Kırmızı Şemsiyeli Kadın

Kırmızı Şemsiyeli Kadın

Kadının arkasından bakakaldı adam. Aklındaki sorular her zamanki gibi tatlı bir tebessümle cevapsız kalmıştı. Ancak bu seferkinin farklı olduğunu içten içe hissedebiliyordu genç adam. Kadının yüzündeki tebessüm, hayal kırıklığı ve küçümseme dolu gözlerle her zamankinden farklı bir anlam kazanmıştı. Onu ilk gördüğü yerde, yine aynı elbise ve aynı şemsiye ile yine yağmurun altında aynı bakışı sunmuştu. Biliyordu genç adam. Kadının zamanının geldiğini içten içe hissediyordu ancak kabullenemiyordu. Sanki onunla hayata başlamış ve yine onunla bitirecekmişcesine yaşıyordu. Ama zihninin en derinlerinde bastırmaya çalıştığı o ses kendisine fısıldıyordu. Gidecekti. Hayatını adayacağı kadın gidecekti. Kırmızı Şemsiyeli Kadın. Sahi Kadın kırmızıyı çok severdi. Neden severdi ki? Bunu da soramamıştı. Belki de sormuştu. Hatırlayamıyordu. Kadına o kadar çok soru sormuştu ki... Ancak hatırladığı tek şey hiçbir sorusuna cevap alamadığıydı. Her seferinde gülümser ve giderdi.

Kırmızı şemsiyesini hava durumuna bakmaksızın yanında taşırdı. Yağmuru beklerdi Kadın. Kırmızıya ulaşmak için varması gereken griyi beklerdi yağmurda. Ama adam anlayamamıştı. Adam zaten hiçbir zaman anlamazdı. Sadece sorular sorardı. Hoş, zaten görse anlayacağı sorulardan hiç vazgeçmemişti. Kendisine bakardı genç adam. Sürekli izlerdi ama görmezdi. Belki de sorular sormak yerine görmeyi öğrenseydi farklı olacaktı. Kadına ihtiyacı da kalmayacaktı. Kadın biliyordu. Genç adam için kendisi sadece cevaplara ulaşmak istediği bir araçtı. Cevaplar... Cevaplar ayrılık demekti. Bu yüzden hiç sevmezdi Kadın cevaplamayı. Aramak yerine direkt ulaşmayı isteyen bu genç adamın cevapları aldığında kendisine ihtiyaç duymayacağını biliyordu. Adını bile hatırlamayacaktı belki de Kadının. İstediği bu değildi. Hayatından gelip geçmiş biri olmak istemiyordu. Hayatına anlam veren kişi olmak istiyordu. Fakat olmuyordu. Genç kadın ne kadar uğraşırsa uğraşsın adam görmüyordu. Görmeye kör birine daha fazla etrafını anlatmak istemiyordu. Gitmeliydi. Belki yeniden başlamalıydı. Sahi en başta nasıl başlamışlardı?

"Kimsiniz?" Diye sormuştu genç adam. Sevdiği kadına ilk rastladığı o yağmurlu akşamda, onu ilk gördüğü yerde, sorduğu ilk soru bu olmuştu. Ve yine ilk gördüğü yerde, son görüşünde sorduğu son soru da bu olmuştu. "Kimsiniz?" Kimdi bu kadın? Sevdiği kadın, hakkında hiçbir şey bilmediği, hiçbir zaman tanımadığı, asla tanıyamayacağı, Kırmızı Şemsiyeli Kadın. Kimdi ki Kırmızı Şemsiyeli Kadın? Sahi, Kadın neden kırmızıyı severdi ki?