters, senin gibi bir adamın pis kanını elime sürmektense seni polise teslim ederim daha iyi. Kendi ağzınla kendin itiraf ettin Cevdet, bir nevi kendi sonunu kendin getirdin.”

Cevdet şaşkınlıkla gözlerini kocaman açarken Toprak ve Erdal fazlasıyla kendilerini kötü hissediyordu. Toprak çoktan ağlamaya başlarken, Erdal dayısının tam karşısına geçti.

“Her daim seni affetmek için, içimde bir yerlerde ümit yeşerttim. Her şeye rağmen dayım dedim, aynı candan aynı kandanız gibi şeyler dedim kendi kendime. Hep seni affetmek için ama sonuç şu; sen gözünü sadece paraya dikmişsin ben işte bunu anlamıyorum. Hayatta sadece para mı önemli? Sevgi, sadakat, merhamet yani bunların senin için bir değeri yok mu? Yokmuş. Bana koskocaman bir ders verdin be dayı, bu devirde özellikle de böyle bir akraba bağlarımız varken; babama dahi güvenmemem gerektiğini tekrardan yüzüme vurdun. Benim bugüne kadar boynuna sarılıp babacığım dediğim bir babam olmadı en iyi sen biliyorsun, her gece bıkmadan usanmadan eve alkol şişeleriyle gelip bizi döverdi. Üstelik bir şey yapmadığımız halde, annem hep dayandı ve nedeni bizdik, kardeşlerim ve ben. Burada sana duygu sömürüsü yapmıyorum! Annem şuan ölüyse bunun nedeni sensin ve o adam. O adama baba demeye bile artık midemi bulandırıyor, nasıl bu kadar midesiz, kansız olabildiniz hala aklım almıyor. Hepinizin canı cehenneme. “

Erdal bunları söyledikten sonra arkasına bakmadan depodan çıktı. Ardından da Toprak çıktı ikisinin de mideleri kaldırmıyordu.

“Ağabey. “

“Toprak şuan sinirliyim.”

“Biliyorum ağabey. Sinirlisin, kızgınsın, kızgınsın... Biliyorum ama elimizden artık bir şey gelmiyor ve cezasını artık çekecek, diyemicek ben yapmadım diye. Her şey olacağına varıyor o adam da yakalanacak ve o da hak ettiği yere gidecek.”

“Umarım...”

İkisi de susup birbirlerine sarıldılar ardından da, hıçkırık sesleri duyuldu. İlk defa bu kadar çok annelerine ihtiyaçlarının olduğunu hissetti ikisi de. Hani derler ya; bir anne herkesin yerini alabilecek tek kişidir ama kimse bir annenin yerini alamaz. Tam da bugün anlamıştı bunu Toprak ve Erdal. Herkesten ve her şeyden soyutlaşmıştı ikisi de sadece ağlayıp sarılıyorlardı. Yalçın, derin nefesler alıp verirken bir yandan da çocukların son halini gözlerinin önüne getirdi ve bir anlık içi parçalandı sanki. Biraz daha Cevdet’e baktıktan sonra dışarı çıktı Yalçın. Çocukları o halde görünce yanlarına gidip o da sarılmaya eşlik etti.

                                          ...

   Her şey olması gerektiği gibiydi, Yalçın ve çocuklar arabaya binerken Mehmet, Cevdet’i polise teslim edecekti. Annesinin ölümünü artık biliyordu Erdal ve Toprak ama asla bilemeyecekleri şey ise; bundan sonraki hayatları. Hayat onlardan, hem annesini hem de evlerini almıştı. Onlar için; kuru soğan, ekmek ve sıcak olmasa da bir ev yeterken şimdi o ev de yoktu, o soğan, ekmek de ta ki Yalçın hayatlarına girene kadar. Bu hayattaki tek şansları belki de; Yalçın’ın karşılarına çıkmalarıdır. Belki de; çocuklar Yalçın’ın şansıdır. Derin nefesler alarak içeri girdi üçü de ardından da Erdal ve Toprak kardeşlerine sarılıp derin bir nefes aldılar her ne kadar mutlu olmasalar da kardeşlerinin yanında yalandan da olsa güleceklerdi.

“Abi nedeydiniz?”

“Geldik prenses.”

Seçil’in meraklı sorularının karşısında Erdal geçiştirerek bir cevap vermişti ve bunun üzerine bir daha soru sormamıştı Seçil. Çocukların yüzündeki mutluluğu gören Yalçın zoraki bir şekilde gülümsedi, her şeyi bir şekilde toparlamaya çalışıyordu ama Yalçın’ı toparlayan yoktu. Derin bir nefes alıp mutfağa gitti ve bir şeyler hazırlanmasını istedi Yalçın.

                                      ...

 Yemek yenmiş ve uyku saati gelip geçiyordu, Yalçın çocuklara kalacakları odaları gösterdikten sonra bahçeye çıkıp çimenlere oturdu, bir şeyleri düşünüp gecenin karanlığına karışmayı seviyordu çünkü; aklındaki düşünceler de gece gibi zifiri karanlıktı. Mehmet, Yalçın’ın yanına gelip o da oturdu çimenlere o da Yalçın gibi bir şeyler düşünüyor ve konuşmak istiyordu.

“Kardeşim, her şeyde anladım seni ve hak da verdim bu güne kadar ama bu konuyu da az çok anladım. Peki ne yapacaksın bundan sonra altı çocuğa bakacaksın bakmak sorun değil senin için, ekonomik durumun yerinde ama onlar, hep bir yarısında anneleri diğer yarısında baba diyemeyecekleri bir adam olacak hep.”

“Mehmet bende biliyorum büyük bir sorumluluk. Zaman göstersin olacak şeyleri ama bu adamı bulun, Erdal için veya diğerleri için değil yaptığı şeyin cezasını çeksin. Yine diyeceksin; cezalarını çekmiş olmuyorlar falan. Deme çünkü ben bu dünyaya can alıp, can vermeye gelmedim ve bu benim haddime değil Allah yukarıda görüyor ve diğer dünyada cezalarını çekerler.”

“Haklısın bir şey demiyorum.”

İkisi de yeniden derin bir sessizliğe gömüldüler, bir kaç dakika geçince Erdal ve Toprak’ta aşağıya inip bahçeye çıktılar. Yalçın’ı ve Mehmet’i görünce onlar da yanlarına gidip çimenlere oturdular.

“Ağabey her şey için teşekkür ederim, senin hakkını nasıl ödeyeceğiz bilemiyorum.”

“Ödenecek bir hak görmüyorum ben.”

Erdal tekrardan sessizliğe bürünürken Yalçın bu sefer konuştu.

“Benim hayatımı merak ediyorsunuz yanlış mıyım?”

Erdal ve Toprak hızla başlarını evet anlamında sallarken Yalçın anlatmak için derin bir nefes aldı.

“Ben böyle 17 yaşındayım ve bizim okuldaki bir kıza sırılsıklam aşık olmuşum, onu görmek için eve geç girip erken çıkıyorum, kız dese kendini şuradan at atacağım o derece seviyorum. Sonra bir gün içimde tutamadığım anladım ve kantine gittim, o da oradaydı yanına gittim şaşkınca baktı çünkü hiç konuşmuşluğumuz yok sonra ben de dedim ki, bir şey konuşmak istiyorum seninle oturabilir miyim? Tabi dedi kibarca ilk defa benimle o gün konuştu sonra oturdum. Nasıl başlayacağım diye düşünüyordum o sırada da yanımıza bir erkek geldi, bu kim dedi? Bilmiyorum benimle konuşmak istediği bir şey varmış dedi. Bana bakıp hayırdır kardeşim dedi, benim üzerime gelirken kız kolundan tutup; sevgilimsin diye arkadaşlarıma da mı karışacaksın? Aralarına girdiğim için kendimi suçlu hissedip oradan kalktım ve gittim. Üzerinden iki gün falan geçti bir baktım yan yanalar ve ikisi de çok mutlu. Bir kalbi en derinden etkileyen olaylardan biri, sevdiğini söyleyemediğin için onu bir başkasıyla görmektir. Söylesen belki farklı olabilirdi ama söyleyemeyince içinde hem kalıyor hem de onun mutluluğunu izliyorsun. O mutlu olsun diye gidip diyemiyorsun ve bir şeylerle uğraşmaya çalışıyorsun ama olmuyor. Artık katlanamayacağım bir biçimdeydi bu arkadaşlarım o zamanlar uyuşturucuya çekti beni bende kimseye bir şey diyemediğim için belki iyi gelir dedim ve başladım içmeye. O zamanlar aklım beş karış havadaydı insanları umursamıyorum ve fazlasıyla uyuşturucu içiyorum. Hayat bu çocuklar illa ki birini seveceksiniz ama içinizde tutmayın söyleyin kabul etmese bilene içinizde tutmamak için söyleyin.”

Yalçın sözleri ardından uzaklara dalarken Erdal ve Toprak bir saniye bilene gözlerini ayırmadan Yalçın’a bakıyorlardı.

“Peki uyuşturucuyu bıraktın mı?”

Diye soransa Erdal oldu, çünkü uyuşturucu içiyorsa burada kalmak istemiyordu.

“Hayır, anam sayesinde bıraktım.”

“Annen nerde?”

Bu sefer de Toprak sormuştu bu soruyu Yalçın başını önüne eğerek konuşmaya başladı.

“Huzur evinde. Gitmemesini çok istedim ama dinlemedi ve gitti.”

Yalçın annesini çok özlemişti sabahları kalkıp sarılmayı, öpmeyi... Ama hiçbirini geri alamıyordu ve annesi gelmek istemiyorsa, hiçbir kuvvet onu tekrar getiremezdi o yüzden Yalçın annesine hiçbir şekilde gel diyememiş dese bilene gelmeyeceğini bildiği halde onun ağzından duymak istemişti. Herkesi üzdüğünü düşünen Yalçın ayağa kalktı ve çocuklara da kalkmalarını söyledi onlar da kalkınca hepsi odalarına geçtiler, ilk kez kendi evlerinde kalmayan çocuklar rahat etmese de uykularına daldılar. Zaman sadece evreni değiştirmez; zaman insanı da değiştirir, alışkanlıkları da. Hepsi bir şekilde hayata tutunmaya çalışıyor ve zorlu bir hayat olduğunun hepsi farkında; yeri gelecek onsuz yaşayamam dedikleri kişilerin öldüğünün veyahut gittiklerinin haberlerini alacaklar, bir şekilde hepimiz birer kaya parçasının altındayız o kayanın altından çıkmaksa bizim elimizde aynı şekilde kalmakta.

                                         ...

Bugün tam bir ay olmuştu çocukların Yalçın’ın yanında kalması. Bu süre zarfında; Yalçın cenaze işlerini halletmiş, annesiyle konuşup her şeyi anlatmış ve ümitsizce annesini yine yanına çağırmıştı, Yalçın’ı şaşırtan ise Zeynep hanımın bu isteği kabul edip gelmesi olmuştu. Bu bir ay Yalçın için fazlasıyla korkunç geçmişti çünkü; çocukların okulları, kıyafetleri, okul kitaplarını bulmak fazlasıyla zor olmuştu ama sonuç olarak hepsini bulmuş ve Seçil dışında herkesi okula kendisi götürüp, çıkışta tekrardan alıyordu. Yalçın üçüncü kitabını da çıkarmıştı ve fazlasıyla ilgi gören kitabından gelen geliri huzur evindeki eksikler için kullanmıştı. Her geçen gün daha da yorulduğunu hisseden Yalçın bir şekilde ayakta kalmaya çalışıyordu. Bugün ise günlerden Cumaydı, Erdal’ın mezuniyet partisi vardı ve bu parti bir Otel’de olacaktı şehir dışında olan bu Otel fazlasıyla şık ve güvenliydi. Yalçın, Erdal’ı gönderip göndermemek arasında kararsız kalsa da Zeynep hanım da ısrar edince Yalçın’da kabul etmişti. Bu akşam yola çıkacağı için Erdal valizini çoktan hazırlayıp aşağıya inmişti. Yalçın da Erdal gibi heyecanlıydı fazlasıyla ama bir yandan da Erdal’ın başına bir şey gelecek diye düşünmeden edemiyordu. Erdal üniversiteye geçtiği için fazlasıyla mutlu olsa da o da korkuyordu, istediği meslek avukatlık olsa da annesinin istediği mesleği seçmişti ve iç mimar olacaktı. Son kez herkesle sarılırken gözleri dolu dolu olmuştu, iki günlük ayrı kalmak bilene çok zor geliyordu Erdal’a. Yalçın gözlerini Erdal’ın gözlerinden kaçırıyordu görürse ağlar diye, sıra Yalçın’a gelince Erdal ilk kez yüzüne baktım Yalçın’ın ve hıçkırarak ağlayıp sarıldı Yalçın’a.

“Ağabey her şey için teşekkür ederim, sen olmasaydın bu noktada ne ben olabilirdim ne de kardeşlerim. Sana ne kadar teşekkür etsem az ağabey. Sana söz veriyorum üniversiteyi de okuyup karşına çıkacağım ve başardım diyeceğim.”

“Biliyorum evlat sen çok başarılı ve hırslısın ve her istediğini azim yoluyla alırsın. Allah yolunu açık etsin, su gibi gidip gel.”

“İnşallah ağabey, kardeşlerim sana emanet.”

Yalçın tamam deyip gülümsedi ardından da gelen otobüse binip arkasına dahi bakmadan giden Erdal’ın arkasından Toprak gözyaşlarını serbest bıraktı ardından da içeriye girdi. Ardından diğerleri de içeriye geçti ev sanki Erdal gittikten sonra bomboş gibi hissettiler ama kimse demedi. Çocuklar dışarıda Yalçın’ın özel olarak yaptırdığı parka giderken Toprak’ta odasına çıktı, ağabeyinin gidişine fazlasıyla üzülmüştü ve gitmesini hiç istememişti içten içe.

Bir kaç saat geçmişti ve Yalçın çalışma odasına girip kitap yazma çalışmalarına başlamıştı, yeni kurgusu ise; bir genç kızın hayatını yazıyordu. Bu seferki kurgusu fantastikti ve fazlasıyla bu ara fantastik kurgulara merak sarmış ve yazmaya karar vermişti ama öncesinde fazlasıyla araştırma yapmıştı ardından da kitabın konusunu seçmişti, şimdi ise yazmaya başlamıştı. Zeynep hanım kapıyı açmadan içeriye girince Yalçın telaşla ayağa kalktı ve endişeyle annesine baktı.

“Ana bir şey mi oldu?”

“Y-Yalçın...”

“Ne oldu ana? Sakin ol, derin bir nefes al.”

Zeynep hanım Yalçın’ın dediklerini yaptıktan sonra zar zor konuşmaya başladı.

“Erdal.”

Yalçın şaşırarak annesine baktı, korkmuştu ve aklından bin bir düşünce geçmişti ama annesine sormaya cesaret dahi edemedi. Zeynep hanım hıçkırarak ağlarken sesleri duyan Toprak içeriye girdi telaşla.

“Ağabeyime ne oldu?”

Kimseden ses çıkmaması Toprağı korkutuyordu, Toprak’ta ağlamaya başlayınca Yalçın annesine baktı ve gözyaşlarını silip sakin olmasını söyledi, masasında olan suyu annesine uzattı ardından da Zeynep hanım yine zoraki bir şekilde konuşmaya başladı.

“Ka-kaza.”

“Ne kazası? Otobüs mü kaza yapmış? Anne ne olmuş!”

Yalçın korkudan dolayı bağırmaya başlamıştı Zeynep hanımda korkarak hızla konuşmaya başladı.

“Otobüs kaza yapmış, içindeki çocuklar ve öğretmenler ağır yaralanmış ve hasta haneye kaldırılmış. “

“Kim sana söyledi? “

“Müdür yardımcısı seni aramış ulaşamayınca beni aradı.”

Hasta haneyi Yalçın öğrenince hızla evden çıkıp hasta hanenin yolunu tutarken yanında annesi ve Toprak vardı. Hepsi telaş içerisinde ve Erdal’ın başına kötü bir şey gelmesinden korkuyorlardı, hasta haneye varınca danışmanın yanına gidip hızla konuşmaya başladı.

“Erdal Altun nerede?”

Danışman kadın sisteme baktı ama öyle bir ismin olmadığını söylemek için kelimelerini toplamaya çalıştım ve derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.

“Hasta hanede dediğiniz isim ve soy isminde hasta bulunmamaktadır.”

“Trafik kazasından geldi belki, kayıt yapılmamıştır.”

Kadın söylenen şeyle hızla konuşmaya başladı.

“Evet otobüs kazası sonucunda 40 öğrenci 10 öğretmen ağır şekilde yaralandı kimisi ameliyata kimisi ise yoğum bakımda. Sizin çocuğunuzu bilmiyorum beyefendi alt katta ameliyathane bir bakın isterseniz.”

“Tamam, teşekkür ederim.”

Asansöre dahi binmeden hızla merdivenleri birer ikişer inmeye başladı Yalçın arkasında ise Toprak ve Zeynep hanım vardı. Her şey çok ani olmuştu ve bu durum herkesi fazlasıyla sarsmıştı, doktoru Yalçın görünce nefes nefese bir doktorun kolunu tuttu ve hızla konuşmaya başladı.

“Erdal Altun burada mı?”

“Hayır beyefendi kimlik kontrolleri yapıldı.”

Yalçın sanki bir yıkım daha yaşadı o an derin bir nefes almaya çalıştı ama aldığı nefes bile kesik kesikti. Doktor giderken Yalçın ayakta durmakta zorlandı ve kendini fayansın üzerine bırakıp oturdu, gözlerindeki yaşlar yanaklarını işgal ederken silmedim bilene.

“Doktor bey! Kazanın olduğu yerin 250 metresinde bir çocuk bulundu acil bakın!”

Herkes telaşla giderken Yalçın, Erdal’ın olmaması için dualar ediyordu. Zeynep hanımda bir yıkım içindeyken Toprak olanları üzerinden atmaya çalışıyordu. Derin bir nefes alan Yalçın ayağa kalktı ve zor bir şekilde ilerledi, sedyeyle gelen çocuğa baktı; yüzü kan içerisinde, kıyafetleri yırtılmış ve kana bulanmıştı. Yalçın giden çocuğun arkasından Erdal diye bağırdı. Toprak ise, ağabeyinin olduğuna inanmadı içten içe ve tekrardan gitti bakmaya ama izin vermediler. Zeynep hanım olduğu yerde şok içinde dururken dengesini kaybedip yere düştü başı sert bir şekilde zemine değdi ama kimse görmedi. Yalçın olanları düşünürken bir yandan da giden sedyenin ardından o da gitmeye başladı. Ameliyathaneye alınınca dışarıda beklemeye başladı Yalçın. Her şey o kadar tuhaf bir şekilde ilerlerken artık dayanacak gücünün olmadığını anladı. Bu sabah Erdal’ın verdiği sözü hatırladı Yalçın ve hıçkırarak ağlamaya başladı, sözünü tut evlat diye geçirdi içinden ama ne olacağını o da bilmiyordu. Tek çaresi dua etmekti ve ediyordu da, Allah’a yalvarıyordu Erdal’ın gitmemesi için. Toprak Ameliyathanenin tam önünde yere oturup ağlıyordu içindeki huzursuzluk gün yüzüne çıkmıştı ama ağabeyine gitme demediği için kendini fazlasıyla suçluyordu. Zeynep hanımı ise; doktorlar ameliyata almışlardı başını yere sert bir şekilde çarpması sonucunda beyin kanaması geçirmiş ve acil bir şekilde ameliyata alınmıştı. Haberi dahi olmayan Yalçın, Erdal’ı bekliyordu ama bilmediği şey ise annesinin de ameliyatta olduğuydu.

“Ağabey iyi olacak değil mi?”

Yalçın ne demesi gerektiğini bilmiyordu. İyi olacak dese ve tam tersi olsa ne diyecekti? Toprağın gözünde yalan söyleyen biri olacaktı o yüzden sessiz kalmayı tercih etmek istese de gönlü el vermedi ve konuşmaya başladı.

“Evlat sana ne desem yalan olur, iyi olacak desem Allah korusun bir şey olsa gözünde yalancı olacağım. Allah büyüktür evlat, bize de dua etmek düşüyor.”

Toprak da bir şey diyemedi ağabeyinin iyi olması için çok fazla dualar ediyordu ama elinden de bir şey gelmiyordu. Derin bir nefes alsa da, aldığı nefes sanki; kalbine bir hançer saplıyordu. Yalçın’ın gözlerindeki yaşlar hızlanırken Mehmet yanına gelip oturdu.

“İyi misin kardeşim?”

“Değilim be Mehmet, içeride ve elimden hiçbir şey gelmiyor. İyi olması için dualar ediyorum ama bilmiyorum. Gitmesine izin vermemem gerekirdi, hepsi benim suçum.”

“Kendini suçlama bilemezdin böyle olacağını, sen değil kimse bilemezdi. Erdal güçlü bir çocuktur kalkacak ve verdiği sözü tutacak.”

Yalçın’ın içini rahatlatmak istese de Mehmet’in de içi hiç rahat değildi o da üzülüyordu ama Yalçın’a belli etmemeye çalışıyordu. Yalçın düşünmeye başladı; Erdal’ın ağladığı parkı, evlerine gidişlerini, kardeşlerine sarılışını, Cevdet’e bakışı, Toprağa sarılışı ve her şey iyi olacak demesini. Bir kaç hafta önceki ormandaki pikniklerine gitti aklı Yalçın’ın.

“Ağabey bu pişti mi?”

Erdal’ın bu sözüyle Yalçın ayağa kalkıp Erdal’ın yanına gitti.

“Evlat çok ısrar ettin ama istersen ben devam edeyim.”

“Yok ağabey sen otur zaten çok yoruldun.”

“Peki evlat, biraz daha pişecek o tavuklar.”

“Tamam ağabey. “

Yalçın tekrardan yerine oturdu, salata yapan annesine yardım etmeye başladı. Domatesleri Zeynep hanım doğuyordu, Yalçın’da salatalıkları alıp doğramaya başladı. Tavuklar pişince sofrayı da hazırladılar ve ardından hep beraber yemeklerini yediler. Daha sonrasındaysa etrafı toplayıp lunaparka gittiler, o gün hep birlikte çok eğlenmişlerdi.

Yalçın içinden kalk da yeniden eğlenelim, gülelim, kardeşlerinle birlikte sarılalım... Her şeyi düşünen Yalçın’ın düşüncelerini kesen şey ise ameliyathanenin kapısından çıkan doktor oldu. Toprak hızla ayağa kalkarken gözyaşlarını elinin tersiyle sildi ve doktora bakıp konuşmaya başladı.

“Ağabeyim iyi değil mi doktor amca?”

Doktor Toprağa baktı ama bir şey demedi ve bu sessizlik herkesin içine işlenmiş gibi oldu, doktor bir kaç adım atıp Yalçın’ın karşısında durdu. Yüzündeki ifade fazlasıyla garipti, Erdal iyi mi? Diye düşünmeden edemedi Yalçın.

“E-Erdal iyi mi? “

Doktor başını yere eğdi ne demesi gerektiğini o da bilmiyordu. Her şeyin iyi olacağına inanan Yalçın bilene o an bir şeylerin iyi olmadığına inandı, doktor başını yerden kaldırmadan konuşmaya başladı.

“Elimizden ne geldiyse yaptık ama hastayı hasta haneye çok geç getirdikleri için pek bir şey yapamadık. Çok uğraştık inanın ki; ama maalesef hastayı kaybettik.”

Yalçın konuşmak istedi ama konuşamadı, dilini yutmuşcasına öylece ameliyathane girişine bakıyordu. ‘Söz vermiştin be evlat’ dedi içinden ve aklına gitmeden önce Yalçın’ın verdiği söz geldi aklına. Kardeşlerini Yalçın’a emanet etmişti son isteği buydu diye düşünen Yalçın iyicene kötü olurken kendini tekrardan kalktığı yere oturdu. Canı yanıyordu ve Dünyayla olan bağlantısını kesmiş gibiydi. Tekrardan nasıl ayağa kalkacaktı o da bilmiyordu. Her zaman umudun bittiği yerde mucizeler çiçekler açar diyen Yalçın Demirel şimdi ise; bu hayattaki elinde ne varsa almışlar gibi hissediyordu. Umudunu kaybetmek üzereydi, unuttuğu ise bir şey vardı o da; her şeyin sonunda illa ki güzel şeyler olur.

                                      ...

“Hadi hazır değil misiniz?”

“Geldik ağabey.”

11 Kasım 2029 günlerden ise; Pazardı, Erdal’ın ölümü üzerinden 7 sene 20 gün geçmişti. Bugün ise Toprağın düğünü vardı, Toprak artık 22 yaşındaydı ve bugün de en mutlu günüydü. Toprak, Güneş diye bir kızla evleniyordu. Yalçın ise yaşlanmış ve düğünde bir köşede oturuyordu, her şey yerli yerindeydi ta ki; o gelene kadar. Alev gibi parlak olan o kadın, Yalçın’ın aklından ve kalbinden bir türlü atamadığı o kadın onca sene onu fazlasıyla değiştirse de; Yalçın onun güzel yüzünden ve Ela gözlerinden tanımıştı. Yalçın bastonuyla birlikte onca sene beklediği kadının yanına gitti.

“Merhaba, tanıdın mı beni?”

Yalçın fazlasıyla tedirgindi, ya evliyse? Kocası gelirse diye düşünmeden edemiyordu.

“Hayır kimsiniz?”

Kadının ince ve pürüzsüz sesini duyan Yalçın daha da heyecanlandı. Kızararak konuşmaya başladı.

“Lisede; kantinde otururken yanına gelmiştim.”

“Sen o musun?”

“Evet oyum.”

“Ne işin var burada?”

Yalçın ne diyeceğini bilemedi ve sustu.

“Ben düğüne geldim, akrabamın düğünü, sen hangi taraftarın.”

Dedi içi rahat etmemişti sessiz kalmaya.

“Bende, kız tarafındanım benim kızım.”

Yalçın bir kez daha şaşırdı ardından kafasını sallayıp hayırlı olsun dedi ve gitti. Yine o günkü gibi olmuştu, içi içine sığmazken dışarıya çıktı bastonuyla ve kendi kendine söylenmeye başladı.

“Ne bekliyordun ha? Evlenmedim seni bekledim demesini mi? Salaksın salak.”

Yalçın hem ağlıyor hem de kendi kendine konuşuyordu, biraz daha sakinleşince içeriye girdi ve Toprağın yanına gitti.

“Ağabey ne oldu?”

“Bir şey olmadı evlat.”

Toprak son kez kendine baktıktan sonra Yalçın’la birlikte çıktılar odadan tüm olan şeylere rağmen ikisi de yüzündeki gülümsemeyi hiç silmiyordu. Gelin odasına gidip kapıyı çalınca içeriye girdiler Yalazay hanım Yalçın’ı görünce şaşırdı ama belli etmedi. Odadan çıkıp içeriye girince herkesi alkışladı Toprağı ve Güneş’i memur o soruyu sorunca herkes sessizliğe büründü.

“Evetttttt.”

Güneş evet demesiyle birlikte tüm salonda alkış sesleri duyuldu, nikah memuru aynı soruyu Toprağa sorunca Toprak cevap verdi.

“Son nefesime kadar seni seveceğim Güneş’im. Evet.”

Salonda yine aynı şekilde alkışlar koparken gözlerim; Selim’e, Yaren’e, Seçil’e ve Nazlı’ya kaydı hepsi bu anı hem ağlayarak hem de gülerek izliyorlardı. Seçil hızla ağabeyinin yanına gelip Güneş’e baktı.

“Ben ağabeyimi sana vermem. Ağabey hadi gidelim bu kadın kalsın burada.”

Salondaki herkes kahkaha atarken Yalçın’da gülümsedi ardından da Toprak konuşmaya başladı.

“Çok geç kaldın Seçil hanım, artık Güneş yengen.”

“Banane ya.”

Herkes tekrardan gülerken Seçil kollarını kendine bağlayıp Nazlı’nın yanına gitti. Herkes takılarını takarken sıra Yalçın’a geldi. Yalçın takımını taktıktan sonra, Toprağın kulağına eğilip konuşmaya başladı.

“Biliyorum Toprak ağabeyim de olsaydı diyorsun içten içe ama kader buydu inan ki biz de özlüyoruz ama elimizden bir şey gelmiyor. “

Toprak ağlayıp Yalçın’a sarıldı ve biliyorum ağabey dedi. Herkes ayrılınca çocuklarla birlikte eve geçti Yalçın. 7 sene içinde ise Erdal için bir kitap çıkardı ve ismini de ‘İÇİMİZDE YAŞIYOR’ koydu. Kitabı fazlasıyla ilgi çekmişti ve hiçbir yerde kalmamıştı kitabı. Her şeyin güzel olduğunu ve olacağını bildiği için mutluydu Yalçın. Ve yeni hayat felsefesi; “Bir günde takılı kalma, o gün geçti ve bitti. Gelecek olan günlere bak çünkü; seni geleceğe taşıyan şey onlar olacak.”

                 Son...

]]>
Wed, 31 Aug 2022 13:17:32 +0300 Medine Herzem
DUYGULARIN ZEVAHİRİ https://edebiyatblog.com/duygularin-zevahiri https://edebiyatblog.com/duygularin-zevahiri Çul çürüten olmaktansa kenimi kaygıya sokmaktan vazgeçemedim hiçbir zaman. İşin stresinde olmaktan zarar gördüğüm anlar olsa da bir dinamizmin içinde olmak duygularımı ifade edebilmemde onları her ayrıntısana kadar yaşayabilmemde büyük rol oynamıştır. Duygusuz bir insan olmak çok acı çektiğimiz anlarda hepimizin istediği bir durum aslında. Baktığımız zaman neredeyse hepimiz ' Bazen duygusuz olmak istiyorum.' cümlesine benzer ifadeler kullanmışızdır. Duygusuzluğu arzulamaktan çok, o an yaşamak istemediğimiz duyguların bizden alınmasını istiyoruz. Nasıl ki mutluluğu diliyorsak bu da ona benzer bir durum aslında. 

Bazen meyus olmak, endişe duymak, olumsuz düşüncelere kapılmak bambaşka sonuçlar doğurabilir. Hayatımın en üzgün dönemlerindeyken dört duvar arasında içim içimi yerken kendim için bir adım atmış olmam şimdi binlerce adımı atabiliyor olmama vesile oldu. Yazı yazmaya olan ilgim çocukken ders kitaplarındaki ' Metni hayal gücünüze göre tamamlayınız.' çalışmalarıyla başlamıştı. Hep erken olduğunu düşünerek, insanların yargılayacağını kafama koymuştum. Kimsenin yazdığım, okuduğum şeylerden haberdar olmasını istemiyordum. Birilerinin bir yerlerde benim yazdıklarımı okuyor olma düşüncesi beni tatmin ederken bir yandan da endişe duymama sebep oluyordu. 15 yaşında adım attığım medya, yarışma, dergi dünyasından sonra aslında bir şeyleri iyi yapabiliyorum hissi başladı. Çok hüzünlü bir olayın sonucu bana bu günlerimi, hayallerimi verdi. Pes etmemek gerektiğini, savaşmak için önce kendimi yenmem gerektiğini çok erken öğrendim. Kaygılarım çoğu zaman beni ben yapan düşüncelerimi hayata geçirebilmemi sağladı. Kaf Dağı'nın bir de görünmeyen kısmı vardır derler ya hani benimki de o mesele. Belki de mutsuz olmam mutlu olmama sebep oldu. Bir ölü içimdeki bahçeleri bin diriltti. Ağladığım her gün istisnasız yazdım, çizdim, söyledim. Bu sayede kendi başıma yürümeyi öğrenmişim fark etmeden. Kendime yaslanarak büyümüşüm. 

Yazarak fark ettim. Artık çocukluğuma duyduğum özlem daha da azaldı. Ona bir şiirle kavuşabiliyorum, ona kavuşmam elime kalemi almamla bir oluyor. Eski evimi, okulumu,  bisikletimi, bazen çok sevdiğim birini, bazen çok sevdiğim bir şarkıyı dinlerken bir zamanlar hissettiğim duyguları daha az özlüyorum. Yazmanın eş anlamlısı kavuşmaktır bana göre. Üzüntülerimi özlediğimde kendi satırlarımı yazarken ağlıyorum. Günden güne kelimelerin tükenmediğini aslında yazacak ve yaşayacak daha çok şeyim olduğunu anlıyorum. Bir gün yazacak hiçbir şeyin kalmamasından kaygılanıyor oluşum yazacak pek çok şeyi üretmeme de sebep oluyor. 

Bitecek olan bir ömür ve her an değişen bir duygu durumu var. Beş dakika önce kurduğum cümlelerin aynısını kurabilsem dahi aynı hislerle söylemem mümkün değil. Bir şeyler için kaygılanmak da , bir şeyleri kaybetmek de kötü bir hayat yaşayacağımız anlamına gelmez. Ne demiş şair'  Bazen iyi şeyler biter, daha iyi şeyler başlasın diye.' Her duyguyu tatmadan bir hayatı anlamlandırmak mümkün değil. Her duyguyu yaşamanın peşindeyken tüketmek istediğim bir hayatım var artık. 

]]>
Tue, 30 Aug 2022 17:52:12 +0300 elanurscl
Teslimiyet https://edebiyatblog.com/teslimiyet https://edebiyatblog.com/teslimiyet Ben bu gün yeniden var oluyorum. Kendimi en kötü ve bitmiş hissettiğim bu günlerde en dipte  görürken kendimi kurtarmaya ve bu karanlıktan sıyrılmaya karar verdim.hayatta bi çok önemli şey varken aslında en önemli olan şeylerden biri de Teslimiyetti… insan eğer teslim olursa Allah onun yolunu açardı kuşkusuz. Herşeyden vazgeçip sığınmalıydık Allah’a çünkü en büyük gördüğümüz dertlerin Bile dermanı ondaydı. Sadece dua etmek ve teslim olmak gerekirmiş aslında bunu öğrenmiş oldum zamanla. Bazen sadece kaderimizde olan şeylere teslim olmak ve korkmadan yaşamak lazımmış korktukça gözümüzde büyüyen bi bela bizi hem cesaretsiz hem ürkek yapar maalesef. Yaşadığımız her şeyin aslında kaderimiz olduğunu ve Allah’a bir dua kadar uzak olduğumuzu unutmamalıyız dostlarım. aslında ne zaman ellerimizi açarsak Allah’a o zaman yakınız…

]]>
Tue, 30 Aug 2022 16:44:31 +0300 Semira Bulut
Burcum ve ben https://edebiyatblog.com/burcum-ve-ben https://edebiyatblog.com/burcum-ve-ben Her burcun kendi içinde özel karakterler barındırır.

Her burcun özelliği herkesin kişiliğini yansıtmaz sadece anlık ruh halini yansıtır.

Burcum boğa çevremde çok boğa tanıdığım var ama kimse burcun özelliğini tam taşımıyor yükselenlerle de alakası yok.

Asıl olan beş parmağın beşi bir olmayışıdır.

Burçlar için de bu geçerli.Kardeşler bile aynı değildir.

Demem o ki insan kendini çok iyi tanımalı ve çok güzel yetiştirmeli.Diğer etkenler insanların süsüdür keyif alması için.Her ne kadar etkiliyor deselerde.

Canım kendim demeyi unutmayın:)

Rüya Gibi.

]]>
Sun, 28 Aug 2022 18:33:32 +0300 Rüya gibi
Arayan Bulur https://edebiyatblog.com/arayan-bulur https://edebiyatblog.com/arayan-bulur "Hayatınızda eksik olan, azalan birşeyi bulmak ve elde etmek için ne yaparsınız?"

Evimizde ekmek bittiği zaman markete, patates bittigi zaman pazara girderiz.

Peki insan duygusal, manevi vb soyut ihtiyaçlarını nasıl karşılamalı,

Sevgi eksikligini,.sevgi alamadığı bir ortamda nasıl tamamlamali, üzüntüsünü nasıl mutluluga çevirmeli, parasizligini nasıl dönüştürmeli?

Sevgisiz kaldığın zamanlar kimse beni sevmiyor diyerek kendini odana kapatiginda sevgisizligin daha çok artmaya devam edecek, ben hastayim diyerek dunya ile ilişkini kestiginde hastalığın katlanarak artacak...

Bunu çözmenin ilk adımı, aradığın, sen de eksik olduğunu hissettin duyguların fazla olduğu ortamlara gitmek onların enerjisini hissetmek, birbirine değer veren, kıymet veren insanların arasına karışmak seni daha değerli hissettirecektir. Nerden bulacağım boyle bir ortam dersen bulamazsın, bulacağına inandigin zaman yollar seni istediğin durağa götürecektir, o insanları daha çok hayatına çekmeye baslayacaksin.

Önce ihtiyacını bilmek, onun sen de eksik olduğunu veya bittiğini kabul etmek sonra onu nerede bulacağını düşünmek ve oraya doğru ilerlemek seni aradığın,.ihtiyacın olan şeye ulaştıracaktır...

Bu dünyada herkese yetecek kadar, sevgi, merhamet, zenginlik, sağlık, bolluk,bereket vardır. Onları yanlış yerde ararsak bulamayız ve hayat boyu yokluğunu çekmeye devam eder bundan şikayet eder dururuz.

Aradığınız şey bazen en yakinimizdadir yeter ki biz bulmak isteyelim.

Böyle bir bilgi ihtiyacıni hissedip, arayışa gectigin için ve bu yazıyı sonuna kadar okuyup tamamladigin için teşekkürler güzel insan...

Aradığın herşey zamanında en kolay adresi ile senin karşına çıksın, muhabbetle.

]]>
Sun, 28 Aug 2022 06:04:22 +0300 Tuba KAYA
BİR KORİDOR SOĞUKLUĞU https://edebiyatblog.com/bir-koridor-soguklugu https://edebiyatblog.com/bir-koridor-soguklugu

Her kitapta bir hastane koridorunun soğukluğundan ve yürek burkan bir yanı olduğundan bahsedilir. Yürek burkmak doğru bir terim mi bilemedim. Yaşanmışlık ve yaşanacak olan acı ve yıkımı temsil ederken bu koridorlar bir taraftan umuda yeni hayatları temsil eder.

Hastaneye her adım attığımda sessizce köşe de bekleyişlerim gelir aklıma. Çaresiz, ne yapacağını bilmeden sadece beklediğin anlar... bunlar acının ve yıkımın habercileridir. Kaybedişlerin ve ölümün derin ve sarsıcı soğukluğu. 

Başka koridorlara adım attığımda beni umutlar karşılıyor, dünyaya açılan yeni gözler… çok güzel değil mi? Bir de verilen ikinci şans koridorlarına doğru ilerliyorum. Daha farklı bakıyor gözleri dünyaya daha emin ve daha kararlı. Sonra umutsuzluğun ve bir parça umudun kol gezdiği o koridor karşılıyor beni. Boğazımda bir yumru ağlamaya bile hakkımın olmadığını düşündürten o koridor beni çok üşütüyor. 

Elinde sadece beklemek olan bu koridor çok soğuk. Acılar ve yıkımlar, umutlar ve şanslar.

Tüm hislerin karma yaşandığı bir yer. Duygudan duyguya geçildiği bir yer.

İki adım öte de yeniliğe göz açılırken, iki adım geri de göz yumuluyor. Bir taraf sevinçten ağlarken, bir taraf acısından feryat figan. Bazen de öyle sessizlik olur ki ne yapacağını bilemez insan. Beklemektir tek çare, bir köşeye sinip sessizce beklemek. Ama en acısı da budur çünkü o beklemek senden günlerini alır, aylarını alır. Beklediğine değmesi de önemli bir miktar, çünkü o bekleyişlere rağmen kötü haber almak daha acıdır. İşte o an elin ayağına dolanır. Bağırmak istersin bir şey gelir sıkar boğazını, ağlamak istersin biri için daha güçlü durmak zorundasındır. İnsan öyle bir durumda acısını tam yaşayamaz. Sessizliğinle boğuşur ve yalnız kaldığında kendini yer.

Belki de bu yüzdendir koridorun soğukluğu...

]]>
Sun, 28 Aug 2022 02:25:50 +0300 lâlzü
Bir Nevi Belirsizlik https://edebiyatblog.com/bir-nevi-belirsizlik https://edebiyatblog.com/bir-nevi-belirsizlik Gözyaşı ara sıra da yorgunluktan akar, üzüntüden değil... Bazı şeyler için çok çaba sarf ettikten sonra kendini geri çeker insan, sonra ise dinlenmeye çalışır. Ama nafile bedenen alışılan o yorgunluk, dinlenmeye başlasa da bir faydası olmaz. Şöyle diyeyim; günlük rutinlerinimiz var kiminin işi, kiminin dersi... Bu liste böyle uzayıp gider, peki bir gün bile ben yapmayacağım deseniz dahi içten içe o şeyi yapmak isteyeceksiniz ama gücünüz kalmayacak. Her şey üstünüze gelirken kaçış yolu arayacaksınız ama o da yok... İşte bu evrede gözyaşı devreye giriyor. Böyle boş bir yere bakarken gözlerinizden yaş gelecek, kimse fark etmicek sizde dahil... Gözyaşlarınız yanaklarınızdan akıp giderken  ben ağlıyor muyum? Diye soracaksınız, bazen insanın omzundaki yükler de insanı yorar... Çevresindeki insanlardan uzaklaşmak ister ama hem de onların gitmesini istemez. Yorgunluk çok tuhaf bir evre; iyiyim derken de gözlerinizden yaşlar gelir... Yorgunluk geçse bile insanlar artık hayatlarının eskisi gibi olmayacağı kanaatine varır ve çekim anayasasından ötürü mutlu da olamazlar. Eskiden bugüne kadar gelen çekim anayasası; iyi veyahut kötü bir şeyi fazlasıyla düşünme sonucunda o şeyin gerçek olmasıdır. Kısacası neye inanırsanız o her daim sizin peşinizde olacaktır...

]]>
Sun, 28 Aug 2022 00:08:43 +0300 Medine Herzem
KİMİM BEN https://edebiyatblog.com/kimim-ben-3508 https://edebiyatblog.com/kimim-ben-3508                          KİMİM BEN 

Şimdiye kadar bildiğim ben ,

Ben değilmiş meğer. 

Hayat ile tanışmam çok erken,

Kendim ile tanışmam çok geç oldu .

Kendini bilme sanatı ile tanıştığımda,

25' indeydim  yaşımın,

Ben kendimi biliyorum diye,

Atıflarda bulunuyorum oysa .

Ah o büyük konuşmalar bir bir çıktı karşıma...

Üzerime takılan etiketlermis meğer,

Ben diye bildiğim. 

Herkesin gördüğü bir başka ben varmış bende .

Kimim ben sorusunu aradınız mı sizde ?

Sadece kendinizde bulursunuz cevabı

Başkasında değil ...

Sen diye başlayıp, bir sürü etiketler,

Yapıştırırlar size...

Hepside olabilirsiniz, hiçbiride ... 

Asıl mesele hiçlikte. 

]]>
Sat, 27 Aug 2022 23:47:29 +0300 nurglceee
VAZGEÇEBİLDİĞİMİZ KADAR ÇOĞALAN https://edebiyatblog.com/vazgecebildigimiz-kadar-cogalan https://edebiyatblog.com/vazgecebildigimiz-kadar-cogalan      Bir hikaye vardı, bir balıkçı köyünde, balıkçılıkla geçinen bir adam varmış. Her gün balığa çıkar, ailesiyle karınlarını yakaladıkları balıklarla doyururlarmış.  Yeterince balık yakalaması her gün değişik zamanda gerçekleşiyormuş. Ama balıkçı yeterli miktara ulaşınca, evine dönüyormuş. Günlerden bir gün bu köye gezginci bir şehirlinin yolu düşmüş. Balıkçıyı bir süre gözlemledikten sonra ona “neden daha fazla balık yakalamıyorsun?” diye sormuş. Karnımız doyduktan sonrasına gerek olmadığını söylemiş balıkçı. “Fazlasını satmalısın.” demiş adam. Bunun ona ne getirisi olacağını sormuş balıkçı. “Daha çok paran olur, belki de ikinci kayığını alırsın, başka bir balıkçı çalıştırırsın.” Adam devam etmiş, balıkçı “ya sonra” dedikçe. “ Güzel bir ev alırsın, ailen o evde oturur. Konağın olur, büyük bir arazi alırsın, bir ada alırsın….” Diye sürdürmüş konuşmasını. Sonra diye sormaya devam ettikçe en sonunda adam “hiç” demiş.”Mutlu, mesut yaşarsın.”  Balıkçı cevap vermiş: “Ben ailemle şimdi de mutluyum. Bunu elde etmek için bu kadar çabalama ve uğraş mutluluğu kaybettirip, yeniden aratır bana.”

       Biz de hızlıca akan bu hayat düzeninde, balıkçının bulduğu mutluluğu yakalamak için debelenip duruyoruz. Kirada oturuyorsak bir eve sahip olmanın, bir evimiz varsa onun daha büyük olmasının, veya araba istememizin, arabanın özelliklerinin en son özellikli olanına sahip olmak istememizin ardı arkası gelmiyor. İstemekten vazgeçsek mutluluk koşa koşa gelir mi acaba?

       Tersinden bakalım varlıklı insanlar mutluluğa da el koymuşlar mıdır? Tabir yanlış oldu elbette. Mutluluk birilerinin tekeline alacağı bir duygu değil. Ne kadar insan var o kadar mutluluk üreyebilir. Hatta çoğalmaya çoook meyillidir. İstediklerini elde etmek ,  onu kaybetmemeyi de beraberinde getirmiyor mu? Şu anda büyük bir ikramiyeye kavuşsak, onu nasıl korurum, hırsıza, uğursuza kaptırmadan nerede nasıl değerlendiririm derdi ile huzurumuz kaçmaz mı?

        Kanaatkârlığın bu ülkede girişimcilik eylemlerini engellediğine dair bir görüş de var. Deniliyor ki, “ ‘azıcık aşım, kaygısız başım’ bu insanları tembelleştirmiş, daha fazlasını üretmeye, başkaları için de üretmeye kötü gözle bakmıştır. Ekonomimiz bu nedenle gelişmiyor. Bu kültürü değiştirmemiz gerekir.” Tüm bu görüşleri de göz önünde bulundurarak düşünmeden edemiyorum:

      -Göçebe yaşayan, dışarıda geçici barınaklarda ailece konaklayanlar mutlu değil midir? Acaba diğer insanların sahip olduğu bulaşık, çamaşır makinesi, buzdolabı özlemezler mi?

      -Kocaman konaklarda, afilli sofralarda ,  yaldızlı tabaklarda kuru fasulye bilmem ne sosu ile servis edilince daha mı doyma mutluluğu ürettiriyor?

      -Çirkin kadın yoktur, estetik bir yana türlü bakım ürünlerinden sonra, göz alıcı görünen bir kadın, bütün bakışlar üzerinde olmasını mı tercih eder, mıutlu olur; yoksa bir yemek masasına sevgi dolu eş ve çocukları ile oturmak mı onu daha mutlu eder. Ne kadar ilgi çekerse çeksin gerçek bir sevgiye hasretlik duymaz mı?

     - Gösterişli kıyafetler ve lüks araba ile caka satan bir adamın yanındaki insanlar hakkında  onu mu sevdiği, cüzdanındaki paraları mı sevdiği  hiç mi aklına gelmez? Ya da bir tabiat köşesine kıyafete ne olacağı umursanmadan serilmenin rahatlığı, doğanın ona gösterişi daha mutluluk vermez mi?

     - Sağlığı ille de kaybedince değerini anlamadan bir hastaneye yolumuzu düşürsek, oradan ayrılırken dünyanın en zenginiymiş gibi hissetmez miyiz?

       - Ağlarken başımızı yaslayacağımız bir omuz aramak, derdimizi paylaşmak için dosta koşmak, sadece bir günü gezerek tamamlamak için arkadaşa ihtiyaç duymak yerine; bir omuz olduğunuzda,  birinin derdini dinlediğinizde, tek başınıza gezip yeni yol arkadaşları veya gözlemlediklerinizi içinize alarak ruhunuzu genişlettiğinizde mutluluğa davetiye çıkarmış olmaz mıyız?

       Düşünüyorum, düşündüklerim beni yine kendimize yolculuyor. Ne kadar vazgeçersek o kadar sahip olduklarımız çoğalıyor. Almak değil vermek mutluluktur, diyorlar artık çoğu yerde. Bence de….

]]>
Sat, 27 Aug 2022 23:35:12 +0300 GÜMÜŞ SÖZ
Bir Ülkenin Gelişimi Neye Bağlıdır? https://edebiyatblog.com/bir-ulkenin-gelisimi-neye-baglidir https://edebiyatblog.com/bir-ulkenin-gelisimi-neye-baglidir Bir ülkenin gelişimi uzun vadede genç kesimin gücüne, başarısına ve potansiyeline bağlıdır. Bundan dolayı ise bir devletin genç kesime, kendini gerçekleştirebilmesi ve potansiyelini ortaya koyabilmesi adına bazı olanaklar sunarak yardımcı olmalı ve destek vermelidir. Ancak bu ülkede tam tersi bir durumun söz konusu olduğundan bahsedersek yanlış konuşmuş olmayız. Gençler sürekli psikolojik buhran geçirmekte, kendini baskı altında hissetmekte, ekonomik ve finansal açıdan büyük sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Dolayısıyla bu gençlerin hem kendi gelişimine hem de ülkenin gelişimine bir katkıda bulunmasını bekleyemeyiz. Bunun için gereken refah bir ortam, temiz bir çevre, emeklerimizin boşa harcanmadığını bilerek rahat bir çalışma ortamı. Bunlar gençlere sağlandığı takdirde ülkenin gelişimine çok büyük oranda katkıda bulunabiliriz.

Kaliteli ve akılcı bir eğitim sayesinde topluma faydalı bir birey haline gelir ve bununla birlikte ülkenin gelişimine zemin hazırlarız. Dünyadaki itibarı artmaya başlar çünkü bir ülkenin dünyadaki itibarı yine geçlerin başarısına, potansiyeline ve gücüne bağlıdır.

Hepinizin bunun farkında olduğunu biliyorum, özellikle geleceğini şekillendirmeye çalışan bir gençseniz.

Burada söylemek istediğim şey devletin bize her ay 10 000 tl finansal yardımda bulunması değil. Refah bir ortam, temiz bir çevre, kendimizi baskı altında hissetmeden, geleceğimiz için kaygı taşımadan, milli paramızın her geçen gün değer kaybetmediği daha güzel bir dünyada kendi gelişimimize odaklanarak topluma faydalı bir hizmet vermek. Umarım bunun önemi anlaşılır ve gelecekte bizi bekliyor olan zor günlerin önüne geçilir.

]]>
Sat, 27 Aug 2022 18:43:01 +0300 Zülfükar Utkan
Anlatabilir miyim sana, seni https://edebiyatblog.com/anlatabilir-miyim-sana-seni https://edebiyatblog.com/anlatabilir-miyim-sana-seni   Nasıl anlatabilirim sana,  anlatmayı?  Anlamayı nasıl öğretebilirim?  Affetmeyi nasıl sevdirebilirim?  Bilmiyorum. Merak ediyorum,  yine ve yeniden.  Bir çok şeyi sende ki çok şeyi. Yanlış mı düşünüyorum?  Seni merak etmek yanlış mı?  Doğrusunu öğretebilir misin?  Ben bugünlerde şunu sorguluyorum,  sana verdiğim değer sana yük mü?  Bundan mı bu tavırların?  Ahh!  Ne çok sorularım var yine,  sorgulanması ve yargılanması gereken bir çok soru?   Cevapları bulabilir miyim bilmiyorum ama karşına birinin çıkmasını çok istiyorum.  Öyle biri çıksın ki karşına,  sen inan bu insanlıktan nasibini almamış canlılar arasında gerçekten 'insan'  olanların varlığına.  Affet istiyorum,  içindeki yaraların sebeplerini affet.  Affet,  sana gözyaşı döktürenleri. Sonra güven,  sıradan bir güven olmasın bu,  sırtını ona yaslan ve sırtının yerle buluşursa bir gün de ki 'o sırtını çekmişse benden yerin çiçeği vardır'  de,  bunu diyebil.  Değer ver,  düşüncelerine bile değer ver.  Öyle bir değer olsun ki bu düşüncelerin bir süre sonra acısını senden alsın.. Ve son adım sev.  Sevgin onu sevmeyi sevsin ve sen,  onu severken sevmeyi sev...

    Karşına biri çıksın istiyorum,  senin yeni sen olabilmeni sağlayacak biri.  

]]>
Fri, 26 Aug 2022 23:55:03 +0300 YağmurunKızı8
SONUN GİRİŞİ NE TARAFTAN? https://edebiyatblog.com/sonun-girisi-ne-taraftan https://edebiyatblog.com/sonun-girisi-ne-taraftan

Bir gün inşallah diye geçirdiğimiz her gün aslında bugün değil midir? Yarını göreceğimizin garantisi bile yokken nasıl söze bir gün diyerek başlayabiliriz. Hatta yarını bırakın bir saniye sonrası bile belli olmayan bu hayatta niye çoğu şeyi erteliyoruz. Evet bazen bazı durumlarda iyi oluyor ama çoğu şeyi ertelemek ne kadar doğrudur ki?

Sanki sonsuz bir hayata sahip gibi yaşıyoruz. Elbet bir gün, sonsuz olmadığını anlayacağız. Anlayacağız da peki ya geç kalırsak o zaman ne olacak? Yaptığımız ya da yapacak olduğumuz şeylerin geri dönüşü var mı ki?

Sona yaklaşmaktayken uzakmış gibi davranışlar sergiliyoruz. Kısa süreli hayat süzgecinde sonu belirsiz iken gelecek hakkında sözler vermek ne kadar doğru?

Yarın yokmuş gibi davranmak ne kadar yanlış ise gelecekten sözler vermek o kadar yanlış. Veyahut ikisi de bir o kadar doğru. Adım atarken yarını düşünelim ama uzun süre sonrası için sözler vermeyelim. Başlangıç çizgisinden ilerlerken doğru adımlar güzelleştirir hayatı.

]]>
Fri, 26 Aug 2022 23:21:29 +0300 lâlzü
İyilik işçisi… https://edebiyatblog.com/iyilik-iscisi https://edebiyatblog.com/iyilik-iscisi Omuzlarımın iki tarafından da sarkan, sıkı sıkıya örülmüş peliklerim vardı. Uçlarında iki kırmızı fiyonk kurdele. Önleri güneşten yarı açılmış rengi ile, yeni uzamakta olan ve peliğimin içine girmeyi reddeden o çıkıntı kahküllerim.

Beyaz puantiyeli- kırmızı- karpuz kol elbisem ile taş çatlasın beş- altı yaşlarında bir prensestim. Ayakkabılarım kırmızı rugandı, 

Nasıl bir sevinç ile uyandığımı, dün gibi anımsıyorum, Bayram olmuştu sonunda, ne çok beklemiştim geceleri- günleri sayarken.

Uyanır uyanmaz cicilerimi giydiğim için, bir yerine bir şey  olmasın diye kahvaltı bile yapamamıştım. Annem ağzıma bir dilim ekmeği zorla sıkıştırmıştı, zor yuttuğumdan hala anımsıyorum.

Evdeki herkesle bayramlaşıp hızlıca mahalledeki komşu olan arkadaşlarla birlikte bayrama çıkardık, kapı kapı gezerek şeker ve bayram harçlığı toplardık.

Ara sıra annemin seslenişini hatırladığıma göre, gecekondu evlerden oluşan mahallemizde uzaklaşmamış olduğumu iyi biliyordum.

Kapısı yan mahallede olan, bizim tarafa da odanın bir camı denk gelen bir ev vardı, yaşlı teyze ve oğlu otururdu bu evde. O gün camı  aralayarak beni çağırdı “ Sen ne tatlı olmuşsun öyle bakiim” diyerek elini uzattı, bende saygıda kusur etmeden öptüm tabii.

“Harçlık veren oldu mu sana yavrum? “ 

Diye sorarken, hiç bilmediğim ve daha önce hiç görmediğim küçük-beyaz- demir bir kutu uzattı. “ Bu nedir teyze “ diye soracakken  ne soracağımı bilir bir eda ile “KUMBARA bu yavrum” dedi.

Daha önce hiç görmemişim tabii bu yüzden gözüm hep kumbaramda, “ Bu Kumbaranın içine para koyabilir onları biriktirebilirsin, ama ben senin yerinde olsam iyilik biriktirirdim, hemde bol bol “ Dedi. Aniden şaşırarak güldüm “ ya teyze iyilik hiç biriktirilir mi ? “ 

“ tabi “ dedi namaz başörtüsünü düzelterek, 

“Asıl iyilik biriktirilir, iyilikler görünmez olduğu için de Kumbaran asla dolmaz, hatta yanına kazandığın harçlıklarını bile koyabilirsin.”

Nasıl şaşkınım anlatamam o an, elimde büyülü bir küçük kutu tutuyor hissi belirdi içimde, ürperdim, hemen herkese göstermeliyim diye düşünürken, yaşlı teyze hayatımı o bayram sabahı değiştirecek olan teklifini anlatmaya başladı.

“ Bak yavrum sen çok iyi bir çocuğa benziyorsun, bu iyilik ve harçlık Kumbarasını doldurmana yardım edebilirim, ne dersin ? “ 

“ Gerçekten mi ? “ diyerek parladı gözlerim, “Ama nasıl ? “ diye devam ettim heyecanla…

“ Her gün bir iyilik yap ve ertesi sabah saat yedide ben buraya, bu camın pervazına senin için beş kuruş bırakayım, ama kaçamak yok her gün mutlaka bir iyilik yapmış olman gerekiyor anlaşıldı mı ? 

Anlaşılmaz mıydı ? “Hemde nasıl anlaşıldı”

Derken sesim istemsizce çığlık edasında çıktı.

Elimle ağzımı kapattım kibarlığa döneyim diye, “ Haydi yavrum yarın sabaha yedide burada ol, unutma sen artık bir iyilik işçisisin ve çalışıyorsun, işe geç kalma” diyerek pencereyi yavaşça kapattı.

Elimde Kumbaram bilmiş bilmiş yürüyorum eve doğru usulca sayıklıyorum arada, İYİLİK İŞÇİSİ- İYİLİK İŞÇİSİ diye.

Eve girdiğimi bile anlamadım annem soru sorana kadar “ Nerdesin sen ? Sesleniyorum duymuyorsun, bu elindeki ne ? Kim verdi bu Kumbarayı sana ? “

“ Çıkmaz sokağın başındaki pencerede oturan teyze var ya o verdi, artık çalışıyorsun, her gün bir iyilik yap ertesi sabah beş kuruş kazan dedi, ben de babam gibi çalışıyorum artık anne “ dedim, ve der demez evdeki herkes gülmeye başladı, annem “ hay Allah ! Seni de mi diğer çocuklar gibi sevindirdi, o böyledir herkes sevinsinsin ister, ister dee nereye kadar çok merak ediyorum “ diye gülerek mutfağa yürüdü, gülsünlerdi hiç önemli değildi.

O gün yemeğimi ilk defa çatal bıçak kullanarak yedim, hemde hiç dökmeden,

Tabağımı lavaboya koyup ellerimi güzelce yıkadım. Daha önce annem veya ablam yedirirdi. Oyuncaklarımı topladım, annem ve herkes ne derse onu yaptım. Asi yanı ağır basan, inattan aç yatan, annemin elini tutmayıp “büyüdüm artık” diye pazarda kaybolan, ve bunun gibi bir çok yaramazlıklarla ev halkını çılgına çeviren bir çocuk olarak epey zorlanmıştım. Ama sonunda beş kuruş vardı değil mi ? 

Ertesi sabah geceliklerimle koştum teyzenin camına, cam kapalıydı ama teyzenin söz verdiği gibi, oradaydı beş kuruşum. Kumbarama özenle attım, gözüm teyzeyi aradı ama göremedim, evinin içinde bir telaş, bir koşuşturma, bir sürü insan vardı, cama tıklarsam birinin cevap verebileceğini düşünüp minik parmaklarımla hafifçe vurdum, bir yandan da ürküyordum, ne bu kalabalık diye.

Yaşlıca bir teyze elinde Kuran ile açtı camı “ noldu yavrum kime baktın ?” Dedi 

“Şeyy burada oturan teyze varya hani o bana bu kumbarayı vermişti de ona söz vermiştim bugün geleceğime o yüzden geldim” diyebildim titrek sesimle, “ah yavrum o teyze ablam olur oğlu bankada memur ve bu kumbaralardan ona eşantiyon olarak her ay getirir o da onları hep çocuklara hediye eder ve onlara harçlık verir, birde onları manevi işçi olarak atardı, sen ne işçisi oldun peki yavrum? “ ben iyilik işçisiydim teyze “  “ ooo çok zor ve çok güzel bir görevmiş yavrum, ama ablam sabaha karşı vefat etti Allah rahmet eylesin Allah ondan razı olsun “ diye ağlayarak içeri girdi…O an Dünya’ya bişi oldu, her yer karardı, kızıllaştı, bulandı, elim başımda evlerin duvarlarına tutunarak eve zor gittim,

Kumbaramın da bir kıymeti kalmadı diye düşünüp durdum uyuyana kadar…ANLAŞILAN BEN O AN BÜYÜMÜŞTÜM

Sabah 6:55 ‘te uyandım nedense, içimdeki bir his kumbaramla teyzenin evine gitmem gerektiğini söyledi, uzun geceliğimin eteğinin bir ucunu elime alıp koştum saat 7 olmadan pencereye yaklaştığımda cam kapalıydı tabii, olsundu ama, biraz dinlenip gidicektim, sonuçta teyzeye söz vermiştim, cama doğru yaklaştıkça beş kuruşumun orada olduğunu gördüm, aniden gözlerim parladı, “teyze benim için para koymaya devam ediyorsa bende iyilik işçisi olmaya devam edebilirim“ diye geçti sevinçle aklımdan, tam parayı kumbarama koyacakken cam açıldı tül aralandı, korkudan bir adım bile geri atamadım, bir ses beni durdurdu “ korkma tatlı kız ben o kumbarayı sana veren teyzenin oğluyum, dün karşılaştığın kişi de benim teyzemdi bana her şeyi anlattı, bundan sonra her sabah 7’de beş kuruşun burada olacak ve sen her gün bir iyilik yapmaya devam edeceksin” 

Bu muhteşem bir haberdi, “ tamam kumbaracı abi “ diyerek eve geri koştum…

Hayatta, günde bir iyilik yapma karşılığında beş kuruş kazanamıyor olabiliriz…

Kimse bu iyilikleri görmüyor da olabilir…

Ama yaşlı bir teyze yıllar önce küçücük bir çocuğa iyiliğin karşılıksızda yapılabileceğini öğretti…

İyilik işçisi…kim olmak ister ? 

]]>
Thu, 25 Aug 2022 00:19:56 +0300 siirsel__sanat
NÖBET https://edebiyatblog.com/nobet https://edebiyatblog.com/nobet

Birkaç zaman geriden geliyor beni ayakta tutan her şey. Bir kılıf bulupta uyduramıyorum hayata kendimi. Asırlarca ötelere hükmeden yanılsamalar içinde nüksediyor kara çiseler üzerime. Karşı koymak imkansıza doğru ilerliyorken bu kadar hızlı, vücudum büyük isyanın gölgesinde nöbet tutuyor. Mutluluk denen delilik yaptıklarım yüzünden yüzüme bakmazken ben yeni yeni fark ediyorum yanlışları. Şimdi isli soluklara tabi tutulmamın nedenlerini iple çekeliyor zihnim karanlık kuytularına. Bir yandan da yavaş yavaş değişiyor fikirler her biri terk ediyor birbirlerini. Karmaşa da vaktimi çalıyor kararsızlıklarım da. Ya benim bulmacalarım yönümü bulacak ya da kör noktalarımda mahkum kalacak. Kendimi kandırarak yaşıyorum hayatı...

]]>
Mon, 22 Aug 2022 21:17:21 +0300 gecesizsaye
DEHLİZ https://edebiyatblog.com/dehliz https://edebiyatblog.com/dehliz Benim hayatımda fark denilen kavram hep vardı. Farklı olmak algısı şimdiki tanımından ziyade bende zorlukları uyandıran bir sözcüktü. Yani, bana sen farklısın dendiğinde var olan düzeni reddeden anlayış içerisinde olmak, herkese her şeye ters düşüyordu. Algı her insanda bu kadar çeşitliyken "denilenin aksine" beni yoruyordu.  Zihinlerimizin içinde dönen olay ve olguları, bir kendimize bir de  yaşadığımız çevreye göre şekillenirken, aslında  ve gerçek olanı yani kendimize göre olan düşünce topluluklarını , yine biz insanların oluşturduğu toplum baskısını - ki biz bu toplum baskısından çok müzdaribizdir ama hala bunu kendimize yaparken olan müzdariplik hali bitmez  tükenmez iken - konuşup dururuz. İçimizde yaşayan depremlerin oluşturduğu yüklü sarsıntılar, hayatımızın dönüm noktalarını zorlar. Burada gerçek farkı görürüz . İnsan hayatı dar uzun bir geçittir nihayetinde. Ruh halimiz de yaşantımızın evreleri de bu yoldan geçer. Bizim bu farklı yaşam çizgimiz dehlizde sürüklenir. Oluşturduğum soğuk kanlı kararlar cesur olmalı ki yaşantıyı dehlizden soyutlayabileyim. Herkes farkını bu yol üzerinde kanıtlar, doğruyu bilmek işe yaramıyorken , doğrular yanlışları tetiklerken "fark" doğar zihinde . Yaşam üzerinde kendini en iyisiyle oturtmaktır krallığın tahtına. Düzenin etkisine bedeninizi herkesin yaptığı farklılıkları değil zihninizin kendi farklarını çıkarmalı er meydanına. Zor olan kısım da burasıdır, zorluk hayatta olduğu sürece var olanı yıkıp yerine gerçekleri getirmektir. Bizi dehlizde verdiğimiz mücadelenin zorluğu yaşatır. Oradaki yaşam savaşı kişiliğimizi törpüler. Geçtiğimiz yol üzerinde dönüp baktığımızda çok daha farklı insan görürüz. Bizim izin verdiğimiz kadarıdır değişim ve değişimin süresi. Etkisi güçlü olsun  ama her zamankinden  aynısının dışı olan. Dehliz üzerinde fark ortaya koyulmalı ki dönemin farkında farklı olarak farkındalaşalım. Aynı dünyanın, tıpkısının aynısı olalım...

]]>
Mon, 22 Aug 2022 10:20:43 +0300 gecesizsaye
Muhayyel https://edebiyatblog.com/muhayyel https://edebiyatblog.com/muhayyel (Muhayyel : Kelime anlamı hayal gücüyle yaratılan hayal edilen..)

Bu dünyada seyrüsefer ederken hiçbir zaman yalnız sayılmayız. Hayal kahramanlarımız ballı zehirden dişleriyle her zaman yanı başımızda.. O asi baş her bir hayale boyun eğer koşar da koşar başarabilmek uğruna. Mahkemesiz mahkumlarıyız bu ömrün ha yerde ha gökte her vakit bir muhayyel içerisin de bu beden. Her şeyi geçtim bir göl kıyısına çıkavarıyor insan aynada göremediği o halini bir suda yaşlanmış olarak görüyor. Ne de tatlı şimdi zihnimizin oyunları.. Her rolü üsleniriz muhayyel ile. Tepede bir kuyu yağmursuz kuru, bahçede bir çiçek solmuş kurumuş soğukmuş susuzmuş, satırları kendine yol etmiş bir kayakçı ve daha bir çok şey. Bu kadar gümbürtülüyken muhayyelin nedendir yalnızlık çekişin. Çık dolaş kafanda hayalin kadar. Köşe bucak gez tanı tanıt sürü sürükle. Zorla sınırları, genişlet hudutları. Misafirperverlikten usansın beyin. O kadar hayali ağırlamaktan yorulsun.  Böylelikle hayatı kendi gözünden gör ilk defa. Bakınca görebiliyormuşum demek ne kadar güzel olsa gerek.. O anki ellerinden dökülecek şiirler, yüreğinden kelimeler kim bilir kimlere dokunacak. Hayal kahramanların kimlere yoldaş arkadaş olacak.. Muhayyel bir hayatta tekrardan yaşama tutunmak...
Çabalamak balçıklardan kurtulana dek
ömr-i muhhayel misali.. Ne demişler hem
Gözler az gördüğü, kulaklar az duyduğu ölçüde muhayyel gücü artar.

]]>
Sun, 21 Aug 2022 23:04:01 +0300 Elif Can
Sabır https://edebiyatblog.com/DilaraEsenÜstündağ-3435 https://edebiyatblog.com/DilaraEsenÜstündağ-3435 Hayatımız boyunca ihtiyacımız olan en büyük şey; sabır. Zorlandığımızı hissettiğimiz her an, düşüp kalkamadığımızı hissettiğimiz her saniye ve bir türlü yoluna koyamadığımız işlerin düzelmesini beklediğimiz her dakika. Aslında bir ömür… 

Ömür boyu en çok ihtiyaç duyduğumuz en kıymetli şükürdür sabır. Her insanın beceremediği, dayanamayıp isyan bayrağını çektiği en yegane duygudur. Sabredemeyip isyan ettiğimiz her an bizi büyük bir çıkmaza sürüklerken sabredip en güzelini dilememiz bizi aydınlığa ulaştırır. 

“Aydınlığa ulaşmak bu kadar kolaysa neden sabretmek bu kadar zor?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Aslında sabrın özü burda başlar. Meşakkatli yolu isyansız geçirebilirseniz ne mutlu size! Çünkü sabrın özü; kalpten inanmak ve o sonu gelmeyecekmiş gibi düşündüğümüz yolun sonunda en güzeline ulaşacağımız için taşlı yollardan geçtiğimizi düşünmektir. Velhasıl kelam; eğer sabretmeyi öğrenirseniz her mutluluk ayağınızın dibine yer edinecektir…  

]]>
Thu, 18 Aug 2022 12:08:45 +0300 Dilara Esen Üstündağ
Neşe Ağacı https://edebiyatblog.com/nese-agaci https://edebiyatblog.com/nese-agaci Neşe ağacıdır onun adı. Ne zaman baksan etrafında onlarca insan vardır. Yaşam enerjisini kaybetmiş, yeni umut ışığı arayan ve soluğu bu ağacın yanında alan insanlar topluluğu. 

 

Gövdesi olabildiğine geniş ve upuzun. Sanki yanına gelen herkese kucak açabilmek için  bu şekildeymiş gibi.

 

Dalları çıt kırıldım biraz. İnsanların saçlarının  arasından geçirip saçlarıyla oynamak ve onları huzurlu hissettirebilmek için bence.

 

Yaprakları renk renk. Kimin hangi renge sevdası olduğunu bilmediğinden serpiştirivermiş eline geçen her renkten bir parça.

 

Duruşu, hareketi, konuşması, suskunluğu, tebessümü kısaca baştan aşağıya her şeyiyle neşe kaynağıdır bu ağaç.

Gövdesine yaslanan, yaprakları altında uzanıp gökyüzünü izleyen her insan bitmez bir neşeyle dolar garip bir şekilde. 

Vakti zamanında genç bir delikanlı keşfetmiş bu ağacı. Ve ne zaman neşesini kaybetse buraya gelmiş. Yaş kemale erip yürüyemeyecek hale gelene kadar sürdürmüş buraya gelmeyi. En son Neşe ağacı ona kendi dallarından en güçlü ve kuvvetlisini hediye etmiş. "Bana gelemesen bile benden bir parçayı taşı yamacında. Sana hep neşe versin." demiş. O andan sonra o yaşlı amca o kocaman daldan kendine bir baston yapmış ve hep yanında taşımaya başlamış ve kendince bu ağaca Neşe ağacı demeye başlamış.

O yaşlı amcanın adı da Umut'tur. Umut dede. Bir keresinde bu ağacın gölgesinde dinlenirken bana bu hikayeyi anlatmıştı. O zamandan beridir bende hep bu ağaca gelir Neşe dolarım. 

 

Bir kere bile neşesi kalbinde yeşermiş her insan bu ağacı görebilir. Uzaklarda değil kalbinizde görebileceğiniz bir ağaçtır.

 Neşeniz bol ağacınız görkemli olsun her zaman.

 

]]>
Wed, 17 Aug 2022 16:44:22 +0300 Merve Yağmur
Hacerü'l Esved https://edebiyatblog.com/hacerul-esved https://edebiyatblog.com/hacerul-esved Esved anlamca siyah taş demektir. Hacerü'l Esved Kabe'de bulunan semavi bir taştır. Rivayetlere dayanarak söylemek gerekirse; Hazreti İbrahim Kabe'yi yapmak için Hz İsmail'den bir taş istemiştir fakat Hz İsmail taş bulamadığı için geriye boş dönmüştür. Hz İbrahim'e Cebrail tarafından bir taş verilir bu taş cennetten geldiği söyleniyor ve dünyaya geldiğinde sütten bile beyazdır. Sonralarda Ademoğullarının hatalarıyla günahlarıyla karardığı söyleniyor. Nuh tufana sırasında Kabe sular altında kalınca bu taş Ebu Kubeys dağında mevcudiyetini sürdürdüğü izah edilir. Bu taşın siyah olarak kalması bir ibretlik halidir yani işlenen günahlar cennetten gelen bir taşı karartırsa insan kalbini ne hale sokar. Kur'an'da geçtiği gibi insan kendi şeytan ile baş başa kalmamalı. Sevda da anlamca siyah kara demektir. Kara Sevda da buradan gelir bağdaştıracak olursak insan dünyevi tutkularıyla taş gibi kalbini karartmamalı bir nesneye maddeye tutkuyla bağlanmak insanı, daha doğrusu terbiyesiz olan bu nefsi yoldan çıkarır. Bundan dolayı nefsin çıktığı yolda kararır. Dünyevi işlere dozunda kendini vermeli insan kalbinin yolunu ikinci bir dünyasını karartmak için kendini aklayıp paklamalı. Kelimelere süzgeçten geçirilmesi hayatsal kurallara riyakat edilmesi hepsini geçtim nefsimize karşı biraz sağır olmak bile yeterli olacaktır. Melamet hırkasını uzatanlara ben bu soğukta sıcakladım diyebilmek asıl mesele..

]]>
Tue, 16 Aug 2022 22:31:20 +0300 Elif Can
RÜZGAR YANSIMASI https://edebiyatblog.com/ruzgar-yansimasi https://edebiyatblog.com/ruzgar-yansimasi Bu devrin bilinmez zamanları içinde kaybolan ufak ruhlardan biriydi benim düşlerim ama hep bir terslik vardı gidişlerinde . Etkileyici olması dışında inanılmazdı bu gerçekten inanılmaz olduğu için böyleydi . Ve hafife alınamayacak olan gizli duvarlar . İnsanlar arasında bir sürü boşluk vardı bu yüzden,  kim ve her ne gelirse gelsin dolmayacak boşluklar . Kimseye görünmeden bu duvarlara tırmanırdı güçlü olanlar  , bazısı da sancılar içinde kıvranır acıyla beklerdi  . Arada ki görünmez bağlardan ince iplikle tutturulmuş küçük sevgi çemberlerine sahipti insanoğlu  zaten eğer bu sevgi çemberleri olmuş olmasaydı tamamen hayal kırıklığına dönüşecek bir yığın düş kalırdı geriye . İki insanın birbirini sevmesi durumu tamamlanma hissiyatının en büyük ihtiyacıydı . Aşk bunların en güzeli denilebilir miydi o zaman ? Evet ? Ya da hayır ? Açıkçası bunu bilmek oldukça zordu dünyanın en anlaşılması zor olan yaratığıydı insan , gerçekten de böyleydi bu . En güzel gerçeklik yanında olandı, uçlarına mum iliklenmiş giz dolu kelebek yuvaları gibi . Masumluğu ve yeniden doğuşun anlamını veren kelebek , mum ise  onun bir gün içinde ölüp gitmesini temsil ederdi . Beni yanıltan onun sevgisiydi . Çok üstüne düşmenin zararını tadıyordum bu yüzden şimdilerde, bir hikaye kitabını çok sevip kaybetmek gibi , sanki devamı hiç gelmeyecekmiş gibi . Acı ama bir yandan da gerçek olan bu . Karşıma çıkan bu engellerden nasıl kurtulurumdan ziyade nasıl başımı belaya sokarım çabasıydı aslında, ne kadar saçma değil mi ? Elimde olmayan nedenlerden ötürü suçlanıyordum her zaman  . Ben Akis . Zümrüt Kayasının yansıması . Herkesin öteki tarafı yalnız ve karanlık geçitlerin çocuğu . Bir boşluk bir gerçekliğe aşık olabilir miydi ? İşte beni yanıltan bu sorunun acımasızlığıydı . Aradığım gökyüzünün hüznüydü aradığım denizin en dibiydi aradığım kendim gibi bir yansıma bulmaktı . Buldum da hem de çok acıyarak buldum . Sevinemeden , kırılıp dökülerek , sancılı bir şekilde buldum . Neydik ki biz , kimdik ,neredeydik kimin çocuklarıydı bizimle yarışan ? Biz kime bağlıydık ?  Bilmeden bir ömrü tüketmiş gibi yazarak bir hatıranın soluk yapraklarındaydım. Kendimi bulacağım derken iyice kaybolmuştum aynaların içinde . Yansımalarım tersine dönmüş istediğim yere gelememiştim , her şey onun suçuydu , tek gerçeğin . Tek gerçeğim . Uçurtma ve rüzgar aşkı , karşı konulamaz bir yıkımdı getirdikleri . Çok dayanamadan kayboldu gitti külleri hiçle beraber bana kalan da bir esintiden ibaret gözyaşı idi .

 

 

]]>
Fri, 12 Aug 2022 10:53:30 +0300 gecesizsaye
Otobüs https://edebiyatblog.com/otobus https://edebiyatblog.com/otobus Belediye otobüsüne ilk duraktan bindim benle birlikte bir kaç kişi vardı şoförün dahilinde, o bir kaç kişi ile ilerliyoruz ama diğer koltuklar boş, dolacağı muhakkak ki otobüs her durakta durdukça dolmaya boş koltuktan ziyade adım atacak yer kalmamıştı, hatta birbirine karışmış ter ve parfüm kokuları sıcak bunaltıcı hava(sızlık) sıkılmaya daralmaya ve bir an önce varacağım yere gelip inmek istiyorum tek dileğim bu.

Bu durumu birazda insanoğlunun hayatına benzettim dünyaya geldiğimiz zaman tek başımızaydık,şöförü bizi dünyaya getiren o eşsiz varlık farzedersek diğer binip inen yolcularda hayatımıza giren insanlar olarak düşünsek, bazılarının inmesi otobüsten sizin hayatınızdan çıkması sizin için en güzel olanıdır belkide,yer açılır genişler hayatınız, ferahlarsınız.

Bazıları ise rahatsız etsede sizi sinirlendirip kızdırsada, onu otobüsten indirmenizin imkanı yoktur, taaki istediği durağa geldiğinde inene kadar.Bir de şu varki sevdiğimiz muhabbet kurduğumuz insanın vaktinden önce inmesi (bize göre)çünkü o inmesi gereken durakta indi ve hayatından çıktı daha da aklın o durakta kalmasın artık.Yeni yolculuklar yeni yoldaşlar her biri ayrı değerli ayrı kıymetli almanız gerekeni alın ve gerisini hiç düşünmeden yolunuzun tadını çıkarın ne zamana kadar mı...

Şöför otobüsten inene kadar

]]>
Thu, 11 Aug 2022 22:48:35 +0300 Kasım Çiçeği
SANI https://edebiyatblog.com/sani https://edebiyatblog.com/sani

Hayat baştan sağma olunca belli ki içinde yaşayan insanda baştan sağma oluyordu ya da bilmiyorum belki de hayata adamadığımız şeylerden ötürü bir tür akıllandırma kamplarında öğrenmeye de çalışıyor olabilirdik doğruları . Belli ki hayat baştan sağma değildi öyleymiş gibi görünüyordu sığ zihinlere bu sanı oyunuyla . Adlandıramadığımız şeylerden sorumlu olsakta cevabı bulamadıktan sonra endişesi de bir zaman sonra kayboluyordu . Ne kadarda bilinmez değil mi ? Evet, buradaki anlamlandıramadığımız gerçeklik olgusu ya da şüphe ya da ne isim koyulabilirse işte doğru oydu . İnsan ne için yaşar ? Kim için var ? Her hareketinin kişiye hitap etmesi ya da nasıl hitap ettiği de değil bu çabanın anlamının var olması , işte bence insanı insan yapan tam olarak buydu. Bir rüzgarın peşine düşen de bir kediye aşık olan da Yaratıcıya duyulan en içten sevgi de çabanın en güzeliydi ama maalesef her insanın odak noktası güzellik değildi . Bizi bu noktada ayrıştıran karakterlerimiz ve hayattan beklentilerimizdi . Kötü ve iyi diye iki kategoriye ayrılıyorduk bizi arafa düşüren bazen düşünceye karşı yenik düşmemizdi bu hem iyinin hem de kötünün ikilemiydi tıpkı iyi ve kötü gibi . Arada kalanların bir yeri yoktu genelde boşlukta kalıp devam etmeye çalışıyorlardı bir şekilde ya da çok acele karar verip istemedikleri tarafa yuvarlanıyorlardı ki bu en kötü seçenekti. Seçimlerin zorluğu kişiliği zedeler ve ruhta çatlaklar oluşur bu çatlaklar kişinin azmi ve isteği karşında kapanır eğer kapatamazsa geri dönülemez bir yola girilir , insan öyle olduğunu düşünür fakat bu gerçek değildir . Beyin ve kalp çoğu kişinin sandığının aksine birlikte çalışabilir . Bu işbirliği sonucu insan düştüğü kötü durumlardan kurtulabilir . Ve burada bahsettiklerimin tersinde bazen bazı durumlara veya durum gibi gözüken bir değeri olmayan boşluklara anlam yüklemek yerine arafta biraz zaman geçirmek iyi gelebilir . Kim bilir belki de insan özünü , doğruyu ve gerçeği tam arada bir yerdeyken bulabilir .
]]>
Thu, 11 Aug 2022 12:33:03 +0300 gecesizsaye
GİDENE Mİ ZOR KALANA MI ? https://edebiyatblog.com/gidene-mi-zor-kalana-mi https://edebiyatblog.com/gidene-mi-zor-kalana-mi Gitmek yada kalmak bir seçimdir ama geride kalanları düşünmeden yapılıyorsa burda bir sıkıntı var.Bıraktıklarını hiç mi sevmedi yada hiç güvenmedi mi ? Bu soru tam bi muamma ama geride kalanlar için zor onunla birlikte geçirilen vakit ,sohbet cidden hiç anlamı yokmuş.Siz siz olun fazla sevgi beslemeyin malesef bir kalemde siliniyor.

]]>
Thu, 11 Aug 2022 10:06:54 +0300 TrFerhat4913
Kadercilik Üzerine https://edebiyatblog.com/kadercilik-uzerine https://edebiyatblog.com/kadercilik-uzerine Dünya'yı sadece zekiler yönetir. Yönetilenler ise her şeyden habersiz, kader diye kendini avutur. 

Kadere inanıyor olabilirsiniz. Doğduğumuz yeri ve ailemizi kendimiz seçemiyoruz evet ama hayatımızın ipleri bizim elimizdedir. Karşımıza bir engel çıktığında o engeli aşıp yeni fırsatlar yaratmak yerine bu engeli kader diye adlandırmak çok daha kolay olacaktır. İşte bu yüzdendir ki insanlar kadere kolaylıkla inanabiliyorlar. Başımıza gelen olayların sadece %10'u kontrolümüz dışında gelişir, geri kalan %90'ı ise başımıza gelen bu olaylara nasıl tepki verdiğimizle ilgilidir. Yani kaderimizi kendimiz yaratırız. Bir yıl sonraki hayatımızı, bugün ne yaptığımız belirler, kader değil.

Tamamen kaderciliğe başvurursanız eğer kendi potansiyelinizi heba edersiniz. Üstelik inandıkça hayattaki kontrolünüz azalmaya başlayabilir. Kader diye bir şey yoktur. Sadece inanan insanlar vardır. İnanç ise sadece his ve düşünceden ibarettir, gerçeklerden değil.

Elbette kadere inanıp inanmamak size kalmıştır. Burada sadece kadercilikle iç içe olan bir insanın hayatındaki kontrolünü nasıl kaybettiğine ve potansiyelini nasıl heba ettiğine dikkat çekmek istedim.

]]>
Mon, 08 Aug 2022 20:00:59 +0300 Zülfükar Utkan
BU KADAR KOLAY MI? https://edebiyatblog.com/bu-kadar-kolay-mi https://edebiyatblog.com/bu-kadar-kolay-mi İnsan güvendiği sevdiği insanlarla arasını iyi yapar ve ilişkisini bu şekilde ilerletir.Önemli olan o kişilerin arasındaki bağı koparmamak ve sürdürmek. İlerletemiyorsa belli bir süre sonra bu bağı keser.Şahsen ben olsam en baştan keserim ki ilerde sorun olmasın.İnsanın değer verdiği birinin bir anda gitmesini bilmeyen yoktur.Bu kişinin psikolojiside önemli baskı var mı ?  Toplum baskısının ne gibi bir etkisi var .O kişinin ne yaptığına ne yapacağına karışan topluluk.İnsan özgür olmadıktan sonra ne anlamı var ha hapiste bir tutsak ha toplumun baskısıyla kendini kısıtlayan insan farketmez.Bu yüzden kendi kararlarınızı başkalarının isteğine göre vermeyin.

]]>
Mon, 08 Aug 2022 00:24:56 +0300 TrFerhat4913
YOL AYRIMI https://edebiyatblog.com/yol-ayrimi https://edebiyatblog.com/yol-ayrimi Bir yolu var mıydı bilmiyorum. Tek bildiğim vardı o da derin bir çıkmaz. Düştüm, kalkamıyorum. Birinin elimi tutmasına da izin vermiyorum. Çünkü biliyorum birine ihtiyacım yok, birine muhtaç değilim. İstersem kurtulabileceğim yol bulurum ama böyle olmak, böyle davranmak, böyle devam etmek daha çok kolayıma geliyor.

Ölmenin yollarını aramak... Ölümü seçmek aslında çok saçma acizlik ama tek çarem buymuş gibi geliyor. Kökten çözümmüş gibi ne kadar mantıklı olmasa da şu an ki aklımla o zamanlar mantıklıydı. Denedim mi? Denedim. Başarılı olabildim mi? Bu satırları yazdığıma göre hayır.

Peki ya gerçekten istiyor muydum gitmeyi. Bu sıralar aklıma takılan tek soru bu aslında tek de değil ama diğer sorulardan kaçmayı seçiyorum tıpkı o zamanlar yaşamaktan kaçmak istediğim gibi.

Aslında kaçmak değil kavuşmaktı istediğim. Her zorlukta sarıldığım insana kavuşmaktı. Böyle olunca kavuşacak mıydım bilmiyorum ama tek düşüncem buydu. Şimdiler de ise onu geri kazanabilmek için elimden geleni yapıyorum.

Mesela ölmeyi değilde yaşamayı, onun içinde yaşamayı seçiyorum. Evet zor, çok zor hemde. Onu geri kazanmak zor, yaşamak zor yani bana şu an için öyle geliyor. Gerçi şimdiye kadar ne kolaydı ki ya da hayat kolay da bana mı zor geliyordu.

O kadar cevapsız sorular var ki aklımda cevap bulamamak yoruyor. Yanlış yerlerde cevap arıyorum bunu biliyorum ama hala aynı yerde yüzüyorum.

Tek biri lazım bana ona da artık gidip sarılamıyorum, öpemiyorum, konuşsam cevap alamıyorum. O kadar ters zaman da gitti ki ben ne yapacağımı bilmiyorum. İşte o yüzdendir ölmeyi dileyişim. Onun yanına giderim belki diye kavuşurum, sarılırım da her şey geçer gider.

]]>
Sun, 07 Aug 2022 22:00:35 +0300 lâlzü
İnsaaan https://edebiyatblog.com/insaaan https://edebiyatblog.com/insaaan İNSAN...

Düşünüyorum o halde varım diyen Descartes, varlığıni akıl ile sınırlandirirken,

Gönlün öyle nedenleri vardır ki, akıl onlara sır erdiremez diyen Pascal, insanin aklı aşan bir tarafıninda olduğuna işaret eder...

İnsan ne sadece akıldan ne maddeden oluşan bir yapısı vardır. 900 katlı insan kavramiyla çok net izah eden Mustafa Merter insanın çok yönlü olduğunu bize hatırlatmaktadır...

Peki, insan bunun ne kadar farkında kendi insanligini kaçıncı kattan seyretmektedir.

]]>
Sat, 06 Aug 2022 13:05:59 +0300 Tuba KAYA
Satranç Oynamak https://edebiyatblog.com/satranc-oynamak https://edebiyatblog.com/satranc-oynamak Hayat satranç oyununa benzer. Yaşadığımız bu rekabet çağında insanların hamlelerine karşı bazı hamleler yaparak onlara üstünlük kurmaya çalışıyoruz. Satranç oyununda da aynı durum hâkimdir. Dolayısıyla satranç oynayarak kendi zihnimizi güçlendirmek ve bize karşı olan hamlelere nasıl cevap vereceğimizi öğrenmek oldukça önemlidir.   

Satranç oynadığınız takdirde öngörünüz artmaya başlar, gerçek hayatta rakibinizin hamlelerini daha o yapmadan görebilirsiniz. Satrancı gerçek hayatla ilişkilendirebilirsiniz.

Ben satranç oynarken genel anlamda karakter analizi yaparım. Rakibim sürekli saldırıyorsa eğer gerçek hayatta saldırgan, sadece savunma yapıyorsa gerçek hayatta savunmacı gibi.

Rakibinizin hamlelerini öngörebilmeniz sayesinde kendisinden her zaman bir adım önde olursunuz. Yaşadığınız tüm kavgalar ve tüm tartışmalar aslında bir satranç oyunuydu. Eğer bu oyunda iyi iseniz düşmanlarınızdan her zaman bir adım önde olursunuz.

Satranç oynamayı bilmiyorsanız öğrenin, eğer biliyorsanız kendinizi geliştirin. Rakibinizin zayıflıklarını, tehditleri, fırsatları, kendi zayıflıklarınızı ve güçlü yönlerinizi gerçek anlamda fark edebilme ve bu durumu lehinize kullanabilme fırsatına erişebileceksiniz.

]]>
Fri, 05 Aug 2022 13:05:37 +0300 Zülfükar Utkan
Değişim, kelimeler ile başlar. https://edebiyatblog.com/degisim-kelimeler-ile-baslar https://edebiyatblog.com/degisim-kelimeler-ile-baslar Düşündüğümüz kelimelerin resimleri bilinçaltına giden komutlardir. Düşündüğümüz kelimelerin birer resmini cizsek, nasıl bir tablo ile karşılaşırız acaba. Borçlarımdan kurtulmak istiyorum.  Hasta olmak istemiyorum.  Tüm sorunlar beni bulur. Cok sansizim... Borç, hasta, sorun,şansızlık... Tablomuza yansıyan resimler, çokta iç açıcı bir tablo olmadı sanırım ama amacım güzel şeyler istemekti ne oldu şimdi? İstiyoruz istiyoruz olmuyor dediğimiz kısım tam da burası neyi nasıl istediğimizi bazen gözden kaçırıyoruz. Peki nasıl bir isteme yapmalıyız? Kazancının artmasını istiyorum,  Sağlığıma kavusuyorum,  Kendimi şanslı görüyorum,  Tüm güzellikleri kendime çekmeye niyet ediyorum, şimdi tablomuzda hangi resimler var. Kazanç, sağlık, güzellik, şans. Bu tablomuz daha güzel oldu değil mi? Bilinçaltimizin işleyişi semboller üzerinden olduğu için ona doğru sembolleri yuklersek, bize istediğimiz şeylerle buluşturabilir. Kelimelerini değiştir, hayatın değişir....

]]>
Fri, 05 Aug 2022 06:58:21 +0300 Tuba KAYA
EDEBİYATBLOG GÜNCELLEME/GELİŞTİRME NOTLARI V2.0.2 https://edebiyatblog.com/edebiyatblog-guncellemegelistirme-notlari-v22 https://edebiyatblog.com/edebiyatblog-guncellemegelistirme-notlari-v22

Değerli EdebiyatBlog Ailesi sizlerin geliştirmeleri sevdiğinizi ve dikkatli olduğunuzu biliyoruz.
Bize EdebiyatBlog'u geliştirme konusunda geri bildirimde bulunmanızı rica ediyoruz.
Yakında yeni süprizler ile yine sizlerle olacağız...

  • Gönderi içeriğinde arama eklendi.
  • Sunucu altyapısı geliştirildi.
  • Görünüm iyileştirmeleri yapıldı.
  • Hata düzeltmeleri ve hızla ilgili iyileştirmeler yapıldı.
  • SEO eklentileri geliştirildi.
  • Depolama alanı optimize edildi.
  • Performans iyileştirmeleri yapıldı.
]]>
Wed, 03 Aug 2022 01:08:54 +0300 EdebiyatBlog
KOŞULLANMAK PRANGASI https://edebiyatblog.com/kosullanmak-prangasi https://edebiyatblog.com/kosullanmak-prangasi Merakımız, okuma güdümüz, mutluluğumuz hepsi bir şarta bağlı artık. Merak etmiyoruz, sorgulamıyoruz çünkü zihnimizi  - farkında olarak veya olmayarak- meşgul ettiğimiz şeyler var.
Gün içinde bi' platformda sanallığı solurken yüzlerce içerik içinde kayboluyoruz; gözümüzden, zihnimizden hızlıca akan bu küçük mutlulukların ebatı zaman için hiç de küçük değil.

Okumak gibi bir amacımız zaten yok. Ki, varsa da orada burada yarım yamalak bilgelik taslamak için.
Mutluluğumuz en tehlikelisi, çünkü mutluluğu koşullandırmak elde ettiklerinle doyacağını sanmak gibi bir yanılgıya gebe. Kaldı ki sanal dünya bu konuda derya deniz. Sürekli tüketimi ve pazarlamayı öneren şeylerin eksiklik telaşı, ne yaparsak yapalım açığını kapatmıyor. Daha vahim olan ise bu tasarlanmış vitrinin içinde bir zaman sonra kendi kendinizi cezbetmiş ve başkalarının gözünü boyamaya çalışan birine dönüşüyorsunuz. Yani bu öyle bir sistem ki onlar hiçbir şey yapmasa bile bizler onların devamlılığını sağlamaya gönüllü hale geliyoruz.

Şartlanmış şeylerin daha derinine inecek olursak, bu sadece mutluluk duygusu için geçerli değil, her şey daha küçükken başlıyor; güzel kız ol, yaramaz çocuk olma, bak hiç annesinin sözünden çıkıyor mu ?
Yoksa seni sevmem..
Bu cümle belli bir kalıba uygun olmadığında kabul görmeyeceği düşüncesini yaratırken bir çocuk için sevilmemenin nasıl acımasız ve korkunç bir tehdit olduğunu düşünebiliyor musunuz ?
Konudan çok sapmadan şunu belirtmek isterim ki, bunun bir çocukluk örneği olması uzak olduğu anlamına gelmiyor. Çoğumuz hâlâ o kalıplara değilse de başka kalıplara uyan, hayır demekten  korkan büyümüş çocuklarız.

Peki memnun muyuz?
Kısa vadede elde ettiğimiz şeyler mutluluk sağlar, ama bu bir parfümün kalıcılığı kadardır. Gerçekten insanın doyması için derisinin ve kemiklerinin altında bulunan ruhunu beslemelidir. Her şeye sahip olabilirsiniz, ama sahip olduğunuz her şeyle mutlu olamazsınız. Çünkü yarattığınız o koşullar evrenine atılan tikler, hükmünü süremediğiniz içsel huzurun yerine tekabül etmez.

Toparlayacak olursak, bazı şeyleri bahane etmemeli imkanınız ne olursa olsun her birimizin hayatında şartlara bağlı olmayacak mutluluklar özgürce mevcuttur. Ve yaşamın içinde bulunmak, gösteri dünyasının yan karakterciliğinden haylice iyidir. Şimdi bu kadar sallamışken rahatsız edici bir gerçekliği söylemeyi borç biliyorum, bu satırları yazan riyakarın bahsettiklerinden ayrı olduğunu düşünmüyorsunuzdur umarım. Bir şeyi eleştiriyorsanız ilk başta kendinize yönelmelisiniz, ben sona bıraktım fakat siz kendi aynamdan bakıp kendime ve birçok kişiye seslendiğimi anlamışsınızdır..

]]>
Tue, 02 Aug 2022 17:29:04 +0300 Anemophea
BENİ KÖTÜ HATIRLAMANIZ İMKÂNSIZ https://edebiyatblog.com/beni-kotu-hatirlamaniz-imkansiz https://edebiyatblog.com/beni-kotu-hatirlamaniz-imkansiz BENİ KÖTÜ HATIRLAMANIZ İMKÂNSIZ

Kirlenmiş kalplerinizde filizlenen nefret tohumlarına rağmen, dik duruşumdan asla ödün vermeyeceğim. Gururla tırmandığım başarı merdivenlerini var gücünüzle sallasanız da, olduğum ve ileride olmak istediğim kişiden bir an olsun vazgeçmeyeceğim. Yürüdüğüm yola attığınız her taşı bıkmadan toplayacağım ve o taşlardan kendi kalemi inşa edeceğim. 

Beni kötü hatırlamanız imkânsız... 
Çünkü ben bu yorgun gözlerimle, bir gece vaktinde annemin gidişine şahit oldum. O gecenin sabahında hiçbir şey yaşanmamış gibi, kalbim sızlamıyormuş gibi yaşamaya devam ettim. 

Beni kötü hatırlamanız imkânsız... 
Çünkü ben bu titreyen ellerimle, bana biçilmiş acıların enkazından tırnaklarımla dağı taşı delerek çıktım. Dünyayı sessize aldım, kendimi dinlemeye çalıştım. Kendimi anlamaya çalıştım. 

Beni kötü hatırlamanız imkânsız...
Çünkü ben bu ayaktayken sendeleyen bedenimi, bir yangının ortasından kıl payı kurtardım. Anılarım, kırgınlıklarım, sahip olduklarım o yangında kül olurken; mor göz altlarıma tutunup attım kendimi dışarıya.

Beni kötü hatırlamanız imkânsız...
Çünkü ben yastığıma gömülüp sızlandığım geceleri sırtımı kendim sıvazladım, saçlarımı kendim sevdim, yaşlarımı kendi ellerimle sildim.

O yüzden karanlık ruhlarınıza inat neşemden asla eksiltmeyeceğim. Düşmemi beklediğiniz her fırsatta yeniden ayağa kalkmak için kendime sebepler üreteceğim. 

Hayata dört elle sarılan bir kadının gülüşünü kolayca yok edemezsiniz. Umutlarını siyaha boyayamazsınız. Huzurunu darmaduman edemezsiniz. 

İşte bu yüzden, beni kötü hatırlamanız imkânsız...

]]>
Mon, 01 Aug 2022 21:32:43 +0300 Dilan Efsa Kandemir
İstihfaf https://edebiyatblog.com/istihfaf https://edebiyatblog.com/istihfaf (İstihfaf : kelime anlamı horgörü küçümseme) 

Şu fani dünyada nedendir insanın kendini hep büyüklemesi ben merkez yapması. Canlı olarak bir bitkiyi bile hafifsemek ne kadar doğru olabilirki. Yer aynı mekan aynı ağaçta asılı canlı yapraklı bir dal veyahut yere düşmüş kurumuş bir parçadan ne kadar farklıyız. Aynı gayedeyiz nede olsa. Yaşarız hastalanırız düşeriz bizlerde bir dal misali. Yol desen aynı son desen aynı... Gün gelir ufacık incir çekirdeği kadar da olsa o küçümsediğimiz varlık en büyük çaremiz en güçlü dermanımız olur.İstihfaf ettiği, kendisinden zayıf bulduğu mahlukların mahkûmu olmak çok harap edici bir şey. Dönüp dolaşıp küçümsediğimiz varlığa muhtaç oluyoruz ya bir gün, işte o gün gelmeden kıymet bilmeli. Yokken değil var olunca muhtaç olmayı öğrenmeli bu insanoğlu. Yokluğun değil varlığın kıymetini bilmeli. Ölümüzlüğü değil yaşamayı öğrenmeliyiz önce. İstihfaf etmeden hafife almadan gayette ağır olan bir hayat hafife almak delilik işi olsa gerek. Ağıra alalım bu hayatı, ince ince sorgu sorgu yapalım. Bu durumda kelimenin sadece sözlük anlamı bilmiş oluruz. Uygulamalı olmasına ne hacet...

]]>
Mon, 01 Aug 2022 15:13:25 +0300 Elif Can
İç Yüzü Dışa Vuramayanların Hikayesi https://edebiyatblog.com/ic-yuzu-disa-vuramayanlarin-hikayesi https://edebiyatblog.com/ic-yuzu-disa-vuramayanlarin-hikayesi  Keşmekeş dünyanın bulutlarla örtülü güneşi bana gülmsemeyi unutmuş haldeyken aralanan gözlerim ne kadar yorulmuştur acaba?

 Bu kendi ruhaniyetini dışa yansıtamayanların hikayesidir. Yani iç güzelliği dışa vuramayanların hikayesi, ön yargıların eseridir.  Taptaze çimlerin arasında bir bahar sabahı gibi gezinmeye benzer gökkuşağının binbir tonunu ruhlarında taşıyanların sima yahut mizaç duvarlarına takılı kalmasının satırlarıdır.

 Bu kendini anlatma, aktarma çabasına iki kat daha fazla düşenlerin sonunda başarı ihtimali düşük olanların esâmesidir. Bundandır ki her gün gözlerini aralama güçlüğü ve dirayeti. Bundandır ki direnme ve yorulma kısır döngüsü. Ve yine bundandır ki satırlarda vukû bulma ihtiyacı.

 Neyi nasıl anlatacaklarını, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemeyip çoğu zaman susanların bir nevi sosyofobiyi ruhlarında yeşertenlerin hazin hikâyesi... Öyledir ki bu insanlar görünüş ön yargısından muzdarip ve sürekli yargılayan gözlere alışmış -alışmak zorunda kalmış- bir güruhun sesidir.

 Kısacası bu senin ve benim bugün de çektiğimiz sıradanlaşmış ama hâlâ can yakan hislerimizdir. Unutma, ben de senden ve seninleyim...

]]>
Mon, 01 Aug 2022 08:07:52 +0300 sailacala
Herkes İçin Feminizm https://edebiyatblog.com/herkes-icin-feminizm https://edebiyatblog.com/herkes-icin-feminizm XVIII. yüzyılda Fransa’da filozoflar ve kadın yazarlarca ortaya atılan ve savunulan, daha sonraki yüzyıllarda her toplumda destekçi bulan, kadının siyasal ve toplumsal haklar bakımından erkekle eşit olması gerektiğini öne süren ve bunu gerçekleştirmeye çalışan akımdır feminizm. Sanılanın aksine kadınları yücelten bir erkek düşmanlığı değildir. Feminizm herkes içindir, haksızlığa uğrayan herkesi savunur. Herkesin eşit olduğunu, dil, din, ırk, cinsiyetin hiçbir şekilde bir ayrıcalık konusu olmadığını söyler ve bunun için mücadele eder. 

Feminizm kavramı, ilk olarak sosyal filozof Charles Fourier tarafından kullanılmıştır. Charles Fourier (1772–1837), sosyal olarak gelişmenin tek yolunun, kadınlara daha fazla özgürlük verilmesi olduğunu savunmuştur.Aydınlanma Çağı'nın önemli düşünürleri olan Lady Marry Montagu ve Marquis de Condorcet, kadınların eğitim hakkını savunarak feminizm düşüncesinin temellerini atarak bir süre sonra çok daha kapsamlı bir mücadele başlatacak olan akımın yolunu hazırlamışlardır.

Ataerkil toplum düzeninden bıkan kadınlar, Aydınlanma Çağı döneminde ne yaparlarsa yapsınlar duyulmayan çığlık ve haykırışlarına katlanamayarak bir adım atmaya, bir direniş başlatmaya karar verdiler. Başlarda yalnızca kadın erkek eşitliğine odaklanan feminizm, zaman ilerledikçe dezavantajlı sayılan bütün grupları da savunmaya başlayarak çok daha geniş bir kitleye ulaştılar. 

Feminizmin savaştığı şey erkekler değil, ataerkil toplum düzenidir, bu yüzden feminizmi erkekler de destekleyebilir, desteklemelidir. Feminizmi anlatmak için ''senin anan bacın yok mu?'' sorularını kullanmak elbette ki bu mücadelenin amacını çok küçük bir bakış açısına sıkıştırdığı için çok ama çok yanlıştır. ''Madem eşitiz o zaman siz de askere gidin, siz de taş taşıyın'' gibi savunmalar yapan erkekler olduğunu görmek ve hala feminizmin herkesle ilgili olduğunu anlatmaya çalışmak bunca yıldır hepimizi yorup bazen umutsuzluğa kapılmamıza neden olsa da asla vazgeçmeyeceğiz! Çok yol geldik, çok kez herkesin eşit olduğunu kanıtladık. Ama koskoca bir kültür yapısını değiştirmek gereksinimi hala sürüyor, ataerkil dilden kurtulmak bunun ilk adımlarındandır. ''Kız gibi'' lafının ''uyduruk'' anlamında kullanılırken ''adam gibi''nin ''doğru dürüst'' anlamına gelmesi bunun en acı örneklerindendir.

Ki bana kalırsa bu akımın bu kadar uzun sürmesi çok ama çok üzücü bir durum, insanlığın hiç ilerlemediğinin bir kanıtı gibi yüzümüze çarpan adaletsizlik adeta yalnızca materyaller üzerinde geliştiğimizi kanıtlıyor bizlere. Ama öncesinde de dediğim gibi, vazgeçmek için çok yol katettik. Bu kadar şey başardık, dahasını da başaracak ve bu dünyada beraber hakkıyla yaşamayı başaracağız! 

]]>
Sun, 31 Jul 2022 17:12:47 +0300 Nur Bersun
Adımlarımızın Çarkı https://edebiyatblog.com/adimlarimizin-carki https://edebiyatblog.com/adimlarimizin-carki   Adımlarımız adımlarımıza denk düşüyor aslında, hepimiz aynı çarkın üstünde yürüyoruz ve karşılaşıyoruz habersiz. Bazen bir köşeyi dönerken bazen ise karşıdan karşıya geçerken, hatta gözlerimiz bile bir birine değiyor ama biz anlamıyoruz. Anlam yüklemiyoruz çoğu şeye belki de anlam yüklemekti yaptığımız hata, belki herşeyi anlamlaştırırken kaybettik hislerimizi. Farkında olamıyoruz bunun, hoş farkında olsak değişecek mi? Değiştirebilir miyiz çarkın yerlerini? Senin yolun ben olsam, adımlarını benim için atsan fark etmeksizin ve farkına vardığında fark etsen önce hislerini sonra beni. Olmaz mı? Yoksa köşeyi dönerken başımız mı döndü bizim, ondan mıdır bu hayaller? 

]]>
Sun, 31 Jul 2022 02:48:42 +0300 YağmurunKızı8
SEVGİLİ KIZIM, https://edebiyatblog.com/sevgili-kizim https://edebiyatblog.com/sevgili-kizim       Varlığın sayesinde “anne” rütbesine nail olan biri aralarında sadece bir duvar  veya bir kapı varken seslenişini sessizce ve dolaylı yapmasının nedenini izah edebileceğimi zannetmiyorum.Buna yeltenmeyeceğim. Ama sana ulaşmam gerek, bir şekilde sana ulaşmam mutlaka gerek....

      Anne olmak bu dünyadaki herkes ve her kesim tarafından yüceltilmiş bir duygu....Biz kadınlar bu yüce duyguya muhatap olabilmek için coşkuyla hayatı karşılıyoruz. Bu öyle bir paye ki ..........

      Anneliği geçmişten, annemden öğrenmişimdir herhalde...Onu beğenmeyerek, eksik bularak, daha mükemmelini icra edeceğime inanarak...Doğumundaki mucizeyle başladı her şey....Neye,kime benzediğin? Sağlığın?.Sonra müthiş bir koruma duygusu büyüttün içimde. Annesine muhtaç bir varlık! Hayatta karşılaşacağım ne olursa olsun asla vazgeçemeyeceğim, bir tek kirpiğinin ıslanışına dünyaları mahvedeceğim bir varlığımdın kucağımdaki sen. Öğrendiklerinle ben de yeniden öğrendim, dünyayı yeniden fark ettim, büyüme evrendeki bebek, çocuk, genç bakış açın benim de bakış açımdı.

      Anne olmaktan vazgeçmek diye bir seçenek yok. Yorulduğun bıktığın anda bile çocuğun için yeniden ayağa kalkmak, güç bulmak ve çocuğunla yola devam etmektir annelik. Bunun için benden nefret ettiğiniz anlarda bile yıkılmadım, dik durdum. Tam bir yuvanın meyvesi olmadığınıza yordum isyanlarını, itirazlarını. Beceriksiz anneliğimi dillendirdiğinde de bittim, tükendim ama yeniden dikeldim. Bana bunu yapma gücü veren evvela Allah sonra sizdiniz. Sizin dünyaya gelmenizi benim vesilemle murad eden Allah’ın bir bildiği var şüphesiz. Şu mutlak ki, evlatsız biri olarak hayata yenilmektense bugünümü tercih ederim. İyi ki hayatıma katıldın.

      Başaramadıklarımı sıralayıp   günah çıkarmayacağım Sevgili Kızım. Olan biten ikimizce de biliniyor nasıl olsa. Bilmeni isterim ki hatalar var da duygular buna göre değişiyor zannetme. Bunlar olaylara matuftur, geçicidir. Dünyanın en büyük hatasını da yapsak sen benim kızımsın ben senin annenim. Bunu hiçbir kuvvet değiştiremez. Ama seneler olaylar beni her yıl biraz daha beceriksizleştiriyor. Ayağa kalkmam adım atmam o kadar yavaş ilerliyor ki, bazen bunu hiç yapamayacağıma kanaat getiriyorum.

     Sen de artık belirli bir olgunluğa eriştin. Kendin olarak yaşamayı başarırken annenin beceriksizlikleri ayağına takılmasın, tökezleme. Bunu başaracağına yürekten inanıyorum. Ama bazen tükenmişlik çukuru seni de girdabına çekebilir, sakın izin verme. Ben seni çok seviyorum. Her zaman seveceğim. Baban yerine de, kardeşin yerine de, amcalar, teyzeler olmayan dayılar, halalar yerine de çok seviyorum. BUNU BİL,  İSTEDİM.

                                                                                                                     Annen

]]>
Fri, 29 Jul 2022 21:13:44 +0300 GÜMÜŞ SÖZ
kimim ve neyim? https://edebiyatblog.com/kimim-ve-neyim https://edebiyatblog.com/kimim-ve-neyim çoğu zaman ne yapmamız gerektiğiyle ilgili tavsiyeler alırız. çoğu zaman öyle öğütler verilir ki bize o öğütlerdeki kişi olmamız gerekir. istediğinizin bir önemi var mıdır? sizin kim olduğunuz konuşulur mu? ne ile hayatınıza devam etmek istediğiniz peki? verilen onca öğütte dikkatimi çeken tek şey kelimelerdi. kelimelerin kullanılışı, yanındaki diğer kelimeler ile yaşadığı ilişki...

olmam gereken yer kelimelerin arasıymış meğerse. onlarla anlamdan anlama sürüklenmek, onlarla acıyı, sevgiyi, hayal kırıklığını tatmak. en sevdiğim ise aşkı tatmak. aşk öyle sızıyor ki kelimelerin arasına okurken yaşatıyor o aşkı size. benim aşkım da böyle başladı. kelimelerle.

neyden para kazandığımın ne önemi vardı ki? o şey ile mutlu olamayacaksan hayatımı onunla sürdürsem ne olurdu? ben kelimelere aşıkken nasıl olur da başka bir yerde arardım sevdayı?

]]>
Wed, 27 Jul 2022 17:11:34 +0300 thegirlhasnonick
MANTIK VE KALBİN SAVAŞI https://edebiyatblog.com/mantik-ve-kalbin-savasi https://edebiyatblog.com/mantik-ve-kalbin-savasi Ne olacağını kestiremediğim anlar çok fazla hani size mantıkla kalp arasındaki savaştan bahsetmiştim ya ilk başta her ne kadar kalp kazanmış gibi dursa da mantık kazandı. Çünkü kalbim bunu tercih etti, gitmem gerektiğini mantığımla hareket etmem gerektiğini söyledi. 
Mutlu olacak mıydım bilmiyorum ama yapmam gereken mantığımı dinleyip gitmekti. Bazen mutluluk için ilk başta üzülmek gerekir ne de olsa yaşadığınız bir duygunun zıttını illa ki yaşıyorsunuz. 

Ayrılık kolay mıydı? Tabi ki değildi ama gerekliliktir. Size acı veren, üzen, yıpratan bir ilişkinin içinde olmak ne kadar doğrudur ki? Hiç değildir. Sağlığınızla bile oynar o yüzden sizi üzenin yanında durmaya gerek yok. 

Bazı kararlar zor verilir ama sağlıklıdır. Daha fazla zarar görmemek adına. Kendini seven insan zaten kendine bunu yapmaz. Birini sevmeden önce ilk başta kendinizi sevin. Çünkü sizi sizden başkası sevmez yani belki bir umut aile bireyleri ama onlar bir umut. 
Neyse şöyle ki gitmek istediğiniz yerden acabaya düşüp biraz daha denemeden gidin. Gidin ki daha mutlu olabilin. Üzülün, acı çekin ama sonrasında unutun evet bazı yaralar unutamayacak kadar derin izler bırakır ama yine de ize baktığınız zaman acısı geçti diyebilin.

]]>
Wed, 27 Jul 2022 12:31:52 +0300 lâlzü
GERİDE BIRAKILAN https://edebiyatblog.com/geride-birakilan https://edebiyatblog.com/geride-birakilan Uzun uzun boş duvara baktığım zaman anladım bazı şeylerin artık eskisi gibi olmayacağını. Büyümüş müydüm bilmiyorum ama derin düşüncelerde boğuluduğumu hissediyorum. Hatta hissetmekle kalmıyor, boğuluyordum.

Düşüncelerimin içinde kaybolan küçük çocuk, büyüdüğümü ve onu bırakmamı istiyor sanki. Bu mantıklı mı? Kesinlikle değil. Büyümenin böyle olduğunu bilseydim eğer hep eskide, küçüklüğümde kalmayı yeğlerdim. Büyümek yerine daha kahvaltımı yapmadan sokağa çıkıp oyun oynamaya gitmek, arkadaşlarımla saklambaç oynarken hep ezbere bildiğimiz yerlere saklanmak, bebeklerimizi kendi kıyafetlerimizle giydermek isterdim.

Kahvaltılarımın yerini sigara ve kahve ikilisi almış, artık tüm dünyayla birlikte bulunmak istemediğim bir saklambaç oynamaya başlamıştım. Bebeklerime giydirdiğim kendi kıyafetleri sinirimi çıkardığım bedenime yama yaparken kullanır olmuştum.

Neden büyümüştüm ki, eskiye dönüp çocukluğumu tekrar doyasıya yaşamak isterdim

]]>
Sun, 24 Jul 2022 22:43:10 +0300 lâlzü
Hilkat https://edebiyatblog.com/hilkat https://edebiyatblog.com/hilkat (Hilkat: Kelime anlamı yaradılış, fıtrat demektir.) 

Her insanin hilkatinde iyilik ve merhamet vardır. Nasıl bir akrep eğtim durumunda sokağısını kullanmasa da bir baskı altında kaldığında fıtratı gereği kullanıcaktır. Bu misal insanın fıtratında ne kadar iyilik olursa olsun çevresel faktör denen etmenin rolü bunu bastırmakta üstün. Cazip geleni seçmeye meyilli insan. Toz pembe hayatlar, gökkuşağı yaşamlar istercesine koşarlar. Ama güzellikler aceleye gelemez. Hilkatimiz doğrultusunda güzele ulaşıcaktır ruh ve beden. Ee nede olsa en güçlü kişi güçlükten gelendir. Boyun eğmeden yakınmadan güzele ulaşmaktır. Ulaşıcaksak eğer bir makam mevkiye düzenbazlık, vurdumduymazlık yerine bilakis önem arz ederek yürekten yapmak olsun. En azından dönüp dolaşıp hilkatimiz gereği güzelini yapalım. Su misali dönüp dolaşalım her mevsim yer gök yitirmişçesine. Onca şeye rağmen bulamamışken kendimizi bir bitkiye can olmakta buluverelim. Son sözüm ön sözüm olacak olursa; o günden beri yoktur hilkatimde karanlık , güneş gibi girmişim hakikatin koynuna...

]]>
Sun, 24 Jul 2022 22:30:58 +0300 Elif Can
Sığınak https://edebiyatblog.com/siginak-3242 https://edebiyatblog.com/siginak-3242 Kendimi bozuk bir sokak lambası gibi hissediyorum. Böyle bir karanlık saçarken bir aydınlık saçıyorum. Karanlık tarafımı hep, heveslendim ve yapamadığım her şey. Aydinlik tarafım ise, her şeyi layıkıyla yaptığım. Kendimi gerekli ve gereksiz olmaksızın her şeye benzetiyorum, bu bir yandan iyiyken diğer taraftan da fazlasıyla tuhafıma gidiyor. Bazende kendimi, karanlık yollar gibi hissediyorum. Ben karanlığım ve herkes, her şey kapkara, hiç aydınlık olmamasına rağmen kendimi orada iyi hissediyorum. Tabiki bunlar hayal dünyamda, gerçekte ise karanlıktan korkarım. Karanlık; sonsuz ve edebi gibime geliyor gerçek hayattayken ama hayal dünyamda öyle değil. Orada karanlık, kaçış yoluymuş, gizli bir sığınak gibi.

]]>
Sun, 24 Jul 2022 22:19:59 +0300 Medine Herzem
HAYATIN İÇİNDE KAYBOLMAK https://edebiyatblog.com/hayatin-icinde-kaybolmak https://edebiyatblog.com/hayatin-icinde-kaybolmak Bu sefer mumları üflerken ölmeyi diledim. Pes etmeyecektim, kendime bunu aşılamıştım ama bazen ne kadar ikna edersen et gitmek istersin. Bende gitmek istiyorum.

Tat alamıyordum yaptığım hiçbir şeyden gerçi son zamanlarda yaptığım bir şeyde yoktu. Uyu, uyan, yemek ye, yat, kitap oku, yemek ye, yat, kitap oku ve uyu. Yaşayan ölüydüm zaten, insanlarla selam sabah yoktu.
Uzaklaşmak ne kadar mantıklıydı bilmiyorum ama bana iyi geldiğini hissediyordum. Belki de kendimi kandırıyordum. Olabilirdi, yaptığım en güzel şeylerden biride bu olabilir. İnsanları kandırdığım gibi kendimi de güzel kandırıyordum.
Kendini kandıran insanlar aslında gerçeklerden kaçmazlar mıydı?
Kaçalım, herkesten kaçıyoruz zaten kendimizden de kaçalım ne olacak ki kimine göre ziyan olmuşuz zaten bu hayatta ya bari onun hakkını verelim.
Üzerimize oynadığı yetmiyormuş gibi birde enkaz altına atıyor. Hainler, etraf hain dolu elimle koymuş gibi bulmam da cabası. Hepsi işgal etmiş her yeri kaçtıklarımda bunlardı ya zaten konu çok farklı yerlere gitti ama napayım içim dolu, bitiremiyorum söyleyeceklerimi bıraksalar konuşur da konuşurum. Aslında beni engelleyen bir şey de yok konuşurum ama bazen içindekilerini anlatmaya kelimeler yetmez ya öyle bir şeydi ya da hani anlatacak gibi olursun ama düzelmeyecek deyip susarsın ya aynen öyle oluyor. 
Kısacası; anlatsam da kimse anlamayacak zaten çözüme ihtiyacım var ama uygulayacak gücüm de yok , mış gibi yapacaklar senin canın daha çok sıkılacak, boş ver diyecekler daha da gerileceksin sonra bir bakmışsın konuşmaktan vazgeçmişsin.

]]>
Sun, 24 Jul 2022 01:04:24 +0300 lâlzü
Kafamın İçi https://edebiyatblog.com/kafamin-ici https://edebiyatblog.com/kafamin-ici Kendimi bozuk bir sokak lambası gibi hissediyorum. Böyle bir karanlık saçarken bir aydınlık saçıyorum. Karanlık tarafımı hep, heveslendim ve yapamadığım her şey. Aydinlik tarafım ise, her şeyi layıkıyla yaptığım. Kendimi gerekli ve gereksiz olmaksızın her şeye benzetiyorum, bu bir yandan iyiyken diğer taraftan da fazlasıyla tuhafıma gidiyor. Bazende kendimi, karanlık yollar gibi hissediyorum. Ben karanlığım ve herkes, her şey kapkara, hiç aydınlık olmamasına rağmen kendimi orada iyi hissediyorum. Tabiki bunlar hayal dünyamda, gerçekte ise karanlıktan korkarım. Karanlık; sonsuz ve edebi gibime geliyor gerçek hayattayken ama hayal dünyamda öyle değil. Orada karanlık, kaçış yoluymuş, gizli bir sığınak gibi.

]]>
Thu, 21 Jul 2022 21:45:56 +0300 Medine Herzem
Dillerin Doğuş Miti : Babil Kulesi https://edebiyatblog.com/dillerin-dogus-miti-babil-kulesi https://edebiyatblog.com/dillerin-dogus-miti-babil-kulesi Neredeyse bütün dini kitaplarda yer alan, dünyanın yedi harikasından biri olan Babil'in Asma bahçelerinin içinde inşa edilen Babil Kulesi'nin en az kendi kadar eşsiz bir mite ev sahipliği yaptığını biliyor muydunuz? 

Dağlık bölgelerden gelen ve yükseklere tapan Sümerler, tanrıları Marduk'u ve cenneti görmek, yer ile göğün birleştiği yerdeki kutsal ağaca ulaşmak adına tanrıya giden yolun aşamalarını (taş,ateş,bitkiler,hayvanlar,insanlar,gökyüzü,melekler) temsil eden yedi katlı bir ziggurat şeklinde kule inşa etmeye başlarlar. 

İnanışlarına göre Marduk yalnızca yedinci katta görünürmüş. O kadar büyük bir merakları varmış ki, kısa sürede altıncı kata ulaşmışlar. Tanrı ise onların bu hızını görünce yedinci katı yapamamaları için bir anda işçilerin hepsine farklı bir dil verivermiş, böylece asla iletişim kuramayacak ve ona bu kadar kolay ulaşamayacaklarmış.

Tanrı neden bu işçilere bu kadar kızdı bilinmez ancak birkaç teori var elbette. Bazılarına göre ilk altı aşamayı tam olarak özümsemeden ilerlemelerine kızıp cezalandırıldılar, bazılarına göre ise tanrı kendisinin gücünü kanıtlamak için kuleyi yıktı. Tanrının gücünü kanıtlaması teorisi İbranilere aittir, hatta buna o kadar inanmışlardır ki bu olay Tevratta şu şekilde geçer : 

"ve bütün dünyanın sözü bir, dili birdi. şarktan göçtükleri zaman sinear diyarında bir ova buldular, orada oturdular. birbirlerine 'gelin kerpiç yapalım, onları iyice pişirelim. onların taş yerine kerpiçleri, harç yerine ziftleri vardı. yeryüzünde dağılmayalım diye kendimize bir şehir, başı göğe erişecek bir kule yapalım' dediler. ve ademoğullarının yapmakta olduğu şehri ve kuleyi görmek için rab* indi. onlar bir kavm, hepsinin tek dili var. gelin inelim birbirlerinin dilini anlamasınlar diye onların dilini karıştıralım. rab onları oradan dağıttı ve şehri bina etmeyi bıraktılar. bundan dolayı onun adına babil dendi." (tekvin 11:1-9)

Tanrıya ulaşma planları işe yaramayan Sümerliler sayesinde şu anda ''neden birçok yabancı dil var? '' sorusuna verebileceğimiz harika bir mitimiz var. 

]]>
Wed, 20 Jul 2022 21:28:45 +0300 Nur Bersun
Güzel Hayaller https://edebiyatblog.com/guzel-hayaller https://edebiyatblog.com/guzel-hayaller Güzel hayalleriniz olsun... Kimi zaman pes etme raddesine geleceksiniz ama pes etmeyin! Eğer ki; bir yola baş koyduysanız o yolun sonunu da getirin. Bu yol belkide senelerinizi alacak, belki aylarınızı bu hiç önemli değil.  Siz sadece o hayalin, o yolun sonuna gelin sonraysa "Her şeye rağmen başardım. " diyip kendinizi ödüllendirin. Çünkü; her şeye rağmen başardınız. Eleştirdiler, kıskandılar, modunuzu düşürdüler... Ama bakın başardınız asla unutmayın; "Kıskanan herkes, kötü yorumlar yapıp eleştirir." aldırmayın bur iki kere daha söylenip, hayran kalırlar hayatın kanunuydu bu hep.

]]>
Wed, 20 Jul 2022 19:06:16 +0300 Medine Herzem
Momento Mori https://edebiyatblog.com/momento-mori https://edebiyatblog.com/momento-mori -Mozart Piano Concerto NO.21 Andante -                   

Zaman, şuursuzca akmaya devam ediyordu. İnsanlara sağırdı ve biz her gün farklı mekanlarda, farklı tarihlerde, farklı insanların oluşturduğu kalabalık arasındaydık fakat hislerimiz, düşlerimiz, ruhumuz bulunduğu ortamdan çok daha uzaklarda dolaşırdı bazen; Sanki bir şeyleri arıyor gibiyiz.Kalabalık arasındaki kabuk olan bedenlerimiz, kendisine benzeyenlerle yakın kuruyor sürekli.

  Asla bir başkasıyla aynı şeyi hissedemeyiz. Birbirimizi sevsek ve kısa süreliğine olağan akışındaki zamanı farklı algılasak, içinde bulunmak zorunda kaldığımız kalabalıklardan kurtulabilsek, sadece ikimizin "bir" olduğunu düşünsek dahi asla aynı şeyi eşit derecede hissedemeyiz. Sevgi, anlamı boşaltılan bir kelime oldu artık. Halbuki, gerçekten bizi seven biri olmasa, sevdiğimiz birisi olmasa birkaç kaç litre kan, bir torba kemik ve etten başka hiçbir şey değiliz.

Hiç kan bağımızın bulunmadığı kişileri sevebiliriz çünkü hırpalanmadıkça kalp cömerttir. Bir mucize olur da, sevgimize, karşımızdaki de kendi hisleri ile selam verebilse bile mutlaka bir tarafın hissi ağır basacaktır. Çünkü farklı duyu eşiklerimiz var.

  Her şey bizim anlamlandırmamzla ilgili değil midir? Tam şu anda ölsek bu sorunların ne anlamı  kalacak mesela?  En sevdiğimiz elbise  biz sevmezsek  diğerlerinden farklı değil. En güzel bulduğumuz insan, biz güzel bulmadığımız sürece sıradan. Etrafımıza anlam katan ve bir şeyleri değerli ilan eden, biziz. Kalabalıklara da tenhalara da biz anlam yüklüyoruz. 

 Bazen, yalnız kalmayı daha anlamlı buluruz. Çünkü birilerini hayatımıza almak, o kişilerle anlarımızı, zamanımızı paylaşmaktır. O kişileri yaşamımıza kabul etmektir. Oysa  kabul etmek için önce tanımak gerekir. Birbirimizi gerçekten tanıyabilir miyiz? İnsan duygularının değişkenliği söz konusuyken? Yahut konu aşk olduğunda,  hoşlantıları aşk ile karıştırıp aşk zannettiklerimizin acısını çekmiyor muyuz? Birbirinin görünüşünü beğenip sevgili olanlar kendilerini aşık ilan ediyor. Bu sevmeyi unutmuş toplulukta nasıl sevgili olunur sahi?

Kendini topluma ait hissetmeyenler artıyor. İçimizde bastırdığımız duyguların feryatları bir boşluk kazıyor yüreklerimize, düşündükçe ağlayasımız gelen. Bizde göller var, içimizde birikmiş göz yaşlarımız. Bir de o göllerin can verdiği çiçekler var. Bizde yağmur var; arkasından gökkuşağı getiren. Bizde hem karanlık, hem de aydınlık var. Nefes aldığımız sürece, ışık var.

Kafamızdaysa içinde her şeyin bambaşka olduğu güzel bir dünya can buluyor. Yazmayı da bu yüzden sever ya insan; dünyasını somutlaştırmak için. Hepimiz düşlerimiz ile yapılandırdığımız bir dünyaya sahibiz. İnsanlık fazlasıyla bencil. Benciliz. Bir şeyi sevme kriterimiz onunla mutlu olma oranımızla eş. Kafamızın içinde özenle dokuduğumuz ve hayallerimizi sakladığımız o dünyayı sevme nedenimiz, orada her şeyin istediğimiz gibi olması değil mi? Oysa, gerçeklikte işler istediğimiz, planladığımız gibi gitmeyebilir. İçimizde olan dünya ile içinde olduğumuz dünya çakıştığında hissediyoruz duyguları; sevinci, heyecanı ya da acıyı. Bu yüzden gelmez mi zaten hayal kırıklıkları?

]]>
Mon, 18 Jul 2022 10:47:42 +0300 Tuğçe Demir
Sığınak https://edebiyatblog.com/siginak https://edebiyatblog.com/siginak     İnsanların sığınabileceği bir dünyaları olmalı, kaçabilecek ve aynı zamanda yine ona gidecek bir dünya. Bu öyle bir dünya olmalı ki ne seni içine hapsedecek ne de seni sensiz bırakacak. Bir şarkının sizi götürdüğü o anılar gibi mesela ya da okuduğunuz bir kitabın baş kahramanı ile yaptığınız o müthiş zaferler. Veyahut tek bir insan yetiyor bütün dünyayı yıkıp yerle bir etmeye. Ama benim şimdilik sığındığım tek yer kitaplar. Sayfa aralarında birer kalem izi bekliyor, selam veriyorum hafifçe ve iz daha da derinleşiyor içimde. Ardından onu görüyorum,tüm bu sayfaları, cümleleri birlikte aşacağım o kişiyi.. benim yoldaşım, sırdaşım. Milena'ya Mektuplar kitabında Kafka oluyor sırdaşım, bir birimize yazıyoruz sanki içimizde ki imkansız sevgiyi. Şeker Portakalı' ndaki Zeze ile yaramazlığın içindeki zor geçen çocukluğumu. Uçurtma Avcısı'nda uçuruyorum ölen çocukların dualarını. Güzel Kaybettik kitabında gidenin ardından bakan bir Eylül acısı çöküyor tüm yüreğime. Kahraman Tazeoğlu ile yazıyorum şiirlerin satırlarını, Cemal Süreya ile açık ve demli çay kavgası yaparken, Şükrü Erbaş ile Ömür Hanım'ı yâd ediyorum....Ve bir çok kitabın bir çok kahramanlarına bürünüyorum, sanki bir sihir gibi içlerine giriyor ve sonra geri dünyama dönüyorum. Sanki herşey benim ütopyam da var ama bunu siz bilmiyorsunuz gibi...

]]>
Sat, 16 Jul 2022 01:17:39 +0300 YağmurunKızı8
İyi ki Doğdum Kendim https://edebiyatblog.com/iyi-ki-dogdum-kendim https://edebiyatblog.com/iyi-ki-dogdum-kendim Merhaba kendim..

Merhaba sevgili okurlarlar ..

   Bu yazım kendime doğum günü hediyem .Şuan bile yazarken yüzümde gülücükler oluştu .İlk hatırladığım doğum günümü söyleyeyim sizlere .. Şuan yaklaşık on dakika geçti ve inanın bulamadım çünkü her sene temmuz ayını kapatıyorum . Ailem sevdiklerim arkadaşlarım tanıdıklarım hepsi ayrı ayrı zamanlarda kutlama yaptıkları için temmuz ayı benim ayım oluyor ( du ) .Du dedim çünkü artık benim için bile önemi kalmamaya başladı. Eskiden hep derdim ki doğum günü en özel gündür başka günler unutulur ama bu unutulmaz .Ama öyle değilmiş artık yaş ilerlemeye başladı o yüzen mi bilmem ama hala çok gencim 28 yaşındayım .Ama bana göre insanın vaz geçemediği yaş vardır ve orda kalırsın kimlikte yaşın ilerler ama kalbin ruhun beynin hislerin orada kalır .Tam olarak bahsettiğim kaldığım yaş 24 dü. O yaşımdan sonrası kötümü geçti yoo aslında tablonun tamamına bakarsak hayır . Fakat benden aldığı bana kattığı çok şeylerim oldu .Mesela benden en çok da inandığım ve herkeste eksik olan aşk kavramını aldı sonra zamanla sağlığımla çok sınandım , güven desen yok dereceye indi .Hep te kötü şeyler katmadı canım mesela yazar olmaya karar verdirdi bana günler ve hayatımda aldığım en en en güzel karar budur. (iyi bir yazar olmaya söz veriyorum kendim ) . Gün geçtikçe daha güçlü bir yapım oldu ve daha çok gülmeyi öğrendim Çünkü üzülecek kadar zamanım olmadığını gördüm. Kayıplar verdim hem de fazlasıyla hayatta olmayanlar için ki kayıplarım onların isteğiyle olmadı onlar için çok üzgünüm ama hayatta olup da kendi masalımdan çıkardığım insanlar için aynı şeyi söyleyemem. Asıl dostlarımın hala yanımda olduğunu gördüm .Ve zamanla koşulsuzca sevebileceğim insanların bana acımadan zarar verdiklerini gördüğümde çok değiştim . Şimdi ise bu kadar çok şeyden sonra bende sağlam kalan tek güzel gerçek şeyin MERHAMET olduğunu görüyorum ve biliyorum Kaç yaşıma girersem gireyim kendime söz veriyorum merhametli olmaya devam edeceğim .Ve sevgili kendim seni çok seviyorum iyi ki doğdun iyiki varsın .HOŞ GELDİN 28

]]>
Fri, 15 Jul 2022 21:59:45 +0300 Şeyda Yüksel
GEÇMİŞİN KIRIKLARI https://edebiyatblog.com/gecmisin-kiriklari https://edebiyatblog.com/gecmisin-kiriklari Dünün yaralarına bugünlerin melhem olmuyor ;

Biliyorum artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Mesela ne ben eski benim ne de artık yaralarım eski yaralarım. Düştüğümdeki dizimde oluşan yarayla düştüğümde kalbimde oluşun yaranın acısı tarif edilemeyecek bir fark. Bitti diyorum, geçecek diyorum tıpkı dizindeki yara gibi çoğunun izi kalmadığı gibi ama kalbimde oluşan her yarının izini hâlâ taşıyorum. Geçmiyor, bitmiyor. Neden? Nedenini de bilmiyorum. Bildiğim tek şey eski benliğimi özlüyorum hemde deli gibi... Neden eski halini özler insan onu da bilmiyorum ama ben çok özledim.

Masumluk olabilir mi tüm mesele? Bu kirli dünyada çocukluk hep saf, masumdur. Belki de bu yüzden düştüğümde etrafımda yardım eden kimsemin olmayışını değil de kanayan dizim için ağlamışımdır.

Ben hep dizimdeki yara için ağlayacağımı düşünmüştüm, büyümek aslında ne kadar da kötü bir şeymiş hiç istemedim böyle olsun, böyle olmak.

Elimde olsa hep geçmişte bir yerlerde yaşamak isterdim. Öyle ya dünyayı bilmiyorum, tanışmamış kahpe insanlarla daha kirlenmemiş zihnim.Biraz daha farklı hayat daha az yara almış bir ben.

]]>
Wed, 13 Jul 2022 22:58:18 +0300 lâlzü
Sanaldaşlık https://edebiyatblog.com/sanaldaslik https://edebiyatblog.com/sanaldaslik Eskiden arkadaşılık denilen bir ilişki vardı. Hala var ama eskisi gibi değil. İnternetin yaygın olmadığı dönemlerde insanlar sokakta birbirinie selam verirdi. Hatta kısa bir muhabbet geçerdi. Bir mekana gidildiğinde sohbet ederler, arkadaşlık samimiyetiyle o günün tadını çıkarırlardı. Şimdi aynı masa etrafında oturup birbirlerinin yüzüne bakmıyorlar. Herkesin elinde telefon farklı insanlarla konuşup, sanal mecralarda geziyor. Masadakinin bir derdi var mı? Paylaşacağı bir sevinci var mı, sormuyor. Konuşulsa bile yine internette gördüğü bir video üzerinden konuşuluyor. Tek konu, "Son paylaşılan videoyu gördün mü?" Görmediysen hemen izletiliyor, gördüysen üzerine tartışılıyor. Gün sonunda aslında hiçbir iletişim olmadan dağılıyor. Anca sosyal hesabında paylaşırsa haberi oluyor. Paylaşılmasa kimsenin birbirinden haberi yok.  

Aynı evde olanlar bile internet üzerinden haberleşiyor. Mutfaktaki eşine telefondan mesaj yazıyor, " Su getir misin?" diye. Ben olsam su bardağı fotoğrafı gönderir, "İşte suyun afiyet olsun" derdim. Yani bu kadar birbirimizden kopmuş haldeyiz. Evet, internet, teknoloji büyük kolaylık ama günlük hayatı ve insanı insan yapan iletişimi yok ediyor. Bu da eksi tarafı.

Halbuki insan hayatı, sadece dertleşmek, gördüğümüz bir şeyi paylaşmak değildir. Aynı ortamda bir tatlı bakış, tebessüm, bazen hiddetli bir bağırış, bazen de ağlama halleri... işte bunları klavye tuşaları ile iletemeyeceğimiz şeyler. Her şeyimiz sanal oldu ne yazık ki. Arkadaşlık, dostluk, bir yerde oturup içilen kahveler, hatta aile bağları bile internet kablosu ile bağlı. 

]]>
Mon, 11 Jul 2022 13:32:59 +0300 Selin Sabcıoğlu
Mugayir https://edebiyatblog.com/mugayir https://edebiyatblog.com/mugayir (Mugayir: kelime anlamı aykırı demek) 

Kurmaca bir oyunun içinde akla mugayir yaşıyoruz. Gardiyansız bir hücrede kapalı ruhumuz. Akşam beş gevrekleri, iki lafın beli, üç elin yeli doyurmuyor ruhu. Akşamüstü güneşinde doyum noktamız. Kızılötesi bir ışıkta işte. Akla mugayir kıldığımız şeyleri ahlaka da mugayir kılıyoruz. Oysaki yaşamın tam ortasında olmak değil mi mugayirliğimiz. Sorarsan buldun mu doğru heceyi, fenerle tararsın kara geceyi, ararsın ömrün boyunca mugayriliği. Yelkenin nasıl yapılmış? Denize mi? Havuza mı açılmış? Bilemezsin. Bu hayatın sular ortasında kalmış mugayirliğini anlayamazsın. Aykırı işte insan. Yaşama kurala... Bu insan hayata aykırı. Buluşları, icatları, sanatları, zanaatlarıyla her şeyiyle aykırı insan dünyaya. İster sebep de ister sonuç bu yaşam bizim yaşamımız olamaz. Anlaşılmayan konuşulmayan bu mekan mekan bizim mekanımız olamaz. Akşam vakti bir dergide, bir kitapta, bir gazetede buluşamıyorsak eğer tamamen bütün benliğimizle mugayiriz. Hem yalan kolay gelir, günüm geçmez dediğin an giderse elin bir kumanda tuşuna seyir defterin ağır gelir. Tırmanmadıktan sonra parmaklarınla, kirlenmedikten sonra tırnakların neye yarar mürekkepte kağıtta. Bu mugayirliğin karşısına meçhul bir faille çıkılır mı şimdi. Mürekkepsiz kağıtsız bir tuşla ait olunur mu bu dünyaya. Sanatsız zanaatsız kalınır mı bu mekanda? Soru işareti olmayan cümle de sorudur belki. Düşünmek lazım hayatı gerçeği sorulmayan bir şeyi... Sadece düşünmek...

]]>
Sun, 10 Jul 2022 09:22:27 +0300 Elif Can
Kurban Bayramı... https://edebiyatblog.com/kurban-bayrami https://edebiyatblog.com/kurban-bayrami Sevdiklerinizle birlikte geçireceğiniz, sağlık ve huzur dolu nice bayramlara... Kurban Bayramınız kutlu olsun.

]]>
Sat, 09 Jul 2022 15:08:08 +0300 Rüya gibi
Evin Kedisi https://edebiyatblog.com/evin-kedisi https://edebiyatblog.com/evin-kedisi Bugün ev halkında bir hareketlilik

Bense anlamsızca bakınıyorum  enteresan duruma 

Uzandım tilki uykusunda etrafı dinliyorum.Yemeğimi yedim suyumu içtim.

Uzandım tilki uykusunda etrafı dinliyorum. 

Çok yoruldum oyun oynamaktan şekerleme vaktidir.

Uyuyabilirsem ev halkının koşuşturmacasından.

Ben mi kimim ev halkının en sevdiği sevimli kendisi ????

Rüya Gibi 

]]>
Fri, 08 Jul 2022 14:34:21 +0300 Rüya gibi
BUGÜN BAYRAM GÜNÜ DERLER... https://edebiyatblog.com/bugun-bayram-gunu-derler https://edebiyatblog.com/bugun-bayram-gunu-derler   BUGÜN  BAYRAM  GÜNÜ DERLER…

 Sevinci  ve mutluluğu  çocuklara  sormak  isterdim?Cevap  bellidir  aslında!...Verdikleri   cevabı duyar gibiyim…

Sevincimiz  Bayramdır.

Mutluluğumuz  da  Sevgidir.

Bir bayram  günü  daha  geldi. Evlere  huzur, İnsanlara  Neşe  ve  Güzellik  getirdi. Bayramın gelişine en  çok  sevinen  çocuklar  olsa  gerek!...Bayram sabahına kadar gözüne uyku girmez  bir halde;Yeni aldıkları  kıyafetleri  ve  Ayakkabıyı  baş ucuna koyar sabahın bir an önce olmasını sabırsızlıkla bekler…

Heyecan  vardır  içlerinde.

Umut  vardır  gözlerinde.

Bir de; Sevgi  vardır kalplerinde.

Evimizin  kapısını çalan  ilk misafirler çocuklar olur.Hep bir ağızdan güzel bayramlar ve iyi bayramlar dedikleri an! İnsanın  gözü  dolar. Bir tebessümmle  onlara  Şeker  ya da  Çikolata ikram  edilip,Uğurlanır…

Bayram  sabahı  ayrı  bir  duyguya  kapılır  insan!... Küskünlükler   sona   erer. Huzur  ve  mutluluk  bir arada  yaşanır. Geçmiş  silinir  ve  güzel  günler, Güzel  bayramlar  görme  temennisi  ile bayramlaşılır…

Çocuklara  sorun  bayramı? Kimi  cebimde  şekerim ,Elimde  oyuncağım  işte  bayram derken! Kimi de;  cebime  küçükte  olsa  cebime  konulan  harçlığın  verdiği  hazzı  arkadaşlarımla  paylaşmakta  saklı der… Bir  başkası  da; Bana  alınan kıyafetlerin  güzelliğine  bakarak  ailemle  yaptığım Akraba,Eş,Dost   ziyaretinin  güzelliğinde  gizli der…

 

                                   BİR  ÇOCUĞUN  BAYRAMA  BAKIŞI  BİZE   ÇOK ŞEY  ANLATIR…

 

                                                            İYİ  BAYRAMLAR  TÜRKİYE .

]]>
Thu, 07 Jul 2022 22:17:42 +0300 KUM SAATİ YAZARI
Bazen, bazı günler, bazı insanların ölmüş olmasını dilersiniz. https://edebiyatblog.com/bazen-bazi-gunler-bazi-insanlarin-olmus-olmasini-dilersiniz-3095 https://edebiyatblog.com/bazen-bazi-gunler-bazi-insanlarin-olmus-olmasini-dilersiniz-3095 Bazen, bazı günler, bazı insanların ölmüş olmasını dilersiniz.

Öpecek bir toprak, 
Kaçacak bir yer, anlatacak birine sahip olabilmek adına.
En zorudur, nefes alan birinin yokluğu,
En zorundan bile daha zordur, size ölmüşsünüz gibi davranan birinin varlığı. 
İnsan kaderini seçebilseydi keşke, en azından bir kısmını.
Babasını, annesini, çocukluğunun tadını seçebilseydi,
Kendi karar verebilseydi, çekeceği acının miktarına ya da ne bileyim işte..


- Boğazım düğüm düğüm
Boşluğundayım bu dünyanın, 
Darağacına asılmış bir beden kadar hissizim. 
Hem bağıra bağıra ağlamak geliyor içimden, hem öylece susmak tek kelime bile etmeden. 
Kim anlar ki içimizin yandığını ? 
Ya da kime anlatabiliriz, ciğerimizi deşen acımızı ? 
Kime söylenir böyle şeyler ? 
Bu yalnızlık kiminle paylaşılır ? 
Kim kızabilir özendiğimiz hayatları gözlerimizin önünde yaşayanlara ? 
"Hayallerimi çaldınız !" diye bağırsak ne fayda ? 
Daha kaça katlanabilir kimsesizliğimiz, yetmiyor matematiğimiz...
Hayatın gözlerimizin önünde cinayet işlediğini, öldürdüğünü çocukluğumuzu ve gençliğimizi ve insanlığımızı hırpaladığını kime şikayet edebiliriz ? 


Kaç yaşındayım bilmiyorum,
Kaç yaşındaysam milyonlarca kez daha fazla yorgunum.
Kaç yaşında olursam olayım, kalbi kırılmış masum bir çocuğum.
Hiçbir mutluluk, acım kadar samimi ve devamlı olamıyor.
Ki avutmuyor beni, hiç kimsenin sevgisi.
Hiçbir sevilmek, 
Sevilmemişliklerimin yerini dolduramıyor. 


Bizler, sevinçleri kursağına dizilmiş çocuklarız.
Ertelendik.
Hep bizden önce, bizden önemli işleri vardı büyüklerimizin.
"Uygun olmayan şartlar altında yetiştirildik"
Annelerimizden terlik değil, hayatlarımızdan tekme yedik. 
Erken tanıştık kendimizle,
Kendimizi taşımaya erken başladık. 
Hepinizden fazla hata yaptık,
Çünkü hepinizden daha cesur olmak zorundaydık. 
Korksak bile, karanlıktan; ışıklarımızı yakmaya yetmedi boyumuz,
O tuhaf ürpertiyi hiç unutmasak da,
Alıştık. 
Hepinizden daha hızlı koşabilirdik,
Ayağımız takıldığında,
Kaldıracak bir el bulabilseydik...

]]>
Wed, 06 Jul 2022 00:04:06 +0300 Founder
Güven Aşıladıktan Sonra https://edebiyatblog.com/guven-asiladiktan-sonra https://edebiyatblog.com/guven-asiladiktan-sonra İnsanlara güven aşıladıktan sonra o güveni yıkıp hayatlarına kaldıkları yerlerden devam ediyorlar. Sonra bir gün onların güveni kırılıyor bu döngü aslında böyle; biri sizin güveninizi kırar, başka biri onun Güvenini kırar. Kimsenin yaptığı asla kimsenin yanına kalmaz. Aslında bizde de biraz sıkıntı var; karşımızdaki insana hemenn inanmamız. O kim ki inanıyoruz? Dayımızın oğlu mu veyahut akrabamız mı? Bizim güvenimizi kıran her zaman sevdiğimiz kişidir. Değer verdiğimiz, onun için her şeyi yapacak raddeye geldiğimiz insanlar bize bunları yapmış. Bir kere kırılınca güven ne yapsanız da tekrardan eskisi gibi olmuyor, eskisi gibi güvenemiyorsunu, eskisi gibi sevemiyorsunuz, eskisi gibi olamıyorsunuz... Bugüne kadar herkesin en az bir kere güveni kırılmıştır, o güveni tekrardan onrabilecek kimse bulunmamaktadır. Güvenirsiniz yine ama içinizde hep bir kuşku, ya onun gibi güvenimi kırarsa? Ya giderse? Gibi bir çok şeyi düşünürsünüz ve bu aklınızda kurduklarınız gerçeğe dönüşür. Güveni kıran birinden hiçbir beklentiniz olmasın, biri yapan her zaman; ikiyi üçü yapar...

 

 

]]>
Mon, 04 Jul 2022 08:54:53 +0300 Medine Herzem
Sensizlik https://edebiyatblog.com/sensizlik https://edebiyatblog.com/sensizlik SENSİZLİK

Belki bir iç döküş belki de bir için çöküşü. Göğsünün daralması ve anlamsız bir şeyler silsilesi. En kötüsü de yorgunluk. Hepsi sensizliğin birer yan etkisi. Bedene en zararlı şey nedir diye sorarlarsa bana, ne içki derim ne de sigara. Çünkü bedene en zararlı şey aşktır. Bu aşkın sonucu o kadar şeye bağlıdır ki, anlaşılmaz zaten. Bazen unutman gerekir, bazen sessizce kabullenmen. Benim yaptığım ise en kötüsü, unutmam gerektiğini bile bile, yana yana deli gibi sevmek...

]]>
Sun, 03 Jul 2022 17:34:02 +0300 bbeyzabektass
Yağmurun Özgürlüğü... https://edebiyatblog.com/yagmurun-ozgurlugu https://edebiyatblog.com/yagmurun-ozgurlugu sert rüzgarların ardında

Yağmurun da ıslandık 

Dans ettik şemsiyesiz 

İçimize işlerken özgürlüğün hissi 

Mutluluktan uçtuk yüzümüzdeki çocuk tebessümü.

Açtık kollarımızı yağmurlu göğün ardına.

R.G.

 

 

]]>
Sun, 03 Jul 2022 15:06:08 +0300 Rüya gibi
Yeniden https://edebiyatblog.com/yeniden-3052 https://edebiyatblog.com/yeniden-3052 Onca tükenmişlik ve hüzünden sonra,kendimi kaybettiğim günlerimi ardımda bırakmak ve hayatıma geri dönmek benim için kolay olmadı. Fakat artık bunu yapmalıydım yeniden kendim olamlıydım. Ayağa kalkmalı ve dik durmalıydım. Yaşadığım en küçük acıda yıkılmamalıydım. Artık büyümüştüm ve hayatıma devam etmem,tüm hüzünleri bir kenara bırakıp yaşamaya devam etmem gerekti. Benden çekip gidenler için kalp ağrısı çekmem artık gereksizdi ve bunu zamanla anlamıştım. İnsan büyük hayal kırkları olmadığı sürece olgun bir insan olmazmış meğer. Yaşadıklarımın hepsinin yanıma kâr kaldığını düşünüyorum. Yaşadıklarım ve  yaralarımın geçmesini beklemek  kendimi onarmak beni çok güçlendirdi. Artık eskisinden daha güçlü hissediyorum tüm yaşadıklarım,hissetiklerimle hayatıma en güzel şekilde devam ediyorum.Siz de yaşadığınız acılar yüzden oluşan tüm yaralarınızı kendiniz sarın ve artık ayağa kalkın çünkü artık siz eskisinden daha güçlüsünüz.

]]>
Fri, 01 Jul 2022 00:52:44 +0300 Semira Bulut
SOL TARAFIM https://edebiyatblog.com/sol-tarafim https://edebiyatblog.com/sol-tarafim Öyle bir çıkmaz içine sokuyor ki insan kendini ne yapsa çıkış yolu bulamıyor. Her şey gayet yolunda giderken mantıkla kalp arasında sıkıştırıyor kendini. En zoruda zaten kalple mantık arasında kalmak değil midir? Mantığı seçse bir zaman sonra yaptığından pişman olacak, kalbini seçse yaşadıklarından pişman olacak. Hani bir zaman sonra düşüncelerinden kaynaklı hiçbir şey mantıklı gitmezse neye karar vereceğini bilemezsin ya öyle bir çıkmaz bu. 

Hangisini dinleyeceğine karar verememek. Mantığına yanlış gelen kalbine doğru, kalbine doğru gelen mantığına yanlış. Sen bu ikisi arasında gidip gelirken bir anda kendini hiç ummadık bir yerde bulacaksın yani bir nevi kaybolacaksın. Çıkış yolu elbette vardır ama önemli olan bunu nasıl bulacağın. Sizce mantık mı daha önemlidir yoksa kalp mi? Yani bana kalırsa kalp çünkü şu zamana kadar ne yaşadıysam ne yaptıysam hep kalbimi dinledim şimdilerde ise mantığımla hareket etmeyi düşündükçe yine kalbimi dinliyorum aslında şu an ne yapacağımı bilmiyorum işte asıl beni yoran da bu bilinmezlik.

]]>
Wed, 29 Jun 2022 22:46:26 +0300 lâlzü
Yaşam ve Ölüm Arasında https://edebiyatblog.com/yasam-ve-olum-arasinda https://edebiyatblog.com/yasam-ve-olum-arasinda Çok zor...

Bu hayat, insanlar, yaşananlar... Hepsi o kadar zor ki. Bazen kaldıramayacağım gibi geliyor. Vazgeçmek istiyorum. Herkesten, her şeyden... Sonra düşünüyorum. Bu hayat en ufak bir olayda vazgeçmek için çok kısa değil mi? Gözlerim doluyor usulca. Sımsıkı yumuyorum gözlerimi. Göz yaşlarım bana ihanet etmiş gibi usulca düşüyor yanaklarıma. Biraz daha sıkıyorum kendimi. Ağlamak istemiyorum çünkü. Olmuyor... Bağımsızlığını ilan eden gözlerim yaşlarını akıtmaya devam ediyor. Açıyorum gözlerimi uusulca. Ellerim yanaklarımı buluyor. Göz yaşlarımın ıslattığı yanaklarımı siliyorum. Yerine yeni yaşlar geliyor. Sırılsıklam olan yüzüm, kızaran yanaklarım ve gözlerim ile daha fazla kendimi tutma gereksimi duymuyorum. Rahat bırakıyorum kendimi. Az önce tek tek dökülen yaşlar çoğalmaya başlıyor. Sonu gelmeyen yaşlara hıçkırıklar da ekleniyor. Umudunu artık yok etmeye başlıyordum ki aklıma şu sözler geliyor.

' Bu hayat benim hayatım ve ben başkaları yüzünden asla bu hayattan vazgeçmeyeceğim. Herkesin ve her şeyin inadına yaşamaya deavm edeceğim. Benim onlara vereceğim en büyük ceza yüzümde ki tebessüm olacak.'

]]>
Tue, 28 Jun 2022 15:45:24 +0300 Dilara_a
Amansız Zaman https://edebiyatblog.com/amansiz-zaman https://edebiyatblog.com/amansiz-zaman Gelir geçer zaman geç kalamam hiçbir işe geç kalmayı affetmez zaman. Sen şöylesin bu durumdasın biraz akmayayım demez asla. Su misali akar da akar. Bazen her derde devadır zaman bazen de her derdin ta kendisidir. Yanlış harcandığında telafisi mümkün olmayan tek şey belki de zamandır. Yaratıcımızın bile bize tanıdığı bir zaman vardır bu yalan dünyada. Biz kim olarak zamanı hiçe sayıyoruz anlamlandıramıyorum. Başını zamanın göğsüne yasla, dinle akan saniyeleri,geçen akıp giden o vakitler vicdanın olsun.  Zaman geçirmek için değil seçilmek için vardır. Güzelinle doğrununla, emeğinle en bir mertebede, olmak için vardır. Bir kahvehane köşesinde, bir çekirdek masasında geçirmek için değildir zaman.Sorulmaz mı sonra nedendir bu israfın diye. Sonra yarınlar güzeldir diye bugünleri yaşayamazsın, yenilir huzurun sevinir kusurun belki dertle dostta olursun bu durumda. Kör zamana bir göz olmak yüreğe bir söz olmak asıl mesele. Bir gözle bir söz olamadıktan sonra gerisi neye yarar. Boşa geçmiş bir hayat tekdüze dönmüş Bir dünya kalıyor elimizde. Zamansız, amansız ve ansız olmasın şu üç günlük dünyadaki ömrümüz. Gününüz güzel, zamanınız bol, bolluğunuz bereket olsun. 

]]>
Tue, 28 Jun 2022 10:19:07 +0300 Elif Can
MAHALLEM https://edebiyatblog.com/mahallem https://edebiyatblog.com/mahallem Herkesin bir hikayesi var. Dünyaya başlangıcı, ismi, ailesi mahallesi, yaşadığı şehir… Benim de var. Mahalleme götürmek isterim sizi kelimelerle… Cep telefonu ile 365 derece bir çekim ile sanal gezdirmek var da… Aynısı olmayacak, bilirim. Kelimelerin zihninizde yaratacağı büyülü alemin yanından geçmeyecek.

Kurtuluş Savaşı kadın kahramanlarının adı sokaklarında….Milli değerlerinden başlamam gerekir diye düşündüm. İlginizi çekebilir; Gördesli Makbule, Tayyar Rahmiye, Asker Saime ve diğerleri. Çocuk ruhum çözememişti, “Saime” kadın adı, neden asker olsun ki, diye düşünmüştüm. Sebebi varmış. Viranevler iken adı, büyüdü ayrı bir mahalle oldu, adı da Çamlıevler Mahallesi… Uzak komşu olsa da şimdilerde çam ormanına bitişken…Ahalisi tipik köyden indim şehire grubundan, Anadolu insanı. Çoğu Karadeniz, biraz Doğu Anadolu, az Trakyalı. Yıllar geçmiş hepsi İstanbullu oluvermiş. Ama Eminönü, Mahmutpaşa için yola çıkmışlarsa bir gün “İstanbul’a gidiyorum” sözünü duymanız sizi şaşırtmasın. İstanbul’da yaşayıp da niçin böyle derler: Doğru derler aslında. İstanbul surların içi. Dışındakiler için hâlâ öyle olması normal.

Nesi şaşırtır sizi, belki de sizin mahallenizde de adım başı kedi, köpek için yeme içme kapları vardır. Kedi ve köpek dostlarınız şurda burda. Ama bu mahallede hayvana düşmanlık yaparsanız kocaman bir tepkiyle karşılaşırsınız. Herkesin evinin önünde minnak bahçeleri, bahçelerinde çiçekleri, evlerin de mimarisi çoğu yerde göremeyeceğiniz bir yek ahenktedir. Bir elden çıkmış olarak iki oda camın ortasında evin giriş kapısı. Zannettiniz ki okulda çizdiğimiz evlerden esinlenerek böyle anlatıyorum. Oysa ilk planlı yapılaşmalardan bir örnek olduğunu bilmiyorsunuz. Devamı gelmemiş ama güzel bir başlangıç olarak hâlâ İstanbul’a ilham veriyor.

Kocaman pencerelerin çoğunda demir yoktur. Hırsızlık olmadığı ile namlıdır. Çünkü karşılıklı pencereler adeta bir göz gibi birbirlerine gözcülük yapıyor. Her üç evden birinde evcil bir hayvan bakılır. Mahallelinin spor için uzağa gitmesine ihtiyaç yoktur. Ring olarak evlerin etrafını dolanan yolu arşınlamaları yeterlidir. Çocuklar için bu yol bisiklet yolu, skoter yoludur. Ara geçiş yolları da mutlaka küçük bir meydanla birleşerek diğer tarafa yeniden dar bir aradan bağlanır. Bu küçük meydanlar, seksekler, saklambaçlar, yakan toplar için enfestir. Akşamları otopark hizmeti vermesi, mahallelinin bıçkın delikanlılarının toplanıp ayaküstü sohbet alanına dönüşmesi de çok amaçlı kullanıldığının delilidir.

Kapı önlerinde yaz günleri oturmayı sürekli alışkanlık haline getirmiş ailelerin gönüllü görevleri vardır. Çocukları gözetleyip, kollamak. Çay, kahve yudumları arasında yükselen seslere kulak kabartmak, mesele değil herhalde. Satıcılara çok rağbet olmadığı için fazla uğramazlar. Evlerin ulaşım araçları dışında trafik de çok olmaz. Okula, camiye, markete, toplu taşımaya iki dakika mesafesinde bu konforu bulmak ki, elbette bana göre konfor, başka İstanbul mahallelerinde olası değil.

Çatkapı misafiriniz olmaz. Komşu muhabbeti kapı önlerinde, bahçe duvarları üzerinden yapılır. İstemezseniz, burnunu kimse sizin hayatınıza sokmaz. Ne güzel, değil mi? Bu kadar methiyeden sonra tahmin edersiniz ki, nazar boncuğu eksileri de olacak:

Gecenin bir yarısı bir genç kız çığlığı ile uykunuzdan sıçrayıp, bir afete uğradığınız düşünerek kendinizi kapı önüne atabilirsiniz. Sakin olmak lazım. Artık bu ses beni uykumdan etmiyor, uyanıksam sadece sinirimi bozuyor. Uzun yıllar ne olduğunu anlayamadım. Polisi arayacak oldum, ama lüzumsuz bir pozisyona düşme ihtimali vazgeçirdi beni. Tekerlekli sandalyesi ile yakın bir yerde işe gidip gelen memure hanımla tanışma fırsatı bulunca olayın aslını öğrendim. Kendi ifadesiyle “ergen yetiştirme” arazlarıymış. Yeğeni oluyor genç kız. Yan bina alt kat ananne, üst kat teyze, bitişik sokakta benim tanıştığım teyze oturmakta. Tek yeğen de bazen krizlere girip çığlık atmadaymış. Normal değil elbette. Ama nezaketimiz, normal olduğunu kabul bekleyen açıklamalarına mukabil olarak böyle kabul etmemizi gerektiriyor.

Çiroz adamın şişman karısı var, bir de. Çok hassas. Sokak lambasını açık unutanları, bahçedeki çiçeklerini sulamayanı, etrafındaki otları yolmayanı dert ediniyor. Derhal müdahele etmiyor ama, bunların dert olduğunu bir gün birisi size aktarıveriyor. Her gün evin önünde oturup, kendi araçları dışında işyeri aracına da park yeri muhafazası için tapulu malı imiş gibi kapının önüne rastlayan cadde bölümüne araç koydurmamasına dertlenmeniz elbet bir gün ona da fısıldanacaktır.

Çocuk sesleri tatilde iken evinizde huzur bırakmayabilir. Buna alışmak, vardiyalı çalışanlar için mümkün değil. Kargocuların, kapıya kadar ulaşma tenezzülünde bulunmayıp, paketleri yoldan fırlatması da başka bir dezavantaj. Çok katlı binaların olmaması, en fazla üç katlı yapılar, film yapımcılarının da cazibe merkezi yaptı mahallemizi. Sokakta inanılmaz kalabalığı ve araç yığınını daha sık görür olduk. Bir bölümünün iptal ile kullanılamaması memnuniyet verici olmuyor.

Deremiz var, üzerinde köprüler…Top sahalarımız ve çocuk parkımız çok yakın. Ve piknik alanımız  çevreden de gelenlerin dinlenme yeri. Sahilde yürüyüş için on beş dakika sabırla adımlamanız gerekiyor. Mahallemi seviyorum. Sizce de haklı değil miyim?

]]>
Mon, 27 Jun 2022 02:11:07 +0300 GÜMÜŞ SÖZ
Doğa Ana https://edebiyatblog.com/doga-ana https://edebiyatblog.com/doga-ana Ben bütün dünyanın tanıdığı bir anayım. Eteğimde çiçekten böceğe, böcekten bitkiye, bitkiden insana ve daha nice varlığa analık yapıyorum.  "Doğanın cinsiyeyi olmaz" demeyin, kadının doğurganlığından ilhan alınarak bana Doğa Ana dediniz. Ama saygı göstermediniz. Benimle yani büyükannenizle savaş halindesiniz. Derelerim, denizlerim, ormanlarım talan edildi.  Benim iyileşemeyecek yaram var, o da beton. Siz betonu çok sevdiniz ve benden vazgeçip onu seçtiniz. En önemli şeyi unuttunuz. Sizi hayata bağlayan, nefesi sağlayan beton değil, benim. Ben Doğa Ana.  

İnsanoğlu kadın neslini sürekli ikinci plana atarken, beton binalara hapsedip köle gibi davranırken, kadın üretkenliğinden doğan Doğa Ana adını taşıyan bendenize saygı gösterilmesini beklemek ne kadar anlamlı bilemiyorum. 

Ben size zaman zaman uyarılarda bulunuyorum. Güvendiğiniz betonların sağlam olmadığını defalarce kez gösterdim. Sevdiğiniz insanları kaybettiniz. "Doğanın intikamı" dediniz. Ben içinde intikam duygusu besleyen bir cani değilim, bunu anlamadınız. İnsanlar ölüyorsa, hayvan neslleri yok oluyorsa bu sizin suçunuz, benim değil. İntikan duygusunu yanardağ gibi barındıran tek canlı insanoğlu. Sizi öldüren almadığınız tedbirler ve benimle olan anlamsız savaş. Bu savaşı sürdüğünüz sürece hem sizden, hem de benden dönüşü olmayan kayıplar olacak. Mücadelesini verdiğiniz Corona Virüste bunun kanıtı. 

Ben sizinle savaşmak istemiyorum -ki bunu siz başlattınız. Ben asla yok eden taraf olmadım. Hep var eden taraf oldum. Size bütün ninatlerimi karşılıksız sundum. Hiçbir şeyi sakınmadım. Kollarım Mevlana misali herkese açık. Gelin bırakın elinizdeki savaş baltalarını, barış içinde yaşayalım. Dünya var olduğundan beri yaşamadığınız gibi. Siz olmadan ben yaşarım ama ben olmadan siz yaşayamazsınız.

Koca karı ilacı diye tabir edilen bir şifa türü vardı. İşte o şifayı ben sağlıyorum, Doğa Ana. Lütfen kapıma gelin, geri dönün bu savaştan. Geç olmadan saralım yaralarımızı. Birbirimizin yarası değil, şifası olalım. Birbirimize can olalım. Can almayalım. Gelin geç olmadan gelin. Mevlana'nın de dediği gibi, "Ne olursan ol, yine gel." 

]]>
Sat, 25 Jun 2022 13:48:05 +0300 Selin Sabcıoğlu
Kül https://edebiyatblog.com/kul https://edebiyatblog.com/kul    İçimizin küllendiği vakitler olur ya hani, yanan için sabır rüzgarına vurulur , burnuna gelir ansızın sönmüş küllerin kokusu. Düşünürsün o zaman 'Ben ne zaman yandım da kül oldum' diye hani haberinde yoktur, olsa değişecek mi onu da bilmiyorsun işte. Sadece avutmak istiyorsun kendini, bir nebze avutmak bir tutam vicdan suskunluğu ve gönlün ferahlığı. Korkunun o yangında kül olmasını da istiyorsun biraz da çünkü korkuyorsun bazı şeylerden ki o bazı şeyler, çok şeyler aslında. Adına bazı demişiz sadece. Sanırım o da dağı tepe diye göstermekten geliyor, halbuki ilk yanlışı dağı tepe derken yapmışız haberimiz yok. Şimdi ise gözlerin bulutlardan bir mucize olmasını bekliyorsun, ellerin kül parçaları yeniden doğmayı bekliyor peki ya sen, sen hazır mısın? Yeniden doğmak yeniden yanmaya?...

]]>
Sat, 25 Jun 2022 02:21:59 +0300 YağmurunKızı8
ESKİYE ÖZLEM DUYDUĞUM BİR AN https://edebiyatblog.com/eskiye-ozlem-duydugum-bir-an https://edebiyatblog.com/eskiye-ozlem-duydugum-bir-an ESKİYE  ÖZLEM  DUYDUĞUM  BİR  AN

Nostaljik  bir  an  yaşıyorum  KALE  CAFE’ de. Tarihi kentin  tarih  kokan  cafesinde  ilgimi çeken tahtalardan oluşan ve eski yapılı evlerin damında kurulan,geceleri hem üzerinde oturulup sohbet edilen; Hem de geceleri üzerine yatak serilen taht gözüme ilişti.Eskileri anmak,Eskilerden dem vurmak ve biraz da nostaljik bir anı resmetmek için tahta kuruldum. Gözlerim etrafı  seyre  dalarken;Birden! Gözlerim   taş yapılı  evlere  daldı. O kadar  dalmışım ki! Yanımda  oturan  sevimli  kızı  görmemişim.

 Bir Merhaba  sesi geldi kulağıma!...

Merhaba  deyip,Susuyorum…

 Sevimli  kız  beni  sevmiş  olmalı  ki; Kendi  çitlettiği  çekirdekten  uzatıyor   bana. Teşekkür   ederim  dedim  sevimli  kıza. İsmini  merak  edip  soruyorum?  İsmi  de kendi  gibi  şirin SEVDE  diyor.İsminin  anlamını  biliyor musun?  Siyah- beyaz   anlamı  taşıyor  ama,  bende  tam  olarak  bilmiyorum  diyor.  Masum  bir  tebessüm  konduruyor  yüzüne. Derslerini  soruyorum? Süper  diyor. Bir  de hayalini  soruyorum? Cevabı  daha  bir  güzel  geldi kulağıma. Ben  müzik  hocası  olmak  istiyorum diyor.

Bana  dönüp; Ben taş  yapılı  evleri  çok  severim.  Bir  de  damlarda kurulan  tahtları. Keşke  bütün  şehir  eski  taş  yapılı  evler  gibi  olsaydı  diyor. Kısa bir tebessüm ediyorum  Sevde’ye.

Biraz  eskileri  hayal  ederken; Birden !Sevde, Baba  gidiyor  muyuz? Diye seslenince; Hayallerime  bir  son  veriyorum. Sevde yüzünde beliren tatlı bir tebessümle, Görüşmek  üzere  diyor .Küçük  elleriyle  bana  bir el  sallıyor. Kahvemi  yudum  yudum  içerken! Tatlı  bir  esinti  geliyor  yüzüme  bir  de  yüreğime…

Bir  çocuğun  yüreğine  dokunmak, Onun  hislerine  ortak  olmak  ve  yaşamak  istediği  anın resmini çizmek … Sevde ,kim bilir ne zaman? Nerelerde? Karşıma çıkıp, Hayal  ettiği  yaşamın  gerçekliğini bana  anlatacak.

  BİRAZ  HUZUR, BİRAZ  SAKİNLİK…  KENDİNİZİ  NEREDE  BULURSANIZ  SİZ  ORAYA  AİTSİNİZ…

 

 

]]>
Fri, 24 Jun 2022 17:38:51 +0300 KUM SAATİ YAZARI
Önce Sen https://edebiyatblog.com/once-sen https://edebiyatblog.com/once-sen 1-Hayatınızda ne olursa olsun, her zaman sizin yanınızda olacak kişi kimdir? 
2-Acınızı dünya üzerindeki herkesten daha iyi anlayabile­cek, doğrulayabilecek ve empati kurabilecek kişi kim­dir? 
3-Sizin ne kadar acı çektiğinizi gerçekten bilebilecek tek kişi kimdir? 
SİZSİNİZ!!!... Siz de sizi terk ederseniz bundan en çok acı çekecek olanda yine siz olursunuz. Önce sen tut kendi elini, kimsenin tutmasını bekleme, önce sen sev kendini kimsenin sevmesini bekleme... Senin varlığın bu dünya için bir nimet bunu en önce sen farket... 
Aldığın her nefes senin için sana verilen bir nimet. Şükür dolu bir nefes çek içine ve kendini fark et. Şükürler olsun

]]>
Thu, 23 Jun 2022 15:35:50 +0300 Tuba KAYA
Günlüğüm ve ben: yeni yaş sözleşmesi https://edebiyatblog.com/gunlugum-ve-ben-yeni-yas-sozlesmesi https://edebiyatblog.com/gunlugum-ve-ben-yeni-yas-sozlesmesi Bugün bir yaş daha büyüdüm, yani en azından takvimler öyle söylüyor. Daha 1 yıl önce hayatımın yolunda olduğunu sanıp koca bir yalana sarılmış yaşıyordum. Daha doğrusu vakit öldürüyordum sadece. Hep bu sefer farklı diye başlayıp yine olmadı diye sana geldiğimin farkındayım... Ama bu sefer seni de kendimi de kandırmıyorum. Doğru kişiyi buldum. O kim mi? Benim!

Şimdi şöyle bir bakıyorum da, ne kadar acınası şeyler yapmışım yalandan da olsa sevilmek için. Sanki çok önemliymiş, bütün eksiğim buymuş, hayatın anahtarı onda gizliymiş gibi. Kendime saygı duymayı geçtim, bir kez bile kendini doğru düzgün dinlememiş biri ne kadar da çırpınmış içi boş iki söz için. Şimdi yeniden soruyorum o halde... Ne oldu? Kendinden o kadar ödün verdin de ne oldu? Karşındakini hep birinci plana koydun da ne oldu? Sahi ya, sen kaçıncı plandaydın, hiç ilk üçe girebildin mi kendi listende? Sabahlara kadar söylendin, sorguladın,ağladın... Ne kaldı elinde? Ömrün orada geçecekmiş gibi savaştın durdun insanlarla, bir kazanan oldu mu? Anlık hevesler,yalandan hisler,laf olsun diye verilen sözler arasında çok mu zordu gerçeği görmek? Oysa arkadaşlarına akıl verirken nasıl da güzel farkındaydın her şeyin. Terzi kendi söküğünü dikemezmiş mi dedin korkuyorum demek yerine?

Ah, ne çok isterdim o eski Bersun'u azarlamayı... Aptal mısın be kızım der, inatla görmemeye çalıştığı ne varsa gözüne gözüne sokardım. Bazı şeylerin elinde olmadığını, ağzıyla kuş da tutsa bunu değiştiremeyeceğini söylerdim. Ben söylerdim söylemesine de, o kadar eminim ki dinlemeyeceğine... O boş inadım uğruna nasıl da harcadım kendimi defalarca... 

Ah, ne haksızlıklar ettim kendime, hiç suçu olmayan o minik bedenime. Aynaya bakmayı bile çok gördüm, oysa ne çok savaşmıştı her zerresiyle. Ben kanattım, o direndi. Ben yara açtım, o iyileşti. Zavallı bedenim,senden çok özür dilerim...

Bu gece, tam da şu anda kendimi affediyorum. Önce ben, sonra diğerleri diyeceğime söz veriyorum. Kontrol edemediğim şeyler olduğunu kabul ediyorum. O halde... Hoş geldin yeni yaşım.

]]>
Thu, 23 Jun 2022 06:10:10 +0300 Nur Bersun
OYUNU SEN BAŞLAT https://edebiyatblog.com/Bugün-kendim-için-çok-şey-yaptım https://edebiyatblog.com/Bugün-kendim-için-çok-şey-yaptım Bugün kendim için bir şey yaptım.. Yaşadıklarıma duygularıma ayna tutan bir can ile görüştüm.

Duygularımız alt üst olur bazen hava şartları gibi değişik hallere girer güneş açmışcasına mutlu olur mutluluk saçarız etrafımıza,bir bakarsın kara bulutlar sarmış ruhumuzu susar kapanırız içimize,birde benim yağmura eşlik etmem var tabi bitmeyen duygu seli...

Akla gelebilecek her ne varsa hepsini yaşarız ama bazen öyle haller olur ki neyi ne için ve neden yaşadığımızı bilemeyiz, başka bir bakışa belkide kendimize söyleyemediklerimizi bir başka ağızdan dinlemeye ihtiyaç duyarız.

İşte böylesine bir garip iç savaş halinde iken karşıma bana ayna olacak güzel bir hanım çıktı.

-Dedim ki böyle böyle 

-Dedi ki sen önce kendine gell,

kendini fark et,

kendi değerini bil,

ilk adımı kendine atmakla başla ve sonra çık yola,nereye gitmek istiyorsan ne yapmak istiyorsan yol orada yolcu zaten içinde,hedef belli ki seni buraya getiren çabanın sonucu olacak.

Tıpkı evini ilk kez görmeye gelen misafir misali, sen ona karanlık odalarını gösterirken onun tek tek bütün odaların ışıklarını açıp bu odada bak bu var fark et,bak diğer odanın köşesine saklanıp gizlenmiş bir güzellik var,bak bak işte tam da burada çok güzel bir mücevher kutusu var diye kendi evini sana daha dikkatli gösterdiği gibi bana ayna tutan güzellik te aklımdaki karanlık odaların ışıklarını tek tek yaktı.

Farkındalık oluşturdu diyelim ona,farklı bir pencereden bir insanın sana seni göstermesi bak burada sen varsın işte,sen düşündüğünden ve düşündüklerinden elalemin çok çok daha ötesisin....

Hey sen kendini ertelemekten VAZGEÇ artık,

sen harekete geçmessen hiçbir şey olmayacak anla bunu,her ne yapmak istiyorsan kalk ayağa ve ilk adımı sen at

OYUNU SEN BAŞLAT.....⏳⏳

Bugün kendim için çok şey yaptım????

       

]]>
Thu, 23 Jun 2022 00:07:32 +0300 Kasım Çiçeği
SENSELENDİM https://edebiyatblog.com/senselendim https://edebiyatblog.com/senselendim

Daha huzurlu uyanmaya çalışıyorum. 
Uykuyu deliksiz almak için gecenin bir körüne kadar beklemiyorum daha erken kapıyorum göz kapaklarımı. 
Beni mutlu edecek şarkılar dinliyorum mesela. Yeni yeni hobiler ediniyorum.

Zamanında seninleyken gülüp, dalga geçtiğimiz çoğu şeyi yaptım. Duyduğuma göre sen de aynıymışsın. Seninle denemek istediğim şeyleri başkalarıyla yaptım. Tabii daha az keyif aldım hatta neredeyse hiç. Çoğu zaman eğlenemedim içimden gelmedi. Gülümsemelerim hep buruk kaldı. Ama bunları hiç belli etmedim. Kimse anlamadı. Mesela sürekli bana su içmem gerektiğini hatırlatırdın artık her saat başına alarm kurdum. Uyanmam gereken saatlerde annemden rica ediyorum beni uyandırmasını, yemek saatlerim de artık düzenli. Bir çok şey alt-üst olsa da söylediğin o cümle hep aklımda "hayatım altüst olur diye endişe etme, nerden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını" işte daha iyi olmasa bile yaşanmayacak gibi değilmiş. Artık acılarım aşağıda kaldı.

Kötü şeylerin sonunda iyi şeyler, iyi şeylerin sonunda kötü şeyler olması artık çok doğal geliyor.

]]>
Wed, 22 Jun 2022 18:36:14 +0300 lâlzü
Edebi hayattan ebedi hayata https://edebiyatblog.com/edebi-hayattan-ebedi-hayata https://edebiyatblog.com/edebi-hayattan-ebedi-hayata Anılar hatırladıkça yüreğinizi taze tutar.

Yaşamla ilgili kayıtlı kalırlar. 

Anılarda keza bu yüzdendir. 

En son bedeni bırakanın, insanın yüreği olması, Hepsini kaydediyor en baştan en son ânına kadar.

Tüm yaşadığı anıları hayatta tutmaya zorlar.

Anılarla can bulur belkide insan son nefeste ,

İnsanı ayakta tutan yüregi olduğunu savunurum hep¿

Yaşamı arzuyla ,coşkuyla,aşkla besleyen yürektir.

Butün coşkusunda ,hüznünde önce yüreğimizin sesini duymamızın nedeni ne? 

Edebi duygulardan  süren bir hayat ebedi hayata sürükler seni. 

]]>
Tue, 21 Jun 2022 22:49:39 +0300 nurglceee
Benim Adım Nerede? https://edebiyatblog.com/benim-adim-nerede https://edebiyatblog.com/benim-adim-nerede Benim adım nerede? Nerede kaldı yarınlarım? Umutlarım? Çocukluğumda uçan kırmızı balonlar, yıldızlı gecelerin sahneye resmettiği rüyalar nerede? 

Her dolunayda dilek tutardım ben. Evet, herkes kayan yıldız görünce dilek tutar ama ben dolunayda tutuyorum. Sarı kahverengi yuvarlak görüntüsü beni mest ederdi. Gözlerimi alamazdım. Ölünce dolunayın orada ev tutacağımı hayal ederdim. Ya da balon misali yanımda taşıyacağımı... 

Sonra büyüdüm ben. Ama hayallerimden asla vaz geçmedim. Kocaman gülüşlerim vardı benim. 

Sahil kenarında çekilen bir fotoğrafta kalacağımı söylese yine güler geçerdim. Hayat sonunu düşünmek için çok kısa derdim hep. Nereden bilebilirdim sonumunda kısa bir zaman sonra olacağını. 

Ve bu sonun hiç ummadığım biri tarafından acımasız bir cellat misali çığlıkların kine karışacağını nereden bilebilirdim?

]]>
Tue, 21 Jun 2022 00:20:49 +0300 Selin Sabcıoğlu
Yaralarımıza Bakıyoruz https://edebiyatblog.com/yaralarimiza-bakiyoruz https://edebiyatblog.com/yaralarimiza-bakiyoruz     Bir adam görüyorum, gözleri bulutların ardına gizlenmiş hayalî bir gerçekliğe bakarken. Görüyor ve sonra bakıyor usul usul, baktıkça kızı canlanıyor zihninde kaybettiği o kızı, özlemini çektiği o kızı...ve bir kız görüyorum ardından, kızını elleriyle toprağa veren o adama bakarken geçmişin soğuk ve korku dolu duvarlarıyla çarpışıyor. O bir adam tanıdı ve geriye kalan bütün adamların aynı olduğuna inandı. 'Baba' diyordu o adama içki içerken geçirdiği o krizlerin ardından kızına yaşattığı fiziksel ve psikolojik şiddete rağmen 'baba' demişti... saçlarına yıldız tozları dökülmüş bir kadın düşünün şimdi, yüzünde yavaş yavaş oluşan yaşanmışlığın çizgileri var. Babası tarafından yara almış o kıza bakarken görüyor kendi kızını, tek başına çalışıp çabalayıp büyüttüğü o kızı şimdi annesini tanımıyor. Evlat acısını en derininde hisseden o anne yaşıyor mu şimdi? Sahi soruyorum sadece ölenler için mi çekilir o tarifsiz acı? Hani bir şair vardı unutulup giden bir şair ama ardından şu sözleri bırakmıştı; "Acı, bahanesidir şiirin" . Şimdi sizleri görüyorum ben, baktıkça insanlara ve insanların acısına. Kiminiz bir annenin yerinde kimisi o kızla birlikte duvarların üstüne gidiyor. Bazılarımız da baba yerine koymuş kendini sevdiğini toprağa gömen bir adamın baba yüreğinde şimdi. Herkesin yarası bir başka yaranın üzerine tuz biber oluyor. Hangimiz tertemiz bir yüreğe sahibiz ki şimdi? Yara ve acılarla dolu bir yüreğimiz varken, bulutların şeklini tahmin eden o çocuk kadar hala umutluyuz. Ve unutulmaya yüz tutmuş bir yazarın notu var size; "Hiçbir yara boşuna düşmez yüreklere, ya yaranın merhhemini bulursunuz ya da yaranın verdiği merhem ile çiçek açarsınız...".☘️????

]]>
Mon, 20 Jun 2022 17:21:36 +0300 YağmurunKızı8
Hemhal https://edebiyatblog.com/hemhal https://edebiyatblog.com/hemhal Uzun bir inziva sonucu yazarların hemhalde olduğu kanısına vardım. Yerlisinden tut yabancısına hepsi aynı yolun yolcusu.

Hemen hemen birçok yazarın ölüm yaşları elinin altında. Ömer Seyfettin (36), Şinasi (45), Orhan Veli Kanık (36),  ve daha satırlara sığmayan birçok yazar... Birçoğu da zihinsel düşüncenin getirdiği hastalıklarla ; kanser, tümörler, diyabet vs. Bile bile bir şekilde düşüncelerimizle kendimizi zehirliyoruz normal insanlar da yani siz okurlarımız bunu eser sanıyor. Dostoyevsi'nin satırlarından örnek verecek olursam; "gittikçe halden düşüyorum hayalciliğim beni kuvvetsiz bırakıyor sağlığım büsbütün bozuluyor" bu halin gayet de farkında olunarak kendi kendini yok ediyor yazar. Bu tıp alanının üzerine düşmediği teşhis edilemeyen ciddi bir hastalık bence. Ama ve lakin bu eser olarak biliniyor. Kocaman şehirlerde yaşıyoruz,  ailelerimiz kalabalık, okul kalabalık, iş yerleri dünya kalabalık ama biz yapayalnızız. Başımızın içindeki kalabalıkta yapayalnızız hep bir yalnız hissetme hastalığına tutulmuşuz. Yani yalnızlık sevdiklerimiz olup olmamakla alakalı değil. Çok arkadaşın olup olmamasıyla da anlatılmayan tarifi olmayan bir şey. Kursağına oturan hep yanında taşıdığın O merettir belki de yalnızlık. Etrafı duymayacak kadar sağırlaştıran, güzellikleri görmeyecek kadar körleştiren, hayatın tadını almayacak kadar tatsızlaştıran o şeydir... Belki de yaratıcının bize bir armağanı olan ilham kaynağıdır. İnsan yazmak için kendini zora sokar mı hiç? Oluyor işte çekmecesinde elma çürütüp kokusundan ilham alan Balzac, kendini kafeine boğan bir başkası, ayakta durarak yazabilen ötekisi ve tütsülerle yazan ben normal insanlar olmak isterdik. Bizlerde hayatta günlük rutinleri olan çevresi içinde mutlu olan birisi olabilirdik. Tercih meselesi o konular pek de çekici gelmiyor doğruyu söylemek gerekirse. Ve gerçekten doğru ise olmayan kahramanlarımla yapılan sohbetler en güzeli. Boş bir masada bir romanın kişilikleri ile konuşmak gerçek olan. Yazsak da yazmasak da bir okuyucudan daha gevezeyiz orası kesin. Son nokta cümlem içimde olmayan bir tümcem. Gerisi teferruat...

]]>
Sun, 19 Jun 2022 22:13:51 +0300 Elif Can
Küçük Irmak https://edebiyatblog.com/kucuk-irmak https://edebiyatblog.com/kucuk-irmak .......... Küçük Irmak ........ 

Ka’r meşcerde bir küçük ırmak
Dolaşır gizli gizli ağlayarak
Kimi bülbülleşirdi çağlayarak
Çırpınırken köpüklü hüzün

Ey şafak nurlu pembe rüyalar
Ey nevaziş kanatlı hülyalar 
gölgesi mehtap sevdalar
Bakınız karşınızda mavi deniz
Beni gözyaşlarımla terk ettiniz

Ka’r :   derinlik, çukur
Meşcer : ağaçlık, ağaçlık yer
Nevaziş : okşama, okşayış, iltifat

]]>
Sun, 19 Jun 2022 19:22:33 +0300 Hüsne sürmelioğlu
ZAMANIN ZAMANSIZLIĞI https://edebiyatblog.com/zamanin-zamansizligi https://edebiyatblog.com/zamanin-zamansizligi   Zaman, ölçeklendirilmiş geçmişi ve geleceği ile  karşımıza dikilmiş sayıyor saniyeleri. Bu kavram olmasa diğer canlılar için bir sorun olmazdı ama insan hayatı sanki biraz sekteye uğrardı. Ortalıkta yaşını bilmeyen insanlar, sabah ve akşamı ayıraç olarak kullanan çalışanlar süre mefhumu olmadan geçen yaşantılar. İşte sınırlandırılmış bu zaman gerçekliğinde, insanoğlu zaman kavramına takılıp kalıyor. Yaşı ilerleyip,yaşına bazı eylemleri yakıştırmayanlar, genç olduğunu düşünüp harekete geçemeyenler ve daha başka olanlar. Zaman, önünüzde duran bir kum saati ve sürekli akıyor. Tehditkar ve hatırlatıcı unsurları barındırmıyor aslında, ona bu sıfatı yakıştıran aklı olan beşer. Hiç duydun mu? Aslan gelmiş kırkına, "Bu yaşıma kadar ben avlandım, artık çocuklar avlansında bana getirsin. "Yada bir kuş. "Amann kim yuva yapacak anamın yaptığı yuvada yaşar giderim.  "Gibi. Onlar döngülerini içgüdüsel ve öğrendiği gibi yaşayıp tamamlıyorlar. Bizse kaygı alametleri arasında, basit şeylerin tamahkarlığında bir ömrü yiyoruz. Üstüne basa basa aynı döngülerde kaynaşıyor, ne hatalardan ders alıyor nede özbenliğimizi koruyabiliyoruz. Nasıllar, sebepler ve isteklere gebe beklenti cümbüşü yaratıklarla. Doğamızı biraz rahat bırakıp, şu zaman denilen akışta kalabilsek ve hayatın tadını çıkarabilsek. Her gün yeni bir günün olduğunu bilerek.

]]>
Sun, 19 Jun 2022 10:24:20 +0300 Gülbeyaz Gürsoy
TEST&İ ACAYİP https://edebiyatblog.com/test-i-acayip https://edebiyatblog.com/test-i-acayip           SINAV 1 : Bu aşama hayata adım atabilmek için yaradılışın o başlangıçtaki milyonda bilmem kaç olasılığının gerçekleşmesi, dokuz aylık uzun yolculuk, dünyaya gelme yol ve usulünü içgüdüsel olarak başarabilme.

          Bunu başarabildiğinize göre en zor sınav aşamasını geçmişsiniz demektir.Kendinize l00 puan verin.Sezeryanla dünyaya gelen -10 eksiltsin, yolda,tarlada,kendi kendine olanlar +10 eklesin.

 

          SINAV 2 : Size anne ve baba olarak seçilen kişilere kendinizi kabul ettirmiş olmanız, sadece "ınga" sözcüğüyle acıktığınızı, susadığınızı, uykunuzun geldiğini, kucak istediğinizi,hastalandığınızı anlatabilme başarınız.

          Bunu da başardığınız için kendinize 100 puan verin.3. çocuktan sonra olanlar -10 eksiltsin, ilk çocuk olanlar +10 eklesin

 

          SINAV 3 : Yeni bir dil oluşturdunuz. "adda, mama, dede " gibi genel bebekçeye size özel sözcükler eklemek için yakınlarınızın bilgi bankasına başvurunuz.

         Türettiğiniz her sözcük için 10 puan ekleyiniz.Ana dilinizi öğrendiğinize göre 100 puanı zaten aldınız

 

         SINAV 4 : Emeklemek, yürümek, koşmak sizin için geçilmiş önemli sınavlardan

         Buna puan yok . Zira doğar doğmaz yürüyen diğer canlılara haksızlık yapmış oluruz. Hatta uçan bile var.

 

         SINAV 5 : Etrafınızdaki yetişkinleri idare etmeyi başardınız. Onlara iyi bir denek olarak ebeveyn olma sıfatını kazandırdınız. Siz bu süreçte yitip gitmediyseniz bu sınavı da hakkıyla kazandınız

         "Bu çocuk kime benzedi bilmem ki" sözünü duyanlar -10 eksiltsin, "benim çocuğum harikadır, hiç hata yapmaz" ı duyanlar +10 puan eklesin.100 puan anne ve babalığı hiçkimseden öğrenmeden sizin üzerinizde deneyerek öğrendiklerinden elbetteki hakkınız.

        

         SINAV 6 : Okul denen yere adım atmayı başardınız 8 yıl git gel, sınavdan çık sınava gir. Bir sürü şeyi ezberle, öğretmen denen işi soru sormak ve sınav yapmak olan kişilerin kahrını çekmeye talip olmak büyük başarıdır.

         Nasıl öğrenci olursanız olun mezun olacaksınız.100 puan daha aldınız.Okul denen nesneyle tanışamayanlar -10, tanışıp pes edenler -20 lütfen. Takdir teşekkür belgelerine de herhalde herbirine +10.....

 

         SINAV 7 : OKS eski adı LGS . 

         Açıklama yapmadan kodlamayı anlayanlar 100 puan aldı.

          SINAV 8 : Bitmedi ÖSYM var.Tanıyoryorsanız 100 puan sizin...

         SINAV 9 : Para kazanacağınız bir iş bulduysanız 100 puan sizin. Mesleğinizi yapmıyor ama seviyorsanız +10 ,mesleğinizi yapıyor ve sevmiyorsanız -10...

 

         SINAV 10: Eş seçme, Puan alıp almamak size kalmış

 

         Bu sınavlar bitmez.... 2010

]]>
Sat, 18 Jun 2022 12:56:48 +0300 GÜMÜŞ SÖZ
ÇINAR AĞACIMIZ https://edebiyatblog.com/cinar-agacimiz https://edebiyatblog.com/cinar-agacimiz

ÇINAR  AĞACIMIZ

Baba  Kimdir ? Özveri  ile çocuğunu  büyüten, Koruyup  gözeten  onların  refah  içinde yaşaması  için çaba  sarf eden , Önceliği her  daim  ailesi olan koca bir  çınar…

Bugün  aylardan  Haziran ,Günlerden  Pazar. Bugün  fedakar  olan  yürekli   olan  sadece   bir  gün  değil ! Her  gün  ailesini kollayan  babaların, Babalarımızın  günü …

Onlara  hediye   almak  değildir  dertleri ! Sadece  bir   güne  sığdırılan bir  baba olarak  hatırlanmak  değil  sözleri … Onların  isteği  hep  beraber  olmak  hep  beraber  gülüp, Beraber  ağlamak  mutlu  bir  aile  olmak  ve  hayata  karşı  savaşmak .

Her  akşam  ailesi  uyurken  herkese  tek  tek  bakar  ve  gözleri  dolar .İçten  gelen  duygularla  ne    kadar  şanslıyım  ne   güzel  bir   yuvam  ve  aile  sıcaklığım var . Beni  anlayan ,Beni  olduğum  gibi   seven  bana  değer   veren   bir  aileye  sahibim  diye  içinden  geçirir. Benden   daha  mutlu   kim  olabilir ? Kim  üzebilir  beni  böyle ? Bu  güzel  ailem  oldukça  kendimi   daha  da  güçlü  hissediyorum   yaşama  hep  umutla  ve  mutlulukla  bakıyorum  der.

 Kimi  zaman  bağırıp  çağırsa da! Bizler  seni  çok  seviyoruz . Böylesi  bir  varlığa  baba  dediğimiz   için  kendimizi   çok  şanslı   ve  huzurlu  hissediyoruz   iyi ki  varsın yüreğimizdeki  canparemiz…

Her  gün  çoğu  insanın  unuttuğu ! Varlığını bile hissetmediği ,Değerli   varlıkların  bir  günde  olsa  hatırlandığı  babaların  babalarımızın  günü  olmaz!... Onları  sadece  bugün  değil! Her gün hatırlayalım…

BABA, GÖLGESİNE  SIĞINDIĞIMIZ, YIKILMAYAN  BİR ÇINAR AĞACI.

                                                

               

                  

 

]]>
Fri, 17 Jun 2022 23:55:26 +0300 KUM SAATİ YAZARI
Kendime Döndüm :) https://edebiyatblog.com/kendime-dondum https://edebiyatblog.com/kendime-dondum Her hikayenin başı güzel başlar sonunda ise, seven sevdiğine kavuşur ve mutlu sonlarla biter hikayelerin sonu. Herkesin kendine göre bir hikayesi, bir geçmişi var. Unuttum, öyle biri olmadı veyahut o kim? Desek bile içimizde bir yerde o olaylar, o kişi, o anılar her şey oluyor ama eskisi gibi değil hiçbir şey. Ne siz, ne insanlar, ne çevreniz... Sizi siz yapan geçmişiniz eğer ki onu unutursanız aynı hataları tekrar tekrar yapmaya devam edersiniz. Bunu ise zaman öğretiyor herkesin gidici olacağını öğreten hayat diğer şeyleri de canımızın yanmasına rağmen yüzümüze vuruyor.

]]>
Fri, 17 Jun 2022 21:16:52 +0300 Medine Herzem
Hamdım Piştim Yandım https://edebiyatblog.com/hamdim-pistim-yandim https://edebiyatblog.com/hamdim-pistim-yandim "Gel ne olursan ol gel "diyor Mevlana. mevlası yolunda bir çağrı veriyor insanlığa. Çünkü yoldan sapmış da olsa, nefis boşluğa düşmüş de olsa geçmiş değil gelecek önemlidir. Geçmişi geçirmek önemlidir geleceğe yönelmektir asıl olan. İncitmediysen bir karıncayı, tutmadıysan bir kuşu kafeste, Sen o zaman sen olmuşsundur. Belki de o zaman gönülden bağlanmışsındır Rabbine hakkını vererek. İbadetlerin en güzelidir incitmemek. Nefse koyarsan ince yürekliliği farz ibadetlerde doğrudan gelecektir. Şu evrenin sesini dinlesek az hepsini haber veriyor gelecekten karga ölümü çağırıyor, serçe ibadeti daha birçok can birçok çağrım yapıyor. Dinle! Hz Mevlana dinle diyerek başlıyor mesneviye. Neyin haykırışını dinle, bu ayrılığı hasreti dinle der. Eğer can kulağıyla dinlersen onu kendi hikayeni hatırlarsın der. Neyin feryadı bizim çok kadim zamanlarda başlayan insanlık mecramızı anlatır. Henüz seyr-u sulûk yolunda iken hamdır insan. Daha sonra nefsini terbiye ederek fenafillaha erişir. Tasavvufta fenafillah mertebesine erişen kul kendi benliğini Allah'ın zatında yok eder. Hani tüm ruhların yaratıldığı ebedî âlemde Yaratan’ın bizden aldığı bir misak vardı. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sorduğunda hep beraber kabul ettik ve “Sen bizim Rabbimizsin.” dedik. Bu verdiğimiz sözle bağlandık. O ezel ve ebet Sultanına. Sonra unuttuk, hem sözümüzü hem de ruhumuzun ait olduğu ezel ve ebet âlemini. Ama her dem O’na ve geldiğimiz o yere müştakız ve esas ıstırabımız da oradan ayrı kalmak.Ne ki unuttuğumuzu yeniden hatırlatacak uyarıcılara ihtiyaç duyarız. Yüce Yaradan afakta ve enfüste nice ayetlerle hatırlatır bu sözümüzü bize. Kitap gönderir, Peygamber gönderir ki son ilahî hitap olan Kur’an-ı Kerim hatırlatan “Zikir”’dir,  son Peygamber Hz. Muhammed'de hatırlatıcı yani “Müzekkir”dir.  Bilmek bulmak ve olmakdır insanın özü. İnsanın dört unsurdan meydana geldiği söylenir. İnsanın maddi varlığı toprak ve sudan teşekkül ederken manevi varlığı ise hava ve ateşle ifade edilir. Her şey aslına rücu ettiğinde toprak olan beden yine toprağa karışır, ruh ise fizik dünyanın ötelerine, maveraya kanatlanır. Ten fanidir, geçici olandır, aslolan ruhtur ki o, baki olan Yaradan’dan gelen ilahî nefhadır. İnsanı insan yapan da ölmekle, toprağa verilmekle çürümeyecek olan ruhu ve gönlüdür. Yunus Emre'nin tabiri "ölür ise beden ölür canlar değil.” Herşey gönül denilen yakın ama bir o kadarda gurbet olan yerde bitiyor. Sınanmak korkutmasın gönlü. Her bir bağa güç veren püf noktadır sınanmak ve sınav.

]]>
Thu, 16 Jun 2022 21:46:56 +0300 Elif Can
Türk Edebiyatındaki İlkleri Biliyor Musun? https://edebiyatblog.com/turk-edebiyatindaki-ilkleri-biliyor-musun https://edebiyatblog.com/turk-edebiyatindaki-ilkleri-biliyor-musun Wed, 15 Jun 2022 22:55:41 +0300 Semih Savan Megalomaniye https://edebiyatblog.com/megalomaniye https://edebiyatblog.com/megalomaniye Bir tarif mi? Yoksa bir muhalif midir? Umut. Derdin dermanını esen rüzgarla anlatmak mıdır? Ya da  ne biliyim yosun tutmuş bir düşünceye kafa tutmak mıdır? Sahi sizce nedir? Herkes kendinden bir nokta çeker anlamlandırır bu dört harf bir kelimeyi. Türk edebiyatının işi sözlük anlamıyla ilgilenmek değil. Bir mum ışığı gibi dans etmeli adeta. Her seferinde farklı anlamlara çıkıp varmalı ucu. Bazen umut bir ananın askere uğurladığı can parçası körpe kuzusudur. Bazen gidilen yollardır, bazen bir sevda hecesidir. Güldür dikendir ama her şeyiyle çiçektir. Belki de Levâ'nın kanser hikayesidir. Bir çağ yangınıdır bu, bütün. Hikayeler, karakterler, yerler, zamanlar farklı olur belki ama sonuç hep aynıya çıkar varır. Umut edersin, gülersin,.ağlarsın merhamet edersin, kinlenirsin, korkarsın... Olumlu olumsuz tezatlıklarıyla hep aynı şeyleri hissederiz ama. Yaşanmış görülüp duyulan şeylere varır hep ucu. Hangi birimiz duyduk şimdiye kadar farklı bir hikaye. Hep yaşanmışlıkları tekrarlıyoruz. Tarih telerür ediyor. Peki sorguladık mı hiç farklı duygular hissiyatlar yok mudur? Olmayacak mıdır? Metahafıza inançlarımız dahilinde olası bir durum olmaz mı? Değişen yaşam biçimleri, akıl erdiremediğimiz yeni üretimler, topraktan çıkıp gelmeyen binbir gıda... Eminim ki bizler de aynı kalmayız. Paytır Light hiç bir anlamı olmayan random kelimeler. Belkide geleceğin duygularıdır kendileri. Bambaşka bir hayat olur ufak bir yazılımla geçmiş bile unutulur. Hatta gerek yok insanlar uyutularak unutturuluyor değerler. Ama umudun U'sundan başlayacak olursak; yükseklerden bir düşüş yaşayıp sonra tekrar yükselebiliriz. M' siden devam edersek; alçaklardan başlayıp inişli çıkışlı bir yaşamda sürebiliriz. T' sine gelirsek düz bir çizgide ilerleyebiliriz. Bu kadar basit aslında umut her şeyi barındırıyor içinde. Hayat inişli çıkışlı olduğu sürece ancak yükselişe geçeriz. Yani edebice umut ettiğimiz sürece. Hayatta hiçbir şeyi yüksünmeyelim. Hatırlatırım ki umutlar papatya gibidir çabuk solar ve unutma ki papatyalar ölünce kokar.

]]>
Wed, 15 Jun 2022 09:30:08 +0300 Elif Can
KABULLEN! https://edebiyatblog.com/kabullen https://edebiyatblog.com/kabullen           Kabullen, insanların anlattığını değil de anlamak istediklerini anladıklarını. Düşünce yorgunluğun geçmesi için gönlün açması gerektiğini, adım attıkça yolların uzadığını ve o yolların sivri uçlu taşlarla dolu olduğunu. Kabullen. Mesela, en çok bulutlara bakanların aslında ağlamamak için baktıklarını, çiçek sevenlerin aslında bir nevi ilgiye muhtaç olduğunu, gezmeyi sevmeyen insanın aslında insanlardan korktuğunu... kabullen. Bil mesela bizim kuşlara bakarak özgürlük dediğimiz şeyin aslında onlar için bir imtihan olduğunu. İçinde oluşan her hissin bir sebebi olduğunu ve o sebebin senin kararların ile şekil alacağını. Bil ve kabullen, üstünü toprak atıp 'kısmet' deyip geçme. Gayret et olacaklar için ve elindekiler için. Sen yol aldıkça kader çarkını senin adımın ile çeviriyor. Her adımın ve her adımda verdiğin kararlar senin gayretindir. Ve gayret kaderine vurgundur...

]]>
Tue, 14 Jun 2022 02:24:23 +0300 YağmurunKızı8
Eve Kanat Çırpmak https://edebiyatblog.com/eve-kanat-cirpmak https://edebiyatblog.com/eve-kanat-cirpmak İlham veren şarkı: To Build A Home- The Cinematic Orchestra, Patrick Watson

İnsan bazı zamanlarda evini özlüyor. Daha doğrusu evim dediklerini... Yanında huzuru, neşeyi bulduğu, rahat bir nefes alabildiği o evi özlüyor.

Var gücüyle kanat çırparak evine ulaşmak istiyor. Çünkü biliyor ki evine ulaşırsa her şey düzelecek kendiliğinden. Dertler bitmese bile dayanma gücü olacak. Sorunlarını çözebilecek şuuru, eyvallah diyebilecek sabrı olacak. Ama hayat gayesi işte. İnsanı evinden uzaklaştırıyor bazen. Sürüklüyor bilinmez diyarlara. Maceradan maceraya koşarken bir yandan da evine olan özlemiyle sınanıyor insan. İhtiyaç duydukça mesafeler, dağlar giriyor araya. Daha da sınanıyor. Sınandıkça özlüyor, özledikçe daha çok ihtiyaç duyuyor.

İçinden çıkılamaz bu paradoksla yapılacak en iyi şey yazmak şimdi. Kağıtla kalemi kavuşturmak birbirine. Duygularının tercümesi, özleminin şahidi olmalarına izin vermek. Ancak o zaman rahatlar bir nebze için. Kâğıt ve kalem eşlik ederse bu özleme, o zaman belki yalnız olmadığını hissedersin. Yazdıkça yazar, doldurdukça doldurursun sayfaları. Sen kanat çırpıp uçamıyorsan, o kağıtlardan uçak yapar onları uçurursun evine. Sen kavuşamıyorsun sözlerin kavuşsun istersin. Senin yerine onlar sarılsın sevdiklerine...

]]>
Mon, 13 Jun 2022 15:04:58 +0300 Merve Yağmur
Dertleşme Seansları 2 https://edebiyatblog.com/dertlesme-seanslari-2 https://edebiyatblog.com/dertlesme-seanslari-2 Umudu sayesinde ayakta duran kızın en büyük acısı umudunu yitirdiğini hissettiği vakittir. Benim içinde durum farksızdı. Her insana umudunu asla yitirme güneşin neden her gün doğmak için sebep bulduğunu unutma derken aslında güneşin terk edişlerini unutuyordum. 

 Hadi ama bir dahakinde eminim daha iyi olacaksın diyerek verdiğim savaşın sonu bir öncekinden daha başarısız oluyordu. 

Kırgındım ben...

Kendime kırgındım, dünyama kırgındım...

Çünkü hayatta hep benden daha iyileri vardı. 

Ben ise onların hep gölgesiydim.

Matematik mi? Benden daha iyi yapan vardır... Resim çizmek mı? Benden daha iyi yapan vardır... Şarkı söylemek mi? Benden daha iyi yapan vardır... Yazı yazmak mı? Benden daha iyi yapan vardır...

Kendimi hep birileri ile kıyaslarken buluyorum...

Çünkü hep kıyaslandım...

Başarı benim uzak olduğum noktaydı çünkü benden iyisi hep vardı.

Ben de çabaladım. İyi olmak istedim... Bir konuda da evet bu kız bunda iyi desinler istedim...

Bu yüzden hep umut ettim...

Çünkü bir gün ben de bir konuda başarılı olmak istiyordum.

Fakat kimse benim bu çabamı görmüyordu.

En sonunda boğuldum ben. İlk hevesim kaçtı sonra umudum.

En çok canımı yakanda bu oldu zaten... Umut...

Şimdi ise kendine güvenmeyen. Başarısız bir kız oldum...

Çünkü ben Güneş'im...

Güneş'te insanlara benim gibi umutlu olun mesajı verirken geceleri ise herkesten kaçtı... 

Güneş'ten tek eksik yanım vardı...

O işinde başarılıydı ben ise hiç bir işte başarılı olamayan yeteneksiz biriydim...

]]>
Mon, 13 Jun 2022 14:06:29 +0300 Buse Nur Gürlek
RUHLARI SEVİN, BEDENLER ÇÜRÜYECEK https://edebiyatblog.com/ruhlari-sevin-bedenler-curuyecek https://edebiyatblog.com/ruhlari-sevin-bedenler-curuyecek RUHLARI SEVİN, BEDENLER ÇÜRÜYECEK

Bugünlerde aklıma dokunan tek telaşım; mürekkebi damlayan kalemimle, zihinlerinizde canlanan yanlış "aşk" kavramının doğrusunu, süslediğim cümlelerle size anlatmak.

Dilimden dökülmesinden acı duyduğum bir cümle var, o da şudur ki; maalesef bu devrin sevme ve sevilme anlayışı çok değersiz. Sevdiği kadar sevilmez hiçbir insan... Ve yine bazı sevmeler hakedilmez.

Adına "aşk" dedikleri bu duygunun; yalnızca güzel bir vücuttan, şekilli saçtan, uzunca boydan ibaret olduğuna inanan bir kesim insanla iç içe yaşıyoruz. Yapmayın kalbini sevdiklerim ! Aşk bu değil, aşk dışarıdan baktığında gördüğün değil. Unutma ki, dışarıdan gördüğün her güzelliğin bir yanıltma payı vardır. Şuan sana etkileyici gelen her dış görünüş özelliği, yarın bambaşka bir görüntünün temeli olabilir. Gördüklerin; aklının sana bir oyunu olabilir. Baktığında gözüne güzel gelen o beden, bir gün toprağa karışacak ve sen sadece bir toprağın aşığı olacaksın.

İlla sevmek istiyorsan bir ruhu sev. Bir kalpte, kalbine dökülen merhametin aşığı ol. İyi niyetine aşık ol mesela. Sonsuzluğu gözlerindeki derin bakışlarında gizleyen birine bağla hislerini. Yanındayken sana her yeri bir ilkbahar sabahıymış gibi hissetiren birinde topla tüm güzel duygularını. Onun çevresindeyken kendini en güvenli bir sığınaktaymışsın gibi düşünebildiğin birini bulduğunda asla kaybetme. Kaybetme, çünkü bir daha sana bu duygunun zirvesini yaşatacak bir ruha rastlaman çok zor gelecektir sana.

Aşk tam olarak bir ruha aşık olmaktan ibaret. Aklına düştüğünde için ısınır ve yüzünde anlamsız gülümsemeler yer edinir. O insan, senin ülkendir. O insan, senin delicesine tutkundur...

Siz, siz olun ve ruhlara aşık olun. Bedenler günün birinde toprağın altında çürüdüğünde, sizinle kalacak tek şey onun ruhudur. Bir ruhun kuş misali uçup süzülüşüne aşık olun.

Ruhları sevin, çünkü bedenler çürüyecek...

]]>
Sat, 11 Jun 2022 19:15:45 +0300 Dilan Efsa Kandemir
Kalbin Aşka Verdiği Öğüt https://edebiyatblog.com/kalbin-aska-verdigi-ogut https://edebiyatblog.com/kalbin-aska-verdigi-ogut Bir gün aşk ile kalp tanışırlar,

Aşk: Merhaba, benim adım Aşk. 

Kalp: Benim de adım Kalp. Memnun oldum tanıştığımıza.

Aşk: Bir şey soracağım. Sakın yanlış anlama. Sen Kalp misin gerçekten? Hiç defterlere çizilenlere benzemiyorsun.

Kalp üzgün bir şekilde cevap verir: 

-Önemli olan şekil değildir. Önemli olan içinde beslediğin duygulardır. 

Aşk hayal kırıklığı içerisindedir. 

-Ben seni böyle hayal etmemiştim. 

-Ama ben senin hakkında o kadar güzel şeyler duyuyorum ki ve o kadar güzel şeyler biliyorum ki... 

Aşk, bu sözleri duyunca çok sevinir, Kalbe içi ısınır. 

-Öyle mi? Çok mutlu oldum bunları senden duyunca. Peki, ben de senin içinde yaşayabilir miyim?

-Tabi ki yaşayabilirsin. Hem biz iki kardeş ülke gibiyiz. Bir ülkede her dinden, dilden, renkten insan yaşıyorsa, bizle de her türlü duygu barınıyor. Her zaman içimde yerin hazır.

Aşk gösterişli bir oda gösterir ve:

-Ben bu odaya yerleşmek istiyorum, der. Ne kadar kardeş ülke gibi olsak da ben bütün duygulardan üstünüm. 

Kalp: O oda olmaz. Sen Zamanla birlikte aynı odada kalacaksın, der. 

-Neden istediğim yerde kalamıyorum? Zamanla birlikte aynı yerde kalamam. 

Kalp sakinliğini korur. 

- Zamanla birlikte kalmalısın. Çünkü burası bütün vücuda sevgiyi dağıtmanın çıkış yoludur. Buradan en uç noktalara kadar zamanın içinde ulaşmanı sağlar. 

Aşk bu konuşmalardan çok etkilenir. Büyüklüğün kalbin içinde azalacağını değil, tam aksine çoğalacağına karar verir ve Zamanla birlikte aynı odada yaşayarak Kalp her temiz kan pompalandığında bütün vücuda dağılır ve hiçkimsenin bozamayacağı bir dostluk içerisinde yaşamaya başlarlar. 

SON

]]>
Sat, 11 Jun 2022 16:19:42 +0300 Selin Sabcıoğlu
Ruhuna el fatiha https://edebiyatblog.com/ruhuna-el-fatiha https://edebiyatblog.com/ruhuna-el-fatiha   Ruhuna El fatiha 

Ölenlerin arkasından mı okunur fatiha ,

Dün akşam bir arkadaşlık öldü,ruhuna el fatiha 

Son cümleleri yazıklar olsun oldu.

Cenazesi öfke ve üzüntü duygularında kaldırılıyordu.

Selâsı camilerde değil iki yürek de veriliyordu. 

Merhumu nasıl bilirdiniz diye sorduklarında iyi bilirdik cevap oldu .

Arkasından boşa giden zamana gözyaşı dökülüp  belki bir kaç ay yas tutulurdu.

Zamanla alışılanlar,  unutulanlar  arasında yerini alıyordu .

Olursa bir yerlerde ,konuşulursa bu arkadaşlık

Hakkında çok iyiydi ama herşey gibi  bu da bitti 

Son buldu oluyordu.

]]>
Sat, 11 Jun 2022 00:17:32 +0300 nurglceee
Bedel https://edebiyatblog.com/bedel-2823 https://edebiyatblog.com/bedel-2823                                   BEDEL

Bedeller ile dolu  dünya.

İnsanın ömrü bedel ile geçmiyor mu?

Aldığımız nefesin bile bedelini  ödemiyormuyuz? Yaşadığımız her an bir bedel ödemek ile geçmiyor mu ömrümüz?...

Bu hayatta Attığımız adımların ,seçeceğimiz yolların ,gideceğimiz yönlerin, yaptığımız tercihlerin , yediğimiz yemeğin, giydiğimiz kıyafetin  ,kullandığımız kelimelerin, kırdığımız kalplerin bedellerini göz ardı mı ediyoruz ?

Yoksa tüm bu bedelleri göze mi alıyoruz. 

Kimi insanlar ,çok daha bedeller öder yaşamak istediği hayatta...

Bedelini ödemediği için yaşamışlıkları  da vardır

İnsanlarda. 

Ne bedeller ödendi bu dünya üzerine.

Her insan canını zamanını feda etti bir bedel uğruna...

Bu dünya daha çok bedel öder bir yaşam uğruna...

]]>
Thu, 09 Jun 2022 12:05:12 +0300 nurglceee
GÖLGESİNİ KAYBETMİŞ GENÇLİK https://edebiyatblog.com/golgesini-kaybetmis-genclik https://edebiyatblog.com/golgesini-kaybetmis-genclik Gençlerin geleceğe meşale olduğunu savunan ve buna inancı olanların vicdanına seslenmek istiyorum. Önümüzde ülkemiz ve kendimiz için adım atacağımız basamaklara neden acı içinde tırmanmak zorundayız ? Üstelik bunun sonucunda netice alıp alamayacağımızı bilmeden.

Demek istediğim zorluksuz, haksız yere bir yerlere gelebilme çabası ya da ülkem için verdiğim emeklerin gocunması söz konusu değildir.

Bilgi aksiyonunu kaybetmiş durumdadır. Bilgiyi kalıcı hale getirmenin en sağlıklı yolu bilgiyi aramanın yoludur ve bir şeyi aramak için gerekli merakı uyandırmak gerekmektedir. Ancak merak duygumuzun varlığı bile ne yazık ki şüpheli. Çünkü bilgi nedenleri olmadan, sadece kullanman gereken bir araç haline geliyor. Bu durumda düşünme eylemi geri plana atılmakla beraber öğrenime ilgi kalmadığı gibi öğretenin bir şevki kalmıyor.

Kurulan sistem üzerinde muhakeme ve yorum yeteneklerinin gelişmesi için bulunan dersler bile ezber sınırlarının ötesine geçememekte. Okul kütüphanesinde bilhassa bulunması gereken temel  kitapların özetlerini ders kitaplarında üç sayfaya sığdırmaya çalışmanız durumun diğer bir acı yanı. Üzgünüm ama Suç ve Ceza' yı üç sayfaya sığdıramazsınız.

Bu yaşların insanı kendisini tanıyabilmesi ve keşfedebilmesi için üretken olduğunu düşünüyorum. Fakat salt akademik eğitimin, kişinin yeteneklerine özgürlük ve yeterlilik sağlamadığı ortada. Sanat, spor, hatta müzik gibi hobi alanları ( okulların imkan durumuna göre değişiklik gösterir.) yetersiz kalabiliyor. İşin garibi ülkemizde siyasi, magazinsel havadisler aylarca tartışılmaya layık görülürken bu durumun göz ardı edilmesi, hiçbir güçlük yokmuş gibi sadece adı yeni olan sistemlerle değiş tokuş halini alması yineliyorum ki, geleceğimizi düşünen herkesin keyfi olarak düşünebileceği ve değerlendirebileceği husus değildir.

Eğer donanımlı, potansiyeli olan bireyler yetiştirmek istiyorsanız; eğitim unsurlarının da bu değerlere kavuşacak faaliyetlere ihtiyacı vardır.

Bizler bırakın ışık olmayı böyle bir sistem içinde gölgemizi bile kaybediyoruz . Bu suçlu -suçsuz, haklı-haksız davası değil, bu hak ettiğimizi düşündüğüm şeyi sorgulama meselesidir.

]]>
Thu, 09 Jun 2022 02:16:00 +0300 Anemophea
Bu da Benim Cvim https://edebiyatblog.com/bu-da-benim-cvim https://edebiyatblog.com/bu-da-benim-cvim Adım: Yalnızlık 

Soyadım: Sessizlik 

Yaşım: Ne yirmilik, ne altmışlık 

Cinsiyetim: Bilinmezlik ( Ne kadın gibi duygusal, ne de erkek gibi güçlü) 

Doğum Yerim: Bulutların Üstü 

Doğum Tarihim: Senenin herhangi bir günü. 

Kilom: Çöp gibi bir şeyim fikrimce 

Yabancı Dilim: Hızlı konuştuğum zaman kimse bir şey anlamıyor. 

Mesleğim: Profosyonel ev hanımlığı 

Ehliyetim: Uçmak ( Yere inerken hala zorlanıyorum) 

Medeni Durum: Ben de medeni bir insanım 

Öğrenim Durumum: Hayat okulundan son sınıf terk 

Hayallerim ve kırıklıklarım: Hayalim, hayat okulundan mezun olmaktı. Kırıklıklarım, o kadar çok ki hangisini söylesem.. 

Alışkanlıklarım: Susmak ve şiir yazmak 

Saç Rengim: Toz Pembesi 

Sevdiğim Renk: Gökyüzü Mavisi 

Kariyer Hedefim: Ne iş olsa yaparım da genel müdürlüğü 

En Son Aldığım Maaş: Dişimin kavuğuna bile yetmeyecek kadar. 

Uzmanlık Alanım: Bakkala gidip ekmek almak 

Üyesi Olduğum Dernek: Çekirdek Çitleyenler Derneği 

Katıldığım Seminer: Seminer mi? O da neymiş? :) 

Önceki İşim: Faturaları son ödeme tarihinde yatırmak. 

Hobilerim: Kitap okumak ve televizyona bakmak. 

Fobim : Bir arkadaş bulmak 

Adresim: Deniz altında bir kulubecik. 

Boş vakitlerimde 

İçime kapanırım,

Müziği sonuna kadar açarım,

Bazen çabuk sıkılırım,

Bazen de bütün gün kalırım. 

******

Özgürlüğü tanırım,

Ama hiç yaşamadım.

Başkalarında görür bilirim 

Ve bununla yetinirim.

***

Bazen gözlerim kamera olur,

Hayatı çekerim.

Bir an çektiklerimi 

Gözlerimi kapatır izlerim. 

*******

Bu da benim cvim,

Birinden esinlendim,

İnşallah beğenilir,

Bunu umut ederim. 

 

 

 

 

 

 

]]>
Wed, 08 Jun 2022 16:44:52 +0300 Selin Sabcıoğlu
EN BÜYÜK MİRAS https://edebiyatblog.com/en-buyuk-miras https://edebiyatblog.com/en-buyuk-miras
her insan bir ağaçtır. bir tohumdan başlar hayatı. günbe gün büyür tıpkı çocuklar gibi , ilgiye şefkate ihtiyacı vardır. ta ki kocaman bir ağaç olana kadar. cansuyu verilir toprağına. gözlerimizin önünde filizlenir.
koruyup kollamak gelir içimizden. hafif bir esse eğilir incecik fidan.
zayıftır dalları , kovalarız kuşları taşıyamaz yuvalarını diye.
yıllar geçer, güçlenir artık daha dayanaklıdır. çiçek açar her bahar. ilk adımlarını atan bebeklerin etrafında nasıl ki toplarsan eşyaları zarar görmesin diye öyledir ayrık otları. özen gösteririz, övünürüz çocuklarımızın
başarılarıyla nasıl gururlanırsak. kışın yapraklarını dökünce telaşlanırız ya üşürse diye. oysa ki çoktan öğrenmiştir. yeniden hayata hazırlanıyordur.
hatıralarını unutmayız hiçbir vakit. her anı hep aklımızdadır.
gözümüzden sakındığımız çocuklarımız gibi bakalım doğaya. en büyük
ve en değerli mirastır bu dünyaya.
bir ailenin çocuğundan ayrılması gibi , bir ağacında doğayla vedalaşacağı elbet gelecektir. yaşlanmış ayakta duramayacak hali kalmadığında doğadan almalıyız. yeni bir bekleyiş , yeni bir doğa için tohumlar atmalı
fidanlar ekmeliyiz.
defter , kalem , eşya olurken fidanlar yeni neslin arkadaşı , yoldaşı olmalıdır. bu tamamen bizim elimizde öğretmemiz ve sürekli aklımızda tutmamız gerekir.
]]>
Tue, 07 Jun 2022 13:50:50 +0300 sena sabcıoğlu
Paramparça https://edebiyatblog.com/paramparca https://edebiyatblog.com/paramparca Her güzel şey bir gün bitecektir, bitmesi veyahut bitmemesi bir nevi de sizin elinizdedir, karşıdaki insanın bir kalbi olduğunu ve illa ki paramparça olabileceğini aklınızdan asla ve kata çıkarmayın. Bir gün mutlu iken sizi bir çok kez ağlatan ve size cehennemin ta kendisini yaşatan bir insanla ne kadar süre birlikte kalabilirsiniz? Bir ay? İki gün?  Yarım saat? Hangisi? Seven gitmez diye bir kanun yokturdur... seven gitmek istemez doğru ama karşı taraf onu hırpalıyorsa, canını yakıyorsa, kalbini kırıp anlamıyorsa  dahi... gider bir kadın. Kalbi her ne kadar orada kalsa da gider... bir ilişki, sevgi ve emek üzerine büyür. Karşı taraftan bir ilgi sevgi yoksa zaten boşa uğraşmalar vardır. Diyeceğim o ki: sizi seven insan yapmaz bunları, sizin kalbinizi kırdıysa kalbinin derinliklerinde hisseder, gerekirse özür diler... 

]]>
Sun, 05 Jun 2022 19:22:00 +0300 Medine Herzem
GÜVEN DUYMAK https://edebiyatblog.com/guven-duymak https://edebiyatblog.com/guven-duymak              

              GÜVEN DUYMAN

             İnsanlar doğduğunda güven duygusuyla mı, İç güdüsüyle mi, dünyaya gelir? En azından, annesinin göğsünde süt emzirirken,  güven hisseden bebek masumiyetinde, güven duyabildiğimiz kaç insan var hayatımızda. Çığlıklarımıza ses olacak, koşulsuz kucak açacak, gözlerimizdeki sessiz acıyı duyumsayacak kadar kalbine alan, bizim aldığımız kaç insan var hayatımızda. Her güven duygusu hissettiğimz insanın; sırtını dönüp gidişiyle dibe vurduğumuz olaylar zincirini birbirine eklersek hizandan, Van'a kadar kaç kilometre yol kat ederiz kim bilir? Gel görki hiç ummadığın insanlar değilmidir? Bunlar. En yakının en candan olmasıdır belkide canını bu kadar yakan.

             Ben kendime güvenmezken, biri çıkıpta ben sana güveniyorum demeside aynı acıyı hissettirir insana. Bana hissettirdi açık söylemek gerekirse ummadığım bir yerden gelince şaşkınlık ve acı, karmaşik duygular hissetmemi sağladı. Bu dünyada hiç bir zaman güvenmediğim, güvenmiyeceğim bir insanın çünki sana güveniyorum demesi, çok can yakıcı bunu anladım. Güvenilmez bir insan kayıtsız şartsız başka bir insana güvenebiliyor, bu çok saçma değilmi? Ya...Bunu açıklamak ağır bir sorumluluk getiriyor, yıkıyor insanın üzerine, enkazın altında bırakıyor. Hayır ben böyle bir sorumluluğu alamam imkansız, istemiyorum , üstelik zerre kadar güvenmediğim bir insanın bana güvenmesi, inanması belkide sevmesi. Bu haksızlık. Sırtımı dönüp gitmeme mani olamaz, buda onun oyunlarından biri olmalı. Sahteliklerle dolu yaşamında böylesi temiz duygular anca onu ayakta tutacak doneler olabilir.

            Kendinden özümseyip çıkaracağı iyiye dair kırıntılar olmayınca, kendini yaşatmanın yaşamını sürüngen formunda sürdürmenin yollarından biride böyle davranmak.Güven duyduğunu sevdiğini söyleyerek zaman kazanmak ve bu şekilde onun bedeninde,  hayatında hakkı olmadığı şekilde bir parazit gibi tutunup tüketmek. Onu  yaşamını bitirirken beslenmek, bile isteye hayatını tüketen bir varlığı kim ister.Hiç ama hiç kimse istemez....

]]>
Sun, 05 Jun 2022 10:41:36 +0300 perihan Dosgül
Mutluluk için https://edebiyatblog.com/mutluluk-icin https://edebiyatblog.com/mutluluk-icin "Şu dünyadaki en mutlu kişi mutluluk verendir
Şu dünyadaki sevilen kişi sevmeyi bilendir
Şu dünyadaki en güçlü kişi güçlükten gelendir
Şu dünyadaki en bilgin kişi kendini bilendir..."
Şenay Yüzbaşıoğlu
Yıllardır dinlerdim bu şarkıyı, ama bugun duydum sözlerin ne anlatmak istediğini. Bazen bilemek yetmiyor anlamak için.
Kişisel gelişim kitaplarının yüzlerce sayfada anlatmak istediğini, şarkı 4 satırda anlatmış. 
Çağımızın hastalığı mutlu  olamamaktadır. Yaptığımız işlerden zevk alamamak, herşeye sahip olsakta içimizdeki boşluğu dolduramamak. Sahi ne ile dolacak, nasıl mutlu olacağız diyenler için bu dörtlüğü tekrar okumalarını isteyebilirim. Vermeden, paylaşmadan ve kendini bilmeden mutluluk kapını çalmıyor, çalar gibi yapıyor ama kalıp kaçıyor çocuk misali.
Eksik buraktığımız tarafımızı bize bugün bu şarkı hatırlattı, bugün ne alsam, ne yesem, ne giysemden önce, kimleri mutlu edebilirim, kimin için ne yapabilirim, ben ne yaparsam mutlu olacağımı bilirim. Gelin, biraz da bu soruların cevabını arayalım.

]]>
Sat, 04 Jun 2022 08:48:12 +0300 Tuba KAYA
SANA SEN LAZIMSIN https://edebiyatblog.com/sana-sen-lazimsin https://edebiyatblog.com/sana-sen-lazimsin Kaç yaşında olursanız olun 7, 12, 15, 18, 24... Eğer içiniz hala çocuksa büyüyememişsinizdir. İnsanı yaşı değil, yaşadıkları büyütür. Ve bu dünyada yaşadıklarınla değil yaşattıklarınla anılırsınız.

Ben 20 yaşındayım ve hissettiğim yaş daha büyük. Çok şey yaşadım diyemem ama yeteri kadar şeyler yaşadım 4 sene de ve inan ki bazı şeyler yetti büyümeme. Bu en basit küçük olay bile olabilir ama en çok insanı yaralayan, büyüten çok sevdikleridir.
Şimdi diyeceksiniz ki nedir bu büyüme meselesi… Sonra diyeceğim ki bazı acıların hükmü verilmezmiş. 

Eğer içiniz de bir yerler de saklı yaralarınız, anılarınız ya da aşamadığınız meseleler varsa onlarla dalga geçin çünkü zamanla şu an acıttığı kadar acıtmıyor olacak, bunu sizde fark edeceksiniz.


Demiş ki Miraç Çağrı AKTAŞ
"Sana en çok sen lazımsın."


İşte bu yüzden kendinize iyi bakın ve sadece kendinizi düşünün sizi sizden başka düşünen, seven, değer veren olmaz.
Şimdilik hoşça kalın ya da sadece
Hoş kalın...

]]>
Thu, 02 Jun 2022 01:30:39 +0300 lâlzü
Aşk Acısı Yemek yedirtmez, Yemek Yaptırır... https://edebiyatblog.com/ask-acisi-yemek-yedirtmez-yemek-yaptirir https://edebiyatblog.com/ask-acisi-yemek-yedirtmez-yemek-yaptirir Size değer veren birini nаsıl üzebiliyorsunuz? Hem biri size değer veriyor, siz onu hаyаl kırıklığınа uğrаtıyorsunuz. Nedir bu sаflık!

Değer verdiğin birinin iyi olmаsını istemek ve onun için çаbаlаmаk kаdаr güzel bir duygu yoktur. İşe yаrаdığını görmek ise pаhа biçilemez.

]]>
Wed, 01 Jun 2022 15:16:35 +0300 Rüya gibi
Mecburiyet https://edebiyatblog.com/mecburiyet https://edebiyatblog.com/mecburiyet Zorunda olmak ve mecbur bırakılmak...

Mastar ekli fiillerin belki de en yorucuları bu ikili.İnsanların istek ve arzularını hiçe sayan, kimi zaman kişisel hayata yapılan saygısızlıktır bunlar.Yapılan işe aşılanan zehirdir.Yapılacak işi berbat etmesiyle beraber psikolojik şiddete kadar gider.Peki farkları? Zorunda olduklarımız bana kalırsa kendi hayatımızı kurtarmamızın istemediğimiz yollarıdır.Sabah okula uyanmak zorunda ama uykusu tatlı gelen öğrenci misali.Ya mecbur bırakılmak? Elimizi kolumuzu bağlayan kelimedir mecburiyet.Yapmalısın, bundan kaçışın yok...Peki sonuç? Koca bir sıfır.Gönülsüz yapılan işten gelen meyve çürüktür.O meyve sadece kendini değil çevresinide zehirler.Kurulan psikolojik baskı ise meyvenin ağacını kökünden söker.Mecburiyetlerinizin sizi çürütmemesi dileğiyle...

]]>
Tue, 31 May 2022 17:55:10 +0300 Zehra GÖKNAR
Labirent https://edebiyatblog.com/labirent https://edebiyatblog.com/labirent  Kim bilir kaç kez geçtim aynı yerden, kim bilir kaç kez döndüm o köşeden, ilerlediğimi zannettiğim adımlarım, hep yerinde saymış aslında bunu, bilmen kaçıncı kez geçişimde farkettim. Nasıl mı? Bir önceki geçişimde duygularımı dışarıya akıtan göz yaşlarım ile sulamışım yolları her damla göz yaşim iz yapmış yollarıma, göz yaşım pusulam oldu bu yolculukta aynı yerden tekrar geçtiğimi gösteren pusulam, geçmişteki acılarım gelecekteki pusulam oldu.

 

Ve mutlu son acıların altında ezilmek yerine acıların üstünden geçmeyi öğrendim...

]]>
Tue, 31 May 2022 11:27:52 +0300 Tuba KAYA
Bakmak ve görmek arasındaki fark https://edebiyatblog.com/bakmak-ve-gormek-arasindaki-fark https://edebiyatblog.com/bakmak-ve-gormek-arasindaki-fark                                     BAKMAK VE GÖRMEK ARASINDAKİ FARK 

       Herkes aynı şeye bakar fakat herkes aynı şeyi göremez. İnsanların baktıkları aynı

gördükleri ise hep farklıdır. Her neye bakıyor ise insan, bir insana örneğin ;

Kimi insan içindeki güzelliği görür kimi insan dışındaki güzelliği,kimi insan üzerindeki kıyafetini görür  kimi insan ağzından çıkan sözleri cümlelerin ne anlama geldiğini,

Kimisi sadece gördükleri ile yanılır kimisi sadece baktıkları ile...

     Bir çiçeğe bakarsın mesela kimi insan çiçeğin rengini, yapraklarının temaşasını ,

Kimi mesela hangi derde deva olacağını,hangi hastalığa şifa olacağını

Kimisi çiçeğin bile bir var oluş sebebini, insanda hissettirdiklerini...

     Kimi insan böceğe bakarda korkar kaçar, kimi insan böcekten bile bir anlam bulur yaşantısına,

    İyi ve güzel düşünen güzel görür, düşüncelerimiz ile başlar görmenin anlamı

   Gözlerimiz sadece bir aracı düşüncelerimiz ile sekillendiririz baktığımız her ne varsa kainatta...

       Gördüklerimiz ile ya kahrediriz hayata

       Yada şükrederiz yaşanmışlıklara...

 Bakış açısı dediğimiz olay tamda budur. Güzel ve iyiyi gören düşüncelerimiz

 Gözlerimiz ile bakış açılarını bulması dileğiyle...

 

 

 

 

]]>
Mon, 30 May 2022 22:09:37 +0300 nurglceee
Karanlıktan Aydınlığa https://edebiyatblog.com/karanliktan-aydinliga-2733 https://edebiyatblog.com/karanliktan-aydinliga-2733 Bir yerlerde senin için yanan bir mum var.
Gözlerin ne kadar kapalı olsa da mumu hissediyorsun.
İşte o mum, birgün korkularına karşı gözlerini açtığında karanlığına ışık olacak, hatta artık sen de yanacaksın O'nunla birlikte.
Ve O gün 
Aydınlanacaksın...

]]>
Sun, 29 May 2022 23:07:15 +0300 1.ic.ses
Yaralarımızdan Birleşiyoruz https://edebiyatblog.com/yaralarimizdan-birlesiyoruz https://edebiyatblog.com/yaralarimizdan-birlesiyoruz İlham veren şarkı: Lonely - Yael Naim

Puzzle’ın parçaları gibiyiz biz, yaralarımızdan birleşiyoruz. Gerek hayata gerekse hayatımıza aldığımız insanlara. Ortak yönlerimizde olsa bizi birbirimize sımsıkı bağlayan görünmez ipler hep yaralarımız aslında. Çünkü her duyguyu tahmin edebilirsin de acıyı ve sende bıraktığı yarayı tahmin edemezsin. Yalnızca yaşayanlar, onu taşıyanlar bilirler ve bunun etkilerini hayatlarında da gösterirler.

Kendileriyle aynı acıyı, yara izini taşıyan birini gördüklerindeyse onunla diğerleriyle kuramayacakları türden bir bağ kurarlar. O insana daha hassas, daha toleranslı davranırlar. Bilirler çünkü yanlışta yapıyor olsa yaralarından kaynaklıdır. Eksikse bazı şeyler zamanında tamamlayamadığındandır.

Yaralar gariptir. Seni hem güçlü hem de savunmasız kılarlar. Güçlüsündür çünkü o yarayı aldığın zamanlarda sergilediğin tavır ve o yarayı taşımaktan korkmamış, çekinmemiş olman cesaret gerektiren bir şeydir. İnsanlar sana imrenir. “Bunca şeye rağmen nasıl ayakta kalabiliyor acaba?” diye düşünürler.

 Ancak seninle aynı yaraya sahip biriyle karşılaşırsan işler değişir. Çünkü o kişi senin o yarayı nasıl aldığını, hayatında nelerin eksik nelerin sorun olduğunu anlar. Senin canını nasıl yakacağını da yine en iyi o bilir. Kendi canı da aynı yerden yanıyordur, yarası aynı yerden kanıyordur da ondan. Bir nevi hayata karşı en büyük, en gizli sırlarını paylaşırsın. Sırdaşsınızdır tam anlamıyla. Tüm maskelerinden, kılıflarından arınırsın. Savunmasız kalışında bundandır zaten.

İşin özünde sen ve seninle aynı yara izini taşıyan insan ya da insanlarla görünmez sicimlerle birbirinize bağlısınız. İsteseniz de istemeseniz de o bağı koparıp atamazsınız. Sizi birbirinize yakınlaştıran, farklı yaklaşmanıza sebep olan şey de bu iplerdir.

Dediğim gibi; “Puzzle’ın parçaları gibiyiz biz, yaralarımızdan birleşiyoruz.” Yaralarımızdan birleşip tutunuyoruz hayata. Yaralar, yaralarımız güzeller aslında. Bizi biz yapan, diğerlerinden ayıran, benzerlerimizi bulmamızı sağlayan yegane parçalarımız onlar. Zordur ama siz yine de sevin onları. Kanarsa şayet yara bandı da olacak birisi bulunur. Hatta o birisi bizzat seninle aynı yarayı taşıyan olur.

]]>
Sun, 29 May 2022 12:48:16 +0300 Merve Yağmur
İnsan Olmak Zor https://edebiyatblog.com/insan-olmak-zor https://edebiyatblog.com/insan-olmak-zor ... İnsan Olmak Zor  ... 
Hem öğreneceksin hem öğreteceksin. 
Hem sevmeyi hem de sevilmeyi öğreteceksin. 
İyi bir anne, iyi bir baba, iyi bir evlat ve her şeyden daha önce iyi bir insan olmayı öğreteceksin. 
Çok zor gerçekten zor. 
İnsan olmak her İnsan Olmak Zor  ... 
Hem öğreneceksin hem öğreteceksin. 
Hem sevmeyi hem de sevilmeyi öğreteceksin. 
İyi bir anne, iyi bir baba, iyi bir evlat ve her şeyden daha önce iyi bir insan olmayı öğreteceksin. 
Çok zor gerçekten zor. 
İnsan olmak her şeyden daha zor. 
Hem öğreniyoruz hem de öğretiyoruz. 
Bunları yaparken de bir dal, bir sığınak buluyoruz kendimize. 
Tutunduğumuz dal, sığındığımız yer umudumuz oluyor. 
Fakat ihtiyacımız var umuda. 
Bazen de koşuşturmanın içinde kayboluyoruz.
Öğrenme ve öğretme telaşı içinde kayboluyoruz.
Bir boşluğa düşüyoruz sanki. 
Sevginin yerini nefret; iyiliğin yerini kötülük kaplıyor.

Hayalleri, hayal kırıklığı ile dolduruyoruz.
İnsan olmak zor.
Gerçekten zor.
İnsan olmak her şeyden daha zor.

]]>
Sun, 29 May 2022 12:41:39 +0300 Hüsne sürmelioğlu
HAYATINIZA DEĞER KATAN İNSANLARIN KIYMETİNİ BİLİN https://edebiyatblog.com/hayatiniza-deger-katan-insanlarin-kiymetini-bilin https://edebiyatblog.com/hayatiniza-deger-katan-insanlarin-kiymetini-bilin    İnsan doğası, tezatlıklarla örülü , muamması bol bir yaradılış. Bakışı, yargıları, davranışları açısından bakıldığında, parmakizi gibi her insana göre değişen ,  içinde kaosunda düzenide barındıran bir varoluş. Bana normal gelen diğerine anormal yani düalitenin her durumda kendini gösterdiği anlayış farkları. Bunca eş farklılıklar arasında, ortak noktalarda yok değil. Mesela, insanın insana olan durumu. Ortak yaşam alanları, paylaşımlar, birlikteliklerin zorunlu olduğu buluşmalar. Zorunluluğun olmadığı kendi tercihlerinden oluşan planlı birliktelikler. 

   Konu bu planlı birlikteliklerdeki tutumun. Bakış açınla kolaylaştırdıkların yada zorlaştırdıkların. Kıymet bilmediklerin. Yıllarca kahrını çeken, yanında olan ama haksızlık yaparak görmezden geldiğin, inadına haketmeyenlere değer verdiğin adaletsiz tutumların. Aile, arkadaş kişi tanımı şu veya bu çok önemli değil. Önemli olan Sezarın hakkını Sezara vermek. Ama öyle mi? Hayır. Çiğ süt emmiş insanoğlu dostuyla düşmanını hiç ayıramaz yüzyıllardır. İyinin kıymeti olmaz söylemi o kadar yer ederki insan dimağına, hayata geçirmektede zorlanmaz. 

    Bakışından, çehrenden, sözünden seni bilen, tanıyan , hassas davranan insanlar, nedense, hep yanımda düşüncesiyle hiç önemsenmez. Özenli davranılmaz. O orada çakılmış çivi ya. Nasıl olsa hep oradadır. Sen ne yaparsan yap. Bunun rahatlığı seni gevşetir bir süre sonra farketmezsin bile onu. Onun, dörtte sıfır nokta biri kadar haketmeyen insanlara harcarsın zamanınıda, sevginide.   Gün olur görmediğin dost uzaklaşır. Başın sıkışırda ararsın ya onu. Biten bitmiş, giden gitmiştir. O zaman dank eder kafan. Affedilirsin çünkü karşındakinin sevgisi tamdır. İşte sen bunun egosuyla hep aynı şeyleri yapar durursun. Bir, iki, üç derken karşındakide yılar tavrından, o da seni bırakır o çok kıçını yırtığın yaban ellere. Zamanında hiç anlamamıştın ama , yürekten gitti mi  insan gerisi boş. Bu sebeple olması gerektiği anda bil gerçek dostun kıymetini. Çünkü kayıtsız şartsız  olduğun gibi seven , yanında doğal kalabildiğin insanlara kolay rastlanmıyor.  

]]>
Sat, 28 May 2022 22:11:16 +0300 Gülbeyaz Gürsoy
HİÇLİĞİN İÇİNDE KAYBOLMAK https://edebiyatblog.com/hicligin-icinde-kaybolmak https://edebiyatblog.com/hicligin-icinde-kaybolmak Öyle bir anlar var ki, bazen kaçıp gitmek bazen orada kalmak istiyorum. Mutlu olduğumdan değil ha daha fazla yıpranmamak için orada kalmak istiyorum. Bir adım daha gidersem daha fazla zarar görmek istemediğimden orada kalmak istiyorum. Kaçarsam ileride tekrar karşıma çıkacağını bildiğim için yüzleşmeye cesaretim olmadığı için kalmak istiyorum. Aslında cesaretten de değil gücümün olmayışından bu hallerim. Söylenen sözlerin ağırlığından, yapılan şeylerin haksızlığından. Çabalayamıyorum artık eskisi gibi çünkü buna değmeyecek çok şey var. Belki çabalamak kendime yararlı olacak ama bunun için bile hareket etmeye gücüm yok. Öyle bir hiçlik içindeyim ki ne yapsam zararmış gibi geliyor.

Ve sanırım insan bu noktada kendini kaybediyor. Bazen çabalamak istiyorum ama gerçekten çabalamak sonra ufacık bir şey oluyor. Birisi bir şey söylüyor, bakıyor ya da öylece duruyor ve ben vazgeçiyorum. Kaçmak da diyebiliriz buna fiziksel olarak aynı yerdeyim ama ruhum kaçıyor. Söyleyeceğim sözler, beynimin içinde fır fır dönen fikirler kaçıyor. Benliğimden kaçıyorum. Mutluluğu istiyorum bana zarar vermesine rağmen istiyorum. Kaçmadan, saklanmadan ve zarar görmeden sadece mutlu olmak. Cesaretimi toplayıp mutlu olmak. Hiçbir şey olmak istemiyorum. Hayatımın boş yere yaşanıp bitmesini bekleyemiyorum hareket etmeliyim ama ben sadece duruyorum.

Bazen içimde kayboluyorum, sanki bir boşluktaymış gibi düşüncelerin içinde oradan oraya savruluyorum. O boşluktan nasıl çıkacağıma dair bir yol bulamıyorum. Düşünceler zihnimde labirent çizer gibi dolaşıyor, birbirini kovalıyor ama ben yerimde sayıyorum yine de bir adım öteye gidemiyorum. Sadece bir adım atıp yürümem gerek belki de ve yürünecek o yol içimde biliyorum. Bir adım atsam aydınlığa uzanacağım hissediyorum. Sonra farkediyorum bir adım atmaya bile dermanım yok, yolu kaybettim bulamıyorum.

]]>
Thu, 26 May 2022 23:57:56 +0300 lâlzü
... Nasıl? https://edebiyatblog.com/nasil-2679 https://edebiyatblog.com/nasil-2679 Ruhen sıkışmış hissettiğiniz anlar kendinizi değiştirmek, kendinizi keşfetmek için birer fırsattır. Tek yapman gereken şikayeti bırakıp yapmak istediklerine odaklanman.

Olumsuz duyguların içerisinde evet birşeyler yapmak çok zor haklısın ama yapmadığın zaman daha zoru ile yüzleşmek zorunda kalacaksın.
Olumsuz düşünceler bir bataklık gibidir. Kurtulmak için çırpındıkça daha çok batabilirsin.

Bataklık içinde; kendine odaklamak, zihnini susturmak, düştüğün için çırpınmak değil, kurtulmak için çalışmak seni o bataklıktan kurtarabilir.

Çırpınmak ve çabalamanın farkı nedir?

Çırpınmak, hep kendinden başlayarak herşeyi suçlamak, kızmak, şikayet etmek.

Çabalamak ise kabule geçip evet ben şu an buradayım peki ne yaparsam çıkabilirim diyerek hedeflerine odaklanmak.
Tercih senin! Hayat sana her zaman fırsatlar sunar. Değerlendirmek ise senin elinde. 

Nedenlerin değil, nasılların peşinden git.

Zor zamanların içinde keşfedilmeyi bekleyen anları yakalayabilirsin.

]]>
Thu, 26 May 2022 06:14:46 +0300 Tuba KAYA
Yıldız gibi kayıp gidecek https://edebiyatblog.com/yildiz-gibi-kayip-gidecek https://edebiyatblog.com/yildiz-gibi-kayip-gidecek Bir varmış bir yokmuş diyerekten başlar masallar, benim masalım bir doğmuş, bir ölmüş diye başlamış... hayatta hep gülen bizler, içimizdekileri öylesine saklıyoruz ki; kimse duymasın, görmesin, hissetmesin diye her defasında etrafa gülücükler saçıyoruz. Yaptığımız bu roller bizi yordu, sadece bizi değil karşı tarafı da aynı şekilde yordu. Bir zaman sonra da patladık artık ve karşımızdaki kişi o an anladı, tanıdığı o kişi olmadığımızı. Öfke halinde söylenen sözler, bakışlar gerçekmiş... bir bakışla korkar ve bir bakışla da hayat bulabilir mi insan? Suskunluk bir işe yaramadı şimdi konuşma sırası sizde diyemem ama kalp kırmayın, sessizliğinizle gurur duyun. Kalp kırınca veya karşıdaki insanı üzünce elinize bir şey geçmeyecek tam tersine bir insan daha sizden uzaklaşacak,  bir insan daha yıldız gibi hayatınızdan kayıp gidecek...

]]>
Wed, 25 May 2022 20:00:28 +0300 Medine Herzem
Mucize Avcılığı https://edebiyatblog.com/mucize-avciligi https://edebiyatblog.com/mucize-avciligi İlham veren şarkı: Open Fields- Faelt

Mucize, ne garip bir olay değil mi? Elde edemeyeceğimize inandığımız ama ona rağmen hala umutla beklediğimiz. Hem olsun istediğimiz hem de olursa hayatın geri kalanının o an kadar kıymetli olmayacağından endişe ettiğimiz. Gelip yıkacaksa düzeni, bir anda bizi göklere çıkarıp ardından atacaksa uçurumlardan, neden istiyoruz ki gelmesini? Bence yanlış anlamlandırıyoruz ve bana kızmayın ama fazla büyütüyoruz gözümüzde mucizeyi.

Yaşamın kendisi mucizeyken neden ısrarla göz ardı ediyoruz? Çünkü elde etmesi imkansız değil. Aslında bu dünyaya gelişimiz belki de elde ettiğimiz en büyük şans hayatta ama bunu göremiyoruz. Bu bedenin içine özenle yerleştirilmiş olan ruhlarımız bir mucize. Ruhumuzun bedenimizle bütün olarak hareket etmesi, ruhumuzun bir eşinin olması, evrenin sonsuzluğu, aynı sonsuzluğun zihnimizde de olması ve daha birçok şey mucize aslında. Elimizde olması onları mucize olmaktan çıkarmaz ki, sadece elde edilmiş kılar o kadar.

Mucizeler vardır ve aslında şanslıyız ki bir kısmına sahip olarak dünyaya gelmişiz. Hatta dünyaya gelmemiz bile mucize. O da ayrı bir paradoks zaten ya, neyse. Neden diğer mucize olarak saydığımız şeylerde gerçek olmasın peki? Buna engel olan nedir? Bence zihnimizdir. Çevremiz, maddiyat, maneviyat… Biliyor musunuz hepsini değiştirebilmek mümkün aslında. Zor demiyorum ama mümkün diyorum. Sadece cesaret edemiyoruz belki de sandığımız kadar inanmıyoruz mucizelere.

Mucizelere yalnızca inanmayın zaten. Mucizeleri kovalayın. Kovaladıkça bulma olasılığınız artar ve o olasılık arttıkça yaşama olan tutkunuzda artacaktır. Hele bir de sonunda o mucize gerçekleşirse artık sizi tutabilecek hiçbir şey yoktur.

Bir paradoks daha vardır tabii. O da mucizelerin diğer mucizelere ev sahipliği yapması. Mucizelerin yeni mucizelere gebe olması. Yani aslında bir tanesini yakalarsanız diğerlerine de sahip olmaya adaysınızdır.

O halde mucize avcılığına ne zaman başlıyoruz?

]]>
Wed, 25 May 2022 11:32:03 +0300 Merve Yağmur
Kendini Bul https://edebiyatblog.com/kendini-bul-2660 https://edebiyatblog.com/kendini-bul-2660 Ben olabilmek ne kadar zor bir işlev günümüz şartlarında. İnsanın kendini tanımadan yeni insanları tanıması zaten apayrı bir konu. Mesela oturup sorguladık mı hiç ; Ben neyim? Nasıl biriyim? Neredeyim? Nerede olmam gerekiyor? Bir de bu yönden bakabilsek çok güzel olacak bu dünya. Ama maalesef bu işlevi gerçekleştiremiyoruz. Hepimiz tartışmaya açık bırakmışız çayın altını. Doğru ya insan kendisini tanıması için önce kendi olmayanı tanımalı ki kendini tanıyabilsin. Kendi yaşantımıza sahte parantezler açmışız, gerçekleri yazmaktan kaçınmışız hep. Uzayın dışında aramışız kendimizi dibimize bakmadan hep ötelerde aramışız. Oysa ki insan kendini kendinde bulur. Ahlaksız bir kargaşa ortasında kayboluyoruz. Kendimizi bir köşede bir sineye çekmek şart çoğu zaman. Bu ne cüret diyecek sadakatin şeytanı. Yaprak Ekim'den kurtulamıyor işte , illaki işitilecek  olumsuz insani notaları. Başladığımız yerde olmamak için de en sonunda yeniden kalkacağız. Yeniden yeniden derken yenileyeceğiz kendimizi. Bir gök gürültüsünde, bir yağmur damlasında, bir çiçek kokusunda, bir doğa gezintisinde bulunacağız kendimizi. Kendimizi bulduğumuzda daha bir mütevazi, daha bir tatlı dilli, daha bir düşünceli olacağız yaşama karşı. Konuştuğumuzun iki nesli dinlesek daha kolaylaşır bu arayışı bulmak. Bulmaktan öte duruyoruz çoğu zaman o bizi bulsun ben neden yorulayım ki diyoruz. Ah bir alabilsek şu sessizlikle kendimizi dinlemenin tadını, gönülde olmaz ki karşılıkla kargaşada. Önemli olan bütün sesleri değil de bir tek kendi sesimizi duyabilmek. Şu bunu neden yapmış? Bu olay neden böyle olmuş? Onda neden öyle bir malzeme kullanmış? Benim takımım neden ötekinden eksik kalmış? O niye o lafın altında kalmış?... Bunları sorana kadar kendimize ; Ben nerede nasıl oldum koptum da zihniyetimi bunlarla doldurdum? diye sormak, en azından soruya ihanet olmaz. Sorunun bile sorulabilmesi için hakkını verebilmemiz lazım bazen. Ömrüm geri kalanını Türk'ün ana vatanı bu güzel ülkeyi cennetten bir köşe yapabilmek adına ; bir kitabın sayfasına, bir gitarın teline, bir bilginin yerine, melodinin bir notasına kapılıp gidelim. Dere yatağında suya kapılan bir taş parçası gibi sonrası meçhul. Ya kendimizi denizde buluruz ya da okyanusta ya da  bulunduğumuz yerden daha kötü bir konumda... Ama o çabanın, o emeğin yorgunluğu bile çok güzeldir. En fazla bahanesiyle rahat bir uyku çekeriz başka ne olabilir ki. Çabalamak bir yerden başlamak ne kadar batırabilir ki bizi. Battığımız yerde uyuduğumuzda gördüğümüz rüyada belki kendimiz çıkagelir karşımıza. Güzel olan her şeyin yolu zordur. Zıtlıklar beraberliği doğurur. önce kendinin zıttı olur  insan sonra kendisi olur.

]]>
Tue, 24 May 2022 20:20:55 +0300 Elif Can
HAYATINDAKİ HERKESİN KALMASI GEREKMİYOR https://edebiyatblog.com/hayatindaki-herkesin-kalmasi-gerekmiyor https://edebiyatblog.com/hayatindaki-herkesin-kalmasi-gerekmiyor HAYATINDAKİ HERKESİN KALMASI GEREKMİYOR

Bazı anlarda; acınızın, bedeninize dahi hükmedemediği kadar ağırlaştığını farkedersiniz. Bu acı, sizi olduğunuz yerden kımıldatmaz. Bir adım ilerisi zindan, gerisi koca bir okyanus. Tüm hayalleriniz, uğruna nice savaşlar verdiğiniz her şey; bir eylemle, bir cümleyle sonsuzluğun uçsuz bucaksız köşesine doğru yol alır ve siz olduğunuz yerde çivilenmişçesine kalakalırsınız. Gözyaşlarınız sel olup taşsa da bir faydası olmaz artık. Acımasızca akıp giden zaman sizi buna alıştırır. Haftalar, günler, saatler geçer; ve o acı yeniden içinizdeki alevi korlandırır. Aynı tiyatroyu, aynı koltukta, aynı acıyla yeniden izlersiniz. Ama arada tek bir farkla... Artık bir ağlama krizinden sonra, kendinize sarılıp saçlarınızı okşayacak kadar güçlenmişsinizdir. Hayat aslında tekerrürden ibarettir gerçekten de. Belki de yeni gün diye bir olgu yoktur. Her gün, bir öncekinin baştan çevrilmiş hâlidir. Bizler de, sonsuz bir döngünün sıkışmışlığında mücadele veriyoruz.

Benim adım Dilan Efsa Kandemir. Bugün bu satırlarda sizlerle, kendi hayat mücadelemde çok sıkıştığımı hissettiğim bir durumdan bahsetmek istiyorum.

Farkediyorum ki, benim kalbimin derinliklerinde bir kış gecesi saklı. O buzlu havanın titrekliğine rağmen, karlı yollardan yalınayak dans ederek geçtim. Ellerim bedenimden daha çok üşüyordu. Parmak uçlarımın rengi giderek morun en koyu tonuna dönüşüyordu. Şayet bu yolun en başında yalnızlığa terk edilmemiş olsaydım, şuan kendi kendimi sararak ısıtmak zorunda kalmazdım. Bu çaresizlik okyanusunda bir hiç uğruna kulaç atmaya mecbur bırakılışımı affedemiyorum.

Bir hayli yorgun olduğum bir dönemin ortasından geçiyordum. Onsuzluğu aklıma bile getiremeyecek kadar çok sevdiğim biri girmişti hayatıma. Kimselere layık göremediğim sevgimi, senelerce kalbimde saklamıştım. Ta ki o özel insanla yollarımız kesişene kadar... Geçmişinde kaybolmuş beni, yeniden yaşamanın güzelliğine inandırdığı için farklı bir gözle bakmıştım ona.

Onunla yollarımızı birbirine denk düşüren tesadüflere minnet duydum her zaman. Yüreğimi ele geçirdiğini ilk hissettiğimde tarifsiz bir karmaşaya teslim olmuştum. Çünkü ben sevmeyi bilmiyordum. Sevgisizliğin acısını çocuk yaşımda ruhuma kazıdılar. Uzak şehirlerde, hattâ bambaşka ülkelerde yaşamanın hayalini kurduk birlikte. Bana huzurla bakan gözlerinden, hislerimi ele geçiren bir akım vardı sanki. Ellerini ilk tuttuğumda kendimi evimdeymiş gibi görüyordum. Yolumuza saçılan kayaları; ne pahasına olursa olsun birlikte iteleyeceğimize söz vermiştik birbirimize yıldızların altında.

Velhasıl, sonra hiç beklemediğim bir ağustos ayının pazartesi gecesinde bir telefonla yıktı geçti aklımdakileri. Söylediği sözcükleri bin yıl geçse de unutamazdım. İnsan; sevdiği kalbin açtığı savaşta vurulunca, dizlerinde derman kalmıyormuş meğerse. O gün telefonda, aslında bana hiç aşık olmadığını söyledi. Çok denemiş aşık olmayı, ama sevmekten öteye geçememiş. Daha önce böyle bir sızıyla sınanmamıştım. Hissettiklerime cümle kuramadığımda, kendimden de sokaklarca kaçtım. Onun bu beyazdan griye çalan hâlleri, beni bana üzerek kırdırıyor.

O günden sonra, saf sevgiye olan inancım yerle bir oldu. Bir insanla öylesine güzel hayaller kurulmaması gerektiğine inandım. Çünkü herkes birgün mutlaka giderdi, ve her giden mutlaka geri dönmezdi.

Böyle bir tecrübe oldu bu yaşadığım sallantı gelecek yıllarıma. Her gece sayısız güneşler batırdı bu dert bana. Bir daha asla gün doğmayacakmışcasına pes etmiştim. Ama bir gerçeği de canım yana yana öğrendim. Hayatımızdaki herkesin kalması gerekmiyormuş. 

]]>
Tue, 24 May 2022 15:04:29 +0300 Dilan Efsa Kandemir
Günlüğüm ve ben : Kirpilerden hayat dersleri https://edebiyatblog.com/gunlugum-ve-ben-kirpilerden-hayat-dersleri https://edebiyatblog.com/gunlugum-ve-ben-kirpilerden-hayat-dersleri 22 olmadan anladım, başarıyorum. Öğrendim ki sürekli güneş, kuraklık getirirmiş. Yağmur yağmazsa tohumlar yeşermez ama fazla yağmurdan da çürüyebilirlermiş. Kasırgalar olmazsa tohumlar dans edercesine uçamazmış yeni topraklara...

Çok sevdiğim bir şiir geldi aklıma bunun üzerine...

'' Kirpi gibisin çocuk

Her tarafın diken

Kim elini uzatsa

Delik deşik

Üstelik sen de kan içindesin '' 

Kulağa çok çaresizce geliyor biliyorum, dizeler arasında insanın yüreğine cam kırıkları gibi batan bir şeyler var. Ama bugün ağlayarak şiir saklama günü değil günlük... Kirpilerle ilgili bir şey öğrendim bugün. Kirpiler, vücut ısılarını ancak birbirlerine yaklaşarak paylaşabilir ve o küçük bedenlerini böyle canlı tutar, hayatlarını da bu ısıyla sürdürebilirlermiş. Dikenler mi ? Bu hikayenin en güzel ve anlamlı kısmı... Dikenler, aralarındaki mesafeye bağlı olarak zararlı olurmuş. Öyle bir ayarlarmışlar ki mesafelerini ne soğuktan ölür ne de birbirlerini kanatırlarmış. İşte mutlu hayatın sırrı bu, tam da böyle yaşamalıyız ! İnsanlarla beraber ama dipdibe değil, böylece kimse kanatamaz bizi. 

]]>
Tue, 24 May 2022 14:14:44 +0300 Nur Bersun
İnsan ve Vicdan https://edebiyatblog.com/insan-ve-vicdan https://edebiyatblog.com/insan-ve-vicdan İnsan olarak doğmak herkese nasip olsa da insan olarak ölmek herkese nasip olmuyor. Huzurlu 

İnsan olmak ile vicdanlı olmak arasında doğru orantı vardır. Ne kadar vicdanlı olursa insanoğlu o kadar da insan olur. Vicdanın da yardımcı hisleri vardır; merhamet, sevgi, minnet, vefa, izzet, sadakat gibi… Bu yardımcı dediğimiz hisler ne kadar yoğun olursa vicdanın sesi de o kadar yankılı olur ve haddi zatında insanı yanlış şeyler yapmaktan alıkoyar.

Osmanlı’da kasaplara yılın belli ayında kanunen zorunlu olarak bahçıvanlık yaptırılırmış. Kasapların hemen hemen her gün hayvan kesersek elde ettiği saldırganlık hissinin kaybolmasını ve merhamet hissini tekrar kazanmasını sağlamak için bu şekilde bir uygulama yapılıyormuş.

Her insanın fıtratında olan vicdana takılı olan mezkur hisleri uyandırmak bizim elimizde aslında. Bir bitki veya hayvan besleyerek merhamet duygumuzun artmasına sebep olabiliriz. Bizden durumu daha kötü olan insanlara yardım ederek, sevgi, vefa, gibi güzel duyguların içimizde yeşermesini ve hatta yoğunlaşmasını sağlayabiliriz. Velhasıl insan olmak, olmaya çalışmak, insan kalmak, yine insanın kendi elinde.

İnsan kötülük yaptıkça içindeki tüm güzel duyguları da yavaş yavaş çürütür ve bir zaman sonra vicdanın da sesi kesilir çünkü vicdana yardımcı tüm hisler de ölmüştür. İnsanı insan yapan değerler öldüğü için aslında insanın kendisi ölmüştür de diyebiliriz. Üstelik katili yine kendisi olmuştur.

]]>
Tue, 24 May 2022 13:23:48 +0300 Nazım Köyce
EKSİK https://edebiyatblog.com/eksik https://edebiyatblog.com/eksik Ben bir şeylere inanmaktan çok birilerine, birine güvendim, inandım bu hayatta. Siz en çok kime inandınız? Ben ailemden birine güvendim. Koşulsuz şartsız, karşılıksız.

 

 Ama bir şey unutmuşum en çok güvendiğinizden darbe yersiniz, en çok güvendiğiniz sizi oyuna getirir, arkanızdan kuyunuzu kazar.

   

Yaşadığımız her şey bize ders olur, deneyim olur, tecrübe olur. İnsan yaşadıkça büyür, yaşlandıkça değil. Bende yaşayarak büyüyenlerdenim. Ve asıl soru, ben kimim?

  

Siz, beni tanıyor musunuz? Ben kimim?

Ben kendimi tanımıyorum, tanımıyorum da değil tanıyamıyorum...

    

Bir kayıp vakası bu benliğimi kaybettim. Sizler hiç benliğinizi kaybettiniz mi ya da hiç kendi içinizde kayboldunuz mu? İşte ben sanırım kayboldum.

Çıkmaza girmek o kadar zor bir şey ki. Ne bir adım ileri, ne bir adım geri gidebiliyor insan. Kaybolmak işte adı üstünde. Ne sağını, ne solunu kestirebiliyorsun. Takılıp kalıyorsun...

Ne için çabalasam hatta çok çabalasam tökezleyip kalıyorum. Çünkü hayat düşürmeye, sen kalkmaya mecbursun.

Hayat karşına ne çıkaracak bilmeden birçok şey yaşıyorsun. İyiliği, kötülüğü bırakmıyor hiçbir zaman peşini. Ama insan zamanla alışıyor kötülüğe gerçekten bakın, bir anda hayatınız alt üst oluyor ve tüm her şeyi sıfırdan başlarken bir sürü kötülük görüyor insan. Zaman her şeyin ilacı derler ya hani eğer zaman ilaçsa fazlası intihara girmez mi? Hadi onları geçtik diyelim ben onca yaşanan şeyleri unutamıyorum. Hadi yine diyelim unuttuk peki ya izleri geçmezse, geçmezse değil geçmiyor. Geçmişin izleri hala var içimde atamıyorum. Tercihim değil, olan bu...

Öyle boş boş oturup bir noktaya daldığımız o an aklımızdan neler geçiyor? Gelecek kaygısı, geçmiş izleri, yeni başlangıçlar, aşk acısı, aile problemleri vs. dimi? Peki ya hiç mutlu olduğunuz tek bir an film şeridi gibi gözünüzün önünden geçti mi? İllaki...

Şimdi desem size gidin o ana ve kalın bir süre orda. Nereye giderdiniz, kim olurdu yanınızda, ne yapıyor olurdunuz? Düşünün ya, düşünün. Hep son ağladığınız anı düşünmektense, son güldüğünüz, doya doya eğlendiğiniz, en çok mutlu olduğunuz o ana gidin ve kalın orda. Derin bir nefes çekin içinize yavaşça verin, kapatın gözlerinizi 10-15 dakika kaybolun bu hayattan, gidin hayallere. Kimin yanında mutluysan git onun yanına, tut ellerinden, sarıl sımsıkı ve de ki ona 'seni seviyorum, iyi ki varsın' ama sevginiz sadece lafta olmasın bunu o sarılmanızla, sesinizdeki güvenle hissettirin...

Sizler bu satırları okuyan canlarım. Ben en çok sizi seviyorum, iyi ki varsınız...

Bir şeylere adım atmak için bir dakika sonrası bile geç olabilir. Üzüleceğim, acı çekeceğim ya da kırılıp, parçalanacağım, darbe alacağım diye düşünmeden, içinden geldiği gibi davranarak ara sevdiğini, yaz sevdiğine. Utanma, çekinme. Sevdiğini haykır o sevmiyorsa onun ayıbı... En azından keşke yapsaydım demezsin neyse iyi ki yaptım dersin. Pişman olma yaptığından, sen pişman olunacak bir şey yapmadın. Sen en güzelini, en özelini yaptın...

Sev, sevil ve vazgeçme...

.

.

]]>
Tue, 24 May 2022 01:09:25 +0300 lâlzü
İnsan... https://edebiyatblog.com/insan-2648 https://edebiyatblog.com/insan-2648      "İnsan unutkandır, unutandır." derdi dedem vakti zamanında ama sadece bunu derdi. Halbuki insan birçok şeydi ancak dedem onca şeyi tek bir kelime de toplardı. Büyüdükçe, hayatı yaşadıkça anlıyorum insanın sadece unutkan olmadığını. Nankördü insan en nihayetinde biraz kinli çokça bencil. İlgiye muhtaç sevgiye açtı insan. Herşeydi ama bir o kadar da bir hiç. Her duygunun her düşüncenin yanında bir 'unuttu' kelimesi gizliydi. Dedem haklıydı, insan unutkandı. Önce senin ilgini unuttu sonra sevgini, yaptığın fedakarlığı unuttup nankör oldu, vefayı unutup kin besledi. Herşeyin unutulacağı ve unuttuğu bir gezegenin insanlarından olan ben unutmayacağım. Unutulmayacağım, öyle bir var olacağım ki bu yalanlı dünyada hayata yaşamayı öğreteceğim. Öleceğim ama yaşayacağım yazdığım her bir satır da. Beni okuyanlar bilecek unutanı ve yaşatanı. Ve bir geçeceğim bu dünyadan ama gitmeyeceğim...

]]>
Tue, 24 May 2022 00:25:26 +0300 YağmurunKızı8
AŞK AKIŞI https://edebiyatblog.com/ask-akisi https://edebiyatblog.com/ask-akisi Aşklar vardır, adak ağacına çatılmış beşik Aşklar vardır, iki ıslak çakıl taşı deniz süzdürür Aşklar vardır, uzak sanılan bir ülkede çiçekler korkudan ölür İncinerek geçer beyaz bir perdenen rüzgâr Aşklar vardır, soru burçları bayraksız, gözakları dalgın duvarlar Aşklar vardır, mavi gözlü bir şiir mezarı başındaki çınarı düşünür Aşklar vardır, uyku tutmamış bir masal bir çocuğu kaçarken vurur İki mumya oturur orta sıralarda sinemaların

]]>
Sun, 22 May 2022 23:39:42 +0300 Rüya gibi
Edebi Sığınağım... https://edebiyatblog.com/edebi-siginagim https://edebiyatblog.com/edebi-siginagim Mahşerde en yakınımızı bile tanıyamayacağımız söylenir ya hep, benim gönül gözüm seni bir yerden ısıracak mutlaka. Adım gibi, adın gibi biliyorum bunu!

Özüne, sözüne kurban olduğum yoluna, izine yüzüm sürdüğüm gündüz düşlediğim, gece gördüğüm yollar uzak, mevsim soğuk, hava kar yüz yüze gelmeden ölmek de mi var.

Bazen insan kendi zamanını yaratır sadece saatin yelkovanında mutlu kalabilmek için, durdu sanırız aslında o arada zaman ancak bu avutur bizi değil mi yaşanan onca şeyden sonra.

]]>
Sun, 22 May 2022 23:20:18 +0300 Rüya gibi
SANMAK FİİLİ ÜZERİNE GEÇEN BOŞ HAYATLAR https://edebiyatblog.com/sanmak-fiili-uzerine-gecen-bos-hayatlar https://edebiyatblog.com/sanmak-fiili-uzerine-gecen-bos-hayatlar "Sanmak" fiili,  bir şeyin şöyle ya da böyle olduğunu düşünmek, olabileceğine daha çok inanmak. Adı üstünde, kendi varsayımınla, yorum yapmak, ihtimaller üzerine kendine hayatı dar etmek. 

    Kafanda binlerce, kuyruğu birbirinden  ayrı dolaşan düşüncelerin arasında, dalıp gitmişken kendine, karşına çıkan ilk insanın sana karşı soğuk bir tavrı üzerine binlerce senaryo yazarsın. "Sanırım bana tavır yapıyor." "Sanırım bir şey oldu." Gibi gibi gibi. Oysa olan hiç bir şey yok. Sen olumsuz düşüncelerine o kadar odaklanmışsınki gözünün önünü göremiyorsun. Kendi yarattığın olumsuz evrende, sanmalarınla negatif desenler çiziyorsun. Olan bu.

    İyi olduğun anlara bakalım. Duygular coşmuş, yüreğin pırpır, herşey çiçek gözünde. Öfkelenen birine bile tepkisiz kalabilirsin o an. Niye? Çünkü senin moralin iyi. Şu an sanmak fiiline tabii olumsuz bir tutum ve olay yok. Varda sen istemediğin için yok.

   Olay bu işte dostum. Kendi yaşadığın alemde, kendi kurduğun düşünce öbekleriyle olayları işine geldiği gibi yorumluyorsun. Herşeyi üstüne alınıp, dünyanın en mutsuz kişisi yapıyorsun bir anda kendini. İsteyincede en mutlu.

   İnsanoğlu bunu kafasına bir soksa,  daralta daralta boğduğu yaşamını nasıl güzelleştirecek.

 -Şunu sandım.

-Bunu sandım.

-Öyle sandım.

-Böyle sandım.

    Ben sanmalarımı artık  rafa kaldırdım, akış ve gidiş yönünü değiştirip, uzaktan izlemeye aldım kendimi, sananları, herşeyi. Sanıyorum ki mutluluk bu.???? Tavsiye ederim.

]]>
Sun, 22 May 2022 21:55:10 +0300 Gülbeyaz Gürsoy
YILLARA KÜSMÜŞ AYNALAR https://edebiyatblog.com/yillara-kusmus-aynalar https://edebiyatblog.com/yillara-kusmus-aynalar +

YILLARA  KÜSMÜŞ AYNALAR

İnsan; ilkin kendini ,Kendi  aynasından  görür. Sonrasında  kendine  başkasının  aynasından bakarak, ilk doğduğu andan geldiği  ana kadar kendini resmeder…

Yıllar geçtikçe  düşünüyor  insan! Aynalar  mı küser  insana? İnsan mı  küser  aynalara?Bu süreç  bilinmez  bir  denklem  içerisinde  sürüp  gider…

İlk  doğduğu  anı  hatırlar insan.O güleç  yüzlü, O temiz  yürekli ,Her şeyden  bihaber…Güzel  günlere güzel  yıllara  ve aynalara bakmaya  doyamaz. Zamanla  büyüyüp  olgunluğa  erince! Aynalara küser.     Kendine  aynada  bakmak  istemez   ya da  baktıkça; Düşüncelere  dalar  gider… Aynaya  her baktığında,Saçları simsiyah iken; Aklaşmış.Gözler her tarafa güzel bakarken ,Gözler  ferleşmiş.Dimdik ayakta dururken, Vücut  yorgun ve  bitap  düşmüş.Yürek sevgi dolu iken; Virane  olmuş.

Aynaya  her baktığında  bunları görürken!Yine de  umut  etmek, Hayata  ve her  zorluğa  rağmen  dört  elle  sarılmak  ve  asıl  önemli  olan! Hayallerine  kavuşmak   için durmadan  çabalar.

 

Heyhat!

Herşeye  ve  herkese  rağmen  yaşıyoruz  hayatı.

Kimi  zaman çocukça.

Kimi  zaman umutlu  ve  mutlu  olarak yaşar.

Hayallerimiz  olmasa, Umutlarımız  yeşermez. Umutlarımız  olmasa   yaşamın  bir  anlamı  olmazdı… 

Yıllar sadece  yüzümüzü  yaşlandırır.

AMA!

Ruhumuz  hep  genç  kalır…

AYNALAR  KÜSMEZ  İNSANA! İNSAN  KÜSER  AYNAYA …

]]>
Sun, 22 May 2022 13:47:53 +0300 KUM SAATİ YAZARI
Aşk nedir ? https://edebiyatblog.com/ask-nedir https://edebiyatblog.com/ask-nedir Aşk...

Hani şu nesillerdir üzerine tonlarca şiirler, şarkılar söylenmiş, uğruna milyonlarca insanın öldüğü ve hatta öldürüldüğü...

Gerçekten nedir bu aşk ? Abartılan bir duygu mu, yoksa bir duygu bozukluğumu ? Neden herkes ondan bahseder ama tek bir tanıma asla ulaşamayız ?

Neden kimine göre acıdan ibaretken başkasına hayat kaynağı bu aşk denen şey ? Nasıl bir şey aynı anda hem ak hem de kara, nasıl bu kadar zıt tanımlara sahip olabilir ? Ondan da önemlisi, neden insanoğlu her şeyi tanımlamak ister ki, konu hisler olunca bile... Neden sadece konuşuyor, tartışıyoruz eğer bir sonuca varamıyorsak. Gerçi sonuç nedir, varmak için mi vardır o apayrı bir konu...

Belki de aşk sadece bir yanılgıdır, belki de evrenin en kutsal hissi... Belki de aşk tek bir his değildir, içinde birsürü parça olan bir yapboz gibidir. Her histen biraz biraz oluşuyordur ve birleşince aşk çıkıveriyordur ortaya. Bu yüzden herkes farklı tanımlıyor, herkes farklı hissediyordur. Tıpkı bir vantilatörün kollarının her birinin renkli boyansada döndüğünde sadece beyaz görünmesi gibi bir yanılmadır. 

Romantik ilişkilerle sınırlamak doğru değildir belki de... Aşkı bir annenin bebeğiyle ilk bakışmasında görebilir miyiz veya bir çocuğun ilk defa çikolata tadışındaki mutlulukta bilmiyorum. Bazıları aşkı sadece yaratıcıya karşı yaşıyor mesela, bütün hayatlarını ona adıyorlar. Bazıları bir ölümlüye, bazıları hayallerinde yaşattıklarına aşık yaşıyorlar. Bazıları midende kelebekler uçuşuyorsa aşıksın diyor ama buna anksiyete atağı diyor psikoloğum hatta bu hissi azaltmak için ilaç bile veriyor. Madem aşk böyle hissettiriyor, neden bu kelebekleri öldüren ilaçlar yapılsın ki ?

Aşk bir hastalık mı, bir hediye mi, az bulunan, nadir görülen bir his mi ? Sevgiden farkı ne ? Hangisi daha üstün ? Hangisi ne barındırıyor içinde ? Bir formülü var mı ? Nasıl sürer, nasıl biter ? Ve daha milyonlarca soru... 

Bence mi... Bence, aşkı yanlış tanımlıyor bu yüzden de yanlış yerlerde arıyoruz. Aşk ve sevgi arasında bir fark var mı bilmiyorum ama bununla alakalı bir sürü alıntı okusam da bir türlü ikna olamadım. Bildiğim tek şey şu ki; aşk da sevgi de temelinde güven ve sadakat barındırıyor. Ve bu şekilde bakacak olursak da midedeki kelebeklerin üstünü çizebiliriz. Güvenin olduğu yerde anskiyeteye bağlı bir işaret olmamalı değil mi ? Bunun aksine hissettiğim bir heyecan türü var aslında... Her baktığımda, eline dokunduğumda hatta mesaj aldığımda içimde bir çiçek bahçesi oluşuveriyor resmen, o çiçeklerin verdiği bahar kokusunu alıyorum adeta. Heyecandan bacaklarım titremiyor, aksine kırk yıllık bir çınarın kökleri gibi sağlamlaşıyorlar. Aklımda soru işaretleri uçuşmuyor, hiç olmadığım kadar emin hissediyorum kendimi. Belki de budur aşk, dünyada doğru yerde, doğru kişiyle olduğunu anladığın anda hissettiğin huzurdur. Evet evet, aşk bu... 

]]>
Sun, 22 May 2022 00:26:26 +0300 Nur Bersun
Edebiyat Bilgi Testi https://edebiyatblog.com/edebiyat-bilgi-testi https://edebiyatblog.com/edebiyat-bilgi-testi Sat, 21 May 2022 19:19:13 +0300 Hüsne sürmelioğlu Yoksa benmiyim https://edebiyatblog.com/yoksa-benmiyim https://edebiyatblog.com/yoksa-benmiyim                        YOKSA BENMİYİM

Gecemidir beni düşündüren ?

Yoksa benmiyim?

Düşünmek için geceyi bekleyen.

Gündüz müdür  beni hareketlendiren?

Yoksa benmiyim?

Gündüzde hareketlenen. 

Ay mıdır beni hüzünlendiren?

Yoksa benmiyim ?

Ay'ı görünce hüzünlenen.

Güneş midir beni sevindiren?

Yoksa benmiyim ?

Sevinmek için güneşi bekleyen.

Yollarmıdır beni yürüten?

Yoksa benmiyim yollarda yürüyen?

Yıldızlar mıdır beni seçen?

Yoksa benmiyim ?Yıldızları seçen.

Kitapmıdır beni okutan ?

Yoksa benmiyim kitabi okuyan ?

Dostlarmıdır beni konusturan ?

Yoksa benmiyim konusmak için dostlarla olan .

Hayalmidir benim gerçeklerim?

Yoksa gerçekmidir benim  hayallerim

Kalemmidir yazan ?

Yoksa benmiyim kalemi  yazdıran. 

Annemmidir beni doğuran?

Yoksa benmiyim

Doğmak için annemin bedeninde olan .

Askmıdır bana gelen

Yoksa benmiyim? Aska gelen 

Dünyamıdır beni yoran ?

Yoksa benmiyim ?

Yorulmak için dünyada olan .

]]>
Sat, 21 May 2022 17:57:59 +0300 nurglceee
Yağmur'un Külleri https://edebiyatblog.com/yagmurun-kulleri https://edebiyatblog.com/yagmurun-kulleri İlham Veren Şarkı : Endless Time- Roberto Cacciapaglia

Yağmur üzerime tüm ihtişamıyla yağarken ben o sokağın ortasına çökmüş tüm dertlerimi, hayata olan bıkkınlığımı, pişmanlıklarımı düşünüyordum. Her bir yağmur tanesi kalbimin birer parçasıydı ve kalbim sanki gökyüzünde parçalanmış ve etrafa parçalarını saçıyordu.

Yıldırım ise hayattı. Beni yıpratan, karşısında çokça kez pes edip yenildiğim sonra birden ayağa kalkıp tekrar mücadeleye başladığım hayattı.

O sokağın ortasına çöküşüm; pes etmem ve yenilgiyi kabul etmemden dolayıydı. Ve yağmur üzerime yağarak beni teselli ediyordu.

Bu sefer gücüm var mı? Tekrar ayağa kalkabilir miyim? Bilemiyorum. Tek bildiğim hayatın devam ettiği. Ben pes etsem de etmesem de…

Güneş doğarken ve havada ki kasvet geri plana çekilirken düşündüğüm şey buydu. Yağmurda dindi ardından, sanki tüm dertlerimde onunla gitti ve ben onun gibi dinginleştim.

İnsan bazen nefretini, derdine dökmek istiyor. “biraz dağılayım.” diyor  “ne de olsa tekrar toparlanırım.” Benim bugün bu sokakta yaptığımda tam olarak buydu. Dağıtmıştım kendimi ve güneş doğduğunda kendimi toplamaya koyulmuştum.

Şuan ise arkama gündoğumunu aldım yürüyorum. Nereye gittiğimi bilmeden, hiçbir şeyi sorgulamadan…

O an için yürümek, “Ben yeniden savaşmaya hazırım” demek benim için. Yönüm ya da yolum önemli değil. Yürümeye tekrardan güç bulmuş olmam önemli olan. Çünkü eninde sonunda yolumu bulurum ve yolumu bulduğumda kendimi de bulacağımdan oldukça eminim.

Sizlerde bu evreye geldiğinizde boşaltın üstünüzdeki tüm yüklerinizi, dağıtın kendinizi. Güneş yeniden doğduğunda yeni bir siz, yeni bir umutta doğuyor demektir. O halde güneş doğduğu vakit toparlanma vaktidir. Toparlanın ve sizde güneşle beraber küllerinizden doğun. Hemen ardından yürümeye başlayın. Tıpkı benim gibi. Sebepsizce ve dilediğiniz yere doğru…

Yeter ki hayat devam ettikçe sizde devam edin. Yerinizde saymayın! İşte o zaman hayat size yolu gösterecektir. Yolunuzu bulduğunuzdaysa yürümek, sizin için zevke dönüşecektir.

]]>
Fri, 20 May 2022 12:20:49 +0300 Merve Yağmur
DİKENSİZ BİR HAYAT OLMAZ https://edebiyatblog.com/dikensiz-bir-hayat-olmaz https://edebiyatblog.com/dikensiz-bir-hayat-olmaz DİKENSİZ BİR HAYAT OLMAZ

Günaydın karanlık, günaydın gece... Kafamın içinde uğuldayan bir yabancının sesine teslim oluyor rüyalarım. Fiziksel olarak bir acı hissetmiyorum, ama ruhum siyahın en koyu tonlarını yaşıyor. 

Bu gece, yine güneş doğana kadar; sevildiğimi zannettiğim bir kalbin, kalbimi mağlup edişine ağladım. Ben, adına aşk dedikleri ama beni hergün öldüren bir acıya yakalandım. 

Bundan 2 buçuk yıl önce tanıdım onu. Dokunmadan sevmenin eşsiz huzurunu tattırmıştı bana. O çok farklı ve benim için hayatı eskisinden daha kıymetli kılan biriydi. Kimseyle aynı kefeye koyamadığım, koymalarına dahi izin vermeyecek kadar derin bağlandığım birisiydi. Onun sesinden benim iliklerime doğru süzülen bir çekim kuvveti vardı. Bu yüzden çok seviyordum belki de... Bir ihtimalden kat kat daha fazlasıydı. Evet, sesindeki serçeleri çok sevdiğimdendi bu içimde uçuşan sayısız kelebek hissi. Her kelimesi, bir kelebeğin uçuşuna bedeldi.

Her birimizin hayatında; gitmesinden, kaybetmekten korktuğu bir insan vardır. O da benim için öyleydi. Vakti geldiğinde ben ondan gidecektim. Sonsuzluğun ışığına adım adım ilerleyecektim ama o hiç gitmeden yanı başımda kalacaktı. Bu hikâyedeki gidiş, benim son nefesimi verişim olacaktı. O güne kadar, mesafelere inat bu hissin arkasında durarak sevecektik birbirimizi. Giderse pusulam yönünü şaşırırdı. Doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyü ayırt edemezdim.

En çok kelebeğimin kanatlarının kırılmasından korkuyordum. Birlikte gökyüzünü hayallerimizle süslediğimiz insanın, birgün bana çok uzak olmasından korkuyordum. Çünkü eğer uzaklaşırsa, her şey yarım kalırdı. Ben yarım kalırdım. Aslında hiç kalmazdım. 

Ama sonra birdenbire, ansızın sabah oldu ve güneş karanlık doğdu. Ben bu sevginin beni ne kadar yanılttığını anladım. O, benim hayatımdan iyi ki bir yıldız gibi kayıp gitmiş. Kendimden o kadar çok ödün vermişim ki, bunu göremeyecek kadar körleşmişim. Sevgi; sadece mutlulukta, sevinçte, güzel günde yaşanan bir his değildi. Hastalıkta, üzüntüde, en zor anlarda yan yana olmaktı sevgi. Dört duvar arasında; tüm duygu karmaşalarımı tek başıma atlattığım gün, onun benim için yanlış insan olduğunu kabullendim. 

Her kadının hayat yolculuğu, birgün saçma ötesi bir adam sevmekten geçer. Ve yine her kadın, yanlış insana adanmış doğru duyguları yaşamadan olgunluk kazanamaz. Benim en büyük hatam buydu. Hatalarımla olgunlaştım. Artık kalp gözüme güvenecek kadar sağlamlaştım ve kendimin önemini anladım. Size verebileceğim en güzel tavsiye; toz pembe hayallerinizi siyaha boyayan herkesten uzaklaşın, kendinizi bulun.

Satırlarıma son verirken söylemek isterim ki, dikensiz bir hayat olmayacağının hep farkında olun.




]]>
Fri, 20 May 2022 02:02:46 +0300 Dilan Efsa Kandemir
Beni Sadece Annem Sevdi... https://edebiyatblog.com/beni-sadece-annem-sevdi https://edebiyatblog.com/beni-sadece-annem-sevdi Sen sevmeyeceksen söyle boşuna çiçek ekmeyeyim mevsimi değilse yazık olur".  

]]>
Fri, 20 May 2022 00:23:48 +0300 Rüya gibi
AİDIYET https://edebiyatblog.com/aidiyet-2592 https://edebiyatblog.com/aidiyet-2592 İnsan aidiyet duygusunu ancak kendisine henüz benzemeyen yabancı bir şehirde hisseder. Bir şehir ne kadar çok sana benziyorsa o kadar çok gitmek istersin oradan.
İnsanda da böyledir ne kadar çok yabancıysa sana, o kadar az görürsün kendini.
Ve aynaları en çokta "gerçek kendini" gördüğünde kırmak istersin..

]]>
Thu, 19 May 2022 14:38:01 +0300 1.ic.ses
GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI https://edebiyatblog.com/genclik-ve-spor-bayrami https://edebiyatblog.com/genclik-ve-spor-bayrami +

                                                              GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI

 

GENÇ denilince akla;Coşkulu,Dinamik,Üretken,Çalışkan,Tuttuğunu koparan  ve  azimli  birey akla gelir…

 

Gençler,sizler  geleceğin mimarı, Sporcusu, Öğretmeni, Doktoru  ve  daha sayamadığım meslek dallarının öncüsü  yeni neslin  dinamik ve  atik bireylerisiniz.

Hayatın her  alanında başarıya imza  atmak için uğraşan, bir şeylerin mucitliğini yapan, ileri  görüşlü  ve saygın gençler! Sizlerin yapacağı  güzel  eserlere ihtiyacımız  var. Bu kutsal  toprakların fedakar  ve  özverili  gençleri olarak  hayallerinizi gerçekleştirmek için durmayın!...Elbette  meşakkatli  yollardan geçeceksiniz. Ama sizler yorulmadan, sıkılmadan, yılmadan  yolunuza  devam  edin ki, yolunuz  hep  açık olsun. Engeller  çıksa da  önünüze  aşmak  için emek  verip  çaba  harcayın sonunda  kazanan siz olacaksınız…

 Sizler  için İmkansız  diye bir şey  yoktur… Mücadele  ruhunuz olduğu sürece kazanan hep siz olacaksınız. Toplum  olarak hepinizle  gurur  duyuyoruz yine; Sizinle  gurur  duymaya  ve  güvenmeye devam edeceğiz… Elde ettiğiniz herhangi  bir başarıda, Yarattığınız her bir  eserde, Kazandığınız her ödülde   bizler  sizleri daha çok alkışlayacağız ve daha çok gururlanacağız…

 Genç  insan;Başaran,Azimli  olan sen.Başarıya odaklı olan sen.Tuttuğunu  koparan  ve  hedefleri  olan  yine sen…Yaşantının her anında,Zamanın en verimli çağında bir şeylerin peşinden koşan,Hayallerini umutları ile birleştirip koşan genç insan!...

Atanın,Atamızın  sana bıraktığı güzel mirası korumak  ve  sana hediye edilen  güzel  günde senin için yazdığı Hitabede sana en güzel değeri  vermiş.

Mustafa Kemal Atatürk, Gençliğe  hitabesinde sizlere ilk şunu  söyler:

EY  TÜRK  GENÇLİĞİ! BİRİNCİ  VAZİFEN, TÜRK   İSTİKLALİNİ, TÜRK  CUMHURİYETİNİ,İLELEBET, MUHAFAZA  VE  MÜDAFAA  ETMEKTİR. MEVCUDİYETİNİN VE İSTİKBALİNİN  YEGANE  TEMELİ  BUDUR.BU TEMEL  SENİN  EN  KIYMETLİ  HAZİNENDİR…

 

Bir başka  ve genç  nesli  yarınlara hazırlayan sözü ise;

GENÇLER! YENİ  NESİL  SİZİN  ESERİNİZ OLACAKTIR.

Sözleri  ile  genç  bireylerin toplumda ayrı bir değere sahip olduğunu,onlara gereken önem ve desteğin verilmesini  anlatır.

GENÇLER,Sizler  sadece bugün değil!Her gün özel ve değerlisiniz. Bugünü  siz gençlere armağan eden Mustafa Kemal Atatürk ‘ü bir kez daha saygıyla anarken;Tüm gençlerin ömrü bayram havasında olsun…                    

                      19 MAYIS  ATATÜRK’Ü  ANMA  GENÇLİK  VE  SPOR  BAYRAMI KUTLU OLSUN…

      

]]>
Wed, 18 May 2022 15:51:42 +0300 KUM SAATİ YAZARI
Radyoculara hitaben https://edebiyatblog.com/radyoculara-hitaben https://edebiyatblog.com/radyoculara-hitaben                  RADYOCULARA HİTABEN  

    Sihirli sesler duygularına hitap eden melodiler vardır radyoda canını sıkan bir gün olduysa eğer radyoda çıkan bir müzik ile kendine gelirsin neşelenirsin keyiflenirsin duygularına göre anlamlandırırsın içinde bulunduğun zamanı. Yada alır götürür seni geçmişe.

   Zaman mekanizması gibidir aynı zamanda 

Hafızanda gezdirir seni hem çocukluğuna hem gençliğine  belki de daha gelmeyen günlerine...

Radyocular her anında dinletirler kendilerini sana 

Yolculuk esnasında,iş başında,ders başında sokakta ,evde hayatının her alanında vardır mutlaka RADYOCULAR'dan birileri ...

Bir zamanlar değerleri daha çok bilinirdi .

Teknolojinin daha gelişmedigi dönemlerdi.

İnternetin yaygınlaşmadığı,

Radyocuların sayesinde dinlerdik müzikleri. 

Yenilikler ile beraber eskiyi de arar oldu gözlerimiz 

Elimizde woltmen cihazları ile dolaşırdık YouTube yerine ..

Evlerimizde radyo başlarında uyurduk çoğu gecelerde ,açık kalmış müzik eşliğinde uykuya dalmış olurduk  günlerce .Gecenin bir yarısı yada günün sabahında açardık gözlerimizi ya bir radyocu sesi ile yada radyoda çıkan bir şarkı ile güne merhaba derdik  

Merak edilirdi eskiden Radyocular. Dinleyiciler tarafından bilinmezlikleri , gizlilikleri vardı sanki 

Ulaşılmazlar gibiydi .

Şimdi çözüldü sanki seslerin gizemi .insanlar RADYOCULARA bir etiket giydirdi gibi.

Aaaaaaa  .........öylemiymiş.... oldu duyguları ile görenlerin hepsi .

Sadece sesleri ile tanınan Radyocuların teknoloji ile gizemli dünyası bozuldu .

Önceleri ulaşmak için radyocu ya mesaj iletmek için mesajını   ........ yaz  ..... mesajını gönder diye bir sistemi vardı 

Daha öncesi milyonlarca mektuplar olurdu onlara ulaşmak için istek parçası yada bir mesaj dinleyicilerden radyoya radyocu ya. 

Çok uzak değil 20 sene öncesi kadar başlıca bilinen radyolarda şiirler bile yazılırdı bizim evde .

Bir bardak su  radyocu ya vermek çok önemli olmuştu;

 Bir zamnlar semtimizde bulunan radyocu lise döneminde etkinlik düzenleyip eğlence düzenlemişti, bir gün öğrencilerden birine seslenerek "bir bardak su verirmiş "istemişti. 

Öğrenci ayakları yerden kesilerek okul mutfağına koştu kaptı bir bardak suyu geldi. Uzattı elinden aldı bir bardak suyu içti....

Öğrenci mutluluktan havalarda uçuyordu sanki 

O bir bardak su hikayesi hiç unutulmayacak kadar kıymetli olmuştu. 

Radyocu ya bir bardak su vermiş ondan istemiş 

Ve onun elinden içmisti.Radyocuyu yakından görmek konuşmak duygulanmak onun için tarif edilemez bir duyguydu. 

Yıllar geçti radyocu dinleyici kitlesini yitirdi ..

Unutuldu gitti...

Yeni nesiller bilmez radyonun ve radyocunun kıymetini.

Bilmezler radyo başında sevdiğin şarkı birazdan şimdi çıkacak diye diye sabır ile beklemeyi ,

Radyoyu açtığında işte benim şarkım çıktı diye bağırmayı sevinçle coşkulanmayı mahrum kalacaklar o duygudan ...

Yeni nesillerin elinde YouTube kanalları 

Yaşatmak lazım radyo kültürünü hissettirmek gerek o coşkuyu. 

Özellikle Demir baş Radyocular unutulmamalı herkezin hayatında mutlaka bir dokunduğu hisleri vardır. Bir duygu yüklemesi... 

Radyo dinleyenler kitlesi bilirler Radyocuların önemini, şimdi sizleri duyar gibiyim "sen dinliyormusun ? " peki dediginizi. 

Ben mi ben halen radyo dinleyenlerdenim.

Eskiden olduğu gibi favori bir kaç radyo frekansım vardır. 

Ve bir bir kaç  radyocu vardır favorim.

Yenilikleri seven ben;

Eskilerde değer verir , ve kıymet bilirim .

Radyo kültürünü ayakta tutmak gerek kültürümüz gitmişse herseyimiz gitmiştir. 

Radyo kültürünü devam ettirmek gerek ... 

]]>
Wed, 18 May 2022 01:20:32 +0300 nurglceee
Günlüğüm ve ben : Hayata şarkılar https://edebiyatblog.com/gunlugum-ve-ben-hayata-sarkilar https://edebiyatblog.com/gunlugum-ve-ben-hayata-sarkilar '' Ruhun şarkı söylerse, hayat seni mutlaka dansa kaldırır ''

Bu sözü okuduğumdan beri aklımdan çıkmıyor. Acaba ruhum nasıl bir şarkı söylerdi düşünmeden edemiyorum. İlk notasıyla bile insanın içini kıpır kıpır edenlerden mi yoksa yüreğindeki ağrıyı iliklerini kadar hissettirenlerden mi? Belki de tek bir şarkıya ikisini de sığdırabilirim. Hayat da böyle değil mi zaten? Karışık bir kaset dinliyormuşum gibi ilerlemiyor mu? Öyle bir hal ki iyiyim demeye korkuyorum, kötüyüm diyemem zaten. Bu haksızlık olur ve ben öğrendim ki ilk önce kendime adil olmalıyım. Her sızı bir ders, her acı bir anahtar olmalı yoksa nasıl tutunabilirim dünyaya...

İnsanlarla olmuyor, aynı kelimeler farklı anlamlara geliyor, zaten anlaşılamıyorken bir de üstüne suçlanmak ağır geliyor. Kimseyi değiştiremem daha kendimi bile değiştirebilecek kadar tanımıyorken. Konu nereden nereye geldi değil mi? Aklım o kadar dolu ki, bir yanda çiçekler açıyor, diğer yanda kasırga durmaksızın devam ediyor.Belki de ilk defa bu kadar farkındayım neler olduğunu. İlk defa durup bakıyorum hayatıma. Ama bir lanet gibi yapıştı üstüme acelecilik. İki dakika dahi kendimi dinlemeye katlanamaz haldeyim. Ne zamandır böyleyim bilmiyorum. Önemli olan da ne kadar zamandır olduğu değil zaten, bundan sonra ne yapacağım. En azından bir şeylerin ters gittiğini anlıyorum artık. Ve yemin ederim suçlu aramıyorum. Evet, hâlâ sinirliyim ama bunu ön planda tutmayacağım. Eline intihar notu versem '' yalnız bu böyle yazılmaz '' diyecek insanların olduğunu gördüm. Herkesi aynı anda hatta çoğu zaman farklı anlarda dahi memnun etmek imkansız. Onlar da beni memnun edemezler. Çünkü biliyorum ki, sadece kontrol sahibi olurlarsa memnun olur insanlar. Ne ben onlara izin veririm ne de onlardan bunu istiyorum. İyi hoş yazıyorum ama bakma sen bana.Daha bu akşam kendi kendimi yedim bitirdim bu konuda. Niye yol göstermemi isteyip farklı yöne gidiyorlar diye söylendim durdum. Bazen geçmiş olsun deyip motivasyon konuşmaları yapmaya çalışıyorlar ama üç sayfa kitap okumanın zorluğundan yakınıyorlar. Bak yine aynı şeyi yapıyorum... Bana ne ki onların memnuniyetsizliklerinden!

]]>
Wed, 18 May 2022 00:07:00 +0300 Nur Bersun
ÖZLEMEK https://edebiyatblog.com/ozlemek https://edebiyatblog.com/ozlemek Özlemek… Ve ardından gelen derin sessizlik. İnsan en çok kaybettiğini mi özler yoksa gideni mi?

 Giden bir şekilde yolundadır, hayatında onu mutlu eden vardır ve eğer zaten sizden gittiyse sizin özleminizi bile hak etmiyordur. 

 Ama kaybettiğini özlemek… İşte iş orada bitiyor. Evet yanınızda, ruhen de olsa yanınızda ama yine de çok özlüyor insan.

Yani; sesini duymak istiyor, sarılmak istiyor, hasret kalıyor insan. Sanırım beni içinizde çok iyi anlayanlarınız vardır. Konu kaybettiğini özlemekse çok fazla söz edilmiyor, dil lal oluyor. 

Yanınızda olanlara sarılın, sımsıkı ve diyin ki onlara ‘sizi seviyorum, ne olursa olsun yanında olmak için elimden geleni yapacağım.’ Olmayışları daha fazla yıpratıyor çünkü oluşlarından.

Kötü niyetle gelseler bile sevmekten vazgeçmeyin lütfen sarılın. Yanınızdayken sarılın.
Ve umarım yaptığınız her şey size iyi gelir. Kalbinize, aklınıza ve ruhunuza…

Bugüne ve size bir şarkım var.

"bu adam benim babam" 

]]>
Tue, 17 May 2022 19:58:57 +0300 lâlzü
Günlüğüm ve ben : Ay aydınlığında bir hesaplaşma https://edebiyatblog.com/gunlugum-ve-ben-ay-aydinliginda-bir-hesaplasma https://edebiyatblog.com/gunlugum-ve-ben-ay-aydinliginda-bir-hesaplasma Her şey nasıl da çabuk geçiveriyor, canım dediğim insanların kestiğim tırnak kadar dahi yeri olmadığını görüyorum hayatımda. Demek ki neymiş, insan severmiş kandırılmayı kendi tarafından bile. Demek ki sevmek o kadar da kolay yapılabilecek bir şey değilmiş. Her olayın bir arka planı, bir tetikleyicisi varmış. Bazen ne yaparsam yapayım olacağı yoksa olmuyormuş. Herkes, herkes olmadan yaşayabilirmiş ama kendini bulmadan attığım adım bile boşunaymış. Konuşsa da duyulmayabilirmiş insan, kimse duymak istemeyen biri kadar sağır olamazmış. Kime sorsan kurban da kahraman da oymuş. Kime sorsan senin için ölür ama sana bir nefes bile vermezmiş. Kimse aslında yokmuş, ben varmışım sadece. Ben bile dinlememişim kendimi, duymamışım hiç. Aynaya bile görmek için bakmamışım. Kendim hariç herkesi, her şeyi görüşüm de kendime hep körmüşüm.

]]>
Tue, 17 May 2022 12:03:43 +0300 Nur Bersun
SORUN DEĞİL(!) https://edebiyatblog.com/sorun-degil https://edebiyatblog.com/sorun-degil

Herkese sorun değil demek, 

Bu kelime ne kadar acıtıyor biliyor musun?

]]>
Tue, 17 May 2022 01:53:01 +0300 gezginpisi
KARA DELİK DUYGUSU https://edebiyatblog.com/kara-delik-duygusu https://edebiyatblog.com/kara-delik-duygusu Birine güvenmek mi zor olan yoksa güvendiğinden vazgeçmek mi?İkiside birbirinden zor kavramlarken istemeden yakalanırız güven duygusuna.Kendine çeken kara delik misali güven aslında tüm hayatımızın iplerini elinde tutar.Bir urgan gibi boynumuza sarılan bu duygu istediğinde yaşamımızı alır götürür avuçlarımızdan.Peki bu kadar kişinin güven sorunu varken yine de güven kırmak fazla ironik değil mi?Ellerimize aldığımız baltaları hiç acımadan insanların duygularına saplıyoruz.Başkasının baltası bize değse kıyameti koparıyoruz.İnsanda nadide bir eser gibi duran bu duyguya sizce de fazla kolay kıymıyor muyuz?

]]>
Mon, 16 May 2022 21:59:42 +0300 Zehra GÖKNAR
İpteki Cambaz https://edebiyatblog.com/ipteki-cambaz https://edebiyatblog.com/ipteki-cambaz İpteki Cambaz

İlham Veren Şarkı: My Hidden Treasure- Andreas Dalvik

Bazen hayat tüm imkansızlıklarıyla karşında durduğunda, ne yapacağını bilemez halde öylece tıkanıp kalıyorsun. Kendine verdiğin sözler, tekrarlanmamak üzere kayda geçen hatalar, mühürlenmiş eski defterler… Hepsi o an için buhar oluyor.

Hiçbir şey yapmak istemediğin bir evreye giriyorsun. Öylece durup beklemek istiyorsun. Sanki sen öylece durursan onca dert ve insan seni görmeyip teğet geçecek gibi hissediyorsun ama olmuyor işte. Hayat saat gibi işlemeye devam ediyor ve sen ilerlemek zorunda kalıyorsun bir noktada. “Neden bu kadar zor olmak zorundasın ki?” diye soruyorsun. Ağlayamıyorsun bile bazen. Çünkü bir başlarsan bir daha duramayacaksın gibi geliyor.

Sana acı bir şey söyleyeyim mi? Ne olursa olsun, ne tür acılar çekersen çek nefes almaya, yaşama adapte olmaya devam edeceksin. Ve bundan mutsuz olmayacaksın. Yıkıcı olan da tam olarak bu aslında. Hiçbir şeyin çok da önemli olmadığı bir evrende, belirli dönemlerde belirli şeyleri önemseyip sonrasında ardında bırakarak yaşamaya devam ediyorsun. Edeceksin de. Hayat denen ipte bir cambaz gibi maharetli bir şekilde ilerleyeceksin. Durmayacaksın çünkü duracak olursan eğer düşeceksin. İpin sonuna gelip karşıya geçene kadar bu döngü içerisinde yaşayıp bir an bile sorgulamayacaksın. Neden bu ipin üzerindeyim?

]]>
Mon, 16 May 2022 13:03:41 +0300 Merve Yağmur
Masalda Ki Kız https://edebiyatblog.com/masalda-ki-kiz https://edebiyatblog.com/masalda-ki-kiz   Masalda bir kız vardı hani uzun elbiselere takılıp düşse de yine de elbise giymekten geri durmayan. Hani sevdiği adama yazarken saatlerce düşünen, tek bir kötü söz de gözleri dolan, yürürken etraftaki bakışlardan rahatsız olan, hani hep önünden geçtiği bakkalın önünde duran kediyi çağırmaktan usanmayan. Her üzüldüğün de gökyüzüne bakarak bulutların şekillerinde kendini arayan. Hatırlıyor musun? Masalda ki o kızı. Pamuk şeker sevmeyen ancak çocuklara aldığı ilk şey hep pamuk şeker olmuştur. Hatırlıyorsun değil mi? Masalda ki o kız bugün o kediyi çağırmayı bıraktı, pamuk şeker almıyor çünkü artık çocuklar yok onun etrafında, gözleri dolmuyor çünkü yaşlar artık yüreğine iniyor, elbise giymeyi bırakmadı ancak eteğin ucuna basmamayı öğrendi, sevdiği adamı düşünmüyor çünkü ona yazmayı bıraktı... masada ki o kız artık, o kız olmayı bıraktı...????

]]>
Sun, 15 May 2022 23:51:40 +0300 YağmurunKızı8
Dön... me https://edebiyatblog.com/don-me https://edebiyatblog.com/don-me Üşüyorum dön bana demiştim, oysa ki gitmeye yeminliydin.  Düşmanlarım bile ateşkes imzalamışken sen hala bir savaşın içerisindesin. Birimizden birinin ölmesi mi gerek? Öyleyse sıramı veremem sana, çok bekledim ve çok gelmedin. Sanırım seni maziye gömmenin zamanı geldi, sen ölüm istersin. Azrail ise yaşa der, şöyle bir söz okumuştum; her şey vaktini bekler, ne gül vaktinden önce açar ne güneş vaktinden önce doğar. Bekle senin olan sana gelene kadar. Sen benim değilsin, ben senin değilmişim bu olan biten. 

]]>
Sun, 15 May 2022 19:15:36 +0300 Medine Herzem
Şiir Gibi Bir Ülke https://edebiyatblog.com/siir-gibi-bir-ulke https://edebiyatblog.com/siir-gibi-bir-ulke 15 Mayıs 1919'da Milli iktisadımızın Canevi olan İzmir'in Yunanlıların işgal ettiğini 16 Mayıs 1919'da haber aldık. Anadolu Sevr'e göre değil, Mondros'a göre işgale uğramış. Mondros'tan (30 Ekim 1918) sonra düşman işgaline başlamış. 15 Mayıs Yunan İzmir'i işgal etmiş Mustafa Kemal 16 Mayıs'ta yola çıkmış. 19 Mayıs 1919 Samsun'a ulaşmış. Yardımeli bir gemi, gemiden yeniden doğan bir güneş, inmiş. Tabii hayat biraz da yormuş. Ama işte görüyoruz ki sonu güzel olmuş. Mustafa Kemal her zamanki kararlı tavrını takınarak atılmış cepheye. Manzara pek parlak olmasa da vatanı için uykusuz geceler yorucu cepheler geçirmiş. Her şeye rağmen pes etmeden, yılmadan başarmış. Zaten bu tür kavramlar atamızın doğasına bile ters düşer. Emek verilen her şey çok güzel olur. Tıpkı ülkemiz gibi fark yaratarak şiir gibi bir ülkede yaşıyoruz. Ama maalesef bu yaşantının hakkını veremiyoruz. Atamız onca emeğe karşı bugün için şu sözleri söyler ; doğum tarihini Atatürk bile bilmezmiş. Cumhuriyet devrinde doğum yıl dönümü kutlamak için kendisine müracaat edenlere  "itiraf ederim ki ben de bilmiyorum, eğer lütfedip bir gün yapmak istiyorsanız en münasibi 19 mayıs'tır." dediğini hatırlatırım. 19 Mayıs Türk'ün ve Atatürk'ün tarihte en mesut olayının cereyan ettiği gündür ve bu özel günü fikri olarak gençlere armağan etmiştir. Bedenen ve yaşça bir gençlik arka planıdır. Ülkeyi ayakta tutacak olan günümüz şartlarına beden gücünden ziyade zihinsel güçtür. Özgür ve hür düşünce yapımızda bu süreçte en iyi şekilde rol almalıyız. Şiir gibi düşüne düşüne , hece hece , mısra mısra yazılıp çizilen bu ülkeyi bir müsvedde gibi buruşturup çöpe atmak şanımıza yakışmaz. Bu günü kutlamak ve artık kendinizi toplamak yakışır şu saatten sonra bize...

]]>
Sun, 15 May 2022 01:22:47 +0300 Elif Can
Merak etme duygusu bazen çok yorucu https://edebiyatblog.com/merak-etme-duygusu-bazen-cok-yorucu https://edebiyatblog.com/merak-etme-duygusu-bazen-cok-yorucu               MERAK ETMEK 

     Merak etmek üzere çok fazla duygu vardır insanda merak etmek üzere gelmişiz yer yüzüne fıtratımızın her bir köşesinde merak vardır insanda insanın doğası gereği merak üzerine gelmiştir dünyaya. Bir bebek örneğin merak ederek başlar yaşamına etrafındaki tüm nesne ve varlıkları merak duygusuyla bulur onları ne yada kim olduklarını. 

     Yenilikleri merak etmek bazen endişeli bazen güzeldir insan için.keşfe çıkarsın böylece yeni bir yer görmeyi yeni bir tat tatmayı sever insan  mesela ;

Yenilikler çoğunlukla güzellik getirir.

Merak etmekle sürdürülen bir çok herşeyi yaşamında devam ettir.

Merak edilmek te güzeldir insan için değerli olduğunu hissedersin.Daha bir özen gösterirsin merak edene ve kendine.

Peki ya insanı merak etmek nasıl bir duygudur sizce ?

Hele birde haber alamıyo iseniz ulaşmak istediğinize saatler gün gibi günler ay gibi aylar yıl gibi gelir. İşte o vakit telefondadır eliniz sürekli her duyduğunuzaman ses aradığınız kişiye ulaşılamıyor dur .

Ne yapacağınızı,nerden bulacağınızı kime nereye soracağınızı düşünüp durursunuz durmadan 

Aklınız,beyniniz tüm benliğini nerede sorusunu aramaktadir. Tüm hücrelerinizamanların. 

  Başka bir iş ile meşgul olamazsınız

O vakit gece yarısı olmuştur belki ,çıkıp aramak istersiniz sağı solu sorup soruşturmak kim gördüyse duyguyla diye 

  Meraktan ölmüşsünüzdür.

Nerde ne oldurumda başına birşey geldi soruları türetirsiniz kafanızda ...

      Merak etmenin birde böyle korkutucu , ürkütücü,ağlatan,sızlatan insanı çaresiz bırakan bir duygusu vardır. 

Kimse sevmez merak etmenin bu duygusunu yorar insanı .

Eğer ki ulaşmışsanız belli bir zaman sonra sevinirsiniz bir süre sonra yerini öfke duygusu kaplar bi anda, neredeydin sorusunu birde ondan duymak istersiniz. Eğer sıkıntılı bir durum yoksa ortada rahatlarsınız. Gevşersiniz merakın  tüm benliğinizi sardığı duygu düşünceler salıyordur yavaş yavaş sizi ,yerini sevgi tamamen almıştır artık çok şükür dersiniz. Sevgi belirtileri gösterirsiniz o zamanın akışı başlamıştır şimdi 

  Kimse bilemez  bir dakika sonrasını bu hayatta 

  O sebeple sizi merak edenlerin kıymetini bilin merak edilmek güzel bir duygu 

  Merak edilenin tarafından,merak edene yorucu 

]]>
Sat, 14 May 2022 20:55:46 +0300 nurglceee
Edebiyat bilgi yarışması https://edebiyatblog.com/edebiyat-bilgi-yarismasi-2497 https://edebiyatblog.com/edebiyat-bilgi-yarismasi-2497 Sat, 14 May 2022 20:44:28 +0300 Hüsne sürmelioğlu Sadece bir çocuk https://edebiyatblog.com/sadece-bir-cocuk https://edebiyatblog.com/sadece-bir-cocuk Bakmayın güçlü durduğuna, gözlerinde yanan o cesur kıvılcımlara, karanlıktan korkmuyorum diyen haykırışlarına... O daha bir çocuk, ufacık bir çocuk ! Öyle gibi davranmasa da, buna mecbur kalsa da o bir çocuk...

Kendi elini tutmak zorunda bırakmayın, dünyayı sırtına almasına izin vermeyin...O ufacık bir çocuk daha ! Adaletsiz bir dünyadayız demeyin, çocuk olma hakkını almayın elinden. 

Yüklemeyin ona bir dünya yükü, nasıl taşıyabilir ki o küçücük bedeni ? O tertemiz kokulu çocukları çamurlara gömmeyin bırakın o çamur sadece yağmurlu günün hediyesi olarak kalsın aklında. Çamurda zıplasın, oyun hamuru gibi şekillendirsin tıpkı kendine yaptığı gibi... O çamur sadece onun ellerine bulaşsın, siz uzak tutun pis ellerinizi ondan, dokunmayın ona ! 

Nolursunuz, rahat bırakın onu kırlarda... Korkmadan koşsun, arkasına bakmadan. Arılarla birlikte koklasın çiçekleri, kelebeklere yol göstersin. Arkasından gelen olmasın, rahat bırakın onu ! 

Dizi mi kanadı, sadece oyun oynarken düştüğünde kanasın. Nolur yakmayın canını... Dokunmayın, küçücük o daha ! 

]]>
Sat, 14 May 2022 16:59:13 +0300 Nur Bersun
SEVGİNİN GÖLGESİNDE https://edebiyatblog.com/sevginin-golgesinde https://edebiyatblog.com/sevginin-golgesinde

Nefes aldığın yerle boğulduğun yerin aynı olduğunu fark ettiğin anda başlıyor bu çıkmaz sokak...
Neden nefes alamaz insan ya da neden nefes alamıyormuş gibi hisseder? Siz hiç bir fotoğrafta huzur buldunuz mu, bir gömlekte ya da tişörtte huzur buldunuz mu? Bir insanın gözlerinde... En derin anlamlı şeydi benim için gözleri, kendimi bile bulabiliyordum orda. Nefes alıyor, içime huzur doluyor, mutlu oluyordum. -dum diyorum çünkü artık öyle biri yok...
Bazı şeyleri farkına çok geç varır insan. Gitmek, iki anlamlı. İkisi de derin... Gitmek ve gitmek. Siz hangisini seçtiniz?
Ben ikisinide seçemedim. Ne ondan gidebildim, ne de.. Neyse.
Aslında gidemedim değil, gitmek istemedim. Çünkü çok sevdim. Peki sevmek nedir? Sevmekle aşk arasındaki fark nedir? Bu soru o kadar göreceli bir şey ki kimine göre sevgi yalan, kimine göre aşk. Peki ya size göre hangisi yalan?
Peki sizce sevmek nedir? Bana sevmeyi anlatın desem kim ya da kimler anlatabilir?
Bence sevmek nedir biliyor musunuz?
Bence sevmek 3-5 gün onun 3-5 gün bunun peşinden koşmak değil bir  kişiyi sevmektir, bence sevmek sana yüz vermeyince gitmek değildir, bence sevmek yolda güzel birini görüp ona gidip hemen çıkma teklifi etmek değildir, bence sevmek her ne olursa olsun yanlışıyla doğrusuyla onu sevmektir, bence sevgi dediğin uzun sürer tek kişiyi seversin unutman ve vazgeçmen zaman alır, senden günlerini, haftalarını, aylarını alır. Bence sevmek her ne kadar gelmeyeceğini bilsen de yine de onu defalarca beklemektir. Bence sevmek ne demektir biliyor musunuz papatya severler ASLA VAZGEÇMEMEKTİR.

Ben öyle sevgi gördüm ki eşi ölse bile ona kavuşacağı günü bekleyen insanlar, öyle sevgi var ki her gece sevdiği başka biri ile mutlu olsa bile 'bana gelsin ya da sevdiği ile mutlu olsun' diye dua edenler.
Böyle sevgiler için yaşayın bu hayatı tabi eğer günümüzde kaldıysa... Bir ihtimal...
Hani yaşayın diyorum da yaşamaya da bilirsiniz tamamen sizin kararınız. Merak etmeyin ikizler değilim, sadece biraz fazla düşünceli ve çok seçenekli bir insanım. Her ihtimali düşünüp ona göre yaşıyorum. Ama son zamanlar da genelde o ihtimallerde boğuluyorum...
Peki ya aklınızda birden nerden geldi bu sevgi sorusu oluştu mu? Yaşadığım ağır bir olay vardı ve beni oradan sevgi kurtardı yani gözümü açan biri oldu hayatımda hala onun için iyi ki diyorum... Ne kadar gitmiş olsa da...
Dedim ya zaten başında ben gitmedim, gidemedim diye. O kişi işte.
Adam gitti, kadın bitti...
Adam güldü, kadın küllerinden doğdu.
Adam başkasıyla mutlu oldu, kadın mutluluğu ile mutlu oldu...
En sevdiğinden yer insan darbeyi, hep en sevdiğinden... Sevmeyin kimseyi, kendinizi sevin. Sen bu satırları okuyan kişi. Sen, kendine yetersin başkasına ihtiyacın yok. Birinin elinden tutmasını mı istiyorsun. Gel bana bir elim her daim destekçin... Çünkü benim elimden tutan biri olmadı boktan bir duygu çevrenizdekilere güvenmemeyi öğrenince elinizi kendiniz tutuyorsunuz. Zamanla göreceksiniz... Belki de gördünüz...
"Kendinizi sevin, çok sevin. Kusurlarınızla sevin, hatalarınızla sevin. Siz, siz oldukça varsınız. Ve kendinize 'ben, ben oldukça varım' diyin."
"sana en çok sen lazımsın."

]]>
Fri, 13 May 2022 21:17:05 +0300 lâlzü
BENCİLLİK https://edebiyatblog.com/bencillik https://edebiyatblog.com/bencillik    İnsan olarak kendinle barışık olmak, duygularının, davranışlarının farkındalağında yol almak güzeldir. Keşif kendinle başlar. Kendini sevmek de güzeldir. Ama ondada bir ölçü olması gerek.

   Bencillik, içsel haklılığını kendine bile daha ispat edememiş, benmerkezci, yanlı tutum. Başıda sonuda ikiliğe neden olan, açıklaması bile bencil olan bencillik. Ortak yaşam alanlarında , birşekilde sorumluluktan kaçan, iş bittikten sonra ortalıklarda varlığıyla salınan kişilikler. Sorumluluk alma yetisini bir türlü başaramamış, davranlarındada haklı yan bulmakta hiç zorlanmayan , sorunlular güruhu. O  kadar alışmışlardırki bu sergiledikleri tutuma , aleştiriyi asla kabul etmezler. Birde kendilerini kabul ettirdikleri yancıları vardır.  Onay eksikliklerinide onlarla giderirler. Çünkü bu yandaş , arizona kertenkeleleri hem onların ayak işlerini yaparak arka çıkarlar, hemde savunma kısmında daha ateşlidirler.  

     Olay şu. Kaytarararak, prenses, prens gibi sürekli görevden kaçarak, birilerini kullanan bu insanlar, yaşattıklarını bin beteriyle yaşayacaklar. Kullandıklarını düşündükleri bizlerde geçip karşılarında, bakacağız sadece. Biz onlar gibi olmadığımız için, onların beslendiği kötülükten beslememeyiz.

      Bencillikten uzak, dost gibi dostlarla yolun kesişmesi dileğiyle.

]]>
Fri, 13 May 2022 20:43:56 +0300 Gülbeyaz Gürsoy
Bazı Geceler https://edebiyatblog.com/bazi-geceler https://edebiyatblog.com/bazi-geceler İlham Veren Şarkı :Nil İpek-Gömülür

Bazı geceler vardır; sanki sonu gelmeyecekmiş gibi hissettiğin... Ucu bucağı olmayan dertlerini uç uca getirip onlardan bir merdiven yapmak istersin, gökyüzüne tırmanabileceğin bir merdiven. Zihnin o kadar karmaşık ve yoğundur ki o gecelerde, buharlaşıp havaya karışmak istersin. Sanki sen havaya karışırsan, hayatın tüm o kasveti de seninle buharlaşacakmış gibi...

Bazı geceler vardır; bedeninde ki yorgunluğu iliklerine kadar hissedersin. Zihnindeki yorgunluk bedenine de yayılmıştır adeta. Kafanın içinde dönüp duran düşüncelerden bir dönme dolap oluşturursun böyle zamanlarda. İçindeki çocuk da bunu fırsat bilir ve doyasıya eğlenir o gece. O gecenin tek kazananıdır içindeki çocuk, sen ise tek kaybedeni...

Bazı geceler vardır;  istemsizce ağlamak gelir içinden...
Ortada olmuş hiçbir şey yoktur ama senin ağlaman için bir sebebe de ihtiyacın yoktur. O kadar dolmuşsundur ki, ya da o sıra hayat sana çok koymuştur. Belki sebepsiz yere ağladığını düşünürsün ama gözyaşların teker teker süzülmeye başlayınca anlarsın, hangi sebeple ağladığını.
  Bazen bastırılmış duygulardır sebep, bazen dalıp dalıp gittiğin derin düşünceler.

Ve yine bazı geceler vardır ki; tarifi yapılamaz. Anlatamazsın, anlamlandıramazsın, kendi içinde bir yere koyamazsın. Öylece geçer gider, tekrarı olmaz. İşte o geceleri belki sen değil ama bir kaç cümle anlatabilir; yatağına uzanmışsın, oda karanlık, kulağında kulaklığın takılı, son ses bir müzik, gözler kapalı, hayaller açık...

]]>
Fri, 13 May 2022 16:29:23 +0300 Merve Yağmur
Bocalıyorum https://edebiyatblog.com/bocaliyorum https://edebiyatblog.com/bocaliyorum Olur ya insan yorulur bu hayattan yaşanmışlıklardan,dimdik dururken herşeye karşı birden kalbinde bi boşuk hisseder. Bocalar herşeye karşı yenilmiş hisseder insan. Kaybettiğini düşünür,Fakan bocalamak iyidir bazen, bocalayarak öğrenir insan toparlanmayı.Ne zaman bocalasam durup düşünsem uzun,uzun” her düşüş aslında da yükselmektir” diyorum toparlanıyorum hayata karşı. Siz de toparlanın her bocalıyorum dediğinizde… ve asla unutmayın bocalamalar bazen iyidir. Biraz çok düşündürse de. 

]]>
Fri, 13 May 2022 13:43:18 +0300 Semira Bulut
Kapımı Taşlama! https://edebiyatblog.com/kapimi-taslama https://edebiyatblog.com/kapimi-taslama Fri, 13 May 2022 11:54:22 +0300 BYNGC Birgün https://edebiyatblog.com/birgun https://edebiyatblog.com/birgun Darmadağın oldum bir sözle. Paramparça olduğunu hissettim kalbimin. Olduğum yerden gitme gereği duydum sağnak yağmur yağarken dışarda. Tek başıma nereye gittiğimi bilmeden yürüdüm öylece…ne yapsam nereye gitsem diye düşünmeden…zaten olan oldu daha kötü ne olabilir diye düşündüm. O gün öldüm mü yoksa yeniden mi doğdum bilmiyorum. Bildiğim tek şey yanan yüreğim ve daralan nefesimdi. Çaresizdim acı çekiyodum ve yapıcak hiç bir şeyim yoktu. O gün yapmam gereken tek şeyi yaptım ben,acı çektim.

]]>
Thu, 12 May 2022 23:38:54 +0300 Semira Bulut
Ellerini uzat https://edebiyatblog.com/ellerini-uzat https://edebiyatblog.com/ellerini-uzat Ellerini uzat,kurtar beni bu karanlıktan. Bitmek bilmeyen düşüncelerden,tüm gün beni tutsak eden karamsarlıktan kederden,dertten. Herşey üstüme gelirken, boğulurken kendi nefesimde kurtar beni. Ve gün bitmeden,nefesim varken bu bedende, sev beni. Hala varken hevesim,atarken kalbim varken bize yetecek kadar umudum,sev beni . Bekle tme yarım kalan duygularımı tutsak kalbimi,sev beni…

]]>
Thu, 12 May 2022 23:33:00 +0300 Semira Bulut
Kıymet Üzerine https://edebiyatblog.com/kiymet-uzerine https://edebiyatblog.com/kiymet-uzerine Hiçbir şeyin değeri kalmadığı günlerde yaşamaktayız. Sahi değersiz bir yaşama yaşamak diyebilir miyiz?  Elimizdekilerin kıymetini anlamak için daha ne kadar sürenin geçmesi lazım? Ya da gerçekten bir şey geçmesi mi lazım? Üzerimizden bir fırtınanın, bir tufanın geçmesi mi lazım? Veyahut bu saatin, bu günün bu mevsimin, bu yılın geçmesi mi lazım? Hayır hayır hiçbir şey lazım değil. İnsanın kendine kendi lazım.Bir nesneyi bulamayınca değil varken sevelim, mevsim ilkbaharken değil sonbaharken sevelim, biri ölünce değil hayattayken sevelim, giderken değil kalırken sevelim. Yani geç kalmadan sevelim, kıymet bilelim. Zamanım bile israfı yakışmaz bizlere şu dönemde israfa kaçmadan sevelim, zamanı ziyan etmeden  sevelim. Velfecir de taşına uğramadan sevelim. Şairin bir sözü var; "birşeyi sevmeye nereden başlanır bilir misin?" diye ve ardından "birşeyi sevmeye yokluğundan başlanır." Yani bir tür azken kıymete biner. İnsanın fıtratında var kaybedince değer bilmek. Bu durumda nasıl başaracağız biz bunu diyebilirsiniz. Dünyevi işler kadar zor değil emin olun içten yapmak yürekten gelerek yapmak gerçekten zor değil. Sebepsizce bir çocuğa şeker verin mesela, sebepsizce yerde yatan bir köpeği , kediyi sevin, sebepsizce yardımda bulunun insanlara... Şu saatten sonra  zamanında nesnenin de hayatında en değere bindiği an iyilikle sarılmamızdır , yaşama dünyayı iyilikle kucaklamamız. Çünkü kıymet israftan kaçarak iyiliğe koşmaktır. Bu maratonda yer belirlemek size kalmış artık...

]]>
Thu, 12 May 2022 21:21:43 +0300 Elif Can
HAYATA ALDANMAK https://edebiyatblog.com/hayata-aldanmak https://edebiyatblog.com/hayata-aldanmak Bugün mutlu eden insanın yarın bir gün en mutsuz edecek insanın olması gerçeği hiçbir zaman aklımdan çıkmıyor. Belki de böyle düşünerek hayata bakış açıma yaptığım en büyük yanlış olabilir ama en güzel duygularımızın katili en çok sevdiğimiz insanlar değil midir? Her ne kadar böyle düşünsem de sevmekten asla vazgeçmiyorum tek büyük konuşabileceğim konu bu olabilir.

Aptallık gibi geliyor bir yerden sonra ama kalp işte, gönül. Nerden bilebilirdim ki gözlerinin içine baktığımda sevinçten öldüğüm kişinin beni gerçekten öldüreceğini. Yaşadığım en güzel duygu onun varlığını hissetmekken, bunu elimden almasını unutamıyorum ama hâlâ daha seviyorum. Zavallılık değilde nedir bu? Herkes bir gün ihanet eder. Küçük ya da büyük fark eder mi? Ama en çokta en sevdiklerimiz en büyük ihanetleri ederler. Kalp kırıklığımın sebebi buyken, ben nasıl affedeyim?

]]>
Thu, 12 May 2022 16:58:27 +0300 lâlzü
Yazarın ömrü https://edebiyatblog.com/YAZARIN-ÖMRÜ https://edebiyatblog.com/YAZARIN-ÖMRÜ                          YAZARIN ÖMRÜ 

Tüm yaşantısıdır yazarın sermayesi,

Gördükleri,duydukları,

Öğrendikleri,okudukları,

Araştırdıkları ,yazdıkları. 

Alır kalemi eline,

Canlandrır hepsini hayalinde.

Kelimeleriyle sözcükleri ile,

Anlam katar hissettikleri ile,

Yaşatmak ister yaşadıklarını. 

Okusunlar,öğrensinler der,

Canı gönülden. 

Tutkuyla bağlıdır işine 

Tutar hayatı sımsıkı kalemiyle,

Hafızasında beyninde.

Okudukça gezersin diyar diyar,

Öğrenirsin yaşanmışlıkları. 

Hissedersin duyguları,

Anlam katar insanların  yüreğinde. 

Dokunur insanların geleceğine 

]]>
Thu, 12 May 2022 13:16:56 +0300 nurglceee
Kusursuz Olmak https://edebiyatblog.com/kusursuz-olmak https://edebiyatblog.com/kusursuz-olmak Kusurlarımızı örtmeye çalışırken, aslında en çok kendimize haksızlık etmiş oluyoruz. Sürekli bir yerleri kapatmaya, örtmeye veya saklamaya çalışırken, diğer taraftan en iyi yönlerimizi sergiliyoruz küstahça. İşte tam da bu noktada yapmak istediğimiz seyle, yapıyor olduğumuz şey arasında uçurumlar oluşmaya başlıyor.Herkeslesiyoruz! Herkes Oluyoruz! Herkes Gibi! Yanındaki ile aynı! İstemediğimiz kişi gibi oluyoruz bazen, bazen durakta bekleyen o kadın gibi oluyoruz! Bazen karşıdan karşıya geçen o adam gibi. Sagimiz solumuz Herkes gibi!

***

Oysa sevebilsek kendimizi oldugumuz gibi. Yaşımizla, hayatınızla, yaralarimizla, çocuk halimizle! Mutlu oluruz! Sevince insan kendini ,mutlu olur, aynaya baktigi kişi ile barışık olur . Kimse uzemez işte bu noktada bizi.Sevebilirsek kendimizi gerçekten, kimse uzemez bizi, aglatamaz, incitemez...Ayrıca incitirese ola ki, çabuk toparlanır insan, kendini seven insan...

***

Saçlarını, kollarını, bacaklarını, benlerini ve hatta kilolarını sev! Sev ki guzelles! İnsan kendini sevince mutlu olur! İnsan kendini severse kendi dünyasını yaratmış olur!!

]]>
Thu, 12 May 2022 08:23:22 +0300 Leyla Aghayeva Yavuz
Sessizlik https://edebiyatblog.com/sessizlik-2432 https://edebiyatblog.com/sessizlik-2432 Sessizliğin en derin noktasında kalp atışları duyuldu. Çok heyecanlıydı, kimsesiz ve ürkek. Yabancı hissediyordu kendini, yabancıydı da...

Güneş batmak üzereydi, gökyüzü bulutlu, o halen titrek ve ürkek.

Sevecen bakışlar üzerindeydi ama o korkuyordu. Tanımadığı kişiler sarmıştı etrafını, herkes bir şeyler söyleyip,gülüyordu.

Alışması gerekir, zaman gerekirdi ama onu kimse anlamıyordu....

                     ***

Hayalini kurduğu kedi şimdi odasının bir kosesindeydi. Mutluydu, bir an önce ona dokunmak, onu sevmek istiyordu. Sıkı sıkı sarılarak onunla unutmak istiyordu üzüntülü günlerini.Umut gibi, hayal gibi, keşfetmek gibiydi...Heyecanlıydı. Çok beklemişti bugünü, çok hayalini kurmustu. Yaklaşınca kediye, kedicik daha çok duvara yanaştı.Gozleeini kocaman açtı.Belli çok korkuyordu .Alisacakti elbet alismasina da,..Bir taraf sevmek için atıyor diğer taraf sevilmeyi bekliyor...

   ***

Duygular bazen karşılıksız oluyor.Bazen zaman gerekir ,bazen zaman bile ilaç olmaz yaralara.Her insan ruhu kadardır, her canlı duygu kadar.

İnsan ve hayvanlar, bütün canlılar aslında tek bir ortak nokta için gel iş hayata "Sevmek "için, "Sevilmek"için.. Birisi ağlarken diğeri güle bilir.Birisinin duygularını yanlış anlayabiliriz, birisi bizim sözlerimizi...

Canlı olan herkesin duyguları var.Bitkiler, ağaçlar, hayvanlar....Duygularımızı de bizi biz yapan. Sanmayın ki çiçekler duymaz sesinizi, hayvanlar anlamaz niyetinizi. Her canlı çok akıllı ve evren bir bütün içerisinde var oluyor...

Lütfen hayvanların da insanların da bitkilerin de bir canı var!! Evrene, evimize ve varlıklara saygı duyalım!

]]>
Wed, 11 May 2022 22:56:26 +0300 Leyla Aghayeva Yavuz
Günlüğüm ve ben : Gece sohbetleri https://edebiyatblog.com/gunlugum-ve-ben-gece-sohbetleri https://edebiyatblog.com/gunlugum-ve-ben-gece-sohbetleri Hayatta ne çok soru var, ama cevabı bulan yok. Cevaplar gerekli mi bilen yok. Niye geldik, nasıl kalıyoruz, ne zaman nereye gideceğiz bilmiyoruz. Zaman nedir, nasıl işler? Geçmişten uzak, geleceğe daha da uzak... Şu an mı var sadece? Geçmişi bırak, gelecekten korkma diyorlar. Anı yaşa, elinde olan tek varlığın bu diyorlar. İki saniye sonra bu da geçmiş olmayacak mı ama?

 

Belki yanlış bakıyorum, bilmiyorum. Bilmem gerekli mi dersen, onu da bilmiyorum. Kalbim atıyor, hayattayım. Canım yanıyor, yaşıyorum. Sorularım var, düşünüyorum. Peki bunlar yeterli mi? İnsan ne yapmalı, ne yaparsa hak eder güzel yaşamayı?

 

Yine bir gece ve işte yine karşında ben... Aklımda binlerce soru dolanıyor, bazıları yeni, bazıları eski. Ama soru sormak iyidir değil mi? Felsefe böyle demez mi? Ama bunun da fazlası zararlıymış öyle diyorlar. Sanırım haklılar da. Unutmamalıyım ki, ilaçla zehir arasındaki tek fark dozdur. Yaşamak için sormalıyım ama sorgularken yaşamı ıskalamamalıyım.

 

Bu aralar kafam bir garip çalışıyor. Sürekli kendimi düşünüyorum, geçmişi, şu anı, geleceği... Küçüklüğümle konuştuğumu hayal ediyorum. Zamanında ağlayarak geçtiğim yolları şimdi sadece bir taş yığını olarak görmeye çalışıyorum, sanırım başarıyorum da... 22 yıl boyunca değişmeyen tek şey benim. Çoğu zaman kendime zulmetmiş de olsam artık o devri bitirmeye çalışıyorum. Kendimi girdaplardan uzak tutmaya çabalıyorum. Kendime şarkılar tutuyorum mesela, sevdiğim kitapları okuyorum. Kendimi affetmeden aydınlığa çıkamayacağımı öğrendim artık.

 

 

]]>
Wed, 11 May 2022 21:42:26 +0300 Nur Bersun
Hayallerin gerçekyüzü... https://edebiyatblog.com/hayallerin-gerckyuzu https://edebiyatblog.com/hayallerin-gerckyuzu Zor olan hayat değil, hayatın içindeki insanlar zor. Bundan dolayı hayatı kolaylaştırmak kendi elimizde. Hiçbir şey kendimizden daha değerli değil.

]]>
Wed, 11 May 2022 17:57:42 +0300 Rüya gibi
Yaşamsal Sorun https://edebiyatblog.com/yasamsal-sorun https://edebiyatblog.com/yasamsal-sorun Ne güzel söylemiş değil mi atalarımız "insan kulağında zehirlenir her duyduğuna inanma."Gerçekten de çok yerinde bir söz. Her duyulana gereğinden fazla değer vermek kişinin kendi değerini kaybetmesine sebebiyet verir. "Gördüklerimizin dahi yarısına duyduklarınızın hiçbirine inanmamak olmalı" hayat felsefemiz. Ancak refaha, gönül refahına böyle erişilebilir. İnsan Görübüş de hepimiz sözlerimize inanıyor ve güveniyoruz. Onların dayandığı gerçeklerden şüphe etmiyoruz ne söylersek söylediğimizde sonuna kadar samimiyiz , ne zaman böyle hissetmeye başladık bu kadar anlaşılmazlık kafa karışıklığı itiş kalkış tefrika ve fitne var hepimiz ayağımızı gerçek demire bu kadar güçlü ve sağlam şekilde basıyorsak neden hiçbir ortak nokta da buluşamıyoruz? aynı fikirde değil ölçü alacağımız kerteriz sayacağımız bir ortak noktada niye birleşemiyoruz ? Çünkü ortak bir gerçeğe inanmıyoruz. Ölçü alacağımız tartışılmaz kaidelere sahip değiliz. Hepimiz kulaktan dolma bilgilerle gün kurtarıyoruz. Herkes görmek istediğini görüp duymak istediğini duyuyor artık eğrinin yerine doğruyu koyan kalmamış. Ummadıkları noktalarda buluyor insanlar kendini hikayenin sonunda. Neden mi ? Bu yalan dolan çığına bir anlam verilemiyor çünkü. Geriye kalan çaresizce bir yürek çarpıntısı oluyor. Onun için bilip de söylek , söyleyip de dinlememek en büyük dil kirliliği olsa gerek günümüz yaşantısında..

]]>
Wed, 11 May 2022 16:13:30 +0300 Elif Can
Hayat Yolunun başı ve sonu... https://edebiyatblog.com/hayat-yolunun-basi-ve-sonu https://edebiyatblog.com/hayat-yolunun-basi-ve-sonu Lider dediğin önde yürüyen değil, yol gösteren olmalıdır.

Kim kandırmıyor kendini yada herkesi? Yada kandırmak mıdır dünyada bir rol almak? Sahnede inanarak oynanmış bir rol gerçek yaşamda numara yapmaktan daha gerçek değil mi? Ve zaten dünya bir sahne değil mi? Oyuncular, yardımcı oyuncular, figüranlar, sahneden çekilenler, kuliste sırasını bekleyenler, sıram geldi diye sahneye vakitsiz çıkanlar ve hiç sahneye çıkamadan suflörlük edenler. Dünya bir sahne değil mi?

]]>
Wed, 11 May 2022 15:16:21 +0300 Rüya gibi
Kalp Ve Zihnin Dansı https://edebiyatblog.com/kalp-ve-zihnin-dansi https://edebiyatblog.com/kalp-ve-zihnin-dansi İlham Veren Şarkı: A Cheval – Lake Isabel

İçime bir hüzün çöktü olur olmaz. Ardından apansız bir kalp ağrısı. Sanki hüzün kalbimin bir ucunda bir yangın başlattı ve o yangın giderek kalbime yayıldı. Zihnim bulanıklaştı, düşüncelerse berraklaştı. Bilirim ben bu hissi. Zihnimin bedenim aracılığıyla bana verdiği bir tür mesajdır bu. “Yazma Vakti” demek ister. “Nerede ne durumda olursan ol çekil bir köşeye ve yaz, yeterince olgunlaştı düşüncelerin.” Onu hep dinlemişimdir. Hiçbir zamanda pişmanlık duymadım. Nereden başlayacağımı bilmediğim ve nereye varacağını kestiremediğim binlerce yazı yazdım. Hepsi ailem oldu. Sığındım kimi zaman onlara, kimi zaman kapı dışarı edildim, ağladım, öfkelendim, kahkahalara boğuldum ama her daim sürdürdüm yazmayı.

Arka planı oldukça karmaşık bir şey yazmak denen mevzunun. Derinlerinde bir şeyler barındırmalısın hatta kimi zaman bunun farkında bile olmayarak yazmalısın. Yazdıkça irdeleyip irdeledikçe neden o yazıyı yazdığını anlamalısın. Ve sonra fark etmelisin ki sen içten içe hep bu yazıyı yazmak istemişsin ama zamanını beklemişsin. Daha doğrusu o duygunun olgunlaşmasını. O duygu olgunlaştığında aynı oranda da yoğunlaşmaya başlar kalbinde. Zihninin göz ardı edemediği kadar yoğunlaştığında da yazmaya başlarsın bir anda.

Gözle görülemeyen hislerin bu denli göz alıcı eserler çıkarmasına şaşırmamak elde olmuyor kimi zaman. Hala yazdıktan sonra son kontrollerimi yaparken” Bunu ben mi yazdım sahi?” diye sormaktan kendimi alamıyorum.

Her şey zamanını bekler derler. Yazmak da tamamen böyledir. Zamanını bekler. Duygusunu, ruh halini ve daha birçok şeyi. Bazen tıkanıp kaldığında olur. Yazma ihtiyacı hissettiğin ama kelimelerin zihninden kağıda dökülemediği anlar olur. Ben o anlarda takar kulaklığı beni bu hale getiren ve zihnimin karanlık köşesine attığım şeyleri düşünürüm. Ertelediğim acılarımla yüzleşirim. Hatta onlara meydan okur ve onlar için sayfalarca dil dökerim. O sayfaları kimi zaman yakarım kimi zaman saklarım. Bana öğretecekleri varsa ya da hala yarım kalan şeyler varsa özünde, onları saklı tutarım. Ama benim için manası kalmadıysa ne zihnimi ne çevremi meşgul etmesin diye onları yakar ve sonsuzluğa uğurlarım.

Böyledir işte yazmak. Kendi içinde bir matematiği vardır ama bunu formüllerle ya da beyninle çözemezsin. Kalbin bilir o ritmi, seni kalp yönlendirir. Kalbine sağır insanlar hiçbir zaman anlamamıştır yazmanın kıymetini. Boşa zaman israfı diyip geçmişlerdir. Çokça kez karşılaştım onlarla. “Başka uğraş mı bulamadın?”, “Mühendislik okuyorsun alanınla ilgilensene, senin işin sayılarla değil mi neden yazıyorsun?” gibi gibi birçok cümle birçok insan.

Belki de günümün uzun saatlerini sayılarla ve zihnimin sayısal kısmıyla geçirdiğim için bu şekilde dinleniyorumdur. Belki de dertlerimle böyle baş ediyor, hayattaki sorunlarımı bu yolla çözüyorumdur. Belki kalbimi dinlemeyi özlediğimde kaçıp kaçıp sayfalara sığınıyorumdur. İşim teknoloji ama ben kendimi işimden ayrıştırmak için ruhumu taptaze tutmaya çalışıyorumdur.

Sorgulamak lazım bazı şeyleri anlamlandırabilmek için. İnsana bu zihin bunun için bahşedildi. Hissetmek lazım olabildiğince, bu kalp bunun için var. Ve her ikisine de vakit ayırmak çok kıymetli çünkü insanı diğer varlıklardan ayırabilen şey budur. Kalp ve zihnin bütünlüğünü sağlamak ve korumak. Ben buna önem veriyorum ve vakit ayırıyorum. Kendimi bir taraf seçmek için şartlandırmıyorum. Güzel olan da bu zaten. İnsanı yazmaya teşvik eden ve geliştiren şey tam da bu. Kalp ve zihnin ahenk ve uyumu.

Yazmak böyledir işte. Dans etmek gibi. Hem bir matematiğe göre ilerler hem de müziğin ritminin sende uyandırdığı duyguya göre. Sen her ikisini dengeli bir şekilde götürebilirsen dans edersin. Ritme takılı kalan yapacağı hareketi kaçırır, harekete takılanın ayakları birbirine dolanır.

]]>
Wed, 11 May 2022 15:06:39 +0300 Merve Yağmur
VAZGEÇMEK https://edebiyatblog.com/vazgecmek-2392 https://edebiyatblog.com/vazgecmek-2392 Vazgeçmek, yeni bir pencere açmaktır hayata kimi zaman da bir kapının yüzüne kapanmasıdır. Kapanan kapılar mı canımızı acıtır yoksa bile isteye vazgeçmemizden mi?

Bir projeden vazgeçmekle yeni bir aşktan vazgeçmek, nasıl aynı kelimeden türetilen farklı duygular doğurabiliyorsa, vazgeçmekle, sevinmek ya da üzülmek gibi, ortaya çıkan sonuçlarda var mutlaka…

 

Nelerden vazgeçtik diye geriye dönüp baktığımızda keşkelerin ve neyselerin dolu olduğu bir ajanda bekler kimi insanı.

 

Vazgeçtiklerimizin yerine koyduğumuz keşkeler, iş işten geçtikten sonra yerine koyduğumuz neyseler dolu hayatımızda. Tercih ettiğimiz ve etmediğimiz birçok şey vardır. Bunlardan biri de vazgeçmek…

 

İnsanlar o kadar çok şeyden vazgeçerler ki istese de, istemese de sevdiğinden, hayallerinden, düşüncelerinden… Peki ya bu doğru bir şey miydi?

 

Vazgeçtiklerimizi değişebilir miydik, yaşadıklarımıza..?

]]>
Tue, 10 May 2022 19:07:42 +0300 lâlzü
Gökyüzünden Bir Yıldız Seçtim https://edebiyatblog.com/gokyuzunden-bir-yildiz-sectim https://edebiyatblog.com/gokyuzunden-bir-yildiz-sectim Bazen koşarsın olabildiğince hızlı, bir şeylerden kaçarsın adeta. Sonra ansızın bir taşa takılırsın ve düşersin. Şiddetli bir ağlama nöbeti eşliğinde taşa kızmaya başlarsın. O an hayat ve önündeki engeller ya da yüreğinde taşıdığın yükler o taşın siluetine bürünür ve sen aslında tüm o şeylere isyan edersin. Nihayet sakinleştiğinde farkına varırsın. Hayatın koşuşturmacasına kendini öyle kaptırmışsındır ve duygularını öylesine ertelemişsindir ki bu hale kendini yine kendin getirmişsindir aslında. Bazen bize engel olan, bulduğumuz tonlarca sebep ya da imkansızlık olarak nitelendirdiğimiz şeyler değildir.
Bazen kendimize bizzat kendimiz engel oluruz. İçten içe istemeyiz, güvenmeyiz belki de inanmayız kendimize. Bunu sesli söyleyebilecek cesareti bulmak yerine nedenler sıralamak daha kolay gelir.

Bazen bazı şeyleri gözümüzde biz büyütürüz. Başımıza gelen şeyler, yaşanılan onca olay yaşandığı kadardır aslında. Biz altında farklı manalar ararken olayı karmaşıklaştırırız. Her şey mükemmel olsun isteriz ve her detay üzerine uzun uzun düşünürüz. Oraya o çizgiyi çizmek ya da oraya o virgülü koymak belki birçok insan için bir anlam ifade etmeyecektir ama bizler yine de onunla uğraşırız.

Sorun kendimize karşı dürüst olamamak ve birçok şeyi fazla irdelemek aslında. Bizi yoran da bizi biz yapan da bu özelliklerimiz ve bunlardan vazgeçemeyiz, istesek de yapamayız bunu.

Benim gibi takıntılı, detaycı ve mükemmeliyetçi biriyseniz bu söylediklerimin hepsine evet diye haykırmak istemişsinizdir biliyorum. Hadi! Birbirimizin elinden tutalım ve bu düzene karşı koyalım. Kendimizi yine kendimiz iyileştirelim ve bunu başarmanın gururunu yaşayalım. Birbirimize inanalım, sebeplerimizi uzay boşluğuna fırlatalım. Sevelim sevilelim hep birlikte. Acılarımızı, yaşanmışlıklarımızı hatta yaşayamadıklarımızı da kabullenelim birlikte. Birlikte güçlü ve güzeliz. Başarabiliriz.

Ben size inandım. Kalbimdeki, zihnimdeki taşları kaldırıp attım. Gökyüzünde kendime bir yıldız seçtim. Ona her baktığımda şuan ki hislerimi ve aldığım kararları hatırlamak için. Hadi! Sizde bir yıldız seçin ve bana katılın. Burada sizleri bekliyor olacağım. Işığınızın solmadığı nice güzel yarınlarda görüşürüz.

                                                                                                          27/05/2021

]]>
Tue, 10 May 2022 17:32:35 +0300 Merve Yağmur
Tebessüm https://edebiyatblog.com/tebessum-2387 https://edebiyatblog.com/tebessum-2387 ... geceleri hece eden haykırışların kibri ve örselenmiş mabetlerin bakışları, mahşerini kaldıramadı...z.ç Yeni kitabımın ilham kaynağına

]]>
Tue, 10 May 2022 17:14:27 +0300 zuleyha_caglarr
Banklar https://edebiyatblog.com/banklar https://edebiyatblog.com/banklar Banklar özeldir ve çok fazla şey taşırlar üzerlerinde. Kiminin geçmişinin yükünü, kiminin gelecek telaşını, ilk aşları, ilk aşk acılarını… Her gelen bir yenisini ekler, banklar ise onları sessizce dinler. Derdine ortak, yalnızlığına dost olur. Kar, kış, yağmur fark etmez hep oradadır. Bıraktığın yerde, Bıraktığın hislerle seni bekler. 

Şehirler unutulur belki, semtler, sokaklar... Ama banklar unutmaz asla. O sokak lambasının altında saatlerce oturduğun, zamanın milim ilerlemediği, üzerine yağan kar tanelerinin bile içini soğutamadığı o banklar. Hayatın koşuşturmacasına bir süreliğine mola verip dinlendiğin, etrafındakileri yok sayıp içine kulak verdiğin, kafanda bir şeyleri halletmiş bir şekilde kalktığın o banklar. 

Unutulmazlar. Ne o banklar ne de o bankta otururken yaşadığın, düşündüğün şeyler. Uzunca bir zaman sonra önünden geçip gitsen bile, geçen zamanın eskitemediği o duygular yeniden yeşerir gönlünde. Her önünden geçişinde başka bir rüzgar eser zihninde. Alır götürür seni gökyüzünde süzülen kar taneleri gibi... 

]]>
Mon, 09 May 2022 22:44:10 +0300 Merve Yağmur
KENDİNİ BUL https://edebiyatblog.com/kendini-bul https://edebiyatblog.com/kendini-bul Çalan bir şarkıda dalıp gitmek.

Bazen sözlerinde, bazen melodisinde kaybolmak.

En can alan sözlerini dinlediğini sanıp melodisine saklanmak.

Geçti dediğimiz her şeyi hatırlamak.

Bir şarkının koca insanı etkisiz hale getirmesi.

İşte tam bu his. Şu an hissettiğin.

Geçecek sandığın, bittiğine inandığın ama sürekli kafanı kurcalayıp duran buna rağmen bir şey yokmuş gibi davranman. En ücra köşelerine kadar hissettiğin bu duygu. 

Sözlerinde anlam buluyorsun , kendini buluyorsun, derinlere dalıp gidiyorsun. Tıpkı sadece melodisine odaklanıp hayallere daldığın gibi...

Her hisse inat güçlü kal. Çünkü sen busun.

Her şeye rağmen kimseyi umursamadan sadece kendini düşün.

Dinlediğin şarkılarda kendini bul.

Sarıl, en çok kendine sarıl.

Düşüncelerine sarıl, sessizliğine sarıl, sevgine sarıl.

Ve aç bir şarkı kaybol içinde her şeye rağmen yine de 'ben buradayım' de kendine...

    Benim size şarkı armağanım var 

I Mark Eliyahu & Cem Adrian - Derinlerde I

]]>
Mon, 09 May 2022 01:34:21 +0300 lâlzü
Annem'e https://edebiyatblog.com/anneme https://edebiyatblog.com/anneme Bundan yıllar önce bir mektup yazmıştım anneler gününde. Öylece içimden ne geçtiyse ve ne kadar el verdiyse kelimelerim. Yaşım küçüktü, yazım kargacık burgacık ama sen o mektubu okuduğunda yarım saat boyunca ağlamıştın. 

Anlayamadım başlarda hatta yanlış bir şey yaptığım düşüncesine kapıldım. Özür dilemek için yanına geldim ve hiç beklemediğim bir şekilde bana sımsıkı sarıldın. "İyi ki varsın annecim." dedin. Yıllar da geçse üzerinden hala hatırladığında güzel tebessümünü eksik etmezsin yüzünden.

O zamanlar küçüktüm ama kalbim kocamandı. Yaş büyüdükçe kalp ya küçülüyor ya katılaşıyor sanırım emin olamıyorum ama bana her güzel kalpli olduğumu söyleyen insana "Annemin izinden gidiyorum. Onun sayesinde hala küçüklüğümde taşıdığım o kalbi taşıyabiliyorum." diyorum. Çünkü bu gerçekten böyle annem. Hep senin izinden, senin hayatıma kattığın güzel ışıltılardan dolayı küsmüyorum hayata. Hep yeni bir umut tohumu ekiyorum kalbime, yeni hedefler, hırslar... Tıpkı senin bana öğrettiğin gibi hep en iyisini düşünüyorum. Senin de dediğin gibi "Polyanna'cılık" oynuyorum. Hatta fark ettim ki eskiden sana kızdığım ne varsa (bu oyun örneğin) hepsini yapmaya başlamışım. Fark etmeden, kendiliğinden yapıyorum bunları. Her idrak ettiğimde gülümseyip "İyice anneme benzedim." diyorum kendi kendime.

Günden güne sana benzemek, senin küçücük bir parçanı bile kendi bünyemde taşıyabilecek güçte olmaktan çok mutluyum ve gurur duyuyorum. Hatta ileride anne olursam senin gibi bir anne olabileceğim ihtimaliyle kendimi güvende, güçlü hissediyorum. Çünkü bir evladım olur ve ben senin gibi olamazsam ne yaparım bilemiyorum.

Bu dünyaya senin gözlerin gibi bakmak için her gün tecrübe kazanmaya çalışıyorum. Seni düşünüyorum acaba annem olsa ne yapardı, ne düşünürdü. Allah seni başımızdan eksik etmesin.????????

Sen benim yaşlarımdayken nasıl bir evlat hayal ediyordun, ne kadarını karşılıyorum inan bilmiyorum. Elimden geldiğince hayatın her anında yanı başında olmaya, hep dimdik ve hep tuttuğunu koparan o kız olmaya çalışıyorum. Hep daha ileriye giden, daha dürüst, daha erdemli biri olmaya çalışıyorum. Umarım başarabiliyorumdur çünkü senin evladının kötü olma ihtimali olamaz. Olsa olsa Annesine benzememiştir. :)

Hep benim hayatımı anlatan bir kitap yaz diyip duruyorsun ya. Ben yavaş yavaş başlamıştım aslında. Asla senin hayatını anlatabilecek kadar güçlü bir kalemim yok tabii ama deniyoruz işte bir şeyler. :) Şimdi bu yazının sonuna o kitaptan bir kesit bırakıyorum. Ve bu hayatta beni yalnız bırakmadığın, mesafeleri bir kalp sıcaklığıyla yok ettiğin, beni koşulsuz şartsız sevip dünyanın en değerli insanı gibi hissettirdiğin için teşekkür ediyorum. Umarım küçücük de olsa aynı hisleri sana yaşatabiliyorumdur. Seni seviyorum dünyanın en güzel gamzelerine ve şen kahkahalarına sahip kadın. Hep gül hep güldürelim seni çünkü gülmek en çok sana yakışıyor evimizin her şeyi.

P.S: Bahsettiğim yazı.

"Gördüğüm ilk gün ışığı

Dünyaya gözlerimi ilk açışımda bir çift kahverengi gözle karşılaştım. O zaman ne gördüğüm en güzel kahverenginin o olduğundan ne de bana en şevkatli bakacak gözlerin o gözler olduğundan habersizdim.  Ne olursa olsun o gözler benden şevkatini, sevgisini esirgemedi ve o gözlerin sahibi ne yaşarsa yaşasın kalbindeki sevgiden, merhametten ve inancından asla vazgeçmedi. O gözler gördüğüm en güçlü kadının ,annemin, gözleriydi. Ben bir gün onlar gibi bakabilmek için her gün tecrübe kazanmaya çalışıyorum. Onların çeyreği bile olamayacak olsa da bu gözler, onlarla bakışabildikleri için bile bir ömür kendilerini şanslı hissedecekler. 

Gördüğüm ilk gün ışığıydı gözlerin ruhumun beden bulmasına vesile olan güzel kadın. Sense dünyamı aydınlatan hoş tebessümlü güneşim…"

]]>
Sun, 08 May 2022 17:08:47 +0300 Merve Yağmur
ANNELER, ANNELİKLER!... https://edebiyatblog.com/anneler-annelikler https://edebiyatblog.com/anneler-annelikler En çok duygu seli "anne"ler üzerine yaşanıyor. Şiirler ona, methiyeler ona, duyguları ifade etmelerde yetmezlikler onlara… Haklılar… ANNE'lik öyle bir müessese ki, aciz dünyaya gözlerini açan bir yavruya kendiliğinden hazır bir oluşum. Emre amade, ihtiyacı sezgileyerek doğal bir şekilde harekete geçen, içgüdüsellikle en doğruyu da yapan inanılmaz bir oluşum. Şüphesiz Yaradan'ın hediyesi. Bir hikaye dolanımda, sizin de önünüze gelmiştir: Yaradan yeni bir canlı yaratırken, kendisi yerine herkese bir melek tayin etmiş. Adına da ANNE demiş.

Normal seyrinde minnetarlıkla annelerine bağlı olan ve bunu yaşayan,  yaşatanlara buradan sözüm yok.

Benim sözüm bu olağan sürece uzaktaki yüreklere!...

Önce öksüz olanların yüreklerindeki yangınlara bakmak istiyorum. Her genellediğimiz durumun istisnalarında ne çamlar devirdiğimizi biliyor muyuz? Okul önlerinde evlatlarıyla ömürlük ayrılıyormuşçasına veda buseleri, sarılmacalar….Bir okul yöneticisi velilerin dikkatini bu konuya çekmiş, uyarmıştı: Yapmayın! Öksüz çocuklarımızın yüreklerini kanatmayın! Ne kadar haklı olduğunu, yetim olarak her baba-evlat münasebetine farklı hassasiyet gösterdiğimi fark ettiğimde anladım. Yani babalar için de durum aynı. Babasız büyümek zorunda kalanların eksiklikleri yüzüne çarpıyor bu defa….

Günümüz gerçeklerinden biri de parçalanmış aileler…Anne ve baba var. Ama çocuk sadece biriyle yetinmek zorunda. Sağlıklı iletişimi sürdürenler çok az. Zaten sağlıklı kişiliğe sahip ebeveynler olsalar sorun olmaz… Çocuk bu defa duygu istismarını öğrenerek yaralanıyor. Anne ve babayı suçluluk duygusuna sürükleyerek menfaat sağlamayı çabuk öğreniyor. Büyük ebeveynler ise çoktan merhametlerine yenilmiş taviz üzerine taviz ile çocuk yetiştiriyor. Bu çocuklar için anne ve baba daima eksik ve yanlış yapan kişilerdir. Asla tatmin olmazlar. Hep almayı öğrendikleri için, sosyal medyada veya çevrelerinde gözlemledikleri anneler onlar için özlem duyulan anneliklerdir. Kendileri de modellemeyi doğru yapmadıkları için muhtemelen aşırıya varan ebeveynlikler sergileyeceklerdir. Benim düşüncelerim tamamen öznel. İstisnalar varsa da sadece alkışlarım.

Sonrası gurubum, anneli babalı evlerde annesiz babasız yetişenler. En zavallı gurup bunlardır. Bunların anne ve babaları çocuk kişiliklerine sahip olmalarına rağmen anne ve baba olmuşlardır. Yaradan ve doğa kanunları bunu mümkün kılıyor. Bu evlerde yetersizliklerinin de farkında olmayan ebeveynler tahakkümün en güçlüsünü çocuk üzerinde uygulayıp, sağlıklı bir bireyin yetişmesine asla olanak vermemişlerdir, vermezler. Bütün ayarlarını bozarlar. Anne ve baba haklarının hepsine taliptirler. Saygı beklerler, ama sevgi üretip aktaramazlar. Kural koyarlar, uyulmasını isterler, kendileri ebeveynlik kurallarıyla asla ilgilenmezler. Araştırmaz, danışmaz, sormazlar. Sadece yargılayıcıdırlar, gardiyandırlar, infaz memurudurlar. Ellerinden başkası gelmez. Bu ebeveynlerin çocukları kendilerini özgürleştirme fırsatı elde etmişlerse, kayıplarını en kısa sürede telafiye başlarlar. Elde edememişlerse arızalı olarak hayatlarına devam etme esaretine mahkum yaşarlar.

En son olarak da anne ve babalığı sonsuz merhamet olarak yaşayanların çocuklarıdır. Bunlar da çocuk olarak çok şanslıdırlar. En özgür yetişen guruptur. Kendilerine hiçbir müdahele gelmez. Çünkü anneleri ve babaları onlar için vardır. Ne isterlerse sahibi olurlar. Bu çocuklara anne ve baba olanlar sonraki dönemde şanssızdırlar. Bekledikleri ilgiyi ve sevgiyi asla göremezler. Her şey bir alış veriştir. Anne ve baba oldularsa elbette yapmaları gerektiğine hükmeder evlat. Annelerin karşılıksız sevmelerine ilişkin tanımlama tam anlamını bulmuştur. Şımarık ve dünyanın kendi etrafında döndüğüne dair eylemler gördüğümüz evlatlar bunlardır. Ergenlikleriyle birlikte zıtlık aile ile bağını tamamen koparmaya kadar gidebilir. Anne ve babalar hak etmedikleri bir karşılıkla şaşkına dönmüşlerdir. Çocukları acımasız, vefasız, doğrucudurlar. Hep haklıdırlar. Bu son gurup küçümsenemeyecek çoğunluğa ulaştığı için toplumsal yapı da bozulmaktadır.

Farklı pek çok şey daha söylenebilir. Anneler günü bu düşüncelerin ışığında gözden geçirilmesi gerektiğini düşündüm. Sadece bir hediyeleşme, kapitalizmin ekonomik hareketlenmesine aracılık etmesi, hatta sosyal medyadan mesajlaşma , paylaşım sayılarını artırma dışındaki yönünü de es geçmek istemedim.

]]>
Sun, 08 May 2022 15:16:40 +0300 GÜMÜŞ SÖZ
ANLATAMAM Kİ https://edebiyatblog.com/anlatamam-ki https://edebiyatblog.com/anlatamam-ki Özel günler geldi mi bir yumru oturur yüreğime. Ağlamak isterim bağıra bağıra.???????? 

Ağlayamam ki.

Sessizce kapanırım odama.

Hıçkırıklarımı kara gece duyar sadece. 

Ve sadece yastığım saklar gözyaşlarımı. 

Zaman geçer aradan aylar hatta yıllar. 

Özlemim artar, yüreğimin sol köşesi sızlar

Anlatmak isterim özlemimi tüm dünyaya. 

Tüm dünya benimle özlesin isterim ama anlatamam hiç kimseye. 

Belki de o özlemi ifade edecek kelime yoktur. Düğüm olur sonra o sözler boğazımda. Yutkunurum geçsin diye. 

Geçmez o düğüm ve sonra özlemim akar gözlerimden .

Bilirim yine de bir yerlerden benimle olduğunu.

Dualarda buluşur, rüyalarda hasret gideririz sanki varmışcasına.

Bir tokat gibi vurur kutlama günleri yüzüme.

Kelime az kalır anlatamam ki.

Sevgim yetmez o kolları dolduramam ki.

Acım derinleşir ağlayamam ki.

Annem ahhh annem der yanar yanar yanarım.

Sevgiyi merhameti yüreklerinin en derinlerinde taşıyan tüm annelerin anneler gününü kutlu olsun.

Başta anneciğim ve hacı teyzem olmak üzere başka bir dünyaya uğurladığımız tüm annelerimizin ruhları şad mekanları cennet olsun. Nurlar içinde uyusunlar.????????????❤️❤️❤️

]]>
Sun, 08 May 2022 08:45:08 +0300 Müzeyyen GÖKMEN
ANNELER GÜNÜ https://edebiyatblog.com/annelergununuzkutluolsun https://edebiyatblog.com/annelergununuzkutluolsun Anneler çiçek gibidir, onları hep mis kokulu yerlerde görebilirsin,senin için her zaman var olduklarını ve seni düşündüklerini bilirsin. 

Bütün annelerin ve anne adaylarının ANNNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN ????

 

 

]]>
Sun, 08 May 2022 00:11:26 +0300 Rüya gibi
Doğa, Allah’ın yazdığı bir kitaptır. https://edebiyatblog.com/doga-allahin-yazdigi-bir-kitaptir https://edebiyatblog.com/doga-allahin-yazdigi-bir-kitaptir Doğa, görülebilen düşüncedir.

Çiçekler doğanın en güzel süsüdür.

Doğa, Allah’ın yazdığı bir kitaptır.

Doğa, en parlak, en lekesiz aynadır.

]]>
Sat, 07 May 2022 22:45:17 +0300 Rüya gibi
DEĞER DEDİĞİN... https://edebiyatblog.com/deger-dedigin https://edebiyatblog.com/deger-dedigin Değer ağırdır. Taşıyabileceğimden emin olduğunuz insanlara verin.

Her kahve aynı tadı taşımaz. Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona göre değişir.

]]>
Sat, 07 May 2022 22:26:55 +0300 Rüya gibi
Anne https://edebiyatblog.com/anne-2334 https://edebiyatblog.com/anne-2334 ......... ANNE..........

Daha anne karnında başlıyor annelik , anne sevgisi. Anne karnında başlayan anne sevgisi ise aslında kazandığımız  ilk ikramiyedir. 
Üstümüze titreyen, bize değer veren annemiz; bir anda hayatımızın en önemli parçası haline geliyor. Hayatımızı daha da anlamlı kılıyor. İçinde bizi yaşatıyor. Elimizdekinin kıymetini bilsek sadece bugün değil her gün anneler gününü kutlasak. Her gün annemizi hatırlasak daha güzel olur. 
Bize güç veren, yeniden başlamak için cesaret veren, başaracağımıza inanan biridir anne. Bu hayatta umudumuz, gücümüz oluyor. Yeter ki bize inanan biri. İyi ki varsın deyip kıymetini ölüp gitmeden bileceğimiz biridir anne. 

]]>
Sat, 07 May 2022 20:57:31 +0300 Hüsne sürmelioğlu
KIYMETLİ HAZİNEMİZ ANNELER https://edebiyatblog.com/kiymetli-hazinemiz-anneler https://edebiyatblog.com/kiymetli-hazinemiz-anneler

KIYMETLİ HAZİNEMİZ  ANNELER

Her yıl Mayıs  ayının ikinci haftası  ANNELER GÜNÜ  olarak kutlanır. Anneyi  bugün hatırlamak onun elini  sadece bugün öpmek her daim kalbimizde yaşatmamız gereken insanı  sadece bugün anmak olur mu?Anneleri bir güne sığdırmak,Onların yüreklerine sadece bir gün sığmak onları mutlu etmeye yeter mi?

 Onları  anlatmak  kolay  olmadığı gibi, Onların  duygularını  yaşamakta  hiç  kolay değil .Bir annenin sevinci  çocuğu daha karnındayken başlar. Anne  onun varlığını hissederek  yaşama  mutlu bakar.Doğduktan sonra bütün gücünü gecesini  gündüzünü  evladına, evlatlarına  adar.Evladının parmağına diken batsa içi parçalanır dayanamaz. Evlat onun yüreği, Evlat onun mutluluğu,Evlat onun  yaşama sevincidir.

 Aslında bugün  annelerini  hatırlayanların yılda bir defa  da olsa, Yüreklerine  inen  merhametle  annesine  bir  gününü  ayırıp  ziyaret  edenlerin  günü. Kimi  annesini  yalnız  başına  bıraktığı  huzur evinde.Kimi  tek  başına  yaşadığı  evde elinde  bir  buket  çiçekle annesinin  kısa  da olsa  ziyaretine  gidip elini öptüğü  gün.

Bir  ANNE  evladına şöyle seslenir:

Sizleri  dünyaya  getirdim.  Geceleri  uykusuz  geçen  günlere  aldırış  etmeden  şefkatle  ve sevgiyle  sizi  büyütmek  için emek  verdim.  Sizler  her  ne kadar beni  senede  bir  defa  hatırlasanız da! Sizler  benim  hala evladımsınız. Yüreğimdeki  kalp yaşamdaki  sevincimsiniz. Ben  sizleri  unutup  vefasızlık  yapamam.

Annelerimiz cennetin baş kösesi. Annelerimiz merhametin öncüsü. Annelerimiz sevginin ve fedakarlığın elçisi.Annelerimiz  yaşamımızın vazgeçilmezi…Anneler için ne desem,Anneler  için ne yazsam kelimeler  kifayetsiz  kalır.

ANNE  EVİN MİMARI

ANNE  SEVDANIN ADI

ANNE  YAŞAMIN MİRASI

ANNE SEVGİNİN İLK  ADI

Bugün  değil!Her  gün  annelerimizin günü…Onları bugün değil!Her gün  hatırlayalım.Onların günü olmadığı gibi;Onların  sevgisi  bir güne  sığdırılmaz. Annelerimiz  kıymetli  birer  hazine.Eli  öpülesi bütün  annelerin  önünde  saygı  ile eğiliyorum.

                                                    BUGÜN DEĞİL! HER  GÜNÜNÜZ  KUTLU  OLSUN…

 

                                      

 

                          

]]>
Sat, 07 May 2022 20:42:54 +0300 KUM SAATİ YAZARI
Mekanda Enerji Çalışmaları https://edebiyatblog.com/mekanda-enerji-calismalari https://edebiyatblog.com/mekanda-enerji-calismalari Bir mekanda bolluk ve bereket enerjisini arttırmanın farklı yolları var. Bunlardan bir tanesi Feng shui. Feng shui eski bir Çin öğretisidir. Feng shui rüzgar ve su demektir. Evrende herşey denge içerisindedir. Birşeyin çok fazla veya çok az olması olumsuzluk yaratır. Hayatımızda herşeyin ve her duygunun da dengede olması gerekmektedir.

Bolluk ve bereketi arttırmak bagua haritasından yararlanmak mümkün  ayrıca bu harita ile aşk, sağlık, kariyer, çocuklar gibi alanları da aktive edilebilir. Mekanın her bir köşesi, harikataya göre ayarlanarak, o bölgedeki enerjiyi aktive etmek mümkün.

Aşk için çift i temsil eden obje tercih edilebilir.

Bolluk ve bereket için para ağacı kullanılabilir.

Kariyer için giriş kapısı nda dikkat etmek gerekir.Koridora kariyerde başarılı olan kişilerin resimleri konulabilir.

Mekanı sirke ile silmek, adaçayı tütsusu yapmak da etkili olacaktır.

]]>
Sat, 07 May 2022 18:31:40 +0300 Leyla Aghayeva Yavuz
ellerimi takip etmek zorundayım https://edebiyatblog.com/ellerimi-takip-etmek-zorundayim https://edebiyatblog.com/ellerimi-takip-etmek-zorundayim

Her şey başlar ve biter diye teselli ettim kendimi. Herkes kendini böyle teselli eder, yoksa dünyanın ağırlığı hep ayağımıza dolanır. Dünya ayağımıza dolansın istemeyiz çünkü acıyı kökten bitirecek güçte değiliz. İnsanın güçsüzlüğü güçlülükle karıştırılıyor. Buna eminim. Güçsüz olduğumuz için devam ediyoruz, her şeyin daha iyi olacağına inanıyoruz. Acınası varlıklarız.

Güçlü değiliz işte, korkağız!

Bir acı avucumda onu bir vitrine yerleştirmeye çalışıyorum. Tozlu bir vitrine, bir daha hiç kullanmayacağımı düşündüğüm bir vitrine. İnsan mutluyken her şeye arkasını dönebiliyor, mutsuzken de eskiye dönerken biraz utangaçlaşıyor. 

Bu yolları nasıl bir cesaretle geçtim, ne olacak sandım?

Bu geceyi geçireceğim, hazırlandım. Bir şişe şarabım, beni idare edecek kadar sigaram ve başını okşayıp hala nefes aldığını hissedebildiğim dört ayaklı dostlarım var odada. Bu evi hayvanlarla doldurdum, çünkü içimde olan boşluk insanla dolacak kadar soyut değil. Bu evi hayvanlarla doldurdum, çünkü sessizlik içimde bir yeri acıtıyor. Aynı acıyan yerim insanları görünce de acıyor.

Kendimi nasıl oyalayacağım, bunca akıp giden güne nasıl dayanacağım?

Ellerime bakıyorum, her şeyi yapmayı biliyor ellerim. Kapıyı açmayı, kahve yapmayı, kadeh doldurmayı. Bu ellerle biraz daha göze batmayabilirim. Ellerim her şeyi yapmayı biliyor, insan ellerine özenir mi? Ellerim bana bir şeyler öğretsin istiyorum.

İçime bir şeyler kazıyorum.

 Bazı kelimeleri tekrar ediyorum.

 'Anne, iş, kira,kedilerim,köpeğim.'

 Beni ayakta tutacak kelimeleri tekrar ediyorum. Ellerimi takip etmek zorundayım

]]>
Sat, 07 May 2022 17:35:52 +0300 melankolikbalik
İyiler ve Kötüler https://edebiyatblog.com/iyiler-ve-kotuler https://edebiyatblog.com/iyiler-ve-kotuler Masalın sonunda gökten üç elma düşmüştü.

Her masalın sonundaki gibi...

Bir tanesi hayallerimeydi. Bir tanesi umutlarımaydı. Sonuncusu ise hayatımaydı.

Hayalleri için çalışıp, umutları sayesinde ayakta duran iyi karakterleri, iyi yapacak bir kötü karakter gerekirdi çünkü hep. 

Çünkü masal yazarı biliyordu... Güzel kardeş olmasaydı, çirkin kardeş bilemeyecekti çirkin olduğunu...

Gerçi o masalın kötü karakteri çirkin kardeş miydi yoksa günümüz güzellik algısına uymadığı için çirkin lakabını takan halk mıydı kötü karakter?

Mesela güzellik algısı çirkin dediğimiz karakter gibi olsaydı bu sefer kötü karakter güzel dediğimiz karakter mi olacaktı. 

İyi karakteri var eden kötü karakterken niye üç elmanın bir tanesi o değildi ki...

]]>
Sat, 07 May 2022 16:06:48 +0300 Buse Nur Gürlek
KAÇMAK https://edebiyatblog.com/kacmak https://edebiyatblog.com/kacmak Nerden geldiğimizi, nereye gideceğimizi bilmeden dünyaya açtığımız gözlerimizi, büyüdükçe dolan boşlukları, anlamlaştırmaya çalıştığımız bir hayatı ne kadar kolay kılabilir yaşadıklarımız?
Ya da şöyle sorsam daha mantıklı olabilir, yaşadığımız her şey mi bize zor geliyor yoksa hayat mı? Ama şöyle de bir gerçek var bardak kırıldı diye su içmekten vazgeçmemek gerekir.

Siz bardağı kırdınız diye su içmekten vaz mı geçiyorsunuz yoksa yeni bir bardak mı alıyorsunuz? Evet o kırılan bardağın yerini tutmaz ama yine de vazgeçmemek gerekir.

Ben mükemmel bir hayat ile büyümedim. Ailemle kavgalarım oldu herkesin olduğu gibi, arkadaşlarımla sorunlar yaşadım herkeste olduğu gibi, sevgilimle ayrıldık, barıştık, ayrıldık ve yine herkeste olduğu gibi... Ama her seferinde yaşadığım her şeyden bir ders çıkardım kendimce, hepsi bana bir tecrübe oldu. Hiçbir zaman da o suyu içmekten vazgeçmedim. Olması gereken şey de buydu zaten sizlerde vazgeçmeyin. Vazgeçmek bir nevi kaçmaktır.

Gerçeklerden neden kaçar insan? Hangi yalanın arkasına saklanmak ister ya da neden her şeyden uzaklaşıp kaçmak ister büyüdüğü şehirden? Kaçmak ne kadar doğru mesela, hadi diyelim gittik gerçekler de peşimizden gittiğimiz yere gelmez mi?
Bir diğer sorum insan nereye kadar kaçarak yaşayabilir?

Bu daha ne kadar devam eder bilmiyorum ama istediğim şeyler ve yaptıklarım çok farklı kavramlar.

Doğru bir yol varsa umarım bir an önce bulunur.

]]>
Sat, 07 May 2022 01:04:52 +0300 lâlzü
Başucu Kitabım&6 https://edebiyatblog.com/basucu-kitabim-6 https://edebiyatblog.com/basucu-kitabim-6 Parayı insan hayatıyla değerleştirmek ne kadar acı verici bir durum. Maddiyat bu dünyada kalıcı insanlık ahiretlik değil midir? ikilemli savaşmak ahmaklıktır.

R.G.

]]>
Thu, 05 May 2022 19:48:43 +0300 Rüya gibi
Başucu Kitabım &5 https://edebiyatblog.com/basucu-kitabim-5 https://edebiyatblog.com/basucu-kitabim-5 Kendi hikayeni yazmak...

Yazmak ne güzel yetkinlik. İnsanoğlu her yaşadığı duygularını yazar.

Hayatından ders çıkardıklarını: Yaradan'ın ödevlerini yazar ve yerine getirir.

zaman bir nakış gibi işler insanların yaşamına önemli olan kötüyü görüp iyi insan olmaktır.

R.G.

]]>
Thu, 05 May 2022 18:56:08 +0300 Rüya gibi
Başucu kitabım &4 https://edebiyatblog.com/basucu-kitabim-4 https://edebiyatblog.com/basucu-kitabim-4 Yaşamımız boyunca çok lüzumsuz insanlardan bir şeyler aldık 

Her kusursuz insanlardan hep ders çıkardık.Bu bizi hep doğru yöne götürmeli...

Her olumsuzluk bin olumlu yaşamımız demek.

Uzaklarınızı iyi seçin.

R.G.

]]>
Thu, 05 May 2022 18:37:02 +0300 Rüya gibi
BAşucu Kitabım&3 https://edebiyatblog.com/basucu-kitabim-3 https://edebiyatblog.com/basucu-kitabim-3 Hayatı ve kendini ciddiye almalısın

Yaşanmışlıkların bilgilerini topla zihninde olur ya söz uçar yazı kalır.

kısa kısa notlar al kendin için.

Geçmişi not et geleceğine ışık olsun.

sonra geçmişin kapılarını kapat ki yolunu rahat bulasın

R.G.

]]>
Thu, 05 May 2022 18:19:27 +0300 Rüya gibi
KABULLENMEK https://edebiyatblog.com/kabullenmek https://edebiyatblog.com/kabullenmek Fiziksel yorgunluğu çok bilmem ama zihinsel yorgunluk çok kötü bir şey onu çok iyi bilirim. Bazen düşünceler uyutmaz, uyutsa gece uyandırır öyle boktan bir şey yaşayan çok iyi bilir.

Uyumayı özlüyor insan, düşünmemeyi, rahat rahat takılabilmeyi ama hangisi oluyor derseniz hiçbiri çünkü düşünceler insanın beynini öyle bir yiyor ki ne yapsa, ne yapmak istese hep bir çıkmaza saplanıyor.

Ne düşünüyorum biliyor musunuz?

Ben niye böyle bir insan oldum?
Ben nasıl birden böyle oldum?
...

Peki hangi sorunun cevabı var hiçbirinin... Beynini kemiriyor insanın bu düşünceler bir zaman sonra zaten ufaktan sıyırıyor daha da düşününce artık direkt kendini kaybediyor. Şahit oldum mesele deli olmak değil. İnsan her şekilde travma aldığından dolayı bir şekilde hasta oluyor. Kabullenin bunu sağlıklı bile olsanız hastasınız...

İnsan en çok neyi kabullenemez? Yaşadıklarını mı, yaşatılanları mı?
Her ikiside aslında yaşadığın her iyi, kötü olay aklında bazen bir acaba bırakır. Ve işin içine yine düşünmek girerse geçmiş olsun...

Kendinizde kusur gördüğünüz şey var mı? Mesela burnunu sevmeyen, vücudunun hatlarını sevmeyen? İllaki vardır dimi içimizde, mesela benim çillerim var ben hiç sevmezdim, nasıl kurtulabilirim bunun yolunu aradım sonra oturdum düşündüm ben buyum, ben böyle daha güzelim onlar benim kusurum değil beni ben yapan asıl şeyler. Kendinizi örtmeye çalışmayın. Kendinizi her şekilde sevin. Kendinizde kusur aramayın, siz her şekilde güzelsiniz.

Güzellik sadece fiziksel olmaz, ruhsal, duygusal olarakta insanlar güzeldir. Peki ya içiniz güzel mi? Her şeye rağmen güzel kalabiliyor musunuz? Kalın! Güzel olmazsanız bu hayat daha beter oluyor. Hem kendiniz için, hem çevreniz için güzel kalın!

Şimdilik hoş çakalın ya da sadece hoş kalın...

]]>
Thu, 05 May 2022 01:06:01 +0300 lâlzü
Kendimle baş başa bir ufak sorgulama https://edebiyatblog.com/kendimle-bas-basa-bir-ufak-sorgulama https://edebiyatblog.com/kendimle-bas-basa-bir-ufak-sorgulama Sevmek mi? Sevilmek mi? Sevip de sevilmemek mi kırıyor insanı yoksa sevgisine inanılmaması mı bilinmez tabii ki. Tıpkı bunu neden yazdığımı bilmediğim gibi. İçimde düğümlenen ve çözmeye çalıştıkça daha da kenetlenen bir şeyler var, hissediyorum. Bir şeyler daraltıyor sanki zorla kalıyor, zorla yaşıyor gibiyim. Üzülüyorum açıkçası biraz da darılıyorum. Nasıl bir şarkı bulamam hâlâ kendime? Nasıl kendi kalemde tutsak kalabilirim? Kendi inşa ettiğim bir kalenin kapısını penceresini nasıl bulamam, nasıl kaybederim. Kapı yoksa anahtar ne işe yarar, pencere olmazsa bu çiçekleri nasıl yaşatabilirim? Kendimi nasıl kurtaracağım buradan? Korkuyorum, hem de nasıl. Ya bir gün gözyaşlarım birikir de boğulursam onda da kötüsü ya ağlayamayacak kadar hissizleşir de kalpsiz kalırsam?

]]>
Wed, 04 May 2022 20:38:14 +0300 Nur Bersun
kötü rüyalar saati https://edebiyatblog.com/kotu-ruyalar-saati https://edebiyatblog.com/kotu-ruyalar-saati Olmuyor, özür dilerim,olmuyor işte. Yapamıyorum ben, bilmiyorum, anlamıyorum, anlamlandıramıyorum, nasıl yapabilirim, yapamam, zaten kimseye de 'ben yapabilirim' dememiştim, demiştim. Böyle bir söz vermiştim, hatırlıyorum. Önce kendime söz vermiştim, sonra da o'na. Neye dayanarak söz vermiştim, bilmiyorum.

Öyle bir bardak su verir gibi söz mü verilir? Ben vermiştim. Ben bütün zor şeyleri bir bardak suyu kana kana içer gibi kolaylıkla yaparım zaten. Bu nasıl korkunç! Biliyorum da, ne yapayım elimde değil. İnsanlar benim yanımda kalsın diye mi her sözü böyle kolayca veriyorum? Peki sonrası. O an her şey farklı, o an her şey farklı.

Dinleyin.

O an , vaat ederken ve her şeyi düşünürken içimde bir kahramanın yüce gücü oluyor. Hem de ne güç. Sanki bir dağı küçücük avuçlarımla yerinden edebilirim. Ama edemem.

Bir saat bulmuyor kendime gelmem. Sözü veriyorum, bir sürü gelecek planını karşımdakinin kucağına döküyorum ve bir anda elim ve avucum küçücüğe dönüyor.

Dünya'da bir anda yeniden olmam gerektiği gibi küçücük bir nokta oluyorum.

Benden iğrenmekte haklıyım, o'da haklı. Çünkü ben bir pencere açtım, güzel bir dünya varmış gibi davrandım kendime ve o'na. Sonra dedim ki 'bıçağım elimde'. 

Bak! Ben bir katilim, başka da dünya yok! Sana açtığım pencereler çoktan zifir gibi gölgelikle sımsıkı kapalı. Ama ben ne demiştim, ne dersen haklısın. 

Benim için bin kat daha zor. Hadi kendini benim yerime koy. Çürük kokan benim, sen arkanı döner gidersin. Ben bunun içinde hapisim.

İnsan olmak ne büyük mantıksızlık, gerçekten. Belki bundan evrenselmiş gibi bahsetsem, beni anlarsın. Küçük küçük planlar işte, sevmediğin böcekler gibi, mide bulandırıcı. 

Ama ben kendi yanımda kalmak zorundayım, başka çarem yok. Ne yapayım , kendimi şirin göstermek zorundayım.

Uyumalıyım, ama tam kötü rüyalar saati.

]]>
Wed, 04 May 2022 19:39:48 +0300 melankolikbalik
Edebiyat bilgi yarışması 3 https://edebiyatblog.com/edebiyat-bilgi-yarismasi-3 https://edebiyatblog.com/edebiyat-bilgi-yarismasi-3 Wed, 04 May 2022 19:22:21 +0300 Hüsne sürmelioğlu cevapsız nedenlerim https://edebiyatblog.com/cevapsiz-nedenlerim https://edebiyatblog.com/cevapsiz-nedenlerim Çiçeğim,

Hayatım nedenlerle dolu. Şu anda kelimeler aklımdan parmak uçlarıma  büyük bir kararsızlıkla dökülüyor. Neden bu yazıyı yazıyorum? Neden bu fotoğrafı seçtim?  

Bu yazıyı yazma nedenimin cevabını sana şu anda veremem, belki içimi dökmek istedim, belki de ileride içimi dökmekten daha fazlası olacak ama neden mi bu fotoğrafı seçtim? Çünkü bugün çiçek topladım. Ailemden kilometrelerce uzaktayken, başka bir aileyle gittiğim piknikte, kendimden yedi yaş küçük bir çocukla fotoğraf çekildim, sakız çiğnedim, güldüm, eğlendim ve çiçek topladım.

Sanırım ben, küçük yaşta kaybettiğim kardeşimi başka ruhlarda aramak konusunda asla pes etmeyeceğim.

Nedenlerim.

Bana insan olduğumu hatırlatan en güzel nedenlerim sayesinde bugün daha iyi biriyim. 

]]>
Wed, 04 May 2022 04:17:01 +0300 sadeceyaziyorum
Bir Yanım Nostalji https://edebiyatblog.com/bir-yanim-nostalji https://edebiyatblog.com/bir-yanim-nostalji Geldim gördüm dünya büyük yalanmış. Sararmış solmuş bütün fotoğraflar. Eskiye dair her şey yok olmuş. 90'lardan kalma bir gazete, 80'lerin saman sarısı takvimi, derme çatma bir kumaşla örtülen pencereden sızan güneş ışınları yüzümden geçerek o tarihi testilerin olduğu gömme dolaba ulaşıyor. Kaç nesil geldi geçti kim bilir kaç hikaye yazıldı , kaç bağ kazıldı o testilerle. Bu yüzden hiç hakkım yok şikayete bile bile lades. Çünkü bile bile kendi ellerimizle teslim ettik büyük bir yok oluşa bu değerleri. Bir tarih geldi geçti. Sorun da bu ya geçti işte kalıcı kalamadık. Plakta bir melodide , kartpostalda bir fotoğrafta postada bir pulda, tipografi bir sanatta kalamadık. Geliştik mi değiştik mi bilemiyorum. Her şeyde olduğu gibi değerlerimizede sahip çıkamadık. avuntularımızla, kendimize yalanlarımızla döndürdük bu yalan dünyayı. Eskiler eskiden güzeldi özlemek değil bu ,hasret kaldık hasret. Bir eşya veyahut bir nesnede takılı kalmadık sadece. Eskilerin kokusu eskilerin tadı yok şu hayatta. Akşam öten cırcır böcekleri, mesela sabahları baharın habercisi guguk kuşları nerededirler 

şimdi ? Eskiden ayrı bir güzellik;  yazları gökkubbe altında dolaşırdık sokak sokak. Edebiyat sokağımız olurdu orta oyunları sergilenen. Sanat sokağımız olurdu sınırsız hayalgüçlerinin konuştuğu, bir de o kimsesiz sessiz sessiz sakin karanlık köşede uçuşan ateş böcekleri olurdu. Neredesiniz şimdi ateş böcekleri? Bulamıyorum sizleri. Bak vakitlerden akşam, durumlardan yalnızlık, gecenin bilmem kaçı ufak bir dokunuşla yine göklere uçarak aydınlatır mısınız bu karanlığımı? En ücra köşeme geçtim yine bekliyorum sizleri. Giden gitti yan ateş böceği, şarkını söyle sazını çal...

]]>
Tue, 03 May 2022 21:14:59 +0300 Elif Can
Hafızamın Derinlerini https://edebiyatblog.com/hafizamin-derinlerini https://edebiyatblog.com/hafizamin-derinlerini     Hafızamın derinliklerine iniyorum, korkuyorum biraz ama korkum bile cesaret veriyor bana. Birşeyleri merak ediyor sanki benliğim, silinmiş unutulmuş bazı şeyleri bilmek anlamak istiyor. Anladığın da ise olacaklar aklımı korkutuyor, bir cenk olacak gibi zihnimde vicdanım ve aklım arasında olacak bir cenk. Kazananı bilmiyorum ama şayet bir kazanan olacaksa kazanan bile pişman olacak kazandığına. Hatıralar acı verecek mutlu edeceği kadar lakin daha çok keşkeler saracak benliği. Keşkeler ile dolu hafızam da ben unutmak istiyorum şimdi, indiğim bu derinlikten çıkmak ve unutmak...☘️

]]>
Tue, 03 May 2022 19:17:18 +0300 YağmurunKızı8
BAYRAM OLA!... https://edebiyatblog.com/bayram-ola https://edebiyatblog.com/bayram-ola Özel bir gün,Güzel bir zaman olur.Bayramda bir başka olur insan,Bir coşku yaşar Çocuklar.Bayramın manevi huzuru,Sevinci bir başka yaşanır...

İlkin Bayram namazı eda edilir,Sonra mezarlık ziyareti ile dualar okunur.Ebediyete göç eden sevenlerle bayramlaşılır...

Bu güzel güne güzellik katan,Eş,Dost,Akraba ve Arkadaşların ziyareti olur.Sevinçlerine ortak olup,Bayram sevincini birlikte yaşarlar...Bayramın ilk misafirleridir çocuklar.Sabahın erken saatlerinde kapı kapı dolaşıp bayram kutlaması yapması bugüne ayrı bir güzellik,Ayrı bir tat katar.

Bayram havası var bugün!

Yürekler bir nehir gibi coşar.

Çocuklar sevgi seli ile yaşar.

Gülümser hayata,Mutluluk gözlerinde ışıldar.

Keyifler şen şakrak güle oynaya Bayramı yaşar...

Gün bugün ola...

Bayram bayram ola...

Genç,Yaşlı,Çocuk bir  ola...

Bayram hep bayram ola...

Yürekler sevgi dola

Bayram o bayram ola...

]]>
Tue, 03 May 2022 13:39:38 +0300 KUM SAATİ YAZARI
BAYRAMLAR OLMALI https://edebiyatblog.com/bayramlar-olmali https://edebiyatblog.com/bayramlar-olmali Bayramlar olmalı sevgiyle paylaşılan

Sen ben değil bizim diyebileceğimiz bir dünyayı yeniden insa eder gibi.

Bayramlar olmalı dün gibi değil 

Ama geçmiş bayramlarda yaşanan güzel anları yaşatır gibi

Bayramlar olmalı tüm özlemlerin sona erdiği

Kavuşamadığımız hasret duyduğumuz uzak diyarlardaki sevdiklerimizle berabermişiz gibi

Bayramlar olmalı yüreklerdeki yangınlara su serper gibi

Acıyı dindirip, yaşamı yaşanılır hale getirir gibi

Bayramlar olmalı haksızlıkların hukuksuzlukların yaşanmadığı

Adalet terazisinin herkese eşit işlediği gibi

Bayramlar olmalı tüm güzelliklerin bir tohum olup yeryüzüne serpilmesi

Karanlıkların tümüyle silinmesi gibi

Bayramlar olmalı gönlünüzce, sevdiklerimizle birlikte şeker tadında kutlayabilmek gibi.

İyi bayramlar diliyorum.

Müzeyyen/2022

]]>
Mon, 02 May 2022 08:12:46 +0300 Müzeyyen GÖKMEN
Hafıza https://edebiyatblog.com/hafiza https://edebiyatblog.com/hafiza Hafızamda ki izlerden kurtulmaya çalışırdım başlarda. Sondasında aslında o izlerin beni ben ettiğini ve kişiliğime güç kazandırdığını gördüm. İnsanın kalbi gibi,yaralarla dolu olabiliyor hafızası. Can acıtan bir çok hatıra canlanıyor olabilir hafızasında fakan bunlar bizi daha çok acıya ve düşünceye sürüklemek yerine,belli bi zamanlardan sonra bize çok önemli bi ders verir. Yaşadıklarımız,aklımızda kalarak hayattan aldığımız yaraları bize her defasında hatırlatır ve bu da bizim daha az hata yapmamıza sebep olur.hafızamızda olan tüm yaşantılarla en güzel şekilde ders alarak bunu kendimize ceza değil de ödül olarak sunabiliriz. Her acı hafızamızda bir ders olarak bize kalır.

]]>
Sun, 01 May 2022 21:05:24 +0300 Semira Bulut
İnsanlar yola çıkmaz https://edebiyatblog.com/insanlar-yola-cikmaz https://edebiyatblog.com/insanlar-yola-cikmaz İnsanlar yola çıkmaz, insanları insanlar yola çıkarır. Uzun veya kısa, mutlu veya üzgün çıkılır o yola, o yolun sonunda ise her daim üzülen biz oluruz. Mutluluk yakın veya uzak bilinmez bilinen şeylerden biriyse; insanlar kullanır insanları bir süre, iyiki derler sonraysa sen kimsin ki olur. Herkes herkesi sevebilir ama herkes herkese aşık olamaz, bu duygu farklı bir duygu, bu duygu değişik bir duygu. Bir insan birine aşıkken birini sevemez, elini tutamaz, sarılamaz... eğer ki yapıyorsa aşık olduğu insanı unutmak içindir, her unuttum diyen unutmaz; içinde bir yerlerde kalır o biriktirir biriktirir ve sonunda bir yerde patlar. Kimseyi yara bandı olarak kullanmayın, iyileşince kimseye yolu göstermeyin, unutmayın bugün siz ona yaparsınız o kimseye yapmaz içinde kalır biriktirir o da sonunda öyle bir şeyle karşınıza çıkar ki hepiniz şaşırırsınız. Kimse kimsenin babasının oğlu değil, sizi üzeni üzün düzene uyun diyemem bunu kimse diyemez. Ama siz farklı olun, sizi üzene olan öfkenizi ve diğer duygularınızı bir köşeye atın bu hayatta yaşanan her şey bir imtihan, peki siz bu imtihanı geçiniz mi? Bunu düşünmeniz daha mantıklı olur. Ağlayın, bir şeyleri kırın, kendinizi üzün... bir şey değişecek mi? Giden gelecek mi? Veya yaptıkları unutulacak mı? Ben söyleyeyim, hayır unutulmayacak, canınız yanacak ama alışacaksınız da. İntikam almak, içinizde hırs, öfke beslemek sadece size zarar karşı taraf nasıl ki, gittiyse sizde öyle gidin. Unutmak zor, unutacaksınız asla diyemem ama alışacaksınız. Eskisi gibi olmayacak, yaptığınız o hatadan bir ders çıkarıp daha değişik bir siz olarak herkesin karşısında duracaksınız. Herkesi kendinizle bir tutmayın en büyük dersiniz: yaşanmışlıklarınız olsun, en büyük hatanız: geçmişiniz olsun sonuçta geleceği daha yaşıyoruz. En büyük hatanız: yapamadığınız şeyler olsun, ama fazla da üzülmeyin sonuçta daha yaşıyorsunuz ve daha vaktiniz var yapmak için, haydi bakalım kalkın ve kendiniz için bir şeyler yapın, geç değil hiçbir şey için daha nefes alıyorsunuz ve bunu iyi değerlendirin. 

]]>
Sun, 01 May 2022 11:46:33 +0300 Medine Herzem
EMEKÇİ GÜNÜ https://edebiyatblog.com/emekci-gunu https://edebiyatblog.com/emekci-gunu EMEKÇİ  GÜNÜ 

 Emek; Bir  iş  için ve bir şeyleri  üretmek  için harcanan  enerjidir. 

 Emekçi; Bir işi  doğal  olarak  alın teri  ve  el  emeği  ile  yapan  kişidir.  

 Bir marangozun  el  yapımı  ile kendi  ustalığını sergilediği  bir dolap, Masa,Kapı  vesaire… şaheserler  yaratıp  ofiste,hastanede, evlerde  kullanılan  eşyaları  yapan  ustanın el emeği.

 Bir  fırıncının sabahın erken saatlerinde  bizlere  kendi  elleriyle  açtığı hamuru  yoğurup  ekmek,Poğaça,Simit  haline  getirmesi  ve  sıcacık  ekmeği  tezgahta  sergileyen  ustanın el emeği. Sonrasında  sofralarımıza  lezzeti  ile  tat  katması.

 Bir  köylünün  sabah  güneş  doğmadan  koyunlarını  otlatması ve  iyi  beslemesi   sonucu  elde  ettiği  Süt,Peynir, Yoğurt  vesaire … Doğal ürünleri  ile sofralarımızı  süsleyen  emek  insanı .

Yine  köylünün ektiği Domates,Salatalık,Patlıcan,Biber  vesaire…Doğallığı  bizlerin sofralarına katan emekçi  insanlar…

 Tarım ile uğraşan çifitçimizin ekip biçtiği Buğday,Tahıl  vesaire…Sıcak soğuk demeden emek veren insan.

 Daha  sayamadığım  onca  işe  emek  veren  emekçi   insanlar… 

Sizler  emek  verdikçe  ülke  kalkınır.

Sizler  ürettikçe  ekonomi   canlanır.

Dün

Bugün

Yarın 

Kısaca her  gün  bizlere  ve Ülkeye  verdiğiniz  emekten   dolayı  teşekkür   ederiz . Bütün el emeği  veren  emekçi  insanlar!

EMEĞİNİZE  SAĞLIK… 

Bugün  değil!Her  gün  EMEKÇİ  gününüz  kutlu  olsun…

        

]]>
Sun, 01 May 2022 11:12:12 +0300 KUM SAATİ YAZARI
Bayram Mendillerim https://edebiyatblog.com/bayram-mendillerim https://edebiyatblog.com/bayram-mendillerim    Hala saklarım o mendilleri. Kenarı dantelli olanı, işlemeli olanı  nasılda güzeller. Kullanmaya kıyamadığım, halamın küçüklüğümüzde bayram hediyesi olarak özenle hazırladığı mendiller. Çekmecemin özel eşyalarındandır. Her açışımda beni çocukluğumun bayramlarına götürür. Geceden başucumuzda bekleyen kıyafetlerimiz ayrı önem taşırdı çünkü senede iki kez bayramlarda yeni kıyafet alınırdı. Belki de o yüzden bu kadar değerliydi. Geceden bayrama hazır, mis kokan evler. Deterjan değil sanki mutluluk kokusu bu. Temizlik yapmaktan yorgun düşsede annem erkenden namaza uğurlamış babamı kahvaltı bile hazır. Öncelikle evde bayramlaşma annem babamdan başlayınca geçiyoruz sıraya. Harçlıklarını hazır tabi. Eee büyükler biraz daha torpilli. Akraba ve komşuları dokaşma heyecanı ile gruplaşan çocuklardık biz. Elimizde torbalarımız, kim daha fazla toplayacak bakışları. Bayramlaşmayı bitirip biranönce fındık oynamaya yetişmekte aklımız tabiki. Kimimizin fındıklarını bitirdiği yani yutulduğu, kimimizin kaç katı ile oyunu bitirdiği milav oyunu. Gün sonunda bahçede birlikte yenen fındıkiların kabukları. Elimizde torbalarımız,. Haydi önce bayramlaşma sonra oyun diye yola koyuluşlar. Genelde şeker ikramı ama halam gibi kendine has hediyeler verenlerde yok değildi. Nasıl özel hisettirmiş kendimi o mendiller anlayın artık.

    

]]>
Sun, 01 May 2022 01:40:48 +0300 Cebiyemsi
FARKEDİLMEME KAYGISI https://edebiyatblog.com/farkedilmeme-kaygisi https://edebiyatblog.com/farkedilmeme-kaygisi    Çığlık çığlığa, yürek bağırmaları duyuyorum her yerde. Sessizce yüzüne yansımış, ürkek ve kaygıyla bakan gözlerle bütünleşmiş. "Duyun beni. Farkedin beni. Bak burdayım. Bir sevgi sözcüğü, bir onay hareketi yeter iç benliğimin huzur bulmasına. Görün beni. " 

    İnsan tek başına yaşamak için gelmemiştir evrene. Etkileşim , yaradılışının her atomuna yüklenmiştir.  Akıl ve mantığın, cevapla birleştiği her yerde bu vardır. Ben olmak değil biz olmaktır, düşünebilme yetisinin amacı. Bundandır insanın insana olan beklentisi. Ailede, arkadaşlıkta , kendinin dışında insan olan heryerdedir. Farkedilmek zor değildir ama, karşında gören olması gerekir eylemin gerçekleşmesi için. Onca çaba da bundandır ya. Çoğu zaman basit bir onay içindir, delidivane kendini parçalamalar, gösterme çabaları. Ama farkeden yoksa. İşte o zaman sorun öbekleri, yalnızlık olarak karşılar seni. Sorguların başlar. "Daha ne yapayım ben." İşte cevap bu. Birşey yapma. Hep yapan sen olma. Kendinden ödünler vererek kabule zorlama. Çek kendini. Vermek, vermek nereye kadar? Çabalama. O zaman, eleştirileceksin, değiştin olacak ama. Sonunda ortaya bir sen çıkacak. Dengelemenin doğası bu. Bir tarafta fazlalık varsa , diğer uca doğru hareket etmen gerek. Farkedilmen böyle mümkün. "O yapar, o gelir, o verir." tanımlarından çıkar, seninde bir kişiliğinin olduğunun bilincine varır karşıdakiler. Dengede kal. Gerektiği kadarını karşıla, hep sen değil. Düşün, anla, uygula. Sonuç kesin ve olası. 

]]>
Sat, 30 Apr 2022 23:25:09 +0300 Gülbeyaz Gürsoy
Eskiden https://edebiyatblog.com/eskiden-2217 https://edebiyatblog.com/eskiden-2217 Yüzünden gülümseme eksik olmayan,etrafa neşe saçan biriydim eskiden. İnsan yaşadıkları acılarla,hayal kırıklarıyla,hüzünle,hatta kederle büyüyor işte bi gün ansızın. Annemin ellerinde büyümek gibi bir büyümek değil bu. Yüreğimde katlanamadığım bi acıyla,ara ara nefesim kesilirken,sararan yüzümle bitik ruhumla,acılarla kıvranarak büyümek. Kalbimde acıdan başka bir şeye yer bırakmayan biri oldu hayatımda. Tüm hayal kırıklarımın sebebi,neşemi kaybetmemin,her gece hüzünle boğulmamın esas sebebi. Kalbimde sevgi ve saf mutluluktan başka bişey olmazdı benim. Annem sadece sevmeyi öğretmişti çünkü bana, nefret kin tutmak bana göre değildi, ben bilmezdim eskiden bu duyguyu. Hatta nefreti bilmezdim… Ama öyle bi kırıldı ki kalbim,öylesine bişey yaşadım ki…Sonsuz mutluluk verirken insanlara , onun sadece nefreti hak ettiğini gördüm. Saf sevgi,saf mutluluk ,saf aşk vardı. Benim ona beslediğim tek duyguysa saf nefretti.

]]>
Thu, 28 Apr 2022 20:22:01 +0300 Semira Bulut
Yorgunluk... https://edebiyatblog.com/yorgunluk-2161 https://edebiyatblog.com/yorgunluk-2161 Merhabalar, ben kimsenin umrunda olmayan o kişiyim. Bugün buraya sadece çok yorgun olduğumu yazmaya geldim. Evet belki de şaka gibi geliyordur. Herkes yorgun, diyorsunuzdur. Kim bilir?

Ama benim yorgunluğum, çocukluğumdan beri geliyor. Açık açık saatlerce anlatmak isterdim, fakat dediğim gibi yorgunum işte. Bunları anlatamayacak kadar yorgun. Nefes alırken sorgulayacak kadar yorgun. Bazen müzik dinlerken kafam götürmüyor, müzik ya müzik. Kapatıyorum belki dakikalarca belki de saatlerce tavanı izliyorum. Yorgunum işte.

İçimde bir acı var. İçimde bir yangın var. Ama bu hiçbir zaman sönmeyecek biliyorum. Ben söndürebildiğim kadarını kendim söndürdüm. Lakin geri kalanı sönmüyor. Benim yapamadığımı başkası da yapamaz, işte bu yüzden yorgunum.

En başta umudum yok, güvencim yok. Sevgim yok, saygım yok. İnsanlığıma dair olan her şeyimi kaybettim. Ama bu bir günde de olmadı, yılların birikmişliği var. Geçmiş kirli pis ellerini sadece bir kez doladı boynuma. Sonrası karanlık.

Sonrası özgüvensizlik.

Sonrası ölüm.

Sonrası toprak benim için.

Bilemiyorum sadece, sadece ben öldükten sonra arkamdan ailem dışındaki birileri de üzülsün isterdim. Tek başıma ölmeyeyim, birileri de benimle o toprağa girsin isterdim.

Ve evet çok bencilim. 

Bencilim, çünkü kendimi kaybettim. Arıyorum her yerde ama hiç bulamıyorum.

]]>
Wed, 27 Apr 2022 22:24:48 +0300 bbeyzabektass
Geciken Ödül https://edebiyatblog.com/geciken-odul https://edebiyatblog.com/geciken-odul    Büyüklere karşı yoktu konuşma hakkımız, "küçüksün sen sus". Küçüklere karşı "sen büyüksün alttan al". Türkçesi gene sus. Okulda öğretmene, evde anne ve babaya, evlendin kocaya... Hepp sus, alttan al. Söyleyeceklerimizi yutmaktan koca göbekli olduk derdi, bir arkadaş. Belki koca göbekli olmadık hepimiz ama taşıyamayacağımız ağırlıkta düşüncenin yüküne hamallık ettik, hapsettik içimize,  özgür bırakmadık. Duvara çentik atan tutuklu gibi kemirdi içten içe bastırılmışlık. Çıkacaktı elbet bir gün dışarı ama söz olarak mı bedende hastalık olarak mı? Bazen kıvranan mideden, çatlarcasına ağrıyan başımızdan, hatır hatır kaşınan ellerimizden firar etti düşüncelerimiz. Eeee onca senenin bir bedeliydi. Mahpustan çıkan tutuklunun, ilk girdiği gençlikte çıkmadığı gibi.

   Ne çocukken saçmalamak istediklerimizin tadı var şimdi nede büyükken anlatmak istediklerimizin. Herşey zamanında, yaşının verdiği anlamdaymış, lezzeti oradaymış. Konuşmaktan yorulsamda, engelleyen kalmasada, takmasamda kimseyi artık, yok kıymeti. Geciken ödül misali değersiz. 

]]>
Wed, 27 Apr 2022 09:11:05 +0300 Cebiyemsi
ÖNCE, SONRA https://edebiyatblog.com/once-sonra https://edebiyatblog.com/once-sonra    Öfke, kırgınlıkların zannıydı sadece.   Verilmemiş değerin, eleştirilerek yorumlanan kişiliklerin bitmeyen, dışavurum çabasıydı. Yürekte yanan duyguların, sevgisizlikle örüldüğü hırçın bir yorumdu. Neydi bu kadar, bu duyguyu sindiremeyen olmuşluk. Neden, bir türlü kendini ikna edemiyordu insan. İçsel yorumlamalar yanlızdıda ondan. Tek başına izbe bir kuytuda farkedilmeyi bekliyordu. Sinmiş, pısmış bir hesaplaşmanın, sesine yol bulamayan hezeyanlarıydı sadece. Uzanan eller kendi olgularında, aynı düzleme çizik atmaya çalışan boş kalemlerdi. Yıpratılan, güvenilmeyen bir   halden çıkan, vurdumduymazlık ve galesizlikti. Ben egosunda boğulan sen olmaya erişememiş, empatisiz, bencil karşılanışlardı. Onlardan geriye ne mi kaldı? Hiç. Zorla sevgisizliğe örülmüş, yoksun ilmeklerin,   umursamazlığı. Onlar gibi olmayı öğrenmek, kendine dönmek ve yeniden yeşermek için filizlenen küçük adımlar. Büyümek ve nötürlük. Bu kadar. Kalan bunlar.

]]>
Wed, 27 Apr 2022 02:09:13 +0300 Gülbeyaz Gürsoy
İÇİNDEKİ ÇOCUK https://edebiyatblog.com/icindeki-cocuk https://edebiyatblog.com/icindeki-cocuk Çocukluk. Adanılmış saf duyguların, oyunlarda hayat bulduğu,  samimi zamanlar. Tek derdimizin arkadaşımıza küsmek olduğu, barışmayla hayatın yeniden güzelliklere aktığı kaygısız yıllar. "Nede çabuk geçti." demelere doyamadığımız özlemli hatıralar. 

  " İçindeki çocuğu öldürme." diyorlar ya, aslında o çocuk hep orda. Varlığını bir kırgınlıkta, bir sevinçte gösteriyor çoğu zaman. Bu gün yaşanılanlar, geçmiş çocukluğun izdüşümleri değil mi? Şimdi adına travma dedikleri, tamamlanmamış hayal kırıklıklarının, debelenen yankıları. Ne kadar öğretildiyso kadar karışıyor hayata. Kendini bilmek bir erdemse,  yüklemi koyabilmek, tamamen geçmişin gölgesinde kalan hayatları kurtarabilmekle mümkün. Olgunlaşmak, olmak, büyümek, küçük bedenlere sığdırılmış coşkuların uzantılarıyla karışıyor ileri zamana. Yalan yanlış hatırlanan hayali kareler , bir davranışta çıkıyor ortaya. Alakasız bir anda tetikliyor zihnini. Kendin bile anlam veremiyorsun olanlara. Sebebi nette, bilinçaltı zarfını açmayı başarabilirsen , gönderebiliyorsun mutluluğa giden mektupları pullarıyla. Oda sessiz, kendinle kalmaların sonucunda mümkün. İster saatlerce istersen bir anda.  Kapanan gözlerin dinginliğinde, sakin ve ferah bir nefesin ardından. Dinle dinle dinle. Dön kendine, izle ve bak yüreğine, saklı düşüncelerine. O zaman buluşacak içindeki çocuk şu anki senle.

]]>
Wed, 27 Apr 2022 01:00:40 +0300 Gülbeyaz Gürsoy
Mahkum https://edebiyatblog.com/mahkum https://edebiyatblog.com/mahkum Derin bir nefes aldım  ve etrafıma baktım, yanımda olduğunu iddia eden kimse yoktu yanımda o gün anlamıştım aslında; yanındayım diyen herkesin gittiğini, verilen sözlerin hiçbirini tutulmadığını, eskisi gibi artık insanlara güvenmiyorum mesela eskisi gibi değilim kimseye karşı eskisi gibi yüzüm gülmüyor, gülse de  yalandan gülüyor. Sanırım artık en iyi yaptığım şey insanlara yalan söylemek, çok tuhaf yalan söylemeyi sevmeyen herkes yalana mahkum ediliyor. Bir nevide insanlar mahkum ettiriyor, susarak bir şey anlatmaya denediniz mi insanlara?Susunca da aslında insanlar bir şey anlamıyor, siz insanların gözlerinin içine bakarak bir şey anlatmaya çalışırken onlar hiçbir şey anlamıyorlar. İşte tuhaf olan bir diğer şeyse bu hayatınızda en sevdiğiniz insanları bile bu yüzden çıkardığınız olabiliyor. Ben şuna inanıyorum ki; insanlar, insanların yaralarını bile bile görmüyorlar. Susarak veya görmezden gelerek bir yere varacaklarını zannediyorlar. Oysaki karşılarına alıp konuşabilirler, dertleşe bilirler, hiç olmadı muhabbet bile edebilirler. Ama kimse bunu yapmıyor sadece dışarıdan seyrediyorlar bazen seyretmeyi de yapamıyorlar görmezden geliyorlar, umursamıyorlar. Herkesin eziyet ettiği bir hayvanı, siz görmezden gelebilir misiniz? Şahsen kendi adıma söyleyeyim ben o hayvanı görmezden gelemem ama bazı insanlar vardır ki; o hayvana yardım etmek yerine eziyet ediyorlar, siz asla kimseye eziyet etmeyin ve şunu da unutmayın; kimsenin ahı, kimsenin vebali kimsenin üzerinde kalmaz.

]]>
Tue, 26 Apr 2022 18:36:37 +0300 Medine Herzem
Eskiden... https://edebiyatblog.com/eskiden https://edebiyatblog.com/eskiden   Eskiden o kırılıp incinen kız, herkese inanan küçük bir kelimeyle gözleri dolan. Şimdilerde ise zaman ve insanlık ona çok güzel ders verdi. Eskisi gibi değilim, istesem de olamıyorum. Konuşmak istediğim özlediğim insanlar var ve ben onlarla konuşamıyorum. Olmuyor yapamıyorum eskiden olsa bütün kırgınlığıma rağmen yine güler konuşurdum onlarla hiçbir şey olmamış gibi. Yok sayardım bazı şeyleri ama öyle bir raddeye gelmişim ki ben bir farkında değilim bu değişim. Değişmekten korkardım, korkardı o kız ama değişmişim işte. Mesela eskiden duygularımı yansıtan biriydim şimdiler de ise duygularımı heba etmek istemiyorum onlar için. Bir geceye sığınıyorum bütün saf benliğim ile bir tek o biliyor beni. Ve 'değişmişsin' diyenlere şunu söylemek istiyorum. 'Sizler bana kendiniz gibi gelmedikçe ben kendim olmayacağım.'

]]>
Tue, 26 Apr 2022 16:10:25 +0300 YağmurunKızı8
Acıyla Dans Eden Ruh https://edebiyatblog.com/aciyla-dans-eden-ruh https://edebiyatblog.com/aciyla-dans-eden-ruh Çekilen acıların bazen gözyaşı olduğunu düşünürdüm. Ya da bir mızrak kalpte. Ruhta bir yara, histe boşlul da olabilirmiş. Şaşırırsınız ama acı bazen atılmamış bir günaydın mesajı dahi olabilir. Hala çocuksu bir heyecanla öten kuşu anlatmayı beklerken siz, yaşanan her şey de olabilir. 

Acının tanımı tadına göre değişirdi vesselam. Bir çok çeşidi olduğunu gördüm. Ağlatanı da ağlayamadığını da. Ama ruh böyle yaralanırken durup sadece izlettiren acı, katlanılamazdı. Canlı canlı ölmek bu muydu? Ruhun acı çekmesi miydi? Sen beklerken sana gelmeyen miydi? gelmeyeceğini bilerek ondan gidememek miydi? en büyük acıyı ruh çekerdi şüphesiz. 

En büyük acıysa yorgun bir ruhtu. Tükenmiş heyecanını kucağına toplamış yol kenarında usulca yürüyen o ruhu kimse hayata döndüremezdi. 

]]>
Tue, 26 Apr 2022 00:13:55 +0300 thegirlhasnonick
Sevinç https://edebiyatblog.com/sevinc https://edebiyatblog.com/sevinc SEVİNÇLER PAYLAŞILIR. ACILAR İSE YALNIZ KALIR

]]>
Sun, 24 Apr 2022 11:24:57 +0300 Hüsne sürmelioğlu
SEVMEK https://edebiyatblog.com/sevmek-2176 https://edebiyatblog.com/sevmek-2176 Kendimi kaybettiğim anda başladı, kendi kendime çelişmelerim. Sürekli bir neden arama çabasındaydım, sürekli bir sonuç bulma. O cevap gelecek miydi bilmiyordum, kavuşacak mıydık bilmiyordum. Hep kendi kendime sorular sorup onlara cevap aradım.

 

Bir gece yarasıydı bu satırları kaleme aldığım zaman. Ne kadarı mantıklı, ne kadarı gerçek bilmiyordum ya da sadece kabullenmiyordum, kabullenemiyordum.

 

Ama artık bazı şeyleri biliyorum. Misal; artık olamayacaktık, olmayacaktık çünkü o başkasına aitti. Ben ne kadar beklersem bekleyeyim onun bir hayatı vardı. Benimde vardı ve devam etmeliydim onda kalamazdım. Daha fazla kendimi perişan edemezdim. Onu bekleyemezdim.

Aşk; ansızın çalar kapını, birden düşer hayatının tam ortasına sen bile anlayamazsın birden nasıl bu konuma geldiğinizi. O sana karışmıştır, sense ona ne olduğunu anlamadan bir dünya anılar biriktirmişsinizdir.

 

Onun sesi, kokusu, dokunuşu, gülmesi bile özel ve güzel gelir sana başka kimse olmasın tek o olsun ve mutlu olun istersin. Ailem dersin, ailem.

 

Bir kez bile şüphe etmeden varınla yokluğunla her daim elinden tutarsın, vazgeçmezsin. Çünkü dersin ki “aile olmak budur.” gerçekten aile olmak bu mudur, sonra bunu düşünürsün ve sonra şu kanıya varırsın “akışına bırakmak” düşünmeden olduğu gibi acısıyla, sevinciyle, hüznüyle… her zaman yanında olursun, olursunuz birbirinize sarılırsınız.

 

Sevmek çok büyük bir cesaret ister. Hangimiz o kadar cesaretli? Sen bu satırları okuyan güzel insan, sevecek kadar cesaretli misin? Ol, değilsen bile cesaret et.

 

Özel bir duygu ve bu güzelliği yaşamadan ölme. Sevdiğin kişi yanlış biri çıkabilir ama sen yine de sevmekten vazgeçme.

 

Aldatılacaksın, aldanacaksın çünkü bunlar olacak şeylerdir. Tek aldanmak sevdiğin kişi tarafından olmayacak ama arkadaşında aldatacak. Ne yaşarsan yaşa, hangi sahte sevgi karşına çıkarsa çıksın sen asla geri adım atma. Yaşadığın her olay sana ders olur ama bazı hatalar tekrarlanacak kadar güzeldir ve sen o hataları tekrarla, tekrarla ki doğruyu bulabil.

 

Cesaretini kaybetme, kendine güven ve inan.

Kendine şunu söyle “ben her şeyin üstesinden gelebilirim” ve her şeyin üstesinden gel. Geri de durma hep bir adım ileri git, git ki insanlar desin ki yine de pes etmiyor devam ediyor. Acınla değil, mutluluğunla konuşsunlar seni. Onlara koz verme. Kendi dostun, kendin ol.

 

Her zaman yeniliklere açık ol, bir şeyi yapmaktan çekinme. O eli tekrar tut, o şarkıyı tekrar dinle, o yemeği tekrar ye, o ceketi tekrar giy, her şeyi tekrarla ve bir yol bul.

 

“Hep iyiler kazanır” derler ya aslında hep kötüler kazanır ama onlar kötü, onlar kazanıyor diye iyi olmaktan vazgeçme.

 

Kendini sev…

]]>
Sun, 24 Apr 2022 00:35:32 +0300 lâlzü
GÜNÜN MENÜSÜ &TAKVİM YAPRAĞI &2 https://edebiyatblog.com/gunun-menusu-takvim-yapragi-2 https://edebiyatblog.com/gunun-menusu-takvim-yapragi-2 TAKVİM YAPRAĞI

Erkek : Adnan - Kız : Süadâ  Yemek : Mercimek Çorbası, Sulu köfte, Salata

Söz ilâç gibidir. Azı faydalı, çoğu zararlıdır. Hazret-i Ali “Radıyallahü anh”

TBMM’nin açılışı (1920) - Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Batman Petrol Rafinerisi’nin açılışı (1954)
Yılın 113. günü, Kalan Gün : 252
4. Ay, 30 Gün, 16. Hafta
Hicrî Şemsî: 1400    Rûmî: 10 Nisan 1438    Kasım: 167
22 RAMEZÂN 1443
]]>
Sat, 23 Apr 2022 20:47:33 +0300 Rüya gibi
KENDİN OLABİLMEK https://edebiyatblog.com/kendini-ifade-etmek-zorunda-kalmamak https://edebiyatblog.com/kendini-ifade-etmek-zorunda-kalmamak      İnsan hayatında aile ile başlayan  sosyalleşme toplumla devam eder.  Sürekli birbiriyle etkileşim halinde olan birey , tepkilerini belirlerken yaşadığı sürecin birikimlerini taşır ilişkilerine. Devamında gelen kendini ifade etme tarzı, bir tutumdur aslında. Öğrendiğin, kadarını taşırsın davranışlarına ve konuşma tarzına.

  Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde en üst basamak kendini gerçekleştirmektir. Buda değer ve güven duygusuyla yakından ilişkili fikrimce. Çünkü özgüven arttıkça gerçekleştirir insan kendini. Aile ile olan iletişim ilk basamağıdır değerin. Eksik kalmış, hırpalanmış bir bilinçle gelişen benlik , dışarıya karşı hep ispat halindedir. Her cümle içinden didik didik aranıp bulunacak savunma mekanizmalarıdır onun için. Öğrenilmiş çaresizliğin, bam teline basıla basıla çıkan sesleridir bu savunmalar, ısrarlar. Karşıdakini memnun etme çabası, değer görmek adına yapılan "Beni sevin, bana değer verin." iç sesinin , yankısız çığlıklarıdır. Görebilen azdır bunu, göreninde işine gelirde, sessiz kalır, nasıl olsa memnun edilen odur.

    Oysa ne güzeldir, olduğun gibi , kasmadan , kendin olmak. Davranışlarını, düşüncelerini gerilmeden, iç huzuruyla sergileyebilmek. Yanlış anlaşılma korkusunun zirvelerinden, rahatlığın yamacına inebilmek.

   Yazdıklarım sizi yanıltmasın. Daha bir kaç zaman önce bende böyleydim. Sürekli memnun etme çabası, savunmalar. Geçte olsa öğrenmek , üstündeki bütün yükleri attırıyor insana. Doğallık güzel, olduğun gibi, abartmadan, kırmadan, dökmeden. 

  Çocuk yetiştirirken hassas olmalı insan. Arzularını, komplekslerini, eksikliklerini, çocukların üzerinden iyileştirmeye çalışmamalı. Ben olamadım sen ol, ben yapamadım sen yap. Çocuğunuz bile olsa, kimse sizin eksik kalmış yanlarınızın tamamlayıcısı değil. Sen sensin, o da o. Yanında yürüyen ol, öğüt veren değil, seven ol , üstüne titreyen değil,  öğreten ol ama test makinası değil. Değil değil değil. 

    Güven ve değer verilerek yetişen bireyler, kendileri olabiliyorlar. Memnun etme çabası içinde, değersizlik savaşlarından çıkamamış insansa, tiyatral bir dünyada her gün farklı bir rolle debelenip duruyor, birilerinde kabul görmek adına. Eksik yanlarımız, öğrenilmemiş çocukluğumuzun çığlıkları. Sevilmemiş yürek çarpıntıları. Boşa geçen zamanların,  iç çekişleri. Olan bundan ibaret. Değerin güvenle harmanlandığı , mutluluk gülüşleriyle naralanan, sevgi sözcükleriyle dillenen insanların çok olması dileğiyle.

]]>
Sat, 23 Apr 2022 20:22:45 +0300 Gülbeyaz Gürsoy
ÇOCUK BAYRAMI VE BEN https://edebiyatblog.com/cocuk-bayrami-ve-ben https://edebiyatblog.com/cocuk-bayrami-ve-ben                                                           ÇOCUK  BAYRAMI  VE  BEN

Yıllar  geçse de  vazgeçemediğiniz  hiç  bir  zamanda  vazgeçemeyeceğiniz  bir  takım  şeyler  vardır. Çocukluğumu  geçirdiğim  yaşadığım  mahalleye  bir  yolculuk  yaptım .Etrafa şöyle bir bakındım.Mahalle eski güzelliğini yitirmemiş aynı güzellikte kalmıştı. Eski oturduğumuz eve  bakınca,O  an  hayallerim  canlandı.  Mahallede  oynadığımız   oyunlar  ve komşular  bir  anda  gözümün  önüne  geldi,Seyre  daldım. O an!Mahallede  gözüme  bir kaç  çocuk  ilişti. Bayramınız Kutlu  Olsun  dedim.Geleceğin  nesli  olan  genç  bireylere. Zira;  bugün  23  NİSAN  neşe  doluyor  insan…Hep bir  ağızdan  bana  teşekkür  ediyor, Aynı  zamanda  sizinde  diyorlar.

Umut  dolu  gözlerle  tek  tek  hayallerini  soruyorum? Gençlerden   biri  doktor  olup,Hastalara şifa dağıtacağım diyor. Bir diğeri; Mühendis derken;bir  diğeri daha  farklı  bir yaklaşım  sergileyip, Bende  futbolcu  olacağım  dedi .  Duygu  dolu  bir  anın  gözlerime  yaş  düşürmesi ile  bir  tebessüm  ettim.Hepsi birden  ağabey  bizimle  maç  yaparmısın? Diye soruyorlar bana. Açıkçası uzun  zamandır  top oynamıyordum.Ama; Onları  bu  güzel  günde  onların  bayramında  kırmak olmazdı. Bana  yaptıkları  teklifi  kabul ediyorum.Bugünün güzelliğinde ve özelinde  23  Nisan’da  sevinci  ve  mutluluğu  birarada  yaşıyorum. Bir  yandan  oyun  oynarken, Bir  yandan  da  sohbet ediyorum. Bana  dönüp  soruyorlar? Ağabey   sen bu mahallede  yaşarken  oyun  oynarmıydın? Bir an  gözlerim doluyor  ve  duygulanıyorum.Bugün bana  bu  genç  nesil  çocukluğumu veriyordu. Evet  diyorum. Benimde  mahalle  arkadaşlarım  vardı. Çok  top  oynar, her hafta sonu        maç  yapardık. Eski anılar canlanıyor gözümün önünde.Çocuklara  dönüyorum  ve  başlıyorum sıralamaya: Bu  arkadaşım  bu  evde  bir  diğeri  burada .Tek  tek arkadaşlarımı sıralıyorum.Maç güzel gidiyor neşeli ve gülerek …Maçta  bir  tane  gol atıyorum ve maç  bizim  takımın  oluyor.

Genç  nesil  çocuklar   onlarla  yaptığım  sohbetin  tadına  doymuyor  olacak  ki;Ağabey  biraz  daha  maç uzatmaya  gitsin  diyorlar. Tadında bırakmak  gerek  diye düşünerek, Elveda  deyip  vedalaşıyorum. Ağabey  yine  bekliyoruz   diyorlar .Arkamı dönüp bir el sallayıp  olur diyorum…Yolda  giderken;   bir  dükkanın  önünde  oturan  üç  kişiye  rastlıyorum.İkisi  olgun,Biri   yedinci  sınıf  öğrencisi. Öğrenci  olan  genç birey  içten gelen  bir sesle her telden her dilden yüreği  yanık  ve  güzel  sesiyle  adeta  yoldan  geçen  insanlara  konser  verircesine şarkılar söylüyor. Karşısına  geçip  dinliyorum. Dinlerken  de  içimden ne  güzel  cevherler  yetişiyor  diye geçiriyorum.ona bakıp  soruyorum?Yaşamdaki hayalin ne?  Cevabı  o kadar muhteşem ki;Savcı  olup,Adaleti  temsil  edeceğim  diyor. Bugün çok duyguluyum  bu duygu arasında  kendisini alkışlıyorum,Sonra  da yüreğine  sağlık  deyip ayrılıyorum.23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramında  çocuklar  beni  hem  sevindiriyor,hem de duygulandırıyor…Yola  devam  ederken bugünün güzelliğinde saklı kalan bir şey vardı içimde diye düşündüm.”ÇOCUK OLMAK”.

Kısa  yolculuğum  Güzel  Sanatlar  Fakültesini  ziyaretimle son buluyor. Oradaki  resim  sergisini  geziyorum. Her  bir  resimde  ayrı  bir  güzellik  yatıyor.Her  resim çizilirken  bizlere  bişeyler  anlatıyor.Umutlu  olmayı,Hayal  etmeyi  ve  Sevgiyi,Yaşamı  anlatıyor.  Anlamak  için  sadece güzel  bakmak  ve  düşünmek  yeter…

Geçmişin  yansıyan  yüzü.Eski  tarihi  evler  ve  mahalle  araları  beni  daha  güzel  bakmaya daha  da  mutlu etmeye  yetti. Aslında  değişen  zamanın  insanları   yani  bizleriz. Bahane  aramaya  gerek  yok... Dünya  aynı dönerken  Güneş  aynı  yerden  doğup  batarken  neden  böyle  oldu?  Neden  herşey  eskisi  gibi  değil?  diye sormayın  düşünün!... Aslında  bakarsanız  her şey  aynı  değişen  insanlar…Hayat  aynı  devam ediyor. Geçmişte  kaldı  o  günler  dediğiniz  bugün  aynı. Yeter ki;Biz  özümüze  dönelim.

HER ÇOCUK BİR GELECEK,GELECEĞİ GÜZEL İNŞA EDELİM…

  23  NİSAN  ULUSAL  EGEMENLİK  VE  ÇOCUK  BAYRAMI KUTLU  OLSUN…

]]>
Fri, 22 Apr 2022 23:58:42 +0300 KUM SAATİ YAZARI
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK ÇOCUK BAYRAMI https://edebiyatblog.com/23-nisan-ulusal-egemenlik-cocuk-bayrami https://edebiyatblog.com/23-nisan-ulusal-egemenlik-cocuk-bayrami Bu bayram, TBMM'nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanan 23 Nisan Millî Bayramı ve 1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılmasıyla, önce 1 Kasım olarak kabul edilen, sonra 1935'te 23 Nisan Millî Bayramı'yla birleştirilen Hâkimiyet-i Milliye Bayramı ile Himaye-i Etfal Cemiyeti'nin 1927'de ilan ettiği ve ilki Atatürk'ün himayesinde düzenlenen 23 Nisan Çocuk Bayramı'nın kendiliğinden birleşmesiyle oluştu.[5] 12 Eylül 1980 Darbesi'nden sonra Atatürk Yılı ilan edilen 1981 yılında Kenan Evren başkanlığındaki Millî Güvenlik Konseyi, bu bayrama resmî olarak "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" adını verdi.[9]

Hâkimiyet-i Milliye Bayramı (önceleri 1 Kasım, sonra 23 Nisan), saltanatın kaldırılışının ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu gerçekleştiren TBMM'nin açılışının egemenliği padişahtan alıp halka vermesini kutlamak amacını taşırken, Çocuk Bayramı savaş sırasında yetim ve öksüz kalan yoksul çocukların bir bahar şenliği ortamında sevindirmek amacını taşımaktaydı.

]]>
Fri, 22 Apr 2022 21:06:05 +0300 Rüya gibi
Dört Mevsim https://edebiyatblog.com/dort-mevsim https://edebiyatblog.com/dort-mevsim İklim değişiklikleri, bilimsel olarak klimatoloji dalına göre incelenen bir tür atmosferik ya da astronomik değişikliklerdir. İklim sistemi, içsel ve insani etkiler, Güneş'in periyodik aktiviteleri ve sera gazları, vb. nedenlerden etkilenmektedir. Vikipedi

]]>
Fri, 22 Apr 2022 19:34:57 +0300 Rüya gibi
PORTAKAL AĞACI https://edebiyatblog.com/portakal-agaci https://edebiyatblog.com/portakal-agaci Mezarlığa uğradım bugün dua etmek için canlarıma. Çıkarken mezarlıktan bir mezarın baş ucunda rastladım resimdeki portakal ağacına .

Tazecik çiçeklerle donanmıştı her dalı, hayatın son bulduğu o noktada. Yeniden umuda çiçek açmıştı sanki.

Farkettim ki en üst dalında çiçeğe inat bir portakal duruyor.

Çiçeğe; " sen istediğin kadar aç, ben de buradayım direniyorum yaşama" ya da "sen alışıncaya kadar dünyaya eşlik etmem lazım sana" diyor gibiydi.

Hangisi acaba?

Tuhaf bir hisse kapıldım o an.

Ne garip!

Biri gençlik, biri yaşlılıktı belki!

Bir dalda yan yana.

Döndüm baktım mezara, anne ve evladı koyun koyuna.

Bir dalda iki hayat. Biri başlangıç biri son nokta.

İster istemez zamanı gelince o portakal da düşecek illa ki toprağa.

Sevgi nasıl derin bir duygudur böyle.

Getirecek  onları birlikte yine yeniden  dünyaya.

Müzeyyen/Nisan 2022

]]>
Fri, 22 Apr 2022 17:41:23 +0300 Müzeyyen GÖKMEN
ÇARESİZLİK https://edebiyatblog.com/caresizlik-2155 https://edebiyatblog.com/caresizlik-2155 Birçok şeyi gizlediğinizi sanırsınız. Duygularınızı, düşüncelerinizi. Ama insanlar, insanların düşüncesini bile anlayabiliyor yeri geldi mi. Çok ürkütücü değil mi? Ne düşündüğünüzü biri az çok tahmin ediyor... Evet ben karşımdaki insanın düşüncelerini biraz biraz anlayabiliyorum. Hemen olan bir şey değil biraz zaman geçmesi gerekiyor, insanları anlamaya başlamak, onları çözmek ve anlamlandırmak... Her şey zaten takır takır işliyor sonrasına.

Kimse olmak istiyorum, hiç kimse. İnsanlar tanımasın herkesten uzak olayım. Yalnızlık, yani bir diğer adı bunun sizler hiç insanlar içinde yalnız kaldınız mı?

Küçük Prens'te şöyle diyor ;
"insanların arasında da yalnızdır insan."

İşte tam bu noktadayım. Çevrem kalabalık. Arkadaşlarım, kuzenlerim, ailem, can bildiklerim... E peki en kötü anımda kim yanımda, kim elimi tuttu ki benim kendimi onlardan geri çekmeyeyim. Aslında hepsine, herkese çok bağlıydım ama gel zaman git zaman hepsinden uzaklaştım insan yaş aldıkça, akılca büyüdükçe neyin doğru neyin yanlış olduğunu çok iyi anlıyor. İnsanlar bana zarar veriyor.

Size de zarar vermiyorlar mı?

Sadece bana öyle geliyor olamaz, yani sadece ben öyle hissetmiyorum dimi?

Çaresizlik..?

Yalnız kalma isteği..?

Düşünme bozukluğu..?

Hayal kuramamak..?

Ölüm düşüncesi..?

Ve bir sigara yakış... Çakmaktan çıkan ses, yukarıya alevlenmesi. Sigaranın çıkardığı ses, yandığının kokusu, ağzımdan üflediğim dumanı... Ve sonu yine derin düşünceler...

Beynim patlıyor hissediyorum artık. Düşünmek bir insana zarar verir mi?
Veriyor, direkt örneğiyim buna gerçekten.

Her şeyi yokuşa sürüyorum ve bu canımı çok yakıyor. Düşünmek ayrı, yaşananlar ayrı, yaşatılanları ayrı...

Ben istemediğim çok şeyi yapıyorum. Mecburiyet belki de ama inanın bazı şeyler nefret ettiriyor. Mesela nedir bunlardan bir tanesi olmayacak bir şey hakkında hala hayal kuruyorum. Olmayacak biliyorum ama yine de hayaline sığınıp acaba diyorum... Bu benim en nefret ettiğim özelliğim...

Çaresizlik, demiştim. Çaresiz kalmak tercih midir, zorundalık mı? 

Peki çaresizlik kolay bir şey midir, zor mu?

Bir şeylerden vazgeçince çaresiz mi kalırız, pes mi ederiz?

Çaresiz kalmak ve pes etmek aynı kavramlar mı?

Bu soru son.

Peki ya, siz hiç hem pes edip hem çaresiz kaldınız mı?

Size bir düzine yine hikaye anlatabilirim ama sanırım artık kaleme alacak gücüm yok. Gücümden çok cesaretim yokta diyebilirim bazı şeyleri anlatmak cesaret ister ne de olsa.

Cesaret çok önemlidir. Her şeye cesaret ederim ama 2 şeye edemem.. Sanırım onlar benim en zayıf noktam. Bu sorunu yok edersem çok daha güzel şeyler çıkar ama günlerdir ne yazacağım bilmiyorum. Yazdıklarımı silip duruyorum, içimdekileri bu kez kaleme dökemiyorum. Çünkü bu sefer sağlam yara aldım...

Çaresizliğim işte burada başladı... Yokuş aşağı gidiyorum sonunda ya kurtulacağım ya öleceğim ve inanın ben hiçbir şey bilmiyorum..

]]>
Fri, 22 Apr 2022 15:55:28 +0300 lâlzü
Ben Nasıl Biriyim? https://edebiyatblog.com/ben-nasil-biriyim https://edebiyatblog.com/ben-nasil-biriyim
Dünya nedir diye sorsam nasıl cevaplar gelir sizce, hatta aynı cevaplar gelir mi diye sorsam daha doğru olur. Dünyanın, onu gören göze göre değişen tanımı vardır. Yani ne kadar insan varsa o kadar dünya tanımı cıkar karşımıza. 
Peki ne yapacağız dünya sorusu cevapsız mı kalacak veya tüm cevapları doğru mu kabul edeceğiz?
Bunun cevabını düşünürken bir de şunu sormak isterim size; 
İnsan nedir?
Bunun cevabı da belli aslında ne kadar insan varsa o kadar tanımı var. 
Burada mesele insanda diyebilirmiyiz?
Baktığı herşeye kendi rengini katan insanoğlu ne anlatırsa anlatsın kendi penceresinden anlatacak o zaman mesele, dünyanın nasıl bir yer olduğu değil, senin nasıl birisi olduğundur aslında, hani hep derler ya sen değiş dünyan değişşin sen güzel görmeye başlarsan tüm dünya güzelleşir, çirkin görmeye başlarsan çirkinleşir...
O zaman asıl soru ben nasıl biriyim?

]]>
Thu, 21 Apr 2022 17:39:44 +0300 Tuba KAYA
AİLEN VE "BEN" BİLİNCİ https://edebiyatblog.com/ailen-ve-sen https://edebiyatblog.com/ailen-ve-sen    Doğmak eyleminin , kadersel bağı olan aile. Mutluluk ve mutsuzluk olgularının yükleme yapıldığı başlangıç yeri. Bilinç kazanana kadar bağımlı olduğun, aklının kendine yettiğini düşündüğün andan itibaren , bağımlılıkla bağımsızlık arası gitgelli duyguların hesap düzlemi. Yapilan hataların, suçu başkasına atma egosunun ilk alıştırma kurumu. 

   İnsan doğasının iklimi bu sanırım, şu an benim yaptığım. Birşeylerden birilerine hüküm biçmek. Buda genelde aile olur nedense. Güçsüzlüğünün, şanssızlığının,başarısızlığının ve ne kadar olumsuzluk varsa hepsi. İyi olanda vardır elbet yaşadıklarında ama sahiplenme kendinedir " Ben başardım, ben yaptım gibi."  İyi gitmeyen her durumda yükleyecek biri ve birileri kolay bulunur. İnsan egosu kendine düşkündür, çünkü. Eğitmedikçede bir ömür gider salına salına. 

    Kendin olmayı öğrendiğinde, sorumlununda ,yön vereminde "sen" olduğunu anlarsın. Düşünsel gücünün tamamen senin kontrolünde olduğunu kavramak kolaylaştırır.  "Düşünüyorum, öyleyse varım."  sözünün anlamıda budur belki. Sen olduğunda vardır görünen, düşünülen. 

    Yani, özün sözü hangi aileden olduğun, neye sahip olduğun maddi yada manevi , çokta önemli olmamalı. Erdem, kendini bilmenin gücünde.  Suçlu aramak yerine , olanın bilincine varıp, en iyi seni bulmakta. Takıntılardan , suçlamalardan arınarak mutlu bir yol haritası çıkarmak adına gereken bu. Yoksa, insan benzer döngüler içinde yuvarlanıp duruyor ve girdap olmuş halde çıkış yolu dahada zorlaşıyor. 

]]>
Thu, 21 Apr 2022 14:08:13 +0300 Gülbeyaz Gürsoy
SORULAR https://edebiyatblog.com/sorular https://edebiyatblog.com/sorular Kafamın içindeki sesleri bu sefer kontrol edemiyorum...
Gerçi en son ne zaman kontrol ettim onu da hatırlamıyorum. Uyuyorum, uyanıyorum düşünüyorum. Gün içinde düşünmemek için yapmadığım şeyler kalmadı bazen kafamın içi o kadar acıyor ki sırf acısı dinsin diye uyuyorum... Uykuya sığınıyorum...

Ne kadar doğru bir karar hiç bilmiyorum. Acılardan kaçmak ne zaman doğru oldu mesela bunu da bilmiyorum ama tek yapabileceğim şey buymuş gibi geliyor...

Bir şeylerden kaçmak ne kadar doğru sizce?

Peki ya neden kaçıyoruz?

İnanın bu sorulara ben hiçbir zaman cevap bulamadım. Neden kaçıyorum bilmiyorum, kaçmakta can acıtıyor, düşünmekte bir farkı fiyatı yok yani her şekilde o acıyı çekiyorsun.

Kelimeleri bir araya getiremediğiniz zamanlar oldu mu?

Benim oldu ve inanın o kadar kızıyorum kendime o anlarda bu nasıl olabilir diye kendimi yiyorum. Oysaki benim suçum değildi bu beynimin içinde bitmeyen düşüncelerimdendi...

Ve hiçbir zaman da bitmeyecek olanlardan…

İnsan hem nefret edip, hem nasıl çok sevebilir?

Hayat neden hep, neden sorusunu sorduruyor?

Acaba hayat mı böyle acımasız, yoksa biz mi hayatı acımasız kılıyoruz?

Her zaman bir çare var mıdır?

Düşünmek neden can acıtır?

Peki ya böyle binlerce soruya ne zaman cevap bulabilirim? Ya da her sorunun mantıklı cevabı var mıdır?

Yoruldunuz dimi okurken, bende yoruldum ama yaşamaktan. Bu düşünceleri silip atamamaktan. Beynimi söküp atasım geliyor ama bir yararı olmayacak bunu herkes gibi ben de çok iyi biliyorum...

Bir gün düzelir dediğim her şey yarım kaldı. Ama yine de her şey gönlünüzce olsun. İyi düşünelim ve her şey iyi olsun.

Bir gün her şey çok güzel olacak..!

.
.
.

İnanın...
En çokta kendinize...

]]>
Mon, 18 Apr 2022 00:56:54 +0300 lâlzü
Öyle bir susarsınız ki https://edebiyatblog.com/oyle-bir-susarsiniz-ki https://edebiyatblog.com/oyle-bir-susarsiniz-ki Bazen öyle bir susarsınız ki çevrenizdeki herkes; ne oldu diye soruverir. Herkes her şeyin iyi gittiğini zannederken siz bir köşede sadece ya beklersiniz, ya da ağlarsınız ikisi de çözüm değil. Herkes seçtiği yolda mutlu mesut ilerlesin, kimse geriye dönüp bakmasın, bakarsa eğer pişman olup dönme ihtimali olacak. Kim olursa olsun, gidenin geri dönmesini beklemeyin, gelecek olsaydı bir kapı veya bir yol açık bırakırdı. Herkes seçtiği yolda mutlu mesut ilerlesin, geride kalanlar zaten daha iyi olmanın yolunu bir türlü bulur. Giden, zayıflığından ve acizliğinden gidiyor, kapansa kendini buluyor ve kendi hakkında yeni şeyler öğreniyor. Ve sonunda şunu anlıyor giden iyi ki gitmiş, iyi ki yaşamışım her şeyi diyor kalan ve yaptığı hataları ömrünün sonuna kadar yapmıyor. Şu konuda anlaşalım, gelen herkes kırılan kalbi tamir ettikten hemen bakın hemen diyorum, hemen sonra gidiyor. Kalan yine siz olacaksınız, giden gitti diye üzülmeyin gidecek bir yeri olduğu için gitti, gelende zaten bir başkasından gelmedi mi? Hayatın kanunu bu, biri birine giderken biri birine gelir. Hayattaki tek iyi kiniz kendiniz olsun, yaşadığınız her şey yaşandı ve geçti şimdiye dönün ve bakın anın tadını çıkarın çünkü bu günler bir daha asla gelmeyecek. Bu gün, bu sabah, bu salise, bu saat. Kalp kırmaya gerek yok diye düşünüyorum sonuçta, bir ah meselesi değil mi? Ne derler bilirsiniz, kimsenin ahı kimsede kalmaz. Elbette üzüleceksiniz, ağlayacaksınız ama her şey tadında ve turunda bırakılmalı, çoğu size zarar azı da, kalbinize. Hiçbir şeyden pişman olmamanız dileğiyle sağlıcakla kalın...

]]>
Mon, 18 Apr 2022 00:22:36 +0300 Medine Herzem
Can sıkıntısı https://edebiyatblog.com/can-sikintisi https://edebiyatblog.com/can-sikintisi Her can sıkıntısının arkasında ya yapılmamış bir eylem ya da yaşanmamış bir duygu saklıdır. 

]]>
Sun, 17 Apr 2022 22:01:28 +0300 Hüsne sürmelioğlu
UMUT https://edebiyatblog.com/umut-2105 https://edebiyatblog.com/umut-2105 Umut ediyoruz, hayal ediyoruz. Tamam diyoruz ya tamam bu sefer tamam her şey yoluna girecek, gelecek ya da gelmeyecek ama bir şekilde yol bulacak. Heves ediyoruz çok fazla mutlu oluyoruz sonra tabi her şey bir anda yerle bir oluyor. Pes etmiyoruz, güçlüyüz, ayaktayız. Peki ya sırtımızdaki izler? Ne zaman geçer bilmiyoruz, ne zaman diner acısı bilmiyoruz. Bazı şeylerin izi kalır, belki de izi değil, hissettirdikleri kalır.
Biz hangisini yaşıyoruz, hissettirdiklerini mi yoksa izlerini mi? İkisini de çünkü unutmadık, unutamadık...

Unutmayın da size yapılanı unutmayın. Hepsi size bir ders, hepsi size bir tecrübe. İyi izler bırakanı olur, kötü izler bırakanı da ama hepsi sizin için bir başarı adımıdır daha temkinli yaklaşmak için muazzam bir fırsattır... 

İşte burada devreye tekrardan pes etmek ya da etmemek giriyor. Sen güçlü birisin hiçbir zaman aklından pes etmeyi geçirme bir söz vardır, öldürmeyen Allah güçlendirir diye yaşadığınız her gün, nefes aldığınız her an güçleneceksiniz... Bu yüzden pes etmeyin...

]]>
Sun, 17 Apr 2022 02:18:44 +0300 lâlzü
KENDİN OL https://edebiyatblog.com/kendin-ol https://edebiyatblog.com/kendin-ol En son ne zaman bir şeyi başardın? Bu başarın da kimler yanındaydı, attığın o ilk adım da kim tuttu elini? Bunlar gibi bir sürü soruya kendi içinden yanıt verebiliyor musun? Sevgilim vardı, annem vardı, ailem vardı... diye biliyor musun mesela belki evet ama deme çünkü her başarı senin, kendin için attığın bir adım. Sen o başarıyı kendin için elde ettin bir başkası için değil.

Bazı hataları erken yapmanın hayatınıza çok büyük katkısı oluyor.
Mesela; güven konusu büyük sorun oluyor ama iyi yanları da var, kendiniz tek bir şekilde, bir bireyken daha mutlu olabilirsin, az düşünür çok yaşar ve umursamazsanız kimse size bir daha bir şey diyemez, diyemez de değil aslında sadece kötü yönde şeyler söylese bile sizin canınızı eskisi kadar yakmaz, acıtmaz...

Bazı konularda bencil olmak gerekiyor. O seviyor diye o şeyi sevmek zorunda değilsin, o istiyor diye o şeyi yapmak zorunda değilsin. Sen kendin için adım atmadığın sürece o şeye zorunlu değilsin. Konu sensen her şey senin için zorundalık evet bazen sıkılıyorsun, yoruluyorsun ama ne olursa olsun sonu güzel bitecek o yüzden vazgeçme. Sana yakışmayacak bir şeyi yapma... Ya da yap kimin umurunda. Elalem ne der diye yaşaya yaşaya zaten hayatı düzgün yaşayamadık.

Sen 19 yaşındaki bu satırları okuyan kişi özgürce elalem ne der diye düşünmeden sevgilinin elini sokak ortasında korkmadan tutabildin mi?

Sen 23 yaşındaki bu satırları okuyan kişi hiç özgürce el alem ne der diye düşünmeden istediğini yapabildin mi?

Sen 25 yaşındaki bu satırları okuyan kişi hiç elalem ne der diye düşünmeden patronuna ya da iş arkadaşlarına rahatça konuşabildin mi?

Sen 29 yaşındaki bu satırları okuyan kişi özgürce elalem ne der diye düşünmeden nişanlını öpebildin mi?

Ben cevap vereyim hayır, çünkü elalem... Hayatımızı kısıtlayan tek sebep. Boş verin umursamayın, onları düşünmeden yaşayın. Bu hayat sizin günahı da senin, sevabı da elalem konuşur sen kulağını tıka ve istediğini yap. Sevgilinin elini tut, iş arkadaşınla rahat konuş, nişanlını öp... İstediğin her şeyi gönlün razı geldiği sürece yap.
Sen razıysan kimse bir şey diyemez...

Hayatı başkası için değil kendin için yaşa. Birinin yanında olmasına gerek yok, sen kendine yetersin. Özgür ol, bilinçli ol ve her zaman kendine destekçi ol. Bu hayat, bu kurallar senin kendin yaz, kendin boz...
.
.
.
Sen, sen olunca güzelsin..

]]>
Sun, 17 Apr 2022 02:16:51 +0300 lâlzü
Özgürlük https://edebiyatblog.com/kafesikırankus https://edebiyatblog.com/kafesikırankus Yıllardır kafeste hapsedilmiş, özgürleşirse kaçacağını bildiğin bir kuş düşün. 
Bu kuş kafesten kurtulduğunda uçmayı öğrenirken önce düşeceğim diye "ürkekçe çırpınarak kanatlanır."
Bazen bir yerlere çarpar düşer, bazen kanatları yorulur çırpınmayı bırakır. 
Ama defalarca dener, dener ve dener. Zamanla başardıkça kendine güveni artan bu kuş artık süzüle süzüle uçmaya başlar.
Çünkü,
Kuşun doğasıdır "uçmak." 
"Özgürlük" ruhundadır.
Bu yüzden vazgeçmez.

Bazı insanların doğası da budur işte.
Akılları ve ruhları ne kadar toplum tarafından bir kafeste tutulmaya çalışılırsa çalışılsın.
O ruh sancısı, o özgürlük tutkusu birgün o kafesi kırar.

Çırpına çırpına, birgün süzüle süzüle uçar ve gider.

]]>
Sat, 16 Apr 2022 22:37:40 +0300 1.ic.ses
Hayat denen boşluk https://edebiyatblog.com/hayat-denen-bosluk https://edebiyatblog.com/hayat-denen-bosluk Kalabalıklar içinde yalnızsın,konuşsan kimse anlamaz,üzülsen de hissetmez kimse… ve sebebini sorsalar içindeki o hissin cevap bile vermezsin. Boğazın düğüm olur tek keime edemezsin,anlatsan ne diyebilirsin ki Kocaman bi hiçlik hissediyorum desen,insanlar düşünmeden yargılar seni. Kimse anlamaya çalışmaz seni saatlerce seni düşündüren bu şeyi, seni hayattan koparan,uzaklara alıp götüren bu düşüneceyi kimse bilemez çünkü.Onlar anlamaz senin dilinden ve hisselerinden. Hayatın kocaman bi hiçlik olduğunu göremez bi çok insan, ve sonu yok gibi Yaşar. Keşke biraz düşüncesiz olsam dersin bazen keşke umursamaz olsam diye dua edersin. Hatta keşke aklım başımda olmasa dersin….

]]>
Sat, 16 Apr 2022 16:05:27 +0300 Semira Bulut
Düşün ama boğulma https://edebiyatblog.com/dusun-ama-bogulma https://edebiyatblog.com/dusun-ama-bogulma

Sonsuz mavilik karşısında oturuyorum. Kulaklarımda dalgaların kayalara çarpma sesi… düşüncelerimle baş edemediğim şu günlerde kendimi bu sahile atıverdim. Sanki o sonsuz denizin ortasında tek başıma kaldım da, çırpındıkça batıyormuş gibi hissediyorum. Çırpınıp duran benim,düşünecelerimle boğuşuyorum ve çırpındıkça o derinlik beni içine çekiyor… ve kayboluyorum sonsuzlukta. Sanki hiç olmamışım gibi, dünyaya gelmemişim gibi, yaşamaşım gibi ,düşünmemişim gibi , yıpratmamışım gibi, en çok da yıkılmamışım gibi .

]]>
Fri, 15 Apr 2022 22:26:17 +0300 Semira Bulut
GÜLÜMSE https://edebiyatblog.com/gulumse-2074 https://edebiyatblog.com/gulumse-2074 Fri, 15 Apr 2022 03:32:29 +0300 Çilem Akpınar Benim Adım Toprak https://edebiyatblog.com/benim-adim-toprak-2067 https://edebiyatblog.com/benim-adim-toprak-2067 Benim adım TOPRAK
Önce can oldum insanlara,sonra nimet oldum,yaşattım sonra yıllarca,nefes oldum.Yani İnsan,İnsan oldu. Sonra yıllar geçti...yeniden aldım onu yanıma,sardım toprakla. Su kabul etmezdi insan, ama toprak ederdi.Derin denizler,sonsuz mavilik kabul etmez insanı,çünkü topraktan olur insan...Sonra yine döner vatanına. Aşık Veysel’in dediği gibi “Benim sadık yarim kara topraktır.” Sadık olan da toprakt, yar olan da, son durak da topraktı,yaşatan da , herşeydi insan için. Bahsedilen benim şimdi,Toprak dedikleri,nefes dedikler,hayat dedikleri benim. Benim adım toprak.

]]>
Thu, 14 Apr 2022 21:15:47 +0300 Semira Bulut
SONBAHAR YAKIŞIR ŞEHRİME https://edebiyatblog.com/sonbahar-yakisir-sehrime https://edebiyatblog.com/sonbahar-yakisir-sehrime Güneş yakmıyor artık. Karanlık erken devralıyor nöbeti aydınlıktan. Gece ayazı kesiyor ortalığı sabaha kadar. Tahta kapıların arasından ince rüzgarlar esiyor. Serin bir ürperti sarıyor birden . Yağmur kokuyor toprak, kışa hazırlanıyor ağaçlar göçmen kuşlara el sallıyor kuru dallar. Yine geleceğiz diyor onlarda :"şimdilik hoşçakalın görüşürüz bahara." Sonbahar geldi mahsun bir çocuk gibi ağlamaklı ıslak sokaklar.Terkedilmiş gibi sessiz , ıssızlaşıyor şehir. Yeni bir hayata uyanmak için derin rüyalara dalıyor önce.Bahar çicekleri gibi taze umutlar açmak için hayal kırıklıklarını kurumuş yaprak gibi misali döküyor.Yitirilmiş aşkların hüznü taşıyor göz pınarlarından. Sessiz hıçkırıklar yüreğin matemine eşlik ediyor. Hesaba çekiyor insan kendini. Gözden geçiriyor hayatını. Yüzleşiyor gerçeklerle. Yeni arayışlar peşine düşmeden dinlendiriyor ruhunu ve yüreğini.

]]>
Thu, 14 Apr 2022 15:45:00 +0300 sena sabcıoğlu
TERAPİMSİ : ) https://edebiyatblog.com/terapimsi https://edebiyatblog.com/terapimsi           Hayat harika gitmiyor her birimiz için. Farklı derecelerle sorunların üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Hiç sorun yok göründüğünde bile öyle güzel anlatıyorlar ki, sorun ediniyorsun: Travmalar!   Çocukluğuna inilmeli!  Ebeveynlerin, aile dizimi, genlerin, karma, borçlu olduğun öğrenmen gereken davranışlar…. İlgi çekici değil mi? Benim sorunlarımı da bunlarla çözebilir miyim?  Ev sahibi olamayışım bu yüzden mi? İşyerinde artık yokmuşum gibi davranmayabilirler mi? Toplu taşımada yolda sapıkları defedebilir miyim? Temiz, düzenli olur mu odam? Artık tıkınmak isteğimden vazgeçebilir miyim, kapanır mı şu iştahım?

      İniyoruz, iniyoruz, kaç yaşındayım? Ana karnına kadar indik. "Heeeeyttt! Ben bilmem kaç milyonda bir döllenme ihtimalini gerçekleştirmiş bir fetüsüm."(Bir filmde duymuştum, kopya çektim) Dünyaya gelene kadar her şey burada oluyormuş meğer. Etrafa bir bakayım ikizim filan varsa, oradan başlıyormuş. Çoğu gebelik çoklu başlayıp tekli bitermiş. Ehhh, yaşayan bebeye de travmaları. Ne travması olacak? Hayatta kalma uğruna ikizini öldürdün: KATİL TRAVMASI!.... Uyyyyy, serengeti hikayeleri değil miydi o? Ebeveynler zayıf yavruyu, kardeşler cılız ve güçsüz olanı yemez miydi? Ya da öldürürlerdi? Pekala terk etsinler, aynı şey değil mi? Vahşi dünya,orman, rahim…. Daha neler olacak orada, bakalım organlarını benimseyecek misin? Aha da bu çıkıntılar ne işe yarıyor? Kol, bacak ne lazımki burada!...Nereye dışkılayacaksın, buranın kanalizasyon sistemi var mı? İşin ucunda dışkısını yemekten ölmek var. Duymadınız mı? "Bebek kakasını yapmış, akciğerlerine kaçmış" . Yaaa , siz onu iç kanal sistemi ile mideden akciğere mi geçti sandıydınız.  Bu kordon nedir? Wifi ile bağlanamıyor muyuz anneye? Ne ilkel sistem arkadaş!... Anladım, yemekler buradan geliyor!  Yani bir nevi kargo sistemi. Özel, şahsa münhasır… İp de atlanır bununla. Kültürfizik yapmak lazım. Tam oynuyorken dünya değiştirmeye kalkarsan boynuna dolanır, ara dünyayı es geçer, ebedi dünyaya göçersin. Dikkatli olmalı. Bütün bunlar hayatının içine ediyormuş, haberiniz olsun!

         Musiki, masal, annesinin babasının sesini dinleyerek doğan bebeler şanslıdır belki! Ben ne dinlemişimdir köy yerinde. Birkaç inek möösü, tavuk gıdaklamaları, arı vızıltısı, kuş sesleri…. Fena değil.  Kendim doğmuşum ben, Evde kimsecikler yokken sessizce gelivereyim demişim. Bu da travmadır sanırım. Baby showsuz, flashlar patlamadan, doğumhaneler kapılarında sevinç çığlıklarının eşlik etmediği sade bir ziyaret….Demek o yüzden her ortamda sade yaşarım da, kimse fark etmez. Onlar cümbüş bebeleri olduğu için daha ileri gider hiç yokmuşsun sadece dünyada o varmış gibi yaşarlar. Babam ne zaman öğrendiydi gelişimi? Sevindi mi acaba? Eh dördüncü olunca kıdemli baba tepkisi gösterip, işten gelince, sofraya otururken şöyle göz ucuyla bakmıştır. İsim seçmeye tenezzül ettiğine göre, cami avlusuna bırakılma travmasından yırttık. Kız mı istemişti, oğlan mı? Bakın bunların hepsi travma sebebi. İstenmeyen çocuk musun? Allah ne verdiyse ona razı olduklarını söyleyenler, erkekliklerinin ispatı için erkek bebeden, erkek çocukları vardıysa şirin kıyafetleri, iyi bakıcı olacakları yüzünden kız bebeden vazgeçmediler hâlâ.

         Annen, baban nasıl davranmıştı sana? Kardeş kıskançlığı yaşadın mı? Ayrımcılık yapıldı mı? Köteklendin mi yoksa sevildin mi? Nasıl bir sevgiydi? Bir kerem evlatlık değilsen şanslısın. Evlatlık olmayı da kaç yaşında şansın olarak gördüydün?  "Ben bu ailede evlatlık mıyım?" zannına kapıldığında, ikinci bir ailenin varlığını kurtuluş görmedin mi? Yedirildin, içirildin, ihtiyaçların görüldü. Ama inek sütü vermişler arkadaş, ne kadar zararlıymış! Bugünkü hastalıklarımın sebebi buysa, o sütlerin detoksu lazım ki iyileşeyim. Bir de her öğün hamur….Lokma, ıslama, makarna olmadı katlama, bişi, gözleme…Bildiğin buğdayın öğütülmüşünü evirip çevirip koymuşlar önüme. Gluten zehirlenmesi yaşamadığıma  şaşmalı. Alerjilerim bundan olabilir bak. Çünkü  bağışıklığım düşmüş. "Fakirlik vardı çoğu evde, şimdi herkes zengin." Aslında değişen bir şey yok. Şimdi de varlık ve yokluk aynı anda yaşanmakta. Neyin yoksa onun yoksulusun. Savaş diyarlarında sokakta yaşayan bir çocuğun zenginlik hayali başına bir dam, önünde yiyecek olması. Bunlara sahip milyonlarca insanın da film yıldızlarından sevgili, sonsuzluk havuzlarında çimmek başlarını döndürüyor. Orta hallilerde en kötüsü tatmin olmayan bir ihtiyaçlar silsilesi. Kapı önümde küçücük bir bahçecik diye ballandırarak anlatırlar onlar da yoksunluklarını. Alıp bahçe ortasına koysanız tamam gözlerimi rahatlıka kapatırım artık diyen kaç kişi var. Komşunun bahçesi de benim olsa diye geçirmeyecek mi içinden? Domates yemeyi hayal ederdim kışın. Özlemle beklerdim baharı. Şimdi fark ediyorum ki, pırasanın hayalini kursaydım kışın travma olmazdı. Şimdi yaz kış domates yeme olanağı var, ama bakalım GDO'lu mu, GDO'suz mu? Bunun da yaşlılıkta travmatik sonucunu görürüm artık.

            Genlerim nereden benim?  Soyum sopum önemliymiş. Ona göre yatkınlıklarım, hasta olma ihtimallerim var. Taaaa insanoğlunun avcı toplayıcı döneminden kalma, neydi o bakalım sürüngen beyninden kalma korkuları var. Kaç ya da savaş!... Beynin bunu yapmaya devam ediyor, kalp hastası oluyorsun. Seni kovalayan aslan, kaplan mı var, bir sakin ol!... Diyeceksiniz ki, patron, müdür, ev sahibi, faturalar….peşimizde iken aynı durum. Yani senin beynin onları Afrika'nın balta girmemiş ormanlarına taşıyor, onları da ardına takıyorsun!... Bildin de bir şey değişti mi? Ya Rabbim, beni bu kadar zavallı yaratmaktan murad ettiğin nedir? Aile dizimi ….Ailen var bir de dizeceksin onları. Verdiğimiz kararları büyürken aile ilişkilerimiz belirlemekteymiş.  Höt dedi mi çakılır kalırdık olduğumuz yerde. Şimdi bize biri ses yükseltti  mi çakılıp kalıyoruz, veya höt diyoruz yani. Onun için çok uysal bir topluluğuz, kadınları döven, öldüren, biz değiliz. Höt diyenlerin aşırılıkları da olabilir. Bu psikopat adamların ailesini dizmek lazım. Babası kesin höt hötçü, annesinin de elinde maşa ya da terlik vardır. Benimki de öyleydi demeyin sakın. Kesin bir teyze,dayı, amca, dede birinde bir farklılık olmalı.       

          Ah bir de bu karma yok mu bu karma. Hayat karması, hayat karmaşasına dönmüş. Bilmek zor değil. Bak adına soyadına, doğum tarihine. Topla, çıkart, böl. Onların sayı değerleri var. Ortaya çıkan : Kader…. Senin neyin eksik, gör, şaşırma. Kimseyi de suçlama. Bunu sen seçtin. Farkında değilsin ama belleğin hep vardı. Doğum zamanını, yerini, milletini, aileni sen seçtin. İsmin de belirlenmişti. Anan baban sadece rolünü icra etti. Alem alem içindeydi zaten. Fazla kafa yorma. Sadece senin hangi eksiklerle tamamlanmak için gönderildiğini bil yeter. Sonra tamamlanmaya başla. Öfke yasak, canlı yaşamına saygılı ol, anlamlı konuş, her şeyi iyiye yor, kıymet bil…. Beynini, ruhunu formatla. Fabrika ayarlarına geri dön.

         Mutlaka bir gün başaracağım...Travmalarımı bulup tamir edeceğim. Ama benim sorunum travmaların çokluğu ve hangisinden başlayacağım sorunu. Aslında onlar travma mı, emin değilim. Bugüne gelip günün sorunlarını geçmişe gitmeden de çözecekler birgün. Ben eremeyeceğim….

]]>
Thu, 14 Apr 2022 15:11:07 +0300 GÜMÜŞ SÖZ
Başucu Kitabım &2 https://edebiyatblog.com/basucu-kitabim-2 https://edebiyatblog.com/basucu-kitabim-2 İnsan hayatında hep bir dönüm noktaları vardır.Bu dönüm noktalarında; kulakların tıkanır duymaz sanırsın, bakarken göremezsin, düşüncelerin silinmiş gibi olur beynin durmuş gibi takılır kalırsın.Hayatındaki olumsuzluklar mutluluklar hep birbirine girer; o kadar yalnız hissedersin ki; kendini dünyada tek canlı senmişsin gibi korkular kaplar içini endişeye kapılırsın ve birden kendine geldiğinde ise işte o an senin hayatı anlamanı, yaşama nedenini, adalet  terazinin nasıl olacağını bir ders niteliğinde sana sunar.

]]>
Thu, 14 Apr 2022 14:07:46 +0300 Rüya gibi
Bir umut https://edebiyatblog.com/bir-umut https://edebiyatblog.com/bir-umut Bazen bir umut, bir kişi bizi hayata bağlar. Biz gitmek istesek de o yerden veya o şehirden ne bir ileri ne de bir geri gidebiliriz. Sevmediğimiz bir şehir bile bize neler kattığını unutmamak gerekmektedir. İyisiyle veya kötüsüyle olanlar oldu ve olan şeyler bizim hayatımıza hayat tecrübesi olarak döndü. O tecrübeler sayesinde yaptığımız bir hatayı bir daha yapmıyoruz, bu yüzden hayat tecrübelerini seviyorum. Bazen tecrübelerimiz biraz ağır olur ama bunun sonunda daha güzel şeyler olacağını unutmamak gerekmektedir. Sonuçta her yağmurun sonunda güneş açar.Sonuçta her yağmurun sonunda güneş açar. 

]]>
Thu, 14 Apr 2022 12:32:42 +0300 Medine Herzem
KİMSESİZLİK https://edebiyatblog.com/kimsesizlik-1510 https://edebiyatblog.com/kimsesizlik-1510 Kimsesizlik neydi sizce yanlız olmak mı?  Yoksa o kadar insanın arasında yanlız olmak mı bence ikinci cevap her yolla çıkıyor. Bu çok büyük bir acı kimsesiz kalmak kimse istemez ki. Herkes anne kokusuna hasrettir. Aile sıcaklığına en çokta bir sohbette ihtiyaç duyar."Yanımda kimse olmadığından değil yalnızlığım, yalnız olduğumu söyleyeceğim kimse olmadığından yalnızım ben." 

]]>
Thu, 14 Apr 2022 04:33:36 +0300 erhavishab_
Benim Adım Toprak https://edebiyatblog.com/benim-adim-toprak https://edebiyatblog.com/benim-adim-toprak  Benim adım toprak, herşeyi ve herkesi tüm benliği ile kabul eden bir avuç çamur. Besleyen ve besleten bir aracım biraz da kimse bilmez beni ama herkes hisseder benliğimi. Çünkü ben senim, oyum ve çokça benim. Çünkü ben kimsesiz soğuk bir zeminim bi çare gönlümün her yanım bir üşüme evresi her yanım bir kalan olma yolunda. Gidenin ayak izleri var sırtımda gelenlerin ise kokusunu taşıyorum. Benim yoldaşım yağmurken yandaşım yanağını okşayan rüzgardır dikkat et. Suların dahi bana kavuştuğu bu döngüde benden kaçan var mıdır ki? Güneş ışınları bile yakıyorken tenimi yıldızlar geceleri eşlik ediyor soğuk karanlığıma. Ziyaretçilerin ardı arkası kesilmezken dinlerim ben her bir acıyı vefayı.. Mutluluk uğramaz bana genelde hep bir hüzün ülkesiyim. Ve ben aslında umut taşıyan yeryüzünün uçurtmasıyım... Benim adım toprak, ben ölümle doğan yaşamım...☘️ 

]]>
Wed, 13 Apr 2022 21:20:51 +0300 YağmurunKızı8
EDEBİYATBLOG GÜNCELLEME/GELİŞTİRME NOTLARI V2.0 https://edebiyatblog.com/edebiyatblog-guncellemegelistirme-notlari https://edebiyatblog.com/edebiyatblog-guncellemegelistirme-notlari EdebiyatBlog ailesi olarak tüm çalışmalarımızı her zaman olduğu gibi yine kendi ekosistemimiz içerisinde sonuçlandırdık.

Uzun süren çalışmalarımızın sonucunda birlikte tamamen kendi tarafımızdan hazırlanan özel yazılımlarla EdebiyatBlog'u interaktif bir portal haline getirdik.

Değerli EdebiyatBlog Ailesi sizlerin geliştirmeleri sevdiğinizi ve dikkatli olduğunu biliyoruz.
Bize EdebiyatBlog'u geliştirme konusunda geri bildirimde bulunmanızı rica ediyoruz.
Yakında yeni süprizler ile yine sizlerle olacağız...

  • EB Sohbet eklendi.
  • EB Tuval eklendi.
  • Sunucu altyapısı değiştirildi.
  • Hata düzeltmeleri ve hızla ilgili iyileştirmeler yapıldı.
  • SEO eklentileri geliştirildi.
  • Depolama alanı optimize edildi.
  • Performans iyileştirmeleri yapıldı.
]]>
Wed, 13 Apr 2022 20:58:21 +0300 EdebiyatBlog
EdebiyatBlog Tuval Kullanım https://edebiyatblog.com/edebiyatblog-tuval-kullanim https://edebiyatblog.com/edebiyatblog-tuval-kullanim Wed, 13 Apr 2022 17:55:52 +0300 EdebiyatBlog EdebiyatBlog Sohbet Kullanım https://edebiyatblog.com/edebiyatblog-sohbet-kullanim https://edebiyatblog.com/edebiyatblog-sohbet-kullanim Wed, 13 Apr 2022 17:50:00 +0300 EdebiyatBlog EdebiyatBlog Kullanım https://edebiyatblog.com/edebiyatblog-kullanim https://edebiyatblog.com/edebiyatblog-kullanim Wed, 13 Apr 2022 17:31:17 +0300 EdebiyatBlog ELEŞTİRMEKTEN VAZGEÇMEK https://edebiyatblog.com/elestirmekten-vazgecmek https://edebiyatblog.com/elestirmekten-vazgecmek İnsan, kendini keşfetmeyi ve çözümlemeyi öğrendiğinde başlıyor, bilinçaltına erişimi. Sadece tepkisel bilinçle ortaya koyulan davranışlar,  otomatik olarak gerçekleşen tutumlardır çünkü. İnsan , özüne inmeyi başardığında başlar, sorgulamalar ve irdelemeler. 
  Sürekli  eleştirel  bakmak, kusur aramak özde olan eksikliklerin dışavurumudur.  Kendini bilmek için, ufak bir adıma niyetlenmen bile  açar kapıları ağır ağır. Uyanmak isteyen önce kendini uyandırmak ister. Bilir, yansıma içten dışadır. Sorgular kendini, davranışlarını. İşte bu noktaya geldiğinde ilk vazgeçmen gereken davranışyır , eleştirmek, kusur aramak. Başarılı bir değişimin bana göre ilk adımıdır bu.  Alışkanlıkları değiştirmek çaba gerektirir.Üzerinde durulmalı ve çalışılmalı,yılmadan vazgeçmeden.  En ufak bir iz kalmayıncaya kadar devam edilmeli çalışmaya. Bunu iç sesinizle dahi yapmayı bıraktığınızda tamamlanır, iyileşme. 
  Ve başlar kabul, olanı olduğuyla. İzlersin sakin bir varoluşla. Başarmış olmanın verdiği huzurla  yürürsün , yeni olana.

]]>
Fri, 25 Mar 2022 13:03:17 +0300 Gülbeyaz Gürsoy
Hangisi Hayat? https://edebiyatblog.com/hangisi-hayat https://edebiyatblog.com/hangisi-hayat     Hayat derken, hangi hayat acaba gerçek hayat  diye düşündüm şimdi. Yaşadığım mı, yaşamak istediğim mi? İnsanları memnun etmek uğruna sarfetiğim, kendim için yaşamayı unuttuğum yılları çıkarırsam, geriye kalan var mı bilmiyorum. Geçmişe takılmamayı öğrenmeli diyorlar da, gelecek için kaldı. mı vakit? Sadece durdum ve yaşıyorum an itibarıyla. Verirse devamını Amenna.Geçmişten kurtarıp, güzelleştirmek ve var mı yok mu ötesi diye kaygılanmadan değerli kılmak bugünü. Bugünü lduğu yerde durdurabilecekkeri bulmak ümidiyle... 

]]>
Thu, 24 Mar 2022 18:20:15 +0300 Cebiyemsi
Güncel bilgiler yarışması https://edebiyatblog.com/guncel-bilgiler-yarismasi https://edebiyatblog.com/guncel-bilgiler-yarismasi Wed, 23 Mar 2022 14:17:41 +0300 Hüsne sürmelioğlu VAR OLUŞTAKİ MUCİZE https://edebiyatblog.com/var-olustaki-mucize https://edebiyatblog.com/var-olustaki-mucize Tue, 22 Mar 2022 21:10:54 +0300 Müzeyyen GÖKMEN HAYATIN TADINI ÇIKAR https://edebiyatblog.com/hayatin-tadini-cikar https://edebiyatblog.com/hayatin-tadini-cikar   Şu kısacık, geldim gidiyorumlu hayat kesitinde, karakter oyunculara  fazla anlam yükleyerek , ne kadar yıpratıyor insanlar kendini. Oysa ki gerçek karakter ta kendisi. Olaylara , insanlara ne kadar anlam vereceğin kendi ölçülerine göre. Alınmak, kırılmak, kendi bakış açınla herşeye ederinden fazla mana yüklemek , tamamen senin  düşünsel dünyanla ilgili. Onun için abartmadan, sakin  adımlarla ilerle. Gereksiz takıntılarla hayatını heba etme. HAYATININ TADINI ÇIKAR. Mutlu olmanın anlamı, ölçüsü senin için neyse, ona hedeflen. Bırak adımların küçük olsun ama onları öyle eminlikle atki geride şüpheye yer bırakma. Olay benmerkezcilik değil, inan bana. Çünkü insan kendini mutlu edebilirse, güzelleştirir dünyayı. Ve mutlu olacak sebeplerde öyle bulur seni. Sürekli negatiflikle ne kadar pozitife odaklanabilir insan.  Daldığın denizde yüz artık, nefes almayı öğren ve sev kendini, sev dünyayı. Değişim başlasın istiyorsan, sen değiş, dünyan değişsin. Çözüm bu.

     

]]>
Tue, 22 Mar 2022 16:18:26 +0300 Gülbeyaz Gürsoy
Sessizliğimin Sesleri https://edebiyatblog.com/sessizligimin-sesleri https://edebiyatblog.com/sessizligimin-sesleri Sessizliğimin yollarında yürüyorum dalgın dalgın. Nereye gidiyor adımlarım bilmiyorum ancak yürüyorum hiç yorulmamış gibi yorulmayacak gibi. Bir girdabın içine çekilirmişcesine çekiliyorum sessizliğimin avuçlarına. Sanki tek bir ses hali bozacak büyüyü sanki bağırsam kırılacak camlar ve herşey toz bulutuna dönecek. Sahi bağırsam kırılır mı insanların düşünceleri? Sesimi duyurursam kalplerinize denk gelir mi yürek yangınımız? Sessizliğime bir el de uzatılır mı sesimle beraber? Eksilmek yerine eskiler de kaybolur muyuz? Eskilerin gönül güzelliğini bulmak adına eksiliyoruz her geçen gün ve sessizlik içinde eskiyoruz seslerin arasında..☘️

]]>
Mon, 21 Mar 2022 01:23:45 +0300 YağmurunKızı8
Edebiyat bilgi yarışması 2 https://edebiyatblog.com/edebiyat-bilgi-yarismasi-2 https://edebiyatblog.com/edebiyat-bilgi-yarismasi-2 Mon, 21 Mar 2022 00:25:21 +0300 Hüsne sürmelioğlu Salıvermek Kökleri Özgürce https://edebiyatblog.com/salivermek-kokleri-ozgurce https://edebiyatblog.com/salivermek-kokleri-ozgurce Bir saksının dibine ekiverdiler bizi. Haydi filizlenip çıkıveriin günyüzüne diye beklediler. Verdiler suyu boğarcasına. Boğulmadık çıktık, çok şükür yüzeye. Güneşi yedik haylice. Kah iyi geldi, kah kavrulduk. Büyümek için kavrulmaya katlanmak gerekliydi. Büyüdük büyümesine, hatta serpildik, savruldulk rüzgara kafa tuttuk. Çiçekler açtık rengarenk dışımızda. Özgürdür güya, bakarken göğe yapraklarımız. Hiç soran yok saksının dibini. Dibine kadardı köklerin yolu. Oysa salıvermek, yayılmak yok muydu alabildiğine toprağa. Ama sıkışıp kaldık, kıvrıldık kendi içimizde. Kvrıldıkça kavrulduk. Nasıl olsa verdik dallara, çiçeklere gücümüzü. Kimimiz yüzeyde görünen ile yetinip, sarpasardı habire. Kimimiz ise var gücüyle, azimle kırdı kabını ve uzandı özgürlüğe, içten içede olsa... 

]]>
Sun, 20 Mar 2022 00:20:10 +0300 Cebiyemsi
Edebiyat bilgi yarışması https://edebiyatblog.com/edebiyat-bilgi-yarismasi https://edebiyatblog.com/edebiyat-bilgi-yarismasi Sat, 19 Mar 2022 23:58:53 +0300 Hüsne sürmelioğlu Tanzimat Edebiyatı https://edebiyatblog.com/tanzimat-edebiyati https://edebiyatblog.com/tanzimat-edebiyati Sat, 19 Mar 2022 21:22:03 +0300 Hüsne sürmelioğlu Halk edebiyatı bulmacası https://edebiyatblog.com/halk-edebiyati-bulmacasi https://edebiyatblog.com/halk-edebiyati-bulmacasi Sat, 19 Mar 2022 21:04:17 +0300 Hüsne sürmelioğlu TOPARLANMA ZAMANI https://edebiyatblog.com/toparlanma-zamani https://edebiyatblog.com/toparlanma-zamani   Yıllara sığdırılan bu zaman dilimlerinde , üç yılına bakarsak ki eğer, bana kattıkları toplam hayatımdan daha fazladır. İnsanları tanımakla öğünen "Ben" , olayın bu olmadığını daha yeni kavramışım aslında. İnsanlar, akrabalar, arkadaşlar, kafamda aynı resme sığdırılmış topluluklar. Söyledikleri, yaptıkları,duyarsızlıkları, iyilikleri, kötülükleri, kısacası davranışa dönüşmüş her düşünceleri benim düşüncelerimden ibaretmiş oysa.  Ben kendi düşüncelerimin tohumlarını onlara ekmiş, büyütmüşte büyütmüşüm.

     Aydınlanma çağım geldi artık.  Geçmişin ayak izlerinde dolaşmayı bırakıp , yeni yollara, yeni başlangıçlara  merhaba zamanı. O evde , bu evde benim gibi bölünmüş tüm eşyalarımı topluyorum , yeni mekana ve yeni düşünlere. Hoşgeldin yeni ben. Hoşgeldin güzel olan herşey. Bereketle ve huzurla gel. 

    Kendi eğitimime yol aldığım başlangıcım, eğiteceğim yeni insanlarla yola devam edecek. En güzeliyle. Başlangıçlar huzur versin, herşey kolaylıkla olsun, bütün dostlarla.

]]>
Sat, 19 Mar 2022 09:34:14 +0300 Gülbeyaz Gürsoy
Nereye Kadar Düşünmek https://edebiyatblog.com/nereye-kadar-dusunmek https://edebiyatblog.com/nereye-kadar-dusunmek Dünya dönüyor, insanlar önümden gelip geçiyor. Ben sadece duruyorum, bakıyorum; seyrediyorum etrafı. Rüzgar yavaş yavaş tenimi okşarmışçasına esiyor, üşüyorum ama kıpırdamıyorum yerimden. Çocukların sesleri geliyor parktan ama duymuyor gibiyim, sadece önümdeki denize odaklanıp düşünüyorum. Ne düşünüyorum, ne geçiyor aklımdan bilmiyorum.. sadece düşündüğümü biliyorum o kadar. Bir anda gözüm çocuklara takılıyor; küçükler, masumlar. Oynuyorlar, ne geçiyor o küçük akıllarından bilmiyorum ama bilmek isterdim. Yere düşüyor biri ama düştüğü gibi kalkıp yoluna devam ediyor. Bu kadar kolay mıydı küçükken düştüğümüzde kalkmak? Peki şimdi neden bu kadar zorlanıyoruz, o küçücük çocuk düştüğünde hiçbir şey olmamış gibi yapıyorken; biz neden yapamıyoruz, olmuyor bir yerlerde takılıp duruyoruz. 

19'06

]]>
Fri, 18 Mar 2022 21:54:04 +0300 Kağıttan Ruhlar
Sevmek Güzel Şey Lakin Hak Edeni https://edebiyatblog.com/sevmek-guzel-sey-lakin-hak-edeni https://edebiyatblog.com/sevmek-guzel-sey-lakin-hak-edeni Herkes sevilmeyi hak eder mi?

Evet.

Peki herkes sevilmeli mi?

Hayır.

İşte herkeste kayışın koptuğu o nokta bu nokta. Sevilmek, sevmek çok güzel fakat herkes sevilmez. Kendimizi, karşımızdaki insanın sevgimizi hak etmediğini fark ettiğimiz an uzaklaşmalıyız. Eğer uzaklaşamazsak, genelde bu senaryolar kötü bitiyor. Hepimiz aslında çok güçlü kişilikleriz, kendimize dur demeyi bilmeliyiz. 

Hak edeni sevmek lazımdır. Ve sadece birisini sevmeye odaklanmamalıyız. Acaba biz sevilmeyi hak ediyor muyuz? Eğer aklımızda bir yerde küçücük bile bir hayır geçiyorsa kendimizi düzeltmeliyiz. Kendimize iyi gelmeliyiz en başta. Gerisi yalan...

]]>
Fri, 18 Mar 2022 16:05:34 +0300 bbeyzabektass
BİL BAKALIM 2 (Bilgi Yarışması) https://edebiyatblog.com/bil-bakalim-2-bilgi-yarismasi https://edebiyatblog.com/bil-bakalim-2-bilgi-yarismasi Fri, 18 Mar 2022 15:53:27 +0300 bbeyzabektass BİL BAKALIM (Bilgi Yarışması) https://edebiyatblog.com/bil-bakalim-bilgi-yarismasi https://edebiyatblog.com/bil-bakalim-bilgi-yarismasi Thu, 17 Mar 2022 17:22:47 +0300 bbeyzabektass BİRİLERİ https://edebiyatblog.com/birileri https://edebiyatblog.com/birileri BİRİLERİ

Birileri vardır elbet. Birileri hep olur zaten. Bazen hayatınızın aralık kalan kapısından bakarlar bazen de çarptıkları kapıdan içeriye girmeye cüret ederler. Onlar da bilirler ki kapıyı çalsalar asla içeriye alınmayacaklar. O yüzden de kendilerince bir boşluk yaratırlar. Bir korkak gibi saklanarak sizi izlerler. Göz göze gelmeyi beceremezler. Onun yerine hayatınızda bir boşluk açıp sizi de o boşluktan itmeyi düşlerler. Böylesi onlara daha çok yakışır.

Birileri vardır elbet ama isimleri yoktur. Onlar bir ismin manasını karşılayamazlar. Bu yüzden de karanlığa dair ne varsa içlerine alırlar. Kendilerini de farklı tabirlerle tanıtırlar. Kendileri gibi olmadıkları her yer onlar için çok güvenlidir. Maskelerinin ardına sığınırlar. Kat kat örterler içlerini. Kimse göremez gözlerindekini. Belki dünyanın en güzel gözlerine sahiptir ama o gözlerde sizi bekleyenin ne olduğunu hiç bilemezsiniz. Aşk mı yoksa ihanet mi? Birileri bunu bilmenize hiç izin vermez.

 

 

                                                                                                                                                           DENİZ SARGUT

]]>
Tue, 15 Mar 2022 16:27:27 +0300 Denizdensesler
Paulo Coelho https://edebiyatblog.com/paulo-coelho https://edebiyatblog.com/paulo-coelho

''Yolunu bulduğun zaman korkmamalısın. Hata yapacak kadar cesur olmalısın. Hayal kırıklığı, yenilgi ve umutsuzluk Tanrı'nın bize yol gösterme araçlarıdır.'' 

-Paulo Coelho

]]>
Mon, 14 Mar 2022 22:26:34 +0300 Edanuryd
Gelir Dağılımı Dengesizliğin Azaltmada Vergi Politikasının Rolü https://edebiyatblog.com/gelir-dagilimi-dengesizligin-azaltmada-vergi-politikasinin-rolu https://edebiyatblog.com/gelir-dagilimi-dengesizligin-azaltmada-vergi-politikasinin-rolu  Belli ekonomik, mâli ve sosyal amaçlara ulaşmak için vergilerin miktarında ve bileşiminde yapılan ayarlamalar 'vergi politikası olarak adlandırılır. Vergi politikası dört amaç ile yapılır. Amaçlardan ilki kamu harcamalarının finansmanını sağlamak, ikincisi gelir dağılımındaki eşitsizlikleri azaltmak , üçüncüsü ödemeler dengesinin açığını azaltma , ve sonuncusu ise ekonomik kalkınmayı sağlayıp bölgesel eşitsizlikleri azaltmak amacı ile belli sektör ve bölgelerin gelişmesini teşvik etmektir .

  Vergi politikasının amaçlarından biri olan gelir dağılımındaki eşitsizliği şu şekilde açıklayabiliriz. Bir ekonomide ortaya çıkan gelirin , bireylere nasıl paylaştırıldığını gösteren ekonomik gösterge olup ülkeler düzeyinde de gelirin sosyal sınıflar arasındaki dağılımı olarak adlandırılan gelir dağılımının adaletsizce pay edilmesi sonucunda ortaya çıkan önemli bir sorunsaldır.

    Bir ekonomideki bütün kişiler yaşamları boyunca üretim sürecine emek, sermaye veya servetleriyle katılarak yaşamlarını sürdürmek için yeterli bir gelir sağlamak durumunda olmayabilirler. Hastalık, sakatlık, yaşlılık, işsizlik gibi nedenlerle yeterli bir gelir elde edilemeyebilir ve yeterli servet stoklarına sahip olunamayabilir. Bu nedenle devlet, kendi kusurları olmaksızın geçimlerini tamamen ya da kısmen sağlayamayanların yeterli bir gelire kavuşmalarını mümkün kılan yeniden dağılım tedbirlerini almak zorundadır.

    Ekonomik süreç içerisinde fonksiyonel gelir dağılımı ile ilk olarak ortaya çıkan gelir brüt gelirdir. Ekonomi teorisi brüt gelirle ilgilenir, buna faktör gelirlerinin dağılımı, birincil dağılım adı da verilmektedir. İkincil dağıtım ise, gelirin doğuşu ile kullanışı arasında geçen yeniden dağılımı ile ilgili konuları kapsamaktadır. Bu nedenle ikincil dağıtım devletin araya girerek sosyal ve etik nedenlerle birincil dağılımı düzenlemesi anlamına gelir. Böylece devletin müdahalesi sonucu ortaya çıkan gelir dağılımı ikincil gelir dağılımı olarak adlandırılır ve birincil dağılıma göre daha eşitçi olduğu kabul edilir.

   Devletin gelirleri daha eşitlikçi bir düzeye sokma çabaları, gelirin yeniden dağılımı olarak adlandırılabilir. Bu amacı gerçekleştirmek için devletin elinde gelir dağılımının fonksiyonunu ve büyüklüğünü etkileyebilecek çok sayıda araç bulunmaktadır. Mali olmayan politika araçlarının başlıcaları: istihdam, ücret ve Fiyat kontrolleridir. Temel maliye politikası araçları ise; vergi ve kamu harcamalarıdır. Kısaca gelir dağılımı eşitsizliği önemli bir sorun olup vergi politikası ile çözülmeye çalışılmaktadır. Ayrıca vergi politikasının amaçları arasında da yer almaktadır.

]]>
Sun, 13 Mar 2022 23:30:58 +0300 meczupbiryazar
Doğayla Sözleşme. Michel Serres · Yapı Kredi Yayınları. https://edebiyatblog.com/dogayla-sozlesme-michel-serres-yapi-kredi-yayinlari https://edebiyatblog.com/dogayla-sozlesme-michel-serres-yapi-kredi-yayinlari Sun, 13 Mar 2022 20:51:37 +0300 Rüya gibi YALNIZLIĞIMA BİLAKİS KENDİME https://edebiyatblog.com/yalnizligima-bilakis-kendime https://edebiyatblog.com/yalnizligima-bilakis-kendime Merhaba Beyza,

Ben senim. Senin geçmişini, geleceğini ve hatta sonunu bile belirleyecek olan kişiyim. 

Sana bahsedeceğim şeyler çok ama çok canını yakacak buna hazır mısın?

Hazır olmamak gibi bir şansın yok. Bunlar zaten beyninin içinde sürekli dönüp duran ve seni oldukça rahatsız eden şeyler. Sadece sakin ol ve kendine itiraf et. Sonra düşün. Devamına da sen karar ver.

Öncelikle sana ciddi anlamda sormak istediğim en büyük şey, gerçektende ölmek istiyor musun?

Yoksa sadece kolay yolu mu seçiyorsun?

Bilmiyorsun. Her zaman ölmeyi istediğini söylüyorsun, artık dayanamadığını kendine tahammül edemediğini dile getiriyorsun. Ama başına küçücük bir şey gelse ölmekten korkuyorsun.

Kabul et aslında ölmeyi gerçekten de istemiyorsun. Sadece kaçmak istiyorsun. Neresi olduğu önemli değil, sadece uzaklaşmak. Kendinden, hayatından, hatta ruhundan. En çok da benliğinden. Kimsenin kabul etmediği, edemediği o garip kişiliğinden.

Ben mi tuhafım yoksa insanlar mı tuhaf diye soruyorsun hep.

Sen tuhafsın Beyza. Çoğunluk senin gibi değilse, sorun sendedir. Ama şimdi böyle dedim diye de çok kırılma bana. Benden başka kimsen yok senin.

İnsanlar tuhaf olsun ya da sen ol, ne önemi var ki?

Söyler misin bana, senin olmadığın bu dünyada insanların ne önemi var?

Kabulleniş zordur derler, evet zormuş. Ve bu neyi kabullendiğine göre de değişir. Sen kendini kabullenmeye çalışıyorsun. Tam başardım diyorsun, oh sonunda ben buyum işte diyorsun sonra küçük bir olay patlak veriyor ve kendinden nefret ediyorsun. O kabulleniş çöpe gidiyor.

Yapma be Beyza...

Zaten geçmişin çok ağır, zamanla daha da ağır olacak o yüzden yapma.

Senin senden başka kimsen yok inan bana. Herkes bir gün yanından gidecek hatta gidiyor. Gitti bile...

Yaren gitti, Suna Abla seni mahvetti. Ediz dalgasını geçip hayatına devam etti. Doğukan gitti, eli eline deydiği için heyecandan çığlık attığın çocuk. Evet evet o. Gitti. Daha da gidecekler.

Sana bu olanlara alış diyemem. Alışamazsın alışma da zaten. Duygularımız olmadığı zaman yaşamanın ne anlamı var?

Bugün 12 mart. Bugün kar yağdı. Camdan dışarıyı izledin, dışarıya çıkmadın, oyun oynamadın. Geçen yıl kardeşin dışarıya çıkıp, karda arkadaşlarıyla oynadı diye evde ağlamıştın. Gizlice perdenin arkasından izleyip benim neden arkadaşım yok diye sorduğunu hala hatırlıyorum.

Senin yüzünden Beyza.

Sen istemediğin için arkadaşın olmadı. Şimdi yine ağlama, elimde değildi insanlar benden uzaklaşıyor diye hiç deme. Her türlü sorumlusu sensin bunun.

Şu an açtın yine seni ağlatan şarkını, tüylerini diken diken edişini izleyip yazmaya devam ediyorsun.

Beni kurtar Beyza. İçindeki kız çocuğu hala ölmedi evet ama can çekişiyor, kurtar onu. Geçmişini mahvettin, çocukluğunu, gençliğini mahvettin ama geleceğini kurtar.

Bir işe yara artık Beyza. Bir işe yara.

Yalnızsın çünkü senin suçun. Her şeyi mahvettiğin gibi çevreni de mahvettin. Arkadaşların yok çünkü hepsinden sen uzaklaştın. Sevdiğin ya da seveceğin yok çünkü sen baştan kaybettin. Kimsenin seni seveceğine inancın yok.

Ve bana kalırsa buna ben de katılıyorum.

Bence seni gerçekten de kimse sevmez. Sadece kandırırlar, sen de yersin bir güzel sonra da seni bırakıp giderler.

Ağla Beyza. Sen ağlamayacaksın da kim ağlayacak?

Geçmişini yendin, tebrik ederim. Bazı olaylardan hala kopamıyorsun ama unutma ki geleceğine yenileceksin.

Sen hep kaybeden oldun, yine kaybedeceksin Beyza.

Herkes seni harcadı, yine harcanacaksın.

Ölmeni isteyen birisi vardı hatırlıyor musun?

Bir gün o kazanacak, sen o günde kaybedeceksin.

İzle sadece.

]]>
Sun, 13 Mar 2022 01:25:03 +0300 bbeyzabektass
Sadece Kadın https://edebiyatblog.com/sadece-kadin https://edebiyatblog.com/sadece-kadin Sadece kadın...

Bugün 8 Mart... Dünya kadınlar günü... Dünya emekçi kadınlar günü... Yani sadece kadın değil, emekçi kadınlar günü...

Emekçi olmayan kadın mı var diye sorguluyorum bazen. Kadın Dünya'ya geldiği ilk andan itibaren hep birşeylerle mücadele etmek zorunda bırakılmadı mı? Mesela pembe patikleriyle sevilen küçük kadın... Akranlarına aslanım, paşam denilirken, pembe patikleriyle prenses olmadı mı? Sonra oyuncak tencereler bebekler alındı. Yemek yaptı, bebek baktı... Belki gizli gizli arabalarla oynadı. Sonra okul çağı geldiğinde yine mücadele etti. Sek sek oynamak yerine futbol oynamak isteyebilirdi. Ama hiç sorulmadı ona. Sonra o pembe patikli minik kadın büyüdü. Etrafındakilerin onun için biçtiği şekle girmek zorunda hissetti kendini. Ama yine de mücadele etti. Beden ölçülerine, kıyafetlerine, yürümesine, gülmesine, saçına hep başkaları fikir belirtti.  Toplumun kendisine biçtiği kalıba girmeyerek mücadele etti. Canı istedi ruj sürmedi, canı istedi kendini renklerle donattı. Ama her durumda fikir belirtenler oldu. Belki anne oldu ve mücadelesine bir başka miniği yetiştirerek devam etti. Belki de öğretmen oldu, mühendis oldu. Özel sektörde çalışmak istedi ancak orada da mücadele vardı. Çünkü kadın çalışan işveren için negatif bir durumdu. Ancak o mücadele etti ve en üst düzey yönetici oldu. Orta yaşa geldi saçlarında beyazlar çıktı. Daha önce bedenine kıyafetine karışanlar bu sefer saçlarıyla ilgili fikir belirttiler. Beyazlarına her baktığında yılların emeğini gördü. Birkaç kez boyadı saçlarını... Bu kez de saçını boyadığı için hayatına müdahil oldular. Bu yaşta kadın saç mı boyardı? (!) Bıraktı beyazlarını tekrardan ama bu sefer kendi mücadelesini hatırlayarak boyamadı saçlarını... Belki torunları oldu, bütün aileye kol kanat gerdi. Belki de hiç evlenmedi. Hayata tek başına sımsıkı sarılarak devam etti. Evlenmemesini sorgulayanlar oldu tıpkı saçları gibi... Son nefesine kadar hep mücadele etti. 

Şimdi tekrar soruyorum. Sadece kadın mı? Ya da sadece prenses? 

Emekçi kadınlara...

]]>
Tue, 08 Mar 2022 16:38:32 +0300 galeria.faustina
Arşiv 25 ( Mavi Masuma Yağan Kızıl Kin ) https://edebiyatblog.com/arsiv-25-mavi-masuma-yagan-kizil-kin https://edebiyatblog.com/arsiv-25-mavi-masuma-yagan-kizil-kin Açıkçası ne diyeceğimi bilemiyorum. Uzun zamandır bu yazıyı yazmak istiyordum ancak başına oturmaya cesaret bile edemedim şu vakte kadar. Konuyla ilgili araştırma yaptıkça karnıma ağrılar giriyordu ama bir şekilde bu konudan bahsetmem gerekiyordu. Normalde bu , Uygur soykırımını sansürsüz bir şekilde anlatan kurgusal bir öykü olacaktı ama bundan vazgeçtim. Yazdıklarımın bir faydası olmayacağı bilinciyle kahrolurken bu yazıda sadece hakikatlerden bahsetmeye niyetliyim. 

Çin'in Uygur Türklerine uyguladığı soykırım , araştıranları şeytanın yeryüzüne indiğine inandıracak cinsten. Adeta dünyanın en büyük hapishanesi konumda bulunan bölgede binlerce masum insan sırf ırkları ve dini inanışları yüzünden işkence görmekte ve hatta öldürülmekte.

Terörist olduğuna dair belgeleri imzalamadığı için tecavüze uğrayan kadınlar , gözleri önünde annesi ve babası öldürülen çocuklar , kendi din ve benliklerinde işkence yoluyla uzaklaştırılan binler var . 

2009 ' da Urumçi'de 200'e yakın Uygur Türk'ü kurşuna dizilerek infaz edildi.
2017'de inşaatları başlayan yetimhanelere ailelerinde zorla kopartılmış 500 bin çocuk yerleştirildi.

2 , sonrasında da sadece 5 sene bağımsız kalan Doğu Türkistan halkına uygulanan zulümlerden kurtulabilmiş kişilerinde anlattıkları kan donduran cinsten. 

Daha önce toplama kamplarında tutulmuş Kayrat Sumarkan yaşadıklarını şu şeklide anlatıyor ;

"Sorgulama sırasında ağır işkenceler gördük , ufacık hücrelerde çok sayıda insan bir arada tutulduk ve kimilerini intihara sürükleyen Komünist Parti rejiminin acımasız uygulamalarına maruz kaldık."

Bedenlerini saran ve hareket etmeleri durumunda acı çekmelerine sebep olan sandalyelere zincirlenip günlerce sorgulanan insanlar ayaklarına bağlanan 5 kiloluk prangalarla , daracık ve penceresiz hücrelerde 40 ' a varan sayıda kişiyle zorla tutuluyor.

Her aileye yerleştirilen  ve en ufak bir hatalarında onları fişlemekle görevli Çinliler var. Uygur kızları Çinli bir erkekle evlenmek zorunda. Sokaklarda adım başı polisler var ve sıkı denetimler uygulanıyor. Camiler yıkılıyor ve kişinin dini inancını ve ırkını belli eden en ufak şey hapis cezasına sebebiyet veriyor. 

BBC'nin Uygur toplama kamplarına yaptığı ziyarette arka plandaki kişilerin yüzlerine bakın. Bu detayı fark ettiğimde iyice kahroldum. İnsanlar gülmek zorundalar adeta kameralara karşı. Sonuçta ağlamaları durumunda bile cezalandırıldıkları bir zindandan kastediyoruz.

Çin , geçmişin kini ve ucuz iş gücüyle paranın hırsıyla günümüzde bir insanlık suçu işlemektedir. Tüm bu olanlara rağmen BM'nin Uygur soykırımına son vermesi adına Çin' e yolladığı mektupta bir tane bile İslam ülkesinin imzası yer almamaktadır. Türk basını da Uygur soykırımından bahsetmemektedir. 

Tüm bu yaşananlar insanlık için büyük bir utanç kaynağıdır. Çin , Uygur halkına yaşamayı bile çok görüyor ve bir ırkının kökünü kazımaya çalışıyor. 

Akıttıkları kan mavimizi kirletirken de biz çok da bir şey yapamıyoruz.  

]]>
Tue, 08 Mar 2022 14:53:04 +0300 Garip
KADIN DÜNYASI https://edebiyatblog.com/kadin-dunyasi https://edebiyatblog.com/kadin-dunyasi    Özel bir güne sıkıştırılarak, anlam verilmeye çalışılan bu günde, değer ölçüsünün biçimlendirildiği kutlama vari anışlar.  

   Kadınların kimyasına bakmak gerek, bir gün değil her gün. Anlamak, ulaşmak adına değeri her zaman katabilmek gerek. Karmaşık olarak tanımlanan, ince zekâlarında saklı , detaylı düşünme şekilleri algılanmalarında yanlışlıklar doğuruyor. Şu ana özgü olmasada geçmiş kuşakların kadınları çocukluktan başlayan öğretilmişliklerle,koşullandırılmalarla doludur. Duygusal bakış kimi zaman etkin olsada, çoğu zaman bir çok sorumluluğa bindirilmiş kadın , kimliğini unutmuş, başkalarına adanmış hayatlarda kendi yerini bile anlamlandıramamıştır. Eğitim bir yere kadar bu düşünüşe ve davranışa bilinç katıyor gibi gözüksede, genele vurulduğunda kadın toplumda , ailede daha fazla sorumluluğa mecbur bırakılmıştır. Naralar atan, kadın hakları diye konuşan bir çok kişi , işin özüne inemeden kalıp cümlelerle konuşur. Bu konuda yorum yapabilmek adına, kadının iç dünyasını, yetiştiği çevreyi, yaşadıklarını ölçüp biçip  , bilgi sahibi olmak gerek, anlamak adına.

    Her kadın önce kendi değerini bilmek adına bilinçlenmeli, kendini eğitmeli. İmkansızlık içinde , imkan yaratan nice hemcinsini  örnek almalı. Neden mi?

     Kadın, hayatın kimlik kazandıran yanıdır. Doğuş, oluş onun biyolojisiyle süreğenlik kazanır. Kadın ince düşüncenin, değerliliğin,özel olmanın diğer adıdır. 

      Benim dünyamda , özel gün diye bir kavram olmasada , adını verdikleri bu günden itibaren anlaşıldığınız,  değerinize değer katılan bir dünyada yaşamanız dileğiyle. Hepinize saygı ve sevgiyle.

     

]]>
Tue, 08 Mar 2022 13:43:43 +0300 Gülbeyaz Gürsoy
KADINLAR GÜNÜ MÜ? https://edebiyatblog.com/kadinlar-gunu-mu https://edebiyatblog.com/kadinlar-gunu-mu KADINLAR GÜNÜ MÜ?

Kadını önce tanımak gerek!...

Kadın kimdir?

Bir anne,Bir abla,Bir kardeş,Bir eş olarak yaşantımızın vazgeçilmezi birer birey olarak tanımlarız.

Bugün tarihler 08 Mart’ı gösteriyor.Bugüne anlam yükleyen birileri bugünü KADINLAR GÜNÜ olarak ilan etmiş.Kadının günü olur mu?Kadının değerini bir günde mi anlamak gerekiyor?Sadece bugüne has olarak mı ona özel davranıp,Özel hediyeler sunacağız…

HAYIR!

Kadının gününü  sadece bir günle sınırlandırmak olmaz…Kadın her anında özel,Kadın her anında  sevilip sayılmalı…Sadece bir güne sığdırılan günde değil!İçinden geldiği zaman hediye alınabilmeli ve onu her zaman el üstünde tutabilmeli…

KADIN,Sadece bir gün hatırlanacak kadar değil!Her gün sevilecek kadar özeldir.Kadını Kadın yapan en önemli unsur! Yüreğinde taşıdığı merhemet ve sevgi dolu yürektir.Onun sevgisi ve merhameti bir günlük değil!Ömürlük olur...

Kadına şiddet olmaz!...

Kadın,Bir günlük hatırlanan ve pahalı hediyeler alınan gün benim için anlamsız olur.Benim ömrüm hep sizinle,benim sevgim ölene dek yaşar.Benim sevgi,merhamet,Şefkat gördüğüm her gün benim günümdür der.

Kadınların ölmediği daha doğrusu öldürülmediği güzel günler hep bizimle olsun…

Başta Annem olmak üzere,Bütün kadınlara

SAYGILARIMLA…

 

]]>
Mon, 07 Mar 2022 23:15:47 +0300 KUM SAATİ YAZARI
GECENİN SESİ https://edebiyatblog.com/gecenin-sesi https://edebiyatblog.com/gecenin-sesi                GECENİN SESİ

“Sana anlatmam gereken bir hikaye var” diyerek konuşmasına başladı. Kalbindeki telaş sesinde yankılanıyordu.  Sanki içinden geçenleri bu gece söyleyemezse bir daha hiç söyleyemeyecekti. Ruhunun kilitli kapılarını açmaya hiç bu kadar yakın olmamıştı. Narin kolları geçmişin yükünü daha fazla kaldıramıyordu artık. Yüreğinde biriken eski hatıralar paslanmaya yakındı. Onları daha fazla orada bırakmayacak bir hışımda yüreğinden söküp atacaktı. Kararlıydı. O gece verdiği bu kararı, hayatı boyunca unutmayacaktı.

Konuşmaya nasıl başlaması gerektiğinden emin değildi. Karşısındaki adama baktı uzunca. Yıllardır beklediği kişi o muydu sahiden? Ruhunda asılı olan kilitleri o mu sökecekti birer birer? Ruhunun anahtarı onun ellerinde miydi? İlk defa soru sormaktan korkmuyordu çünkü alacağı cevaptan çok emindi. Sakin ama derin bir bakış attı. O an, tamda olması gereken yerdeydi. Bunu tüm kalbiyle bruh, iliyordu.

Bir ömrü hikaye etmek, bir hikayeyi de ömre çevirmek herkese nasip olmaz elbette. Ancak o gece yolda yürürken fark etmişti ki artık bir hikaye yazmak istemiyor, o hikayenin ta kendisi olmak istiyordu. Derin bir nefes alarak kendisini ait olduğu gecenin kollarına bıraktı. “Sana anlatmam gereken bir hikaye var” diye de tekrarladı. Karşısındaki adam uzanarak elini tuttu. “Anlatacağın tüm hikayeleri dinlemeye hazırım” dedi. Kadın o an kendini anlatmasına gerek kalmadığını fark etti. “Bu hikayeyi beraber yaşayalım” dedi.

 

 

DENİZ SARGUT

]]>
Mon, 07 Mar 2022 02:02:07 +0300 Denizdensesler
Yaşam evresi... https://edebiyatblog.com/yasam-evresi https://edebiyatblog.com/yasam-evresi İnsanoğlu sancıyla doğar mutlulukla karşılanır. Ölürken bir nefesle gider acıyla uğurlanır.

R.G.

]]>
Sun, 06 Mar 2022 22:18:29 +0300 Rüya gibi
Baharımın aşkı... https://edebiyatblog.com/baharimin-aski https://edebiyatblog.com/baharimin-aski Gökyüzündeki bütün yıldızlar, Toplanmış senin gözlerinde,

Henüz duymadım ama kim bilir kaç şiir, Saklıdır sevgilim senin sözlerinde

Sen bir şarkı olsan Mahur makamından Ben çalsam ben söylesem dökülsem göz yaşından,

İlk görüşte aşk diye bir şey varmış meğerse,

Sevmekten hükümlüyüm senin kalbin zindan.

]]>
Sun, 06 Mar 2022 22:13:13 +0300 Rüya gibi
Benim... https://edebiyatblog.com/benim https://edebiyatblog.com/benim Her derin nefes alışlarımda içimde binlerce kez bahar olur coşarım.

Gözlerim güneşin mutluluk oklarıylarıyla parlar ışık olurum yüreğime.

Açarım kollarımı göğe haykırırım sevinçlerimi.

Ruhumun ahenkli çalan gökkuşağı renginimin,

Notlara döktüm sevgimi hayat kaynağım yaşamak...

R.G.

]]>
Sun, 06 Mar 2022 21:57:45 +0300 Rüya gibi
DÖNGÜLER https://edebiyatblog.com/donguler https://edebiyatblog.com/donguler   Yaşarken , tekrarlanan döngüler, ders alman gereken bir şeye dikkat çekmek istiyordur. Dersini al ve aynıyı tekrar yaşama. İnsanoğlu ısrarla bu durumu , bahtsızlık, kötü şans olarâk isimlendirsede, yanılıyordur aslında. Yolu açman için sinyal veriyordur vede uyanman adına. 

    Ders öğrenilene kadar imtihan eder hayat seni. Üstüne basa basa noktalar koyar. Ama sen virgül koyarak devam edersin aynı hataları yapmaya. Söylenmeyi seversin çünkü, ondan beslenirsin.   Bunun adıda , kendine acımaya bahaneler yaratmaktır. Konuşacak, yakınacak durumların olması seni tamamlar. Döngü alışkanlık yapmıştır bilinçaltında, beyin korumaya alır seni tekrarları gözeterek.

   Bu hep böyledir, inan. Artık dur deyip , döngülerden çıkabilirsin. Eminlikle, isteyerek  ve düşünerek. Olmasını istediğin herşey için bilinçaltını eğiterek. Ancak yeniye bu şekilde yer açarsın, yada açılacak kapılar önüne çıkar.

]]>
Sun, 06 Mar 2022 15:45:05 +0300 Gülbeyaz Gürsoy
Oscarlık bir oyuncu https://edebiyatblog.com/Hayır-o-ben-değilim https://edebiyatblog.com/Hayır-o-ben-değilim Yıllar önce çekilmiş bir fotoğrafıma bakıyorum şimdi,

Dudağımın kenarında kırık bir tebessüm

Gözlerim gülmüş ama ışık saçmıyor

Ama şaşıyorum neydi acaba o an bana o garip gülüşü verdiren..

Hayır diye baş çekiyor bir ses

Sen değilsin o başkası

Hayır o ben değilim

Şimdi aynada gördüğüm kadın

Resimdeki kadın değil

Kim öyleyse o kim,kim

Neden gülmüş acı acı 

Gülmeye silah zoruyla zorlanmış gibi 

Gözleri haykırıyor ama anlamsızca 

Sesi duyulmuyor

Anlaşılmıyor hisleri

Belkide oscarlık bir oyuncu

Evet evet oyuncu,başkası yapamaz çünkü bunu

İçi yanarken dışına serinlik veren

İçi mahkumken bir çok hisse

Dışarıya Özgürlük türküsü çığıran

]]>
Wed, 02 Mar 2022 23:47:06 +0300 Kasım Çiçeği
ZAMANA BİR MEKTUP BIRAKTIM 2 https://edebiyatblog.com/zamana-bir-mektup-biraktim-2 https://edebiyatblog.com/zamana-bir-mektup-biraktim-2  

ZAMANA BİR MEKTUP BIRAKTIM(2)

SELAM  ZAMAN

Suçlu olan sen değilken!Herkes seni suçlar…Sen yaşamın bir parçasısın ve her daim aynı yerde aynı yaşamda yer alıp  durmana rağmen,Hayat şikayetlerini  sana yükler.

2000’li yıllara geldik geldikte nasıl bir yaşam oldu anlam veremedim.Çocuklar doğal oyun oynamak yerine sanal oyunlara daldı gitti…Parkta koşup,Coşup, Salıncakta sallanacakları yerde!Temiz hava almak yerine eve hapsoldular.Çünkü;Teknoloji onları esir aldı.Ellerinde kiminin telefon,Kiminin tablet oyuna dalıp gidiyorlar.Kim geldi?Kim gitti?İletişim denen şey koptu bu sayede.Aynı evin içinde farklı odalarda bir şey isteyecekleri zaman Akıllı Telefondan mesaj atar oldular.Gerçek arkadaşlarını unutup,Sanal alemden arkadaş edinmeye başladılar.

Gençler,sohbeti nedir bilmez oldu.Haberleşme artık Whatshap(NEHABER) bir telefona yüklenmiş programla oldu.Kalem tutmak,söz söylemek zor oldu…Kalem tutamaz bir hale geldi gençler.Her şey bir tuşla  ayaklarına geldi.Üretken gençlik azaldı.El yapımı ve imalatı yapılan meslekler yavaş yavaş kaybolmaya yüz tuttu.Yemekler hazır,mobilyalar hazır,Alış veriş mağaza yerine internetten alınır oldu.Vesaire…Her şey bir telefonla kapına gelir oldu.Kısaca; Emek verilen her şey kayboldu.

Mektuplar yazılmaz,Kimse kimse ile konuşmaz oldu.Komşu komşuyu tanımadığı gibi;Bir selam bile vermez olmuş…Hayat acımasız olduğu gibi,Sevgi,şefkat,Merhamet kalmaz oldu.Dostluklar ömürlük değil!Çıkar uğruna yaşanır olmuş…Samimiyet,Dürüstlük,Hoşgörü insanlarda azaldı.Sevgi ile kurulan ömürlük yuvaların yerini,Aşkla kurulan yuvalar aldı.Aşkla yapılan evlilikler kısa sürdü ve boşanmalar arttı.Kimsenin kimseye tahammülü kalmadı.Maneviyatın yerini,Maddiyat aldı.Bir insanın canına kıymak çoğaldığı gibi;Eşler  birbirini öldürür oldu…

Şimdi seni suçlayan hayata sormak lazım?

O zamanlar yaşanan güzellikler,Sevgiler,Dostluklar ne oldu da yaşadığımız bu zamanda yok oldu?

Nedir birbirimizle paylaşamadığımız şey?

Neden Güzel söz söylemek varken!Bu öfke,Bu nefret?

Zaman kimse seni suçlayamaz…

Sen suçlu olamazsın…

Biz yapamadık…

Biz yaşayamadık…

Sen her zaman ki gibi aynısın…

 

]]>
Wed, 02 Mar 2022 21:07:32 +0300 KUM SAATİ YAZARI
Yalnızlığın Asaleti https://edebiyatblog.com/yalnizligin-asaleti https://edebiyatblog.com/yalnizligin-asaleti   Bende düşebiliyorum yoruluyor ve tükeniyorum bazen, canım biraz ilgi istiyor mesela şımarmak da geliyor içimden ama neyse diyorum neyse. Kimsenin sana verecek bir ilgisi yok sevgisi yitik onların, değerleri sahtecilik ile oynuyor her seferinde. Ama ben de insanım değil mi? İstemenin ve istememenin bir sebebi yok, olmamalı.. Ve bir gün inanıyorum bir gün kimseye muhtaç olmayacağım ne samimiyetsiz sevgiye ne de sahte içeren ilgiye. Bir gün inanıyorum bir gün yalnızlığımın asaleti içinde nefesimi vereceğim...

]]>
Mon, 28 Feb 2022 23:01:46 +0300 YağmurunKızı8
BİR ÖĞÜN YEMEK, BİR ÖMÜR YAZMAK https://edebiyatblog.com/bir-ogun-yemek-bir-omur-yazmak https://edebiyatblog.com/bir-ogun-yemek-bir-omur-yazmak                                                                  BİR ÖĞÜN YEMEK, BİR ÖMÜR YAZMAK

 

              Yazdıkça çoğalırsın. Sözcüklerin kalemine sığmayınca anlatırsın hikayeni. Anlattıkça da hikayenin farklı bir versiyonuna ulaşırsın. Masanın başına yeni oturmuş bir yazarla o masadan kalkan bir yazarın aynı kişi olması beklenemez.  Bir yazar oluşturduğu karakterle birlikte büyüyerek güçlenir. Onunla aynı yollardan geçip aynı ekmeği, suyu yiyip içersiniz. Aynı adama aşık olup, aynı acıyı çekersiniz. Yazmak yalnızca içinizdeki duyguları değil, dünyada var olan bütün duyguların yansımasıdır.

               Her bir duyguyu azami ölçüde alarak düşüncelerinizle yoğurmanız gerekir. Duygu ve düşüncelerinizden oluşan bu hamuru bir müddet bekletmelisiniz ki bu karışımı doğru bir şekilde ifade edebilesiniz. Doğru an geldiğinde mayalanan fikirleriniz ona en uygun edebi türde yayılacaktır. Uygun pişirme ortamında her eser hak ettiği kıvama kavuşur. Böylece duygu düşünce birikimlerinizin karışımından oluşan bu eser okuyucusuyla buluşmaya hazır hale gelir. Gerisi ise okuyucunun damak tadına kalmıştır.

               Herkesin yemek zevkinin farklı olduğu gibi her okuyucunun da okuma tarzı farklıdır. Bu durumda okuyucular farklı konulara yönelebileceği gibi aynı konuyu da farklı bir servis şekliyle okuma arzusu içinde olabilirler. Yazarın vazifesi ise kendi yemeğini en lezzetli şekilde okuyucunun önüne getirmektir.

]]>
Mon, 28 Feb 2022 16:07:05 +0300 Denizdensesler
Menfaat ... https://edebiyatblog.com/menfaat https://edebiyatblog.com/menfaat

]]>
Mon, 28 Feb 2022 15:04:11 +0300 Rüya gibi
Hayaller ... https://edebiyatblog.com/hayaller https://edebiyatblog.com/hayaller

]]>
Mon, 28 Feb 2022 15:02:06 +0300 Rüya gibi
Sır Küpü ... https://edebiyatblog.com/sir-kupu https://edebiyatblog.com/sir-kupu

]]>
Mon, 28 Feb 2022 14:38:22 +0300 Rüya gibi
17 YAŞ https://edebiyatblog.com/17-yas https://edebiyatblog.com/17-yas

]]>
Mon, 28 Feb 2022 13:12:50 +0300 Duyguknoglu
Cesaret. https://edebiyatblog.com/cesaret-1813 https://edebiyatblog.com/cesaret-1813

]]>
Fri, 25 Feb 2022 20:37:29 +0300 Duyguknoglu
Kalp ve Hayat https://edebiyatblog.com/kalp-ve-hayat https://edebiyatblog.com/kalp-ve-hayat Fri, 25 Feb 2022 02:20:47 +0300 Çilem Akpınar Ruhum Sıkışmış Bedenime https://edebiyatblog.com/ruhum-sikismis-bedenime https://edebiyatblog.com/ruhum-sikismis-bedenime   Hani bazı geceler karabasan basar ya böyle aniden, illa ki gelmiştir herkesin başına. Vücudun kilitlenir parmakların uyuşur ve üstünde bir ağırlık hissedersin sonra kalkmaya çalışır yapamadıkça konuşmaya çalışırsın bu defa o da olmaz. Gözlerini bile açmakta zorluk çekerken sen içinden bile konuşmaz hala geliyorsun ya hani. İşte şuan öyle hissediyorum. Herşey yapabilecekken hiçbir şey gelmiyor elimden. Konuşmak varken ben yine susmak zorunda kalıyorum belki susmak zorunda da değilim ama lâl oluyor dilim benden habersiz. Sanki bedenimin hükmü ellerimden gitmiş gibi sanki ruhum bedene sıkışmış gibi. Bu durumlarda ne yapılır? Şuan mesela nefesim bile kesiliyor gibi hissediyorum nefes almaya çalıştıkça göğüs kafesim daralıyor ellerim kalbimin üstünde onu parçalamak istercesine sıkarken bir diğer elim boğazımı yırtmak istiyor. Ne nefes alabiliyorum ne kalbim sığıyor kafesine. Kalbim bile isyan ediyor artık hapsolduğu bu kafesine. Ciğerlerim nefesimi tüketmiş içi boş ama dolu geziyor. Sanırım, bu ölmenin bir işareti... Başka adıyla çaresizlik mi demeliyim?

]]>
Thu, 24 Feb 2022 23:59:14 +0300 YağmurunKızı8
YARINA MEKTUP https://edebiyatblog.com/yarina-mektup https://edebiyatblog.com/yarina-mektup Sevgili S,

Burada artık ne sevgi kaldı ne de sevgili.Kendi açımdan bakıyorum,ben hala ilk günkü benim,sana bakarken gözleri destanlar söyleyen,yüzünün her zerresini dudaklarına kazımış ve bundan bir saniye bile sıkılmayacak bir ben...

Sevgim hala sürüyor,bundan hiç şüphen olmasın.Sadece bugün kırıldığım kişi,dün olduğun kişiyle aynı değil.Ve bu beni ne olursa olsun hep yaralayacak.

Çünkü,ben seni mırıldandığımız şarkıların dansında tuttum,bir fotoğrafla silebilecek kadar aptal hiçbir zaman olmadım.Simli kartonları binlerce yıldıza benzetip o soğukta kutupların ne derece soğuk olabileceğini hayal etmeyi sevdim.

Senin de bunların her birini ayrı ayrı sevdiğini biliyorum,sen benim aklımı okuyamazsın...

Benim anlattıklarım ne ölçüde seni belirliyor bilmiyorum ama belirlemesini de hiçbir zaman istemedim.Bana olduğun gibi gelmeni istedim.Keşke sen de öyle isteseydin,en azından dün,ilk gün,sadece bugün değil...

Şimdi bu yazdıklarım bir şey ifade edecek mi bilmiyorum ama,burada artık ne umut kaldı ne de ışık.Burası kapkaranlık...

Elinde meşaleyi tutarak beni beklediğini hatırlıyorum,ilkler her zaman kazınır,ancak kazanma kısmında aynı fikirde değilim.

Ben karanıktım o gün,sen bana meşale tuttun...Ama anladım ki yine kapkaranlığım;dün,yarın,sadece bugün değil...

Bu mektubu bitirmeden önce söylemek istediğim ama söyleyemediğim üç şey var:

1.Ben duygularımı ne kadar çok gösterebilen bir insan olsam da tam olarak gösteremedim.Bu yüzden hep yazmayı tercih ettim,yüzünün her zerresine öpücüklerimi yazdım.Umarım sevildiğini benim kadar hissetmişsindir.

2.Ben hayatımın hiçbir noktasında bu kadar hayat dolu,bu kadar mutlu olmamıştım.Sen bana umut dolu olmanın o kadar uzak olmadığını kanıtladın,bunun için çok teşekkür ederim.

3.Sen bunu okurken ben hala yanında olacağım,hala ilk günkü halimle.Buradan ayrılmak isteyebilirim,yarın,bir gün,sadece bugün değil...

Eğer bir gün buradan ayrılmayı seçersem;gör,sev ve yaşa...

]]>
Thu, 24 Feb 2022 15:13:17 +0300 callmeel
Atatürk' ü Anlamak (Safındaki Hainler) https://edebiyatblog.com/ataturk-u-anlamak-3kisim-safindaki-hainler https://edebiyatblog.com/ataturk-u-anlamak-3kisim-safindaki-hainler Kişi ; fikrin varlığını fiziksel olarak yeryüzünde yansıtan kişilere , yansıttığı fikirlerden daha fazla bağlanırsa eğer her ne kadar destek veriyor muş gibi gözükse de hem o kişiye hem de fikre zarar verir. Çoğunluğun fikri değil kişi savunması durumunda da kişinin ölmesiyle fikrin de temelleri sarsılır. Sembolleştirmenin aşırılığı sonucunda oluşan destekçilerde fikrin safhındaki hainlerdir. Kimse o fikre bu kişiler kadar zarar veremez. Günümüzde kemalizm için de durum aynen budur. 

Mustafa Kemal'in ve silah arkadaşlarının zaferi tarihi bir yaşanmışlıktan çok masalmış gibi anlatıldı hep topluma. Keskin çizgilerle ayrılmış iyi ve kötünün savaşında iyi olanlar sıfır kayıpla ve mucizevi bir şekilde zafer kazanmış gibi anlatılıyor. Kişi bu masaldan etkilense de hakikatle karşılaştırılınca pek bi ütopik gelmesinden dolayı bulunduğu zaman dilimiyle bağdaştıramaz. Masalla karşılaştırınca düşmanı çok daha güçlü , kendisi ise kahramanlara kıyasla aşırı zayıf görünür ki "Hayır ." der. "Ben bunu başaramam." diye de ekler ve dertlerini sıralayıp iyice vaz geçer. Önümdeki engellerin aşırı fazla olduğunu ve kendisinin başarmasınım imkansız olduğunu kabullenir. 

Mustfa Kemal Atatürk çevresindeki olumsuz durumların hepsini aşarak , uğurunda savaştığı hayallerinin önündeki engellerin kendisini devirmesine izin vermemiştir. "Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır." sözünü de bu yüzden söylemiştir zaten.  Tüm kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olmasına rağmen asla umutsuzluğa kapılmamış ve vazgeçmemiştir. Vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmemiş , ne gerekiyorsa onu yapmak için hayatı boyunca çalışmıştır. Bu bir masal değildi. Böylesine büyük bir zafer için verilen kayıplar da büyüktü elbet . Sadece Batı Cephesi'nde 640.000 Türk sivil öldürüldü. Esarete mahkum edilmiş bir halkın içindeki bağımsızlık ateşini yeniden yakmış ve hep canlı kalması uğurunda hayatını harcamıştır. Öyleki hastalıktan dolayı ızdırap çektiği günlerde bile milletinin yanında olmuştur.

Sembolleştirmenin ve fanatizmin etkisindeki insanlardan dolayı günümüzde Kemalizm zarar görmektedir. Mustafa Kemalin başarılarının hikmetini gösterdiği irade de ve inandıklarına bağlılığında değil de kaşında gözünde arayanlar... Safındaki hainler dememin sebebi de bu . Bu insanlar kadar kimse zarar vermemiştir belkide Kemalizme. 
Atatürkü yanlış anlayanlar bir yana aşırı iyi anlayanlar da cabası. Söylemleriyle , zaten her fırsatı kollayan asıl hainlere koz vermiş oluyorlar. 

Kendilerini bir yere ait hissetmek isteyen insanların bir kısmının bu tatmin duygusunu Kemlizm ile sağlama çabalarıda safındaki hainler tanımına uygundur. Hiç araştırmadan , bilmeden sırf "Ben şuyum , şunlardanım." demek için ideolojilere ve fikirlere inanan fazlaca bir kesim var. Artık korktuklarından mı yoksa başka bir sebepten mi bilemiyorum ama bu insanlar kendi çabaları sonucu kendilerini tanımaktansa bir sürüye katılıp hem kendilerine hem de o sürüdekilere zarar verirler. Cahilin ne büyük tehlikelere yol açabileceğini burada bariz bir şekilde görürüz. Bu sadece Atatürkçülük için değil, bulunduğumuz yüzyılda tüm ideoloji ve inançların en temel problemlerinden biri.


Herşeyden önce kendisine Atatürkçü diyen bir birey okumalı , araştırmalı ve ne gerçek hainlere ne de safındaki hainlere koz vermemelidir. Mustafa Kemal ismi siyasi bir malzeme olarak kullanılmamalıdır. Bin bir zorluklarla , onca şey feda edilerek kazanılan ve bizzat Atatürk tarafından gençlere bırakılan mirasa gençlerce sahip çıkılmalı.
Günümüzde kemalizmi savunan , özellikle genç kesmin bile umutsuzluğun pençesine düşmüş durumda. Herkes ikinci bir Atatürk bekliyor. En çok da buna üzülüyorum işte. "ATAM SEN KALK DA BEN YATAM" ve ya "ATAM GERİ DÖN , SANA İHTİYACIMIZ VAR" söylemleri beni cidden çok üzüyor. Bu insanlar sanıyorlar ki çok iyi Kemalistler . Mustafa Kemal Paşa kendisi söylüyor "Eğer bir kurtarıcı bekliyorsanız size hiçbir şey öğretememişimdir." diye. İşi şova dökenler bir tarafa cidden çok üzülüyorum. Elbette herkesten bir savaşçı çıkmasını beklemiyorum. Kişinin ömrünü feda etmesi gereken bir yol bu . Sağlam bir irade ve kararlılık gösterilmeli ama işte hepimiz bir Atatürk olamayız belki ama çabalarsak eğer hepimiz birlikte bir Atatürk olabilir. Gençliğe hitabe de özellikle bas baya kendisinin bu mücadeleyi nasıl kazandığından bahsediyor. Yani elimizde bir harita var ama işte bizim en büyük sorunlarımızdan biri o haritanın gösterdiği hedefe durmadan yürüyeceğimize and içmeye artık cesaret edemememiz.

"Hiçbir zaman ümitsiz olmayacağız, çalışacağız, memleketi kurtaracağız."

 (M.K. ATATÜRK)

Senin vizyonunu milletçe daha iyi anladığımız günlere uyanmak dileğiyle.

]]>
Wed, 23 Feb 2022 20:32:27 +0300 Garip
EN GÜZEL GÜNAYDIN https://edebiyatblog.com/en-guzel-gunaydin https://edebiyatblog.com/en-guzel-gunaydin Wed, 23 Feb 2022 12:22:13 +0300 Rüya gibi GÖREMEDİKLERİMİZ https://edebiyatblog.com/goremediklerimiz https://edebiyatblog.com/goremediklerimiz Ben artık göremiyorum etrafımda siz görüyor musunuz: saygıyı, nezaketi hoşgörüyü. Bir şeyler koptu gitti bizden. Yakalayıp tutamadık, yerine koyamadık. İnsanlığımızın tanımı değişti, ahlakın, liyakatın, mütevaziliğin ve saydığım o insani duyguların çehresi değişti hatta yozlaştı, tükendi, yok oldu. Ufacık kıyıda köşede kalmış kırıntılarda vahşilerce sömürülüyor. Öyle bir noktadayız ki paranın ve maddiyatın dişini geçirmediği neredeyse kimse kalmadı.

Bugün eğer uzaydan bir canlı dünyamıza gelse ve bize siz nesiniz deseler? Kim dürüst olacak? Bizler menfaat ilişkileri üzerine kurulu, makyavelizmi benimsemiş ama bunu kesinlikle gizlemiş, tatlı sözleri yüzümüze acı sözlerimizi arkamızdan söyleyen, çaresiz, aç susuz varlıklarız, diyebilecek miyiz? Ve evet az bile söylemiş oluruz ve evet aç ve susuzuz. Özgürlüğe, sevgiye, takdire, saygıya, inceliğe açız.

Öz eleştiri yapmalı, insanları yargılamadan, normal bir iletişimde bile söz kesmeden konuşmalıyız artık kaçıncı yüzyıldayız. Silkinip kendimize gelmenin, varlığımızın hakkını vermenin, nazik olmanın, tebessüm etmenin, yol vermenin, küçük küçük iyiliklerle başlayıp onları bir ağaç gibi büyütmenin vakti gelmedi mi?

Sonuç olarak demeliyiz ki işe kendimizi düzeltmekle başlayarak göremediğimiz, unuttuğumuz, hissetmek istediğimiz duygu ve davranışları ufak ufak hayatımıza sokmaya ve klasik ama umutvari bir sözle, dünyayı daha güzel bir yer yapmaya var mısınız?

 

 

]]>
Wed, 23 Feb 2022 08:41:10 +0300 Cahide Gürkaplan
ZAMANA BİR MEKTUP BIRAKTIM 1 https://edebiyatblog.com/zamana-bir-mektup-biraktim-1 https://edebiyatblog.com/zamana-bir-mektup-biraktim-1 ZAMANA BİR MEKTUP BIRAKTIM(1)

MERHABA ZAMAN!

Sana bir mektup yazmak istedim.Sesimi duyan olmasa bile!Herkes okusun diye.

En  güzel yıllardan geçti ömrümüz seninle.Kah güldük,Kah ağladık.Kah düştük,Kah kendimiz ayağa kalktık.Bel ki;Hayat bizi anlamadı ve yaşattırmadı ama!Seni en güzel şekilde yaşadık…Her şey temiz ve güzeldi.Hayattan  korkmaz, Rahat bir şekilde iletişim kurar eve dönerdik…Bizim çocukluğumuz mahallede top oynayarak,Arkadaşlığın değerini bilerek ve büyüklere saygı göstererek geçti.Bizim çocukluğumuzda misket oyunu oynar,Kavga nedir bilmezdik!...Çalışmayı sever her zaman derslerimize özen gösterirdik.

80’li ve daha önceki yıllarda insanlar sevinçlerini,Üzüntülerini,güzel haberleri,yaşadığı durumu sadece ikisinin arasında kalan kağıda döker,zarfa koyar ve pul yapıştırıp adrese yollardı.Adı MEKTUP olan bu güzel iletişim aracı bizlere heyecan katardı.Zira;Mektubun sonunda şu cümle geçerdi:

ACELE CEVAP,KESTANE KEBAP.Cevabını dört gözle beklerim…

Yazılan mektup bir heyecanla gönderilen kişiye ulaşır,bir sevinçle açıp okur ve akabinde hemen cevabı yazılırdı.Mektubun cevabını bekleyen kişi ne zaman elime geçecek,nasıl bir cevap yazacak diye sabırsızlıkla postacıyı beklerdi.Bu böylece sürüp giderdi…

Komşuluk daha bir güzeldi.Her evin kapısı sonuna kadar açılır kimse kimseye haber vermeden gelir bir çayını içmeye  seninle biraz hasbi_hal etmeye geldim,Müsait misin? diye kapıdan seslenirdi.Mahallede herkes bir aile gibiydi.Herkes birbirini tanır ve birbirini korurdu…Komşular birbirlerine yaptıkları yemekten koyardı.Bu paylaşmanın en güzel ve saf haliydi…

İnsanların birbirlerine sevgi ve saygısı vardı.Dürüstlük ve sadakat onlar için vazgeçilmezdi.Verdiği sözü tutan,emanete hıyanet etmeyen bir nesil vardı.

Mahalle bakkalları vardı.Kimi peşin para ile ihtiyaçlarını alır,Kimi borç defterine yazdırır ay başında ya da sonunda hesabını öderdi.

90’lı yıllarda Gençliğimiz de güzel  geçti.Hem saygın hem sevgi dolu insanlardık…Okuma aşkımız vardı içimizde.Büyüklerin nasihatlerini dinler,kendimizi daha güzel geleceğe hazırlardık…

Televizyon dizileri ve pembe diziler vardı.Çocuk,Genç,Yaşlı hep bir arada oturup,Aynı diziyi izlerdik.

Akşam saat 10.00 olunca,Yanan sobanın sıcaklığı ile hepimiz huzurla  aynı saatte uykuya dalardık…

Sonrası mı! Sonrası devamında saklı…

 

 

 

 

]]>
Tue, 22 Feb 2022 23:58:36 +0300 KUM SAATİ YAZARI
Gel bana burcunu söyle ... 22.02.2022.22:22 :)) https://edebiyatblog.com/gel-bana-burcunu-soyle-220220222222 https://edebiyatblog.com/gel-bana-burcunu-soyle-220220222222

]]>
Tue, 22 Feb 2022 19:56:37 +0300 Rüya gibi
Bir Dilek Tut ve Sadece Huzur Dile ... https://edebiyatblog.com/bir-dilek-tut-ve-sadece-huzur-dile https://edebiyatblog.com/bir-dilek-tut-ve-sadece-huzur-dile

]]>
Tue, 22 Feb 2022 19:20:18 +0300 Rüya gibi
SOHBET https://edebiyatblog.com/alim-ile-sohbet-mercan-incidir-cahil-ile-sohbet-her-gun-bir-can-incitir https://edebiyatblog.com/alim-ile-sohbet-mercan-incidir-cahil-ile-sohbet-her-gun-bir-can-incitir Mon, 21 Feb 2022 15:06:09 +0300 Rüya gibi Vagonlarda Ki Yerimiz https://edebiyatblog.com/vagonlarda-ki-yerimiz https://edebiyatblog.com/vagonlarda-ki-yerimiz      Bir vagon düşünün, içine biniyorsun ve o renge bulanıyorsun. Mavi ise vagonun umudu kucaklıyorsun, pembeye büründü mü yüzün? Çocukluğunun küçük kızı oluyorsun. Yeşile attığın adım ile her yer gülücükler ile doluyor, sarı da güneşin eşsiz gülümsemesine bürünüyor her yanın. Kırmızıya yaklaştın mı? Biraz heyecan yapabilirsin çünkü kırmızı kalbin aynasıdır. Kahverengine dokun cesaretin ile ve ölümün toprak da olduğunu kabullen yaşamın toprak dan geldiğini unutmadan. Siyah da gelecektir elbet gücünü test edecek seni karanlığa itecektir, sen karanlığın mahkûmu olacağına ona siyahın da güzel olabileceğini göster. Griyi ararsa gözlerin yaşamın sürdüğü hayata bak grinin her tonu hayatın da mevcut. Ve beyaz dinlenecek gözlerin, yüreğin ferahlayacak işte o zaman anlayacaksın beyaz vagonu bulmak için bütün renkleri tatman gerektiğini...☘️

]]>
Sun, 20 Feb 2022 23:34:36 +0300 YağmurunKızı8
GÜVEN https://edebiyatblog.com/guven-zaman-insana-ne-gosterirse-gostersinher-daim-calacagi-tek-kapidir https://edebiyatblog.com/guven-zaman-insana-ne-gosterirse-gostersinher-daim-calacagi-tek-kapidir

]]>
Sun, 20 Feb 2022 15:11:17 +0300 Rüya gibi
ARAF https://edebiyatblog.com/Dilara-Esen-Üstündağ-1732 https://edebiyatblog.com/Dilara-Esen-Üstündağ-1732 Araf, kimimiz için cennet ile cehennemi ayıracak olan o yol kimimiz için ise yalpalayarak sağa sola savrulup asıl benliğimizi bulmaya çalıştığımız özümüz. Ben kimim bilmiyorum. Ben ne yapıyorum onu da bilmiyorum. Tek bildiğim şey benim derin bir arafta olup kendimi sorgulayışım. O araf mıdır ki beni yaradana götüren ya da ben miyim beni   yaradandan götüren? Nedir bu döngü bilmiyorum ama yaradanıma ulaşmayı her şeyden çok istiyorum. Bilinmezlik dolu bir yolda ilerliyorum. Ayaklarım yara bere içinde ve ben biçare. Yolumu bulmaya çalışırken yanıyordum. Neydi bu döngü bilmiyordum ama aklımda tek bir soru vardı ve onun cevabını almayı çok istiyordum; Araf mıydı bizi bu denli yakan yoksa biz miydik yanılan?

]]>
Sun, 20 Feb 2022 12:51:27 +0300 Dilara Esen Üstündağ
SESLERİN VURGUNU https://edebiyatblog.com/seslerin-vurgunu https://edebiyatblog.com/seslerin-vurgunu SESLERİN VURGUNU

Bir ses duydum çok uzaklardan. Benim adımı fısıldıyordu. Dudaklarından dökülen her kelime benim birkaç adım ötemde yankılanıyordu. Bir ses duydum ben o gece. Kara ormanın içinde. “Son bir şans daha” diyordu. Kendi canı için mi merhamet istiyordu yoksa benim canımı mı almak istiyordu? Hiçbir zaman emin olamayacaktım. Onu, yüzüne bakacak kadar tanımıyordum. Ama arkamı da dönemezdim. Ona güvenmiyordum. Bütün ikilemleri bir araya getirmiştim. İnsanın en çaresiz anları seçim yapmak zorunda kaldığı anlarda mı saklıydı? Ya henüz vakti değilse? Doğru anı kendi ellerimle var edecektim ama şimdi değil. Onların oyununun piyonu olmayacaktım. Ben kendi oyunumu kuracak ve tek hamlede onları mat edecektim.

Bir ses duydum kalbimin tam içinde. Var gücüyle adımı haykırıyordu. Bense derin dalgaların içinde kaybolmuş bir halde onun sesini duymazdan geliyordum. Kendimi arıyordum dipsiz kuyularda. Kaybettiğim her şeyi derinlerde bulacağıma inanıyordum. Başımı suyun yüzeyine çıkarmak aklıma bile gelmiyordu. Oysa derin bir nefes alsam her şey nasıl da yerini bulacaktı. Boşa çırpınıp dibe batmak yerine nasıl da gökyüzüne dokunacaktım. Onca telaşımın arasında bir ses duydum yine. Boğuk ama inatçı bir ses. Ciğerlerimde kalan son nefesle beni suyun üstüne taşıyacak bir ses. Bana ait bir ses.

Bir ses yankılandı gecenin tam içinde, saatin yirmi üçünde. Yelkovanın akrebe yetişmesi an meselesiydi. Kapı her an çalabilirdi. Gelen kişi kimdi? Ona güvenebilir miydim? Duyduğum bu sesleri susturabilir miydi? Yoksa bana seslenen kendisi miydi? Kendi canı için mi merhamet istiyordu yoksa benim canımı mı almaya gelecekti? Kim bilir..

Kapı çalındı gecenin kör saatinde. Gelen kişinin kim olduğunu biliyordum. Ama o beni tanıyor muydu? Hiç sanmam.

]]>
Sun, 20 Feb 2022 03:42:56 +0300 Denizdensesler
Merhem Olamamak https://edebiyatblog.com/merhem-olamamak https://edebiyatblog.com/merhem-olamamak    Bugün şöyle bir söze denk geldim. "Her önüne gelenin yarasına merhem olmaya kalkma" diyordu, okuyunca içim acıdı. O zaman fark ettim sanki bazı şeyleri, ben merhem olacağım derken onların yaralarını deşmişim. Farkında olmadan bilmeden bunu yapmışım, düşünüyorum şimdi bazı şeyleri oluruna bırakmak iyi olabilirmiş ya da üstüne gitmek yerine elini gevşetmek. Çünkü sen her yaranın merhemi değilsin, merhem olacağım derken önce kendine yara açıp sonra karşındakinin yarasına yara katma. Olmuyor mu? Tamam de olmuyor, belki de ben denk gelemiyorum ona de ama o kalıbı ona oturtmaya kalkışma. İncitirsin onu sarayım derken ve aranızdaki bağ mesafeye dönüşür. Merhem olamıyorsan yara bandı olursun belki kim bilir? Hem yara bandı ne mesafedir ne de aran da bağ oluşturur. Ne yarayı sarar, ne de kanatır. Hadi gel biz yara bandı olalım, merhemi sonra buluruz..

]]>
Sat, 19 Feb 2022 00:02:31 +0300 YağmurunKızı8
Defalarca Ölürsün https://edebiyatblog.com/defalarca-olursun https://edebiyatblog.com/defalarca-olursun Defalarca Ölürsün

Bir insan kalbi durduğu zaman mı ölür sadece? Bir insan birçok kez ölür. Ruhu ölür,duyguları ölür,hisleri ölür ve sonra kendisi yok olur. Bir insanın canını yakarak ,ruhunu yok ederek de öldürürsünüz ama bu dünyanın hiçbir yerinde suç sayılmaz. Asıl en büyük,en ağır suçtur bunlar. Bir insanın bedenini öldürenlere,yani katillere hak ettiği cezalar verilirken,aynı zamanda bir insanın ruhunu öldüren katillerede hak ettiğinden daha fazla ceza verilmeli. Ben defalarca öldürülmüştüm ama hâlâ nefes alabiliyordum. Şu an da bulunduğum yerde acı içinde kıvranırken bir kez daha öldüm,bir kez daha geçmişime döndüm.

]]>
Tue, 15 Feb 2022 21:58:21 +0300 melikemtl
Say Koyunları https://edebiyatblog.com/O-iki-gözünü-kapat-ki-dalabilesin-en-güzel-rüyalara https://edebiyatblog.com/O-iki-gözünü-kapat-ki-dalabilesin-en-güzel-rüyalara Ansızın kaçar uykun

Gecenin karanlığında

Olur olmadık düşünceler yoklar seni

Sen sakın kulak verme onlara

Say koyunları bir hızlı gel çabuk

İki oyalanma bak kapacak kurt beni

Üç şşş yavaş atla ürkütme duyguları

Dört,beş hatırlatma şimdi eskileri

Altı başlayacak şimdi tavan bakışmaları

Yedi yemek üzere beni karanlığın korkuları

Sekiz unuttu uyku bana gelen yolları

On gözlerim kapanıyor da nafile

Onbir uykum yok yordum koyunları

O iki gözünü kapat ki dalabilesin en güzel rüyalara..

Onüç hadi ama be uyku gel artık kurudu gözlerim yollarında

O dört gözle beklediğin mucizen el verecek sana 

Onbeş uykunmu kaçtı yoksa umudunmu 

Onaltı söyle hadi önce hangisi gelsin yanına

Onyedi umudun ardında gizli uyku

Onsekiz hadi gelin el ele 

Ondokuz yordu yokluğunuz 

Yirmi hadi bekliyorum

Yirmibir nasıl olsa her gün başa saracağım 

Tekrar birrrrr diye.....

Birrr dua bir umut ötesi bir mucize...

     Bekliyorum seni, biliyorum uykumdan önce GELECEKSİN...

]]>
Tue, 15 Feb 2022 21:53:21 +0300 Kasım Çiçeği
Ben Arafım https://edebiyatblog.com/ben-arafim https://edebiyatblog.com/ben-arafim     Bir yanım batıyor yavaş yavaş, haberim yokmuş gibi hiç bilmiyormuşum gibi hissettirmeden batıyor. Durduramıyorum bazen hatta izin verdiğim zamanlarım oluyor o batan yanıma. Ama öyle bir yanım var ki benden bile çok güçlü, o kadar umutlu ki güneşe dokunmuş gibi ferah. Bir araf düşünün şimdi, bir yanı beyaz bir yanı siyahın en koyu tonu. Ve ben bu arafın ortasında debeleniyorum. Bir ayağım siyaha geçeceği zaman diğer ayağım her zaman beyaz da. Bir seçenek sunsa bana seçemeyeceğim kadar iki taraftayım. Ben Arafım..

]]>
Mon, 14 Feb 2022 21:56:51 +0300 YağmurunKızı8
Kuş Bakışı https://edebiyatblog.com/kus-bakisi https://edebiyatblog.com/kus-bakisi Düşünün bir labirent var önünüzde, çıkışı belli yolları açık. Gideceğin yol tarif edilmiş, karşılaşacağın engeller önceden sana bildirilmiş. Ama o labirente girdiğin an tüm bu bildiklerin yok oluyor. Sen kayboluyorsun usul usul, önce kendinden emin adımlarla ilerliyorsun ancak o da ne? ayağına takılan taş ile yere düşüyorsun kalkıp yeniden ilerleyeceğin esnada karşına iki dönemeç çıkıyor. Peki hangisi doğru? Hangisinden geçmen gerek? Senin bildiğin onca şey nerede şimdi? Oluyor değil mı? Herkes bu anı yaşar, yaşıyor ve yaşıyordur. Olayların girdabına kapıldıysak yapacağımız şey sadece yukardan bakmak. Tabiri caizse kuş bakışı bakmak, bu sayede o labirentin çıkışını, yollarını ve engellerini görebilirsiniz. Yolunuza sağlam adımlar atmak istiyorsanız. Bu kuş bakışı şart...????

]]>
Wed, 09 Feb 2022 23:57:34 +0300 YağmurunKızı8
Tebessüm https://edebiyatblog.com/tebessum-1677 https://edebiyatblog.com/tebessum-1677

Ruhun alın çizgisinde kuşların yazgılı yanılgısı kanat çırpar, kervanların çıkmazlı yorgunluğunda...

Bu yoğunlukla dilim dile gelir ...

Söylerim ben bu biçaresiz bedbaht pencereye “Haydi uyan ! Evlerin üstünü saran gökyüzü artık yağmurla sarnıçlandı.Tüm yargılardan önce var olmaya çalışan cümlelerin gölgesinde...

Bu gölge de içim hüzün kokan belkiler diye bağıran bir kelime zincirinde düğümlendi...

]]>
Tue, 08 Feb 2022 15:33:57 +0300 zuleyha_caglarr
HUZUR BULDUĞUM DÜNYAM https://edebiyatblog.com/huzur-buldugum-dunyam https://edebiyatblog.com/huzur-buldugum-dunyam Kitap okumak o dünyaya adım atmak öyle tarifsiz duygu ki...Aklında olanları, canına yakan her türlü duyguyu bir kenara atıp sadece cümleler diyarına dalıyorsun.İşte ben de öyleyim, bir kitabı okurken herşeyi unutuyorum. Sadece oradaki kahramanlar ve ben varım. Yeni hayatlar, yeni insanlar keşfediyorum. Bazen bir  kahramanın sevdiği kadın oluyorum, bazen kardeşi...Sanki onlarla bütünleşiyorum. Özellikle aklımda bir sürü sorunlar varken ben o dünyada huzur buluyorum. Bir terapi gibi geliyor.

Bana ilaç olan başka bir şey varsa da oda  yazmak...Kendi içimde ki dünyamı, kendi hayallerimde ki kahramanları yazmak. Öyle müthiş duygu ki!Kalemimden dökülenler, kalbimden, hayallerimde var olanları bir dünyada buluşturmak. İşte benim canım yanınca, kendimi üzgün hissedince sadece kitaplara ve elimde ki kaleme sığınıyorum. Çünkü tek nefes alabildiğim yer o dünya!

]]>
Sun, 06 Feb 2022 02:30:08 +0300 Çilem Akpınar
HOBİ NEDİR? KİŞİ İÇİN NEDEN ÖNEMLİDİR? https://edebiyatblog.com/hobi-nedir-kisi-icin-neden-onemlidir https://edebiyatblog.com/hobi-nedir-kisi-icin-neden-onemlidir İnsanın sevdiği, ilgi duyduğu her türlü deneyimin ortak ürünü olan hobilerin, insan üzerinde yarattığı olumlu etkileri anlayıp tartışmayı, bunun yanı sıra sosyal ve psikolojik etkilerinin önemini kavramaya yönelik geçirdiğimiz zamanda bizleri nelerin mutlu ettiğini, nelerin heyecanlandırıp peşinden sürüklediğini anlamlandırarak bunun bilincinde yaşamanın önemi üzerinde durduk. Geçirdiğimiz zaman zarfında hobi edinmenin önemini hayatlarımızdan güzel örneklerle destekleyerek zamanı da bu hususta güzel yönetebilmenin ayrıntısına dikkat çektik. Farklı hobilerinde kişisel gelişimdeki yerini tartışarak gerekliliği üzerinde durduk. 

Hobi; kişinin yapmaktan zevk aldığı şeylerle meşguliyetidir. Bu meşguliyet kişiye bir iş, yük veya sorumluluk olmaktan ziyade kendi kendine terapi etme yöntemi ve stres boşaltma eylemi olur. Kişi bunları yapmaktan zevk alır ve bu davranışları yerine getirilmeye başladığı andan itibaren müthiş bir rahatlama hisseder. Günün yorgunluğunu atmak, sorumluluklarının yükünü azaltmak için yaptığı bu davranış, bütün bu olumsuzluklardan kurtulmasını sağlayarak var güne sıfırdan başlama enerjisini verir. Hobilerimiz, bizim karakter ve davranış bütünlüğümüzü de ortaya koyar. Kişinin sıraladığı hobilerinden o kişiyle ilgili genel çıkarımlarda bulunabiliriz. Edindiğimiz hobiler kişisel, fiziksel ve duygusal gelişimimizi de etkiler. Zevk almak ve rahatlamak için yerine getirdiğimiz eylemler zamanla en iyisi olmamıza da katkı sağlar. Kişinin hem yapmaktan zevk aldığı hem yaptıkça yorulmak yerine dinlendiği hem de yaptıklarıyla kendisini geliştirdiği şeylerin olması mükemmel.

Günlük rutin haline gelen birçok alışkanlığımız aslında farkında olmadan hobi olarak yaptığımız şeyler de olabilir aslında. Yemek yapmak, kitap okumak, müzik dinlemek gibi eylemler kişinin günlük rutini haline gelebilmektedir. Ancak kişi bütün bunları sadece hobi olarak yapmak istediğini veya hobi olmasını istediği için yerine getirince bu eylemleri yapmak ona en güzel işlerine ayırdığı zaman dilimi gibi gelebilir. Yeter ki bunlara olan yetkinliğinin ve yeterliliğinin farkında olsun. Yemek yapmak günlük rutin veya sorumluluk olarak düşünüldüğünde kişiye bir zaman sonra yorgunluk ve stres veren bir eylem haline gelir. Hobi olarak yemek yaptığını düşünmek de kişinin kendi sorumluluğunu severek, isteyerek ve zevk alarak yaptığı iş olarak görmesini sağlar. Ve zamanla bu eylemde çok çok iyi yerlere gelip başarı elde etmesini sağlar. 

Hobi dediğimiz şey kimine göre kitap okumak olurken kimine göre dağa tırmanmaktır veya biri yazmaya hobi derken bir diğeri müzik dinlemeye hobi der. Fakat biri hobi öbürü değil diyerek tartışmaya girmemiz pekte doğru sayılmaz çünkü kimi zaman bize göre hiç hobi sayılmayan şey bir başkasının tek değer verdiği şey olabiliyor bu yüzden kişinin yaparken sadece zevk aldığı değil de kendine katkı sağladığı, günlük hayatta zaten yapması gereken şeyi yapma zorunluluğu hissetmemeksiniz yaptığı şeydir hobi. Mesela kitap okumak bana göre bir hobi değildir çünkü bu aslında hedeflerimize ulaşmak için ders çalışırken yaptığımızın aynisini yapmaktır. fakat bir hedefi olmayan kişi ders çalışmadığı gibi doğal olarak bize katkı sağlayacak olan kitap okumayı da bir hobi olarak göremez evet hobi dediğimiz şey bize her zaman bir artı getirmesi değildir diyenler olacaktır fakat nasıl ki spor yaparken güzel görünümlü ve fit bir vücuda sahip olacağımızı düşünüyorsak ayni sekil de müzik dinlerken veya sevdiğimiz bir şarkiyi söylerken sadece eğlenmek için yaptığımızı düşünmektense onun aslında manevi olaraktan bizi rahatlattığını yani bir nevi ruhumuzu ferahlattığını ve bunun da bize bir katkısının sağlayacağını düşünmemiz gerekir. 

Büşra Özdaş

Hadice Okay

Nisa İmren

]]>
Fri, 04 Feb 2022 17:30:34 +0300 EdebiyatBlog
Çırpındıkça Batıyorum https://edebiyatblog.com/cirpindikca-batiyorum https://edebiyatblog.com/cirpindikca-batiyorum        

           Bu aralar kendimi iyi hissetmiyorum, sanırım yoruldum biraz. Belki de iyiyi bulamıyorum o yüzden hissetmekde güçlük çekiyorum. Bir bataklığa batar gibi batıyorum şimdi, çırpındıkça dibe batıyorum daha dibe ve belki de en dibe,  işte o an anlıyorum bazen vazgeçmek gerekiyor, kurtulmaktan.. Ve diyorum ki kendi kendime 'bırak su aktığı gibi aksın, gideceğe yere kadar gitsin sen sadece bırak, endişe etmeyi düşünmeyi hatta ve hatta üzülmeyi' ama sadece diyorum işte. Olmuyor çünkü insan düşünmek istemese de farkında olmadan çok güzel düşünüyor bazı şeyleri hatta o kadar güzel düşünüyor ki sen bile şaşıyorsun haline. Gözlerini kapatmak herşeyin bittiği anlamına gelmiyor. Yazık! Ahh çok yazık gözlerini kapatınca herşeyin biteceğine, olmayacağına inanmak çok yazık...????

]]>
Fri, 04 Feb 2022 07:04:24 +0300 YağmurunKızı8
DERMANIM KENDİMDEDİR https://edebiyatblog.com/1621 https://edebiyatblog.com/1621 İNSAN OĞLU EL GİBİDİR,

İŞİ DÜŞMEDİĞİ SÜRECE ELİNİN DİGER YÜZÜNÜ GÖSTERMEZ.

]]>
Thu, 03 Feb 2022 16:06:23 +0300 Şiir perisi
ZAMANA YOLCULUKTA GENÇ BİR AKTARCI https://edebiyatblog.com/zamana-yolculukta-genc-bir-aktarci https://edebiyatblog.com/zamana-yolculukta-genc-bir-aktarci ZAMANA YOLCULUKTA GENÇ BİR AKTARCI

Bugünkü  zamana  yolculuğun  konuğu,sofralarımıza  renk  katan ve yemeklerimize tat katan baharatları ile bir çok doğal bitkisel ürünleri bizlerin hizmetine sunan ŞAHMERAN baharatçılığın sahibi genç  aktarcı dostum Halil İbrahim GÖKÇEOĞLU.Kendisi ile hayata dair bir söyleşi  gerçekleştirdim.

VAHAP               :Halil İbrahim GÖKÇEOĞLU seni tanıyabilir miyiz?

HALİLİBRAHİM :Öncelikle merhabalar...1997 Mardin doğumluyum.Dört çocuklu bir ailenin iki erkek çocuğundan biriyim.Bu işe başladığım zaman yedi yaşındaydım.İlkokulu Gazipaşa ilköğretim okulunda,akabinde ortaokulu tamamladım.Liseyi  İmam hatip okullarında tamamladım.

VAHAP               :Çocukluğunda yapmayı en çok sevdiğin şey neydi?

HALİLİBRAHİM :Sabahın erken saatlerinde uyanıp,evimizin önünden geçen tatlıcıların tatlı diye bağırmalarına uyanıp yatağımdan sıçrayarak topladığım harçlıklarla tatlı alıp yemek.Daha sonra aktarcı dükkanımıza gidip dükkanın kapılarını açıp babama sürpriz yapmaktı.

VAHAP                :Çocukluğunda unutamadığın bir an var mı?

HALİLİBRAHİM  :Uçurtma uçurmayı çok severdim.Şuana kadar da yapmaktan zevk aldığım hobilerim arasında yer alır.Çocukluğumda yaptığım uçurtmalarımla evlerin çatısından inmediğim uğruna az sopa yemediğim günleri  unutamıyorum…

VAHAP                :Aktarcılık mesleğine nasıl?Kaç yaşında başladın?

HALİLİBRAHİM  :Aktarcılığa yedi yaşında başladım.Baharatların içinde büyüdüğüm için aslında öncesi de var.İlaç nedir bilmem!Başım ağrısa,ALTINOTU.Boğazım şişse,ADAÇAYI.İştahım açıksa,binbir çeşit ekşili baharat yerdim.Kısacası baharatların içinde o büyülü kokuların ve tatların dünyasında kendimi buldum diyebilirim…

VAHAP                :Neden başka meslek edinmek yerine,aktarcılık mesleğini seçtin?

HALİLİBRAHİM  :Çünkü baharatların içinde büyüdüm ve her daim ilgimi çekmişlerdir.Bunun yanı sıra,bitkisel ilaçlar insanlara faydalı olunca dönüş olarak olumlu şeyler duymak beni mutlu ediyor.Kendimi bu mesleğin ayrılmaz bir parçası olarak görüyorum.İşimi severek yapıyorum ve kendimi bu alanda geliştirip insanlara daha faydalı olmayı hedefliyorum.

VAHAP                 :Mardin i simgeleyen ve adından güçlü bir şekilde söz ettiren bir isimle dükkanı işletiyorsun.ŞAHMERAN baharatçılık.Neden kendi soyadını değil de,ŞAHMERAN?

HALİLİBRAHİM   :İşletmemin adının ŞAHMERAN olması benim kendimi ön planda tutmamdan ziyade,kültürümüzü yansıtmaktadır.Aynı şekilde baharatlarda kültürümüzü farklı tat ve lezzetlerle yansıtır.Şahmeran bilindiği üzere Mezopotamya topraklarında doğmuş,yıllarca anlatıla gelmiş ve kültür mirasında kendine yer edinmiş bir efsanedir.Farklı bölgelerde,farklı anlatımlarla varlığını sürdüren Şahmeran efsanesi kimi anlatıma göre,iyiliğin iyilikle.Kötülüğün ise kötülükle karşılanacağını gösterirken,kimi anlatıma göre soylu bir aşkın ömre bedel,fedakarlıklara gebe olduğundan bahsetmektedir.

VAHAP                  :İnsanlara leziz tatlar sunmanın hazzı başka oluyor.Her hastalığa bir şifa olacak bitkisel  ürünler  satıyorsun.Mutluluğun ve yaşamın kaynağının doğallığı ne?

HALİLİBRAHİM    :İnsanların yapmış olduğum hizmete olumlu şekilde dönüş yapmaları beni bu mesleğe en çok bağlayan,işime dört elle sarılmamı sağlayan en önemli hassasiyetimdir.Bu noktada müşterilerim için daha güzel hizmet verebilmek benim mutluluğumun asıl kaynağıdır.Ürünün tazesi en iyisi en doğalı müşteri memnuniyeti  eşittir mutluluk…

VAHAP                 :Sevginin azaldığı, Aşkın dillerden düşmediği bu zamanda senin için hangisi ağır basıyor?Neden?

HALİLİBRAHİM   :Sevginin azaldığını düşünmüyorum aslında!Bunu tamamen kişisel olarak görüyorum.Sevgisiz hiçbir şey olmaz…En basit bir örnekle,sevgisiz yemek bile yiyemez insan.Sevmediğiniz bir yemeği yemek ister misiniz?HAYIR!...Sevgi azalmaz ama ne yazık ki,ciddi anlamda bir güven problemi yaşıyoruz.İnsanlar öncelikle hep ben diyerek diğer insanları çiğniyorlar.Çoğu şey ne yazık ki,göstermelik.Özellikle internetin küreselleşen dünyada hızla yayılıp,ciddi bir iletişim eksikliğine yol açtığını düşünüyorum.Herkes gittiği yeri,yediği yemeği paylaşarak hep iyi görünmeye çalışarak rol yapıyor.Bence birbirimizin durumlarını sosyal medyadan öğrenir olduk.Gidip görmek,sohbet etmek yerine her şeyi sosyal medyadan yapar oldu insanlar.İşte sevginin  azalmasının önemli bir kaynağı bu bence.

VAHAP                 :Sevgiyi üç kelime ile özetler misin?

HALİLİBRAHİM   :Hissetmek,Güvenmek,Vazgeçmemektir…

VAHAP                 :Hayalin ne?Gerçekleştirebildin mi?

HALİLİBRAHİM   :Hayalim,işimi daha da geliştirerek,kültürümüzü bize has olan tatlarımızı diğer insanlara da ulaştırabilmek.Şuan hayalimin ilk aşamasını yaşıyorum.Azim ve kararlılıkla bunu daha iyi yerlere getireceğime tüm kalbimle inanıyorum…

VAHAP                 :Gezmeyi çok seven bir insansın.Gezip görmek istediğin bir yer var mı?Neden?

HALİLİBRAHİM   :Gezmeyi çok seviyorum.Dünya turu yapmak istiyorum.Farklı kültürleri,farklı tatları ve insanları daha yakından görmeyi çok istiyorum.

VAHAP                  :Son olarak,genç bir aktarcı olarak senin gibi bu mesleğe gönül vermiş,bu mesleği icra etmek isteyen genç arkadaşlara neler söylemek istersin?

HALİLİBRAHİM   :Her şeyin başında sevgi gelir.İş,Aş,Eş sevmeden sevgi  olmaz.İnsanları sevin ve onlara benim gibi ilgi dahilimde nasıl fayda sağlayabilirim bilincinde olalım.Sadece bir iş içinde değerlendirmemek gerekir.Yüreğinde sevgi tomurcuğu olan insan her yerde sevilir ve sayılır.Yeter ki,yapabileceklerine inansınlar.Asla vazgeçmesinler…

VAHAP                 :Sevgili dostum Halil İbrahim GÖKÇEOĞLU.Bunca iş yoğunluğu arasında bana zaman ayırıp,zamana yolculuğa konuk olduğun ve samimi cevaplar verdiğin için teşekkür ederim.Çalışmalarında başarılar ve bol kazançlı günler dilerim…

HALİLİBRAHİM   : Değerli zamanınızı bana ayırdığınız için ve zamana yolculuğa konuk edip benimle bu güzel röportajı gerçekleştirdiğiniz için sonsuz teşekkürler…Gençler alanında yaptığınız bu çalışma takdire şayan. iyi çalışmalar…

]]>
Wed, 02 Feb 2022 22:39:52 +0300 KUM SAATİ YAZARI
İçimi Dökme Sanatı https://edebiyatblog.com/icimi-dokme-sanati https://edebiyatblog.com/icimi-dokme-sanati  Hava olabildiğince kasvetli ve uçmuyor artık kuşlar. Zaferler elde etmek istiyorum bunca kasvetin arasında. Seni bana getirebilecek, kokunu bana yeniden bağışlayabilecek zaferler. Hatırlıyorum her şeyi. Her şey dün gibi aklımda. Bana sarıldığında içimi yerle bir eden o masum duygu yitip gidiyor günden güne. Kilometreler geldim senin için. Biraz daha gözlerinin içine bakabilmek içi durdurmaya çalıştım saatleri. Olmadı. Her şey bir gün bitmeye, yitmeye mahkumdu çünkü. Beni çok sevdiğini düşünmüştüm. Senin de benim gibi beraber olmadığımız bir dünyada yaşamak istemediğine dair senaryolar uydurmuştum kafamdan. Gerçek olma ihtimaline tutunup katlanmıştım sana. Asla gerçekleşmeyeceğini anlamam aylarımı aldı. Bu zamana kadar hep kuruntuların kölesi olmuş ruh hastası bir kız rolü biçildi bana. Öyle biri olmadığımı haykırdım ama inanmadılar. Ne zaman ki neyi anlatmaya çalıştıysam gerçekleşti o zaman düştü insanların maskeleri. Bana biçtikleri roller kendi iğrençliklerini gizlemek istedikleri içindi. Çok karmaşık oldu bu. Biraz daha açık anlatayım. Biri vardı canımdan çok sevdiğim. Çok eski bir zamandı. Kardeşim dedi ben ona o kızla senin aranda bir şey var dediğimde. Ruh hastasısın sen dedi bana. Ne zaman ki nikah masasına oturdu o kızla o zaman düştü yüzü. Saklanmak için söylemişti kardeşim yalanını. Senin ondan ne farkın kaldı şimdi söyle bana? Kim kaldıysa eskilerinden yazmışsın gönül defterine ve sorgulama hakkı tanımıyorsun bana. Bunları yaşayacağımı adım gibi biliyor ve gerisini görebiliyorum gözlerinde. Sevgisizliğinin hançerlerini saplarken bana nasıl verebiliyorsun yüreğini o kızın ellerine? Benim için özlemek böyle bir şey işte demiştin önünü arkasını getirmeden. Beni özlediğini sanıp umut ışıkları yakmıştım içimde, aptalmışım. Sevilmediğimi kabul edemeyecek kadar aptalmışım. Şimdi ben sana söylüyorum. Zehirli sözlerime kanma. Benim için de özlemek böyle bir şey işte. Sana anlatsam anlamazsın, dinlemezsin bile. Ben bu sözün altına milyonlarca şiir yazabilirken anlamı olmayan cümleler diye düşünürsün aklından. Bense günden güne yokolurum şimdiki gibi. Sende harcadım ben bütün sevgimi. Diğerlerine yer kalmadı kalbimde. Bir gün seni içimde öldürdüğümde dönüp bakmayacağım bile kabrine. Eski bir nefret olarak kalacaksın ve sana söz veriyorum bir gün çok pişman olacaksın.

]]>
Wed, 02 Feb 2022 15:01:27 +0300 Mavifrezya
Yamalı Kalbim https://edebiyatblog.com/Bu-kırgınlığım-artık-atmaktan-vazgeçsen-bile-geçmeyecek-ÜZGÜNÜM https://edebiyatblog.com/Bu-kırgınlığım-artık-atmaktan-vazgeçsen-bile-geçmeyecek-ÜZGÜNÜM Ahh kalbim yamalı kalbim

Dursaydın eğer zerrem bile kalmayacaktı bu dünyada,belkide unutulacaktım çoktan.

Zaman akmaya hayat diğer tüm insanlar için devam edecekti,eğer benim zamanım tükenmiş olsaydı.

Ama sen durmadın yamalı bir şekilde bana kan pompalamayı tercih ettin.

Sen kolay olanı seçtin 

Zoru yine bana bıraktın

YAŞAMAYI....

Sevmeyi,kırılmayı üzülmeyi kalbime ağır gelen ne varsa hepsini bana bıraktın sen

Bedenimde bir kaç dikişten ibaret bir yara değilsin senn

Sen benim varlığımın taaa en başından,beni yarım bırakan herşeyi benden esirgeyen,belkide hayallerime yürümeme engel olan küçük bir et parçası...

Geçmişe dönüp bakıyorum da yamalı olup yoluna devam ediyor oluşun benim için pekte bir şey ifade etmiyor şimdi ..

Doktorlarların seni ellerine aldıkları o soğuk oda da gerçekten durmanı bir daha da bedenimde atmamanı dilerdim,

Çünkü sen beni çok yordun,

Çünkü sen beni çok yıprattın ,

Çünkü sen beni hiççç anlamadın,

O yüzden belkide en çok sana yani KENDİME kırgınım

Bu kırgınlığım artık atmaktan vazgeçsen bile geçmeyecek ÜZGÜNÜM..  

                                             Kasım Çiçeği

]]>
Tue, 01 Feb 2022 00:19:07 +0300 Kasım Çiçeği
Yaşa Ama Nefes Alma https://edebiyatblog.com/yasa-ama-nefes-alma https://edebiyatblog.com/yasa-ama-nefes-alma Sizin hiç canınız yana yana birinden vazgeçtiniz mi? Onu çok severken gittiniz mi? Ya da o sizi istemedi mi hiç? Seninle olamayız, çünkü bende bittin dedi mi? Peki siz onu beklediniz mi? Beklemek çözüm mü? Okutmak çözüm mü? Herkes unutacaksın güçlü olacaksın diyor. Ama kimse içimdeki savaşı sormuyor, ben yazmadığım sürece yazan yok. Laf lafı gelince de değerlisin diyorlar, değerliysem niye zor günümde yanımda değilsiniz? İyi gün dostusunuz hepiniz. Kötü günlerim geçince geri geleceksiniz. Destek olmak için herkes geçecek diyor, ama geçmiyor. Geçse de yarası derinlerde kalıyor. Siz o gidince başka birini sevmemeye yemin ettiniz mi hiç? Etmediniz. Hepiniz sadece geçecek diyorsunuz, o hayalleri bilmeden, umutları, duaları, sabah kalktığım gibi onun mesajına bakmalarımı. Bilmiyorsunuz, bilemezsiniz. Peki hiç ona kendinizi engellemesini söylediniz mi? Ona engelle diye yalvardınız mı? Onun da canı yanıyor ister istemez. Ama o benden daha iyi oyuncu sanki; hiç üzülmüyormuş, ağlamıyormuş, canı yanmıyormuş gibi yapıyor. Bir insan herşeyden, herkesten  uzaklaşmak ister mi? Ya da ölmek? Her şey o kadar üst üste geliyor ki artık insanın dayanacak gücü bilene kalmıyor. İnsanlara yalan söylemek, bu ara yaptığım en iyi şey haline geldi, nasılsın? Diyenlere iyi ya da ne sen sor ne de ben anlatayım diyorum. Zaman beni sadece bataklığa çekiyor. Ben onunla olan dualarımı, bir başkasıyla mutlu olsun diye ediyorum. Bunu kimse anlayamaz, canınız yana yana gittiğiniz oldu mu? Kalbinizin titrediği, sakarlıklarınız, odalara kapanmalarınız, yemeği bile zar zor yediğiniz. Gecelerce, günlerce ağladığınız. Peki ya birini ölesiye sevdiğiniz sonra da gitmesi? Yaşa ama nefes alma. Dedi sanki.

]]>
Mon, 31 Jan 2022 20:28:28 +0300 Medine Herzem
AKIŞTA KAL https://edebiyatblog.com/akista-kal https://edebiyatblog.com/akista-kal    Yaşamın kalemi, sen onu yazmaya başladığın anda yazar ve noktasını koyar. Neyin ne kadar bilincinde ve farkında isen anlamı vardır. Dikkatini vermediğin hiç bir şey algında, hayatında yer etmez.  Yani, işin özü sen bilincini nerede tutuyorsan zaman, mekân, an orasıdır. Tepkilerin, tepkimelerin,  olayı ve kişiyi algılama biçimin, yorumun , tepkin tamamen seninle bir, sana bağlı. Öfke, sakinlik hepsi senin elinde.

    Aynı edebiyatı yapma kendine. Bahanelere sığına sığına, kendini haklı göre göre, egolu , öfkeli bir kişilik olma. Akiş diye bir durum var. Herşeye müdahale  etmeye, inatlaşmaya çalışma. Bazende akışın ellerine bırak kendini. Belki senin göremediğin  daha güzel bir olasılık vardır. Hayatın dilini çöz artık. Sakince bak uzaktan. Akışta kalmak bu işte. Olanı kabul ve  en iyi yaşamaya odaklanmak, devam etmek. 

]]>
Mon, 31 Jan 2022 16:49:19 +0300 Gülbeyaz Gürsoy
İzin vermeyin https://edebiyatblog.com/izin-vermeyin https://edebiyatblog.com/izin-vermeyin Bugün kim yanınızda değilse yarın o kişinin, yanınızda olmasına izin vermeyin. Herşey geçici ve herkes gidici. Siz kalacaksınız, tek başınıza, yanlız, kimsesiz. Kalın, başarın ve o yalnızlıktan çıkmayı. Hayat şaşırtır yarın ne olacağı belli bilene değildir. Kimsenin arkasından sürüklenip gitmeyin, onlar sizi bırakacak ama siz düşmeyin. Düşerseniz de kalkın. Herşey bir gün biter, herkes bir gün gider, kimse kalıcı değil olamaz da. Siz kendinize acıyın ilk, kalbinizi koruyun, iyi olan kalbinizi, kötü olmasına izin vermeyin. Kötü olanlar bir gün zaten kötülüklerinde boğulacak. Siz sadece sabredin, elinizden geleni yapın gerisi zamanla gelir zaten. Siz, ona bu