İçimin Fethi: Sükût ile Cenk Arasında Bir Şehir
Ben, kendi içimde kopan bir cenkten arta kalan bir neferim. Ne tam galip, ne de mağlup… Sanki Malazgirt Meydan Muharebesi’nden sonra ovada tek başına kalmış bir asker gibi; kılıcım elimde, fakat hangi zaferin yahut hangi kaybın bana ait olduğunu bilmez hâlde.
Ruhum, bazen bir payitaht kadar ihtişamlı, bazen de İstanbul'un Fethi öncesi surlar gibi yorgun ve gedik… İçimde nice kuşatmalar oldu. Her biri, bir başka arzunun, bir başka sevdanın hücumuydu. Ve ben her defasında ya bir kapı açtım içimden, ya da biraz daha yıkıldım kendi içime doğru.
Aşk… Ah o aşk ki, bir zamanlar Kerbela Olayı misali susuz bırakır insanın kalbini. Bir damla vuslat uğruna çöller aşarsın da, nasibine düşen çoğu vakit hicrandır. Sevmek, zannedildiği gibi bir bahar değil; çoğu kez içte büyüyen bir matemdir. Lakin yine de insan, o matemin içinde bir hikmet arar; zira bilir ki en derin yaralar, en hakiki duaların kapısını aralar.
Ben bazen kendimi Fatih Sultan Mehmed gibi hissederim; henüz fethedemediğim şehirler vardır içimde. Ve her yeni gün, bir başka kuşatmanın sabahıdır benim için. Lakin bilirim ki her fethin ardında nice sabır, nice sükût gizlidir. Gürültüyle değil, azimle açılır en muhkem kapılar.
Kimi vakit ise bir Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî nefesi dolaşır içimde. Der ki: “Yan ki olasın.” Ve ben yanarım… Geçmişin pişmanlıklarında, yarım kalmış cümlelerde, söylenmemiş vedalarda… Lakin bu yanış bir helâk değil, bir tekevvündür. İnsan yanmadan olgunlaşmaz; ateş, hem yakar hem de saflaştırır.
Dünya dediğin nedir ki… Bir sefer-i daimdir. Kimi vakit Haçlı Seferleri gibi uzun ve yorucu, kimi vakit bir göçebe konaklaması kadar kısa. Biz ise bu seferde, kendini arayan yolcularız. Ne tam vardık, ne de tamamen yoldayız.
Benim hikâyem; bir yanda kılıç şakırtısı, diğer yanda ney iniltisi… Bir yanımda savaş naraları, öte yanımda derviş sükûtu… Zira anladım ki insan, ne sadece cenk ile ne de yalnızca aşk ile tamam olur. İnsan, ikisinin arasında yoğrulan bir hakikattir.
Ve şimdi, kalbimin harabesine bakıp da ibret alan biri olarak şunu derim:
Ben, kendi içimin fethini bekleyen bir şehirim.
Ve bilirim… O fetih, ne bir orduyla gelecek ne de bir kılıçla;
ancak sabırla, aşkla ve biraz da ilahi bir sır ile…
Tepkiniz nedir?
Beğen
0
Beğenmedim
0
Sevdim
0
Eğlenceli
0
Sinirli
0
Üzgün
0
Vay
0