İYİLEŞMEK DİYE BİR ŞEY YOK, BIRAKMAK VAR.

Ağustos 31, 2026 - 00:25
 0
İYİLEŞMEK DİYE BİR ŞEY YOK,  BIRAKMAK VAR.

Rollo Tomassi benim (çağdaşım olarak) favorim olsa da son haftalarda sıkça Carl Jung okur ve dinler oldum. 

- "Rollo; dostum selamlar, üzülme sen hala benim favorimsin.
9 demir kuralını uygulamaya devam. 7. kuralını ciddiye almadığım için özür dilerim. Sen haklıydın.''

''Ders, sen dersini alana kadar devam eder''

----------------------------------------

Neyse biz Jung üstada dönelim;

''İyileşmek diye bir şey yoktur.
Bırakmak vardır.''

Carl Jung’a atfedilen bu sözün asıl meselesi budur.
Çünkü insanlar iyileşmeyi yanlış anlıyor.

Sanki kırıldığımız yerleri tamir edip eski hâlimize dönecekmişiz gibi.

Dönmeyeceğiz.

İnsan saksı değildir.

Kırıldığında yapışkanla eski haline dönmez.
Yaşadığı her şey, insanın içine bir iz bırakır.

Hakarete uğramak,
Küçümsenmek,
İhanet,
Terk edilmek,
Kaybetmek,
Aşağılanmak,
Utandırılmak,
Güvenip karşılığında bedel ödemek.

Bunların hiçbiri, yaşanmamış gibi silinmez.

Mesele de zaten silmek değildir.

Mesele, yaşadıklarının bundan sonraki hayatını yönetmesine izin vermemektir.

Çünkü bazen insanlar hayatımızdan çıkar.
Ama biz onları zihnimizden çıkaramayız.
Hâlâ onlarla konuşuruz.

“Keşke şunu da söyleseydim…”
“Keşke şunu yapsaydım…”
“Keşke bana ne yaptığını daha önce fark etseydim…”
“Keşke ona hiç güvenmeseydim…”
“Keşke hiç karşılaşmasaydık…”

Ve fark etmeden, çoktan bitmiş bir ilişkinin cezasını hâlâ kendimize ödetiriz.

İşte insanı tüketen şey bazen yaşadığı acı değildir.
Acıyı her gün tekrar tekrar yaşamasıdır.

- Geçmişi değiştiremeyeceksin.
- O konuşmayı yeniden yapamayacaksın.
- O günü geri getiremeyeceksin.
- Söylenmiş sözleri geri alamayacaksın.
- Sana yaptığı saygısızlıkları unutmayacaksın.
- Hatalarını düzeltmesini sağlayamayacaksın.

O hâlde neden hâlâ aynı mahkemeyi zihninde kurup duruyorsun?

Bırakmak, sana yapılanı affetmek değildir.

Onu haklı çıkarmak hiç değildir.

Bırakmak, *artık onun yüzünden kendini cezalandırmamaktır.*

Çünkü birinin sana yaptığı kötülüğün ikinci bedelini kendine ödetmek zorunda değilsin.

Sana haksızlık etti diye herkes sana haksızlık edecekmiş gibi bakmak zorunda değilsin.

Seni terk etti diye bir daha sevilmeyeceğine inanmak zorunda değilsin.

Seni bir çok defa kandırdı diye hayatının geri kalanında paranoyak yaşamak zorunda değilsin.

Sana defalarca saygısızlık yapmasına, küçümsemesine izin verdin diye başkalarının da sana saygısızlık yapmasına izin vereceksin anlamına gelmez

*Çünkü başına gelen şey senin hikâyendir.
Ama senin tamamın değildir.*

İnsanın en büyük yanılgılarından biri de budur:

Başına geleni, kim olduğuyla karıştırmak.

“Ben terk edildim”
“Ben kandırıldım”
“Ben şanssızım.”
“Bana saygısızlık yapılamasına izin verdim.”
“Ben yanlış seçim yaptım.”

Hayır.

Sen bunların hiçbiri değilsin.

Bunlar senin başına gelen şeyler.

Ve başına gelenlerle kendini aynı şey sanmaya başladığın anda, geçmiş seni yönetmeye başlar.

Jung’un ''gölge'' dediği taraf da burada ortaya çıkar.

Kendimizde görmek istemediğimiz taraflar.

Korkularımız,
Zayıflıklarımız,
Kıskançlığımız,
Öfkemiz,
Aptalca yaptığımız seçimler,
Utandığımız hatalar,
Bize yapılan saygısızlıklar,
Kendimize itiraf etmek istemediğimiz gerçekler.

İnsan bunlardan kaçtıkça özgürleşmez.

Tam tersine, onlara daha fazla bağlanır.

Çünkü insan kendinden kaçamaz.

Nereye gidersen git, kendini de yanında götürüyorsun.

Bu yüzden bazen bırakman gereken şey bir insan değildir.

O insanın sende bıraktığı hikâyedir.

“Ben artık eskisi gibi olamam.”
“Kimseye güvenemem.”
“Bundan sonra herkes beni yaralar.”
“Benim kaderim bu.”

Asıl zincir bunlardır.

İnsan geçmişi bırakamadığında, geçmiş de insanı bırakmaz.

Çoktan gitmiş insanlarla kavga etmeye devam eder.

Çoktan kapanmış kapıların önünde bekler.

Değişmeyecek olaylardan hâlâ hesap sorar.

Ve hayatını, artık hayatında olmayan insanların kararlarına göre yaşamaya devam eder.

Bunun adı sadakat değildir.; Bunun adı esarettir.

Bazı kapıların kapanması kayıp değildir.

Bazen hayatın sana verdiği en net cevaptır.

Bazen gitmesi gereken gider.

Bazen bitmesi gereken biter.

Ve bazen senin yapman gereken tek şey, kapanan kapıyı tekrar açmaya çalışmayı bırakmaktır.

Çünkü bırakmak yenilmek değildir.
Vazgeçmek değildir.
Unutmak hiç değildir.

Bırakmak, yükü sahibine iade etmektir.

Sana ait olmayan suçu taşımamaktır.

Geçmişin hesabını geleceğinden tahsil etmemektir.

Ve bir gün dönüp yaşadığın her şeye rağmen şunu söyleyebilmektir:

“Evet.
Bunu yaşadım,
Beni değiştirdi,
Canımı yaktı,
Belki beni eskisinden daha sert, daha acımasız yaptı,
Ama artık hayatımı yönetmesine izin vermiyorum.”

Sonra da arkanı dönüp yürümektir.

Çünkü bazı yaralar kapanmaz.
Bazı insanlar unutulmaz.
Bazı acılar tamamen geçmez.

Ama insan bir noktadan sonra şunu öğrenir:

Yarayı iyileştirmek zorunda değilsin.
O yarayı her gün yeniden açmayı bırakman yeter.

Ve belki gerçek iyileşme dediğimiz şey tam olarak budur:

Unutmak değil.
Affetmek değil.
Eski hâline dönmek hiç değil.

Sadece artık geçmişin, geleceğinin sahibi olmadığını anlamak.

Bittiği yerde bırakmak.
Ve hayatına devam etmek.

Yazan
Korhan KÜLÇE
31/08/2026
00:15
Balkonda, patili mazlum oğlum ile

Tepkiniz nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmedim Beğenmedim 0
Sevdim Sevdim 0
Eğlenceli Eğlenceli 0
Sinirli Sinirli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0
Korhan KÜLÇE Ben; Kelimelerin sessiz ama derin gücüne erken yaşlarda kulak veren; fakat bu çağrıyı kaleme dökmeye ancak yıllar sonra cesaret eden bir anlatıcıyım. Çocukluk ve gençlik yıllarımda sözcükleri biriktirdim; kimi zaman defterlerin kenarına, kimi zaman zihnimin sessiz koridorlarına notlar düştüm. O yıllarda yazmak, bir eylemden çok bir bekleyişti, zamanla demlenecek bir içsel dilin hazırlığıydı. Yaşamın dönemeçlerinde sessizce biriken gözlemlerim ve iç konuşmalarım, sonunda kelimelere dönüşecek olgunluğa erişti. Yazıya geç başlamam bir gecikme değil, anlatacaklarımın derinleşmesine vesile olan uzun bir iç yolculuktu. Kalemimden dökülen metinlerde bu yolculuğun izleri açıkça hissedilir: kelimelerim acele etmez, duygularım yüzeyde gezinmez; her cümlem, yıllar boyunca içimde taşınmış bir düşüncenin ağırbaşlı yankısıdır. Benim dünyamda zaman yavaşlar, sesler usulca belirir; okur, hem kişisel hem evrensel bir anlatının kıvrımlarında kendi yolunu bulur. Kitaplarım… Onlar, içimde uzun yıllar sessizce yankılanan seslerin kâğıda bürünmüş hâli. Bir gecenin ortasında fısıldanan bir cümleden, bir sabahın ilk ışığında doğan bir düşünceden süzülüp geldiler. Her biri kendi zamanında, kendi mevsiminde yazıldı. Kimi bir yağmurun ince sızısıdır, kimi bir rüzgârın taşıdığı uzak bir hatıradır. Kelimelerimin arasından geçerken, belki kendi hikâyene benzeyen bir yankı duyarsın. Çünkü ben yazarken çoğu zaman kendime değil, sessizce bekleyen o görünmez okura seslenirim. Kitaplarım, yalnızca satırlardan ibaret değildir; onlar, kalbimin sakladığı seslerin, yıllarca konuşmayı bekleyen duyguların suretleridir. Ben sustukça onlar konuşur. Ben geçtiğim yerlerden uzaklaşsam da, onlar orada kalır, kelimelerin vefalı bekçileri gibi. Kitaplarım; Defne'nin Hikayesi - Fethiye'nin Sırları ve Kayaköy'ün Fısıltıları Elif'in Hikayesi - Gölgedeki Kadın Ece'nin Hikayesi - Güneşin Gölgesindeki Sır Alice'in Hikayesi - Küçük Bir Kalbin Yolculuğu Özlem'in Hikayesi - Zeytin Gölgelerinde Bir Tohum Farklı Hayatlar, Farklı Hikayeler İlişkiler Hakkında - 1 Biri Görür, Öteki Hisseder - Şiir Kitabı Sen de Haklısın Korhan KÜLÇE