SAKIN BU YAZIYI OKUMAYIN! : HAYATIMIZDAKİ PARADOKSLAR

SAKIN BU YAZIYI OKUMAYIN! : HAYATIMIZDAKİ PARADOKSLAR

https://dergio.com/20221006/sakin-bu-yaziyi-okumayin-hayatimizdaki-paradokslar

İnsanların en önemli yeteneklerinden biri düşünmek ve sorgulamaktır. Düşüncelerin doğruluğu ve yanlışlığı ise insanların o düşünceyi mantıklarında bir yere oturtup oturtamadığına bağlı olarak değişir. Paradokslar da tam olarak burada hayatımıza giriyor diyebiliriz. Dilimizde yanıltmaç, çatışkı veya çelişki olarak adlandırılan paradoksları basitçe alışılmış düşüncelerin zıttı şeklinde tanımlamak mümkündür.  

Paradoksların Özellikleri 

  • Mantıksız gibi görünse de aslında kendi içerisinde bir mantığa sahiptir. 
  • İki doğrunun veya yanlışın çelişkisidir. 
  • Öğreticidir. 
  • Düşünmeye ve sorgulamaya teşvik eder. 
  • Zihin açmak için oldukça yararlıdır. 

Paradoks örneklerimize geçmeden önce, başlıktaki paradokstan bahsetmek istiyorum. ‘’Bu yazıyı okumayın!’’ başlığına rağmen ‘’neden okumayayım ki’’ deyip buraya gelip okuduğunuza göre bir paradoksa adım attınız bile! Okumamanız gerektiğini, okumadan anlayamayacağınız bir yazı basit bir paradoks örneğidir. Gelin hayatımızda sık sık karşılaştığımız diğer paradokslara beraber bakalım.  

Bilginiz arttıkça aslında ne kadar az bildiğinizi farkına varırsınız. 

‘’Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir’’ sözünü hatırlayanlarınız oldu mu? Aslında bu paradoks tam da bundan ibaret diyebiliriz. Bir şeyi bilmiyorsanız, neyi bilmediğinizi de bilmediğiniz için her şeyi biliyor gibi hissedersiniz. Öğrenmeye başladığınızda, bilginin okyanuslar kadar sonsuz olduğunu görür ve bildiklerinizin yalnızca o okyanustaki bir su damlası olduğunu farkına varır.  

Başarısızlıktan korkarsak, başarısızlık riskimiz artar. 

Bu durum kimilerince çekim yasası olarak kimilerince ise biraz sonra bahsedeceğim korku paradoksu olarak açıklanır.  

Bir şeyin zorluğunu ne kadar düşünürsek o kadar zorlaşır. 

Bir durumun ve duygunun anlamını biz yükleriz bu yüzden de bir şeyin önemi tamamen bize bağlıdır. İstemli veya istemsiz olarak yüklediğimiz anlamların yoğunluğunu belirler, başkasına kıyı gibi gözüken birde boğulacak gibi hissedebiliriz. 

Herkes herkesi değiştirmek ister ancak kendini değiştirmeyi denemez.  

Hepimiz değişimin yaşam için bir gereklilik olduğunu bilir ve bunun üzerine birçok şey okur, karşımızdakilere akıl veririz. Bir şeylerin değişmesi gerektiğini bilsek dahi, bunu karşıdan bekler ve benim yapmamla ne olacak ki gibi bir tavır sergileriz. ‘’Ben böyleyim’’ diyerek karşı taraftan sürekli değişmesini bekleyip bizi olduğumuz gibi kabul etmeleri için baskı kurmak da buna verebileceğimiz örnekler arasındadır. 

Ne kadar çok seçeneğiniz varsa, seçtiklerinizden o kadar az memnun olursunuz. 

Seçenekler arttıkça acabalar artar ve acabalar keşkeleri getirir. Keşkeler ise anın hırsızlarıdır. Elbette ki seçeneğin olmaması da iyi değildir ancak çok fazla seçenek için de durum ne yazık ki bundan ibarettir.                                                                                                                                                                                          

Kesin olan tek şey, hiçbir şeyin kesin olmamasıdır. 

Hiçbir şey kesin değildir, sadece o zamana göre uygunluk oranı yüksektir veya o zamana kadar doğru kabul edilmiştir. ‘’Yalnızca aptallar emin olur’’ sözü de bunu destekler niteliktedir diyebiliriz. Bu paradoks, bilgi paradoksunun da bir parçasıdır.  

Bir şeyden ne kadar korkarsan, o kadar çok maruz kalırsın. 

Anneannelerimizin deyişiyle ‘’istenmedik ot, burnunun dibinde biter’’ şeklinde açıklanabilen bu durum aslında Murphy kanunlarından da tanıdık gelebilir. Hayatımızda sık sık karşılaştığımız bir durumdur ve kaçtığımız şey de tam da önümüzde beliriverir belki de bu hayatın bize korkularımızın üstüne gitmemiz için yaptığı bir kıyaktır, ne dersiniz?  

Mutluluğu aramak, mutsuzluğa sebep olur. 

Mutluluk tanımı kişiden kişiye değişir, bu yüzden de başkasının kendi mutluluğuna ulaştığı yol sizin için uygun bir rota olmayabilir ve bizi ters yönde etkileyebilir.  

Birini ne kadar etkilemeye çalışırsak o kadar az etkileriz. 

Murphy kanunlarından biri ile devam edelim. Zorla güzellik olmaz veya kaçan kovalanır şeklinde de özetleyebileceğimiz bu paradoks, ne yazık ki hayatta çok kez karşımıza çıkar.  

Tarihten öğrendiğimiz tek şey, tarihten hiçbir şey öğrenmememizdir.  

Eğer tarihten bir şeyler öğrenmiş olsaydık, aynı hatalardan kaynaklanan olayları yaşıyor olmazdık değil mi? Bunu tarih tekerrür eder şeklinde açıklasak da, bazı olayların göz göre göre yapılan hatalardan dolayı gerçekleştiğini bilmek çok acı değil mi sizce de? Tarih derslerinde olayların sebeplerini ve sonuçlarını öğreniyoruz, çözüm üretmek için bu kadarı yeterli değil mi?  

Seçim yapmamak da bir seçimdir. 

Seçim, bir şeyi seçme veya seçmeme eylemidir. O halde seçmek her ne kadar bir seçimse seçmemek de öyledir.  

Yalancı, yalanı söyleyemeyen kişidir.  

Yalancı, yalanı söyleyemeyen kişiye denir çünkü eğer yalanı söyleyebilmiş olsaydı yalan olduğunu anlayamadığımız için o kişiye yalancı diyemeyiz. Yalan söylediği belli olan kişi ise aslında yalan söylemeyi beceremediği için yakalanır ve kendisine yalancı deriz.