Yokoluşsal Sancılar

Yokoluşsal Sancılar

Ortamızdaki antika sehpanın üstünde duran tabancaya uzandım. Daha öncesinde gümüş olduğu her halinden belli fakat yılların ardından kararmış, kabzası ahşap bir Nagant M1895 tabancaydı. Ateşlenebilecek sadece bir mermi vardı içinde. Bizse yaşamdan her türlü sarsıcı darbeyi yemiş, ölümü; bir vazgeçişten çok kurtuluş olarak gören, bedenleri genç fakat ruhları oldukça yaşlanmış, yozlaşmış iki insandık. Birbirimizin gözlerine bakamıyorduk. Zira gözlerimizin birbirine değdiği an yıllardır kırbaçlayarak yola getirmek için çabaladığımız duygularımızı dışa vurmaktan korkuyorduk. Çünkü biliyorduk ki, ipin ucunu bir kere kaçırırsak bir daha asla yakalayamazdık… Gözlerimi sıkıca yumup tabancanın soğuk namlusunu şakağıma dayadım. İşaret parmağımsa benden izinsiz, yerine, yuvasına kavuşan bir kuş gibi tetiğin üstündeki yerini almıştı. Göğsümün tam ortasında son nefesini veren bir serçe gibi çırpınan kalbime aldırış etmeden, fazla düşünmeden, titreyen elimi umursamadan tetiği çektim.

Patlama yok.

Ölüm yok.

Kahrolası hayat devam ediyor.

Tabancayı karşımdaki sehpanın üzerine bıraktım. Sıra ondaydı ve bunu zaten biliyor, uzun zamandır da bekliyordu. Hırıltılı bir nefes alarak benim aksime mutluluğunu, yüzündeki büyük, buruk gülümsemeye sığdırarak tabancayı masadan alıp hızla şakağına dayadı ve tetiği çekti.

Patlama yok.

Ölüm yok.

Kahrolası oksijeni ciğerlerine çekmeye devam ediyor.

Tabancayı ortamızdaki sehpaya bıraktı. Kalbim yine, aynı şiddetiyle kaburgalarıma vurmaya devam ederken uzanıp tabancayı kavradım. Kabullenişim, vazgeçişim, sona erişim ya da kurtuluşum… Namluyu çevik bir hareketle biraz önce olduğu gibi, şakağımdaki yerine dayarken bu sefer daha umursamaz hareket etmiş, tetiği saniyeler içinde çekmiştim.

Patlama yok.

Ölüm yok.

Kahrolası yaşamım sona ermedi.

Tabancayı kavradı, tetiği çekti…

Patlama yok.

Ölüm yok.

Kahrolası acılar hala yüreğinde sızlıyor.

Tabancayı kavradım, tetiği çektim…

Patlama yok.

Ölüm yok.

Kahrolası sancılar yerini koruyor.

Tabancayı kavradı, tetiği çekti ve…

Soğuk dört duvarın arasında yankılanarak kulaklarımın uğuldamasına sebep olan büyük bir ses.

Patlama var.

Ölüm var.

Kahrolası yaşamı sonunda sona erdi.

Oturduğum kanepeden kalkıp karşımdaki yığılmış bedene kısa bir göz attıktan sonra biraz ilerideki büyükçe komodinin üstünde duran bir avuç mermi arasından bir mermi daha aldım. Biraz önceki oturduğum yere yeniden kurulurken namluyu şakağıma dayadım. Bu Rus ruletinin bir kazananı ve bir kaybedeni değil, iki bedeni kaybeden fakat buradan kurtuluş biletini kazanan iki insan olacaktı. Parmağım tetiğin üstündeki yerini aldığında kendi kendime sırıttım. 

Patlama var.

Ölüm var.

Kahrolası düşüncelerim son buldu.

Zeynep İnci Ballı