Sadakat Erkeğin İşidir

Şubat 21, 2026 - 22:57
 0
Sadakat Erkeğin İşidir

Sosyal medyada sürekli tekrar edilen “kadınlar sadık, erkekler aldatır” anlatısı gerçeği çarpıtmaktır. 

Asıl sadık olan erkektir.

Bugün toplumlarda bir erkeklik sorunu olduğu doğrudur; ancak bu babaların oğullarını yetiştirememeleri ve çoğu zaman kadınların erkek çocukları yanlış yetiştirmelerinden kaynaklıdır. Sorumluluk görmeden büyüyen erkek, sadakati bir görev değil bir seçenek sanır.

Sadakat, erkeğin yalnızca bir kadına verdiği söz değildir. Vatanına, ailesine, toplumuna ve üstlendiği işe bağlı kalabilme iradesidir. Kaçmanın mümkün olduğu yerde kalabilmek, vazgeçmenin kolay olduğu anda yükü sırtlanmaktır. İnsanlık, tam da bu iradeyi gösteren erkekler sayesinde yükselmiştir. Düzen bozulmasın diye kendinden feragat eden bu erkekler, insan medeniyetinin taşıyıcılarıdır.

Erkek sadakati, duyguların geçiciliğine değil; görev bilincinin sürekliliğine dayanır. Hislerle değil, yükle sınanır. Alkışın olmadığı, sözlerin tükendiği yerde başlar. Şehirler bu sadakatle kuruldu, devletler bununla ayakta kaldı, aileler bu yüzden dağılmadı. Karşılık beklemeden sürdürülen bu duruş, insanlığı ileri taşıyan görünmez bir kuvvet oldu.

Erkek için sadakat çoğu zaman görünmezdir. Şiire dönüşmez, slogan olmaz. Bir emanet devredildiğinde başlar: Baba gider, ailenin sorumluluğu erkek çocuğa kalır. Eş, çocuk, aile, vatan, iş, düzen… Bunlar romantik cümlelerle değil, terk edilmeyen görevlerle ayakta durur. Erkek, kıymeti bilinsin diye değil; yapılması gerektiği için yapar.

Bugün erkeklerin kendi hikâyelerini anlatmaya başlaması bu yüzden rahatsızlık yaratmaktadır. Yerleşik anlatı sarsıldığında ilk refleks suçlamaktır. Oysa bu bir çatışma değil, gecikmiş bir hatırlatmadır. Çünkü toplumlar duygularla değil, sorumlulukla ayakta kalır; çarklar, yükü ertelemeyenler sayesinde döner.

Sadakat nutukla öğretilmez. Zor zamanda geri adım atmamakla öğrenilir. Erkek için sadakat; gitme ihtimali varken kalabilmek, vazgeçme hakkı varken vazgeçmemektir. Toplumları ayakta tutan da tam olarak bu sessiz kararlılıktır.

Erkek hikâyesi yüksek sesle anlatılmaz; yaşanır. Sızlanmaz, izin istemez, açıklama yapmaz. Yükü omzuna alır ve yürür. Bugün bu hikâyenin dillendirilmesi bir meydan okuma değil, bir gerçeğin ifadesidir:

Toplumlar duygularla değil, sorumlulukla ayakta kalır.
Bu sorumluluğu, yüz bin yıldır ve binlerce nesildir en ağır biçimde taşıyanlar erkeklerdir.

Yazan
Korhan KÜLÇE
27/12/2025

Tepkiniz nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmedim Beğenmedim 0
Sevdim Sevdim 0
Eğlenceli Eğlenceli 0
Sinirli Sinirli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0
Korhan KÜLÇE Ben; Kelimelerin sessiz ama derin gücüne erken yaşlarda kulak veren; fakat bu çağrıyı kaleme dökmeye ancak yıllar sonra cesaret eden bir anlatıcıyım. Çocukluk ve gençlik yıllarımda sözcükleri biriktirdim; kimi zaman defterlerin kenarına, kimi zaman zihnimin sessiz koridorlarına notlar düştüm. O yıllarda yazmak, bir eylemden çok bir bekleyişti, zamanla demlenecek bir içsel dilin hazırlığıydı. Yaşamın dönemeçlerinde sessizce biriken gözlemlerim ve iç konuşmalarım, sonunda kelimelere dönüşecek olgunluğa erişti. Yazıya geç başlamam bir gecikme değil, anlatacaklarımın derinleşmesine vesile olan uzun bir iç yolculuktu. Kalemimden dökülen metinlerde bu yolculuğun izleri açıkça hissedilir: kelimelerim acele etmez, duygularım yüzeyde gezinmez; her cümlem, yıllar boyunca içimde taşınmış bir düşüncenin ağırbaşlı yankısıdır. Benim dünyamda zaman yavaşlar, sesler usulca belirir; okur, hem kişisel hem evrensel bir anlatının kıvrımlarında kendi yolunu bulur. Kitaplarım… Onlar, içimde uzun yıllar sessizce yankılanan seslerin kâğıda bürünmüş hâli. Bir gecenin ortasında fısıldanan bir cümleden, bir sabahın ilk ışığında doğan bir düşünceden süzülüp geldiler. Her biri kendi zamanında, kendi mevsiminde yazıldı. Kimi bir yağmurun ince sızısıdır, kimi bir rüzgârın taşıdığı uzak bir hatıradır. Kelimelerimin arasından geçerken, belki kendi hikâyene benzeyen bir yankı duyarsın. Çünkü ben yazarken çoğu zaman kendime değil, sessizce bekleyen o görünmez okura seslenirim. Kitaplarım, yalnızca satırlardan ibaret değildir; onlar, kalbimin sakladığı seslerin, yıllarca konuşmayı bekleyen duyguların suretleridir. Ben sustukça onlar konuşur. Ben geçtiğim yerlerden uzaklaşsam da, onlar orada kalır, kelimelerin vefalı bekçileri gibi. Kitaplarım; Defne'nin Hikayesi - Fethiye'nin Sırları ve Kayaköy'ün Fısıltıları Elif'in Hikayesi - Gölgedeki Kadın Ece'nin Hikayesi - Güneşin Gölgesindeki Sır Alice'in Hikayesi - Küçük Bir Kalbin Yolculuğu Özlem'in Hikayesi - Zeytin Gölgelerinde Bir Tohum Farklı Hayatlar, Farklı Hikayeler İlişkiler Hakkında - 1 Biri Görür, Öteki Hisseder - Şiir Kitabı Sen de Haklısın Korhan KÜLÇE