Ateşi Aç Bırakanlar

Şubat 28, 2026 - 22:38
 0
Ateşi Aç Bırakanlar

İnsanlar artık ilişkiyi omuzda taşınan bir yük gibi görüyor.
Ama kimse şunu söylemiyor:
Yük sandığın şey, aslında birlikte kurduğun hayatın ağırlığı.

Herkes huzur istiyor,
ama kimse huzurun sırlarını taşımak istemiyor.
Herkes mutlu olmak istiyor,
ama kimse emek vermek istemiyor.
Herkes sevilmek istiyor,
ama kimse sevmenin sorumluluğunu yüklenmek istemiyor.
Herkes kalıcı bir bağ arıyor,
ama kimse kalmak için savaşmayı göze almıyor.

Gerçek dışı beklentilerle masaya oturuluyor.
“Beni hiç üzmeyecek.”
“Hep anlayacak.”
“Ben değişmeden her şey yolunda gidecek.”

Sonra ilk yorulmada,
ilk tartışmada,
ilk hayal kırıklığında
geri çekiliyor insanlar.

Aşkı ateş gibi düşün diyorsun ya…
Evet, ateş kendiliğinden sönmez.
Onu aç bırakırsan söner.

İlgi koymazsan,
emek koymazsan,
zaman koymazsan…
Alev neden senin için yansın?

Sonra üşüyen yine biz oluyoruz.
“Eskisi gibi değil” diyoruz.
Oysa mesele ateş değil.
Mesele, artık odun taşımak istemeyişimiz.

Gerçek bağ romantik cümlelerde değil.
Her gün yeniden verilen kararda.

“Seni seçiyorum.” demek kolay.
Ama yoğunken hatırlamak zor.
Haklıyken tonu düşürmek zor.
Gururu yutmak zor.
Kırıldığında kaçmayıp konuşmak zor.

İlişki emek istemez dediğin an
aslında şunu söylüyorsun:
“Artık uğraşmak istemiyorum.”

Kopuş tam orada başlar.
Sessiz.
Görünmez.
Ama kesin.

Çünkü insan seçildiği yerde kalır.
Cepte hissedildiği yerde değil.

Ve belki de en acı gerçek şu:
İnsanlar aşkı kaybetmiyor.
Sadece elini çekiyor,
odunu atmayı bırakıyor.
Alev sönmüyor sandıkları yerde,
ama içten içe üşüyorlar.

Yazan
Korhan KÜLÇE 
28/02/2026 07:00

Tepkiniz nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmedim Beğenmedim 0
Sevdim Sevdim 0
Eğlenceli Eğlenceli 0
Sinirli Sinirli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0
Korhan KÜLÇE Ben; Kelimelerin sessiz ama derin gücüne erken yaşlarda kulak veren; fakat bu çağrıyı kaleme dökmeye ancak yıllar sonra cesaret eden bir anlatıcıyım. Çocukluk ve gençlik yıllarımda sözcükleri biriktirdim; kimi zaman defterlerin kenarına, kimi zaman zihnimin sessiz koridorlarına notlar düştüm. O yıllarda yazmak, bir eylemden çok bir bekleyişti, zamanla demlenecek bir içsel dilin hazırlığıydı. Yaşamın dönemeçlerinde sessizce biriken gözlemlerim ve iç konuşmalarım, sonunda kelimelere dönüşecek olgunluğa erişti. Yazıya geç başlamam bir gecikme değil, anlatacaklarımın derinleşmesine vesile olan uzun bir iç yolculuktu. Kalemimden dökülen metinlerde bu yolculuğun izleri açıkça hissedilir: kelimelerim acele etmez, duygularım yüzeyde gezinmez; her cümlem, yıllar boyunca içimde taşınmış bir düşüncenin ağırbaşlı yankısıdır. Benim dünyamda zaman yavaşlar, sesler usulca belirir; okur, hem kişisel hem evrensel bir anlatının kıvrımlarında kendi yolunu bulur. Kitaplarım… Onlar, içimde uzun yıllar sessizce yankılanan seslerin kâğıda bürünmüş hâli. Bir gecenin ortasında fısıldanan bir cümleden, bir sabahın ilk ışığında doğan bir düşünceden süzülüp geldiler. Her biri kendi zamanında, kendi mevsiminde yazıldı. Kimi bir yağmurun ince sızısıdır, kimi bir rüzgârın taşıdığı uzak bir hatıradır. Kelimelerimin arasından geçerken, belki kendi hikâyene benzeyen bir yankı duyarsın. Çünkü ben yazarken çoğu zaman kendime değil, sessizce bekleyen o görünmez okura seslenirim. Kitaplarım, yalnızca satırlardan ibaret değildir; onlar, kalbimin sakladığı seslerin, yıllarca konuşmayı bekleyen duyguların suretleridir. Ben sustukça onlar konuşur. Ben geçtiğim yerlerden uzaklaşsam da, onlar orada kalır, kelimelerin vefalı bekçileri gibi. Kitaplarım; Defne'nin Hikayesi - Fethiye'nin Sırları ve Kayaköy'ün Fısıltıları Elif'in Hikayesi - Gölgedeki Kadın Ece'nin Hikayesi - Güneşin Gölgesindeki Sır Alice'in Hikayesi - Küçük Bir Kalbin Yolculuğu Özlem'in Hikayesi - Zeytin Gölgelerinde Bir Tohum Farklı Hayatlar, Farklı Hikayeler İlişkiler Hakkında - 1 Biri Görür, Öteki Hisseder - Şiir Kitabı Sen de Haklısın Korhan KÜLÇE