Ölümcül Sır (Bölüm 1)

"Bana ilham veriyorsun." "Hatta en büyük ilham kaynağım sensin..." Dedi gözlerimin içine bakarak. "Birazdan en büyük eserimin sebebi olacaksın..." Gözlerindeki vahşilikle karışmış ışıltıyı ilk defa görüyordum. Elindeki parlak ve keskin neşteri bağlı bileklerime sanat inşa eder gibi büyük bir özenle sürttü, ardında süzülen kanlara aldırmadan... Teslim olmuştum... Ablasının öldürülmesiyle sarsılan Tıp öğrencisi bir kadın...Ardından gelen ölümlerle bilmeden ruhunu iblise satar.Bir yandan gizli aşkını sürdürürken, bir yandan çıkmaza sürüklenen cinayetleri Özel Dedektif Yavuz'la çözebilecek mi? Yoksa içindeki şüphelere esir mi olacak? Kan ve vahşet içerir.(+18)

1. ORMAN

Yoğun staj döneminin stresiyle gözlerimi açtım. Kasım ayının gökyüzüne verdiği grilik hâlâ uyumam gerekiyormuş hissi veriyordu yataktaki bana. Beynime işleyen alarmı susturduktan sonra isteksizce yataktan doğruldum. Saat tam sekizi 4 geçiyordu. Acîlen hazırlanmam lazımdı. Dokuzda hastanede olmam gerekiyordu.

Ablam her zamanki gibi benden önce kalkmış kahve hazırlıyordu."Ooo Doktor Hanım, kalkmışsıın?" dedi soru sorar bir edayla.

"Bu sefer ablama zahmet vermeyeyim dedim." 

Müzip bir şekilde gülümsedi. " Hem daha doktor hanım olmama çok var. Gerçi bu gidişle olamayacağım galiba. Bu sene kadar zor bir sene görmedim ben."

Tezgahın üzerindeki hazırlamış olduğu kahveyi yudumlamaya başladım. 

"Az mı çabaladın sen? 2 sene mezuna kaldın. Gece gündüz çabaladın. Şimdi yüzdün yüzdün kuyruğuna geldin. İki sene daha sık dişini. Yaşlanınca kim bakacak bana?" diye sitem etti hafifçe tebessüm ederek. O da mutfak masasına geçmiş kahvesini içiyordu.

"Umarım olur be abla." 

Kapıya doğru yöneldim. "Neyse saçlarıma fön çekecek misin?"

Yerinden doğruldu."Süsünden de vazgeçmez." dedi imayla.

"Stajyer doktoruz diye de kendimize bakmayalım mı?"

"Bilmem, belki bir prens için de olabilir yani" biraz evvelki iması hala cümlesinde barınıyordu. Odamdaki sandalyeye oturmuştum. O da fön makinesinin ısınmasını bekliyordu. "Bir kadın en başta kendi için bakımlı olmalı.Tamam bir flört meselesi olunca biz kadınlar daha da özenli oluyoruz ama bu benim her zamanki halim olduğu gerçeğini değiştirmez." dedim göz kırparak.

"Tamam, tamam. Biliyoruz senin her zamanki hâllerini ama merak ettim birisi var mı diye. Senin de hayatında biri olsun istiyorum. Doğru bir adamla, doğru bir zamanda, sana her zaman destek olabilecek birisi." Uzun dalgalı kahve saçlarımın nerdeyse yarısını bitirmişti. "Ben zamanında yanlış tercihler yaptım. Mutsuzluğu farkında olamadan seçtim. Senin de yanlış tercihler yapmanı istemiyorum. Eğer hayatına birisini dahil edersen ben de tanışmak isterim. Senin de mutluluğunu görmek isterim."

Saçlarıma fön çekme işini bitirmişti.Sadece sessizce onu dinledim.Hayatımdaki adamı tanımasını o kadar çok istiyordum ki... Ama yapamazdım. Doğru zaman değildi.

&

Vizitten sonra, O' nun yanına gitmek için can atıyordum.Yarın pratik saatimize girecek olmasına rağmen odasının kapısını tıkladım büyük bir heyecanla.

"Gel." dedi tok bir sesle.Kapıdan başımı uzattığım anda yüzünde önce bir şaşkınlık oldu. Sonrasındaysa sıcacık kocaman bir tebessüm belirdi. Ayağa kalkmış, masasının önüne geçmişti. Bense boynuna atıldım. Saçlarımın arasına bir öpücük kondurdu gözü kapıdayken, hemen ayrıldık. 

"Neden geldin Ezgi?" Hastanede olduğumuz müddetçe bana hep ismimle hitap ederdi.

"Aynı hastanede olup da seni görememek zor."dedim hüzünle gözlerimi indirerek. Masasının arkasındaki koltuğuna yerleşmişti.

" Biliyorum, benim için de zor ama bu konuyu konuşmuştuk." Kimse bilsin istemiyordu. Bir adı vardı ve bir öğretim üyesinin öğrencisiyle ilişki yaşadığı duyulursa kariyerine zarar verirdi, bunu biliyordum.

Elimdeki tıbbî onkoloji kağıtlarından gözümü ayırmadan "Evet konuşmuştuk ben de çılgınlık yapmak istedim." Bu sefer gözlerimi açık kahve gözlerine diktim. "Bu kadar rahatsız olacağını bilseydim gelmezdim Doktor Bey." Son cümlemi ses tonum artarak söylemiştim. 

Ayağa kalktım. Elimdeki kağıtları toparlayıp kapıya doğru yöneldim. Dışarıdan dersle ilgili konuştuğumuz düşünülsün diye getirmiştim bu notları peşimde. Ayaklanıp o koca gövdesini önüme dikti. Omuzlarımdan tutuyordu. 

"Çekilir misin önümden?"

Bu sefer kafam öne eğikti .Gözlerim dolmasın diye uğraşıyordum. Stajyer bir doktordum. Dışardan bakıldığında soğuktum ama sevdiklerime karşı neden bu kadar duygusaldım? Nefret ediyordum bazen kendimden. 

"Sevgilim." Dedi iç çekerek.Bu ortamda ilk defa bana böyle sesleniyordu.Gözlerime bakmamı istiyordu farkındaydım ama kafamı kaldırmadım.

"Tamam sorun yok. Klinik çalışma saatine yetişmem gerekiyor."

Hâlâ önümde dikiliyordu. Geniş gövdesi sakince inip kalkıyordu .Ellerini omuzlarımdan yavaşça kollarıma, kollarımdan ellerime indirdi. Yüzümü kaldırıp ona baktım. Ellerimi tutup dudaklarına götürdü. "Özür dilerim." Küçük bir öpücük kondurdu ellerimin üstüne. Gözlerime bakmaya devam etti. Cevap bekliyor gibiydi.

Belli belirsiz tebessüm ettim sorun yok dercesine. O da tatmin olmuş gibi yandan sırıtıverdi. "Yarın bir planınız yoksa akşam yemekte sizi ağırlamak isterim Stajyer Hanım." dedi sırıtışını devam ettirerek. Güldüm. "Bilemiyorum Doktor Bey,yarından sonraki gün biliyorsunuz ki teorik sınavım var.Çok uzun kalamam. Belki hiç gelemeyebilirim." dedim îmalı bir şekilde. Ellerimi hâlâ bırakmamıştı. "Sizi çalıştırabileceğimi umuyorum." 

Omuzlarından kapıya baktım bir an. O da önlem amaçlı geri çekildi ellerimi bırakarak. Kapıya yöneldim o masasına geçerken. "Yarın akşam yedi de görüşmek üzere." Dedim kapıyı örterken.

Eve vardığımda saat öğleden sonra altıydı. Sevim'le kahve içmiştik. Ablamla aynı hastanedeydik. Ama onun bugünki mesaisi sabah 12 de başlamıştı. Temizlik görevlisiydi. İşte bu yüzden ne ablama sevdiğim adamdan bahsedebiliyordum ne de ablamdan sevdiğim adama...İkisi de benim hayatımda bulundukları konumu kimsenin bilmesini istemiyordu.

Beyaz çalışma masamda oturmuş Çarşamba günü olacak sınavıma çalışıyordum. Ne de olsa yarın akşam randevum vardı. Eve gelince tekrar yapmam yeterli olurdu. 

Gözümü açtığımda akşam sekizi otuz yedi geçiyordu. Hematoloji kitabının üstünde uyuyakalmışım. Küçük odamı sadece sokaktan gelen ışık aydınlatıyordu. Camın hemen önünde bazalı bir yatak, ayak ucunun yan kısmında küçük aynalı bir gardolap vardı. Karşısında da çalışma masam duruyordu. Hava kasım ayının verdiği kasvetle kararmış gibiydi .Sandalyemden doğruldum. Ablam ortalama bu saatlerde evde olurdu. Evin koridoruna çıktım yalınayak. Ev karanlıktı, ablam gelmemişti anlaşılan. Mutfağın ışığını açtım. Buzdolabından dünden kalma tavuk soteyi ocağın üstüne ısıtmak için koydum. Kaç saattir yemek yememiştim. Başım ağrıyordu. Bir ağrı kesici içmem lazımdı. Tabağımı hazırlarken kapının kapandığını duydum. 

"Hoşgeldin, ben de yemeği yeni ısıttım. Gel otur, abla." 

Ablam kapının pervasında durmuş sofraya bakıyordu şaşkın gözlerle. "Sen sofra kurar mıydın yaa? İçine ne kaçtı?" dedi gülerek. 

"Altı üstü bir yemek ısıttım, hem kendime ısıtmıştım senin gelmene denk geldi " 

" Hem marifetli hem de yüzsüzüz." Dişlerini göstere göstere gülümsüyodu. 

"Olabilir." dedim, takmıyordum.

Tabakları doldurup masaya koydum. Ablamda üstünü değiştirmeye gitmişti. Hastaneden gelince her zaman yapardı bunu. Ev kıyafetlerini severdi. Küçük bir salata yaptım. Mevsim yeşillikli salata kış aylarında güzel gidiyordu. Üstüne siyah bol oversıze bir tişört ve altına da füme bir tayt giymişti. "Siyah renk gözlerinin elasını her zaman ön plana çıkarıyor." dedim gözlerini ilk kez görüyormuş gibi inceleyerek.

"Sanki senin gözlerin farklı bir renk" dedi alaya alarak.

"Ama saçların simsiyah olduğu için gözlerin daha da ön plana çıkıyor bence." 

Onun güzelliğine hep hayrandım. Benden biraz daha uzundu boyu. Benimkilerden daha koyu saçları vardı. Bizi birbirimize benzetirlerdi ama ben hep ablamı daha güzel bulurdum. Ablama göre de ben daha güzeldim. Mütevazi bir şekilde gülümsedi.

Yemeği yedikten sonra masayı topluyordum ki ablamın montunu giyindiğini gördüm. "Yine mi gidiyorsun?" sesim bıkkınlık doluydu. 

"Ezgi aynı muhabbetleri açmak istemiyorum. Biliyorsun bana iyi geliyor.

Hem akşam kendimi özgür hissediyorum ve midem için de temiz hava almak beni biraz rahatlatıyor." 

Evet birkaç haftadır midesinde  ekşime vardı. Sadece hastanedeki dahiliyeye bir kere gittigini ve gastritinin olduğunu soylemisti ama ilaç kullanmaktan nefret ettiği icin verilen ilaçları almadığını söylemisti. Sadece yediği yemeklere dikkat ediyordu bu sıralar.Evin kapısının önünde beyaz spor ayakkabılarını giyiyordu. 

"Sorun da akşam çıkman zaten ama sana ne söylersem söyleyeyim gideceksin."dedim hayıflanırcasına.

Kapıyı beni duymuyormuş gibi öpücük atarak kapattı.

&

Rüzgar çehresine sertçe vururken avının ondan habersiz olmasının zaferini kutlar gibiydi. Gecenin sessizligini soludu. Ayağının altındaki yerin titrediğini hissetti. Perileri gelmişti. O'nu özgür hissettiren bir tek onlardı. Rahatlaması gerekiyordu. Beyninin kıvrımları sanki kanın kokusunu almış gibi kafatasına vuruyor gibiydi. Etrafa iyice baktı. Kimse yoktu. Ağaçların arasından sessizce avına yaklaştı. Böyle bir gecede böyle bir tesadüf olamazdı. Bu ilham perilerinin O'na verdiği bir lütuf olmalıydı. O kanı akıtacak ve perilerini serbest bırakacaktı. Şeytanî bir gülümsemeyle avına baktı.

"Merhaba."...