ÖLÜMCÜL SIR (BÖLÜM 4)

Ezgi, Dedektif'in yeni göreviyle karşılaşacak.

1. GÖREV

Karşımda duran hareketsiz gövdenin üzerine elindeki neşterle kusursuz bir şekilde çizdi. Bir kez daha, bir kere daha... Kusursuz olarak yaratılmış olan kalp ,saklı zarların arasından gözüküyordu. O an gözüme savunmasız gözükmüştü. Sanki saklı bir hazineye bakıyordum. Canlı bir hazineye... 

Elindeki neşteri bırakıp bana baktığında heyecanlanmaya başladığımı hissettim. Hareketsiz duran gövdeye yaklaşıp üzerime düşeni yapmam gerekiyordu.

"Sıra sende, haydi bakalım." Dedi Kardiyoloji Doktoru Sarp Sezgi.

Sevim'in de yardımıyla elimdeki ekörter denilen doku uzaklaştırıcısıyla meme altındaki atardamara ulaştım. Bana engel olmaması için akciğer zarlarını yandaki damarların yanına askı dikişle sabitledim.

Elimdeki bistüriyi parmağımın ucuyla sınırlandırarak kalp ana damarı aortu delmem gerekiyordu. Eğer ufacık bir yanlış yaparsam gözümün önündeki bu beden, sonsuza dek hareketsiz kalacaktı.

İşte bir can bizler vesilesiyle ya son buluyordu ya da başlangıçlara imza atıyordu. Mesleğimin ilginç ama gerçek tarafı buydu.

Göğüslerimin arasından ince bir ter tabakasının süzüldüğünü hissediyordum. Aortu deldikten sonra hızlı ve sakin kalmaya çalışarak hortumu soktum. Kan dolaşımının vücut dışında gerçekleşmesi gerekiyordu. Açık kalp ameliyatlarında kalp-akciğer makinesinin görevi buydu işte.

Kelepçeleri hortumun yanındaki damara sabitledikten sonra kalbin sağ kulakçığı olan yani sağ atriumu kesmesi için Sevim'e pas attım. Onun da benim kadar heyecanlandığını hissedebiliyordum. Fakültede bu senenin stajyerler tarafından yapılan ilk koroner baypass ameliyatıydı. Aynı anda uygulama sınavıydı ve biz sınava ilk dahil olan öğrenciler olmanın stresini yaşıyorduk haklı olarak.

Sarp Sezgi'nin bakışlarını üzerimizde hissedebiliyorduk. Ufacık bir yanlış için tetikte bekliyordu. Kapakçığı ben tutarken Sevim'de özenle trigeminal bıçakla kulakçığı kesti.

Sisteme bağlantılar yapıldıktan sonra kalbin dolaşıma etkisini kapattık. Elimdeki şırıngayla kalbi geçici olarak felç eden sıvıyı naklettim ve kalbin kasılmaları kesildi. Artık çalışmıyordu. Dokuyu korumak adına lokal buz uygulamaya başladı ameliyathane teknikeri.

Artık bu kısımda tam bir ekip olarak çalışmamız gerekiyordu. Yağ dokudan çıkarmış olduğumuz tıkanıklık olan damarları mikro makaslarla tıkanıklık sonrası bölüme dikmeye başladık. Yaklaşık 1,5 mm olan damarları 8 dikiş geçişiyle birbirine bağlarken hâlâ buz solüsyonu uygulanıyordu.

Damarları tutmak bile büyük bir hassasiyet gerektiriyordu. Ellerimin titrememesi için dua ediyordum.

"Krosa alıyoruz." Diye ön uyarıda bulunup Sevim kalbin ucunu tutarken yerine yerleştirdim.

Sarp Hoca devreye girip kanama kontrölünü gerçekleştirdi. "Süperdiniz hanımlar!" sesinde gurur vardı.

"Mert kemikleri yanaştır bakalım." 

Mert elindeki çelik tellerle kanamayı tekrardan kontrol edip gövdeyi birleştirmeye başladı.

Baskın ama rahatsızlık vermeyen bir adamdı. Profesyonelliğine ve soğukkanlılığına hayran bıraktıran bir yapısı vardı. Acaba ablamın katili Sarp Sezgi olabilir miydi? Onu ablamın bileklerini keserken hayal etmeye çalıştım. Soğukkanlı öldürüp şiir yazan bir şair...Olabilir miydi? 

"Hepiniz harikaydınız ve tam da bana yakışır şekilde hareket ettiniz gençler. Tebrik ederim sizi. Bu durumun notlarınıza yansıyacağından emin olabilirsiniz." Dedi ellerindeki eldivenleri çıkarırken. Yanımdan geçerken elini belime koyup göz kırpmıştı bana.

"Bunu kutlamalıyız!" dedi Sevim koskoca ameliyathane de geri çekilip küçük bir zıplayışla.

" Olabilir ,neden olmasın?" Bunu Sarp Hoca'nın söylemesinin şaşkınlığıyla gözlerim ona çevrildi.

"Hocam, sizde mi? " Erdem' de şaşırmıştı benim gibi anlaşılan. Teknikerler hastaya son dokunuşları yaparken ameliyathanenin çıkışına doğru hareketlenmeye başlamıştık. 

"Neden olmasın? Birkaç öğretim üyesi ve hastanemizde başarılı olan 4. Sınıf öğrencilerinin bazılarıyla ufak çaplı bir kutlama yapabiliriz. Senenizin ilk açık ameliyatı yüksek riskli olmasına rağmen güzel geçti. Ve bunu sizler yaptınız çocuklar ama her ameliyattan sonra kutlama yapma alışkanlığı edinmeyin. Bir doktor olarak hastaların yanında kafanızın ayık olması gerek ." Suratına yandan bir sırıtış yerleştirdi. 

Cümlesinin ardından Sevim de ufak çaplı bir gülüş attı. Bense dudaklarımı yukarı kıvırarak tebessüm ettim. Ellerimizi sterilize ettikten sonra yaklaşık 3 buçuk saattir ameliyatta olduğumuzu farkettim. Gerçekten hem zor hem de stresli bir sınavdı benim için.

İşte gerçek bir sınav. Yaşamımız da bir sınavdan ibaret aslında. Verdiğimiz doğru ya da yanlış kararlar, bizim kaderimizi belirlerken bunların sonucunda cennet veya cehennemi hakediyorduk. En azından ben böyle düşünüyordum.

"Kutlama da görüşmek üzere hocam!" diyen Mert'e baktım.

"Haberleşiriz gençler." Diyerek üst kata odasına doğru yöneldi Sarp Sezgi.

"O zaman hafta sonu kopuyoruz dostlarr!" dedi Sevim ellerini havaya kaldırarak.

"Size iyi eğlenceler." 

"Ya ciddi misin Ezgi, saçmalama. Bu aralar çok kötü günler geçirdin ama emin ol biraz kafa dağıtırsın sana iyi gelecek." Elini omuzuma koymuştu. Üçü birden yüzüme bakıyordu ısrar edercesine.

"Bilemiyorum." Dedim sadece.

"Bu da bir şey, hayır demedi. En azından duyusal olarak." Gülümseyerek konuşmuştu Erdem.

Göz devirdim. "Evet de demedim ama, 'duyusal olarak'." Duyusal olarak kısmını ellerimle tırnak işareti yaparak söylemiştim. Mert güldü. "Tamam gitmeyin kızın üstüne. Hafta sonuna 3 gün var. Psikolojik olarak bir insana bir şeyi 7 kere söylerseniz bilinçaltına yerleşir. Bu demektir ki bu 3 gün içerisinde her birimiz günde bir kere söylese ve bunu son gün sadece bir kişi yapsa 7 kez söylemiş oluyoruz. Son gün söyleme görevini sana veriyorum Sevimciğimm. Yani sen hayır demesen de biz bir şekilde bilinçaltına yerleştirmiş olacağız çalışkan kız." Yanağımdan bir makas aldı.

"Ne kadar zekisin sen öyle..." yüzümü buruşturmuştum. Sevim tekrardan kahkaha attı. Merdivenlerden çıkıyorduk.

"Bak bu iyiymiş." dedi Erdem gülümseyerek işaret parmağıyla Mert'i gösterirken. 

Aslında gidebilirdim. Hem aylardır Gökçe'yi görmemiştim. Müzikal de garsonluk yapıyordu. Liseden sonra evini terkedip İstanbul'a gelmişti. Üniversiteye başladığımdan beri birkaç defa gitmiştim yanına. Aslında müzikale birkaç defa gitmiştim ve oranın haricinde toplasan iki üç defa görüşmüşüzdür.

Sosyoloji okuyordu ve masrafları için ek iş olarak müzikaldeydi. O da hayatta erken darbe yiyenlerdi. Üvey babasının tacizine uğradıktan sonra annesiyle paylaştığı hâlde annesi ona inanmamıştı. Ama bunu kimse bilmiyordu benden başka. Yalova' dayken ki en yakın arkadaşımdı diyebilirim. Her ne kadar hayat koşturmacasından sonra araya soğukluk girse de en azından öyleydi, bir zamanlar....

----------

Hastaneden çıkarken her zaman hevesle gittiğim evime gitmek, içimde az da olsa bir tedirginliğe sebep olmuştu. Etrafımda böyle bir canînin gezdiğini düşünürken tüylerim ürperdi.

Gizli kahramanımın yanımda kalmasını isterdim. Benim yanımda kalmayı istemeyebilirdi belki. Ama evinde kalmamı teklif edebilirdi? Gerçi istese de gitmezdim. O evde ablamla hatıralarım vardı...  

Sahi neden teklifte bile bulunmamıştı ki?

Metroya doğru yönelirken telefonumun zil sesini duydum.

"Buyrun Yavuz Bey,"

"Evde değilsiniz sanırsam, kapıda kaldım." Sesinde mağduriyet vardı. "Tamam, ben yoldayım zaten geliyorum. En fazla 20 dakikaya oradayım. "

"Fazlası olmasın lütfen." Sesindeki mizahı anlayarak tebessüm ettim göremeyeceğini bildiğim hâlde.

"19 dakika bile sürmeyeceğinden emin olabilirsiniz."

"Bekliyorum." Dedi donuk sesiyle.

Eve vardığımda apartmanın duvarına yaslanmış, gözlerini belli belirsiz karşıya dikerek sigarasının dumanını soluyordu. Düşünceli bir hâl vardı bakışlarında. Geldiğimi farkedince yüzünü benden tarafa çevirip kolundaki saate baktı. "Tam 18 dakika." 

Gerçekten dakika mı tutmuştu bu takıntılı manyak dedektif? "Neyse ki metroyla ulaşım kolay oluyor hastaneyle evim arasında" dedim sesimdeki şaşkınlığı gizlemeye çalışarak. 

"Dakikmişsiniz." dedi memnuniyetle.

"Mesleğimin verdiği bir özellik olsa gerek." dedim göndermeli bir şekilde.

"Bir gelişme mi var?" apartman merdivenlerini çıkıyorduk.

"Sizinle Gökhan Namlı'nın sorgusuyla ilgili gelişmeleri paylaşmak için geldim."

"Telefondan arayıp bilgi verseydiniz keşke. Buraya kadar zahmet etmeseydiniz." Dairenin kapısından içeri girmiştim. Buklet kabanımı çıkarıp kapının sol tarafında bulunan askılığa astım. O ise üzerindeki ceketle duruyordu L koltuğun ucuna otururken.

"Telefonla bilgi alışverişi yapmayı pek sevmem." Dedi soğuk bir edayla. Aslında mantıklıydı. Yüz yüze görüştüğümüz müddetçe olaylar üzerinde daha çok beyin fırtınası yapabiliyorduk.

"O olaydan sonra biraz daha iyi gördüm sizi." İlk defa benim ruh hâlim hakkında konuştuğunu farkettim. Beni gözlemlemişti.

"Evet, alışmaya başlama süreci diyebilirim."

"İnsan kaybettiklerinin ardından döktüğü gözyaşlarının onu geri getirmeyeceğini anlıyor. Bu da zaman sayesinde oluyor.." Sanki içinde bir yerlerde acımı hissettiğine dair bir tını vardı ses tonunda. Acaba bu sert bakışların ardında bir acı olabilir miydi? Düşünmeden edemedim.

"İşte bu yüzden acılarıma alışıp, onları dindirecek sonuçlara odaklanmam gerekiyor. Bu da Şair'in bulunmasıyla olacak." Gözlerine bakarak güçlü olduğumu hissetmesini sağlamak istiyordum. Bu da bir psikolojik tatmin etmeydi kendimce.

"Sizin de katkılarınızla bunu gerçekleştirmek mümkün." Cebindeki sigara paketini çıkarmaya yeltendi. 

"Umarım."

"Gökhan Namlı'yla olan görüşmeniz nasıl geçti?" Derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.

"Sizin dediklerinizi doğruladı. Ablanız mide ekşimesi sebebiyle birkaç defa muayene olmuş onda.

Fakat muhtemeldir ki geç döllenme olduğu için gebelikten şüphelenmemişler. Kan tahlili ultrason vs. Bunlar için birkaç defa gittiğinde bebek 6 hafta 2 günlükken gözükmüş. Ablanızla arasında hiçbir şey olmadığını ve zaten hayatında bir kadının var olduğunu söyledi."

"Peki hiç mi Kadın Doğum'a gitmemiş ablam?"

"Özel Sağlık Veri Sistemi'nden baktırdım. Herhangi bir klinik ya da hastane de şu son 2 hafta içerisinde muayene veya randevu gözükmüyor. Ama Gökhan kendisini hastanenizde tek Kadın Doğum Doktoru olan Hakan Sert'e yönlendirdiğini söyledi. Bu durumda ablanız hastane de kontrole gitmişti zaten." Kaşlarım çatılmıştı.

"Ama herhangi bir randevu yok demiştiniz." 

"Evet, yok ama bu ablanızın Hakan Sert'e muayene olmayacağı anlamına gelmiyor. Tabii özel bir bağ varsa aralarında..." Sesindeki imânın barındırdığı anlamı idrak etmiştim. 

" E Hakan ne diyor bu duruma, konuşma imkanınız oldu mu?" Omuzlarını dikleştirerek konuşmasına devam etti.

"Tabii ki de inkar ediyor. Konuşmaya başladığında çok da şaşkın değildi bu duruma ve ablanızın muayeneye geldiğini bile kabul etmedi. Ablanızla arasında olabilecek bir bağdan bahsettiğimde konuşmalarında durgunluk ve heyecan vardı. Düşünerek konuşuyordu. Suçluluk psikolojisinden mi yoksa bir şeyler saklamak istediğinden mi bilemem ama her şeyi inkar etmeye odaklanmış gibiydi."

"Peki şimdi ne yapacağız? İnkar ettiler diye geri mi çekileceğiz?" Sinirlenmeye başlamıştım. 

"Hayır tabii ki de. Fakat bir delil bulmamız lazım. Bu adamı mum edecek bir şey. Bebeğin ondan olduğuna dair şüphelerimizi güçlendirecek bir şey..."

Gözlerimi önümde duran orta sehpanın üzerindeki toz taneciklerine diktim. Renksiz camın üzerinde hafif grimsi bir tabaka oluşturmuşlardı.

Ablam hamileydi öldüğünde ve bebeğin babası kimdi onu bilmiyorduk. Belki de ablamın Hakan Sert'le bir ilişkisi vardı ve Hakan bebeği istemiyordu belki de bu yüzden hiçbir durumu kabullenmiyordu. Eğer kabul ederse şüpheli gözler daha da yoğunlaşacaktı gözünde. Belki de seminerdeki durgunluğu suçluluk psikolojisi yüzündendi.

Belki de o öldürmüştü. Kadınlarla gizli aşk yaşayıp herhangi bir sır sezdiğinde öldüren bir psikopattı. Bebeğin Hakan dan olup olmadığını nasıl anlayabilirdik nasıll?

Dirseklerimi kırıp başımı ellerimin arasına aldım. "DNA!" kafamı kaldırdığımda koyu yeşil gözleri bana anlamazca bakıyordu.

"Ne? Bebek daha anne karnındaydı Stajyer Hanım." Dedi bilmişçe.

"Fetal DNA örneği alacağız. Bebeğin en az 8 haftalık olması gerekiyor bu DNA testi için ve bebek de tam 8 haftalık. Anne karnındayken yapılan bir DNA testi çeşidi bu."

"Böyle bir şey ilk defa duyuyorum. Normalde bebek doğduktan sonra yapılan DNA testini hepimiz biliriz ama anne karnındayken olması beni şaşırttı. Tıp gerçekten gelişmiş diyelim."

"Zaten yeni yeni uygulanan bir test çeşidi bu ve eğer ablamdan yedekte kan örneği varsa bunu yapabiliriz. Bebeğin plasentası oluşmaya başladıktan sonra DNA'sı annenin kanında bulunmaya başlar ve biz de buradan Fetal DNA testini yapabiliyoruz."

Gözlerini kıstı. "Peki babadan herhangi bir örnek gerekmiyor mu?"

"Tabii ki de. Babadan tükürük salgısı gerekiyor bu testi tamamlamamız için." 

Düşünceli bir şekilde elini orta sehpa da duran telefonuna uzatıp birisini aradı. Hattın karşısındaki ses yaklaşık 10 saniye sonra duyuldu. Telefonun sesini benimde duymam için hoparlöre almıştı. İnce bir kadın sesi duyuldu.

"Selam Yavuz Bey."

"Selam Merve. Geçtiğimiz hafta gerçekleşen Sevda Kartaş cinayeti için seni aramıştım. Kız kardeşi bir tıp öğrencisi ve ablasının gebeliğinin kimden olduğunun mümkün olabileceğini söyledi."

Uzanıp elindeki telefonu aldım. "Merhaba Merve Hanım. Ben Ezgi. 4. Sınıf stajyerim. Fetal DNA sayesinde bebeğin kime ait olduğunu bulabiliriz."

" Merhaba Ezgi Hanım. Ben de Adli Tıp uzmanıyım. Evet dediğiniz gibi Fetal DNA ile bu mümkün."

Bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum.

"Adlî Tıp'ta kan örneği saklıyor musunuz?"

"Fetal DNA için kan numunesi ve babadan tükürük örneği gerekiyor. Büyük ve karışık vakalarda kan numunesi alır ve 14 gün sterile ve 35,5 derecede numuneleri saklarız. Ablanızın ölümünün üzerinden tam 10 gün geçmiş. 4 gün sonra numûneler işimize yaramayabilir."

"Yani 4 gün içinde şüpheli babadan tükürük örneği gerekiyor testi tamamlayabilmek için." diyerek araya girdi dedektif.

4 günümüz kalmıştı.

"Aynen öyle."

"Tamam Merve seni haberdar ederiz." elimden telefonu aldı.

"Görüşmek üzere." Merve'nin ince sesi kesildi telefonu kapatmasıyla.

"4 gün." Dedim seslice düşünerek.

"Evet, 4 gün içerisinde bebeğin kimden olduğunu öğrenemezsek işler düğüm olacak."

"O zaman hemen numune isteyin Hakan'dan ya da her kimden şüpheleniyorsak." Yanında oturduğum koltukta gövdemi ona döndürdüm. Sol eliyle kafasının arkasını kaşırken konuşmaya başladı.

"O kadar kolay değil."

"Nasıl kolay değil?"

"Sen yapacaksın." gözlerimi şaşkınlıkla ona diktim."Ben mi? Neden ben yapıyorum? Sonuçta bir soruşturma yürütülüyor ve hastanedekiler de farkında orta da bir ölüm olduğunu."

"O kadar kolay değil Stajyer Hanım." O da geniş gövdesini bana doğru çevirmişti. "DNA örneği için savcılıktan izin gerekiyor ve bu da bir hafta demek."

Masanın üzerindeki paketinden bir dal çıkarmıştım. "Sakıncası yoktur umarım." Dedim dalın parmaklarımın arasında olduğu elimi hafifçe yukarı kaldırarak. Sorun yok dercesine dudaklarını aşağı kıvırıp elini savurdu. Sigarayı alevleyip ona döndüm tekradan.

" O zaman nasıl hâlledeceğim?"

"Hastanede siz çalışıyorsunuz ve doktorlarla içli dışlı olan sizsiniz. Bunu yapabileceğinizi düşünüyorum. Numuneyi alıp direkt bana getirmeniz gerek çünkü zamanımız kısıtlı."

Odasına bir bahane uydurarak girip içtiği ya da yediği kaşığı almam gerekiyordu. 

"Ne olur ne olmaz Gökhan Namlı'dan da alın. Belki yalan söylüyordur. Belki Hakanın hiçbir şeyden haberi yoktur. Ablanla Gökhan arasında bir şey vardır. Sadece mide ekşimesi olan kısmını anlatmıştır bize. Her ihtimali düşünmemiz gerek.."

"İkisinin de aynı ortamda olduğu bir günü bulmam gerek" Aklıma kutlama geldi bir anda. Evet kutlamaya 3 gün vardı. Bu 3 gün içerisinde alamazsam kutlama da alabilirdim belki de.

"Cumartesi günü kutlama yapacağız. Eğer bu 3 gün içerisinde alamazsam o gün almam daha da az dikkat çekebilir." Kaşlarını çattı.

"Ne kutlaması?"

"Okulda yılın ilk açık ameliyatı olup aynı anda sınava dahil olan ilk öğrencilerdik. Birkaç arkadaşımla ameliyatı ve sınavı sorunsuz bir şekilde hâllettik. Yüksek riskli bir ameliyattı."

"Anladım." Gözlerinde çözemediğim bir his oluştu o an. Sigaramı söndürüp ayağa kalktım.

"Kahve içer misiniz?"

Gözlerinde sadiselik bir tereddüt geçti diyebilirim. "Gitmem gerek. Daha sık görüşeceğiz bundan sonra nasılsa." Siyah ceketinin yakalarını düzeltip ayaklandı. Önümde duruyordu.

Boyum çok da uzun değildi, 1.66'ydım ama şu an kendimi önünde 1.50 gibi küçücük hissettim. Boyu 1.85 vardı. 

Kafasını hafifçe eğip gözlerini bana kitledi."Görevinizi layıkıyla yerinize getireceğinizi umuyorum Stajyer Hanım." Nefesi hafifçe yüzümü sıyırmıştı. Pafümünün fujer aroması ve sigara kokusu birbirine karışıp hoş denebilecek bir koku oluşturmuştu.Zaten sigara kokusundan pek rahatsız olduğum söylenemezdi.

Cümlesini bitirip kapıya yöneldi.

"Hoşçakalın."

Görevimi yerine getirip katile bir adım daha yaklaşacaktım.