Zorla Huzur Olmaz

Zorla Huzur Olmaz

Kendimiz olmak. Bu kelime bu kadar zor olamaz değil mi? Söylemek çok kolay da, ya başarabilmek?

O da kolay mı?

Hepimiz  hayatımızın bir çok evresinde başka biri oluruz. Hayır desek de, inkar etsek de bu böyledir. Başkasına mı özeniriz, yoksa bu istemsiz mi olur? Yoksa öyle olmak zorunda mı kalırız?

D şıkkı, hepsi..

Başkasına özenebiliriz evet, onun gibi güzel olmak, onun gibi zengin olmak, onun gibi zeki olmak.. Bunlara özenebiliriz. Bu doğal birşeydir.

Beğendiğimiz bir karakteristik özelliğini kendimize örnek alabiliriz mesela. Çok cömerttir, biz de elibol olmaya çalışırız. Yardımsever birisidir, biz de canlılara yardım etmeye başlarız. Doğru insanları örnek alabilmek güzeldir. Doğru davranışları örnek alabilmek güzeldir. Ama eğer ki kötü şeyleri örnek alırsak o zaman başka.. O zaman bunun farkına varıp çaresini bulmalıyız. 

Başka bir şık: İstemsizce başkasına benzemek.

Kişi içten içe birisini kıskanıyorsa, ya da onu beğeniyorsa ve bunu dile getiremiyor, daha kendisine bile açıklayamıyor, hatta farkında bile değilse eğer, işte bu şık ortaya çıkar. İstemeden onun gibi davranır. Ona benzer ama farkında olmaz. Eğer ki herşey tıkırında gidiyorsa, güzel huylara sahip oluyorsa,sorun yoktur. Ama çirkin huylara sahip oluyorsa ve etrafındakiler de  rahatsız olup dile getiriyorsa,  sorun yaşanabilir.

Ama burada asıl kötü olan şey; bilmeden kendini kaptırmaktır. Bakarsın artık kendin olmaktan çıkmışsın. Ve başkasının hareketleri kendi karakterin haline dönüşmüş. Benliğini, özünü, kimliğini yitirmişsin...

Bir diğer şık da, başkası gibi davranmak zorunda kalmak.

İşte bu en kötüsüdür. Bugünkü asıl konumuz aslında bu. Zor durumda bırakılmak.

Örneğin;çocuğumuz derslerinde başarısızsa ne deriz? ''Komşunun çocuğu sınavdan 100 almış. Sen niye onun gibi olamıyorsun''ya da '' Teyzenin oğluna bak, ne kadar başarılı, senin ondan neyin eksik?'' veya da en kötüsü,'' Seni doğuracağıma taş doğursaydım''

Bunları söylüyoruz ama, çocuğumuzun üzerinde oluşan etkinin ne kadarını bilipte söylüyoruz? Onun gururunun kırıldığını, İncindiğini, belki de bizden nefret etmeye başladığını.. Bunları görebiliyormuyuz? Anne baba belki bunu gaza getirmek için söylüyor, belki aklı başına gelsin diye. Ama böyle davranmak doğru mu?

Bunlar yerine, çocuğumuzu olduğu gibi kabullensek olmaz mı?

İlla mühendis olsun, doktor olsun, başarılı olsun, taktir edilsin, heryerde anılsın. Bu kalıplara sokmak zorunda mıyız? Kendi isteklerimiz neyse, kendi karakterimiz neyse, öyle olmaya zorlamak doğru mudur?

Biz böyle davranmaya devam ettikçe çocuğumuz da o örnek verdiğimiz, öyle olmasını istediğimiz insanlar gibi davranmaya başlar. Davranır, davranır.. Hiç olmak istemediği birisinin karakterinde yaşamaya çalışmak zorluğu altında yorulur gider. Bizim isteğimiz, hatta belki de egomuzu tatmin ettiğimiz doğrultuda, çocuğumuz kendi olmaktan çıkar. Başkasının yaşadığı hayatı, İstemediği bir hayatı yaşamak zorluğu altında yaşama hevesi söner. 

Anne ve baba çocuğunu belli bir karaktere sahip olasaya kadar ona yol göstermek zorundadır. Hani kendimi bildim bileli deriz ya. İşte çocuğumuz da kendini bilecek vakite geleseye kadar ona birşeyleri yaptırırız. Öyle olması gerektiğini söyleriz. Bunu böyle yap deriz. Ama artık kendini biliyorsa, belli bir karakteri oluştuysa, kafasında kendi fikirleri varsa, kendi istekleri varsa, artık onu birşeyler yapmaya zorlayamayız.

Bu saatten sonra olacak tek şey, zorlamayla beraber gelen kavga, gürültü, ardından nefret, ardından mutsuz bir yuva, mutsuz bir nesil.. 

Buradan şunu anlamayalım. Artık hiçbirşeye karışmamalıyız.

Bu davranış da yanlış olur. O ne kadar büyümüş olsa da, hala yardıma ihtiyacı olabilir. Büyükler görmüş geçirmiş olarak küçüklerine tavsiye de bulunması gerekmez mi? İşte biz bunun dozunu iyi ayarlamalıyız. Aslında hayat bir yemektir. Bizler, yakınlarımız ya da hayatımız da olan veya olacak olan insanlar yemeğin malzemeleri ve davranışlarımız da o yemeğe katacağımız baharatlardır.

Tek bir malzemeyle yemek olamayacağı gibi, tek bir insanla, kendimizle, ya da başkasıyla da hayatın anlamı olmaz. Malzemeler yani biz karışırız, tanışırız ki bir yemek oluşsun. Baharatları da yani davranışlarımızı da dozunda atmalıyız ki, yemek lezzetli olsun. 

Demem o ki, anne anneliğini, baba babalığını, çocuk çocukluğunu, öğretmen öğretmenliğini, doktor doktorluğunu... kısaca insan insanlığını bilir ve dozunda hareket ederse, nefeslerimiz birbirine karışan bu koca dünya da, kendini bilen insanlar sonucunda mutlu yuvalar, mutlu bireyler, mutlu geleceklerimiz olur...