ÖLÜMCÜL SIR (Bölüm 7)

Zamanın en iyi öğretmen olduğunu bize kim gösterecek? Tabii ki de zaman...

1. Zaman En İyi Öğretmen

Boşluk... 'Herhangi bir varlığı içinde barındırmayan' olarak tanımladığımız bu kelimeyi, aslında dünyanın da içinde bulunduğunu unutarak idrak edemiyoruz. Bu kelime, ne kadar çelişki barındırıyor değil mi? İçinde bir şey bulunmayan varlığın ya da ortamın var olduğu bir yerde yaşıyoruz aslında. Dünya. Yeri de tam olarak bir boşlukta. Hayatı içerisinde barındıran bir boşluk oluyor bu. İşte çelişkisi burada başlıyor bu kelimenin. Boşluk var olanın olmadığı bir varlığı temsil ediyor, kapsadıkları dışındakileri ifade ediyordu. Peki ya hiçlik? Var olanın bulunmamasının da mevcut olmadığı bir hâldi. Onu hissetmemiz olanaksızdır. Çünkü hiçlik, bir yokluktan ibarettir.

İşte ben de kendimi bir boşlukta hissediyordum. Çelişkinin var olduğu ama hiçlik kadar soyut olan bir boşlukta... Girdiğim şokun etkisiyle etrafımdakiler benim için hiçliği temsil ederken, zihnim bir boşluğun içindeydi.

Sevim'e mesaj attıktan sonra Yavuz'un arabasındaydım. Arabanın ışıklarda durması bile zamanın geçmeyen ve dirençli yüzünü gösteriyordu bana.

"İyi misiniz?" bakışları yoldaydı.

"Evet, sorun yok." Onunla Hakan'ın yanına gelmemi istememişti. Küçük bir sürtüşme yaşamıştık. Arabaya zorla bindim diyebilirim. O adînin derdinin ne olduğunu gözlerinin içine bakarak anlamaya çalışacaktım. Ablamla ne zamandır ilişkisi olduğunu, arka planda neler döndüğünü kendi kulaklarımla duymak istiyordum.

"Alo, Aslan. Hakan Sert'in ikamet ettiği yeri acilen bana bildirmen gerekiyor. Adresi bulup bana Whatsapp'tan at." Ablamın öldüğü gün orada bulunan Başkomiser Aslan Kılıç'tı konuştuğu kişi anlaşılan. Sol eliyle direksiyonu çevirirken diğer eliyle telefonu tutuyordu. Karşıdan gelen kısa süreli konuşmayı dinledikten sonra telefonu bir şey demeden kapattı.

Yavuz yüzündeki durağan gerginlikle yola odaklanmış, altındaki arabanın hızına hükmediyordu. Issız sokakları aydınlatan sokak lambalarından hızla geçerken konuşmaya başladım.

"Sadece nasıl olacağını soracağım. Nasıl? İlişkinin nasıl başladığını soracağım ona." Gergindim.

Kafasını çevirip kısa süreli bir göz teması kurdu benimle.

"İşim gereği öncelik bende. Ve tabii ki bu soruyu sormanız da sakınca yok."

"Sizin açınızdan sakıncası olsa da olmasa da soracaktım zaten." Yanımdaki aynadan yola bakıyordum. Ona bakmadan konuşmuştum.

Tek tepkisi başını benim tarafıma çevirip bir bakış atmak oldu. Ona doğru bakmadığım için bakışlarındaki ifadeyi göremedim.

Araba durduğunda ilk inen ben oldum.

"Sakin olmalısınız." Hızlı adımlarla binanın avlusuna açılan demir kapıya yöneldim. Tek bir hareketle kapıyı açtıktan sonra adımlarım vücudumdan bağımsız bir şekilde bina kapısına doğru daha da hızlandı. Arkamdan gelen adım seslerini duymamla, dirseğimin üzerinden kolumu tutup beni çevirmesi bir oldu.

"Sizi yanımda getirmem başlı başına uygunsuzken, yaptığınız bu uygunsuzluğun da üzerinde Stajyer Hanım!" Beni çevirmesinin etkisiyle gövdesine çarpmıştım. Çenesi kasılmış, yeşillerindeki hışım okları gözlerime hücum ediyordu.

Bakışlarım hâlâ kolumu sarmış olan parmaklarına gidince bir adım gerileyip parmaklarını gevşetti.

"Bu hayatta her şey istediğimiz yönde gitmiyor. İstediğimiz yönde gittiğini varsayarsak, onun bile olması gereken yolları takip etmediğimiz müddetçe olmayacağını bilmeniz gerekir. Bu yüzden doğru zaman ve doğru yol en önemli stratejidir." Bakışlarındaki hiddet geçmiş, yerini eski gölgeleri almıştı.

'Sizin dedektifçi öğütlerinize ihtiyacım yok.' Sözü dilimin ucuna geldiyse de yuttum. Şu an ne kadar beynimi kavuran duygularla hareket etsem de dediklerinin doğruluğunu algılayacak mantığa erişmem gerekiyordu.

Başını kaldırarak önünde bulunmuş olduğumuz binayı inceledi.

"Hakan'ınki de dahil tüm ışıklar kapalı." Ben de kafamı kaldırıp incelemiştim.

"Evet. Saate bakarsak şaşırılmayacak bir durum." Kısmış olduğu gözleriyle sadiselik bir bakış atmıştı bana. Tamam en zeki sensin Dedektif(!)

Bina kapısına geldiğimizde diafona Hakan'ın Komiser Aslan'dan aldığımız adresindeki daire numarasını yazıp zile bastı. Herhangi bir geribildirim olmayınca konuştum.

"Hakan en son kutlamadan çıkarken sarhoştu. Sarhoşluğun etkisiyle derin uykuda muhtemelen."

Onaylar anlamda kafasını salladı. Başka bir daire numarası yazarak zile basıp bana baktı.

"Apartmandakilerin hepsi sarhoş değildir herhâlde."

Geribildirim yok.

Bir kere daha denedi. Yine aynı numarayı tuşlamıştı.

"Sistem kameralı . Nasıl durumu açıklayıp içeri gireceğiz ki? Ziline bastığımız kişi bizi evinden görüyor olacak."

Tam ağzını aralamıştı ki diafondan çıkan ses sessiz avlu da yankılandı.

"Kim o?" kameranın yanında açık olduğunu simgeleyen ışık yanar yanmaz, Dedektif Yavuz anlam veremediğim bir şekilde kolunu omuzuma atıp ağırlığının bir kısmına bana yönlendirdi. Sendelemiştim.

"Yerimi biiiilmem, bilmem ne taraftayım." Beni de kendisiyle birlikte duvara savurmuştu.

"Sesimi duuymam, ne zamandır aa-raftayımm." Mor ve Ötesi-Araf değil miydi bu?

Fırsat varken toparlamam lazımdı. "Kapıyı açabilir misiniz? Arkadaşım sarhoş da, anahtarını evde mi unutmuş ne yapmış bilmiyorum. Kapı da kaldık."

"Araftayıımm." Kendini role fazla kaptırmış gibiydi.

Kısa süreli bir sessizlikten sonra apartmanın otomatik kilidinden çıkan ses duyuldu. Kameranın yanındaki ışık sönünce kolunu omuzumdan çekip tekrar eski pozisyonuna dönmüştü.

"İyi toparladınız." Dedi kapıyı iterken.

"Böyle bir şey yapacağınızı beklemiyordum." Dedim.

"Şartlarımız bunu gerektirdi." Dedi durgunlaşan sesiyle.

Merdivenleri çıktıkça gerilmeye başladığımı hissettim. Dedektif Yavuz'un arkasından çıktığım merdivenler, sanki hedefime ulaşmamı istemiyormuşçasına daha da artıyordu sanki. Hangi kata adım atarsak, o kat hareket sensörlü ışıkla aydınlanıyor, biz diğer kata çıkana kadar sönüyordu.

Sonunda Hakan'ın yaşadığı daireye gelmiştik. Her katta iki daire vardı ve bu daireler karşı karşıyaydı. Hakan'ın karşısındaki daire boştu anlaşılan. Yaşantıya dair herhangi bir belirti yoktu. Ne bir ayakkabı vardı ne de kapının üzerindeki alçı izleri temizlenmişti. Dedektif Yavuz kapı tokmağını iki kere vurdu ama herhangi bir ses yoktu. Zili duymayan kapı tokmağını mı duyacaktı?

"Belki de yarın gelmemiz daha mantıklı olur. Hem dediğiniz gibi zaten sarhoşsa ne dediğinin pek de önemi kalmaz bizim için."

Sırtını bana dönüp merdivenlere yönelmişti.

"Hayır. Bu gece bu pislikten her şeyi öğrenmek istiyorum."

Omzunun üzerinden bana baktı. "Yarın o pisliği konuşturacağım. Şair O olmasa bile muhakkak O'na yanaştıracak bir bilgi verecektir bize. Sadece zaman Stajyer Hanım, sadece zaman."

Cümlesini bitirmesinin ardından merdivenin ilk basamağını inmiş, bense peşinden hareketlenmişken birden duraksadığını gördüm. Hareketsiz bir şekilde birkaç basamak aşağısındaki merdivene bakıyordu. Onun bulunduğu yöne doğru yürüyordum ki, tekrardan Hakan'ın kapısına doğru hışımla yürümeye başladı. Kapıya omuz attı.

"Ne yapıyorsunuz?!" sesimi duymazdan gelerek bir kere daha omuz attı. Ne gördüğünü anlamak için merdivene baktığımda gördüğüm o şey, kalbimin kulaklarımda yankılanan senfonisini dinlememe sebep olmuştu. Bir ayakkabının topuğuna bulaşmış kan lekesi. Aşağı doğru inildiğini gösteren merdivenin küçük bir kısmına bulaşmış o iz, belki de tahmin edemeyeceğimiz şeylere neden olacaktı.

Kapının büyük bir gürültüyle açılıp evin duvarına çarpmasıyla gözlerimi diktiğim izden ayırarak Yavuz'un peşinden eve girdim.

"Sakın bir yere temas etmeyin."

Evin karanlığı önümüzü görmemize engel oluyordu. Apartmanda harekete duyarlı olan sensörlü ışık içeride olduğumuz için kapanmıştı. Işığı açmak için anahtara bastığında sigortaların kapatılmış olduğunu farkettik. Telefonlarımızın fenerlerini açtık. Kapı geniş bir hole açılıyordu. Girişin hemen yan tarafında ceviz rengi şifonyer ve üzerinde kenarları beyaz kıvrımlı oval bir ayna bulunuyordu.

"Yanımdan ayrılmayın. Ne ile karşılaşacağımızı bilmiyoruz." Dedi kısık bir sesle.

Dedektif Yavuz holûn yan tarafında krem ve kahve renklerinin hakim olduğu odaya göz atarken ben de holûn sol tarafında olan koridora yöneldim. Her ne kadar yanımdan ayrılmayın dese de şu an iç güdülerim hakimdi bana.

Fenerin aydınlattığı açık renk parkelerde yürürken aynı izin daha net halini gördüğümde kanın ayakkabının sadece bir kısmına değdiğinden emin oldum. İçimdeki boşluk hissinin yerini adrenalin doldururken bacaklarım bedenimi taşımakta zorlanıyordu. İzleri başladığı yerden takip etmeye başladım. Peki neden apartman merdiveninde vardı da evin girişinde ya da holünde yoktu bu iz?

Koridorun sonuna doğru yaklaştıkça kalbimden kulaklarıma hükmeden senfoniler, dış dünyayı algılamama engel olabilecek hâle gelmişti. İzlerin götürdüğü kapı aralık bir şekildeydi. Göğüslerimin arasından terin süzüldüğünü hissettim.

Aralık olan kapıyı yavaşça ittirip adımımı içeri attığımda arkamdan gelen adım seslerini algılayabilmiştim.


Kapının karşısındaki boy aynasından Yavuz'un koridorun başında belirdiğini gördüm. Kafamı kapının sağ tarafına çevirdiğimdeyse gördüğüm manzara karşısında nefes alışverişlerim kesik ve sık bir hâl almıştı. Boğuluyor gibiydim.

Kahretsin!

Kandan artık kırmızı renge bürünmüş olan yatak örtüsünün yere değen uç kısmından eski renginin gri olduğu anlaşılıyordu. Yatağa bir adım daha yaklaştığımda Hakan'ın düz bir şekilde yatağa yatırılmış ve ablamla aynı pozisyonda elleri kalbine konulmuş vaziyette yatırıldığını gördüm. Göğsüne bulaşıp yatağı sarmış olan kan fazlasıyla akmış , yatak örtüsünün dibinde küçük bir birikinti oluşturmuştu. Telefonumdan açtığım feneri Hakan'ın yüzüne tutmamla, yaşadığım şok etkisiyle telefonun yere çarptığı ses, bir olmuştu.


" Ha siktirr!" Dedektif Yavuz arkamdan belirmiş, benim telefonu düşürmemle kararan yüzü, kendi feneriyle tekrar gün yüzüne çıkarmıştı. Ceset görmüştüm, evet ama böyle bir şey... Böyle bir canilik görmemiştim. Gözümüzün önünde sadece dudak ve burunun bulunduğu kana boyanmış bir yüz vardı.

Gözler yoktu!

Yüzün her tarafına bulaşmış olan kan artık onu tanınmaz bir hâle getirmişti. Dedektif Yavuz'un da dediği gibi Şair bir doktordu bundan emindik artık. Hem de kana susamış bir katil.

Yoğun ve taze kan kokusunun hükmettiği odada etrafıma bakındım. Sanki yer ayaklarımın altında dönmeye başlamıştı. Yavuz'a döndüğümde telefonuna sarıldığını gördüm.

"Aslan! Acilen bana attığın adrese ekip yollaman gerekiyor. Bu ruh hastası piç yine kan akıtmış. Hemen burada olun, hemen!"

Telefonumu alıp odanın açıldığı uzun koridora çıktım. Alnımda soğuk terler birikmeye başlamış, midem kendi kendine kasılmaya başlamıştı. Bacaklarımın titremesinin geçmesi için yere koridorun ortasında duvara çömelip kollarımla dizlerimi sardım. Ardımdan gelen Yavuz'un elinde peçeteyle tuttuğu bir kağıt vardı. Alnının kenarında beliren damar ve gözlerindeki alev sinirinin hat safhada olduğunu gösteriyordu. Bir elinde tuttuğu kağıdı bırakmadan diğer eliyle büyük bir hışımla duvara yumruk indirdi. "Orospu çocuğuu!"

Duvara geçirdiği yumruğun sertliğini görünce el kemiklerinin nasıl kırılmadığını anlamlandırmaya çalıştım bir an. Sakinliğin vücut bulmuş hali olan bu adam, şu an patlamaya hazır barut gibiydi.

Artık midemin hareketleri dayanılmaz bir hâl almaya başlamıştı ve lavaboyu bulmam gerekti. Döktüğüm soğuk terler azalmamış, zaten karanlık olan evin içinde gözlerimde gölgeler dans etmeye başlamıştı. Ayaklandığım an, yer sendelemişti sanki. Duvarlara tutunup hemen fenerle aydınlattığım sol taraftaki kapıyı araladığımda banyo çıktığı için şükrettim. Gelen öğürmeme engel olamayarak ani bir şekilde klozete çöktüm. Telefon klozetin yan tarafına düşmüştü. Arkamda beliren ışık Dedektif Yavuz'un peşimden geldiğini gösteriyordu.

"İyi misiniz?"

Tekrar öğürdüğümde midemdeki son içtiğim içkiyi boşaltmıştım. Titreyen kollarımla klozete dayanmışken arkamda hareketlenip bana kağıt havlu uzattı.

"Teşekkürler." Ağzımı silip şifonu çektikten sonra lavaboya geçip, soğuk suyu yüzüme çarptım. Bir adım geride, çaprazımda durmuş bana bakıyordu.

"Size gelmemeniz gerektiğini söylemiştim." Sesi biraz evvelki hâlinin kırıntı sinirini barındırıyordu hâlâ.

Kağıt havluyla yüzümü kuruturken konuştum. "Pişman değilim."

Derin bir iç çekerek banyodan ayrıldı.

Salona geçerken evin ışıkları açılmıştı. Sigortaları bulmuştu anlaşılan. Kahverengi deri koltuklara geçtiğimde cama geçip bir sigara yaktı. Telefonu kulağına dayamıştı.

"Nerdesiniz Aslan? Sabahı mı bekleyeceğiz?" Kaşlarını çatmıştı.

Karşıdan gelen sesi dinleyip cevap verdi.

"Tamam, hadi."

Camın önündeki masada duran kanlı kağıdı gördüm. Elime almam sakıncalıydı. Bu yüzden ayaklanıp elime almadan okumaya başladım.

Bileklerinden akan sırları görebiliyor musun?
Gözdür bakan, kalp ise gören, biliyor musun?
Artık bakabilmek için o da yok.
Bir kalbin yoksa, göze de ihtiyaç yok.

Evet, yine sırlardan bahsetmişti ve bu sefer diğer cinayetlerinden farklı olarak gözleri hedef almıştı. Bu nasıl bir ruh hâliydi anlamlandırmaya çalışıyordum. Bir sanatla vahşet işlemenin vücut bulmuş hâliydi bu piç.

Boş mideme rağmen nikotin ihtiyacım ağır basıyordu. Çantamı araba da bırakmıştım.

"Sigaranız var mı?"

Hâlâ dışarıya odaklanmış, gözlerini bana çevirmeden gri paltosundan çıkardığı sigara paketini benim tarafıma uzattı. Yaklaşıp paketi aldım. Paketten sigara dalı çektikten sonra tekrardan ona uzattım. Sigarayı dudaklarıma yerleştirdiğimde çakmağı vermek yerine gecenin başında yaptığı gibi çakmağı yakıp sigaraya yanaştırdı. İçime dumanı çekerken ben de diğer cama geçmiştim ki ekip arabalarının sokağın başında belirdiğini gördüm.

"Geldiler." Bakışlarımı ona çevirdiğimde bitmiş sigarasını camdan atmıştı ve hareketlenmişti.

"Aşağı inelim. Burada bulunmamanız gerekiyor." Henüz bir duman çektiğim sigaramı camdan fırlattım. Komutu üzerine arkasından ilerlemeye başladım.

Vahşetin ve karanlığın sindiği o evden dışarı çıktığımda nefes aldığımı hissettim. Kuru ve soğuk havayı derin bir şekilde içime çekip, ağzımdan verdiğimde yoğunlaşma farkıyla dudaklarımdan dışarı süzülen buharı seyrettim.

Binanın avlusundan dışarı çıktığımızda ekip arabaları kaldırım kenarlarında park edilmiş, olay yeri memurları beyaz tulumlarını giymeye başlamıştı.

Başkomiser Aslan yanımıza yanaştı. Beni görünce gözlerindeki şaşkınlık gözümden kaçmamıştı. "Merhaba Ezgi Hanım."

"Merhaba." Dedim başımla da selam verirken.

"Sizi burada beklemiyordum." Şaşkınlık dolu bakışları Dedektif Yavuz'la benim yüzüm aramda gidip geliyordu. O'nu ilk gördüğüm andaki hafif sakalları sıklaşmış, gözlerindeki kızarıklık yoğun bir tempoda olduğunu gösteriyordu.

"Buraya gelirken beraberdik." dedi Dedektif Yavuz otoriter sesiyle.

"Neden?" dudaklarını aralık bırakmıştı konuşmaya hazır bir şekilde.

"Şu an bunun hesabını mı yapacağız Aslan? Böyle bir manzarayla karşılaşmak icin gelmedik ve bana karışma yetkin olduğunu hatırlamıyorum."

Komiser Aslan konuşmaya yeltenmişti ki Dedektif araya girdi.

"Herneyse konumuza dönelim. Bu âdi pezevenk yine oyunlarını devam ettiriyor."

"Nasıl olmuş? Şair olduğundan emin misin?" Arabaya doğru yürümeye başlamıştık.

Dedektif Yavuz derin bir nefes alarak konuşmaya başladı. "Evet, adamı konuşturmaya geldim derken ölü buldum. Hem de gözleri oyulmuş bir şekilde."

"Gözleri mi oyulmuş? O nasıl bir şey ya?" Aslan elini sakalına götürmüş düşünceli bir hâle bürünmüştü.

Yavuz bir sigara daha yakıp konuşmasına devam etti. "Ve gözler ortada yok."

"Ne?" Aslan'ın kaşları çatıldı.

"Belki evin içinde bir yerlere koymuştur bu orospu çocuğu. Bilemiyorum evin her yerini kontrol etmedim. Şu an olay yeri her şeyi netleştirecek." Dedektif Yavuz bir anda gözlerini bana çevirdi.

"Siz arabada bekleyin." Onu cevaplamadan arabaya doğru yol aldım. Arabadan çantamı alıp içinden sigaramı çıkardım. Onlarsa olay yerine doğru yürümeye başlamışlardı bile. Yüzüme çarpan soğuk hava tüm duyularımı uyandırıp, zihnimin açılmasına sebep oluyordu. Arabanın ön kaputuna yaslandım. Sigaramı alevleyip çektiğim dumanı üfürdüğümde, içimdeki kederin ve çıkmazın da dumanla birlikte havaya karışmasını diledim.

-------

"....baktık. Ne çevresinde ne evin içinde hiçbir yerde yok." Aralık camdan Aslan'ın sesini duyuyordum. Gözlerimi aralayıp başımı yaslamış olduğum camdan doğrulttuğumda boynumun tutulduğunu farkettim. Ne kadar süredir uyuyordum? Aynadan baktığımda ikisinin de arabanın arkasında olduğunu gördüm.

" Koleksiyonculuğa da başladı piç!" Dedektif'in sesi tıslar gibi çıkmıştı.

"İyice boka sardı desene." Dedi Aslan sıkıntılı bir şekilde.

"Aynen öyle oldu." Gerginliklerini buradan hissediyordum. Gerçi ben de gerim gerim gergindim ya, neyse.

"Şu ayakkabı topuğundan bir şey çıkmaz değil mi?" ümitli bir şekilde Yavuz.

"Sanmıyorum Yavuz. Adam yatak odasında yere süzülmüş olan kana yanlışlıkla basmış demek ki ama topuğuyla. Sonra arkasında topuk izlerini görünce muhtemelen parmak uçlarında ilerledi."

"İzlerin bir yerde kesilmesinin de sebebi bu olmalı. Apartman merdiveninde bıraktığı iz de yine yanlışlıkla."

"Öyle gözüküyor. Eğer tamamına bulaşsaydı ayakkabı modeli ya da ayak numarası hakkında bir ipucu elde edebilirdik ama maalesef sadece topukla bir yere varamayız şimdilik." Aslan'da çaresizce konuşuyordu.

"Sikeyim!" Yavuz'un siniri yine nüksetmişti. "Şu kağıda öncelik verin. Bakalım bu sefer hangi harf karşılayacak bizi."

"Tamamdır." Yavuz arabaya yönelmişti ki Aslan konuşmaya başladı. "Kız... Yani Ezgi Hanım'ı ekip aracıyla götürebiliriz istersen." Sesinde tereddüt vardı.

"Gerek yok. Ezgi Hanım benimle." Hızlı adımlarla arabaya biner binmez kontağı çevirdi.

" Bir gelişme yok mu?" cevabını bile bile sormuştum bu soruyu.

"Şu an için yok. Sizinle şahit olduklarımız ne ise hâlâ o gibi gözüküyor. Gelişme olup olmadığını bize zaman gösterecek." Sesinde bitkinlik nüksetmeye başlamıştı. Saate baktığımda sabaha karşı beşe geliyordu ve hava iyice soğumuştu. Yaklaşık yarım saat boyunca uyuduğumu farkettim. Kabanıma iyice sarılıp başımı koltuğun başlığına yasladım. Sadece yola dikmiştim gözlerimi. Üşüdüğümü anlamış olacak ki arabanın ısı sistemini çalıştırdı.

"Hiç beklemiyordum." Dedim gözlerimi yoldan ayırmadan. "Böyle bir şey yapabilecek bir caniyle karşı karşıya olduğumuzu ve bu geceki manzarayla karşılaşacağımı beklemiyordum."

"Sadece yerine göre umut etmemiz gerek aslında. Bu hayatta her şeyin gerçekleşebilecek bir olasılığı vardır." O da gözlerini yoldan ayırmamıştı. Doğru söylüyordu. Beklentiyle umut benzer anlamlı olsalar da farklı kapıya geliyorlardı. Beklenti her ihtimali barındırırken, umut sadece istediğimiz şeyleri barındırıyordu.

"Bu yüzden her zaman bir beklenti içine girmeyin. Sadece doğru zamanda umutlanın." son cümlesinde kafasını bana çevirmişti.

"Bunu gerçekleştirmek o kadar da kolay değil." Dedim bakışlarına karşılık vermeden.

"İşte bu zamanla olacak Stajyer Hanım. Zaman en iyi öğretmendir." Tekrardan bakışlarını yola çevirmişti.

Sustum. Sustuk. Bu gecenin havası ve yaşadıklarımız fazlasıyla ağırdı. En azından benim için öyleydi ve şahit olduklarım belki de hiçbir zaman deneyimleyemeyeceğim dersleri veriyordu bana. Evime yaklaşmıştık. Arabayı yavaşlatırken konuşmaya başladı tekrardan. Diğer zamanların aksine çoğunlukla konuşan O idi bu sefer.

" Evet belki de böyle bir şeye şahit olmamanız gerekiyordu ama şahit oldunuz ve bundan sonrası önemli bizim için. Bundan sonrasında neler yapacağımız ve nelerin gerçekleşeceğini bize zaman gösterecek." Yoldan ayırdığım bakışlarımı ona yönelttim.

"Ne dememi bekliyorsunuz ki?" ses tonum normal düzeyinden yüksek çıkmıştı. Gözlerini tekrar yola döndürdüğünde konuştu.

" Sadece bekleyin. Umut ettiğimiz müddetçe her zaman bir sonuca varırız. Acılarımız bazen bizi sabırsız ve fevri yapabilir ama emin olun buna şahit olup hissettim." Yaklaşık bir saat önce çılgına dönen bu adam şu an gayet sakin ve düşünceli konuşuyordu.

"Neye şahit olmuş olabilirsiniz ki? Sizin kendi canınızdan birisinin gözünüzün önünde solmuş bedenini görmek ve vahşete kurban gittiğini bilmek nasıl bir duygu, nereden bilebilirsiniz?!" sinirlenmeye başlamıştım.

O ise hâlâ yola bakıyordu.

"İşte dediğim noktaya geldik yine. Zaman olmadan bunu bilip bilmediğimi siz de öğrenemezsiniz Stajyer Hanım. Bu yüzden sadece sabredin." Evin önünde durmuştuk.

"Ben sizin filozof cümlelerinizle hareket edemeyecek kadar düz bir insanım. Emin ol Dedektif, şu an senin cümlelerini idrak edemeyecek kadar beynim yerinde değil!"

Son cümlemi yükselen sinirime paralel olarak sesime de yansıtmıştım.Tüm yaşadıklarım ve üzerine bu adamın saçma konuşmaları sinirlerimi boşaltmıştı.

Sustu. Gözlerini gözlerimden ayırdıktan sonra cebinden sigarasını yakıp başını tekrardan önüne çevirdi. Cevap vermesini istiyordum ama O sadece susmuştu. Alışkın olmadığım bir sakinlikle sigara paketinden sigara çıkarıp bana uzattığında konuştu.

"İyi geceler.Kendinize iyi bakın Ezgi Hanım."

Sigarasını dudaklarıma yerleştirip arabadan çıktığımda beynimi yoran düşüncelerden kurtulmak istiyordum. O'nun tepkisizliği ve acılara şahit olup hissettiğinden bahsetmesi beni ayrı bir şaşkınlığa çevirmişti. Evimin kapısını aralarken düşündüm.

"Belki de zaman en iyi öğretmendir."