Kadın İlişkide Eşitlik İstemez, Güç İster

Şubat 20, 2026 - 19:57
 0
Kadın İlişkide Eşitlik İstemez, Güç İster

Gerçek şu ki: Bir kadın, evde erkeği sürekli kontrol ediyorsa, ona alan tanımıyorsa, kendi doğrularını dayatıyorsa; sorun erkekte değil, kadının güç ihtiyacındadır. Ve bu ihtiyaç karşılandıkça doymayacaktır.

Bu yüzden mesele temizlik, düzen ya da detay değildir. Mesele, kadının eleştiriyi silah, erkeğin sabrını da sınırsız bir kaynak sanmasıdır.

Zamanla kadının eleştirisi sertleşir, saygısı azalır ve erkek artık saygı görmediği evin içinde kendini misafir gibi hissetmeye başlar.

-------------------------------------------

Günümüz ilişkilerinde sıkça “düzen”, “temizlik”, “incelik” ve “doğru davranış” kavramları üzerinden yürütülen tartışmaların önemli bir bölümü, sanıldığı gibi iyi niyetli değildir. Bu kavramlar çoğu zaman, kadının ilişkide üstünlük kurma, erkeği şekillendirme ve kontrol altında tutma aracı hâline gelmiştir. Sorun, evin temizliği ya da eşyaların yeri değildir; sorun, kimin standartlarının mutlak doğru kabul edildiğidir.

Birçok kadın, kendi alışkanlıklarını “olması gereken”, erkeğin alışkanlıklarını ise “yanlış” olarak etiketler. Bu etiketleme zamanla sistematik bir eleştiri mekanizmasına dönüşür. Erkek ne yaparsa yapsın eksik bulunur: Yanlış yere koymuştur, geç yapmıştır, yeterince iyi yapmamıştır, onun istediği gibi olmamıştır. Asıl problem de burada başlar; çünkü eleştiri artık davranışa değil, kişiliğe yönelmiştir.

Kadınlar çoğu zaman kendi hatalarını ya görmezden gelir ya da normalleştirir. Banyo duvarına yapışan saçlar, yere düşen makyaj kalıntıları, ıslak havlunun günlerce kapının arkasında asılı kalması; salonda bırakılan çantalar, koltuk üzerine atılan kıyafetler, mutfak tezgâhında bekleyen kahve bardakları, günlerce dökülmeyen sigara küllükleri ve ortalığa saçılmış eşyalar çoğu zaman sorun olarak görülmez. Bu davranışlar "özel alan" “yorgunluk”, “duygusallık” ya da “o anlık durum” gerekçeleriyle mazur sayılır.

Aynı tolerans erkeğe tanınmaz. Erkek benzer bir hata yaptığında bu durum geçici bir ihmal olarak değil, karakterinin bir yansıması gibi sunulur. 
Böylece aynı davranışlar iki farklı ölçütle değerlendirilir: Kadın için durum, erkek için kişilik.

Bu noktada kadın, farkında olarak ya da olmayarak ahlaki üstünlük pozisyonuna yerleşir. Kendini daha bilinçli, daha düzenli, daha doğru bilen taraf olarak konumlandırır. Erkek ise sürekli “öğretilen”, “uyarılan” ve “düzeltilen” tarafa itilir. Bu, eşitlik değil; açık bir hiyerarşidir.

Daha da önemlisi, bu davranışların büyük bölümü sevgi ya da düzen kaygısıyla değil, alışkanlık hâline gelmiş kontrol ihtiyacıyla yapılır. Kadın, ilişkinin ritmini belirleyen, kuralları koyan ve ihlalleri cezalandıran kişi olur. Erkeğin sessiz kalması ise bu düzeni pekiştirir. Çünkü susulan her eleştiri, bir sonrakine davetiye çıkarır.

Kadının burada en büyük yanılgısı şudur: Erkeğin tahammülünü zayıflık sanmak. 

Oysa çoğu erkek, ilişki zarar görmesin diye sesini çıkarmaz. Erkek sustukça kadın daha fazlasını ister. Daha çok kural, daha çok müdahale, daha çok kontrol. Çünkü kadın bu gücü, kendi gücü ile değil, erkeğin geri çekilmesiyle elde etmiştir. Ve elde edilen her güç, daha fazlasını talep eder.

Zamanla eleştiri sertleşir, saygı azalır ve erkek artık evin içinde kendini misafir gibi hissetmeye başlar.

Ve misafir erkek bir süre sonra, eşyaların yerini değiştiremez, fikir beyan edemez, karar veremez. Çünkü her hamlesi düzeltilmiştir. Ev artık onun yaşam alanı değil, kadının kurallarına uyması gereken bir mekândır. 

Varlığı tolere edilir ama şekli onaylanmaz.

Bir noktadan sonra kadın şunu fark etmez: Eleştirdiği ve baskıladığı adam artık eskisi gibi konuşmuyor, gülmüyor, paylaşmıyor. Çünkü sürekli yargılanan bir erkek, kendini kapatır. Kadın bunu “ilgisizlik” sanır ama gerçekte bu, yavaş yavaş kopuştur.

Bir ilişkinin sağlıklı olması için kadının da şu gerçekle yüzleşmesi gerekir: Kendi doğruları evrensel değildir. Kendi düzen anlayışı mutlak değildir. Kendi hassasiyetleri, karşı tarafın kişiliğini bastırma hakkı vermez. Sürekli eleştiren, memnun olmayan ve her şeyi kendi kontrolünde tutmak isteyen kadın; ilişkiyi iyileştirmez, yıpratır.

Kadın, ilişkideki gücü eleştiriyle, suçlulukla ve beklentiyle sağlamaya çalıştığında; erkekle arasında bağ değil, mesafe oluşur. Sevgi yerini savunmaya, anlayış yerini sessiz öfkeye bırakır. Sonunda kadın “neden eskisi gibi değil” diye sorar ama cevabın büyük kısmı kendi davranışlarında gizlidir.

İlişki, bir tarafın diğerini eğittiği bir alan değildir. Kadın, erkeği sürekli düzeltmeye çalıştıkça onu kaybeder. Çünkü hiçbir erkek, sürekli eksik hissettirildiği bir yerde huzur bulamaz.

Bu yüzden mesele temizlik, düzen ya da klozet kapağı değildir. Mesele, kadının eleştiriyi hak, erkeğin tahammülünü zorunluluk sanmasıdır. Ve bu yanılgı, birçok ilişkinin sessizce çürümesine neden olmaktadır.

Yazan
Korhan KÜLÇE 
18/01/2025

Tepkiniz nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmedim Beğenmedim 0
Sevdim Sevdim 0
Eğlenceli Eğlenceli 0
Sinirli Sinirli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0
Korhan KÜLÇE Ben; Kelimelerin sessiz ama derin gücüne erken yaşlarda kulak veren; fakat bu çağrıyı kaleme dökmeye ancak yıllar sonra cesaret eden bir anlatıcıyım. Çocukluk ve gençlik yıllarımda sözcükleri biriktirdim; kimi zaman defterlerin kenarına, kimi zaman zihnimin sessiz koridorlarına notlar düştüm. O yıllarda yazmak, bir eylemden çok bir bekleyişti, zamanla demlenecek bir içsel dilin hazırlığıydı. Yaşamın dönemeçlerinde sessizce biriken gözlemlerim ve iç konuşmalarım, sonunda kelimelere dönüşecek olgunluğa erişti. Yazıya geç başlamam bir gecikme değil, anlatacaklarımın derinleşmesine vesile olan uzun bir iç yolculuktu. Kalemimden dökülen metinlerde bu yolculuğun izleri açıkça hissedilir: kelimelerim acele etmez, duygularım yüzeyde gezinmez; her cümlem, yıllar boyunca içimde taşınmış bir düşüncenin ağırbaşlı yankısıdır. Benim dünyamda zaman yavaşlar, sesler usulca belirir; okur, hem kişisel hem evrensel bir anlatının kıvrımlarında kendi yolunu bulur. Kitaplarım… Onlar, içimde uzun yıllar sessizce yankılanan seslerin kâğıda bürünmüş hâli. Bir gecenin ortasında fısıldanan bir cümleden, bir sabahın ilk ışığında doğan bir düşünceden süzülüp geldiler. Her biri kendi zamanında, kendi mevsiminde yazıldı. Kimi bir yağmurun ince sızısıdır, kimi bir rüzgârın taşıdığı uzak bir hatıradır. Kelimelerimin arasından geçerken, belki kendi hikâyene benzeyen bir yankı duyarsın. Çünkü ben yazarken çoğu zaman kendime değil, sessizce bekleyen o görünmez okura seslenirim. Kitaplarım, yalnızca satırlardan ibaret değildir; onlar, kalbimin sakladığı seslerin, yıllarca konuşmayı bekleyen duyguların suretleridir. Ben sustukça onlar konuşur. Ben geçtiğim yerlerden uzaklaşsam da, onlar orada kalır, kelimelerin vefalı bekçileri gibi. Kitaplarım; Defne'nin Hikayesi - Fethiye'nin Sırları ve Kayaköy'ün Fısıltıları Elif'in Hikayesi - Gölgedeki Kadın Ece'nin Hikayesi - Güneşin Gölgesindeki Sır Alice'in Hikayesi - Küçük Bir Kalbin Yolculuğu Özlem'in Hikayesi - Zeytin Gölgelerinde Bir Tohum Farklı Hayatlar, Farklı Hikayeler İlişkiler Hakkında - 1 Biri Görür, Öteki Hisseder - Şiir Kitabı Sen de Haklısın Korhan KÜLÇE