Yalanın Kıyısı - Bir Pişmanlık Hikayesi

Şubat 3, 2026 - 21:08
 0
Yalanın Kıyısı - Bir Pişmanlık Hikayesi

YALANIN KIYISI - BİR PİŞMANLIK HİKAYESİ

Ve en sert gerçek şudur:

Yanlış bir hayat, doğru cümlelerle kurtarılamaz.
Ama doğru bir suskunluk, bazen her şeyden daha onurludur.

Ben artık yalan söylemeyeceğim.
Kimseye değilse bile, kendime.

Bu geç kalmış bir karar.
Ama hâlâ benim.

----------------------------------------

Fethiye’ye geldiğimde takvimle aram çoktan kopmuştu. Günlerin adı yoktu, sadece saatler vardı. Sabah erken kalkıyordum, çünkü erken uyanmak hâlâ bir işe yarıyormuş hissi veriyordu. İnsan, hiçbir şey yapmasa bile uyanarak kendini hayatta sayabiliyor.

Evi bilerek limana uzak bir sokakta tuttum. Deniz görünmesin istedim. Deniz fazla dürüsttür; sakladıklarını yüzüne vurur. Ben yüzleşmeye değil, oyalanmaya gelmiştim.

Ama bazı yüzleşmeler insanı bulur. Sen istemesen bile.

O gün sahil boyunca yürüyordum. Ayakkabılarım ayağımı vuruyordu. Canım acısın istedim. Bazen fiziksel acı, zihnin gürültüsünü bastırır. Yürürken kendimi sakin biri gibi hissediyordum. İçimde olan biteni kimse anlayamaz sanıyordum. Ta ki onu görene kadar.

Bir bankta oturuyordu. Elinde telefon, başı hafif öne eğik. Yüzünü tam göremedim ama omuzlarını tanıdım. İnsan bazı bedenleri unutmaz. Dokunmamış olsa bile, beklemiş olduğu yerden tanır.

Durmadım. Devam ettim. Sonra durdum.

İnsan bazen kararını değiştirmez; sadece geciktirir.

Yanına yaklaştım. Beni fark etmesi uzun sürmedi. Göz göze geldik. Ne şaşkınlık vardı ne sevinç. Sadece kısa bir donakalma. Hayatın bazı anları vardır; tepki vermek için fazla geç, susmak için fazla erkendir.

“Sen…” dedi.

İsmimi söylemedi. Çünkü bazı isimler artık birine ait değildir.

“Merhaba,” dedim.

Sesim sakindi. İçim değil.

Oturmamı işaret etti. Oturdum. Aramızda küçük bir mesafe bıraktık. Eskiden bu mesafeyi koyamazdık. Şimdi kendiliğinden oluşmuştu.

“Ne yapıyorsun burada?” diye sordu.

Sorunun tonu masum değildi. Bu soru, “hayatım senden sonra gerçekten ilerledi mi?” demenin başka bir yoluydu.

“Buraya taşındım,” dedim.

İlk yalan.
Ama rahat bir yalan. Uzun süredir prova edilmiş gibi.

“İyi yapmışsın,” dedi. “Yakışır.”

Yakışmak… İnsanların en sevdiği kelime. Gerçeği ölçmez, görüntüyü onaylar.

“Sen?” dedim.

“Ben de sık geliyorum,” dedi. “İşim gereği.”

İkinci yalanı sezdim. İş dediği şey düzensizdi. Hayatının artık tek bir tanımı yoktu. Ama bunu kabul etmek, erkekler için zordur. Erkekler başarısızlıklarını yumuşatarak anlatır.

Bir kafeye geçtik. Deniz görünüyordu. İstemesem de.

Kahve söyledik. Aynı anda şeker ekledik. Aynı anda karıştırdık. Bunu fark edince ikimiz de gülümsedik. İnsan, geçmişle ortak reflekslere sahip olmaktan utanır.

Evliliğimi sordu. Bekliyordum.

“İyi,” dedim.
“Her şey yolunda.”

Üçüncü yalan.

Evliliğim yolunda değildi. Ama dağılmış da değildi. En kötü hâl buydu zaten: dağılmayacak kadar sağlam, yaşanmayacak kadar boş.

Onun gözlerinde bir rahatlama gördüm. Demek ki bunu duymaya ihtiyacı vardı.

O da anlattı. Birlikte olduğu biri vardı. Uzun süredir. Anlaştıklarını söyledi. Planlardan bahsetti. Tatillerden. Düzenli bir hayattan.

Dördüncü yalan.

Ses tonu çok düzgündü. Fazla düzgün. Mutlu insanlar böyle anlatmaz. Mutlu insanlar cümle kurarken duraksar, çünkü mutluluk anlatılırken dağılır.

“Çocuk?” dedim.

Başını salladı. “Şimdilik düşünmüyoruz.”

Beşinci yalan.
Şimdilik diye bir şey yoktu. Hayat bazı insanlara artık bu seçeneği sunmaz.

Sustum. Yalanların ağırlığı masaya çökmüştü ama kimse kaldırmak istemiyordu.

“Beni affettin mi?” diye sordu.

Bu soru, yalanların arasına sıkıştırılmış bir bıçaktı.

Affetmek…
O kelime yıllardır içimde başka bir anlama bürünmüştü. Affetmek, birine haklı olduğunu söylemek değildir. Affetmek, artık hesap sormayacağını ilan etmektir.

“Evet,” dedim.

Altıncı yalan.

Affetmemiştim. Ama affetmediğimi söylersem, bu buluşmanın anlamı değişirdi. O zaman bu bir karşılaşma değil, bir hesaplaşma olurdu.

Ayrıldık. Saatler geçmişti. Fark etmemiştik. Yalanlar zaman algısını bozar.

Eve döndüğümde ışığı yine açmadım. Karanlık artık kaçış değil, tercihti.

Sandalyeye oturdum. Gün boyunca söylediklerimi düşündüm. Onun söylediklerini düşündüm. Aramızdaki konuşma, iki yetişkinin başarısız hayatlarını birbirine satma çabasıydı.

Ve işte o an kendime ilk kez dürüst oldum.

Ben ona mutlu olduğumu söylemedim.
Ben ona yanlış bir hayat seçtiğimi itiraf etmemek için mutlu olduğumu söyledim.

O bana düzenli bir hayat anlattı.
Çünkü dağınık bir hayatı kabul etmek, erkekliğine ağır gelirdi.

Biz birbirimizi kandırmadık.
Biz, kendi seçimlerimizi aklamaya çalıştık.

Ve bu en utanç verici şeydi.

Çünkü insan bir hata yapabilir.
Ama o hatayı yıllarca savunmak, karakteri bozar.

Balkona çıktım. Deniz karanlıktı. Sessizdi. Kimseye bir şey vaat etmiyordu.

Şunu fark ettim:

Ben güvenli bir hayat seçmedim.
Ben cesaretsiz bir hayat seçtim.

Ve yıllar boyunca buna “olgunluk” dedim.

O ise yarım bir hayatı “idare ediyorum” diye süsledi.

Biz aynı noktada kaybettik.
Sadece kelimelerimiz farklıydı.

İnsan bazı karşılaşmalardan sonra değişmez.
Ama bazı yalanlardan sonra artık eskisi gibi devam edemez.

O günden sonra şunu biliyorum:

Geçmiş geri dönmez.
Ama yalan, insanın peşini bırakmaz.

Ve en sert gerçek şudur:

Yanlış bir hayat, doğru cümlelerle kurtarılamaz.
Ama doğru bir suskunluk, bazen her şeyden daha onurludur.

Ben artık yalan söylemeyeceğim.
Kimseye değilse bile, kendime.

Bu geç kalmış bir karar.
Ama hâlâ benim.

Yazan
Korhan KÜLÇE
30.01.2026

Tepkiniz nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmedim Beğenmedim 0
Sevdim Sevdim 0
Eğlenceli Eğlenceli 0
Sinirli Sinirli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0
Korhan KÜLÇE Ben; Kelimelerin sessiz ama derin gücüne erken yaşlarda kulak veren; fakat bu çağrıyı kaleme dökmeye ancak yıllar sonra cesaret eden bir anlatıcıyım. Çocukluk ve gençlik yıllarımda sözcükleri biriktirdim; kimi zaman defterlerin kenarına, kimi zaman zihnimin sessiz koridorlarına notlar düştüm. O yıllarda yazmak, bir eylemden çok bir bekleyişti, zamanla demlenecek bir içsel dilin hazırlığıydı. Yaşamın dönemeçlerinde sessizce biriken gözlemlerim ve iç konuşmalarım, sonunda kelimelere dönüşecek olgunluğa erişti. Yazıya geç başlamam bir gecikme değil, anlatacaklarımın derinleşmesine vesile olan uzun bir iç yolculuktu. Kalemimden dökülen metinlerde bu yolculuğun izleri açıkça hissedilir: kelimelerim acele etmez, duygularım yüzeyde gezinmez; her cümlem, yıllar boyunca içimde taşınmış bir düşüncenin ağırbaşlı yankısıdır. Benim dünyamda zaman yavaşlar, sesler usulca belirir; okur, hem kişisel hem evrensel bir anlatının kıvrımlarında kendi yolunu bulur. Kitaplarım… Onlar, içimde uzun yıllar sessizce yankılanan seslerin kâğıda bürünmüş hâli. Bir gecenin ortasında fısıldanan bir cümleden, bir sabahın ilk ışığında doğan bir düşünceden süzülüp geldiler. Her biri kendi zamanında, kendi mevsiminde yazıldı. Kimi bir yağmurun ince sızısıdır, kimi bir rüzgârın taşıdığı uzak bir hatıradır. Kelimelerimin arasından geçerken, belki kendi hikâyene benzeyen bir yankı duyarsın. Çünkü ben yazarken çoğu zaman kendime değil, sessizce bekleyen o görünmez okura seslenirim. Kitaplarım, yalnızca satırlardan ibaret değildir; onlar, kalbimin sakladığı seslerin, yıllarca konuşmayı bekleyen duyguların suretleridir. Ben sustukça onlar konuşur. Ben geçtiğim yerlerden uzaklaşsam da, onlar orada kalır, kelimelerin vefalı bekçileri gibi. Kitaplarım; Defne'nin Hikayesi - Fethiye'nin Sırları ve Kayaköy'ün Fısıltıları Elif'in Hikayesi - Gölgedeki Kadın Ece'nin Hikayesi - Güneşin Gölgesindeki Sır Alice'in Hikayesi - Küçük Bir Kalbin Yolculuğu Özlem'in Hikayesi - Zeytin Gölgelerinde Bir Tohum Farklı Hayatlar, Farklı Hikayeler İlişkiler Hakkında - 1 Biri Görür, Öteki Hisseder - Şiir Kitabı Sen de Haklısın Korhan KÜLÇE