<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; : Senaryo</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/category/senaryo</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; : Senaryo</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Sahil</title>
<link>https://edebiyatblog.com/sahil</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/sahil</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x500_6214707b8bda5.jpg" length="49352" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 03:26:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Tene Dokunmak</dc:creator>
<media:keywords>Aşk, sevgi, cinsellik</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>#öyküx #sahil</p>
<p>1.</p>
<p>Sahildi. </p>
<p>Orta halli bir balık lokantası..</p>
<p>Yalnızdım. </p>
<p>Bir acı gecenin bitimini uzatmak üzere…Bugün fazla oturdum. </p>
<p>…..</p>
<p>İnsanlar yavaş yavaş çekiliyordu, birkaç masa kalmıştık, dolu. </p>
<p>Bir genc kadın gördüm: çıplak ayaklarla sahilde, kumsalda yürüyordu. Fark ettim: bu tur hiç bitmiyor. Bir sağa, bir sola..Sonra oturdu, çantasının ve hırkasının olduğu bank'a. Yaz'dı, ancak geç saatlerde biraz serinliyordu ortam. Geç olmuştu, hesap ödeyip çıkmak üzereydim. Kasaya yöneldim. Bir şey dikkatimi çekti, az önce sahilde gördüğüm kadın da elinde çantası orada öyle duruyordu.</p>
<p>Güzeldi, modern bir görünümü vardı, ama olağanüstü çekingen bir haldeydi. Bir sey sordu, soracak, öyle..</p>
<p>Buyrun dedi masadaki adam, bir arzunuz mu var efendim?</p>
<p>–Şey, iş arıyorum ben.</p>
<p>–S.. Bey'i çağırayım.</p>
<p>Adam kalktı bir içkili masada oturan iriyarı bir kişinin kulağına eğildi bir şeyler söyledi, adam kalktı, geldi: buyrun dedi kadına.</p>
<p>–İşe ihtiyacım var.</p>
<p>–Bilmem ki, size göre bir iş..</p>
<p>–Bulaşık yıkarım diye atıldı genç kadın...</p>
<p>.....</p>
<p>Masama döndüm, ama gözüm kadındaydı. İşe alındı mı onu da anlamadım. Ancak kadın tek tek yiyeceklerin fiyatını soruyordu. Çorbada karar kıldı sanırım. Terbiyeli ve çekingen yiyordu yemeğini. Aç ve parasız olduğunu anlamak güç değildi. Bu düzeyli, güzel ama bitkin hanımı bu duruma düşüren neydi merak ediyordum.</p>
<p></p>
<p>Eve dönüş yolunda, içim acıdı gözlerim yaşardı. Soğuk evime vardım, tez vakit uykuya daldım.</p>
<p></p>
<p>Genelde sürekli dışarıda yemezdim. Üniversitede verdiğim ders çıkışı özellikle gizemli kadını görmek arzusuyla bir gün önce yemek yediğim lokantaya yöneldim.</p>
<p>Merakım da uzun sürmedi. Genç kadını biraz da eski giysiler içinde lokantada yerleri siler biçimde buldum. Selamladım, "hoşgeldiniz efendim" diye yanıtladı.</p>
<p></p>
<p>Hikayesini merak ettiğim bu hanım gerçekten esrarlı bir kişilik sergiliyordu. Genç ve modern bir kadının küçük bir sahil kasabada alt düzey bir işte çalışması şaşırtıcıydı.</p>
<p></p>
<p>....</p>
<p></p>
<p>Hanım bir süre sonra müşteri karşılamaya ve bir tür garsonluğa geçti. İşi biliyordu. Daha da iyi giyiniyordu. Fazla mesafeli ama duyarlıydı, ikna ediciydi. </p>
<p>O gece fazla kaldım</p>
<p>Sanki oydu beni orada bırakan. Beklenmedik bir şekilde bana döndü, ve oturabilir miyim dedi, ayağa kalktım buyrun dedim. Bir sigara uzattı bana, kendisi de yaktı.</p>
<p>--Hayat incelikleri affetmiyor..</p>
<p>--Fazla incesiniz dedim</p>
<p>Maskeleri unutmayın dedi. Biraz sohbet ettik, kasaya yöneldi, birlikte çıkalım bekleyin dedi. Şaşırdım. Resmi ve mesafeli bir kadın tek kelime konuştuğu bir kişiye cesurca "kal" diyordu.</p>
<p>Pek konuşmadık yürürken, eski bir ev önünde durdu: gelin dedi, utanarak girdim. Çok ağır yaşama koşullarının olduğu bir oda. </p>
<p>...</p>
<p>Sizi buraya getiren ne?Mesleğimden oldum.</p>
<p>Eşiniz?</p>
<p>Bütün malıma konmuş.</p>
<p>Ya bu yer?</p>
<p>Bir insana güvendim geldim, olay üç.</p>
<p>İşiniz neydi ve onu neden kaybettiniz?</p>
<p>Vakur bir tavırla: Orospuluk, iddia bu. Tabii politika var.</p>
<p>Neredeydi işiniz</p>
<p>Üniversite güzel sanatlar Doçent.</p>
<p>Politika tamam ama diğeri?</p>
<p>Acı bir gülümseme:</p>
<p>Bir gün üniversitede desen dersinde model bulunmadı ben soyundum modellik yaptım. </p>
<p>Tamamen mi?</p>
<p>Sütyen dahil, sadece altta siyah bir çamaşır, mor-dantelli...</p>
<p>Şaşırmadınız mi?</p>
<p>Hayır.</p>
<p>Neden?</p>
<p>Çizgidışı biriyim ben de.</p>
<p>....</p>
<p>Hiç duraksamadı soyundu, </p>
<p>Göğüsler dik, sütyen atıldı, kutsal beyaz memeler....</p>
<p>beni de soydu. Üzerinde sadece mor çamaşır, içinde şeffaflığın gösterdiği siyah pırıl pırıl tüyler..</p>
<p>Bir ara beli yataktan sarktı, boynu, beli hepsi; son ana geldik dantelli mor çamaşır da atıldı sonra. Öndeki tüyler titriyor, ilginç kasılmalarla açılan kapanan bir nokta. Yanıyor, utanç yerini elde edilmenin ateşine bırakmış. Alev benden ona geçmişti, bende ise çılgın öpüşler ve "o an" inleyerek benimle yandı tutuştu benimle alev aldı. İnanılmaz bir an ve tam kadın kollarımda eridi.</p>
<p>İnleyerek bir süre titredi uzun sürdü bu, öpüşleriyle başarımı kutladı.</p>
<p></p>
<p>O kadar.</p>
<p>Ertesi gün aynı resmiyet.</p>
<p>.....</p>
<p>2.</p>
<p>Aç bir adam sallanarak bahçeli bir kasaba evinin kapısına yaslandı.</p>
<p>Düştü.</p>
<p>Aman Tanrım, yetiş Canım..</p>
<p>İçeri taşıdılar.</p>
<p>Canım bu adam aç.</p>
<p>Perişan bu adamı doyurmaya çalıştı karı koca.</p>
<p>Ne oldu, diye sordu kadın? </p>
<p>Tutuklandım mesleğimden oldum malvarlığım yoktu, lojmandan atıldım. Açım kaç gündür, burada bir iş var mı bana göre...</p>
<p>Kadın bir çığlık attı Prof K!</p>
<p>Evet..Ev.. et nereden peki?</p>
<p>Balıkçı lokantası..</p>
<p>Evine geldiğiniz kadın.</p>
<p>Evlendim. Okulda bir tek bana olumlu şahitlik yapan temizlik işçisi ile. Bahçemiz var...</p>
<p>.....</p>
<p>Bu da kızımız </p>
<p>Kulağına eğildi bizim kızımız Perla..</p>
<p>Yaşlandı adamın gözü, masum çocuğa baktı, ağlamaklı oldu, baktı sadece..</p>
<p>.....</p>
<p>Prof K*</p>
<p>Sabah 05...</p>
<p></p>
<p>Radyoda bildiri.</p>
<p>Oldu demek.</p>
<p>Altmış sekiz.</p>
<p>Yetmiş sekiz.</p>
<p>Hiçbiri başaramamıştı. Hiçbir iletişim aracının olmadığı bu sanal evde ilk kez radyoya pil:</p>
<p></p>
<p>"Yüce halkımız. Yurdun durmadan batağa sürüklendiği ülkemizde sonunda halkın gücü sermayeyi yenmiştir"</p>
<p>......</p>
<p>Çığlık çığlığa birbirlerine sarıldılar.</p>
<p>***</p>
<p>Uyanın.</p>
<p>-Ne oldu, buraya ne zaman geldim?</p>
<p>-Seans için geldiniz. Hikayenizi yaşayarak anlattinız. Ama ayrıntılar gerekiyordu, sakladiklarınız. </p>
<p></p>
<p>Tekrar anlattırdı hikâyeyi; eksik yok.</p>
<p>Perla doğruydu dedi, Prof K Terapiste. Devrim falan olmadı. Ağlayarak.</p>
<p>–Peki o hanıma ne oldu?</p>
<p>--Fırtınaya tutuldu...</p>
<p>7.65'lik kurşun; o soyunduğu sınıftaki gerici bir öğrenciden...</p>
<p></p>
<p>Ağladı Prof K.</p>
<p></p>
<p>BİTTİ</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİR NEFES BİN RUH</title>
<link>https://edebiyatblog.com/bir-nefes-bin-ruh</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/bir-nefes-bin-ruh</guid>
<description><![CDATA[ Tren istasyona ulaştığında gece oldukça ilerlemiş, sabahın ışıkları kendini göstermek için yavaştan hazırlanıyordu. Leila beline kadar uzanan, kömür karası saçlarının dibine kadar ıslandığını esen soğuk rüzgâr saçlarını okşayınca fark etti. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/03/image_750x500_623a3f91122ee.jpg" length="141970" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 23 Mar 2022 12:29:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>galeria.faustina</dc:creator>
<media:keywords>nefes, ruh</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Tren istasyona ulaştığında gece olduk&ccedil;a ilerlemiş, sabahın ışıkları kendini g&ouml;stermek i&ccedil;in yavaştan hazırlanıyordu. Leila beline kadar uzanan, k&ouml;m&uuml;r karası sa&ccedil;larının dibine kadar ıslandığını esen soğuk r&uuml;zg&acirc;r sa&ccedil;larını okşayınca fark etti. Trenin sıcağından bir anda bozkırın soğuğuna inmek biraz i&ccedil;ini titretmişti. Yanına aldığı ebruli iplikten haroşa &ouml;rg&uuml;l&uuml; beresini takarak sa&ccedil;larını aceleyle bereye tıkıştırdı. Ağır adımlarla istasyonun i&ccedil;ine y&ouml;neldi ve oradaki bankların birine kendini bırakıp biraz dinlenmeye karar verdi. Olduk&ccedil;a uzun s&uuml;redir yollardaydı. İki g&uuml;n evvel hastanede ge&ccedil;irdiği zor n&ouml;betten &ccedil;ıkar &ccedil;ıkmaz, aylardır planladığı yolculuğuna &ccedil;ıkmıştı. Erivan&rsquo;dan G&uuml;mr&uuml;&rsquo;ye gelene kadar elbette uyumuştu. Ancak G&uuml;mr&uuml;&rsquo;den T&uuml;rkiye&rsquo;ye ge&ccedil;iş yapıp Kars&rsquo;tan trene bindiği andan itibaren hi&ccedil; uyumamıştı. B&uuml;y&uuml;kannesinin kendi annesinden duydukları kadarıyla hasretle anlattığı memleketi T&uuml;rkiye&rsquo;yi epeydir ziyaret etmek istiyordu. Aslında Leila &uuml;niversite yıllarında tıbbiyeliler buluşması i&ccedil;in İstanbul&rsquo;a bir kez gelmişti. Hem u&ccedil;akla gelmiş olması hem de o seyahatin bir etkinlik d&acirc;hilinde ger&ccedil;ekleşmesi vesilesiyle İstanbul&rsquo;u layıkıyla keşfedememişti. Bu sefer b&uuml;y&uuml;kannesinin memleketine tecr&uuml;beli sayılabilecek bir &ccedil;ocuk cerrahı olarak geliyordu. Hem de İstanbul&rsquo;dan &ouml;nce ona sıklıkla anlatılan bir Anadolu kazasında birka&ccedil; g&uuml;n ge&ccedil;irmeyi kafasına koymuştu.</p>
<p>Leila uyandığında g&uuml;n doğmuş ve istasyon geceye nazaran biraz daha hareketlenmişti. Kendisine bir kahve alıp daha sonra yola koyulmaya karar verdi. B&uuml;y&uuml;kannesinin ailesinin burada yaşadığını, daha sonra Erivan&rsquo;a g&ouml;&ccedil; ettiklerini aile arasında anlatılanlardan hep duyardı. B&uuml;y&uuml;kannesinin de aslında bu anıları kendinin hatırlamadığını bilir, ancak onun heyecanına bir anda kendisi de kapılırdı. Divrik denilen kasabayı o g&uuml;nden beri hep merak eder, nasıl bir yer olabileceğine dair tahminlerde bulunurdu. B&uuml;y&uuml;kannesinin sokağındaki konakları, o konaklardaki &ccedil;ocuklarla oynanan oyunları hayal ederdi. Hekimliğinin 10. yılında ona g&ouml;nderilen bir hediye kitabın i&ccedil;erisinde Divriği Şifahanesi&rsquo;ni g&ouml;rm&uuml;ş ve buranın b&uuml;y&uuml;kannesinin doğduğu yer olduğunu fark etmişti. Hem ge&ccedil;mişin parmak izleriyle buluşmak hem de bundan 800 yıl &ouml;nce mesleğini icra eden &uuml;stadlarının nefeslerini dinlemek i&ccedil;in bu seyahati planlamıştı.</p>
<p>Dikkatle bakılmadık&ccedil;a fark edilmesi epey zor olan istasyon b&uuml;fesinden aldığı kahvesini yudumlayarak y&uuml;r&uuml;meye başladı. İstasyon binasından &ccedil;ıkıp ana yola ge&ccedil;mek i&ccedil;in merdivenleri &ccedil;ıkmaya başladı. Gar binası yolun ve yerleşim alanların altında, bir &ccedil;ukurda gizlenir gibiydi adeta. Aslında &ccedil;ok da şaşırmamak gerekirdi, &ccedil;&uuml;nk&uuml; etrafı &ccedil;evreleyen dağlar ancak evlere yer a&ccedil;mış gibiydi. İstasyon, hastane ve askeriye &ccedil;ukurda kendilerine zar zor yer bulmuştu. Merdivenleri &ccedil;ıkıp hafif bir yokuştan ilerlediğinde konaklar yavaş yavaş kendini g&ouml;stermeye başlamıştı. Ana yola a&ccedil;ılan, bir arabanın bile anca ge&ccedil;ebildiği dar sokakların iki yanı tarihi konaklarla &ccedil;evriliydi. Bu dar sokaklardan birine y&ouml;neldi, hangisi olduğunun &ccedil;ok da &ouml;nemi yoktu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hi&ccedil;bir sokak Leila i&ccedil;in tanındık bilindik değildi. Konakların bazılarında perdeler vardı. Herh&acirc;lde h&acirc;l&acirc; insanlar yaşıyor olmalı diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. Bazılarında ise restoran ya da m&uuml;ze olduğunu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ibareler vardı. Yazıları okumak i&ccedil;in uğraştı. Aslında Leila T&uuml;rk&ccedil;e bilmiyordu ancak b&uuml;y&uuml;kannesinin ailesinden kalan bazı kitapları biraz karıştırmış ve aşina olduğu s&ouml;zc&uuml;klere rastlamıştı. Belki b&uuml;y&uuml;kannesi birka&ccedil; yıl daha burada yaşayabilseydi, ondan &ouml;ğrenebilirdi.</p>
<p>Konaklarla dolu sokaklara rastgele gire &ccedil;ıka y&uuml;r&uuml;m&uuml;ş ve en sonunda şehrin ortasından ge&ccedil;en yola gelmişti tekrar. Kendisine hediye edilen kitapta g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; şifahanenin, bu yolun karşısında, dağın yamacına kurulmuş, kendisine el salladığını fark etti. Yolun karşısına ge&ccedil;mek i&ccedil;in aceleci bir tavra b&uuml;r&uuml;nd&uuml;. Neden bu kadar heyecanlandığını bilmiyordu. &Ouml;n&uuml;ndeki yolu rahatlıkla ge&ccedil;ip, tarihi hamamın yanından hafif&ccedil;e tırmanmaya başladı. Kalbinin &ccedil;arpıntısı artmıştı. Birka&ccedil; dakika i&ccedil;erisinde kendini şifahanenin yanı başında buldu. Durup derin birka&ccedil; nefes alarak biraz sakinleşmek i&ccedil;in kendini kenarda duran bir taşın &uuml;st&uuml;ne bıraktı. Elindeki kahvenin boş bardağını buralara kadar getirdiğini ancak &ccedil;antasını a&ccedil;maya yeltendiğinde fark etmişti. Trenden indiği andan itibaren tuhaf bir tesir altına girmiş ve hafif bir sarhoşluk emaresiyle şaşkın şaşkın buraya kadar gelmişti. Bardağı buruşturup &ccedil;antasına koyarken kendisini buralara kadar s&uuml;r&uuml;kleyen kitabı &ccedil;antasından &ccedil;ıkardı. Sayfaları hızlıca karıştırıp, şifahanenin olduğu b&ouml;l&uuml;m&uuml; a&ccedil;tı. Ardından b&ouml;l&uuml;m&uuml;n başında yer alan b&uuml;y&uuml;k fotoğrafa ve &ouml;n&uuml;ndeki taşlara işlenmiş detaylarla ruha gelen yapıya baktı. Fotoğraftakinden daha heybeti duruyordu. Aslında bu yapı bir şifahane ve bir caminin birlikteliğinden oluşuyordu. Nefesini kontrol edebilir h&acirc;le geldiğinde taşlardaki detayları yakından g&ouml;rmek i&ccedil;in ayaklandı.</p>
<p>Şifahanenin giriş kapısı b&uuml;t&uuml;n g&ouml;rkemiyle karşısındaydı. Kapının sağ ve sol yanında yer alan s&uuml;slemeler ilk bakışta b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle simetrik durmaktaydı. Ancak hem elindeki kitaptan aldığı bilgiler hem de yakından incelediğinde fark ettiği detaylar doğrultusunda adeta iğne ile işlenmiş narinlikteki detayların birbirinden farklı olduğunu anlamıştı. Her bir bezemenin, bulunduğu yerde olmak adına &ccedil;ok ge&ccedil;erli sebepleri vardı. İnsan bedenini, ruhunu anlatan tasvirler bulunuyordu. İyilik-k&ouml;t&uuml;l&uuml;k, g&uuml;zellik-&ccedil;irkinlik gibi manevi tartışmaları barındıran bezemeler de olduk&ccedil;a fazlaydı. Her bir detay bir hik&acirc;ye, bir &ouml;ğ&uuml;t ve bir bilgi i&ccedil;eren detaylarla doluydu. Ancak detaylardan biri olduk&ccedil;a ilgisini &ccedil;ekmişti. Kapının &uuml;zerindeki ters hilal simgesinin altında, Davut Yıldızı ve onun yanında ha&ccedil; bulunuyordu. Babasının merakı sayesinde tarih ile haşır neşir olan birisi i&ccedil;in bunların anlamlarını kestirmek pek de zor olmamıştı. Aslında şifahanenin girişinde bir mesaj olduğunu Leila da hemencecik anlamıştı. Burası bir şifahane, modern deyimle bir hastane bir deva mek&acirc;nıydı ve buraya girebilmek i&ccedil;in herhangi bir şart yoktu. Yani b&uuml;t&uuml;n dinler, ırklar ve mezhepler bu şifahaneye girebilir ve şifa bulabilirdi. Bu detay aslında kendisi ile ge&ccedil;miş arasındaki k&ouml;pr&uuml;y&uuml; &ccedil;ok iyi anlatan bir detaydı. Kendisi de &ouml;mr&uuml;n&uuml; insanlara şifa dağıtmaya adamış gen&ccedil; bir hekimdi. Ve yemin ettiği g&uuml;nden beri her kim olursa olsun şifasını dağıtmaya &ccedil;alışmış, dertlere &ccedil;are olmak i&ccedil;in uykusuz kalmış, &ccedil;ocuklarının başında bekleyen annelerin ellerini tutarak onlara bir kardeş gibi destek olmuştu. Hatta kendini o kadar bu işe adamıştı ki kendi hayallerinde anne olmaya hi&ccedil; yer bulamamıştı.</p>
<p>Kapının tesirinden biraz sıyrılıp i&ccedil;eriye girmek i&ccedil;in hareketlendi. Kapının yanında duran, yaşının epey ileri olduğu belli olan adam Leila&rsquo;ya bakarak başıyla selam verdi. Leila heyecanlanmıştı. Aslında ailesi, ge&ccedil;mişi, şifahane ya da burayla ilgili bir s&uuml;r&uuml; şey &ouml;ğrenebilirdi. T&uuml;rk&ccedil;e bilmediğini hatırlamasıyla heyecanı biraz s&ouml;n&uuml;mlendi. Ağır adımlarla kapıdan ge&ccedil;erek i&ccedil;eriye doğru ilerledi. Sağlı sollu odaların a&ccedil;ıldığı geniş bir avlu Leila&rsquo;yı karşıladı. Giriş aksının karşısında, avlunun bir k&ouml;şesini oluşturan b&uuml;y&uuml;k&ccedil;e bir eyvan vardı. Bu eyvan avluya g&ouml;re y&uuml;ksekteydi ve birka&ccedil; basamak kullanılarak ulaşılıyordu. Avlunun tam ortasında yerde spiral şeklinde a&ccedil;ılmış suyolları ve tam spiralin merkezinde yer alan bir şadırvan vardı. Leila bu detayı kitapta g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;. 800 yıl &ouml;nce ruh ve sinir hastalıkları tedavisinde su sesinden faydalanmak amacıyla yapılmış bir sistemdi bu spiral. M&uuml;zik ve su sesi ile tedavi bu şifahanede kullanılan bir y&ouml;ntemdi. B&uuml;y&uuml;k eyvana yaklaşmadan &ouml;nce avluyu &ccedil;evreleyen k&uuml;&ccedil;&uuml;k odalara g&ouml;z atmak istedi. Hasta odaları olarak kullanılan bu odalar olduk&ccedil;a k&uuml;&ccedil;&uuml;kt&uuml;. Duvarları şaşırtmacalı &ouml;r&uuml;lm&uuml;ş taşlarla bezeliydi. Odaların yanı başından &uuml;st kata uzanan bir merdiven vardı. Merdivenler olduk&ccedil;a tuhaf bir g&ouml;r&uuml;n&uuml;me sahipti; hi&ccedil;bir basamak birbirinin eş &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;nde değildi. Hatta bazıları olduk&ccedil;a y&uuml;ksekti. Leila bu durumu pek anlamlandıramamıştı. Okuduğu kitapta da bu detaya hi&ccedil; rastlamamıştı. Giriş kapısında taşa sanat yapanların merdivenleri bu kadar &uuml;st&uuml;nk&ouml;r&uuml; yapmış olması pek de anlamlı değildi. Kapıdaki yaşlı adama gidip sormamak i&ccedil;in kendini zor tutuyordu. Zaten nasıl soracaktı ki? En iyisi bu merdiveni &ccedil;ıkıp yukarıda ne olduğunu keşfetmekti. Tuhaf merdiveni &ccedil;ıkarken basamakların dengesizliği nedeniyle d&uuml;şeyazdı. Sağlıklı ve gen&ccedil; bedeniyle &ccedil;ıkarken zorlandığı merdivenleri hastaların nasıl &ccedil;ıktığına hayret etti. Merdivenlerin bittiği yer olduk&ccedil;a k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir hole a&ccedil;ılıyordu. Bu holden kapıları ancak g&ouml;ğ&uuml;s mesafesine denk gelen beş odaya giriliyordu. Odalardan birine y&ouml;nelerek, kafasını &ccedil;arpmadan odaya girdi. Herh&acirc;lde bu kapılardan ge&ccedil;en &uuml;statlar her daim zinde, farkında ve uyanık olmalılar diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. Aksi halde odasına gelmek isteyen bir hekim 36 saatlik n&ouml;betin ardından yatağına ulaşabilmek i&ccedil;in bir hayli &ccedil;ileli bir yolculuk yaşayacaktı. Hafif&ccedil;e g&uuml;l&uuml;msedi kendi kendine ve uzun saatler s&uuml;ren mesailerini d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. Bu mesleğin doğası gereği hep din&ccedil; ve farkında olmak gerekti. Hataya yer yoktu bu meslekte. İnsanlar hayatlarını emanet ederlerdi ve Leila gibi diğer hekimler de her ne olursa olsun işlerini en iyi yapmak i&ccedil;in savaşırlardı. Kafa dağınıklığı, ailevi problemler, g&ouml;n&uuml;l meseleleri, şifa dağıtılan kapının ardında kalmalıydı. Başkalarına şifa dağıtmak i&ccedil;in adanmış &ouml;m&uuml;rler 800 yıl &ouml;nce de bug&uuml;n de hep insanlığın daha iyi olması i&ccedil;in savaşmaktaydılar.</p>
<p>Odalar aşağıdaki hasta odalarına nazaran biraz daha b&uuml;y&uuml;kt&uuml; ancak yine herhangi bir işleme yoktu. Sade ve dingindi. K&ouml;şede bir yatak ve yanında ebruli bir kilimin &uuml;zerinde bir rahle ve kandil yer alıyordu. Temsili d&uuml;zenlenmiş odanın bir hekim odası olduğunu anladığında aklına tuhaf merdiven geldi. Hastaların nasıl &ccedil;ıktığına hayret ettiği o basamaklar belki de hastalar &ccedil;ıkmasın diye yapılmıştı. Hekimin sağlığı ve g&uuml;venliği i&ccedil;in d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lm&uuml;ş detay, ustaca bir mimariyle sunulmuştu. Bu durum Leila&rsquo;yı etkilemişti. Aklına &uuml;niversite yıllarında beraber sık&ccedil;a vakit ge&ccedil;irdiği, fak&uuml;ltenin en g&uuml;zel kızı olduğuna b&uuml;t&uuml;n herkesin hem fikir olduğu Lilit gelmişti. Lilit iki sene &ouml;nce hayatını kurtardığı bir kadının kocası tarafından bı&ccedil;aklanmıştı. Acil servise doğum sancısıyla gelen kadının kocası, b&uuml;t&uuml;n hastaneye dehşeti yaşatmış ve d&uuml;nyalar g&uuml;zeli Lilit&rsquo;i arkadaşlarından ve ailesinden koparmıştı. Keşke Lilit&rsquo;i koruyabilseydi. Lilit tek bir &ouml;rnek değildi&hellip; Zaten kendisi de sıklıkla tedavisini yaptığı &ccedil;ocukların aileleri tarafından tehdit ve zorbalığa maruz kalmıyor muydu?</p>
<p>D&uuml;ş&uuml;nceleriyle verdiği hararetli tartışmayı alt kattan gelen bir ses b&ouml;lm&uuml;şt&uuml;. Leila duyduğu sesin tesiriyle merdivenlere y&ouml;neldi. &Ccedil;ıkarken zorlandığı merdivenleri telaşla indi. Ses kapının karşısındaki eyvandan geliyordu. Kapıda duran yaşlı adam eyvanın farklı k&ouml;şelerine hareket ederek melodik ve şiirsel bir şeyler s&ouml;yl&uuml;yordu. Adam hareket ettik&ccedil;e sesin verdiği tını ve his değişiyordu. Kimi zaman pes kimi zaman tiz oluyordu. Leila bu detayı kitapta g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;. Hastaların şifası i&ccedil;in Kuran&rsquo;dan ayetler okunuyordu. Eyvanın duvarlarında yer alan motifler ise sesi farklı frekanslara &ccedil;eviriyor ve bu frekanslar da odalarda yatan hastalar i&ccedil;in şifa oluyordu. Ancak Leila bu sesin bu denli t&uuml;yleri diken diken eden bir etkiye sahip olduğunu elbette okuyunca hissedememişti. Anlamadığı, bilmediği daha &ouml;nce hi&ccedil; duymadığı bu şeyin nasıl olup kendisini tesiri altına aldığını anlayamadı. Eyvanın basamaklarının birine oturup g&ouml;zlerini kapatarak kendisini o sese bıraktı. G&ouml;zlerinden ellerine d&uuml;şen minik damlaları silmeden yaşlı adamla hi&ccedil; konuşmadan yaptıkları sohbete bıraktı kendini&hellip;</p>
<p>Yaşlı adama kapıdan ge&ccedil;erken soramadığı her şeyin cevabını almıştı aslında. Aynı dili konuşamadıklarını sanmıştı. Aslında tam olarak aynı dili konuşuyorlardı. Aynı taşlarda parmak izleri vardı ikisinin de. Tıpkı 800 yıl &ouml;nceki &uuml;statları gibi&hellip;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Aşkın Vicdan Hikayesi</title>
<link>https://edebiyatblog.com/askin-vicdan-hikayesi-1744</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/askin-vicdan-hikayesi-1744</guid>
<description><![CDATA[ Sana benzedim… ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/02/image_750x500_621229df2b9e0.jpg" length="33957" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 20 Feb 2022 14:47:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nazım Köyce</dc:creator>
<media:keywords>aşk, vicdan, hikaye</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Her insan kendine benzeyeni sever, en &ccedil;ok. Belki de sana benzemediğim i&ccedil;in sevmedin beni, kim bilir. Ben de sana benzemek istedim sonra. </span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sosyal medyada bir kızla tanıştım. &Ouml;nce o mesaj attı, &ldquo;Şiirleriniz &ccedil;ok g&uuml;zel, ilgiyle takip ediyorum.&rdquo; diye yazdı. Teşekk&uuml;r ettim ve b&ouml;ylece başladık bir aşk ser&uuml;venine, tabii ona g&ouml;re aşk. </span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sizli bizli konuşmalar, senli benliye d&ouml;nd&uuml;. Telefonlarımızı verdik birbirimize. Geyik muhabbetleri gırla, kakara kikiri, mesajlarda, g&uuml;l&uuml;c&uuml;k emojileri, &ccedil;i&ccedil;ek b&ouml;cek emojileri, kalp emojileri, &ouml;p&uuml;c&uuml;k emojileri havada u&ccedil;uşmaya başladı. Kız halinden &ccedil;ok memnundu. Sonra &ldquo;Seni seviyorum.&rdquo; dedi. &ldquo;Ben de seni seviyorum.&rdquo; dedim. Seni &ouml;zl&uuml;yorum, ben de&hellip; Sensiz yapamam, ben de&hellip; Sen benim her şeyimsin, sen de benim&hellip; Hayatıma renk kattın, <span class="Apple-converted-space">&nbsp; </span>sen de benim hayatıma&hellip; </span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Aslında zerre kadar sevgi yoktu i&ccedil;imde. Senin bana yaptığın gibi yapıyordum işte, sen oluyordum,<span class="Apple-converted-space">&nbsp; </span>sana benziyordum.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&Ouml;nce umut vererek sevdiğime inandırıp sonra da ayrılacaktım hi&ccedil;bir şey yokmuş gibi. Kendimden tiksinti duydum bir an. Sen de duyuyor musun bilmiyorum? Her neyse. Yaptığımın &ccedil;irkin bir şey olduğunun farkındaydım.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İyice inandırmıştım onu sevdiğime. Buluşmalarımız oldu, kahve fasılları, muhabbetler, &ouml;p&uuml;şmeler, k&uuml;smeler, barışmalar, tripler, adam gibi sevgili olmuştuk, sırılsıklam aşıktık&hellip; O aşıktı.&nbsp;</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sevgisinin nirvanaya ulaştığı zamanlardı ve artık soğumuş gibi davranmaya başladım. Kurbanımın &uuml;z&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n farkındaydım. Umursamadım, umursamıyormuş gibi yapıyordum, aslında umursuyordum, &uuml;z&uuml;l&uuml;yordum perişan olmuş h&acirc;line. G&ouml;r&uuml;ld&uuml; yazdığı halde mesajlarına cevap vermez oldum. Sinirleniyordu; &ldquo;Neyin var senin Allah&rsquo;ın belası! Hani &ccedil;ok seviyordun şerefsiz!&rdquo; diye k&uuml;f&uuml;rl&uuml; mesajlar atıyordu. </span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir hafta falan g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m h&acirc;lde mesaj atmadım. Sonra bir arkadaşının facebooktaki paylaşımında, onun hastanede olduğunu &ouml;ğrendim. Arkadaşlarına durumunun &ccedil;ok ciddi olduğunu ve dua etmelerini istiyordu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">O an vicdanım silahı &ccedil;ekip kafama dayadı ve ateş etti. &lsquo;&Ouml;lmelisin sen pislik adam&rsquo; dedi. &lsquo;Haklısın&rsquo; dedim. &Ouml;fkeli bir katilin kurbanının boğazını sıkar gibi sıkıyordu sanki boğazımı. Nefes alamıyordum. Telaşla hastaneye koştum. Ve yine beni g&uuml;l&uuml;mseyerek karşıladı. Seven insanlar b&ouml;yledir işte, ağzına da s*&ccedil;san g&uuml;lerek karşılıyor. Şimdi sen gelsen ben de seni b&ouml;yle karşılardım. Uzaktan bakınca aptallık gibi g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor ama n&rsquo;apsın, seviyordu ve ayrılmak istemiyordu.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kendimden iğrendim o g&uuml;n hastanede. Meğer sen ne kadar o*ospu &ccedil;ocuğuymuşsun. Ne kadar adi ve şerefsiz bir kişiliğin varmış. Sana benzemekten utandım, tiksinti duydum.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sonra ne mi oldu o kadına? Bir m&uuml;ddet sonra kendisi ayrıldı. Bir m&uuml;ddet dediğim iki yıl. Sinsice yaptım bu işi, planlı programlı, &uuml;zmeden, sezdirmeden, incitmeden, ayırdım onu kendimden. Senin gibi seviyormuş gibi g&ouml;r&uuml;n&uuml;p umut verdikten sonra pat diye ayrılmadım. Bir hayatın anasını ağlatmadım, bir kalbi par&ccedil;alayıp yol kenarına atmadım yani.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ateş yaktık&ccedil;a soğurmuş, soğumuşsundur umarım. Neyse boş ver. Olacağı varmış, kadermiş, nasipmiş, kısmetmiş, hayırlısıymış, falan filan işte!</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p2"><span class="s1"></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Nazım K&ouml;yce</span></p>
<p class="p2"></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zihnimdeki Sinekler</title>
<link>https://edebiyatblog.com/kimsesizlik</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/kimsesizlik</guid>
<description><![CDATA[ kimsesizlik ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/01/image_750x500_61e863b01c6cc.jpg" length="124342" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 19 Jan 2022 21:40:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>Deyi</dc:creator>
<media:keywords>kimsesizlik</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Biriktirdiğim t&uuml;m &ouml;fkeyle doğrulurken kaburgamdan gelen &ccedil;atırtıları duymazdan geldim. Bu zevkten arındırılmış d&ouml;rt duvar arasında, g&ouml;z&uuml;m&uuml; sineklerin u&ccedil;uşunu izlemek gibi işlere yorabilirdim, fakat burada sineklerin u&ccedil;masına dahi izin verilmiyor. G&uuml;l&uuml;msedim. Karmaşanın ortasına &ccedil;&ouml;km&uuml;şt&uuml;m. Ellerimi &uuml;ş&uuml;ten zinciri, sanki gece boyu kırmayı denememişim gibi bir kez daha yerlere &ccedil;arptım. Zincirin her halkasının teker teker dalgalanışı, odanın diğer ucundaki pencere pervazında son buldu. İnce ışık h&uuml;zmelerinin zorla misafir olduğu bu pencere ile aramda, sık &ouml;r&uuml;lm&uuml;ş demir korkuluklar vardı.Pencereyi aralayıp odama bir s&uuml;r&uuml; kelebek dolup taşsın istedim. Kanatlarındaki renklere sığınmak, kolaya ka&ccedil;mak olur muydu ki? Tam orada, &ouml;n&uuml;mdeydi. Tanrım, sanki i&ccedil;eri girmek isteyecek kelebek varmış gibi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hayaller Limanı Bölüm &#45; 1</title>
<link>https://edebiyatblog.com/hayaller-limani-bolum-1</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/hayaller-limani-bolum-1</guid>
<description><![CDATA[ Selam) Umarım bölümü seversiniz. Ben çok severek, hissederek yazdım. Bence siz de okumalısınız???? her kitap bir şansı hak eder değil mi güzel insan? ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2021/09/image_750x500_6148d104064a1.jpg" length="48583" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 20 Sep 2021 22:24:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>Nezrin</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>"Bitti" dedi Ayla &ccedil;izdiği resmine bakarken. Aylanın yanına gidip yapmış olduğu resmine baktım. "Vay be, d&ouml;kt&uuml;rm&uuml;şs&uuml;n yine kızım." Ayla resmini eline alıp ayağa kalktı. &Ccedil;ok g&uuml;zel bir kız &ccedil;izmişti. "Ya A&ccedil;elya, evet biliyorum g&uuml;zel yeteneğim var ama ya o istediğim kursu kazanamazsam? Benim i&ccedil;in oraya kabul olunmak, o sınavı ge&ccedil;mek geleceğim i&ccedil;in baya yardımcı olacaktır." &Ccedil;izdiği resmi onlarca &ccedil;izdiği resimlerinin &uuml;zerine koydu. "Sa&ccedil;malama Ayla. Senin &ccedil;ok g&uuml;zel yeteneğin var. Bence ileride &ccedil;ok &uuml;nl&uuml; bir ressam olacaksın." Ayla yanıma gelip bana sarıldı. Ben de ona sarıldım. "Hadi gel aşağıya inelim. Annem g&uuml;zel yemekler yapmıştır şimdi." Ayla elimden tutup beni odadan &ccedil;ıkarttı. Mutfaka doğru gidiyorduk. Sevil teyze bizi g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; gibi "Gelin bakalım g&uuml;zeller, yemek hazır. A&ccedil;ıkmışsınızdır." Masaya doğru ge&ccedil;tiğimizde "Sevil teyze, ne gerek vardı? Zahmet etmişsin" dedim. Sevil teyze kendisine masaya ge&ccedil;tiğinde "yok kuzum. Afiyet olsun, ne zahmeti? Hadi yiyin bakalım."&nbsp;</p>
<p>Ayla Işık. Ayla benden bir yaş b&uuml;y&uuml;k, canım arkadaşımdır. &Ccedil;ok g&uuml;zel siyah boncuk, boncuk g&ouml;zleri ve siyah sa&ccedil;ları var. El yeteneğini &ccedil;ok seviyorum. O kadar g&uuml;zel resimler &ccedil;iziyor ki, ondan tam bir ressam &ccedil;ıkardı, ki &ccedil;ıkacaktı zaten. Hayali en b&uuml;y&uuml;k ressam veya dizayner olmaktı. Onun i&ccedil;in kurşun atar, kurşun yerim olayına ge&ccedil;tin A&ccedil;elyacım. Bu da benim hep konuşan ama &ccedil;ok zamanda boş konuşan i&ccedil; sesim. Artık o kadar &ccedil;ok konuşuyor ki kendisine isim bile taktım. İsmi Ece. Kendimi de tanıtayım. A&ccedil;elya Aktaş ben. 18 yaşındayım. Benim de en b&uuml;y&uuml;k hayalim dizayner ve yazar olmak.&nbsp;</p>
<p>Ayla benim &ccedil;ocukluğumdan mahalle arkadaşım. Hatta aynı &uuml;niversitede okuyoruz. İkimizde dizaynerlik istediğimiz i&ccedil;in aynı &uuml;niversiteyi yazmıştık. Ama benim ilk yılım, Aylanın ise &uuml;&ccedil; hafta sonra ikinci yılı olacaktı.&nbsp;</p>
<p>"Ah, ne yapıyorsun Ayla ya?" Ayla bana attığı yastığı tekrardan ona attım. "Oha A&ccedil;elya kafama attın, neyse ya boşver ne s&ouml;yleyeceğim hadi ya &ccedil;ıkalım dışarı dolaşırız biraz." Ayağa kalktığında beni odasına g&ouml;t&uuml;rmek i&ccedil;in elini uzattı. "Nereye gidiyoruz?" Odaya geldiğimizde Ayla kiyafetlerinin olduğu dolabı a&ccedil;tı. Kendisine bir şeyler se&ccedil;iyordu. "Ne bileyim, &ccedil;ıkalım d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r&uuml;z işte." Dolabından ona &ccedil;ok yakışan soft şeyler se&ccedil;ip giyinmişti. Ben zaten hazırdım. &Uuml;zerimdeki kahve renkli tiş&ouml;rt sa&ccedil;larımın rengiyle uyum sağlıyordu. "Sa&ccedil;larına bayılıyorum A&ccedil;elya. Bir keresinde bence sana b&ouml;yle kısa sa&ccedil; &ccedil;ok yakışıyor. Rengi bilmiyorum ama o da &ccedil;ok hoşuma gidiyor." Yanıma gelip aynaya bakıp daha sonrasında sarılmıştı. Kahverengi ve d&uuml;z sa&ccedil;larımı &ccedil;ok seviyor. "Bence o senin g&uuml;zelliğin. Sa&ccedil;lara bak ayrıca up uzun. Sana da b&ouml;yle yakışıyor." İkimizde g&uuml;lerek odadan &ccedil;ıktık. Sevil teyzeye haber ettikten sonra evden &ccedil;ıkmıştık.</p>
<p>1 saatdir neredeyse y&uuml;r&uuml;yorduk ve konuşuyorduk. "A&ccedil;elya hadi şurada oturalım, yoruldum." Başımı tamam anlamında salladım. "Burada voleybol oynuyorlar ama top bize gelmesin?" Ayla telefonuna bakarken bana da cevap veriyordu. "Boşver, onlar dikkatli oynasınlar bir zahmet." Ben de telefonumu &ccedil;ıkarttıktan sonra başımı Ayla'nın omzuna koydum.&nbsp;</p>
<p>Oha, yavaş ya biraz. G&ouml;rm&uuml;yor musunuz insan oturuyor burada?" Voleybol topu kafama &ccedil;arpmıştı. Sinirle ayağa kalkmıştık. Yanımıza iki &ccedil;ocuk geldi. Birisi gidip topu g&ouml;t&uuml;rd&uuml;. Digeride "Kusura bakmayın. Birşey olmadı değil mi? İyisinizdir umarım?" &Ccedil;ocuk yakışıklı birisiydi. Tipinden belli ama qıcıkdı. Qıcık mı? A&ccedil;elya, sa&ccedil;malama istersen? &Ccedil;ocuk taş değil daş. Ay ne diyorsun Ece ya? Sus bir. "İyiyimde yani biraz dikkatli olursanız g&uuml;zel olur." Ayla karşımdakı &ccedil;ocuğun g&ouml;rmeyeceği şekilde koluma vurdu. Yani diyor ki sakin ol A&ccedil;elyacım. "Tamam dikkat ederiz. Başka bir sorun yoksa oyuna d&ouml;neceğim." Topu g&ouml;t&uuml;ren &ccedil;ocuk "Yiğit hallettiysen gel." İsmi Yiğitmiş demek ki. Ay Vallaha zaten Yiğite benziyor. İ&ccedil; ses bir kez daha b&ouml;yle sinirlerimi bozarsan psikoloğa gideceğim artık. Ay tamam susdum. Yiğit arkasını d&ouml;n&uuml;p gittiğinde bizde oradan yavaş yavaş gidiyorduk. "A&ccedil;elya bence biz buraya hep gelelim." G&uuml;l&uuml;p Aylaya baktım. "Niye kuzucum? Oradakı topu g&ouml;t&uuml;ren &ccedil;ocuğu mu beyendin?" Şakasına s&ouml;ylemiştim ki bir an Ayla'nın sustuğunu fark ettim. "Ciddi olamazsın değil mi Ayla?" Ayla y&uuml;z&uuml;me bakıp "Ay ne var A&ccedil;i? Sadece işte b&ouml;yle biraz yakışıklı, biraz yakışıklı ve biraz yakışıklı birisi gibi." Ayla bana bazen A&ccedil;i derdi. İsmim &ccedil;ok uzumuş diye. "Farkında mısın bilmiyorum ama c&uuml;mlende &uuml;&ccedil; defa o şahsın yakışıklı olduğunu belirttin." Ayla g&uuml;l&uuml;p koluma girdi. "Neyse ya boşver. Hadi sizin eve vardık zaten. Sen gir eve konuşuruz sonra." Ayla &ouml;pt&uuml;kten sonra i&ccedil;eri eve ge&ccedil;tim. Nedense aklım şu Yiğit denen &ccedil;ocukta kalmıştı. Tamam yakışıklı ola bilirdi.. neyse daha fazla d&uuml;ş&uuml;nmeyeyim. Annemin yanına gidip "Annecim ben geldim. Ne yapıyorsun?" Annem elinde bir şeyler yapıyordu. "Hoşgeldin kızım. 2 g&uuml;n &ouml;ncesinde yeni komşu taşınmış. D&uuml;n markete giderken karşılaştık. Tanış olmak istiyormuş evine &ccedil;ağırdı. Ben de eli boş gitmeyeyim diye kurabiye yapıyorum." Ne ara yeni komşu taşınmıştı ki? Hi&ccedil; haberim yoktu. "Hee, tamam anne. Kolay gelsin sana ben odamdayım. Yardım lazım olursa &ccedil;ağırırsın." Elime suyumu alıp odama doğru ge&ccedil;tim.&nbsp;</p>
<p>...</p>
<p></p>
<p></p>
<p>.&nbsp;</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>