<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; : Texting</title>
<link>https://edebiyatblog.com/rss/category/texting</link>
<description>EdebiyatBlog &#45; Online Blog Makale Kurgu Yaz Oku &#45; : Texting</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>© 2025 | EdebiyatBlog® | Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>His</title>
<link>https://edebiyatblog.com/his</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/his</guid>
<description><![CDATA[ Herkes nereye gidiyor? Bu telaş ne için? Kalabalıklar halinde bir yetişme çabası... ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202511/image_870x580_69204c16cfa91.jpg" length="37648" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 28 Sep 2022 01:20:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Juzzehra</dc:creator>
<media:keywords>His, sahil, dinginlik, düşünce</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sahilde insan akışını izliyorum. Herkes nereye gidiyor? Bu telaş ne için? Kalabalıklar halinde bir yetişme çabası... Vapurların birisi gidiyor, birisi geliyor. Herkes gergin, huzursuz. Bu gerginliğin arasında kuşlar uçuşuyor etrafta. Onlar da telaşlı görünüyor gerçi. Acaba insanoğlunun bu hızına mı uyum sağlamaya çalışıyorlar? </p>
<p>Yürüyorum kalabalığın arasından. Kimisi omuzuma çarpıyor, kimisi çantama. Dalgınlıkla yürüyorum denize doğru. Hani dünya durmuş da sadece senin kulaklığındaki müzik oynuyormuş gibi hissedersin ya. Tam o anın içinde kayboldum... Kulaklıkta 'Madrigal- Ne Zamandır Sendeyim'. Arada bir gözlerimi kapatıp kendimi bu dünyadan soyutlanmış gibi hissediyorum. Gözlerimi tekrar açtığımda yine aynı kargaşa... Omzuma dokunan bir çift elle kendime geldim bir anlık. Üzerimdeki beyaz ceketim çamura batmış, fark etmemişim bile. Bir teyze kibar bir tonda uyarıp gitti. Önceden olsa en sevdiğim üstüm bu diyerek alel acele silmeye çalışırdım paçalarını. Ama öylece baktım gömleğin uçlarına ve orada kurumalarına izin verdim çamur parçalarının. Şu an hissettiğim kadar siyah değildi en azından. Geçerdi.</p>
<p>Psikoloğuma o kadar ağladım ki, gözlerim hala yanıyordu. 'Karanlık bir kuyuya itilmişsin, o kuyu o kadar karanlık ki, aynadaki yansımanı bile göremiyorsun. Güzelliğinin ve kendinin farkında değilsin.' Bu cümlesi yankılanıyor kulaklarımda. Haklıydı. Kendimi o kör kuyuda bir kurtarıcıyı beklerken yaşlandırıyorum. Gönderilen her dikenli halatı bir kurtarıcı bilip, ellerimi kesme pahasına asılıyorum ve her asılmanın sonunda, kopan o halatla birlikte aşağıda buluyorum kendimi tekrar ve tekrar.</p>
<p>'Bir kurtarıcı beklemek yerine, o kuyudan kurtulmak için basamaklar inşa etmen gerekiyor kendine. Gerekirse tırnaklarınla kazıyacaksın, ellerini yaralayacaksın ama bunu başarman gerekiyor.'</p>
<p>Sahiden, neyi bekliyordum? Kimi bekliyordum? Ailem tarafından bile dışlanıyorum. Yalnızlaştırılıyorum. Kendimden başka kimim var ki? O basamakları birer birer inşa etmem gerektiğini tekrar ediyorum kendi kendime. Kalkıp yürümeye başlıyorum usulca sahilde. Rüzgarın yüzümü okşamasına izin veriyorum. Geçecek biliyorum, zor da olsa bir gün bu boşluk hissinin yerini, güzel duygularla dolduracağım...</p>
<p><img src="https://edebiyatblog.com/uploads/images/202209/image_750x_633376c7bbeed.jpg" alt="" width="723" height="482"></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir Gelincik Hikayesi...</title>
<link>https://edebiyatblog.com/bir-gelincik-hikayesi</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/bir-gelincik-hikayesi</guid>
<description><![CDATA[ Sevdiklerimiz hakkında ne pahasına olursa olsun kendilerini dinlemeden hüküm vermemeliyiz. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/07/image_750x500_62c1a82d35453.jpg" length="59272" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 06 Aug 2022 15:33:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Rüya gibi</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Bir zamanlar k&ouml;y&uuml;n birinde g&ouml;rkemli bir d&uuml;ğ&uuml;n yapılmış. Yakışıklı mı yakışıklı bir delikanlı ile d&uuml;nyalar g&uuml;zeli bir gen&ccedil; kız evlenmişler. D&uuml;ğ&uuml;nleri dillere destan olmuş. Herkes onların d&uuml;ğ&uuml;nlerini konuşuyorlarmış.</strong></em></p>
<p></p>
<p><em><strong>D&uuml;ğ&uuml;n yapıldıktan sonra herkes kendi işinde g&uuml;c&uuml;nde &ccedil;alışmaya başlamış. Yeni evli &ccedil;ift de ge&ccedil;imini sağlamak amacıyla k&ouml;ydeki evlerinden uzakta olan babalarından kendilerine d&uuml;ğ&uuml;n hediyesi olarak verilen tarlayı ekerek ge&ccedil;inme &ccedil;abası i&ccedil;ine girmişler.</strong></em></p>
<p></p>
<p><em><strong>Evin erkeği her g&uuml;n erkenden tarlaya gidiyormuş. &Ouml;ğleyin yemeğini karısının azığına koyduğu m&uuml;tevazı yiyecekler ile idare ediyormuş. Gen&ccedil; evliler hayatlarını bu şekilde kazanmaya &ccedil;alışıyorlarmış. Erkek her sabah erkenden tarlaya gittiği i&ccedil;in hanımın canı sıkılıyormuş. Ev işlerinden arta kalan zamanını komşuları ile ge&ccedil;iriyormuş.</strong></em></p>
<p></p>
<p><em><strong>Aradan yıllar ge&ccedil;miş, &ccedil;ocukları olmuyormuş. &Ccedil;eşitli tedavi yolları denemişler gitmedikleri doktor kalmamış, yine de &ccedil;ocukları olmamış. &Ccedil;ocuklarının olmamasına her ikisi de &ccedil;ok &uuml;z&uuml;l&uuml;yorlarmış. Komşuları da kadına acıyarak baktıkları i&ccedil;in kadın bir kat daha fazla &uuml;z&uuml;l&uuml;yormuş. Adam ge&ccedil;en bu yıllar boyunca her sabah tarlaya gitmek zorunda kalıyormuş. Adam tarlaya gittiğinde hanımının evde canı &ccedil;ok sıkılmaya başlamış. Artık evde yalnız kalamıyormuş. Adamcağız iki arada bir derede kalmış. Tarlaya gidip &ccedil;alışmak zorunda imiş. Tarlaya gittiğinde ise hanımı evde sıkılıyormuş. Aklı daima evde kalıyormuş. Tarlada &ccedil;alışmasından da bir t&uuml;rl&uuml; verim alamamaya başlamış. Adam bu işin b&ouml;yle gidemeyeceğini anlıyormuş fakat bir t&uuml;rl&uuml; &ccedil;&ouml;z&uuml;m bulamıyormuş.</strong></em></p>
<p><em><strong>Bir g&uuml;n tarlada &ccedil;alışken bir gelincik yavrusu bulmuş. Hemen aklına bunu eve g&ouml;t&uuml;r&uuml;r ve karısına sevdirebilirse kendisinin tarlada olduğu zamanlarda karısının da gelincik yavrusu ile oyalanacağını d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;ş. Gelincik yavrusunu alarak akşam eve gelmiş. Karısına &ldquo;bak sana bug&uuml;n ne hediye getirdim. Bunu &ccedil;ok seveceksin&rdquo; diyerek gelincik yavrusunu karısına vermiş. Karısı gelincik yavrusunu g&ouml;r&uuml;nce &ccedil;ok sevmiş. Onu hemen eline almış bir &ccedil;ocuk gibi &ouml;perek g&ouml;ğs&uuml;ne yaslamış. Hemen komşularına giderek gelincik yavrusunun ne ile beslendiğini &ouml;ğrenmiş ve akşamdan onu kendi elleriyle beslemiş. O gece kadıncağız bir başka rahat uyumuş. Gelincik yavrusuna bir şey oldumu diyerek sık sık uyanmış fakat bundan &ccedil;ok memnunmuş. Ertesi sabah mutluluğuna diyecek yokmuş. Kocasını bir başka mutluluk i&ccedil;inde tarlaya uğurlamış. Hanımın mutlu olduğunu g&ouml;ren koca ise artık g&ouml;z&uuml; arkada kalmadan tarlaya gitmiş. Tarlada &ccedil;alışırken bir daha evi ve hanımını d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yormuş. İşlerine daha &ccedil;ok zaman ayırıyormuş.</strong></em></p>
<p></p>
<p><em><strong>Aradan yıllar ge&ccedil;miş, gelincik yavrusu b&uuml;y&uuml;m&uuml;ş. Artık yetişkin bir gelincik olmuş. Evde herkes mutlu imiş. Kadın her sabah kocasını uğurladıktan sonra gelinciğe bakıyormuş. Onun yiyeceklerini hazırlıyormuş. Zaman zaman da gelincik ile konuşuyormuş.</strong></em></p>
<p></p>
<p><em><strong>G&uuml;nler b&ouml;yle ge&ccedil;ip giderken ailenin bir &ccedil;ocuğu d&uuml;nyaya gelmiş. Artık kadın kendilerinden başka iki cana bakmak zorundaymış. Gelinciğe eskisinden daha fazla sevgi g&ouml;stermeye &ouml;zen g&ouml;sterirken kendi &ccedil;ocuğuna da t&uuml;m sevgisini veriyormuş. Eski zamanların geride kaldığını d&uuml;ş&uuml;nerek şimdi canının sıkılmasını bırakın zamanı yetmiyormuş. Akşam eve gelen kocasıyla bile ilgilenemiyormuş. Kocası bazen kendisine takılarak &ldquo;benimle hi&ccedil; ilgilenmiyorsun, benim pabucumu dama atıldı&rdquo; diyormuş.</strong></em></p>
<p></p>
<p><em><strong>G&uuml;nler b&ouml;yle ge&ccedil;ip giderken komşuları kadının evine gelip &ldquo;bu gelinciği artık kovalamalısın. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; gelincik kıskan&ccedil; hayvandır senin sevginin b&ouml;l&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; yani &ccedil;ocuğunu sevdiğini g&ouml;r&uuml;nce kıskanarak &ccedil;ocuğuna zarar verebilir&rdquo; demeye başlamışlar. Aynı şekilde kocası da &ldquo;artık bu hayvanı g&ouml;nderelim bak &ccedil;ocuğumuz da var artık canın sıkılmaz. Gelincik &ccedil;ocuğumuza zarar verebilir&rdquo; diyerek gelinciğin gitmesini istiyormuş. Fakat kadın &ldquo;hayır ben bu gelinciği bir yere g&ouml;nderemem benim en sıkıntılı g&uuml;nlerimde o bana yar ve yarenlik yaptı&rdquo; diyerek gelinciği g&ouml;ndermiyormuş.</strong></em></p>
<p></p>
<p><em><strong>Komşulardan ve kocasından gelen t&uuml;m baskılara rağmen kadın gelinciği g&ouml;ndermiyormuş. Hatta onu daha sevmeye başlamış.</strong></em></p>
<p><em><strong>G&uuml;nlerden bir g&uuml;n, kadın kocasını tarlaya yolcu ettikten sonra evin eşiğinde otururken komşuları gelmiş ve onlarla konuşmaya dalmış. Bu konuşma sırasında bebek beşiğinde uyuyormuş. Gelincikte evin i&ccedil;inde bebeğin yanında uyuyormuş. Dış kapı eşiğinde konuşurken evin i&ccedil;inden bir g&uuml;r&uuml;lt&uuml;n&uuml;n geldiğini duymuşlar. Komşuları, kadına &ldquo;bak biz sana dememiş miydik, gelincik &ccedil;ocuğa zarar verdi, onu &ouml;ld&uuml;rd&uuml;&rdquo; diyerek kadını heyecanlandırmışlar. Bir hışımla kadın yerinden kalkmış ve odanın kapısını a&ccedil;mış. Bir de ne g&ouml;rs&uuml;n gelinciğin ağzı kanlar i&ccedil;inde a&ccedil;ılan kapıdan dışarıya doğru ka&ccedil;ıyormuş. Bunu g&ouml;ren kadın beyninden vurulmuşa d&ouml;nm&uuml;ş. Hemen eline aldığı bir sopa ile gelinciğe vurmaya başlamış. &Ouml;yle bir vurmuş ki dakikalarca s&uuml;rm&uuml;ş. Artık gelincik orada hayatını kaybetmiş, fakat kadın hırsını hala alamamış. Bir zaman sonra &ccedil;ocuğu aklına gelmiş. Elindeki sopayı fırlatıp, koşarak eve girmiş ve &ccedil;ocuğunun yattığı beşiğin yanına varmış. Birde ne g&ouml;rs&uuml;n ki; Beşiğin &uuml;zerinde kocaman bir yılan fakat yılanın başı yok. Yılan &ouml;lm&uuml;ş. Gelincik yılandan &ccedil;ocuğu kurtarmış. Kapı a&ccedil;ıldığında da yılanın başı ağzında ve her tarafı kanlar i&ccedil;indeymiş. Kadın yavrusunu kurtaran ve uzun zamandır hayat arkadaşı olan gelinciği kendi elleri ile &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;ne &ccedil;ok &uuml;z&uuml;lm&uuml;ş. G&uuml;nlerce kendine gelememiş ve s&uuml;rekli ağlamış.</strong></em></p>
<p><em><strong><span style="text-decoration: underline;">Alıntı</span>.</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Vişne Zamanı</title>
<link>https://edebiyatblog.com/visne-zamani</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/visne-zamani</guid>
<description><![CDATA[ Deneme ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/07/image_750x500_62c8a9836214a.jpg" length="48021" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 09 Jul 2022 01:03:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>EzoSayn2</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Bu parş&ouml;mende &ccedil;&uuml;r&uuml;m&uuml;ş vişne lekeleri var. Eller, g&ouml;zyaşları ama en &ccedil;ok &ccedil;&uuml;r&uuml;k vişne. Gizlemek i&ccedil;in &ccedil;ok &ccedil;aba sarf ettiğim en sonunda &ouml;yle bir yere gizlediğim i&ccedil;in yerini bulamadığım vişneler. Bekleyen her şey &ccedil;&uuml;r&uuml;r lakin hi&ccedil;bir &ccedil;&uuml;r&uuml;mseme lekeleriyle yeniden bir hayat inşa edemez. M&uuml;rekkebini takas pazarında mezata &ccedil;ıkarmasını istiyorum kalemimin. İ&ccedil;i boşalan bir şeyi yeniden doldurmak ve yeniden yeniden yazmak. Yazmanın insana verdiği haz &uuml;zerine d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;m bir zaman diliminde aralayıp penceremi hayasızca bağırıyorum sokak k&ouml;peklerine. En &ccedil;ok kediler g&uuml;l&uuml;yor halime yine de.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kedilerin belirli bir &ouml;rg&uuml;te mensup olduklarına neredeyse emin olduğumdan asla bulaşmam akıllı halimle. Bu y&uuml;zden hızlıdan pencereden geri sokuyorum g&ouml;vdemi iki g&ouml;ze sahip olan evime. Şerhim var &ouml;l&uuml;lerin bize dar ettiği yery&uuml;z&uuml;ne. Kapı zillerinin &uuml;st&uuml;ndeki isimler yalan. Bulamıyorum aradığım y&uuml;zleri, bulamıyorum dairelerin duvarlarına karışmış acılarını. Vişnelerden evvel &ccedil;&uuml;r&uuml;yen tek şey zaman</p>
<p style="font-weight: 400;">Herkes her şeyi biliyor. Susuyorlar. Herkes yutuveriyor kabul etmediğini. Oysa neydi insan</p>
<p style="font-weight: 400;">İki g&ouml;z odaya 50 yıl harcayan , yine de hi&ccedil;bir şey yokmuş&ccedil;asına ağzını sıkı sıkıya kapayan. Yanı başında &ouml;lse biri aman ha ben buradayken olmaz diyecek kadar &ccedil;ıkarlarına sarılan. Neydi insan? Kapı zillerine &ouml;lm&uuml;şlerini bırakıp kapı ardında kendini en donanımlı ş&ouml;valye sanan ? Antre boşluklarını bile andıramayacak yoksunluktaki yansımaları , ellerine bakacak cesareti g&ouml;steremeyen esaretleri kadar var olamayandan başka ne olabilir ki insan</p>
<p style="font-weight: 400;">D&uuml;ş&uuml;nmenin ardında bir ordu var. K&ouml;r&uuml; k&ouml;r&uuml;ne inan&ccedil;tan birazda cehaletten uzak. Cehalet demişken hakkını veren tanıdıklarım var. &Ouml;yle cesur &ouml;yle kabalar</p>
<p style="font-weight: 400;">Sığabildikleri bir tek d&uuml;nya var. Portakaldan &ouml;teye ge&ccedil;meyen ama renkten de pek haberdar sayılmazlar</p>
<p style="font-weight: 400;">Ziyadesiyle doymuş ama ruhları a&ccedil;lıktan saldıranlar</p>
<p style="font-weight: 400;"></p>
<p style="font-weight: 400;">C&uuml;mlenin anlamını yalnızca noktalamayı yanlış yere koymak bozmaz, yanlış yere attığım her adım bu paragraftaki her c&uuml;mleyi asıyor yalnızlıklarından. Parş&ouml;men renk değiştiriyorken, c&uuml;mlelerin i&ccedil;i boşalıp akıyor , birikecek hi&ccedil;bir derinlik bulamıyorken bir şarkı &ccedil;alıyor arka mahallede</p>
<p style="font-weight: 400;">Sanki annemin &ccedil;ekmecesinden &ccedil;ıkıp gelmiş bu s&ouml;zler , k&uuml;&ccedil;&uuml;kken o &ccedil;ekmeceyi hep merak eder hane boşalır boşalmaz kurcalamaya giderdim</p>
<p style="font-weight: 400;"></p>
<p style="font-weight: 400;">Tıkış tıkış bir &ccedil;ekmece i&ccedil;inde annemden , babamdan, kardeşlerimden ah kardeşlerim ki g&ouml;rmesinler i&ccedil;imin &ccedil;&uuml;r&uuml;yen vişnelerini.</p>
<p style="font-weight: 400;"></p>
<p style="font-weight: 400;">Minnettarım bu amansız &ccedil;ileye. Ne kadar yok saysanız da bu d&uuml;nya &uuml;zerindeki izlerimi, ne kadar erkekseniz başıma vururken elinizi, ne kadar yaralıysanız &ccedil;ocukluğunuzdan t&uuml;m bunları affınıza sığdıramadığınızdan her sabah bayram ayakkabısı gibi koyduğunuzdan yatağımın kenarına, mutluluk sayıyorum tek başıma topraktan yetişip k&ouml;ks&uuml;z bir fesleğenden olma hayatımı. Ne suyunuza ne saksınıza muhtacım.</p>
<p style="font-weight: 400;">&nbsp;Yalnızca &ccedil;orakta olsa toprağa.....</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yabancı</title>
<link>https://edebiyatblog.com/yabanci-3037</link>
<guid>https://edebiyatblog.com/yabanci-3037</guid>
<description><![CDATA[ Texting şeklinde kısa bir kitap.
Wattpad üzerinden de okuyup oylayabilirsiniz. ]]></description>
<enclosure url="https://edebiyatblog.com/uploads/images/2022/06/image_750x500_62bdc904c1c4c.jpg" length="25845" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 30 Jun 2022 19:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>from_misr</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>