Ölümcül Sır(Bölüm 2)

Bakalım Ezgi nelerle karşılaşacak?

1. Kağıt

Kağıt

Saat gece bire geliyordu. Ablamı defalarca aramama rağmen açmamıştı. Polise haber vermiştim. İçimdeki endişe beynime işlemişti.Evin dar koridorunda hızlı adımlarla tur atıp duruyordum.

Tam bir buçukta telefonumun titreşmesiyle açmam bir oldu. Bilmediğim bir numara arıyordu. Bacaklarımın titremesine karşı koyamarak salondaki L koltuğa oturdum. "Alo?"

Bir erkek sesiydi. "Merhaba Ezgi Hanım, ben Başkomiser Aslan Kılıç. Kayıp ihbarınız üzerine arıyorum sizi. Sevda Kartaş 'ın kız kardeşiyim demişsiniz." Durakladı. "Evet ." dedim. "Haber var mı ablamdan?" sesimin titrediğini farkettim.

" Bahsi geçen ormanın yakınlarında oturduğunuzu belirtmiştiniz değil mi?"

Sorumu duymamış gibiydi. "Evinize bir ekip yollayacağım. Açık adresinizi verin lütfen." dedi düz bir sesle.

Ekiplerin beni almasıyla olay yerine gitmemiz tam sekiz dakika sürmüştü. Artık takatim kalmamıştı. Yıkılmıştım. Ablamın cesediyle karşı karşıya kalmamak için dua ediyordum. Düşündüğüm olmasındı. Göğsüm sıkışmaya başlamıştı arabadan inerken. Etrafta olay yerini çevreleyen sarı polis şeritleri vardı. Sarı şeritlerin arasından hafif sakallı,bir yetmiş beş boylarında, kumral bir adam, inmiş olduğum polis arabasının yanına doğru yaklaştı. Her yer polis fenerleriyle aydınlatılmış, olay yeri incelemesinde görevli olan beyaz tulumlu memurların fotoğraf makinelerinin flaşları  karanlık ormanı aydınlatıyordu.

"Merhaba Ezgi Hanım. Sizi buraya cesedi teşhis etmeniz için çağırdık."

Ceset... Bu beş harfli kelimenin bir doktor adayı olarak beni bu kadar sarsacağını düşünmezdim. Bedenimin donmaya başladığını hissettim sarı şeritlerin ardına geçerken. Fakat bu donma Kasım ayının soğuğundan değil göreceğim manzaranın korkusundandı...

Cesede yaklaştığımda sıkışmakta olan kalbim aynı hissi mideme de devretmişti.

Ağacın yanında özenle serilmiş, elleri kalbinin üzerine konulmuş, uzun siyah saçları ayı kıskandıracak parlaklıktaki beyaz yüzünün bir kısmını âdeta korur gibi örtmüştü. Siyah montu başucuna konmuş, beyaz bileklerinin altından akan kan, kollarını kırmızıya boyamıştı. Yüzüne baktım. Göğsümü delecekmiş gibi atan kalbimin sesi kulaklarımda çınlamaya dönüşmüştü. Ela gözlerinin üzerindeki kapaklara kesik atılmış, ince bir kan süzüntüsü gözlerini boyamıştı. Boğazım düğümlenmişti. Yutkunmakta zorlanıyordum. Yanaklarıma hücum eden gözyaşlarım yüzümü sırılsıklam etmişti. Yere yığıldım, ablamın yanına.

" Abla..." Flaşların çıkardığı senin yanında fısıltı gibi kalmıştı dudaklarımdan dökülen 'Abla' kelimesi.

"Ne işin var burada? Sana gitme demiştim." Gözyaslarıma ağzımdan çıkan hıçkırık eşlik etmeye başlamıştı.

" Kalksana hadi. Bana kim yemek hazırlayacak? Saçlarıma kim fön çekecek  ablaa? " Elimin altında olan ıslak toprağa avuçlarımla baskı uygulayıp parmaklarımla da sıkıyordum.

"Bak artık bundan sonra yemekleri ben yaparım." Bana bakan sıcak bakışları, tatlı gülümsemeleri yoktu artık.

"Bak söz veriyorum dedim." artık sesim flaş seslerini bastıracak yükseklikteydi.

"Benim sözlerim sağlamdır, bilirsin." Yüzümü esir almış gözyaşlarım arasından tebessüm etmiştim.

Cevap vermiyordu.

"E hadi kalk amaaa. Lütfen, beni ıssız bırakma." dedim git gide şiddetlenen hıçkırıklarım arasından. "Sigarayı bırakma sözü vermiştim sana. Lütfen, o karanlık  grinin yoldaşım olmasına izin verme."

Derin bir ic çekmeye çalışırken nefesimin kesik kesik ciğerlerime işlemesi sesimi iyice çatallaştırmıştı. "Benim tek yoldaşım, anne yarım, dostum sensin." O güzel yüzüne bakamıyordum konuşurken.

O'na dokunmak istiyordum.
Ama yanımda duran  Komiser Aslan, beni kolumdan tutup kaldırmaya çalıştı.

"Tamam Ezgi Hanım, cesede dokunmanız deliller açısından sakıncalı olabilir. Sizi arabaya kadar götürelim."

Ayaklarım bulunduğum toprağa sabitlenmişti sanki. Bacaklarım tutmuyordu. Gitmemeliydim.

"Yalnız bırakmak istemiyorum ablamı."

Komiser Aslan hâlâ kolumu sarmış olan parmaklarını gevsetmemisti. " Ezgi Hanım, gidelim. Arkadaşlar işlerini yapsınlar."

"Bırakın!"

Kendimde değildim, olmak da istemiyordum zaten. Ablamın evin kapısından çıkarkenki görüntüsü belirdi gözlerimin önünde. Bana öpücük atmıştı. O'nu engelleyememenin vermiş olduğu pişmanlık ve acı vardı gözyaşlarımda. Gördüklerimin ardından hissetmediğim bacaklarım, Komiser Aslan vasıtasıyla âdeta sürükleniyordu.

"Bırakın beni! O bensiz yapamaz!" Haykırdığım cümleler kalabalıklaşmış ormanda ağaçların arasında kaybolmuştu. Kimsenin verecek tepkisi yoktu sanki. Tek başına haykırmanın, tek başına kederi sırtlamanın güçsüzlüğünü yaşıyordum şu an.




Polis arabasının açık kapısındaki koltuğa oturmuş ,bir battaniyeye sarılmış, kendime gelmem için verilmiş karton bardaktaki kahveyi içmeden elimde tutuyordum. Sadece yerde duran bir yaprağa odaklanmıştı gözlerim. Aslında hayatımızda bir yaprak gibiydi.Yaşamı boyunca bir ağaçta kalır sararır ve bir rüzgar onu toprağa düşürür. Bizim rüzgarımızsa ölümdü, bizi ağacımızdan ayıran, yeşerdiğimiz toprağa yeniden mahkum eden... Ama ablamı toprağa mahkum edecek rüzgara kim vesile olmuştu? O'nu kim ayırmıştı benim dallarımdan?

Hemen karşımda bir araba durdu. İçinden uzun boylu esmer bir adam çıkmıştı polise benzemiyordu. Komiser Aslan sarı şeritlerin arasından geçip adamı selamladı.
" Kurban 32 yaşında bir kadın .Sana attığım fotoğrafları gördün. İlk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorum."

" Cinayet aleti, bıçak vs. bulabildiniz mi etrafta?" Adamın sesi gayet soğukkanlıydı Aslan'a göre. "Hayır, bizi zorlayacak gibi görünüyor. O yüzden Cezai Soruşturma'dan seni talep ettim ya, bunun altından sen kalkabilirsin. Tıpkı diğer cinayetleri çözebildiğin gibi." Birlikte sarı şeritlerin arkasına doğru ilerlediler. Ben yine yerdeki yaprak ve elimdeki karton bardakla kalmıştım.

Yaklaşık on beş dakika sonra iki adam tekrar önümde belirdi.

"Ezgi Hanım, biliyorum sizin için çok zor bir durum.Meslek hayatımda en nefret ettiğim şey kurbanların yakınlarının ifadesini almak. Sizi çok zorlamayacağız ama bazı bilgilere ihtiyacımız var."

Kurban... Bu kelime artık ablamın bedenini ifade ediyordu polisler için. Benim için buna alışmak çok zordu. " Bu arada arkadaş, Cezai Soruşturma Bürosu 'ndan Yavuz Bey. Kendisi büyük vakalarla ilgilenen özel bir dedektifimizdir." Mimiksiz bir şekilde kafasıyla selam verdi. "Ablanızın herhangi bir düşmanı ya da husûmeti olduğu biri var mıydı? Ya da hayatında arkadaşları,özel biri..?"

Kendimi toparlamam gerekiyordu. Derin bir nefes aldım. "Ablam Medical Park Florya Hastanesi'nde temizlik görevlisiydi. Benim staj gördüğüm hastaneydi. Öyle yakın bir arkadaşı yoktu. O'nun tek yakın arkadaşı bendim. Zaten bu lanet ormana da evimize yakın olduğu için akşamları yürüyüş yapmaya geliyordu. Boşandıktan sonra kafa dağıtmak için arada yapıyordu bunu ama zamanla alışkanlık edindi.O'nu uyarmıştım, d-durduramadım..." sesim titriyordu, gözlerimden süzülen yaşlara engel olmadım.

"Boşandığından bahsettiniz, eski eşi nerede şu an? İsmi nedir?"

" İsmi Umut Çark.Onlar boşanalı 4 yıl oldu. Ablamı aldattığı için boşandılar. Önceden Yalova' da yaşıyorduk. Boşandıktan sonra Aydın Üniversitesi' ni kazandığım için buraya taşındık. Beraber yaşamaya başladık. Eniştem pişman olmuştu çok kez peşine takıldı. Ama ablam affetmedi. Affedilecek bir yanı da yoktu zaten." Yanağımdaki gözyaşının bıraktığı ıslaklığı elimin tersiyle sildim. Şüpheli bir şekilde başını salladı. Defterine notlar alıyordu.Göz ucuyla yanındaki sonradan gelen Yavuz isimli adama baktı. Adam sessizce bizi dinliyordu sadece.

"İlk Umut Çark'ı sorguya çekelim. Birime haber vereyim de adama ulaşıp ifadesini alsınlar."

"Bence O değil." dedi suskun olan adam. Başkomiser şaşırmıştı. "Yine de sorgulamakta fayda var."

"Tamam alın. Ama buna benzer bir cinayette üç hafta önce yine İstanbul' da yaşanmıştı. O davayı ben sürdürüyorum biliyorsun. Her iki cinayetinde bulunmuş oldukları pozisyon, bilekten kesikler, ve göz kapaklarındaki kesikler bile aynı. Ve bir şey daha var. Şiir."

Gözlerimi elimdeki karton bardaktan ayırdım. Buz gibi olmuştu kahve. Adamın  koyu yeşil gözlerine baktım. Devam etmek için dudaklarını araladı. Başkomiser de tatmin olmuş gibi adama bakıyordu. "Ablanızın şiirlere ilgisi var mıydı?" dedi cebindeki plastik poşete özenle yerleştirilmiş kağıdı bana uzatırken.

Kırmızı özgürlüğü izliyorum sadece
Bedenimdeki açlığı gideriyor öylece...
Gözlerin beni çağırıyor sevgilim
Kalbime yerles dercesine...

Kafiyesi, el yazısı kusursuz bir şiirdi. Tam 3 kere okudum. Ezberlememe yetmişti.

" Hayır ablam şiirden nefret eder. Duygusaldır ama öyle kinayeli şeyler okumakla pek uğraşmaz."

"Anladım. Bunu ablanızın montunun cebinde bulduk.Kağıttaki kana bakılırsa cinayet esnasında yazılmış bir şiir ve ablanızın cebine yerleştirilmiş." Dedi dedektif. Aslan'a çevirdi sert gözlerini.
"Geçtiğimiz günlerdeki cinayetle bir bağlantısı olmalı Aslan. Orada da şiir vardı."

"Bir seri katil diyorsun ha..." dedi düşünceli bir şekilde seyrek sakalını kaşırken.

"Aynı zamanda Şair olan bir katil..." yeşil gözlerinde derin bir düşünce ve heyecan vardı.

&

Sabah uyandığımda her yerimin ağırdığını hissediyordum. Saat 10:03 tü. Ekipler beni eve bıraktığında sabaha karşı 4' tü. Uyumamıştım aslında. Sürekli ablamın o ruhsuz bedenini görmiştüm rüyamda. Hâlâ evin mutfağında onun bardak çanak seslerini duymayı hayal etmiştim ama yoktu. Ev ıssızdı. Ben ıssız kalmıştım...

Çalışma masamın sağ çekmecesine koyduğum Winston Slım Blue sigarayı çıkardım.Bir buçuk haftadır kendime yasak koymuştum sigara içmemek için. Ablamla iddiaya girmiştik. Bir ay boyunca sigara içmezsem bana koleksiyonum için bir kutu karpostal alacaktı. Eğer kaybedersem bir hafta boyunca mutfak işleri benimdi. Ama ne karpostal ne de mutfak işleri hiçbiri umrumda değildi. Her sey boştu benim için. Annem öldükten sonra babam başka bir kadınla evlenmişti ben 13 yaşındayken. Bizi istememişti karısı. Ablamın yerli gururu sayesinde ayaktaydık. Ev tutup, çalışmıştı, benim için...Hem annem hem babam olmuştu. Ama hayat onu Umut gibi bir pezevenge denk getirdi ve yine olgun olmak zorunda kalmıştı. Yine bu hayatta bazı şeylerin acısını çekmek zorunda kalmıştı ablam.

Sigaramın dumanındaki griliğin odamdaki havayla dansını seyrediyordum. Gözümün önüne ablamın cesedi geldi. Kolları gövdesinde toplanmış, elleri kalbindeydi. Özenle serilmişti yere. Katil onu öldürdükten sonra bu pozisyona sokmuştu.Tıpkı şiirinde bahsettiği gibi; kalbime yerles dercesine...Bir tıp öğrencisiydim, evet. Ruhsuz bir cesedin beni bu kadar etkileyeceğini düşünmezdim. Demek ki insanoğlu ne kadar kendine hükmetmeye çalışırsa çalışsın kaybetmek istemediklerinin acısı kalbine işlerdi. İster nefret olsun, ister sevgi...Sigaramın izmaritini masamdaki bardağın içine atarken telefonum çaldı. O arıyordu, muhtemelen hastaneye gelmediğimi farketti.
"Alo,hayatım sen stajyer bir doktorsun hastaneye gelmemişsin yoksa kendini akşama mı hazırlıyorsun."
Gülümseyişini ve sesindeki neşeyi hissedebiliyordum, cevap vermemi bekliyordu ama boğazım düğümlendi.

"Ezgi? Orda mısın? Bir şey mi oldu?"

"Ablam öldü." Cümlemi tek seferde söyleyebilmiştim. Bu cümleyi kurarkenki kullandığim nefesin bu odada sonsuza dek ablamı yaşatması diledim.

Hattın karşısında bir sessizlik oldu. " İş çıkışı hemen yanına geleceğim tamam mı? Sakın bir yere gitme."

"Hayır gelmeni istemiyorum." Dedim kesin bir dille. "Sadece yalnız kalmak istiyorum. Çok yorgunum.Kafamı toparlamaya ihtiyacım var."

" Ezgi." Dedi, sesinde baskınlık vardı."Yanında olacağım bu gece. Bana ihtiyacın var. Bana nasıl ve neler olduğunu anlatacaksın. Rahatlaman gerek." Sustum. Bir şey demeden telefonu kapattım.

Kapının çalmasıyla yerimden doğruldum kim olabilirdi ki? Kapıyı açtığımda dün akşamki Dedektif Yavuz'un sert sîmasıyla karşılaştım.

"Yazılı ifade vermek için yarın gelecektim büroya. Dün geceden sonra kendimi iyi hissetmiyordum bugün." dedim, gelmesinin gereksiz olduğunu ima etmeye çalışarak".

L koltuğun ucuna yerleşirken konuştu "Kendinizi iyi hissettiğiniz vakit gidebilirsiniz büroya fakat ben onlardan bağımsızım. Olayı takip edip çözmek, onlardan istediğim bilgiyi alıp rapor etmek benim görevim fakat bana karışamazlar." dedi düz bir şekilde sesinde az da olsa ego seziyordum.

"Anladım o halde hem size hem de büroya ayrı ifade vereceğim öyle mi?"

" Büroya ifade verdikten sonra onlarla iletişminiz sürmeyecek. Sadece evrak takibi için prosüdür bu şekilde.İfade verdikten sonra benimle iletişiminiz sürecek. Dün Aslan'ın dediği gibi olayı ben yürütüyorum. Sizinle bağlantıda olmam gerek."
"Tamam." Dedim derin bir nefes alırken "Ne sormanız gerekiyorsa sorun o hâlde."

Orta sehpayı kendine doğru çekti ve not defterini üzerine koydu.

"Yaklaşık 3 hafta önce bu cinayetin birebir aynısı gerçekleşti. Sadece şiirler farklı. Katilin öldürdüğü bu iki kadının ortak yönlerine baktığımda ikisinin de sade ve gürültüsüz bir yaşamları olduğunu ancak geçmişlerinde yaşadıkları pürüzler olduğunu görüyorum."

"Hangimizin geçmişinde pürüz yok ki" dedim araya girerek. Sözünün kesilmesinden rahatsız olmuş gibi beni geçiştirdi. " Evet doğru.Ama katil sanki hayatında güçlükler yaşayıp sonrasında bir düzen oturtmuş kadınları seçmiş. Ablanızın herhangi bir sorunu olmadığını söylemiştiniz sanırsam."

"Evet,kimseyle bir kavgası yoktu .Güçlü bir kadındı.Geçmişte yaşadığı pürüzleri hep yokmuş gibi sayıp önüne bakardı.Ben bu konumdaysam onun sayesinde."

Kafa salladı ."Ailenizle aranız nasıl?"

İç geçirdim. "Annem ben 13 yaşındayken öldü ve babam ardından evlenince karısı bizi istemedi. Bizde Yalova 'da yeni bir hayat kurduk derken ablam evlendi ve sonu aldatılmayla bitti.Ben hep hırslıydım doktor olmak için İstanbul'a gelmek istiyordum. Ve iki sene boyunca sınavlara çalışıp ablamın boşandığı dönem burslu Tıp kazandım.4 senedir buradayız ve kimseyle bir sıkıntımız yok."

"Ablanızın sizinle aynı hastanede çalıştığını söylediniz oradan bir arkadaşı falan var mıydı? Mutlaka tanırsınız."

"Sadece Derya Abla vardı muhabbet ettiği.O da 41 yaşında çocuklu kendi halinde bir kadın. Zaten bilerek kimseyle arkadaşlık yapmıyordu."

"Neden?" kaşları çatılmıştı.

"Etrafımdakilerin O'nun ablam olduğunu bilmesini istemiyordu. Duyulma ihtimaline karşı. Utanıyordu bulunduğu konumdan."

Anladım der gibi başını salladı. "Ne ilginçtir ki geçtiğimiz günlerde öldürülen Meyra Öz cinayetinde de aynı durum söz konusu." İstemsizce yüzümü ekşittim.

"Nasıl? Anlamadım." Defterine notlar alıyordu. Orta sehpaya doğru eğilmişti.Doğruldu. " Meyra Öz. Hayatındakilerden sakladığı bir gerçek var." Konuşurken gözlerimin içine bakarak konuşuyordu. Merakla ona baktım. "35 Yaşında genç bir kadın ve Medical Park Florya Hastanesinde rahim kanseri olduğunu öğreniyor ve bunu ailesinden hiç kimse bilmiyor.Yani tıpkı ablanız gibi o da bulunduğu durumu etrafındakilerden saklamış.Ve beraber yaşadığı sevgilisi bu durumu bizden öğrendi." Hiçbir tepki verememiştim. Yine dün geceki gibi cebinden bir plastik bir poşete sarılı kağıt çıkardı. Yine kan damlaları vardı kağıdın üzerinde.Bana uzattı.

Sadece özgür olmak istiyorsun biliyorum,
Sır kalmayacak gözlerinde
Sadece akısa bırakıyorum kendimi
Kırmızı periler bileklerine süzüldüğünde..

"Bu nasıl bir psikopatlık ya. Adam öldürüyor üstüne ilham alıp şiir yazıyor.Çok narin bir piç gibi!" bağırarak konuşmuştum. Sinirden ellerim titremeye başlamıştı. Vücudumun tekrar nikotine ihtiyaç duyduğunu hissettim. "Bekleyin" dedim yerimden kalkarken. Büyük bir sakinlikle karşıladı beni.Odamdan sigaramı alıp dönmüştüm. Yerime geçip sigaramı dudaklarım arasında alevledim.

"Evet ilginç bir piç." Dedi beni teyitleyerek. Geniş omuzlarını dikleştirerek devam etti. "Farkettiniz mi bilmiyorum ama Meyra ÖZ Bu hastane de kanser olduğunu öğrendi ve ablanız da bu hastane de çalışıyordu." Evet o kısmını kaçırmıştım. "O halde katilin bu hastaneyle bir bağlantısı var."

O da bir sigara yakıp küllüğe yetişmek için benim tarafıma yakın oturdu. Sigarasının dumanını seyrederken gözlerini kıstı ve bakışlarını bana çevirdi. "Belki de bağlantısının olmasından ziyade oradadır." Bu adamın bilmece gibi konuşması canımı sıkmıştı. "Nasıl yani?" Dedim kendi sinirime hakim olarak. Sigarasından bir duman daha çekti.Allah'ım bu adam her şeyde mi bu kadar sakindi? Sabırla bekledim cevap vermesi için. Sigaramdan son bir duman daha çekip söndürdüm onu beklerken. "Meyra Öz 'ün otopsisinde boynunda bir şırınga izi çıktı ve sonrasında öğrendik ki kanına ketamin enjekte edilmiş." Şaşırmıştım."Ketamin mi?" "Evet." Dedi sigarasını söndürürken, hızlı içmişti. "Siz benden daha iyi bilirsiniz ketamini bir tıp öğrencisi olarak."

Ellerimi şuursuzca salladım. "Ketamin genel anestezi de kullandığımız hastanın bilincini kapatan bir madde ve bunun dışarda normal bir insanın kullanması yasak." Hafifçe gülümsedi.

"Benim dediğime geldiniz bu bir hastane bağlantısı değil o halde bir hasta doktoru oluyor."

Tam dudaklarımı konuşmak için aralarken telefonu çaldı.Sadece karşı tarafı dinledi.

" Parmak izi düşündüğümüz gibi mi?" dedi gözlerini kısarak. Karşı taraftan gelen cevabı defterine not aldı.Ama ben göremedim ne yazdığını. Defteri kucağına almıştı.Telefonu kapattı. Kısa bir an defterine aldığı nota baktı. Sonra bakışlarını bana çevirdi.

"Ablanızda da aynı şekilde ketamin bulunmuş." Bunun için sevinmeli miydim? Yoksa acım hafiflemeli miydi? Ablamın acı çekmeden öldüğü anlamına geliyordu bu. Şair önce bayıltıp sonra onların bileklerini keserken ilham alıyordu ve gözlerine birer simge gibi kesikler atıp şiirini tamamlıyordu. Tepkisizdim.

"Parmak izi filan yok mu kağıtlarda.?" "Hayır" dedi başını olumsuz anlamda sallayarak. "Belirsiz bir şey var." Düşünceli bir şekilde not aldığı deftere bakıyordu.Cümlenin devamını getirmesini bekledim. "Kağıtların arkasında görünmez bir kimyasalla harf yazılmış." Bu nasıl bir bulmacaydı böyle ya?!  Kafayı sıyıracaktım. Başım ağrımaya başlamıştı. Ellerimle şakaklarımı ovmaya başladım.

" Meyra Öz cinayetinde ilk harfimiz 'K', ablanızdaysa 'A' olduğu bilgisini aldım."

" KA.. neyi ifade edebilir? Ya da devamında bir harf var mı? Bir şeyin kısaltması da olabilir."
Sesli düşünüyordum masanın üzerinde duran gümüş küllüğe bakarak. " Bunlar benim de aklımdan geçiyor." Bir sigara daha yaktı. "Bu durumda araştırmaya devam edeceğim. Ama eğer harflerin devamı varsa bu başka cinayetler olacağının da habercisi. Sizden istediğim bu hastane konusunu kimseye ama hiç kimseye açmamanız. Şair'imiz hastaneden birisi. Şimdilik kanaatim bu."

Sigarasını söndürüp ayaklandı. "Dinlenin Stajyer Hanım ve başka bir katliam olmaması için ağzınızı suku tutun." Dedi kapıya doğru yönelirken.Bunu emir verir gibi söylemişti. Ve kapının kapanma sesi duyuldu.

Havanın karanlığı evime de çökmüştü. Başımın ağrısını dindirmek için bir şeyler atıştırıp ilaç içmiştim.Bedenim sızlıyor gibiydi.Ablamın odasına girmek için can atıyordum.Ama bir yanım da hala ölü bedeni oradaymış gibi hissediyordu.Yatağıma uzandığım sırada kapının tıklatıldığını duydum. O gelmişti. Karmaşık duygularım arasında O'nu tamamen unutmuştum. Kapıyı açtığımda içeriye adımını atar atmaz beni belimden kavrayıp sarıldı. O bana sarılırken gözyaşlarım omuzlarını ıslatmıştı.Yüzümü ellerinin arasına alırken "Öldü." Diyebildim sadece. "Öldürüldü."

Beni kucaklayıp yatağıma götürürken ikimizde suskunduk.Usulca beni yatırıp arkama geçti ve bana sarıldı kendiside yatarken. "Yüreğimm..." dedi saçlarımı koklayarak. O'nun güvenli kollarında uykuya dalmıştım.