Ben Deli Değilim

Hayatınızın akışını sadece büyük olaylar mı değiştirebilir yoksa minik olaylar da değiştirebilir mi? Eski bir yüzük bulmak mesela...

Ben Deli Değilim

BEN DELİ DEĞİLİM

Acımasız olan hayat mıdır insanlar mı? İnsanlar acımasız olmasa hayat da tatlı olurdu. Ben acımasız hayatın içine doğan Derya. Yıllar önce bir yetimhanenin kapısının önüne annem ve babam tarafından bırakılmışım. Daima kendi ayaklarının üzerinde durmuş, hayallerinin peşinden ölesiye koşmuş Derya'yım ben. Yetimhanedeyken tanıştığım ve şuan aynı evde yaşadığım 4 arkadaşım bu acımasız hayatımın en tatlı yanı. Arya, Sena, Pelin ve Özgür. 5 kız kardeşiz biz.

Bugün yeniden bir iş görüşmesine gidiyorum. Bu kaçıncı iş görüşmesi hatırlamıyorum, en son saymayı bıraktığımda 9’du. Daima biz size döneriz dediler , bilin bakalım dönen oldu mu? Tabii ki hayır. İş görüşmesi yapacağım şirkete girip üst kata çıktım. Cv me baktılar, bana bir kaç soru sordular. Ve işte o klasik cümle gelmek üzereydi ki ben erken davrandım. "Siz bana dönersiniz. Cv mi alabilir miyim?" Birbirlerine şaşkın şaşkın baktılar. İçlerinden biri cv mi uzattı ve "Yarın mı başlarsın, bugün mü?" dedi. Bu cümleyi daha önce duymadığım için her zaman söylediğim cümlelerden birini tekrarladım. "Kimse işe almazsa tecrübe nasıl edinebilirim?" dedim. Sonra sert sert bana bakıp "Duymuyorsun galiba bugün mü başlayacaksın yarın mı?" dedi. Ve ben yine saçmalamaya devam ettim. Bağırarak "Aman be almazsanız almayın ben de şirketinize  meraklı değilim." dedim. E haliyle sinirlenip beni kapının önüne koydular. Evet ilk işim yalnızca 1 dakika sürdü. Bence büyük başarı. Bir kaç saatliğine izin aldığım kafe de ki garsonluk işime devam etmek üzere kafeye döndüm. Bu kafe antika müzik kutularını andırıyordu. Kafeye genellikle elit insanlar gelirdi. Bu yüzden burada çalışmak bana huzur veriyor. Müşteriler kalktıktan sonra masaları silerken masalardan birinin üzerinde bir yüzük fark ettim. Eski bir yüzüktü, üzerinde el işlemeleri vardı ve değerli bir yüzüğe de benzemiyordu. Belki almaya gelen olur diye cebime koydum. Akşam olunca başka bir garson geldi ve görevimi devredip eve döndüm. Kızlar çoktan eve dönmüştü. Arya bir şirkette avukat olarak çalışıyor. Sena edebiyat öğretmenliği okumuştu ama atanamadığı için benim gibi bir kafede çalışıyor. Pelin bir kuaförde çalışıyor. Özgür ise müzik öğretmeni. Yemeği hazırlamışlar ve beni bekliyorlardı. Hem yemek yedik hem de bugün yaşadığım  ilk işe alınma anımı anlattım. Eee kısa da olsa alındım sonuçta.

Yemeği yiyip masayı toparladık biraz sohbetten sonra saatin 12 olduğunu fark ettik. Yatma vakti gelmişti. Sena ile aynı odada kalıyoruz. Odaya gidip üzerimi değiştirirken cebimde duran yüzük düştü. Ben de alıp parmağıma taktım. Pijamalarımı giyindim ve yatağa yattım. Yüzük garip bir şekilde parmağıma takınca daha güzel görünüyordu. Gözlerimi kapattım ve yüksek bir yerden düşecekken birden gözlerimi açtım. Bulunduğum oda benim odam değildi, Sena da yanımda yoktu. Ve sabah olmuştu. O kadar yorgunken daha uyuyamamıştım bile. Kıyafetlerim saçım her şey değişmişti ama yüzük hâlâ parmağımdaydı. Odaya birden biri girdi ve çığlık attı. E ben de korktum ve çığlık attım. Sonra evden hızlıca çıktım. Mahalle bizim mahalleydi ama her yer çok değişikti. Bir büfeye girdim ve gazete aldım. Yıl 2010' du e haliyle çok şaşırmıştım. O yılda ben yetimhanedeydim. Hızla yetimhanenin olduğu yere gittim. Ziyaretçi olarak giriş yaptım. Arya'yı  gördüm,  bankta oturuyordu. Yanına gittim. Beni görünce çok şaşırdı. Arkadaşı Derya'ya çok benzediğimi söyledi. Benim o olduğumu bilmiyordu tabii. Sonra beni Derya'ya yani küçük bana götürmek için elimi tuttu. Peşinden gittim. İçimde kötü bir his vardı ama yine de gittim. Küçük Derya'yı bulduk. Ama garip bir şey vardı. Benim küçüklüğüm beni göremiyordu. Arya nasıl göremezsin burada işte dedi. Ama göremiyordu. Ben onu görebiliyordum. Koridorun sonunda ki büyük aynada yansımam olmadığını fark eden Arya çığlık attı ve kaçmaya başladı. Ben de hızlıca oradan uzaklaştım. Tekrar dönmek için o eve gitmem gerektiğini düşündüm. Benim uyandığım odanın balkon kapısı açıktı. Bir şekilde tırmanıp içeri girdim. Yatağa yattım ve gözlerimi kapadım. Ama işe yaramadı. Evden ayrıldım. Saat ile ilgisi olabileceğini düşündüm ve saatin gece 12 olmasını bekledim. 12 olunca tekrar eve döndüm, yatağa uzandım. Yine bir yerden düşer gibi oldu aniden sıçradım. Gözlerimi açtığımda Sena yanımdaydı. Gördüklerimin rüya olduğunu düşündüm ve yüzüğü parmağımdan çıkarıp tekrar uyudum. Sabah olduğunda normal hayatımızın devam edeceğini düşünmüştüm. Kahvaltıyı hazırladım ve kızları uyandırmaya gittim. Herkesi uyandırmıştım ama Arya uyanmamıştı. Halbuki her sabah en erken o kalkardı. Arya'yı gıdıklamaya başladım. Ama ölü biri gıdıklanamaz değil mi? Onun öldüğünü anladığımda dizlerimin üzerine çöktüm, şok içindeydim. Onun ölümünün yüzükle bir ilgisi olabilir miydi?.. Arya'nın ölümü hepimizi çok üzmüştü. Ertesi gün onu her zaman ziyaret edebileceğimiz bir mezarlığa uğurladık...

 

 2 gün sonra tekrar işlerimize devam etmek zorundaydık. Tekrar kafeye döndüm. Yüzüğün sahibinin geleceğini düşündüm ama gelen olmadı. Belki de Arya'nın ölümüyle bu yüzüğün bir ilgisi yoktu. Bu olasılıkları düşünürken kafenin kamera kayıtlarına bakmak geldi aklıma. Kayıtlara baktığımda o masaya oturan kişi ile ilgili olan kısımların silindiğini fark ettim. Masa da biri yemek yemişti ama kim olduğunu bilmiyordum. Daha fazla tedirgin olmaya başladım sonra yüzüğü çöpe atmaya karar verdim. Yüzüğü çöpe attım,  kafeden ayrıldım ve  eve döndüm. Sofrayı hazırladık ve yemek yemeye başladık. Kimse konuşmuyordu. Ben de sessizliği bozmadım. Sofrayı toparladık ve salona geçtik. Sessizlik devam ediyordu. Onlara yüzük olayını anlatmalı mıydım bilmiyordum. Gece geç vakitlerde tekrar odalarımıza çekildik. Üzerimi değiştirirken cebimden bir şey düştü. Düşen şey yüzüktü. Ne yapacağımı şaşırdım. Elim ayağım titremeye başladı. Çok korktum. Onu çöpe attığıma emindim. Nasıl tekrar cebime girmişti ki?.. Belki kafe çalışanlarından biri parmağımda görmüştür ve benim olduğunu düşünüp cebime koymuştur diye düşündüm. Kendimi rahatlatmanın tek yolu buydu. Yüzüğü Arya'nın kaldırılacak eşyalarının içine koydum. Yatağa döndüm.

 

Sabah uyandığımda Sena buz gibiydi. Ölmüş olmaması için çok dua ettim ama ölmüştü. Arya gibi o da ayrılmıştı aramızdan. Ben çığlık atınca kızlar hemen geldi. Yüzük geldi aklıma ve koşup yüzüğü koyduğum yere baktım yüzük yoktu. Sonra yüzüğü Pelinin parmağında gördüm. O yüzüğü nasıl bulduğunu sordum. Pelin eşyaların arasında bir şey ararken yüzüğü bulmuş ve Arya'nın olduğunu düşünüp parmağına takmış. Benim gördüklerimi büyük ihtimalle o da görmüş. Ama yüzüğün lanetli olabileceğini aklına getirmemiş. Yüzüğü ondan aldım ve bende kalmasına karar verdim. Sena'yı defnettikten sonra hayatımız daha da değişti. Bir arkadaşımızı kaybetmenin yasını tutarken ikinci bir yas hepimize ağır gelmişti. Kafa dağıtmak için biraz yürüyor ve olanları düşünüyordum. Deniz kenarında bir banka oturdum. Yüzük elimdeydi. Denize atmaya karar verdim. Ve hızla eve döndüm. Saat geç olmuştu bir an önce yatmak istiyordum. Üzerimi değiştirdim ama bu kez yüzük yoktu. Pijamalarımı giyindim ve yattım. Yüzüğün parmağımda olduğunu fark etmemiştim...

 

Yine bir yerden düşecek gibi olup aniden sıçradım. Uyandığımda yanımda benden bir tane daha vardı. Ama garip bir şekilde Sena yoktu. Sanki ölünce geçmişten de silinmişti. Hızla evden çıkmam gerekiyordu. Odadan çıkacakken Özgür ile çarpıştık. "Sakin ol yahu, ne bu acele?" dedi. Yok bir şey deyip onu odadan uzaklaştırmaya çalıştım ama ikinci ben işi bozdu. O da kalkıp Özgür'e günaydın deyince, Özgür olduğu yere bayıldı. Ben yine gece yarısını bekledim ve günümüze döndüm. Özgür'ün yanına koştum. Ve öldüğünü anladım. Ama Pelin yoktu. Sonra kapının önünde siren sesi duydum. Polisler kapıyı açmamı istedi, ben de açtım. Beni bir hastane odasına götürdüler ve beyaz bir önlük giydirdiler. Doktorlar kendi aralarında konuşurken duydum şizofreni hastasıymışım. Arya'yı, Sena’yı, Özgür’ü benim öldürdüğümü söylüyorlar. Hepsini eve hapsetmişim bir tek Pelin kurtulmuş. Bunları ben yapmadım yüzük lanetli dedim ama beni kimse dinlemedi. Belki bu olanlar gerçek belki de değil, bilmiyorum. Tek bildiğim ben deli değilim...