Aile Yapımız

Aile Yapımız

İnsanın canından bir parça olan ailesi ile anlaşamamak çok acı verici. Bu dünya da ilk onlarla gözünü açtın sen. Ama gel gör ki bazen kanlı bıçaklı olabiliyorsun. Hele ki o küçük çocuk artık büyüyüp, bir birey olup, kendi düşünceleri, fikirleri oluşmaya başladığı zaman. İşte o zaman asıl düşmalık başlıyor. Böyle olması normal mi ki? Neden böyle olur ki? Kim, nerede hata yapıyor peki?

Bazen düşünüyorsun; benim kötülüğümü istemedikleri için böyle katı olabiliyorlar. Çünkü onlar senden büyük ve tecrübeli. Bazen düşünüyorsun; artık hiçbirinizi sevmiyorum.

Peki olması gereken bu muydu? Ailenin çocuğuna baskı yapması mıydı? Baskıcı birer ebeveyn olursak çocuğumuzun üzerinde egemenlik kurarız düşüncesi mi doğru olandı? Çocuğun sonunda hepinizden nefret ediyorum cümlesini kuracak kadar canının yanmış olması mı gerekiyordu? Sizce öyle mi?

Bence hiç öyle değil.

Herşeyden önce ailenin yapısını ele almak istiyorum. Ailenin yapısı da ilk başta eşlerin arasında ki sevgi, saygı, değer, kıymet. Bu dördüyle başlıyor.

Bunlardan önemli birşey gelmiyor benim aklıma. Birisinden birisi eksik olduğu zaman temel sarsılıyor. Sonra üzerine koymaya çalışılan tuğlalar yamuk bir zemin üzerine inşa ediliyor. Tamam belki tuğlaların şekliyle, fazla- eksik olmasıyla denge sağlanabilir, temelde ki yamukluk farkedilmez bu sayede diye düşünülebilir. Ama ya çoğumuzun yaptığı gibi tuğlalarda bozuksa. Koymaya çalıştığımız herbirisi yamuk, kırık- dökükse. O zaman nasıl düzelecek? 

Bunlar hayatımızın pek çok döneminde karşılaştığımız, ya da bizzat yaşadığımız şeyler aslında. Eşler arasında sevgi, saygı, değer, kıymet olmayınca sarsılan temelin yamukluğu yine aynı yamuk tuğlalarla düzeltilmeye çalışılıyor. Mesela ne? Birşeyin istemeyerek yapılması olabilir mi?

Örneğin; hanımı eşinden kendisine yeni kıyafet almasını ya da yeni kitap almasını veyahut akşam yemeği için eksik olan malzemeleri almasını istiyor. Eşi ne yapıyor peki? Alıyor evet. Ama istemeyerek, söylenerek, lanet okuyarak ya da hiçbirşey söylemese bile yüz ifadesi ve davranışlarıyla. Daha kötüsü de var hiç almıyor. Aynı örnek hanımı içinde geçerli tabiki. Burada tek erkekler şöyle erkekler böyle diye konuşmuyoruz. Ailenin yapısında ki problemlerden bahsediyoruz.

Başka bir örnek verelim. Eşi hanımından bir tepsi börek, bir fincan kahve ya da bir ılık söz istiyor. Ama hanımı ya içten gelmeyerek yapıyor, ya da yukarıda ki örnek gibi hiç yapmıyor. Bunlar çok basit birşey gibi gözükebilir evet. Ama bunlar aslında çok önemli şeylerdir. 

Belki bazılarımız bunu inkar ederiz bazılarımız açıkça söyleriz. Ama bu bizim yaratılışımızdan gelen birşey olduğu için hepimiz bir sıcak tebessüm, bir güvenli kucak isteriz. Muhakkak hepimizin sevgiye ihtiyacı var. Dile getirsek de getirmesek de. Hepimizin içinde o istek var. O yüzden herşey ilk başta saygıyla sevgiyle başlıyor. Eşler birbirini sever ve değer verirse kıymet verirse, zaten birbirlerini üzmeye, inciltmeye kıyamazlar. Belki bazı zamanlar yanlışlıkla olur ama onun da telafisinin güzellikle yapılması gerekir. Ufacık bir özür bile kalbi yumuşatır. 

Sevgi, saygı, değer ve kıymet. Bunlarla kurulan yuvanın içerisin de minik minik, kalbi doğuştan anne babadan gelen o sevgiyle atan çocuklar yetişir. Bu çocukların yetişmesin de de anne ve babanın ruh sağlığı,akıl sağlığı, beden sağlığının yerinde olması çok büyük rol oynar. Sağlıklı olan anne ve babanın çocukları da sağlıklı olur. Çünkü onlara kıymet vererek, değer vererek, severek ve tabiki saygı duyarak eğitim verirler. Hepimizin ilk öğretmenleri anne ve babasıdır. Bizler en ufaktan tuvaletimizi yapmayı, su içmeyi bile onlardan öğreniriz. Ve kim istemez ki öğencilerini sevip onlara kıymet veren öğretmenleri.

Herşey gerçekten bu dört kelimeyle başlıyor. Nice mutlu sevgi dolu o günlere... Şimdilik bu kadar. Başka satırlarda buluşmak ümidiyle...