Eşine Annelik Yaparsan Sana Gelin Getirir - Hikaye

Şubat 3, 2026 - 21:05
 0
Eşine Annelik Yaparsan Sana Gelin Getirir - Hikaye

EŞİNE ANNELİK YAPARSAN, SANA GELİN GETİRİR

Ayşen Murat’ı ilk tanıdığında içinden geçen şey şuydu:
“Nihayet güvenebileceğim biri.”

Murat dakikti.
Söz verdi mi tutardı.
Ayşen’in anlattıklarını gerçekten dinler, küçük ayrıntıları bile hatırlardı.
Ayşen üşür mü diye montunu alır, Ayşen yorulduğunda yolu uzatmazdı.
Plan yapmaktan kaçmaz, sorumluluktan korkmazdı.

Murat sevmeyi biliyordu.
Sessiz ama sağlam bir yerden.
Gösterişsiz ama gerçek.

Ayşen’in yıllardır aradığı şey tam olarak buydu.

Ama Ayşen’in içinde başka bir alışkanlık vardı.
Hayatı kontrol ederek ayakta kalmıştı.
Hata payı bırakmadan, kimseye yaslanmadan, hep bir adım önde durarak.

Ayşen güçlüydü.
Bu gücü kimseye borçlu değildi.
Ama bu güç, ilişkiye girdiğinde yumuşamayı bilmiyordu.

İlişkinin ilk aylarında bu kontrol sevgi gibi görünüyordu.

“Toplantın kaçta bitiyor? Trafik olur, erken çık.”
“Anneni bugün ara, üzülür sonra.”
“Bu işi böyle yaparsan zorlanırsın, ben sana başka bir yol göstereyim.”

Murat başta gülümsedi.
İlgilenildiğini düşündü.
Ayşen’in zekâsına hayran oldu.

“İyi ki varsın,” dedi sık sık.
Ve gerçekten de iyi ki vardı.

Murat Ayşen’i seviyordu.
Onun gücünü, kararlılığını, hayata tutunuşunu.
Yanında olmak istiyordu.
Yanında durmak, onunla omuz omuza yürümek.

Ama zamanla Ayşen hızlandı.
Murat aynı hızda kalamadı.

Murat bir şey yapmaya niyetlendiğinde Ayşen çoktan düşünmüş oluyordu.
Ayşen düşündüğünde, Murat’ın fikri yarım kalıyordu.

“Bunu böyle yapma, yanlış.”
“Sen şimdi onu unutursun.”
“Boş ver, ben hallederim.”

Ayşen bunu kırmak için söylemiyordu.
Aksine, Murat üzülmesin diye yapıyordu.
İşler aksamasın diye.
Hayat düzgün ilerlesin diye.

Ama Murat’ın içinde bir şey yavaş yavaş geri çekiliyordu.

Çünkü Murat sadece sevilmek istemiyordu.
Gerekli hissetmek istiyordu.
İşe yarar.
Yeterli.
Erkek.

Bir akşam Murat eve geldiğinde elinde alışveriş poşetleri vardı.
Küçük bir gururla almıştı.
“Bugün ben hallettim,” demek istemişti.

Ayşen poşetleri açtı, yüzü değişti.

“Bunu neden aldın? Diğer marka daha iyiydi.”
“Sebzeyi böyle seçmezsin.”
“Ben olsam bunu almazdım.”

Murat bir şey demedi.
Sessizce poşetleri topladı.

O an Ayşen fark etmedi ama Murat’ın içinden bir şey daha eksildi.
Bir adım daha geri gitti.

Ertesi gün alışverişe çıkmadı.

Ayşen fark etmedi.

Bir süre sonra Murat plan yapmamaya başladı.
“Sen bilirsin,” demeye alıştı.
Ayşen bunu önce rahatlık sandı.

“Bak, ne güzel, bana güveniyor,” dedi kendi kendine.

Ama bu güven değildi.
Bu, vazgeçişti.

Murat hâlâ Ayşen’i seviyordu.
Ama onun yanında kendini küçük hissediyordu.
Eksik.
Gereksiz.

Ayşen varken Murat’a ihtiyaç yoktu.
Ayşen düşünüyordu.
Ayşen karar veriyordu.
Ayşen yapıyordu.

Murat sadece oradaydı.

Murat denedikçe yetersiz hissediyordu.
Her adımda ya düzeltiliyor ya hızlanmaya zorlanıyor ya da eksik bulunuyordu.
Bir süre sonra şunu öğrendi:

Yapsam da olmuyor.
Yapmasam da fark etmiyor.

İşte erkek tam burada geri çekilir.

Ayşen daha çok yük aldı.
Daha çok organize etti.
Daha çok kontrol etti.

Ev onun düzeniydi.
Hayat onun planıydı.
İlişki onun çabasıydı.

Güçlüydü.
Ama yorgundu.

Geceleri Murat yanında olmasına rağmen Ayşen kendini yalnız hissediyordu.
Murat eskisi gibi sarılmıyordu.
Dokunuşları azalmıştı.
Göz teması kısalmıştı.

Murat hâlâ seviyordu.
Ama artık yaklaşamıyordu.
Çünkü yaklaşmak, yine yetersiz hissetmekti.

Ayşen’in içindeki sorular büyüdü:

“Bu adam neden eskisi gibi değil?”
“Bu adam neden bana dokunmuyor?”
“Bu adam neden sorumluluk almıyor?”

Murat cevap vermedi.
Çünkü cevap verse bile şunu söyleyecekti:
“Senin yanında kendim olamıyorum.”

Ve bunun Ayşen’i daha da kızdıracağını biliyordu.

Bir gün Murat dayanamadı.

“Bazen…” dedi duraksayarak,
“Bazen bu ilişkide fazlalık gibi hissediyorum.”
“Alanım yok.”
“Bir şeye yarıyor muyum, bilmiyorum.”

Ayşen kaşlarını çattı.

“Ben senin iyiliğin için yapıyorum,” dedi.
“Eğer ben yapmazsam her şey aksıyor.”
“Bir şeyleri yanlış yapmana göz mü yumayım?”

Murat sustu.
Çünkü mesele yanlış-doğru değildi.
Mesele, Murat’ın artık kendini erkek gibi hissetmemesiydi.

O ilişkide Murat eş değildi.
Bir projeydi.
Sürekli geliştirilen, düzeltilen, optimize edilen.

Tutku tam da burada kayboldu.
Çünkü arzu, yönetilen yerde yaşamaz.
Arzu, alan ister.
Hata payı ister.
Risk ister.

Ayşen bunu fark etmedi.
Fark ettiğinde ise çok geçti.

Murat başka biriyle tanıştı.
O kadın Ayşen kadar güçlü değildi belki.
Ayşen kadar zeki de değildi.

Ama Murat’a şunu hissettirdi:
“Burada gereklisin.”
“Burada yetersiz değilsin.”

Ve Murat ilk kez uzun zamandır kendini nefes alıyor gibi hissetti.

Ayşen gerçeği öğrendiğinde üzüldü.
“Bunca emeğimden sonra mı?” dedi.
“Ben onun için her şeyi yapmıştım.”

Evet.
Sorun da buydu.

Ayşen aynanın karşısında kendine baktığında şunu fark etti:
O ilişkide kadın olmaktan çıkmıştı.
Anne olmuştu.

Annelik fedakârlıktır.
Ama eş değildir.

Birine annelik yaptığında,
o kişi senin yanında büyümez.
Senden ayrılarak büyür.

Halk arasında boşuna denmezdi:
“Erkeğine annelik yaparsan, sana gelin getirir.”

Bu bir kötü kadın hikâyesi değildi.
Bu, iyi niyetin yavaş yavaş sevgiyi boğduğu bir hikâyeydi.

Ayşen geç de olsa şunu anladı:
Sevgi bazen geri çekilmektir.
Kontrolü bırakmaktır.
Ve “Ben yaparım” demek yerine,
“Yapmana güveniyorum” diyebilmektir.

Çünkü bir ilişki,
ancak iki yetişkin yan yana durabildiğinde
ve biri diğerini gölgesinde bırakmadığında
nefes alır.

Yazan
Korhan KÜLÇE
01.02.2026

Tepkiniz nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmedim Beğenmedim 0
Sevdim Sevdim 0
Eğlenceli Eğlenceli 0
Sinirli Sinirli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0
Korhan KÜLÇE Ben; Kelimelerin sessiz ama derin gücüne erken yaşlarda kulak veren; fakat bu çağrıyı kaleme dökmeye ancak yıllar sonra cesaret eden bir anlatıcıyım. Çocukluk ve gençlik yıllarımda sözcükleri biriktirdim; kimi zaman defterlerin kenarına, kimi zaman zihnimin sessiz koridorlarına notlar düştüm. O yıllarda yazmak, bir eylemden çok bir bekleyişti, zamanla demlenecek bir içsel dilin hazırlığıydı. Yaşamın dönemeçlerinde sessizce biriken gözlemlerim ve iç konuşmalarım, sonunda kelimelere dönüşecek olgunluğa erişti. Yazıya geç başlamam bir gecikme değil, anlatacaklarımın derinleşmesine vesile olan uzun bir iç yolculuktu. Kalemimden dökülen metinlerde bu yolculuğun izleri açıkça hissedilir: kelimelerim acele etmez, duygularım yüzeyde gezinmez; her cümlem, yıllar boyunca içimde taşınmış bir düşüncenin ağırbaşlı yankısıdır. Benim dünyamda zaman yavaşlar, sesler usulca belirir; okur, hem kişisel hem evrensel bir anlatının kıvrımlarında kendi yolunu bulur. Kitaplarım… Onlar, içimde uzun yıllar sessizce yankılanan seslerin kâğıda bürünmüş hâli. Bir gecenin ortasında fısıldanan bir cümleden, bir sabahın ilk ışığında doğan bir düşünceden süzülüp geldiler. Her biri kendi zamanında, kendi mevsiminde yazıldı. Kimi bir yağmurun ince sızısıdır, kimi bir rüzgârın taşıdığı uzak bir hatıradır. Kelimelerimin arasından geçerken, belki kendi hikâyene benzeyen bir yankı duyarsın. Çünkü ben yazarken çoğu zaman kendime değil, sessizce bekleyen o görünmez okura seslenirim. Kitaplarım, yalnızca satırlardan ibaret değildir; onlar, kalbimin sakladığı seslerin, yıllarca konuşmayı bekleyen duyguların suretleridir. Ben sustukça onlar konuşur. Ben geçtiğim yerlerden uzaklaşsam da, onlar orada kalır, kelimelerin vefalı bekçileri gibi. Kitaplarım; Defne'nin Hikayesi - Fethiye'nin Sırları ve Kayaköy'ün Fısıltıları Elif'in Hikayesi - Gölgedeki Kadın Ece'nin Hikayesi - Güneşin Gölgesindeki Sır Alice'in Hikayesi - Küçük Bir Kalbin Yolculuğu Özlem'in Hikayesi - Zeytin Gölgelerinde Bir Tohum Farklı Hayatlar, Farklı Hikayeler İlişkiler Hakkında - 1 Biri Görür, Öteki Hisseder - Şiir Kitabı Sen de Haklısın Korhan KÜLÇE